Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Sohbet & Muhabbet Bölümü
> Sizden gelen sorular
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 11-23-2008   #1
Bilgiler
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesaj: 4
İtibar
Tecrübe Puanı: 1
Rep Puanı : 15
Rep Derecesi :
cemalettin06 Seçkin bir yolda.
cemalettin06 RSS Feed
Standart organ bagışı dinimizce uygunmu bilgilendirirmisiniz?



Selamın aleyküm organ bagşı dinimizce uygunmu bilgilendirirmisiniz? Allaha emanet olun selamnın aleyküm

 

cemalettin06 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 11-23-2008   #2
Bilgiler
Moderatör
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2007
Mesaj: 4,072
İtibar
Tecrübe Puanı: 42
Rep Puanı : 1002
Rep Derecesi :
meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.
meçhul_100 RSS Feed
Standart --->: organ bagşı



Soru
Biz herhangi bir organımızı birisine bağışlaya bilir miyiz?

Cevabımız

Değerli Kardeşimiz;

Normal halde caiz olmayan bazı şeyler vardır ki, zaruret halinde meşru olmaktadır Meselâ, vefat eden hamile bir annenin karnındaki çocuk canlı olup hareket ederse, âlimlerin çoğunun görüşüne göre, annenin karnı sol tarafından yarılır ve çocuk alınır Çünkü bu durumda ölünün bir parçası alınsa da, başka bir canlının hayatı kurtarılmış olmaktadır1

İşte bu fıkhî hükme istinad eden zamanımız âlimleri organ nakline cevap vermektedir Burada bir hastayı ölümden ve herhangi bir organını kaybetmekten korumakiçin, ölmüş olan bir kimsenin organlarından birisi çıkarılıp hastaya takılmaktadır Bu ameliyat daha çok böbrek, kalb ve göz gibi âzalarda yapılmaktadır

Bu meseleye genişçe temas eden Ezher ulemâsından Ahmed eş-Şirbâsî, bu ameliyatı yaparken bazı esasların göz önünde bulundurulmasını ve onlara riayet edilmesini şart koşmaktadır Herşeyden önce bu “nakil” hayatî bir zaruretten dolayı yapılmalıdır Umumî mânâda bir çeşit tedâvidir Çünkü zaruretlerin bazı haramları mubah kıldığı, bilinen bir kaidedir

Böyle bir zaruret hâli ortaya çıkınca, hastanın mâruz kaldığı hayatî tehlikenin ancak bu yolla giderileceği teşhisinin konmuş olması; bu ameliyattan sonra da hastanın ya da tam olarak veya galip bir zanla kurtulma ümidinin tesbit edilmesi gerekir Yâni, ameliyat hem son çare olmalı, hem de kurtulma ümidi “kesin”e yakın bulunmalıdır Tabiî, bu teşhiste sıradan kimselerin değil de, sahasında uzman bir doktorun veya varsa sağlık heyetinin karar vermiş olması lâzımdır

Kalbi, böbreği veya gözü alınacak ölünün hayatta iken organlarını bağışlamış olması veya gerektiğinde alınabileceğine dâir muvafakatının mevcut olması da icap eder Şayet ölen kimse hayatta iken böyle birşey söylememiş, bir muvafakatta bulunmamışsa, yakınlarının veya varislerinin rızası alınmalıdır Ayrıca ölmüş kişi, “Ben ölünce cesedime dokunmayın” şeklinde bir vasiyette bulunmamışsa, bu vasiyete riayet edilmelidir

Organı nakledilecek kimsenin de gerçek mânâda ölmüş olması gerekir Hayatta bulunduğu müddetçe alındığı takdirde ölümüne sebep olabilecek kalb gibi bir organının alınıp bir başka hastaya nakledilmesi caiz değildir Bir müddet sonra öleceği tahmin edilen bir hastanın organı da alınmaz Öyle ki, doktorların kesin olarak öleceği hususunda rapor verdikleri pek çok hastanın sağlığına kavuşup yaşadığı vâkidir Bu itibarla, can çekişen bir hastanın “Nasıl olsa ölecek” doüşüncesiyle bir organını alıp başka bir hastaya nakletmek caiz değildir

Hayatta olan bir insanın ölmek üzere olan bir hastaya iki böbreğinden birisini vermesinde ise, eğer tıbbî ve sıhhî açıdan, bağışta bulunan kimseye o anda ve ondan sonraki hayatında bir zarar gelmeyeceği tesbit edilir de akabinde böbrek nakli yapılırsa; yine burada birkişinin hayatının kurtarılması bahis mevzuu olduğundan ve böbreğini bağışlayan kimse de zarar görmeyeceği için, bir mahzur olmaması gerektir Bu bağış bir fedakârlıktır

Bu arada, ameliyat yapılacak kimsenin muvâfakatı, rızası alınmalıdır Onun haberi olmadan, imzası alınmadan yapılan bir ameliyat zaten mümkün olmadığı gibi, dinen de uygun olmaz

