|
| | #1 |
| | ![]() ![]() Sevilmeye layik olan yalniz Allah'tir ![]() Kendi iç aleminden kopuk bir vaziyette, kendinden fersah fersah uzaklarda çok farklı şeylerle meşgul olan insan, kendiyle ve Rabb’iyle barışık olmadığından huzuru bulamamaktadır Netice olarak evlat anne–babasıyla, kardeşler, akrabalar birbirleriyle ters düşmekte, huzursuzluk, anlaşmazlık, geçimsizlik, kavga ve gürültü cemiyetin her sahasında kendini göstermektedir Böyle bir toplumda insan kendinden kaçmaktadır Aslında bu kaçış insanın Yaratıcısını arayışıdır Bugünün asıl meselesi de insanın aradığını bulamamasıdır İnsan bugün bunun yorgunluğunu çekiyor Halbuki insanoğlu bu arayışta sevgi ve muhabbet burağına binse Rabb’ini rahatlıkla bulur ruhen mutmain olur O halde insanı Rabb’ineulaştıran binek konumunda olan sevgi ve muhabbetullah nedir? Sevgi kuvveti insan fıtratına yerleştirilmiş köklü bir hassa’dır Sevmek insana Allah’ın ilahi bir lütfu olduğu gibi, asli bir ihtiyaçtır İnsandaki sevgi kuvveti incelendiğinde bu hissin sonsuza uzanma temayülü olduğu görülür Sevginin sınırsızlığı sevilenin de ezeli ve ebedi olmasını gerektirir Ezeli ve ebedi olan ve sevgiyi bir mahluk olarak yaratan Cenab–ı Hak olduğuna göre sevilmeye layık olan da yalnız Allah’tır Kulun Allah’ı sevmesi, Allah’ın da kulu sevmesini davet eder Ayet–i kerimede “Allah onları, onlar da Allah’ı severler” buyurulmaktadır (Maide: 54) Bu hususta bir ayet–i kerime de şöyledir: “İman edenlerin Allah’a sevgisi ise sağlam” (Bakara: 165) Burada önemli olan husus şudur: Kişinin muhabbetullaha giden yolda atacağı ilk adım haram ve helal sınırlarına riayet etmektir Allah’ı seven bir insan Allah’a kavuşmayı da sever Allah’ı çok zikreder, Allah’ın emirlerine riayet etmekte tereddüt göstermez, Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı ve Allah’ın sevdiklerini sever Bunlar kişinin Allah sevgisinde samimi olduğunun işaretleridir Böyle bir insanın kalbinde şu hadis–i şerif tecelli etmiştir: “Kimde üç haslet varsa o imanın tadını almıştır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, sevdiklerini Allah için sevmek, ateşe düşmekten korkar gibi küfre düşmekten korkmak ” Şu mübarek günlerde sevgi ve muhabbetullah bineğiyle Allah’a vasıl olmayı ve rızasını kazanmayı Cenab–ı Hak’tan niyaz edelim
|
| |
| | #2 |
| Üye | ![]() Rabbim kalbimizi askiyla doldursun imanimizi güclendirsin öyle güclendirsin ki daima Rabbime sevgisi sağlam olan kularindan olalim ![]() paylasim icin Allah (c c ) razi olsun hocam
|
| |
| | #3 |
| Özel Üye ![]() | ![]() “Kimde üç haslet varsa o imanın tadını almıştır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, sevdiklerini Allah için sevmek, ateşe düşmekten korkar gibi küfre düşmekten korkmak ” Allah razı olsun ![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #4 |
| Üye ![]() | ![]() ALLAH razı olsun çok güzel bi çalışmaydı inşallah herpimiz ALLAH ın sevgili kulu oluruz
|
| |
| | #5 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() “Kimde üç haslet varsa o imanın tadını almıştır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, sevdiklerini Allah için sevmek, ateşe düşmekten korkar gibi küfre düşmekten korkmak ” ne mutlu ki bu uc hasleti tasiyana ALLAHIM SENIN SEVGINI SEVDIKLERININ SEVGISINI SU OLMUS KALPLERIMIZEDE HISSETTIR
