Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Sünnet & Hadis
> Sünnet
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et SiteMap

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 03-09-2008   #1
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: istanbul
Mesaj: 1,538
İtibar
Tecrübe Puanı: 16
Rep Puanı : 948
Rep Derecesi :
Hesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkem
Hesna RSS Feed
Standart Sünnet Üzerine Bir Açık Oturum...



SÜNNET ÜZERİNE BİR AÇIK OTURUM

el-Müslimûn gazetesi Ezherli âlim ve İslâm mütefekkirlerinden olu-şan on üç kişilik bir heyeti, Sünnet ve Hadis ile ilgili meseleleri tartışmak üzere yuvarlak bir masada, ilk defa bir araya getirdi Ateşli bir tartışma ortamında geçen konu, Sünnet’in sadece zayıf ve uydurma hadislerden değil; sarih nasslarla çelişen senedi sahih hadislerden de arındırılması gibi önemli ve riskli bir konu idi Bu toplantıya katılan bazı âlimler, Allah’ın Kitabından Sonra En Sahih Kitab olarak kabul edilen Sahih-i Buhâri’nin ihtiva ettiği birtakım müşkül konuları, yine ilk defa münakaşa mevzuu yaptılar

Bilindiği üzere Sünnet eskiden olduğu gibi bugün de İslâm ulema-sının en çok tartıştığı konulardan biridir Daha ilk asırda, hadislerin ya-zılıp, yazılamayacağı üzerinde sahabenin ihtilaf ettiğini görüyoruz Ba-zıları Hz Peygamber’in ilk zamanlar hadisin Kur’an’la karışmasını en-gellemek için yazımını yasaklayan rivayetini ileri sürerek buna karşı çı-karken; bazıları da Hz Peygamber’in birtakım sahabelere verdiği yazma ruhsatından hareketle kaydedilmesini istemiştir Bunlar Rasûlullah’ın söz konusu yasağını ise, Kur’an’la karışmaması için bir ikaz olarak değerlen-dirmişlerdir Ancak her iki taraf da ikisinin yazımını birbirinden ayırmaya muvaffak olmuş ve İslâm Şeriatı’nın ikinci kaynağı olan Sünnet’e gereken önemi vermekten aslı geri durmamıştır

Yine, ilk asırlarda mezhep mutaassıplarının, münafıkların ve yalan-cıların ürünü olan mevzû hadislerin ortaya çıkmasıyla ikinci bir tartışma başlamıştır Hadis âlimleri derhal bu fitnenin önüne geçmek ve zayıf ha-disleri sahih olanlarından seçmek için cerh ve ta’dil ilimini te’sis ettiler Böylece Sünnet her türlü şâibeden muhafaza edilerek tedvin edilmiş ve bu şekilde günümüze kadar gelmiştir

Son asırlarda bu tartışma ve ihtilafların yeniden ortaya çıktığını gö-rüyoruz Bazıları zayıf hadislerden hareketle dine saldırıp şüpheler ortaya atarken, bazıları da sahih hadis kaynaklarını tarayarak akla muhalif gözü-ken hadisleri çıkarmış ve bundan hareketle hem Sünnet’i, hem de hadis-lerden çıkan kural ve kaideleri arındırılmaya tâbi tutulmasının kaçınılmaz olduğu iddiaları ortaya çıkmıştır

Ancak Sünnet nelerden arındırılacak? Hadis ehli nezdinde bilinen usûl ve şartlara muhalif olan kusur ve illetleri taşıyan senedlerden mi? Yoksa aklın almadığı, doğruluğundan ve mantıkiliğinden şüpheye düştü-ğü metinlerden mi arındırılacak?

Bu arada, Sünnet yeniden bir tahlil ve tenkide tâbi tutulsa dahi, Buhâri ve Müslim’i bundan uzak tutmak gerektiğini, aksi takdirde ümme-tin büyük bir vebal altına gireceğini, rastgele herkesin Sünnet ve Hadis hakkında ileri geri konuşacağını, bunun da büyük bir fitneye yol açacağını haykıran muhafazakâr sesler yükselmeye başladı

Gazetemiz bu tartışmalara ilgi duymuş ve şu soruları tekrar gündeme getirmiştir

1 Sünnet’in yeniden arındırılması gerektiğine inanıyor musunuz? İnanıyorsak buna ne zaman ve nasıl başlayacağız? Hadis âlimleri ve uz-manları ihtilaf ve tartışmalara yol açan, akla ve vakıaya aykırı düşen ha-dislerden Buhâri ve Müslim de dahil bütün sahih hadis kaynaklarını mı arındıracaklar?

2 Yoksa Buhâri ve Müslim’in hiç tebdil ve tağyire ihtiyacının olma-dığına, yapılacak işin sadece müşkül olan hadisleri yeniden yorumlamak ve doğru anlayışa varmak için sair rivayetlerle tevfik edilmesi gerektiğine mi inanıyoruz?

İşte bu sorulara doğru cevap bulmak için gazetemiz el-Müslimûn, Kahire’deki bürosunda, meseleyi bütün boyutlarıyla ele alan bir açık otu-rum gerçekleştirdi Saatlerce süren üst üste iki oturuma, birçok fıkıh, ha-dis, tefsir ve kelâm âlimi ile bazı İslâm mütefekkirlerini davet ederek “Sünnet’i yeniden anlamak ve yorumlamak mı gerekiyor, yoksa yeni bir elemeye mi ihtiyacı var?” sorusunu sordu


Oturuma Katılanlar
Prof Dr Ahmed Ömer Haşim, Ezher Üniversitesi Rektör Yrd
Prof Dr Huseyni Ebu Ferbe, Ezher Üniversitesi Tefsir ve Hadis Öğ-retim Üyesi
Prof Dr el-Acemi ed-Demenhûri, Ezher Üniversitesi Usûl’ud-Din Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof Dr Cemaluddin Mahmud, Yüksek İslam Konseyi Sekreteri
Prof Dr Seyyid Rızk Tavil, Ezher Üniversitesi İslâmi Eğitim Fakültesi Dekanı
Prof Dr Abdulcelil Çelebi, Davetçiler Enstitüsü Dekanı
Prof Dr Abdulfettah el-Cündi, İslâmi Araştırmalar Konseyi Üyesi
Prof Dr Abdullah Abduşşekur, Evkaf Bakanı Birinci Yrd
Prof Dr Ahmedi Ebu’n-Nûr, Eski Evkaf Bakanı
Muhammed Gazâli, İslam Davetçisi
Prof Dr Muhammed Ammâra, Düşünür
Prof Dr Muhyiddin es-Sâfi, Usûl’ud-Din Fak Eski Dekanı

 

Hesna isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-09-2008   #2
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: istanbul
Mesaj: 1,538
İtibar
Tecrübe Puanı: 16
Rep Puanı : 948
Rep Derecesi :
Hesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkem
Hesna RSS Feed
Standart --->: Sünnet Üzerine Bir Açık Oturum...