Bu meselede İslâmiyetin nazara aldığı mühim husus, insan hayatının kurtarılmasının hedef alınmış olmasıdır Çünkü dinin esaslarından birisi de “hayatı muhafaza”dır Bir kişinin hayatının kurtulmasına vesile olmanın bütün insanları hayata kavuşturmak kadar mühim olduğunu bildiren âyetin meâli ise şöyledir: “Kim bir kimseyi bir cana veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadanöldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur Kim de bir insanı ölümden kurtarırsa bütün insanları ölümden kurtarmış gibi olur”2 Bu gayeye uygun olduğu içindir ki, müteahhirîn âlimleri hastaya ve çok kan kaybına uğrayan kimseye kan naklinin caiz olduğunu belirtmişlerdir Hattâ alınan kan gayrimüslimden de olsa caizdir3

Ancak her ne şekilde olursa olsun, organını bağışlayan veya böbreğini sağlığında veren, kan bağışı yapan kimse, bunların karşılığında bir para almamalı, menfaat şartı koşmamalıdır Çünkü insan ve insanın parçaları, istenildiği zaman satılan ve menfaat temin edilen bir meta değildir Bu itibarla, mecburiyet karşılığında bağışlanan bir organdan veya kandan ücret almak caiz olmamaktadır

Bu vesile ile bu meselede sıkça sorulan bir hususa da açıklık getirelim:

Ölmeden önce göz ve böbrek gibi bir organını bağışlayan kimse, bu organlarının öldükten sonra bir hastaya takılmasıyla şüphesiz sevap kazanacaktır Çünkü bu sayede başka bir insan sıhhate kavuşmuş, hayata dönmüştür Ancak organ bağışlayan bu kimse bağışlamış olduğu ve sonra da nakledilmiş olan bu uzvunun ikinci bir şahısta gördüğü vazifeden dolayı mes’ul sayılmaz

Şöyle ki, bir başkasından nakledilen gözle görmeye başlayan, eğer o gözle harama bakmış, bir günah işlemişse mes’uliyet kendisinedir Ölen kimsenin bundan bir mes’uliyeti yoktur Çünkü o adam ölmesiyle vücut elbisesinden tamamen soyulmuş, artık maddî bedenle bir irtibatı kalmamıştır



1 el-İhtiyar, 4: 167; Reddü’l-Muhtar, 1: 602
2 Mâide Sûresi, 32
3 Yes’elûneke Fi’d-Dîn ve’l-Hayat, 1: 604-608
Mehmed Paksu Helal – Haram
Selam ve dua ile
Sorularla İslamiyet Editör

 

meçhul_100 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 11-23-2008   #3
Bilgiler
Moderatör
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2007
Mesaj: 4,072
İtibar
Tecrübe Puanı: 42
Rep Puanı : 1002
Rep Derecesi :
meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.
meçhul_100 RSS Feed
Standart --->: organ bagşı



Soru
Organ bağışlamak helal midir? Gayr-i müslimden organ almak ya da ona organ bağışlamak uygun mudur? O organla işlenen günahtan kim sorumludur?

Cevabımız

Değerli Kardeşimiz;

Hastalık ve tedavi konusunda kamuoyunun genel dinî telakkisini belki de en çok meşgul eden meselelerden birisi organ naklidir Günümüzde organ nakli konusu, alternatifsiz bir tedavi yöntemi olması yüzünden tıp ilminin önemli bir uğraşısı olduğu gibi, organı veren ve alan iki tarafın da insan olması ve insan uzvu üzerinde tasarruf yapılmasını gerektirmesi sebebiyle konu din, hukuk ve ahlâkı da yakından ilgilendirmektedir Burada sadece konunun dinî öğreti ve telakkiyi ilgilendiren kısmı üzerinde durulacaktır

Kısa bir tarihçe vermek gerekirse, yaklaşık XVI yüzyılda başlayan otoorgan nakli giderek geliştirilmiş, XIX yüzyılda insandan insana doku ve organ nakline başlanmış, önceleri deri, damar, kas nakli şeklinde başlayan bu tedavi yöntemi giderek geliştirilerek kalp, karaciğer, böbrek, kemik iliği, kornea gibi hayatî organların nakli aşamasına gelinmiş, XX yüzyılın ikinci yarısından itibaren bunda da başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır Artık organ nakli günümüzde, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de binlerce ölümcül hasta için bir ışık ve yaşama ümidinin kaynağı durumundadır Ancak, insandan insana organ nakli böylesine önemli bir tedavi yöntemi olmasının yanı sıra, bazı dinî ve hukukî sorunları da beraberinde getirmiş ve konu değişik çevrelerde farklı açılardan tartışılmaya başlanmıştır

Organ naklinin İslâm’ın prensip ve amaçlarıyla ilişkisini kurarken konu iki ayrı açıdan ele alınabilir Birincisi, organ naklinin itikadî (inanç esasları) ve uhrevî (âhiret hayatına ilişkin sonuçları) açıdan değerlendirilmesi İkincisi de, organ naklinin İslâm hukukunun ilke ve gayeleri açısından incelenip câiz olup olmadığının araştırılması

1 İtikadî ve Uhrevî Açıdan

Organ naklinin itikadî ve uhrevî açıdan değerlendirilmesi, bunun cismanî haşir inancıyla, organların sorumluluğu ve kıyamet günü şahitliği meselesiyle ve genel olarak dinî sorumluluk esaslarıyla bağdaşıp bağdaşmayacağı gibi tartışmaların açılmasını ve bu konularda belli bir sonuca varılmasını gerekli kılmaktadır

