Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Sohbet & Muhabbet Bölümü
> Sizden gelen sorular
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 10-23-2007   #1
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: May 2007
Mesaj: 1,220
İtibar
Tecrübe Puanı: 13
Rep Puanı : 914
Rep Derecesi :
Efdal Farkına varılacak bir görkemEfdal Farkına varılacak bir görkemEfdal Farkına varılacak bir görkemEfdal Farkına varılacak bir görkemEfdal Farkına varılacak bir görkemEfdal Farkına varılacak bir görkemEfdal Farkına varılacak bir görkemEfdal Farkına varılacak bir görkem
Efdal RSS Feed
Standart Soru sormanın usulü ve adabına dair



Soru soranla cevap verenin konumları açısından soru dört çeşittir:
1 Alimin alime sorusu: Bu dinleyenlere öğretmek, doğruluğunu test etmek, müzakere ve mübahase etmek için sorulur Hz Cebrail’in Hz Peygamber’e sorduğu “İman nedir?”, “İslam nedir?”, “İhsan nedir?” soruları bu türdendir
2 Alimin cahile sorusu: Bu, soru yoluyla öğretme usulünün gereğidir Muhataba ya bilmediğini öğretmek, ya yanlış bildiğini düzeltmek, ya da üçüncü şahıslara bir bilgiyi iletmek için kullanılan yöntemdir Soruyu soran cevabı vermek için sorar Rabbimizin vahiy yoluyla “Sizi kurtaracak karlı bir ticaret önereyim mi?”, “Ona adaş birinin varlığını biliyor musun?” gibi sorular buna örnektir
3 Cahilin cahile sorusu: Bu sorudan bir şey çıkmaz Tıpkı “Üçayaklı hayvanın adı nedir?” gibi abes bir iştir Cahilin muhatabı olan cahilde uyandıracağı bilme merakı ihtimali, bu tür bir soruyu nisbeten anlamlı kılabilir
4 Cahilin alime sorusu: Asıl soru budur ve vahyin “Bilmiyorsanız bilgi sahibi (ehl-i zikr) olanlardan sorun!” emrinden anlaşılması gereken de bu tür sorudur
Bu dördüncü maddeye giren sorularda yapılmaması gereken usul hataları şunlardır:
1 İlle de aklımızdakini onaylatmak için soru sormak: Yani: “Bana öyle bir cevap ver ki, mutlaka benim aklımdaki, ya da hoşlanacağım, ya da işime gelen bir cevap olsun” Allah alimlerimize yardım etsin Bazıları, “istedikleri cevabı alıncaya kadar ısrar eder Bazıları bunun için cevap sahibini sıkıştıracak kadar gözünü karartır Bazıları, istedikleri cevabı alamayınca muhatabını suçlayacak kadar saygısızlaşır Bu yapılan en yaygın usul ve üslup hatalarından biridir Bu, hem bilginin kendisine, hem sorulan kimseye saygısızlıktır
2 Soru sormakla muhataba lutfettiğimizi sanmak: Bu tipler gerçekten gariptir Asıl riski soru soranın değil cevap verenin aldığını düşünmez Mesele dini bir meseleyse, cevap veren alimin ağır bir manevi sorumluluk altında ezildiğini, o baskıyı tüm hücrelerinde hissettiğini bilmez Beyimizin soru sorması bir lütuftur Soru sorduğu alime minnet etmek şöyle dursun, onu minnet altına almaya kalkar “Cevap vermeye mecbursun” havasıyla sorar sorusunu Bir de vereceği cevaba itibar ettiğini söylemesi yok mu, hepsine tüy diker Sanki insanın itibar etmediği birine mesele sorması normalmiş gibi