BİRİNCİ OTURUM



el-Müslimûn: Her şeyden önce, bu toplantımıza katılan saygı de-ğer âlimlerimize hoşgeldiniz diyor ve fırsatı yakalamışken ilk soruyu büyük İslâm davetçisi Şeyh Muhammed Gazâli’ye yöneltiyoruz Zira Şeyh Gazâli son olarak kaleme aldığı es-Sünnet’un-Nebeviyye beyne Ehli’l-Fıkh ve Ehli’l-Hadis adlı eserinde, birçoğu Buhâri’de geçen sahih hadislerden elde edilen hükümlere karşı çıkmıştır Şimdi Şeyh Gazâli’ye soruyorum; sahih hadisleri diğerlerinden seçmek için elimizdeki ölçü ne olacak? Bugün elimizde bulunan, sadece Hadis İlmi’nin üzerine bina edildiği cerh ve ta’dil kaideleri ile Mustalah’ul-Hadis İlmi’nin kuralları mı? Nebevi Sünnet’i yeniden her türlü saldırıya karşı korumak için onu bu kurallara göre mi değerlendireceğiz, yoksa hepsini red mi edeceğiz?


Gazâli: Bazı insanlar çıkıyor ve “Bizi Sünnet ilgilendirmez, bize Kur’an yeter” diyorlar Bu büyük bir hatadır, bunu söyleyenler mese-leyi karıştırıyorlar Zira Hz Peygamber’in hayatı, Kur’an’ın bütün yö-nünün ameli bir tatbikidir Onun ibadet, ahlâk, cihad ve muamelede sireti, yeryüzünü değiştiren ve bambaşka bir medeniyet getiren canlı bir Kur’an’dır Şayet kavli ve ameli sünnet olmasaydı Kur’an hayal âlemin-de yaşayan felsefi nazariyelere benzerdi

Binaenaleyh Hz Muhammed’in sosyal, siyasal ve askeri alanlarda koymuş olduğu sünnetleri, daha da önemlisi ibadet ve itikad ile ilgili or-taya koyduğu prensipleri, kıyamete kadar kalacak Risalet’in bölünmez bir parçasıdır Nasıl ki su hidrojen ve oksijenden meydana geliyorsa, İslâm da Kitab ve Sünnet’ten oluşmaktadır
Son yazdığım eserimde ben yeni birşey söylemiş ve uydurmuş deği-lim, ben sadece bu konuda geçmiş âlimlerin söylediklerini te’yid ederek onlara tâbi oldum Tâbi olduğum âlimlerin başında dört mezhep imamı; Ebu Hanife, Mâlik, Şâfii ve Ahmed, daha sonra da Müslüman âlimlerin ekseriyeti gelmektedir

Şimdi tekrar soralım; ben ne dedim? Dedim ki; Sünnet iki kısma ayrılır Biri yakini (kesin) bilgi ifade eden mütevatir sünnet, diğeri de zanni bilgi ifade eden âhad haberler Ben henüz Ezher’de talebe iken derslerimizde okurduk; Farz kat’i delil ile sabit olan ve hiçbir şüpheye medar olmayan hususlardır Vacib ise yani müekked sünnet kendi-sinde şüphe bulunan, zanni delil ile sabit olan hususlardır
Öyleyse itikadi meseleler sadece Kur’an ve mütevatir Sünnet’le sa-bit olabilir Ancak mütevatir haber ile sabit olan bir akidenin izahı için âhad hadislerden yararlanılabilir Mesela kabir azabı veya sevabı ile ilgili hadisler âhad haberlerdir Ancak Kur’an ile sabit olan ölümden sonraki halin bir izahı olduğu için, bana göre makbuldür ve bunu kitaplarımda zikrediyorum
Bütün söylediklerimizi şu şekilde özetleyebiliriz: Akâidin kaynağı kesin bilgi ifade eden nasslardır Ahad haberlere sadece Kitab ve mütevatir Sünnet çerçevesinde yer verilebilir

el-Müslimûn: Söylediğiniz bu hadis âhad haber ulemanın cum-huru nezdinde kabul görmüş Buhâri ve Müslim gibi sahih hadis kitapla-rında geçiyorsa ne olacak?

Gazali: Sahih hadis; adalet ve zabt sahibi birisinin, senedin sonuna kadar yine kendisi gibi kimselerden şazz ve illetten âri olarak tefsir etmişlerdir Peki bu durumda herhangi bir hadis Kur’an’a muhalif ise onu kabul mu edeceğim, yoksa ret mi edeceğim? Bu soru benden çok önceki âlimlerin hatırına gelmiş ve cevap aramışlardır Mesela Mâliki mezhebi-nin kurucusu İmam Mâlik’i ele alalım; onun Medine ehlinin ameline ters düşen hadisleri terk ettiğini görüyoruz Bu meyanda (Fatiha’dan önce okunan) duayı bildiren âhad haberi kabul etmemiştir
Mağrib ülkelerinden birinde bir gün namaz kılıyordum İmam iftitah tekbirini alır almaz Fatiha’ya başladı Şehrin müftüsüne sordum “Bizim mezhebimize göre (Fatiha’dan önce okunan dua) Subhâneke’yi bildiren hadisler sahih değildir” dedi Halbuki bu hadisler Buhâri’de ve Müslim’de de var Fakat İmam Malik Medine ehlinin ameline muhalif olduğu için kabul etmemiş ve kesin olan ameli muhalif olduğu için kabul etmemiş ve kesin olan ameli tercih etmiştir Hiç kimse İmam Mâlik’i Sünnet münkiri olarak itham etmemiştir Bu caiz de değildir Zira fakih herhangi bir mü-lahazadan dolayı âhad haberi terk ederek delâlet yönünden daha kuvvetli olanı kabul hakkına sahiptir

el-Müslimûn: Ancak Şeyh Gazâli bütün ümmet tarafından kayıtsız-şartsız kabul edilen Buhâri ve Müslim’deki hadisleri reddettiği için kendi-si şazz duruma düşmüyor mu?