Ehli sünnet bilginlerinin ve kelâmcıların çoğunluğu, âhirette haşrin cismanî olacağı, insanın ruh ve bedeniyle birlikte diriltilip böylece haşrolacağı, hesaba çekileceği, ceza veya ödüle muhatap olacağı görüşündedir Kur’an âyetleri de bu görüşü doğrular mahiyettedir (bk Tâhâ 20/55; elHac 22/5, 7; enNûr 24/20; Yâsîn 36/7879; elKıyâme 75/34) Âhirette haşrın cismanî (bedenî) olacağı inancının, organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkisi vardır Ancak konu yakından incelendiğinde organ naklinin cismanî haşirle doğrudan ilişkisi, daha doğrusu organ naklinin cismanî haşir inancını zedeleyen bir yönü bulunmadığı, nakledilecek organın tekrar asıl sahibine döneceği ifade edilebilir Nitekim organların toprakta çürümesi, yanıp kül olması, hayvanlar tarafından parçalanıp yenmesi de onun tekrar asıl sahibinde haşrolunmasına engel değildir Gerçekten Kur’ânı Kerîm’de (elKıyâme 75/34) âhirette insanın bütün uzuvlarının en ince ayrıntıya kadar toplanacağı ifade edilir Bu ve benzeri delillerden yola çıkan İslâm bilginleri de herkesin aslî parçalarının kendisiyle haşrolacağı görüşündedirler

Takma organın yeni sahibinde sevap veya günah işleyen bir kişinin cüzünü oluşturması da tamamen bu yeni sahibiyle alâkalı bir meseledir Çünkü sorumlulukta aslolan iradedir, sorumlusu da o organları kullanan şahıstır Nitekim emanet olarak verilen bir şeyle birisine zarar verilirse, bundan asıl mal sahibi değil, onunla zarar veren kimse sorumlu olur

Kıyamet gününde organların şahitliği meselesine gelince, bu husustaki âyet ve hadisler organların âhirette lisânı hâl ile konuşacağı şeklinde anlaşılabileceği gibi, Allah’ın huzurunda insanın hiçbir mazeret ileri sürme ve yalan beyanda bulunma imkânının olmayacağı, her şeyin apaçık ortada olacağı anlamında da yorumlanabilir Bu konudaki âyetler (enNûr 24/24; Fussılet 41/19, 21, 22) gerçek anlamında alınsa bile yine organ nakline engel bir delil teşkil etmez Zira her şey Allah’ın bilgisi dahilindedir ve organlar her bir bedende bulundukları süre içinde olup bitene şahitlik edebilirler

Konuya genel olarak dinî sorumluluk esasları açısından bakıldığında ise, öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, duygu, düşünce, akıl, inanç gibi mânevî, ruhî özellikler, organların biyolojik yapısına bağlı olmadığından, organ nakliyle kişilik transferi olmamaktadır Diğer taraftan, dikkatten uzak tutulmaması gereken bir husus, İslâm dininin, cinsi, milliyeti, rengi, dini, konumu ne olursa olsun her insana insan olarak baktığı ve eşit bir yaşama hakkı tanımış olduğudur Şu halde organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın fâsık yahut gayri müslim olması gibi şahsî durumlarından ötürü diğer tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de isabetli olmaz İslâm tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür (elMâide 5/3) Buna göre, organ nakli açısından müslüman ile gayri müslim, dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz Kaldı ki doğruya hidayet eden de, eceli takdir eden de Allah’tır Sorumlulukta herkesin kendi hür iradesi esastır Bu sebeple, müslüman veya dindar olmayana organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi İslâm’ın bu konudaki genel esasları ile bağdaşmaz

2 İslâm Hukuk Prensipleri Açısından

İslâm hukuku açısından organ naklinin hükmüne, câiz olup olmadığına gelince; çağımızda güncelleşen bu mesele hakkında gerek naslarda gerek klasik fıkıh kitaplarında açık bir ifadenin bulunmayacağı açıktır Kur’an ve Sünnet gerekli gördüğü bazı konularda ayrıntılı hükümler koymakla beraber, genelde her hukukî olaya ayrıntıyla inmeyip, bütün devir ve dönemlerde ortaya çıkabilecek problemler için geçerli birtakım ilke ve ölçüler koymakla yetinmiştir Bu, Kur’an ve Sünnet’in kıyamete kadar müslümanlar için kaynak ve ölçü olmasının tabii sonucudur Klasik fıkıh kitapları da, Kur’an ve Sünnet ışığında kendi devirlerinin problemlerini çözmüş, müslümanlara günlük yaşayışları için kılavuzluk etmiş, onlara yardımcı olmuştur Bu duruma göre, günümüzdeki organ naklinin hükmünü, nasların ve İslâm hukukçularının benzeri olaylar karşısında gösterdiği tavıra ve gözettiği gayeye bakarak kavramak mümkündür

Kur’an’da (elBakara 2/173; elMâide 5/3; elEn‘âm 6/119, 145) ve hadislerde (Müsned, V, 96, 218; Ebû Dâvûd, “Et‘ime”, 36) insan hayatını tehdit eden bir açlık ve zaruret halinde haram fiillerin mubah hale geleceği ve günahın kalkacağı bildirilmiştir İslâm ölüye değer vermekle birlikte, insana ve hayata daha çok değer vermiş, hayatı korumayı dinin beş temel maksadından biri saymıştır