3 Alimin hiçbir işi gücü olmadığını, “Yar bana bir soru” diye sabahlara kadar ekranlara göz diktiğini zannetmek: Köroğlu “Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” demiş ya, internet çıktı adab ve erkan daha da bozuldu Ömründe bir kez bile karşılaşmamış, dahası kim olduğunu bilmiyor (Kimliğini gizleyerek veya takma adla kimliğini saklayarak soru sorana zaten cevap verilmez) Sorusu en basit nezaketten dahi yoksundur Daha önce verdiği cevapları araştırmamış, bulma, okuma, dinleme, seyretme zahmetine dahi katlanmamışız Bir de “Delil de isterim” diye tutturursak, üzerine tüy dikmiş olmaz mıyız? Alimin meşguliyeti başından aşkınmış, nefes alacak vakti yokmuş, iki ayağı bir pabuçtaymış… Bütün bunlar bizi ırgalamaz Biz “ona soru soran tek kişiyiz” ve o da bize cevap vermekten başka işi olmayan bir “makine” Bazen bir soru yetmiyor, bir tek mesajda 5 hatta 10 soru sıralıyoruz Bu sorular içinde “evet-hayır” soruları hemen hiç yok Bazıları kitaplık çapta cevap isteyen sorular Muhatabımızın hal-i pür melalini bir düşünebiliyor muyuz? Hele bir de o konuda oturmuş yıllarını verip bir eser, günlerini verip bir ilmi makale üretmiş ve biz onu okuma zahmetine dahi katlanmadan bunu yapmışız… Vah ki vah!
4 Kırk akıllının kırk yıl cevaplayamayacağı soruyu bir delinin birkaç saniyede sorabileceği gerçeğini unutmak: Bizim kolayca sorduğumuz öyle sorular var ki, alim onu cevaplamak için bazen günlerce dirsek çürütür, bazen kök söker, bazen yürek ve zihin teri döker Bazı sorularımız soru soran açısından netameli değildir, ama cevap veren açısından netamelidir Bazı sorularımız çok özeldir Çok özel soruların çok özel tanışıklık gerektirdiği unutulur veya göz ardı edilir Mücadile suresinde geçtiği gibi, Rabbimiz Hz Peygamber’den yerli yersiz özel görüşme talep ederek onu meşgul edenleri durdurmak için “Necva sadakası” mecburiyeti getirmişti Bu aslında önder ve rehber konumundaki şahsiyetlerden “mesai çalma bedeli” idi Bununla şu mesaj veriliyordu: O size Allah rızası için zaman ayırıyor Madem öyle, haydi o zaman siz de Allah rızası için muhtaçlar için bir sadaka ödeyin! Fakat biz bazen muhatabımızı saatlerce meşgul edecek mesaisini alıyor da bir teşekkürü bile çok görüyoruz Hatta bazılarımız sıkılmadan dönüp bir de beğenmediği cevaptan dolayı tariz ve sitem etmeye yelteniyor
5 Alimlerimizin de etten ve kandan bir beşer olduğunu unutmak: Bir soruyoruz, cevap alıyoruz Ardından aklımıza bir şey esiyor ona da cevap alıyoruz, ardından aklımıza esen tüm soruları hiçbir zahmete katlanmadan sıralıyoruz Eğer cevap alamazsak sanki alimlerimizi çarçur etmek hakkımızmış gibi çıkışıyoruz Bazen kızdırana kadar çabalıyor, kızınca da ona Peygamberimizi örnek göstererek güya haddini bildirmeye çalışıyoruz
Allah alimlerimize sabrı cemil ve ecri cezil lutfetsin, biz ilim taliplerine de kadir kıymet bilmeyi nasip etsin