Gazâli: Bazıları beni Sünnet münkiri olarak itham etti Ben kimim ki Sünnet’i inkâr ya da ona muhalefet edeyim? Ancak ben daha önce de belirttiğim gibi büyük imamlarımızın açtığı çığırda yürüyorum Biraz önce İmam Mâlik’i örnek olarak verdim Ben bu konuda şazz değilim, bilakis birçok hadisi reddeden İmam Mâlik’in metoduna tâbi oldum Bu-nun örneklerini çoğaltabiliriz Mesela İmam Mâlik, imam minberde hutbe okurken, tahiyyet’ul- mescid namazını kılmayı reddetmiştir Aynı şekilde Hanefiler de kabul etmemiştir Oysa bu konuda yani kılınacağına da-ir sahih hadis vardır Buna rağmen İmam Mâlik “bu namaz olmaz” demiştir
Bazı insanlar Sünnet’e hizmet ediyorum diye çırpınıp dururlar Fakat maalesef ne fıkhı, ne de delillerini kavrayamıyorlar Mesela Şeyh Nâsıruddin Elbâni zayıf hadisleri sahih olarak nitelendirdiği kitabında “sığır eti bozulmaz” hadisini sahih saymıştır Daha önce de Suyûti sahih olduğunu söylemiştir Ben de diyorum ki, sığır eti bozulur! Benim delilim de Allah’ın Kur’an’da beşeriyete verdiği nimetlerini sayarken sığır etine de yer vermesidir (En’am, 14)

Huseyni: (Gazâli’nin sözünü keserek) Afedersiniz Ben daha önce bu hadisi okumuş değilim Metnini ve nerede geçtiğini belirtir misiniz?

Gazâli: Buhâri’nin isnadıyla rivayet ettiği hadisin metni şöyle; Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasına ihanet etmezdi İsrailoğulları da olmasaydı, (bekleyen) et bozulmazdı (Buhâri, el-Enbiya, I/25 Bkz: Umdet’ul-Kâri, XV/211; Müslim, Radâ, 65; Müsned, II/30)

Şimdi soruyorum etin kokuşması ya da bozulmasıyla Beni İsrail’in ne alâkası var? Etin bozulması tabii, kevni bir kaidedir Muhafaza edil-meden uzun bir müddet kalınca bozulur Adem’e ihanet eden Havva, nasıl ve kiminle ihanet etmiştir? Bu söz tamamen Hıristiyan akidesine benzi-yor Ka’b’ul-Ahbar’ın söylediği bu sözü Kur’an reddetmiştir Bilakis Kur’an, Adem’i cennetten çıkaranın Havva değil, Şeytan olduğunu be-lirtmiştir (Maide, 45)

Size başka bir örnek vereyim; Bir kâfire karşı Müslüman öldü-rülmez hadisi Ebu Hanife hariç üç mezhebin imamı da bununla amel etmiştir Ben bu konuda Ebu Hanife’ye tâbi oldum Zira o, Kur’an’ın “cana can” ayeti ile “ Aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet” (Maide, 48) ayetini esas almıştır Bu aynı zamanda Hanefi fıkhının; âhad bir haber kat’i bir kıyas ile çelişirse, kıyas tercih edilir prensibine bir örnektir Öyleyse fıkhi bir mülahaza ile bu tür haberleri terk etmeke caizdir
Cemaluddin Mahmud: (Araya girerek) Müsaade ederseniz (ben bu arada bir şey sormak istiyorum) Bu tür hadisler fıkhi mülahazalardan mı, yoksa başka sahih hadislerin mevcudiyetinden dolayı mı terkedilmiştir?

Gazâli: Tabii ki sırf fıkhi mülahazalardan dolayı Ben şahsen elli yıldır İslâm daveti ile uğraşıyorum Davet esnasında birçok müsteşrikten (ve başkalarından) şüpheler bana arzediliyor Bunlardan birisi “Siz (hadis kitaplarınızda) ‘Beni İsrail olmasaydı et bozulmazdı’ diyorsunuz Niçin, oysa bu kevni bir kaidedir?” derse ben ne cevap vereceğim?
Öyleyse akla öncelik tanıyan ve aklı kullanarak teslim olmaya muh-taç bir toplumda bu hadis neden dinimi üzerine bina edeceğim akidevi bir esas olsun?

Ahmedi: (Sözün mecrasını değiştirerek) “Kâfire karşı Müslüman öldürülmez” hadisinde dört mezhep imamlarından hiçbiri ihtilaf etmemiş-tir Hatta İmam Ebu Hanife de bu hadisi reddetmemiştir Onun bu konuda bir anlayışı var O bu anlayışı çerçevesinde hadisi kabul etmiştir
Rivayetin diğer varyantları Ebu Dâvud’un Sünen’inde mevcuttur Aynı hadis Ali b Ebi Talib’in Sahife’sinde de mevcuttur ve bu hadis Buhari’de geçmiştir Aynı hadis Şafii olan İbn Hacer tarafından olduğu gibi, Hanefi olan Ayni tarafından da şerhedilmiştir Ayni, Ebu Hanife’nin bu hadisi diğer bazı hadislerle beraber mütalaa ettiğini belirterek, hadisi vürûduna sebep olan şartlar muvacehesinde şerhetmiştir Hadis’in İbn Hacer’in yer verdiği başka bir şekli de şöyledir “Zimmet akdi imzalama-yan bir kâfire karşı Müslüman öldürülemez” Bu şekilde anladığımız tak-dirde hadiste birleşmiş oluruz


el-Müslimûn: Öyleyse sayın Ahmedi Ebu’n-Nûr, siz Gazâli’nin bu tür sahih hadisleri reddeden bakış açısına karşısınız diyebilir miyiz?