İslâm hukukçuları da hayatı tehdit eden açlık zarureti karşısında kalan kimsenin ölü insan eti bile yiyebileceğini, tedavi maksadıyla haram ve necis şeyleri kullanabileceğini, kemik, diş, kan gibi insan parçalarıyla tedavi olabileceğini, yavruyu kurtarmak için ölen annenin karnının yarılabileceğini, yutulmuş mücevher gibi değerli bir malı çıkarmak için ölünün karnının açılabileceğini belirtmişlerdir İslâm hukukçularının bu ve benzeri fetvaları günümüzdeki organ nakline bir hayli ışık tutmaktadır Ancak bu gibi durumlarda belirtilen çözümleri benimsemeyen fakihler de vardır

Çağdaş İslâm bilginleri ve fetva kuruluşları, ölüden (kadavra) tedavi maksadıyla organ alınmasına ve hastaya nakledilmesine, çeşitli gerekçelere istinaden cevaz vermişlerdir Bu cümleden olarak, ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu daha önceki kararlarının yanı sıra 0303 1980 tarih ve 396/13 sayılı kararı ile, belli şartların bulunması halinde ölüden diriye organ naklinin câiz olduğuna fetva vermiştir Aynı şekilde Küveyt Evkaf ve Din İşleri Başkanlığı’na bağlı Fetva Kurulu’nun 24 12 1979 tarih ve 132/79 sayılı, 14091981 tarih ve 87/81 sayılı kararları ile, Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Dünya İslâm Birliği’ne bağlı Fıkıh Akademisi’nin ve Mısır’daki Ezher Fetva Kurulu’nun kararları ve İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11021988 tarih ve 4/1 sayılı kararı da bu yönde olup, bu kararda ölüden organ nakli belli şartlarla câiz görülmektedir Çağdaş İslâm bilginlerinin büyük bir kısmı da ferdî olarak bu paralelde fetva vermiştir

Yukarıda işaret edilen kurullar ve şahıslar, ölüden diriye organ naklinin câiz olabilmesi için şu şartların bulunması gerektiğini belirtirler:

1 Organ naklinde zaruretin bulunması,

2 Konunun uzmanlarında hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü bir kanaatin oluşmuş bulunması,

3 Ölümünden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının onayının alınmış olması,

4Tıbbî ve hukukî ölümün kesinleşmiş olması,

5 Organın bir ücret ve menfaat karşılığında verilmemiş olması,

6 Alıcının da buna razı olması

Söz konusu kurullar ve bilginler, ölüden organ nakline fetva verirken genellikle, zaruret halinde haramı işlemeye, necis ve haramla tedavi olmaya ruhsat veren nasları ve bunlardan kaynaklanan fıkhî kuralları ve ictihadları delil olarak göstermektedirler Ayrıca, zaruretteki kimsenin ölü insan etinden yiyebilmesi, deve idrarıyla tedavi olabilmesi, ipek ve altın kullanabilmesi, insan vücuduna ölünün kemiğinin veya dişinin takılabilmesi, cenini kurtarmak için ölü annesinin karnının yarılabilmesi, annenin hayatını kurtarabilmek için karnındaki ölmüş ceninin parçalanarak çıkarılabilmesi gibi ruhsat hükümlerini örnek göstererek bunların gerekçelerini esas almaktadırlar

Ölüden organ naklini câiz görmeyen bazı çağdaş bilginler ise, insan ölüsünün saygınlığını ve dokunulmazlığını, “Ölünün kemiğini kırmak, diri iken kemiğini kırmak gibidir” meâlindeki hadisi (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 60; elMuvatta’, “Cenâiz”, 45), cismanî haşir ve organların şahitliği inancını, hilkati (aslî yaratılış) bozmanın câiz olmaması ilkesini gerekçe göstermektedir Ancak bu görüşün ve dayanaklarının, İslâm’ın yukarıda zikredilen ilke ve gayeleri karşısında daha zayıf kaldığı açıktır

Diriden diriye organ naklinin hükmüne gelince; bazı çağdaş İslâm bilginleri ve fetva kurulları belli şartlarla buna da cevaz vermişlerdir Bu cümleden olarak Küveyt Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı Küveyt Fetva Kurulu’nun 24121979 tarih ve 132/79 sayılı kararında Suudi Arabistan’daki Dünya İslâm Birliği’ne bağlı Fıkıh Akademisi’nin 1928 Ocak 1985 tarihinde Mekke’de düzenlenen VIII Dönem Toplantısı’nda alınan kararlarda ve İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11021988 tarih ve 4/1 sayılı 20031990 tarih ve 6/58 sayılı kararlarında diriden diriye organ nakli, belli şartlarla câiz görülmüştür Bunun cevazı için ileri sürülen şartlar ise şunlardır:

1 Zaruretin bulunması,

2 Vericinin izin ve rızâsının bulunması,

3 Organın alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacak olması ve bu durumun tıbbî raporla belgelendirilmesi,

