verildiyse özür dilerim Abdurrahman Onul Nihat Hatipoğlu'nun birlikte hazırladığı süper bir hikaye Kerbela [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Hicretin dördüncü yılı Birer yıl arayla Medine’de iki doğum, İki bayram, iki ay parçası… Yeryüzünün en hayırlı dedesinin gözbebekleri doğuyor Rasûl-üs Sakaleyn’in kokladığı reyhanları Fatıma’t-üz Zehrâ’nın körpecik fidanları Ali’yi Mürteza’nın eşsiz kahramanları doğuyor Cennet gençliğinin iki seyyidi Ehl-i Beyt’in ilk nazlı çiçekleri… İki ay parçası, “merhaba” diyor o incecik sesiyle İsimlerini Rahman koyuyor, Cebrail nefesiyle Siz onlara Allah’ın iki lütfu diyin; Birinin adı Hasan; diğerinin Hüseyin Zaman, saadetli günleri yaprak yaprak okurken Onlar peygamber dizinde büyüdüler Ve zaten onlar semâda büyüktüler
Bir gün peygamberlerin incisi oturuyorlar Hasan’la Hüseyin Birbirlerini yakalama oyununda… Buyurdular; “Ha Gayret Hasan! Göreyim seni, yakala Hüseyin’i” Hz Ali; “Ya rasulallah!” diyor, “Hüseyin’den taraf olmanız gerekmez mi? Hüseyin daha küçük” Rasulullah buyuruyorlar; “Baksana! Cebrail de Hüseyin’i tutuyor; Ha gayret Hüseyin! Göreyim seni diyor”
Yine birgün, Efendimiz, ashabıyla yürüyorlar Hz Hüseyin çocuklarla oynuyor Peygamberimiz, ellerini açıyor; Tutmak için Hüseyin’i Hz Hüseyin, bir oraya bir buraya kaçıyor Ve gülerek yakalıyor onu, Nebiler serveri Bir elini kafasının arkasına, Öbür elini, çenesinin altına koyup öpüyor, kokluyor, öpüyor Sonra zamana ve mekana sesleniyor; “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim! Allah’ı seven Hüseyin’i sever! Hüseyin, torunlardan bir torundur” Ve bir gün Cebrail bir haberle gelir; Hüseyin Fırat kıyısında şehit edilecektir Orası, üzüntülü, tasalı, mihnetli ve belalı bir yerdir Kerb-ü beladır! Orası Kerbeladır!
Hicretin altmış birinci yılı Aylardan Muharrem… Kan renginde fırat Kan renginde yakamoz Ve dudaklar susuz, Yürekler susuz… Kerbelada bir oğul var, Yoluna oğullar feda Bir torun, Kerbelada… Dedesinden elli yıl uzakta Onun gibi bembeyaz giyimli Bembeyaz yüzlü Atının üzerinden sesleniyor Kalpleri mühürlü olanlara Merhametten yoksun olanlara; “Ben Peygamberiniz Aleyhisselamın kızının oğlu değil miyim? Ben HzMuhammed Mustafa’nın torunu değil miyim? Şehitler seyyidi Hamza, babamın amcası değil mi? Çift kanatlı şehit Cafer, benim amcam değil mi?”
Kerbelada bir oğul var, Çevresinde Yeminler ediliyor şehadete Ve birbir toprağa düşüyor yiğitler Ehl-i Beyt’in solan ilk çiçeği Ali’di Sonra sıra sıra soldu civanlar; Avn b Abdullah b Cafer, Muhammed b Abdullah b Cafer, Abdurrahman b Akîl, Cafer b Akîl… İşte bakın, biri daha yürüyor ölüme; Hz Hasan’ın oğlu Kâsım! Onun da yüzü ay parçası Elinde kılıç, üzerinde gömlek ve pelerin Ayak sandallarından birisinin bağı kopmuş Başına bir kılıç iniyor, Ve “Amca!” diyerek yüz üstü düşüyor kerbela’ya Kerbela’da bir oğul var Bir şahin var Kucağında üç yaşında bir seyyid; Adı abdullah! Ve bir ok, Abdullah’ı boğazından vuruyor Hz Hüseyin, kanla dolan avuçlarını yere boşaltıyor “Yâ Rab!” diyor “Bize göklerden yardım etmeyeceksen, Hakkımızda ondan daha hayırlısını ihsan et”
Hicretin altmış birinci yılı Muharrem ayının onu… Bir şehit var kerbelada Tam otuz üç mızrak yarası, Otuz dört kılıç yarası Ey Muhammed’im nerdesin nerde? Hüseyinin başı bir yerde; gövdesi bir yerde! Bu Hz Zeyneb’in feryadıdır dedesine; “Ey Muhammed’im! Ey Muhammed’im! Sana göklerdeki melekler salatü selam getiriyorlar Hüseyin ise şu otsuz bozkır çölde Tozlara, topraklara, kanlara bulanmış, Azaları kesilmiş yatıyor Ey muhammedim! senin kızların esir edilmiş, Zürriyetin hep öldürülmüş Sabah yelleri onların üzerine toz toprak savuruyor”
Abdullah bin Abbâs da, o gün Medinede Rasulullah aleyhisselam’ı görür rüyada Yanında içi kan dolu cam bir bardak vardır, Ve şöyle buyurur: “Benden sonra Ümmetimin yaptığı şeyi biliyor musun? Hüseyin’i şehit ettiler Bu, Onun ve ashabının kanlarıdır Bunu Allah’a sunacağım”
Ya Rasulallah! Biz asırlar sonra geldik Eğer o gün olsaydık Kerbela’da Allah’a kasem olsun ki Ashabının seni koruduğu gibi Korurduk Ehl-i Beyt’ini Ya da o uğurda verirdik canımızı Bu sözümüzün bir isbatı olarak Bu gün biz senin kapındayız Taşıdığımız ehl-i beyt isimleri Kimimiz Ali, kimimiz fatıma Kimimiz hasan ve hüseyin Ve iftiharla senin ismini taşıyor çoğumuz Allah ruhumuzu senin kapında Ehl-i Beytine layık olduğumuz bir anda alsın Ali ila, Zeynelabidin’le her asırda hüseyni çiçekler açarken Yanaklarında peygamber busesi, Ve her biri senden bir koku taşırken çağlara Allah, bizi onlardan ayırmasın Bizi senden ve rızasından ayırmasın