Ahmedi: Evet, kesinlikle hadisi reddetmememiz lazım Önce bize ulaşan rivayetlerin geneli ve şerhler doğrultusunda onu anlamaya çalışma-lıyız Bana göre bizden öncekiler bu konuları en ince detaylarına kadar incelemişlerdir
el-Müslimûn: Öyleyse Buhâri’deki âhad haberleri nasıl değerlen-dirmek lazım? Şeyh Gazâli bazılarının Kur’an’ın kesin nassları ile mütevatir hadislere ters düştüğünü izah etti


Ahmedi: Gerçekten Buhâri’de âhad haberler olduğu gibi, mütevatir hadisler de mevcuttur Ancak haberler nesilden nesile üm-met tarafından kabul edilegelmiştir Buhâri ve Müslim durup dururken boşluktan çıkmamışlardır İmam Mâlik, Şâfii, Ebu Hanife ve Ahmed b Hanbel gibi güvenilir kimselere dayanmışlardır Aynı şekilde Ebu Bekir b Ebi Şeybe ve Şafii’nin talebesi veki b Cerrah’a dayanmışlardır Bazı hadislerini araştırdığımızda, Hz Peygamber’le aralarında üç dört şahıs gibi çok az bir rivayet halkasının mevcut olduğunu görüyoruz Buhâri’nin üçlü rivayetleri, ikinci asrın ortalarından günümüze kadar gelmiştir

İster Beyhaki gibi başka tariklerle hadislerini rivayet edenler olsun, isterse İbn Kesir, Zehebi, İbn Teymiyye ve İbn Kayyım gibi hadislerini şerheden ve yorumlayanlar olsun, Buhâri’yi okuyan büyük imamlardan hiç kimse ondaki hiçbir hadisi reddetmemiştir Hatta Buhâri’ye itiraz eden çıkmışsa da, eleştirileri daha çok teknik ve metodik olmuştur Onlara da cevap verilmiştir
Ben şahsen Buhâri ve Müslim‘in şerhlerinden istifade edildiği zaman, bunun anlaşılmaya büyük katkısı olacağına inanıyorum Bazı kimseler ha-disle amel etmeyi reddetmenin, hadisin kendisini reddetmek anlamına gel-diğini zannediyorlar Oysa ben amel etmediğimiz bir hadisi kabul edebile-ceğimizi söylüyorum Bu son derece önemli bir meseledir Zira ilk önce prensip olarak yapılacak şey; sıhhat şartlarını haiz, yani adalet ve zabt sahi-bi râvinin muttasıl bir isnatla şazz ve illet’ten âri olarak rivayet ettiği hadisi kabul etmektir
Hadisin şazz olmaması şartı ihtilaflıdır Bazen hadis şazz olduğu halde sahih olabilir Ben şahsen bunu tatbik ederken, öncelikle hadisin Hz Peygamber’den sadır olup olmadığını araştırıyorum, şayet hadisin güvenilir bir senedle; yani daha önce konulan hassas kaideler doğrultu-sunda Hz Peygamber’den geldiğini tespit edersek, onu reddetme gücüne sahip olamayız


Gazâli: Esas tartışma bu tartışmaların tatbik edilip edilmediği ile il-gilidir Ben bu kaide ve kurallara itiraz etmiyorum, ancak bu kaidelerin tam tatbik edilip edilemediğini soruyorum Ben bir hadiste önemli bir illet ya da hadisin şazz olduğunu gördüğüm halde, o hadisle nasıl amel edebili-rim? Arap bir Müslüman, Amerikan bir Yahudi ya da Hıristiyan bir mü-hendisi öldürdüğü zaman, ben “kâfire karşı Müslüman öldürülmez” hadisi ile nasıl amel edebilirim? Kesin bilgi ifade eden nassa muhalif olduğu halde, bundan şer’i bir kaide çıkarıp kısası uygulamayacak mıyım?

Ahmedi: (Gazâli’nin sözünü keserek) Ben size ikinci rivayeti oku-dum Bu rivayete göre öbür hadisi reddetmeden, aynı şekilde amel etmek mümkündür Öyleyse mevcut rivayetler ışığında öbür hadisi de kabul edebiliriz İmam Ayni, Ebu Hanife’nin de “bir kâfire karşı Müslüman öldürülmez” hadisini, “zimmet akdi olmayan bir kâfire karşı Müslüman öldürülmez” hadisi ile te’vil ettiğini belirtmiştir Bütün âlimler de bunun böyle olduğunu kabul etmişlerdir

----devam edecek-----

 

Hesna isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-09-2008   #3
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: istanbul
Mesaj: 1,538
İtibar
Tecrübe Puanı: 16
Rep Puanı : 948
Rep Derecesi :
Hesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkem
Hesna RSS Feed
Standart --->: Sünnet Üzerine Bir Açık Oturum...



el-Müslimûn: Öyleyse rivayetler ihtilaflı olduğu halde kabul etmiş-lerdir diyebilir miyiz?
Ahmedi: Hayır, rivayetlerde ihtilaf yok, anlayışta ihtilaf etmişlerdir Sadece bazı rivayetlerde ziyadelik var o kadar!

Gazâli: İbn Hacer rivayetlerde ihtilaf olduğunu belirtmiştir

Ahmedi: Hayır! İbn Hacer her iki rivayetin de hasen olduğunu söy-lemiştir Bizzat Ayni de bunu vurgulamıştır Ali b Ebi Talib’in Sahi-fe’sini tahkik edenler her iki rivayete de yer verirler Ebu Cafer et-Tahavi ki o da bir Hanefidir mesele üzerinde durmuş ve bu şekilde vuzuha kavuşturmuştur

Şu halde İslâm âlimleri anlayışları farklı olmasına rağmen bir noktada birleşebilirler Fakat bu hakiki bir birleşme olmaz Ancak rivayet-ler araştırılır, rivayetlerin tamamı hakkında ne söylenmişse bunlar tespite çalışılırsa, inanıyorum ki bundan sonra bir noktada birleşebiliriz Böylece bizim için pek çok konu açığa kavuşur ve böylece sürtüşmeye gerek kal-maz
Tarihi rivayetlere göre, Hz Peygamber bu yukarıdaki sözü ilk önce Mekke Fethi esnasında söylemiştir Aynı hadisi Huzaa kabilesinden birisi bir Müslümanı öldürdüğünde söylemiştir Binaenaleyh hadisin söylendiği hal ve şartların bilinmesi, hadisin nasıl tatbik edileceğini belirtmektedir

el-Müslimûn: Peki nasıl olur da bir hadis hem Hz Peygamber’den sadır oluyor, hem de biz onunla amel etmeyebiliyoruz? Bu noktayı açma-nızı istiyoruz