4 Konunun uzmanlarında operasyon ve tedavinin başarılı olacağına dair güçlü bir kanaat oluşmuş bulunması,

5 Yeterli tıbbî ve teknik şartların bulunması,

6 Organ vermenin ücret veya belli bir menfaat karşılığı olmaması

Bu fetvanın dinî dayanağı olarak yukarıda zikredilen deliller, özellikle “Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibidir” (elMâide 5/32) ve “İyilik ve takvâ üzere yardımlaşınız” (elMâide 5/2) meâlindeki âyetler ile yardımlaşmayı, dayanışmayı, fedakârlığı, zararı önleyip faydalıyı hâkim kılmayı emir ve tavsiye eden hadisler gösterilmektedir

Diriden diriye organ naklini câiz görmeyen çağdaş İslâm bilginlerinin sayısı, ölüden organ nakli konusundakine göre biraz daha fazladır Bu görüşün sahipleri gerekçe olarak da, insanın kendi organlarına mâlik olmadığını ve onlar üzerinde tasarruf yapma hakkının bulunmadığını, insanın saygıdeğer ve dokunulmaz olduğunu, organ naklinin hilkati (aslî yaratılış) değiştirdiğini, iki taraf için de denk bir tehlike teşkil ettiğinden bunun zararın zararla giderilmesi kabilinden olduğunu ileri sürmektedirler

Ancak, diriden alınan her organ ve dokunun aynı sonucu doğurmadığı ve aynı derecede hayati tehlike, sağlık bozukluğu veya görünüm çirkinliği meydana getirmediği açıktır Vericiyi riske sokmadığı, sağlığını veya görünümünü bozmadığı takdirde, tıbbî verileri esas almak ve organ nakline zarureten başvurulan alternatifsiz bir tedavi yöntemi olduğu sürece olumlu bakmak, herhalde İslâmî prensiplerle ve dinî hükümlerin amaçlarıyla daha uyumlu bir tavır olacaktır

Öte yandan, kişiye kendi vücudundan organ veya doku nakli meselesi önemli tereddütlere yol açmamış; İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı olan İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11021988 tarih ve 4/1 sayılı kararında, sağladığı yarar, getireceği zarardan fazla olmak, biyolojik veya psikolojik açıdan kişiyi sıkıntıya sokan bir kusur veya rahatsızlığın giderilmesi amacına yönelik bulunmak şartıyla bu tür tıbbî operasyonların câiz olduğu belirtilmiştir Buna karşılık aynı kararda, kişinin hayatiyetine son veren, yine hayatiyetine son vermese de vücudun temel fonksiyonlarından birini tamamen sona erdiren organ yahut organların alınması yoluyla diriden diriye organ naklinin câiz olmadığı vurgulanmıştır

Hayatı, ölümü ve ölüm ötesini tabii birer hadise ve kademe olarak tanıtıp anlamlı hale getiren İslâm dininin dünyada insanların fert ve toplum olarak sağlık, huzur ve güven içinde yaşamasına önem verdiği, bunu sağlayıcı tedbirlerin bir kısmını emrettiği, bir kısmını da insanların çaba ve inisiyatiflerine bırakıp ilke olarak teşvik ettiği bilinmektedir Böyle olunca müslüman toplumların, yeni bir tedavi yöntemi olan organ nakli konusunda başlangıçta mütereddit davranması, hatta toplumsal refleksle karşı bir tavır sergilemesi ve bu konuda birtakım dinî gerekçeler üretmesi mâkul karşılanabilir Bu tarz bir direnç, geleneksel toplumların her bir yenilik karşısında dağılıp parçalanmasını önleyici ve toplumsal yapıyı koruyucu bir sigorta işlevi de görmektedir Ancak, organ naklinin artık alternatifsiz bir tedavi yöntemi olarak insanları hayata döndürdüğü görüldükten sonra bu tereddütlerin ve çekimser tavrın terkedilmesi, hatta bu yönde ciddi adımların atılması, kamuoyu oluşturulması ve bunu sağlayacak kurumların kurulması gerekir İnsan hayatına çok değer veren bir dinin mensubu olan müslümanların bu konuda dünyaya öncülük ve örneklik etmesi bile beklenir

Selam ve dua ile
Sorularla İslamiyet Editör

 

meçhul_100 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 11-23-2008   #4
Bilgiler
Moderatör
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2007
Mesaj: 4,072
İtibar
Tecrübe Puanı: 42
Rep Puanı : 1002
Rep Derecesi :
meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.
meçhul_100 RSS Feed
Standart --->: organ bagşı



Aşağıdaki hutbe, 2 Aralık 2005 Cuma günü Hollanda Diyanet Vakfına bağlı 142 camide okundu