Saygıdeğer kıymetli hocam : Mustafa İslamoğlu

 

Efdal isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-16-2008   #2
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesaj: 7,124
İtibar
Tecrübe Puanı: 74
Rep Puanı : 2928
Rep Derecesi :
ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.
ßaran RSS Feed
Standart Soru sormanın usulü ve adabı



Soru sormanın usulü ve adabı üzerine
Sual sormak bir sanattır, tıpkı cevap vermek gibi. Sual sormanın elbet bir esası, bir usûlü ve âdâbı vardır. Bu konuda İslâm edebiyatında (literatür) müstakil eserler yazılmıştır. El-Müfti ve'l-Müstefti, es-Sâil ve'l-Mes'ûl, el-Âlim ve'l-Müteallim, Edebu'l-Müsterşidîn, Edebu'l-İlm ve'l-Alim ve'l-Müteallim vb. gibi başlıklar altında yazılanlar doğrudan ya da dolaylı bu konuyu işler.

Usul-i Fıkıh kitaplarında soru sormanın ve cevap vermenin usulü ve edebi üzerine az ya da çok müstakil bölümler bulunur. Şatıbi ünlü eseri el-Muvafakât'ta bu konuya neredeyse bir tam cilt ayırmıştır. Birçoklarımızın önemsemediği soru-cevap faslı işte kendi medeniyetimizde bu kadar önemsenmiştir.

Her soru cevaplanmaz. Bu cinayet olur. Bunların başında kimliğini gizleyen kişilerin soruları gelir. Düşünebiliyor musunuz; adam size aklına eseni soruyor. Bunlar içerisinde öyle sorular var ki, cevap vereni sorumluluk altına, hatta risk altına atan sorular bunlar. Fakat sorusunun altına imza atmaktan çekiniyor. Muhtemelen sorusundan korkuyor, fakat sizden en netameli ve riskli sorulara cevap bekliyor. Sorulan kişi belli, soran meçhul. Oysa asıl risk cevap verenin altına girdiği risktir.
Cevap vermenin mesuliyeti soru sormaktan çok daha ağırdır. Daha sorusunun altına gerçek isim ve kimliğiyle imza atacak sorumluluk, cesaret ve âdâbdan yoksun olan birinin, karşısındakinden cevap beklemeye hakkı var mı? Öyle "sâili (soranı) meçhul" sorular var ki, bunlara cevap yetiştirmek, "faili meçhul" cinayet işlemeye benzer. İmam Gazzali'den şöyle bir söz nakledilir: "Her soruya cevap yetiştirmek cinnettir". El-hak doğrudur.

Bazen kırk akıllının kırk yıl düşünerek cevaplamayacağı bir soruyu, bir deli bir saniyede soruverir. İşin yoksa cevap ara. Kaldı ki, bazı sorular sorulduğu kadar kolay cevaplanamazlar.

Soru sormanın bir "sorumluluğu" vardır. Bu sorumluluğu yerine getirmeyenin cevap isteme "hakkı" olmaz.

Birincisi, soru sahibi bilmediğini bilecek. Bu da sorduğu konuda kendi çapında bir cehdü gayret göstermekle olur. "Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin" sözü işte bunu ifade eder. Soru sormak bile, asgari bir donanım ister. "Zır cahil" soru bile soramaz. Çünkü bilmediğini bile bilmez. Soruyu, bilmediğini bilenler sorarlar.

Bir de bildiğini soranlar var. Bunlar iki türlüdür. Birincisi, bildiği halde bilgisini teyit etmek için soranlar, ki bu kınanacak bir davranış değildir. İnsan buna çoğu zaman ihtiyaç duyar. Daha alimini bulduğu zaman, bildiğini sandığı bir meseleyi sorar. İkincisi, bildiği halde karşısındakini sınamak için soranlar, ki bu ahlaki değildir. Aldığınız cevaba güvenmeyecekseniz, neden o kişiye soru sorarsınız? Madem sorarsınız, o zaman güvenin. Güvenmediğinize soru sormak, onu da, kendinizi de yormaktır.

İkincisi, soru sahibi doğru soru soracak. Yanlış soruya dünyanın tüm alimleri birleşse doğru cevap veremezler. Bu nedenle bazen soruyu düzeltmek, cevap vermekten daha önemli hale gelir. Yanlış soru kasıtsızsa, hem düzeltilir, hem cevaplanır. Bu, soru sahibine, cevap verenin ikramıdır. Yok kasıtlıysa ve bu da anlaşılıyorsa, bu durumda sual sahibinden doğru soru sorması istenir. Yanlış soru sorma probleminin temelinde, "hazır lopçuluk" yatar. Soru sahibi, o sorunun sancısını çekmemiştir. Veya o soru bir "zaruret" veya bir "ihtiyaçtan" doğmamış, aklına esmiş, öylesine sormuştur.

Üçüncüsü, doğru kimseye soracak. Doğru soru doğru kimseye sorulmazsa, zayi olur. Bunun da ilk şartı sorunun muhatabını tanımak, onun ihtisas alanı ve birikimi hakkında kabaca bilgi sahibi olmaktır. Sorunun muhatabı eğer gerçek ilim sahibiyse, zaten "Bu soru sahama girmiyor" der.