|
| |
| | #6 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Başkaları Sevilmeye Değmiyor Afitâb-ı hüsn-ü hûbân akıbet eyler ufûl, Ben muhibb-i lâ yezâlim "lâ uhibbü-l âfilîn" (Anonim) "Âfitâb" kelimesi Farsça'da 'güneş' manasına geldiği gibi 'pek güzel ve çok güzel yüz' manalarına da gelir Tasavvuf; Ebu'l–Alâ Afifî, sh "Hüsn" bilindiği üzere 'güzellik' demektir Sûfîler bu kelimeyi kullandıklarında 'mutlak zikir kemâline masruftur' fehvâsınca her zaman ilâhî güzelliği kastederler Diğer bütün izafî güzellikler hep O Güzeller Güzeli'nin güzelliğinin yansımalarından, gölgelerinden ibarettir; dolayısıyla da noksan ve geçicidirler "Hûb" 'ha'nın noktasızıyla Arap dilinde 'günah' anlamı taşır Kur'an-ı Kerîm, Nisa suresinin ikinci ayetinde yetim malı yemeyi yasakladıktan sonra ''innehû kâne hûben kebîrâ'' yani ''yetim malı yemek büyük günahtır'' der 'Ha'nın noktalısıyla "hûb" Farsça'da hoş, güzel ve iyi karşılığında kullanılır –Bir noktanın 'göz'ü 'kör' ettiğini hep duyardık da, 'günah'ı 'güzelliğe' çevirdiğine bu kelimede şahit olduk - 'Ân' eki Fars dilinde sonuna geldiği kelimeyi çoğul yaptığı için "hûbân" da 'iyiler, güzeller' demek oluyor Beyitte geçen "âkıbet" 'eninde sonunda ya da er-geç' demektir Bazıları 'önünde-sonunda' şeklinde de kullanırlar Hangisinin daha doğru olduğunu bilemiyoruz "Ufûl" kelimesi 'kaybolup gitme, fena bulma' manalarına gelir ''Muhib'' kelimesi ise tasavvuf ıstılahındaki değişik manaları mahfuz, 'seven' demektir ''Erenlere muhib iken ya münkir olduğun neden'' diye sorar Yunus İkinci mısrada geçen "Lâ yezâl" ifadesi 'hiç kaybolmayıp devam eden' anlamında kullanılıyor "Âfil" 'ufûl eden, gurûb eden, batan, görünmez olan, kaybolan' gibi anlamlarla yüklüdür Kısaca 'fânî, fenaya mahkum' demektir "Âfilûn, âfilîn" cümle içinde kullanıldığı yere göre bu kelimenin cem'îleri olup 'fanî olanlar, gözden kaybolup gidenler' demektir –Bu ve benzeri kelimelerin manalarına bakma ihtiyacı hissettiğimizde zaman zaman değişik lugatlara baktığımız gibi Abdullah Yeğin abimizin lugatından da çok istifade ediyoruz Ne diyelim, Cenab-ı Allah Firdevs'iyle sevindirsin - Beyitte geçen 'lâ uhibbü-l âfilîn' ibaresi Kur'an-ı Kerim'de En'am sûre-i celîlesinin 76 ayetinde tevhid peygamberi Hazreti İbrahim'e (alâ nebiyyina ve aleyhisselam) ait bir ifade olarak zikredilir Şair aynı beytin içinde üç dile ait kelimeleri birden kullanmış, aynı zamanda bir âyet-i kerîmenin bir kısmını beytin içine ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir Temelde kelimelerin üzerinde bu kadar fazla durulmasına belki gerek yok Fakat beyit o kadar güzel, seçilen kelimeler o kadar anlam yüklü ki, her birisinin manasına bir-iki kelimeyle de olsa değinmeden edemedik Bütün bu lugat bilgisinden sonra beyite şöyle bir anlam vermek mümkün olabilir: "Bütün güzel şeylerin güzellikleri bir gün mutlaka kendileri gibi fena bulur Ben fanî güzelleri değil, batmayan ve sonu olmayan biricik güzeli severim '' Bilindiği üzere Hazreti İbrahim putlara tapan kavmine