Ahmedi: Mesele gayet basittir Bunu, sözü geçen hadisle izah edebi-liriz “Bir kâfire karşı Müslüman öldürülmez” hadisinin mânâsı, bir Müs-lüman bir kâfiri öldürürse buna karşı Müslümana kısas uygulanmaz de-mektir Biz sadece bu nassla amel etmeyiz Aynı zamanda diğer rivayet-teki ziyadeyi de gözönünde bulundurur, Buhâri’de geçen rivayette zımmileri istisna eden rivayeti de ekler öyle kabul ederiz

Gazâli: (Yüksek sesle karşı çıkarak) Üç mezhep imamı “kafire karşı Müslümana kısas uygulanmaz” diyor, sadece İmam Ebu Hanife uygulana-cağını söylemiştir ki ben de bu görüşü destekliyorum

Ahmedi: Hayır muhterem efendim! Bu rivayetin tarihi seyrini araş-tırsaydınız, Hz Peygamber’in Mekke’nin fethinde kâfire karşı Müslümanı öldürmediğini görürdünüz Ben tekrar ediyor ve diyorum ki; birinci riva-yette yapılacak ziyadelik, her iki rivayet ışığında hüküm koyabileceğimizi ortaya koyuyor

Gazâli: (Sözün akışını değiştirip, meseleyi Hz Havva’nın ihanetine getirerek soruyor) Peki Buhâri’nin “Havva olmasaydı hiçbir kadın koca-sına ihanet etmezdi Beni İsrail olmasaydı (saklı tutulan) et bozulmazdı” hadisine ne diyorsun?
Ahmedi: Buhâri’nin hadislerinden birini almak istiyorsak, mutlaka şerhlerine bakmak zorundayız Şerhlerde yapılan açıklamaları ya kabul eder, ya da reddederiz Kabul edersek ne âlâ, ancak benim bu hadisi şerheden bazı âlimlerle görüş ayrılığına düşmemem de pekâlâ mümkün-dür

Gazâli: Havva’nın Adem’e ihaneti kesinlikle İslami bir anlayış de-ğildir, Ahd-i Atik’den kalma bir sözdür Etin bozulup bozulmaması ise tamamen tabii bir kanundur; bekletilen et bozulur Bunun akla ve mantıka ters düştüğü aşikârdır Kabulü mümkün değildir
Ahmedi: Bu mesele bizi başka bir noktaya götürür, o da rivayetleri kabul edip etmemede ölçü nedir?

Gazâli: (Yine sözünü keserek) Hadis ilminde kâdih illet nedir? Akla ve sâlih mantığa ters düşmesi değil midir?


Ahmedi: Ancak bu Kur’an’da da her akla ters düşeni reddet anla-mına gelmiş olur ki

Gazâli: Kur’an’da akla muhalif hiçbir şey yoktur
Ahmedi:
Hayır hayır, hem de pek çoktur Kur’an’da muhkem ayetler olduğu gibi, müteşabihleri de vardır

Gazâli: Bir şeyin akla ters düşmesi başka, aklın bir şeyin künhüne vakıf olmaya gücünün yetmemesi başkadır Meselâ üç, bire eşit değildir, eşit olması muhaldir Ancak ışığın varlığını inkar etmem mümkün olma-dığı halde, künhüne muttali olamıyorum Öyleyse akla ters düşen şeylerle, aklın almadığı şeyler farklıdır Kur’an bana Allah arş’a istiva etti dediği zaman, ben ne arşın ne olduğunu bilirim, ne de istivanın keyfiyetini anla-rım, çok tartışılan bir konu, ancak Kur’an’da akla ters düşen hiçbir şey yoktur
Ahmedi: Ben de Kur’an’da akla ters düşen hususlar var demedim Aklın, sırrına eremedikleri var dedim Ne var ki bu esası (yani aklın ere-memesini) birçok hadise tatbik ettiğimiz zaman, kabul etmekten başka çare kalmaz

Gazâli: Bu ölçüyü Havva’nın Adem’e İhaneti hadisine tatbik eder-sen, akıl imkânsız görecek ve reddedecektir


Ahmedi: Peki hadis şârihlerinin açıklamalarını ve aynı doğrultudaki rivayetleri tetkik etmeye bir engel mi var, böylece beni rahatlatacak, akli şüpheden uzak bir anlayışa varırım ve hadisi reddetmiş olurum

Çelebi: (Münakaşanın tansiyonunu düşürmek için söze karışarak) Beni İsrail olmasaydı (bekletilen) etler bozulup (kokmazdı) hadisinden maksat; Yahudilerin cimriliğini dile getirmektedir Yahudiler pintilikle-rinden, eti yemeyip saklamışlar o da bozulmuş, yoksa onlar ete bozulma özelliğini verdiler demek değildir

Ahmedi:
Öyleyse esas mesele şerhlere yönelmek ve sair rivayetler ile güvenilir âlimlerin yazdıkları ışığında anlama ve yorum meselesidir

el-Müslimûn: Şeyh Gazâli sadece iki ya da üç hadisten dolayı mı Sünnet’i yeniden bir elemeye tâbi tutup, bir kısmını reddetmeye ve amel etmemeye davet ediyor?

Gazâli: Hayır! Üzerinde tartışılacak daha çok hadis var Benim kai-dem şudur: Ben bir hadisin kesin ilmi ya da tarihi hakikat ile çeliştiğini gördüğüm zaman reddederim Çünkü bu tür hadisler zan ifade ederler Kat’i bilgi ise, zanni bilgiden önce gelir

Huseyni: (Karşı çıkarak) Sayın hocam, hadis Buhâri ve Müslim’de yer alsa da mı?