Dördüncüsü, soru sorulan kişinin o konuda daha önce cevap verip vermediğini imkânları nisbetinde araştıracak. Bu bir "ciddiyet" göstergesidir. Bunu yapıp da bulamadığı takdirde, sorusuna cevap alma hakkı kendiliğinden doğar.

Soru-cevap usul ve âdâbı bunlarla sınırlı değil. Fakat bu yazı ilgili bahse bir giriş olsun.

Soru sormanın usulü ve adabına dair

Soru soranla cevap verenin konumları açısından soru dört çeşittir:

1. Alimin alime sorusu
: Bu dinleyenlere öğretmek, doğruluğunu test etmek, müzakere ve mübahase etmek için sorulur. Hz. Cebrail’in Hz. Peygamber’e sorduğu “İman nedir?”, “İslam nedir?”, “İhsan nedir?” soruları bu türdendir.


2. Alimin cahile sorusu
: Bu, soru yoluyla öğretme usulünün gereğidir. Muhataba ya bilmediğini öğretmek, ya yanlış bildiğini düzeltmek, ya da üçüncü şahıslara bir bilgiyi iletmek için kullanılan yöntemdir. Soruyu soran cevabı vermek için sorar. Rabbimizin vahiy yoluyla “Sizi kurtaracak karlı bir ticaret önereyim mi?”, “Ona adaş birinin varlığını biliyor musun?” gibi sorular buna örnektir.


3. Cahilin cahile sorusu
: Bu sorudan bir şey çıkmaz. Tıpkı “Üçayaklı hayvanın adı nedir?” gibi abes bir iştir. Cahilin muhatabı olan cahilde uyandıracağı bilme merakı ihtimali, bu tür bir soruyu nisbeten anlamlı kılabilir.


4. Cahilin alime sorusu
: Asıl soru budur ve vahyin “Bilmiyorsanız bilgi sahibi (ehl-i zikr) olanlardan sorun!” emrinden anlaşılması gereken de bu tür sorudur.

Bu dördüncü maddeye giren sorularda yapılmaması gereken usul hataları şunlardır:

1. İlle de aklımızdakini onaylatmak için soru sormak
: Yani: “Bana öyle bir cevap ver ki, mutlaka benim aklımdaki, ya da hoşlanacağım, ya da işime gelen bir cevap olsun”. Allah alimlerimize yardım etsin. Bazıları, “istedikleri cevabı alıncaya kadar ısrar eder. Bazıları bunun için cevap sahibini sıkıştıracak kadar gözünü karartır. Bazıları, istedikleri cevabı alamayınca muhatabını suçlayacak kadar saygısızlaşır. Bu yapılan en yaygın usul ve üslup hatalarından biridir. Bu, hem bilginin kendisine, hem sorulan kimseye saygısızlıktır.


2. Soru sormakla muhataba lutfettiğimizi sanmak
: Bu tipler gerçekten gariptir. Asıl riski soru soranın değil cevap verenin aldığını düşünmez. Mesele dini bir meseleyse, cevap veren alimin ağır bir manevi sorumluluk altında ezildiğini, o baskıyı tüm hücrelerinde hissettiğini bilmez. Beyimizin soru sorması bir lütuftur. Soru sorduğu alime minnet etmek şöyle dursun, onu minnet altına almaya kalkar. “Cevap vermeye mecbursun” havasıyla sorar sorusunu. Bir de vereceği cevaba itibar ettiğini söylemesi yok mu, hepsine tüy diker. Sanki insanın itibar etmediği birine mesele sorması normalmiş gibi.