yıldızların, ayın ve güneşin tanrı olamayacığını anlattıktan sonra; 'bunların hepsi gelip geçici, fâni şeyler, ben bunlara hiç meyletmem; ben yüzümü bütün bunları yaratan Allah'a çevirmişim' demiştir Üstad Bediüzzaman bu manaya 17 Söz'de "vücûd-i hakîkî isteyen vicdan, İbrahimvârî 'lâ uhibbü'l-âfilîn' enîniyle mahbûbât-ı mecâziyeden ve mevcûdât-ı zâileden kat'-ı alâka edip, Mevcûd-u Hakîkî'ye ve Mahbûb-i Sermedî'ye bağlanıyor''; ''![]() ![]() madem ufûl edenlerden ve zevâl bulanlardan ruh elini çekti Kalb dahî mecazî mahbublardan vazgeçti Vicdan dahî fanîlerden yüzünü çevirdi Sen dahî bîçare nefsim! İbrahimvârî 'lâ uhibbü'l-âfilîn' imdadını çek, kurtul!'' diyerek işaret eder Hakîkî güzel Güzeller Güzeli Allah'tır Evet, gerçek güzel O'dur (celle celâlühû) Şair O'nun eşsiz güzelliğini şu mısralarla dile getirir: "Misli yok âlemde, bir güzel sevdim Sevilen Sen, Sevdiren Sen, Seven Sen Dünyâ ahiret iki cihân içinde Görünen Sen, Gösteren Sen, Gören Sen" (İsmâil) İşte bunun içindir ki, gerçek manada sevilmeye, kalbî alâkaya lâyık olan da O'dur; O'nun sevgisidir Hakîkî sevgi, gerçek aşk Bakî-i zü'l-Cemâl Rabbimize karşı duyulan sevgi ve muhabbettir Bundan dolayı da, Allah'ın insan donanımına yerleştirdiği, Mahbub (sevgili) arayan duygular, latîfeler sevilmesi gerekli olandan başkasının sevgisiyle tatmin olmuyorlar; olamıyorlar Ebedî sevmek diliyorlar ve ebedî sevebilecekleri, sona ermeyen, bitip tükenmeyen, şairimizin ifadesiyle ufûl edip gitmeyen sevgililer arıyorlar O his ve latîfelerin gerçek taleplerini çok defa farkedemeyen zavallı insanoğlu ise onları mecazî bir kısım 'sevgicik'lerle oyalıyor –kandırmaya çalışıyor da denilebilir- ki, bu da onların elemini artırmaktan fazla bir işe yaramıyor 17 Söz'de işte bu eleme şöyle işaret edilir: "Der-akab zevâl ile acılanan mülâkatlar, keder ve meraka değmez İştiyaka hiç layık değildir Bütün mecazî âşıkların dîvanları, yâni aşknâmeleri olan manzum kitapları, şu tasavvur-u zevâlden gelen elemden birer feryattır Her birinin bütün dîvân-ı eş'ârının ruhunu eğer sıksan, elemkârâne birer feryad damlar " Bu tem'a, bu çağa, hatta kendisinden sonraki zamanlara 'es-sebebü ke'l-fâil/sebep olan yapan gibidir' sırrınca bir çok açıdan en büyük katkıyı yaptığını/yapacağını düşündüğümüz Üstad Bediüzzaman'ın, eserlerinde ısrarla üzerinde durduğu ve işlediği bir husustur Hazreti Üstad 17 Söz'de batmakla kaybolan bir mahbubun gerçek manada güzel olamayacağını söylerken, ''çünkü zevâle mahkûm, hakîkî güzel olamaz'' der Hakîki güzel olamadığı için de ebedî bir aşk için yaratılan kalb ile sevilmez ve sevilmemelidir Bediüzzaman'ın konumuzla alâkalı bir kaç ifadesini daha burada zikretmek isteriz O, Notalar'da kendi nefsine hitab ederek şöyle seslenir: "Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufârakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve bâhusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî etmeyen, hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firakla senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeylerle kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz Ondan başkasına teveccüh edemiyor