Gazâli: Evet! Buhâri ve Müslim’de yer alsa da Buhâri ve Müslim masum mudur? Ben, yeni bir mantık geliştirmiyorum Bu mantığın temel-lerini atan, büyük âlimlerimizdir Sahih hadisi bize şartlarıyla tarif edenler onlardır Buna göre; râvi âdil ve zâbit olacak, senedi muttasıl olacak, met-ni de şazz ve illetten beri olacak Şazz olması, sika bir râvinin kendisinden daha sika bir râviye muhalefet etmesidir Buhâri (Gaşiye Suresinden bir ayeti) ve’z -Zekeri ve’l Unsâ diye rivayet ederse, ben ona hayır derim Çünkü Kur’an, ayetin Vemâ halaka’z-Zekere ve’l Unsâ olduğunu söylü-yor (Buhâri söz konusu ayetin Abdullah [İbn Mesud] kıraatine göre ol-duğunu rivayet etmiştir Bkz: Aynî, Umde XIX/396, Çev)

Alimler bu rivayetin şazz olduğunu söylemiş ve hiç iltifat etmemiş-lerdir Diğer hususlarda da böyledir Kesin bilgiye muhalif olan hadisler tabii olarak itibardan düşecektir
Bir gün adamın birisi bana Hz Peygamber’in babası da cehennem-dedir dedi ben ona neden diye sordum Bana “Müslim’deki Benim ba-bam da senin baban da ateştedir (Müslim, İman, 347) sahih hadisinde öyle deniyor” diye karşılık verdi

Dedim ki, bu hadis sahih değildir Çünkü Kur’an’a ters düşüyor Zi-ra Kur’an “Biz peygamber göndermeden kimseye azap etmeyiz” (İsra, 15) diyor Hz Peygamber’in babasının toplumuna peygamber gönderilmediği de Kur’an’la sabittir: “ Biz senden önce uyarıcı göndermedik” (Sebe, 44) buyurulmuştur

Size başka örnek verelim; Fatıma binti Kays’ın Temim ed-Dâri’den rivayet ettiği haberi ele alalım Habere göre, Temim ed-Dâri Rum ya da Yemen denizinde Deccal’ı ve Dabbe (t’ul-Arz)ı gördüğünü söylemiştir İşin ilginç yanı, insanlar bütün bu deniz ve adalara muttali oldukları halde ne Deccal’i ne de Dabbe’yi göremediler

Ben şahsen Ebu Hanife’nin de, İmam Mâlik’in de reddettiği âhad bir haberden dolayı, ne Hz Peygamber’in bütün Sünneti’nin ve ne de İs-lâm’ın mesajının değerini düşüremem
el-Müslimûn: Peki öyleyse neden özellikle bugünlerde hadisleri ye-niden elemeye tabi tutmak meselesi gündeme getirildi? Oysa ümmet asır-lardır bu hadislerin kabulünde ittifak etmiştir

Gazâli: Ben şahsen bazı hâdislerle karşılaştığım için, bunların etki-sinde kalarak Ehl-i Fıkıh ve Ehl-i Hadis Arasında Nebevi Sünnet adlı ki-tabımı kaleme aldım Bu sebeplerden bir kısmını sıralamak istiyorum;
Ben İslâm âleminin hangi beldesine gitsem insanlar karşıma çıkıyor ve Hz Musa ölüm meleğinin gözünü çıkardı mı? diye soruyorlar

İki yıl önce bu soruyu bana Cezayir’de sordular, başka yerlerde de soruldu Ben hadisin Buhâri’de sabit olduğunu biliyordum Ancak bu akideyi ilgilendiren bir şey değil, öyleyse ümmet ne diye böyle şeylerle uğraşsın diye düşünüyorum Bana soruyu sorana; Bırak böyle şeyleri uğ-raşma, akideyi ilgilendirmediği gibi yakini bir bilgi de ifade etmez dedim Konstantin kentinde usûl dersi veriyordum, birisi bana aynı soruyu sordu: Hz Musa ölüm meleğinin gözünü çıkardı mı? diye

İyice inandım ki bu tür sorular, ümmeti dinin yüce hakikatlerinden uzaklaştırmak için sömürge bürolarında üretilip yayılıyor

Bir başka örnek vereyim: Almanya’da açık havada genel bir konfe-rans veriyordum Son derece kalabalık bir dinleyici kitlesi vardı Polis bizi kordona almıştı Orada hazır bulunan sakallı, gençlerle polis arasında kargaşa çıkmasına mâni olmak için serbest soru sormak için ısrar ediyor ve kordonu yarmaya çalışıyordu Yasak kalktıktan sonra buyur sor dedim Bana Sirke helâl mi haram mı? diye sordu

Bu kadar ısrardan sonra gelen soru karşısında şaşırmıştım Kendisine Alkollü alınan içkiden mi söz ediyorsun? dedim Hayır ben sirkeyi kaste-diyorum dedi Sirke helâldir deyince, bu sefer benden delil istedi Kendi-sine; Helâlin delili olmaz; zira eşyada aslolan ibahadır, şayet sana ha-ramdır deseydim, o zaman delil istemeye hakkın vardı dedim Ben aslında kendisine delil de getirebilirdim Ancak bu konuda usûlü öğretmek iste-dim
Daha da önemlisi Abudabi’ye gittim Orada da bir mescitte konfe-rans verdim Aynı soru ile karşılaştım: Sirke helâl mi haram mı?

Şimdi soruyorum! Bu sorular nasıl İslâm âleminin bütün beldelerine yayılır? Daha önce de belirttiğim gibi bu beni, bu tür soruların belli gaye-leri olan sömürge ya da misyoner bürolarından yayıldığı düşüncesine sevketti

Mesele sirke ya da yağ meselesi değildir Mesele daha büyüktür İn-sanları susturmak ve onlara hâkim olmak meselesidir Evet esas hikaye Hz Musa’nın ölüm meleğinin gözünü çıkarması da değildir Akl-ı selimin bunu kabul etmesi de mümkün değildir Musa, Allah’ın peygamberi ve kelimidir O bir nefsin eceli geldiği zaman bunun ertelenemeyeceğini gayet iyi bilir Allah ile mülaki olmak için can atar Ölüm meleğini nasıl geri çevirebilir? Sonra Hz Musa Allah’ın değerli meleklerinden birisinin gözünü nasıl kör edebilir?