ORGAN NAKLİ
İslam Dini, insana ve insan sağlığına özel bir önem vermistir Çünkü yaratılmışların en şereflisi olan insanın, üzerine düşen bütün sorumluluklarını yerine getirebilmesi için sağlıklı bir vucuda sahip olması gerekir Sevgili peygamberimizin beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bilin buyurduğu seylerden biri de hastalık gelmeden önce sağlığın kıymetini bilmektir Sağlığın kıymeti ancak kaybedildiğinde daha iyi anlaşılmaktadır
İnsan bünyesinde bir dengenin varlığı aşikardir Sağlık diye adlandırabileceğimiz bu denge, gereği gibi korunmak üzere insana emanet edilmistir İnsan vucudundaki organlardan birinin bile görevini yerine getirememesi, bu dengeyi bozmaktadır Dengesi bozulan insan da, hastadır Hastalık kimi zaman ilaçla kimi zaman da değişik tedavi yollarıyla giderilmeye calışılmaktadır Pek çok sayıda insan da tedavisi olmayan hastalıklarla uğraşırken bir o kadar insan da, tedavisi olmasına rağmen ilgisizlik sebebiyle ızdırap çekmeye devam etmektedir Başkasından alacağı organla hayata dönecek ve sağlıklı bir hayat sürmesi mümkün olacak insanlar, ya dini gerekçelerle, ya da ilgisizlik sebebiyle buna yanaşmamakta, fakat kendi başına geldiginde de hiç tereddüt etmeden acıdan kurtulmak ve deva bulmak için ne gerekiyorsa onu yapmaktadır
O halde, organ bağışı nedir? ve ne yapmalıyız? sorusunun cevabını vermeliyiz Organ bağışı ölümden sonra kişinin organlarının başka bir insan için kullanılmasına izin verilmesidir 18 yaşını dolduran herkes organ bağışında bulunabilir Bu gün dünyada ve ülkemizde bağışlanmıs organlardan kalp, akçiğer, böbrek, karaciğer, pankreas gibi organlar ile kalp kapağı, kornea tabakası, kas ve kemik iliği gibi dokular başarı ile nakledilebilmektedir
O halde organ bağışı hakkında Dinimizin görüşü nedir?
Organ ve doku nakli dini ve fıkhi açıdan ZARURET olarak degerlendirilmektedir Bu konuda Bakara suresinin 173, Maide suresinin 3 ve Enam suresinin 119 ayetlerinin hükümlerinden yola çıkılarak caiz olduğuna dair hüküm verilmektedir
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu 1980 yılında yayımladığı kararda, organ ve doku naklinin dini açıdan caiz olduğunu şu sartlar çerçevesinde olduğu takdirde yapılabileceğini açıklamıştır
1) Zaruret halinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayati bir organını kurtarmak için bundan baska bir çarenin olmadığının mesleki ehliyet sahibi bir hekim tarafından tesbit edilmesi
2) Hastalığın bu yolla tedavi edilebileceğine dair doktorun kuvvetle muhtemel kanaati olması
3) Organ dokusu alınacak kişinin bu işlemin yapılacağı esnada olmuş olması
4) Organ veya dokusu alınacak kişinin ölmeden önce buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyle yakınlarının izninin sağlanması
5) Alınacak organ karşılığında hiç bir şekilde ücret alınmaması
6) Tedavi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması
İsra suresinin 70 ayeti ile Tin suresinin 4 ayetinin hükümlerine göre insan gerek sağ iken gerekse öldükten sonra da muhterem ve mükerrem bir varlıktır Allah onu şerefli ve mümtaz kılmıştır Bu itibarla ister sağ ister olü olsun, insandan alınan bir organ veya parcanın alınıp satılması, bedelinin harcanması, bunlardan herhangi bir sekilde yararlanılması, insanın şerefiyle bağdaşmadığı için caiz olmadiği gibi, öç almak hakaret etmek veya yakınlarına acı çektirmek için ölen kimsenin cesedinin kesilip parçalanması, kemiklerinin kırılması ve benzeri davranışlarda bulunulması dinimizce yasaklanmıştır
O halde bir şekilde organ bağışını hızlandırmalıyız Organ veya doku nakli bekleyen binlerce hatta milyonlarca insanın derdine çözüm getirecek olan kadavradan organ alımının hızı, bağış hızına bağlıdır Toplumda ihtiyaç kapıyı çalmadan organların bağışlanması bilinci yaygınlaştıkca, zorda kalan insanlara destek oranı da artacaktır
O nedenle beyin olümü oluşmuş insanın yatağını ölüm döşeği değilde hayat kaynağı olarak görenlerin sayısı yükseldikce, toplumun insani boyutu da genişleyecektir
Ülkemizde 2000-2003 yılları arasında 2014 böbrek, 500 karaciğer, 81 kalp, 71 kalp kapaği, 5525 kornea, 1608 de kemik iliği nakli gerçekleşmiş
Yine 2003 yılı sonu itibariyle 6500 böbrek, 351 karaciğer, 191 kalp, 64 kalp kapagı, 1 akciğer, 23 kalp-akciğer, 65 pankreas, 277 kemik iliği nakli beklerken, 20000 böbrek hastası da haftada bir ila üc kere diyaliz makinasına girerek hayatını sürdürmekte ve bir gün böbrek nakli olma ümidiyle yaşamaktadır
Mensuplarını dünya ve ahiret hayatında mutlu etmeyi hedefleyen dinimiz İslam’ın emir ve yasaklarındaki hikmetleri, yardımlaşmaya ve dayanışmaya verdiği önemi dikkate aldığımız zaman, rahatlıkla söyleyebiliriz ki, organ veya doku bağışlayarak çok büyük manevi kazançlar elde edebiliriz Organ bağışlayarak bağış yaptığımız hastayı sıhhate kavuştururken, hastanın yakınlarını da tarifi imkansız mutluluğa kavuşturmuş oluruz Böylece bağışlanan organ sebebiyle sosyal barışın teminine, acıların ve sevinçlerin de paylasılmasına büyük katkıda bulunmuş oluruz
Hastalığın pencesine düşerek inim inim inleyen, sağlığına kavuşmak için bir organ veya doku bağışı bekleyen insanlarla birlikte yaşamak bizimde huzurumuzu kacırmalı, onların acılarını paylaşmadan ve mümkünse bir organ bağışında bulunmadan rahat edememeliyiz Unutmamalıyız ki o hasta biz de olabiliriz
Organ bağışlamanın dinen bir sakıncası yoktur İnsanlar din ve milliyete bakmadan birbirlerine organ bağışlayabilirler Hic tereddüt etmeden organlarımızı bağışlayarak manevi haz ve sevap kazanma kampanyasına katılalım Bu konuda ailemize, dostlarımıza, komşularımıza ve arkadaşlarımıza örnek olalım Onları organ bağışına teşvik edelim Organ bağışı konusunda sağlık kuruluşları gereken yardımı sağlayarak rehberlik edeceklerdir Organ bağışı yaptığımıza dair belgelerimizi alalım ve devamlı yanımızda taşıyalım
“Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur Kim de, onu ölümden kurtarırsa (diriltirse) bütün insanları diriltmiş gibi olur”(Maide 32)
Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