Mâsivâsına tenezzül etmez Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez " Üstad yine 17 Söz'de bu sefer 'aşk kadehinden içip kendisinden geçen, ilahî aşka erip, kendisini kaybeden bir âşık' diye medh ü senâ ettiği Mevlânâ Camî'nin lisanıyla konuşur içli içli: ''Yekî hâh, yekî hân, yekî cûy, yekî bîn, yekî dân, yekî kûy Yalnız Bir'i iste; başkaları istenmeye değmiyor Bir'i çağır; başkaları imdada gelmiyor Bir'i taleb et; başkaları layık değiller Bir'i gör; başkalar her vakit görünmüyorlar; zevâl perdesinde saklanıyorlar Bir'i bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır Bir'i söyle; O'na ait olmayan sözler, mâlâyani sayılabilir '' Bunları söyledikten sonra da Camî'yi tasdik ederek ''neam sadekta ey Camî; hüve'l-matlûb, hüve'l-mahbûb, hüve'l-maksûd, hüve'l-ma'bûd Evet câmî, pek doğru söyledin Hakîkî mahbûb, hakikî matlub, hakikî maksûd, hakikî mâbûd yalnız O'dur![]() ![]() '' der Bir kaç sayfa sonra da kalbiyle bağırarak der ki: ''Fâniyim, fâni olanı istemem ![]() âcizim, âciz olanı istemem![]() ruhumu Rahman'a teslim eyledim, başkasını istemem![]() isterim, fakat bir yâr-i bâkî isterim " Üstad Mektûbat'ında yer alan bir ifadede ise adeta fasl-ı kelam yapar ve son noktayı koyar: "Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder O'nu kaybeden neyi kazanır O'nu bulan her şeyi bulur, O'nu bulmayan hiç bir şeyi bulamaz " Bütün bu ifadelerde görüldüğü üzere insan ruhu, kalbi, vicdanı ufûl edenleri, zevâl bulanları, mecazî mahbubları, fânileri istemiyor; onlarla tatmin olmuyor İnsan için geriye sadece nefsini ikna edip ona da fanî şeylerin –bekâya bakan yüzlerinden değil de- fânî yüzlerinden el-etek çektirmek düşüyor İşte bizim şu fâni hayattaki en büyük vazifemiz; fanîler ve fanîlikler içinde bekâya ve Bakî'ye giden yolu bulmak![]() ![]() Allah'tan ötürü sevmek ![]() ![]() Günümüzün insanı olarak Allah'ı sevme, O'nun Habîb'i olan Rasûlüllah Efendimizi sevme adına –şayet biz bize verilen istidatları yerli yerinde kullanıp lâyıkıyla olmasa da bize bahşedilen istidatlar ölçüsünde sevmeye muvaffak olabilmişsek- en fazla medyûn olduğumuz insanlardan birisi de Muhterem Hocamız M Fethullah Gülen'dir İhtiyatlı konuşmak için 'birisi de' dedim Yoksa 'en başta geleni' deseydim, yine mübalağa yapmış olmayacaktım Hocaefendi'nin sohbetlerine, vaazlarına, makalelerine alıcı gözüyle bakabilenler mutlaka onların herbirine Allah sevgisinin içirilmiş olduğunu göreceklerdir Biz Allah sevgisinin müstakillen ele alındığı 'Allah Sevgisi ' adlı makaleyle, K Z Tepeleri'nde 'Muhabbet' başlığı altında ele alınan yazı ışığında burada bir şeyler söylemek istiyoruz Allah'ı sevmek demek Allah'tan başka varlıkları yani yaratılmışları sevmemek demek değil elbet Belki o yaratılmışları kasd-ı evvelle yani onların zâtlarını mülahazaya alarak değil, Yunus'un ifadesiyle 'Yaratan'dan ötürü' sevmek demektir Allah sevgisi sebebiyledir ki, Allah dostları her şeye sevgi ve hoşgörü ile bakmışlardır Zira onlara göre mevcudatta olan her şey Mahbûb-u Hakikî Allah'ın eseridir, tecellisidir Aynı zamanda yaratılanı sevmek Yaratan'ın sevgisine uzatılmış bir köprü gibidir Görüldüğü üzere Allah'tan