-------devam edecek-----

 

Hesna isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-09-2008   #4
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: istanbul
Mesaj: 1,538
İtibar
Tecrübe Puanı: 16
Rep Puanı : 948
Rep Derecesi :
Hesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkem
Hesna RSS Feed
Standart --->: Sünnet Üzerine Bir Açık Oturum...



el-Müslimûn: Birçok kimsenin ağzında sakız gibi çiğnediği mesele-lerden birisi de Hz Peygambere sihir yapıldığını söyleyen, Buhâri’deki bir hadistir Gerçekten bu, İslâm davetinin önüne çıkan bir engel olduğu gibi şüphecilerin sapmasına da sebep olur Hz Peygamber altı ay sihrin etkisinde kalmışsa, bunu nasıl anlamamız gerekir? Yoksa biz de bazıları-nın yaptığı gibi bu tür hadisleri de ret mi edeceğiz?

Safî: Hz Peygamber’e sihir yapıldığını bildiren hadis Buhâri’de sa-bittir İnkârı mümkün değildir Bize öğretmek için namazda unutması nasıl caiz ise, sihirden de etkilenmesi öylece caizdir Ancak sadece cinsel yönden etkilenmiştir Rivayete göre hanımlarına yaklaşmadığı halde yak-laştığını zannetmiştir Akıl ve risalet yönü kesinlikle bundan etkilenme-miştir

Gazâli: (es-Sâfi’nin sözlerini keserek) Hayır bu söz asla doğru ola-maz Allah’ın emriyle insanlardan korunmuş olan bir peygambere sihir tesir etmez Risalet sahibi bir peygamber nasıl olur da altı ay beş para etmez bir Yahudinin yaptığı sihrin etkisinde kalır?
Sâfi: Lakin muhterem! Buhâri bu hadisi rivayet etmiş ve kendisin-den sonra gelen hiçbir muhaddis de ona karşı çıkmamıştır

Gazâli: Buhâri dahi rivayet etse, bu doğru değildir Buhâri’nin riva-yetine göre; Lebid b Asam, Hz Peygamber’e sihir yapmış ve bunun üze-rine Muavvizeteyn sûreleri nazil olmuştur Şimdi soruyorum, elimizdeki mushaf Muavvizetey’in Mekke’de nazil olduğunu söylüyor Sihir hâdisesi ise Medine’de vuku bulmuştur Kime inanalım; Buhâri’ye mi, mushafa mı?

Sonra normal bir beşer bile sihirden uzaklaşmak ve Allah’ın zikri ile beraber olmak ister ki bu şekilde şeytanların şerriden korunmuş olur Zira abdeste elde edilen maddi temizlik ile zikir ile elde edilen manevi temiz-lik bir araya geldiği zaman, cin ve insanların şeytanlarının tasallutundan kurtulursun, peki uyuduğu halde kalbi sürekli Allah ile beraber olan bir peygamber, nasıl olur da bir Yahudinin sihrinden etkilenir? Bu aklın ka-bul edebileceği bir söz değildir


Rızk Tavil: Problem şu, bazı kimseler Buhâri’yi Kur’an makamına koyuyor Hatta bazıları Kur’an’a yemin içtiği gibi Buhâri üzerine de ye-min içiyor Buhâri Allah ondan razı olsun Sünnet’e hizmet etmiştir Müslim de Sünnet’e hizmet etmiştir Hadis ve fıkıh ile uğraşan tüm imam-larımız Sünnet’e hizmet ettiler Bunların çok değerli çalışmalarını takdir etmek ve Sünnet’e hizmet hususunda onları takip etmek gerek Onlarda kendi aralarında birbirine dil uzatmak ve ithamlar olmamıştır

Biz şahsen hadislerden birinin inkârını doğru bulmuyoruz, tevakkuf metoduna başvuruyoruz Meselâ sihir hadisini ele alalım, ben işitince te-vakkuf ediyorum (yani ne sahihtir ne de sahih değildir demiyorum); zira Kur’an’ın bu konuda Hz Peygamber’in düşmanlarını reddederek “Zâlimler ‘Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz’ dedi-ler Bak nasıl misaller verdiler de saptılar, artık doğru yolu da bulamaz-lar” (İsra, 47-48) diyor Ayrıca “Allah seni insanlardan koruyor” (Maide, 67) buyurmuştur Lebid b Asım da bu insanlardan biridir

Cemaleddin Mahmud: Affedersiniz sayın Rızk, eğer müsaade ederseniz sözünüzü kesip bir şey anlatmak istiyorum; bu sene, bir gün İskenderiye’de idim Cumayı orada kıldım Hutbenin konusu sihirdi Hatip Buhâri hadisini delil getirerek Hz Peygamber’e de sihir yapıldı-ğını anlattı Namazdan sonra adamın biri bana bu sihrin hakikat olup olmadığını sordu Ben ayetlerin zahiri anlamlarıyla tartışmadım Ancak ona şunu sordum: Sen Hz Peygamber’in Hz Musa’dan daha efdal ol-duğuna inanıyor musun? Bana; Tabii ki daha efdaldir cevabını verdi Ben ona “Allah Kur’an’da Firavun’un sihirbazları ve ordusunun küçük bir ürpertiden başka Hz Musa’ya tesir etmediklerini bildiriyor: ‘Bu yüzden Musa içinde bir ürperti hissetti’ (Tâhâ, 67) Allah’ın buna karşı tutumu ise; ‘Korkma çünkü sen yücesin’ (Tâhâ, 68) olmuştur Sadece bir ürperti karşısında Hz Musa’ya böyle muamele eden Allah, bizim peygamberimiz Hz Muhammed’i ki katında derecesi bellidir Ya-hudi Lebid’in sihrinin etkisinde nasıl olur da altı ay bırakır?”

Çelebi: Bana öyle geliyor ki, bu sihir ameliyesi sadece hanımlarla ilişkisini etkileyen bir durumdur

Sâfi: Evet, neden her beşere sihrin yapılabileceğini öğretmek için sihre maruz olmasın Her şeyden önce peygamber de bir beşerdir Biz sihri ve etkisini inkâr edemeyiz, zira Kur’an da sihrin varlığını kabul et-miştir

Rızık Tavil: Hz Peygamber’in görevi risalet’i tebliğ etmektir Bina-enaleyh Allah onu korumuştur Abdullahoğlu Muhammed olduğu için değil, yüklendiği misyonu gereği korunmuştur Risaletini tebliğ edinceye kadar, kendisine vahyin gelmesi lazım Sihre maruz kaldığı altı ay içinde vahy kesildi mi?