3. Alimin hiçbir işi gücü olmadığını, “Yar bana bir soru” diye sabahlara kadar ekranlara göz diktiğini zannetmek
: Köroğlu “Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” demiş ya, internet çıktı adab ve erkan daha da bozuldu. Ömründe bir kez bile karşılaşmamış, dahası kim olduğunu bilmiyor. (Kimliğini gizleyerek veya takma adla kimliğini saklayarak soru sorana zaten cevap verilmez.) Sorusu en basit nezaketten dahi yoksundur. Daha önce verdiği cevapları araştırmamış, bulma, okuma, dinleme, seyretme zahmetine dahi katlanmamışız. Bir de “Delil de isterim” diye tutturursak, üzerine tüy dikmiş olmaz mıyız? Alimin meşguliyeti başından aşkınmış, nefes alacak vakti yokmuş, iki ayağı bir pabuçtaymış… Bütün bunlar bizi ırgalamaz. Biz “ona soru soran tek kişiyiz” ve o da bize cevap vermekten başka işi olmayan bir “makine”. Bazen bir soru yetmiyor, bir tek mesajda 5 hatta 10 soru sıralıyoruz. Bu sorular içinde “evet-hayır” soruları hemen hiç yok. Bazıları kitaplık çapta cevap isteyen sorular. Muhatabımızın hal-i pür melalini bir düşünebiliyor muyuz? Hele bir de o konuda oturmuş yıllarını verip bir eser, günlerini verip bir ilmi makale üretmiş ve biz onu okuma zahmetine dahi katlanmadan bunu yapmışız… Vah ki vah!



4. Kırk akıllının kırk yıl cevaplayamayacağı soruyu bir delinin birkaç saniyede sorabileceği gerçeğini unutmak
: Bizim kolayca sorduğumuz öyle sorular var ki, alim onu cevaplamak için bazen günlerce dirsek çürütür, bazen kök söker, bazen yürek ve zihin teri döker. Bazı sorularımız soru soran açısından netameli değildir, ama cevap veren açısından netamelidir. Bazı sorularımız çok özeldir. Çok özel soruların çok özel tanışıklık gerektirdiği unutulur veya göz ardı edilir. Mücadile suresinde geçtiği gibi, Rabbimiz Hz. Peygamber’den yerli yersiz özel görüşme talep ederek onu meşgul edenleri durdurmak için “Necva sadakası” mecburiyeti getirmişti. Bu aslında önder ve rehber konumundaki şahsiyetlerden “mesai çalma bedeli” idi. Bununla şu mesaj veriliyordu: O size Allah rızası için zaman ayırıyor. Madem öyle, haydi o zaman siz de Allah rızası için muhtaçlar için bir sadaka ödeyin! Fakat biz bazen muhatabımızı saatlerce meşgul edecek mesaisini alıyor da bir teşekkürü bile çok görüyoruz. Hatta bazılarımız sıkılmadan dönüp bir de beğenmediği cevaptan dolayı tariz ve sitem etmeye yelteniyor.



5. Alimlerimizin de etten ve kandan bir beşer olduğunu unutmamak
: Bir soruyoruz, cevap alıyoruz. Ardından aklımıza bir şey esiyor ona da cevap alıyoruz, ardından aklımıza esen tüm soruları hiçbir zahmete katlanmadan sıralıyoruz. Eğer cevap alamazsak sanki alimlerimizi çarçur etmek hakkımızmış gibi çıkışıyoruz. Bazen kızdırana kadar çabalıyor, kızınca da ona Peygamberimizi örnek göstererek güya haddini bildirmeye çalışıyoruz.

Allah alimlerimize sabrı cemil ve ecri cezil lutfetsin, biz ilim taliplerine de kadir kıymet bilmeyi nasip etsin.

Mustafa İslamoğlu

 

ßaran isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 09-29-2008   #3
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Aug 2008
Nerden: L@MP@RD
Mesaj: 731
İtibar
Tecrübe Puanı: 8
Rep Puanı : 317
Rep Derecesi :
HARUN9045 Pürüzler içinde bir mücevher.HARUN9045 Pürüzler içinde bir mücevher.HARUN9045 Pürüzler içinde bir mücevher.HARUN9045 Pürüzler içinde bir mücevher.
HARUN9045 RSS Feed
Soru Soru Sormanın usulü ve adabı nasıldır?