başka hiçbir varlık bizzat mahbub değildir Onun için Zeynep Hatun bir şiirinde: " Bu dünyayı seninle sevmiştim ben Benim Sensiz bu dünya nemdir ey Dost!" derken işte bu duyguyu seslendirir Hocaefendi'nin lugatında Allah sevgisi her şeyin başı ve bütün sevgilerin de en saf, en duru kaynağıdır "Hep O'ndan akar gelir, akıp gelecekse sinelerimize şefkat ve muhabbet O'nunla olan alâkamız sayesinde güçlenip pekişecektir her türlü insanî münasebet Allah sevgisi bizim dinimiz-imanımız, odur cesetlerde canımız Yaşadığımızda hep onunla yaşadık Günümüzde de eğer yaşamayı düşünüyorsak ancak onunla yaşayabiliriz Varlığın özü, esası O'nun sevgisidir; neticesi de Cennet şeklinde o ilâhî muhabbetin bir açılımı O sevgiye bağlı yaratmıştır yarattığı her şeyi ve sevilme zevk-i ruhanîsine rabtetmiştir varlık ve insanlarla münasebetini " Hocaefendi aynı makalesinde Bakara sûresinin 165 ayetine telmihte bulunarak Allah'tan ötürü sevmekle, Allah'ı seviyor gibi sevmenin birbirinden çok farklı şeyler olduğunu vurgular Bunlardan birincisi inanan bir kula ait bir vasıf iken, ikincisi –hafizanallah- insanı şirke düşürebilecek bir yanılmışlıktır, hatadır Allah ü Teâlâ ayet-i kerîmede meâlen şöyle buyuruyor: "İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise her şeyden daha ileri ve daha kuvvetlidir " Üstad Bediüzzaman'ın Mesnevî'sinde "bir insan en evvel muhabbetini Allah'a verirse O'nun muhabbeti dolayısıyla Allah'ın sevdiği her şeyi sever Ve mahlukata taksim ettiği muhabbeti Allah'a olan muhabbetini tenkis değil tezyid eder '' diyerek dile getirdiği hususu yaklaşık bir mana ile Allah Sevgisi adlı makalesinde Hocaefendi şöyle seslendirir: "![]() ![]() ve her an değişik ihsan ve iltifatlarıyla, teveccüh ve ikramlarıyla kendini bize tanıttıran gerçek cemal ve kemal sahibi, ululuk ve azamet tahtının biricik sultanı, Ganiyy-i Mutlak ve Muktedir-i ale'l-ıtlak Zat'a karşı gösterilmesi gereken sevgiyi ve alâkayı bir sürü aciz mahlukata dağıtarak muhabbet gibi bir cevheri bâd-i heva harcamanın yanında, çok defa karşılık göremeyeceği bir mâşukun alâkasızlığı, değmezliği, vefasızlığı, onu avucunun içine alması, ona baş eğdirmesi, kul köle haline getirmesiyle ölür ölür dirilir Aslında O nazar-ı itibara alınmadan şuna-buna, şu nesneye-bu objeye duyulan alâka darmadağınık, gelecek vadetmeyen, kararsız, neticesiz bir sevgidir Mü'min herkesten ve her şeyden evvel O'nu sevmeli, diğer bütün sevimli şeylere de O'nun isim ve sıfatlarının değişik renk, değişik desen ve değişik edada birer tecellisi olarak alâka duymalı, takdirlerle alkışlamalı ve O'ndan ötürü öpüp öpüp yüzüne-gözüne sürmeli ve her temaşa ettiği şeyde "Bu da Senden" deyip adeta bir vuslat faslı yaşamalıdır " Sevmenin tabiî lâzimesi: seven sevdiğine itaat eder Mutlak cemâl ve kemâl sahibi, bütün güzelliklerin kaynağı Güzeller Güzeli Rabbimizi sevmenin tabiî neticesi O'nun uluhiyet ve rububiyetine karşı her zaman saygı ve haşyet duyguları içinde bulunmak ve hiç bir zaman O'nun istek, talep ve yasakları karşısında en küçük bir muhalefet durumuna düşmemektir; şu veya bu sebepten dolayı şayet düşülmüşse hemen doğrulmasını bilip O'nun Ulu Dergah'ının