 

meçhul_100 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 11-23-2008   #5
Bilgiler
Moderatör
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2007
Mesaj: 4,072
İtibar
Tecrübe Puanı: 42
Rep Puanı : 1002
Rep Derecesi :
meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.meçhul_100 Gururlanmaya değer.
meçhul_100 RSS Feed
Standart --->: organ bagşı



Organ bağışı yapmak caiz midir dinen? Bir kişi çıktı, organ bağışlayanları cehennemlik ilan etti Bu doğru mu? Bir de fetva ehlinde aranan şartlar nelerdir? Her önüne gelen fetva verebilir mi?
Cevap
Organ nakli ile ilgili kısımdan başlayarak cevaplayacak olursak;
Organ nakli, hakkında en fazla soru sorulan ve ihtilaf edilen güncel meselelerden birisi Konuya mesafeli duranlar birkaç gerekçe ileri sürüyor Belli başlılarını şöyle özetleyebiliriz:
1 İnsan bütün uzuvlarıyla muhterem/mükerrem bir varlıktır Dolayısıyla herhangi bir uzvunun dokunulmazlığının –canlı veya cansız iken– ihlal edilmesi, insanın hürmetine tecavüz anlamına gelir
2 Kendisine organ nakledilen kişi sağlığına kavuştuktan sonra ma’siyet işleyecek olursa, bunda o organın da payı olacağından, organını veren kişi de sorumlu olur
3 Organ nakli, organı nakledilecek kişi tam anlamıyla ölmeden, yani ruhu bedenini terk etmeden önce yapıldığından, işkence ve cinayet anlamı taşımaktadır
Buna karşılık organ naklinin cevazına hükmedenler –yine kısaca– şu gerekçeleri ileri sürmektedir:
1 Zaruret hali haramı mübah kılar Nasıl ki açlıktan ölme tehlikesiyle yüzyüze bulunan kimse, başka bir şey bulamazsa, kendisini hayatta tutacak miktarda insan eti yiyebilir ve bu, zaruret durumu dolayısıyla insanın ihtiramını tecavüz anlamına gelmez; aynı şekilde özellikle hayatı tehdit eden hastalıklar söz konusu olduğunda, tedavi için insan organı –mezkûr kaideye binaen– kullanılabilir
2 Kendisine nakledilen organ vasıtasıyla sağlığına kavuşan kimsenin işlediği ma’siyet, organı bağışlayana tesir etmez Zira sevap ve ma’siyette esas olan “irade”dir
3 Bazı organların nakli, “beyin ölümü” hadisesi gerçekleştiği zaman olmaktadır Beyin ölümü, kalbin cihaza bağlı olarak çalıştırılması suretiyle vücuda kan pompalanması durumunu ifade etmektedir Bu esnada beyin geri dönüşsüz olarak ölmüştür Şayet kalbi çalıştıran cihazın fişi çekilecek olursa, birkaç dakika içinde beden bütün fonksiyonlarını tamamen yitirmektedir
Bu karşıt görüşlerin detaylarına girmek kafaları iyice karıştırmak anlamına geleceğinden, burada bundan sarf-ı nazar ederek –ve fetva olarak alınmaması gerektiğini belirterek– düşüncemi arz edeceğim:
Her iki yaklaşım bakımından da açıklığa kavuşturulması gereken noktalar bulunduğunu düşünüyorum Bir yanda insan hayatının ve sağlığının korunması ve devamı, diğer yanda insana ihtiram… Hangisini diğerine tercih etseniz, ortaya birtakım soru işaretleri, sakıncalar ve problemler çıkıyor
Dolayısıyla bu mesele hakkında bir sonraki yazıda arz edeceğim noktalar açıklığa kavuşmadıkça tevakkufu tercih ediyorum