Soru soranla cevap verenin konumları açısından soru dört çeşittir:

1 Alimin alime sorusu: Bu dinleyenlere öğretmek, doğruluğunu test etmek, müzakere ve mübahase etmek için sorulur Hz Cebrail’in Hz Peygamber’e sorduğu “İman nedir?”, “İslâm nedir?”, “İhsan nedir?” soruları bu türdendir

2 Alimin cahile sorusu: Bu, soru yoluyla öğretme usulünün gereğidir Muhataba ya bilmediğini öğretmek, ya yanlış bildiğini düzeltmek, ya da üçüncü şahıslara bir bilgiyi iletmek için kullanılan yöntemdir Soruyu soran cevabı vermek için sorar Rabbimizin vahiy yoluyla “Sizi kurtaracak kârlı bir ticaret önereyim mi?”, “Ona adaş birinin varlığını biliyor musun?” gibi sorular buna örnektir

3 Cahilin cahile sorusu: Bu sorudan bir şey çıkmaz Tıpkı “Üçayaklı hayvanın adı nedir?” gibi abes bir iştir Cahilin muhatabı olan cahilde uyandıracağı bilme merakı ihtimali, bu tür bir soruyu nisbeten anlamlı kılabilir

4 Cahilin alime sorusu: Asıl soru budur ve vahyin “Bilmiyorsanız bilgi sahibi (ehl-i zikr) olanlardan sorun!” emrinden anlaşılması gereken de bu tür sorudur

Bu dördüncü maddeye giren sorularda yapılmaması gereken usul hataları şunlardır:

1 İlle de aklımızdakini onaylatmak için soru sormak: Yani: “Bana öyle bir cevap ver ki, mutlaka benim aklımdaki, ya da hoşlanacağım, ya da işime gelen bir cevap olsun” alimlerimize yardım etsin Bazıları, istedikleri cevabı alıncaya kadar ısrar eder Bazıları bunun için cevap sahibini sıkıştıracak kadar gözünü karartır Bazıları, istedikleri cevabı alamayınca muhatabını suçlayacak kadar saygısızlaşır Bu yapılan en yaygın usul ve üslup hatalarından biridir Bu, hem bilginin kendisine, hem sorulan kimseye saygısızlıktır

2 Soru sormakla muhataba lutfettiğimizi sanmak: Bu tipler gerçekten gariptir Asıl riski soru soranın değil cevap verenin aldığını düşünmez Mesele dini bir meseleyse, cevap veren alimin ağır bir manevi sorumluluk altında ezildiğini, o baskıyı tüm hücrelerinde hissettiğini bilmez Beyimizin soru sorması bir lütuftur Soru sorduğu alime minnet etmek şöyle dursun, onu minnet altına almaya kalkar “Cevap vermeye mecbursun” havasıyla sorar sorusunu Bir de vereceği cevaba itibar ettiğini söylemesi yok mu, hepsine tüy diker Sanki insanın itibar etmediği birine mesele sorması normalmiş gibi

3 Alimin hiçbir işi gücü olmadığını, “Yar bana bir soru” diye sabahlara kadar ekranlara göz diktiğini zannetmek: Köroğlu “Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” demiş ya, internet çıktı adab ve erkan daha da bozuldu Ömründe bir kez bile karşılaşmamış, dahası kim olduğunu bilmiyor (Kimliğini gizleyerek veya takma adla kimliğini saklayarak soru sorana zaten cevap verilmez) Sorusu en basit nezaketten dahi yoksundur Daha önce verdiği cevapları araştırmamış, bulma, okuma, dinleme, seyretme zahmetine dahi katlanmamışız Bir de “Delil de isterim” diye tutturursak, üzerine tüy dikmiş olmaz mıyız? Alimin meşguliyeti başından aşkınmış, nefes alacak vakti yokmuş, iki ayağı bir pabuçtaymış… Bütün bunlar bizi ırgalamaz Biz “ona soru soran tek kişiyiz” ve o da bize cevap vermekten başka işi olmayan bir “makine” Bazen bir soru yetmiyor, bir tek mesajda 5 hatta 10 soru sıralıyoruz Bu sorular içinde “evet-hayır” soruları hemen hiç yok Bazıları kitaplık çapta cevap isteyen sorular Muhatabımızın hal-i pür melalini bir düşünebiliyor muyuz? Hele bir de o konuda oturmuş yıllarını verip bir eser, günlerini verip bir ilmi makale üretmiş ve biz onu okuma zahmetine dahi katlanmadan bunu yapmışız… Vah ki vah!