önünde diz çökerek recâ duygularıyla meşbû bir halde af talebinde bulunmak, bağışlanmayı dilenmektir Hocaefendi 'Muhabbet' isimli makalesinde bu husus üzerinde özellikle durur Muhabbeti tarif ederken söylediği ''muhabbet, kalbin Mahbûb-u Hakîkî ile münasebeti![]() O'na karşı duyulan, önüne geçilemez şiddetli iştiyak![]() gizli-açık her meselede O'nunla mutabakat![]() her mevzûda Sevgili'nin murad ve isteklerinin kollanması'' ifadeleri apaçık bu hususa delalet etmektedir Zaten sevme ve sevgi manasındaki muhabbet, Cenab-ı Allah'a nisbet edildiğinde O'nun kullarına ihsan ve iyilikte bulunması, kullara izafe edildiğinde de, onların Rabbilerine baş eğip, bilâ kayd u şart inkıyâd etmeleri manasına gelir ki, Rabîatü'l-Adeviyye'nin bu manaya matuf o enfes dörtlüğünü de aynı makalede görmek mümkündür O büyük kadın şöyle seslenir: " Allah'a isyan edip durduğun halde O'nun muhabbetinden dem vuruyorsun![]() kasem ederim bu anlaşılır gibi değil! Eğer muhabbetinde sadık olsaydın O'na itaat ederdin; çünkü seven sevdiğine itaat eder " Allah sevgisi ve aşkı sayesinde kul Rabbini daha çok zikreder ve kalbini O'ndan başkasıyla meşgul etmez O'nun razı olacağı işlerin peşinden koşar ve istemediği, razı olmadığı işleri yapmaktan her zaman uzak durur Sûfilerden birisi bu manada şöyle demiştir: "Kalbimi masivadan arınmış bulunca, Onu Senin aşkınla doldurdum Bütün benliğimle Sana aşık olunca Masivaya bütün kapıları kapadım Kalbim hep aşkınla yanıp tutuşurken, Dilimi hep zikrinle meşgul ettim Gözümü nereye atıp baksam, Karşımda hep Seni gördüm Kulağım Senin zikrinden başka, Hiçbir söze iltifat etmedi, asla " * Burada istidradî olarak zikredilebilecek ayrı bir husus da pek çok sûfînin tasavvufu 'muhabbetullah' diyerek zikrettikleri Allah sevgisiyle özdeşleştirmesidir Onlardan Bişr el-Hafî ''Sûfi, kalbini tamamen Allah'a veren kişidir'' der Cüneyd-i Bağdadî tasavvvufu ''başka şeylere alâka duymaksızın Allah'la beraber olmandır'' diye tarif eder Ebû Bekr eş-Şiblî de ''tasavvuf, kalbi Allah'tan başka şeylerden korumaktır'' der "Seven için aşk u iştiyak en yüksek bir paye, sevgilinin arzu ve isteklerinde eriyip gitmek de en erişilmez bir mazhariyettir" diyerek son sözümüzü Muhterem Hocaefendi'nin ağzından söylüyor ve evvel-ahir niyazımızı da yine onun kırık mızrabının telleriyle seslendirmek istiyoruz: "Duyur rûhuma sevgini, Kalmasın Sen'siz kararım Mest et ki bezminle beni, Her yerde Seni ararım " 271 Furkan S Yılmaz
|
| |
| | #7 | |||||||||||||||||||||||
| Devamlı Üye ![]() | ![]()
AMİN ALLAHÜ TEALA razı olsun hocam
| |||||||||||||||||||||||
| |
![]() |
| Tags: allahtir, layik, olan, sevilmeye, yalniz |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| orucu bozup yalniz kazayi gerektiren haller | suara | Oruç ve Ramazan Ayının Fazileti | 3 | 08-27-2008 23:16 PM |
| Yalniz Adam! | mumsema | Dini Hikayeler | 6 | 06-29-2008 23:34 PM |
| Kendini sevilmeye bırak | rana | Sohbet & Muhabbet | 2 | 05-13-2008 02:03 AM |
| Yalniz Soluk... | rana | Dini, Güzel Yazılar / Makaleler | 2 | 12-13-2007 12:39 PM |
| Güvene Layik Olmak | LeoparGS | Yaşanmış Öyküler & Nükteler | 0 | 07-25-2007 23:31 PM |