Diyelim ki “zaruret” durumu bahis konusudur ve gerek bu temelden, gerekse “iki zarardan hangisi daha hafif ise o tercih edilir” gibi kaidelerden hareketle insan uzuvlarının muhterem/mükerrem olduğu gerçeği organ nakli bağlamında göz ardı edilebilir
Ancak bu durum, organ naklinin cevazına hükmedenler bakımından açıklığa kavuşturulması gereken başka noktalar bulunduğu gerçeğini değiştirmiyor Bu babda en önemli noktalardan biri, donör (verici) durumundaki kişinin ölümünün tam anlamıyla gerçekleşip gerçekleşmediğinin tesbitidir Beyin ölümü gerçekleştiği halde kalp atışı cihaza bağlı olarak sürdürülen hastalar arasında, cihazdan çıkarıldığı zaman dahi –nadiren ve düzensiz de olsa– kalbi çalışmaya devam edenler bulunduğu, konunun ilgililerinin malumudur Bu durumdaki bir insanın ruhunun bedenini terk ettiği, yani gerçek anlamda öldüğü söylenebilir mi?
Eğer bu durumdaki bir kimsenin ruhunu teslim etme süreci devam ediyorsa, “sekerat-ı mevt” dediğimiz o dehşetli süreç sona ermemiş demektir Zaten bu aşamada insanın yaşadığı sıkıntı tarife gelmez boyuttadır; bu sıkıntıya bir de kalbinin, ciğerlerinin vs yerinden sökülmesinin vereceği korkunç ızdırap eklendiğinde ortaya çıkan duruma “işkence” demek bile hafif kalacaktır!
Ruhun bedeni terk etme süreci ne kadar devam etmektedir? Bu, insandan insana değişebilen bir süreç ise, tıbbın “beyin ölümü” dediği hadise gerçekleşmiş olsa bile, ruhun bedeni terk etme süreci henüz tam anlamıyla bitmiş olmayabilir Bu durumda henüz ölmüş olmayan bir insana kadavra muamelesi yapılmış olacağı açıktır
Kısacası, organ nakli için, nakledilecek organa kalp tarafından kan pompalanıyor olması şart olduğuna ve kalbi –şu veya bu şekilde– çalışmaya devam eden insana “ölü” denip denmeyeceği –yukarıda dile getirmeye çalıştığım durum çerçevesinde– tartışmalı olduğuna göre, bu mesele hakkında kesin konuşmanın çok da doğru olmayacağı kanaati ağır basmaktadır
Bu meseleyi değerlendirirken –muhterem Osman Karabulut hocanın da yıllar önce kaleme aldığı bir risalecikte değindiği gibi– bu alanda görülen istismar ve “ticaret” unsurunu da dikkatte tutmakta fayda var
Buna karşılık, giriş cümlesinde dile getirdiğim hususlar çerçevesinde –tek böbrek ya da kemik iliği nakli gibi– donörün hayatî fonksiyonlarını etkilemeyen operasyonların yapılabileceğini söylemek mümkün görünmektedir Bunların nakli donörün hayatî faaliyetlerini etkilemeyeceği için beyin ölümü şartı da aranmamaktadır
İlaveten, bu gibi organların naklinde donörün seçici davranması da mümkün olduğundan, bir önceki yazının 2 maddesinde dile getirilen çekinceye de mahal kalmayacaktır Hatta belki bunu kan nakline kıyas etmek de mümkündür
Yine ilaveten bir insanın, herhangi bir uzvuna yapılan tecavüze ve verilen zarara karşılık Fıkh’ın öngördüğü diyeti almaktan vaz geçme hakkı bulunması, insanın, hayattayken kendi uzuvları üzerinde kısmî de olsa tasarruf selahiyeti bulunduğunu gösteren bir husus olarak değerlendirilebilir Ancak bu selayihet öldükten sonra ortadan kalkmaktadır
Bütün bu hususlar, organ nakli meselesinde donörün hayatiyet durumunun ve verilecek organın mutlak surette göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir
Vallahu a’lem

Ebubekir Sifil
Milli Gazete,
16-17 Eylül 2006

 

meçhul_100 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Tags: , , , ,

gavurlardan nefret ediyorum ya siz? | uykunun abdesti bozmadığı mezhep var mıdır?

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp son Mesaj
Nazar Boncuğu Takmak Dinimizce Uygun mudur? ßaran Diğer Soru ve cevaplar (kategorilerin dışında kalanları bu bölüme açalım) 1 3 Hafta önce 02:47 AM
müslüman erkeğin ile alevi kızın evlenmesi dinimizce caizmi not erkek kız birbirleri reber Sohbet & Muhabbet 3 11-03-2008 14:15 PM
kızım olacak eylül düsünüyoruz dinen sakıncası varmı bilgilendirirmisiniz İREMNAZ Sizden gelen sorular 1 08-15-2008 23:24 PM
dövüş sporu olan kik boksla uğraşıyorum dinimizce bir sakıncası var mı ela Diğer Soru ve cevaplar (kategorilerin dışında kalanları bu bölüme açalım) 0 07-23-2008 16:08 PM
Hızma takmak caiz olur mu? Dinimizce hükmü nedir? Şem'a Fetvalar; bir konu hakkında verilen fetva sorusu ve cevabı 2 06-15-2008 19:26 PM

Frmacil | Yudumla | Dantel | Klup | Orgu | Oya | Derya TOPlist Saat 13:03 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286