4 Kırk akıllının kırk yıl cevaplayamayacağı soruyu bir delinin birkaç saniyede sorabileceği gerçeğini unutmak: Bizim kolayca sorduğumuz öyle sorular var ki, alim onu cevaplamak için bazen günlerce dirsek çürütür, bazen kök söker, bazen yürek ve zihin teri döker Bazı sorularımız soru soran açısından netameli değildir, ama cevap veren açısından netamelidir Bazı sorularımız çok özeldir Çok özel soruların çok özel tanışıklık gerektirdiği unutulur veya göz ardı edilir Mücadile suresinde geçtiği gibi, Rabbimiz Hz Peygamber’den yerli yersiz özel görüşme talep ederek onu meşgul edenleri durdurmak için “Necva sadakası” mecburiyeti getirmişti Bu aslında önder ve rehber konumundaki şahsiyetlerden “mesai çalma bedeli” idi Bununla şu mesaj veriliyordu: O size rızası için zaman ayırıyor Madem öyle, haydi o zaman siz de rızası için muhtaçlar için bir sadaka ödeyin! Fakat biz bazen muhatabımızı saatlerce meşgul edecek mesaisini alıyor da bir teşekkürü bile çok görüyoruz Hatta bazılarımız sıkılmadan dönüp bir de beğenmediği cevaptan dolayı tariz ve sitem etmeye yelteniyor

5 Alimlerimizin de etten ve kandan bir beşer olduğunu unutmak: Bir soruyoruz, cevap alıyoruz Ardından aklımıza bir şey esiyor ona da cevap alıyoruz, ardından aklımıza esen tüm soruları hiçbir zahmete katlanmadan sıralıyoruz Eğer cevap alamazsak sanki alimlerimizi çarçur etmek hakkımızmış gibi çıkışıyoruz Bazen kızdırana kadar çabalıyor, kızınca da ona Peygamberimizi örnek göstererek güya haddini bildirmeye çalışıyoruz
alimlerimize sabrı cemil ve ecri cezil lutfetsin, biz ilim taliplerine de kadir kıymet bilmeyi nasip etsin



Mustafa İslamoğlu

 

HARUN9045 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 09-29-2008   #4
Bilgiler
mum
Administrator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: filistin
Mesaj: 11,390
İtibar
Tecrübe Puanı: 122
Rep Puanı : 8104
Rep Derecesi :
mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.mum Çok ünlü.
mum RSS Feed
Standart --->: Soru sormanın usulü ve adabına dair



Allah (cc) razı olsun sizden

 

mum isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 10-04-2008   #5
Bilgiler
Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: Almanya
Mesaj: 9,018
İtibar
Tecrübe Puanı: 95
Rep Puanı : 4411
Rep Derecesi :
rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.
rana RSS Feed
Standart --->: Soru sormanın usulü ve adabına dair



Allah cc razi olsun

 

rana isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Tags: , , , ,

ciftlerin birbirini diledigi gibi opmesinde bi sakinca varmidir? | «"İnsanlarda var olan gelecek kaygısının sebebi nedir.?"»

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp son Mesaj
Modernite: Bugüne Dair Hastalığımız, Yenilenme: Bugüne Dair Sorumluluğumuz mumsema Kur'an ile ilgi yazılar & Makaleler 2 4 Hafta önce 15:42 PM
Hadis Usûlu greenmushroom Hadis Tarihi & Hadis Usulü 11 12-03-2008 16:04 PM
Soru ve Cevaplarla Kendimizi Sınayalım-BİR CEVAP BİR SORU medahms Diğer Soru ve cevaplar (kategorilerin dışında kalanları bu bölüme açalım) 5 10-31-2008 17:48 PM
Her soru cevaplanır ama soru sorulmaz! İnşirah Yaşanmış Öyküler & Nükteler 2 08-16-2008 23:42 PM
Ev Usulü Fındık Lahmacun rüveyda61 Hamur İşleri 1 03-29-2008 12:30 PM

Frmacil | Yudumla | Dantel | Klup | Orgu | Oya | Derya TOPlist Saat 01:51 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308