Sâfi: Tabii ki hayır!

Rızk Tavil: Öyleyse İsmet’in daima devam ettiğini, bu dönemde de aklını ve durumunu muhafaza ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz Aynı şe-kilde sihrin sadece hanımlarla ilişkisini etkilediği şeklindeki yorum da makbul bir yorum değildir

Gazâli: Kısaca hâdise şu: Bir zan var, bir de yakin! Bizde fıkhî bir kaide vardır; şöyle ki: “İki yakin kesinlikle çatışmaz; biri ilmi yakîn, diğe-ri dini yakîn” Ahad haberler zann ifade ederler Yakin ile ters düştüğü zaman sahih de olsa, hadis itibardan düşer

Birinci oturum sonu

 

Hesna isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-09-2008   #5
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: istanbul
Mesaj: 1,538
İtibar
Tecrübe Puanı: 16
Rep Puanı : 948
Rep Derecesi :
Hesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkemHesna Farkına varılacak bir görkem
Hesna RSS Feed
Standart --->: Sünnet Üzerine Bir Açık Oturum...



İKİNCİ OTURUM


el-Müslimûn: (Gazâli’ye yönelerek) Daha önce, İslâm davetinin önünde engel teşkil eden bazı hadislerin, kitaplardan arındırılması üzerin-de durduk Muhammed Gazâli, kitabında; kadınların şahitliği, kendi ken-dilerine evlenebilecekleri, yargı ve diğer bazı makamlara atanmaları vb ile kadınları ilgilendiren peçe, hicab ile kadının sesi gibi konular üzerinde de durmuştur Şimdi sayın Gazâli’ye soruyoruz Bunlar da mı Sünnet’i arındırma çerçevesinde ele alınmalı, yoksa bunlar şahsi içtihatlarınız mı-dır?

Gazâli: Öncelikle bir hususu tekrarlamak istiyorum: Sünnet dinin ikinci yarısıdır Hiç kimse Sünnet’in dinden olmadığını söyleyemez Hâdislerin âhad ve mütevatir diye ikiye ayrılması bilinen bir hakikattir Mütevatirin kesin bilgi, âhad haberlerin de zan ifade ettiği de yine âlim-lerimizin tasniflerinden alınmalıdır İslâm akidesinin âhad haberler üze-rine bina edilemeyeceği prensibi de mevcuttur Zira akide ile ilgili esas-lar, ancak kesin bilgiden alınır Akidevi bir meselenin tamamen âhad bir habere dayanması doğru değildir Şayet âhad bir hadis, kendisinden da-ha kuvvetli bir nass’a muhalif düşerse, şazz kabul edilir Şazz ya Kitab’a ya da Sünnet’e muhalif olabilir, fakat her halukârda reddedil-miştir İşte benim kitabımın tamamının özeti budur Muhtemelen başka-larınca zayıf kabul edilen bir görüşü ortaya koymuş ve kuvvetlendirmiş olabilirim Fıkhi zevki olanlara burada bazı örnekler verebilirim:

Mesela ben, kadınların şahadetlerinin gerek haddlerde, gerek kısas-ta ve gerekse diğer hususlarda kabul edilebileceğini söyledim Yine mesleki vazifelerde, kadınların da idareci olabileceği üzerinde söz et-meye bile gerek duymadan savundum Aslında bu konuda, devlet baş-kanlığı dışında kadınların her türlü idari görev alabileceğini söyleyen İbn Hazm’a tâbi oldum Bu meyanda Hz Peygamber’in Farslarla ilgili olarak Başlarına bir kadın getiren topluluk helâk olmuştur hadisini te’vil ettim ve dedim ki: O günkü Fars toplumu putperest bir toplumdu Monarşik ve müstebid bir sistemleri vardı Hz Peygamber bu devletin günden güne çöktüğünü görüyordu Bu durumdan kurtulmak için vera-set yoluyla başlarına tecrübeli bir asker getirmeleri gerekirken bir kadını kral seçtiler

Yemen Melikesi Belkıs’a gelince, Kur’an ondan sitayişle söz etmiş, ancak zayıf ve cılız olduğu ya da kavminin iflah etmediği ile ilgili her-hangi bir yorum yapmamıştır Bilakis iyi bir istişare ile kavmini kurtuluşa sevkettiğinden söz edilmiştir

Kadınların, kadılık (hâkimlik) yapabileceği hususu sadece Taberi, devlet başkanlığı yapabileceği hususu ise hem Taberi hem de İbn Hazm tarafından benimsenmiştir
Kadının, diyeti hususunda, ben de Şeyh Şeltut ve Ebu Zehra gibi, erkeğin diyetine eşit olduğunu söyledim Bu konuda bazı hadisler de mevcuttur Zımmi ve kadının diyeti konusu ihtilaflı bir konudur Zira Hz Osman, bir Mısırlının öldürdüğü zımmînin diyetini tam olarak vermiştir Zımmîler de toplumun birer üyesi oldukları için Hz Osman, İslâm’ın onları bu toplumdan reddetmediğini göstermek istemiştir

Kur’an’da diyet konusuna baktığımız zaman mutlak olduğunu görü-rüz Zımmî’nin diyeti, kadının diyeti diye bir ayırım söz konusu değildir Ben şahsen bu konularda Kur’an’ın zahirini esas aldım Bununla İslâm’ın kadın haklarına bakış açısının geniş olduğunu izah etmek istedim Zira çağımızda İslâm, kadınları hakir görmek, hukukuna riayet etmemek ve ona dil uzatmakla itham edilmektedir

Daha sonra esas yaygaraya sebep olan konuya değindim O da “ka-dının yüzü avret mi, değil mi” meselesidir Bana göre avret değildir Bu konuda yeni kitabımda on tane delil zikrettim


el-Müslimûn: Şayet Sünnet’in bu gibi şeylerden arındırılması gerek-tiğini kabul etsek bile, bu asırda bu işi kimler yapabilir? Açıkça sormak gerekirse, şahsınızın yaptığı iş de bu kategoriye girer mi?

Gazâli: Daha önce de söylediğim gibi ben yeni bir şey ortaya atma-dım