ANADOLU EVLİYALARI
Hacı Mesut
Hacı mesut'un mezarı İzmir'in Alipınar köyündedir

Hacı Mesut, Çanakkale Savaşı'nda, gözle kaş arasında adını bütün orduya duyurmuş ve ermişlik payesini kazanıvermiş mutlu bir insan

Mezarının önünde okuyup, niyaz etmeden kimse geçmez

Bir derdiniz, özellikle askerlikle ilgili bir müşkülünüz varsa, hemen Allah'tan o'nun hürmetine müşkülünüzün gitmesini isteyin illa onun yanına gitmenize gerk yok! eğer müşkülünüzde halis niyetiniz hakimse işiniz inşaallah oluverir

Çanakkale savaşı'ndayız

Mülazım Emin , çiçeği burnunda bir harbiye'li

Mektebi bitirmiş, cepheye sürülmüş



Gönderildiği alay , ateş hattında kırılıyor, ama ne kırılıyor

; gençler yiğitler biçiliyor

Bir zaman, geriden ikmal getirerek işi idare etmek istiyorlarsa da gün oluyor, ikmalde yetmiyor

Alaydan arta kalanları derleyip, toplayıp İzmir'in Alipınar köyüne getiriyorlar

Acemiler gelecek , alay tamamlanacaki talim görecek ve yine cepheye sevkedilecek



Alay tamamlanırken, durumun nezaketi gereği, alışılmış kurallara pek aldırılmıyor, eli silah tutan herkes toplanıp Alipınar'a getiriliyor

Gelenlerin içinde Hacı Mesut da var

Yaşlıca, sessiz, sadasız, kendi halinde bir habeş

Trablusluymuş

Mülazım Emin'in Konyalı Aziz Çavuş diye bir çavuşu var, nedense bu Hacı Mesut'u hiç sevmiyor

Her sabah Emin Efendi'ye tekmil verirken sayıyor, döküyor, sözün sonunu" Bir de, hiç bir işe yaramayan şu pis Arap var" diye bitiriyor

Pis Arap aşağı, pis arap yukarı



Günün birinde, mülazım Emin: -Bırak Aziz şu Adamı diyor

"O zaten yaşlı, sen onu talime çıkarma, koğuş temizliğine ver!" Böylece günler geçip giderken, bir gün Mülazım hastalanıyor

Ama durumu çok ağır

Ne doktor, ne ilaç, ne sıhhiye memuru

Hastaya yardım edecek hiç kimse ve hiç bir şey yok

Akşama doğru Emin Efendi kendini kaybediyor, ateşten cayır cayır yanıyor, bir günde sanki eriyor

Yapılcak bir şey yok, işi duaya kalmış

Görenler, sabahı bulamaz diyorlar

Bir ara, Hacı Mesut, Aziz çavuşun yanına gelerek:" Bir nefes edeyim mi?" Diye soruyor

Mülazımın işi bitmiş ama, etsin bakalım ne olacak? Hacı Mesut, Emin Efendi'nin yanında durmuştur, dudaklarının güç farkedilen hereketinden başka bir kımıldanış, bir ses yok

Saatler geçiyor

Hasta terliyor, Hacı Mesut terliyor

Bakleşenlerde artık takat kalmamış , kendilerini tutmasalar, "Pis arabı" yeninden yakasından tutup tartaklayacaklar

Sonunda, Hacı Mesut gözlerini Aziz çavuş'a çevirirp fısıldıyor: "Tamam, kurtuldu, ne isterse verin , yesin" Yemek mi? Mülazım ölü gibi serilmiş, gülesi geliyor Aziz çavuş'un

Tam o sırada yataktan bir inilti duyuluyor: "- Su!" Artık ona kimse, "Pis Arap" diyemez

Mesut'ta bir başkalık sezmekte olan bir kaç kişinin gözleri iyice açılıyor

Onun peşinden ayrılmıyorlar

Şu kadarını anlıyorlarki, Hacı Mesut, Abdüsselâm Esmerî'nin kıymetlilerindendir

Allah Katında itibarı büyüktür, ama o işi oluruna bağlamış, kendini açığa vurmamıştır

Hacı Mesut'un çevresindeki halka her gün biraz daha büyüyor, bir kere onun sevgisine yakalanan artık kendini ondan kurtaramıyor

Hacı Mesut'ta tuhaf bir şey var

Hani çavuş yokmu, şu Aziz çavuş



Asıl o; utanmasa işini gücünü bırakacak ve sabah ezanlarına kadar süren aşıklar sohbetinden ayrılmayacak



Bir gün , Hacı Mesut Mülazım Mehmet Efendi'ye , Aziz çavuşla haber gönderiyor: "Yarın, davul dövdürsün, pilav zerde döktürsün, Çanakkale'de savaş bitti zafer bizimdir!" Mülazım Emin, bu haberi biraz tuhaf buluyor, Çünkü, vaziyet, hiç te öyle Hacı Mesut'nun dediği gibi değil, gelen haberler kötü! Ordu müfettişi de tam o sıralarda Alipınar'dan geçiyormuş

Mülazım: "Acaba vaziyet ne merkezde?" diye sorunca, ordu müfettişi: "Orduyu geri çekecekleri söyleniyor, öyle olursa İstanbul düşer, vaziyet çok fena!" Ordu müfettişi yansın yakılsın, Hacı Mesut gene haberi salıyor: "Davul dövdürsün, helva



" Akşamın geç saatlarında Alipınar'a kan ter içinde bir atlı girip Mülazım Emin Efendinin önünde selamı çakıyor: "Gözümüz aydın efendim, çok şükür muzafferiz, Çanakkale'yi kurtardık



" Bu kadarı yeterlidir; duyan Hacı Mesut'a koşuyor

İlk müjdeyi veren sanki o değilmiş gibi , Hacı Mesut, masum gözleriyle etrafını saranlara gülümsemektedir

Alam bu gülümsemede, sevinçten fazla bir şey, sırlı, anlaşılmaz bir şey olduğunu o zaman telaş ve heyecandan, kimse anlayamıyor

Bu anlamlı tebessümün kokusu bir kaç gün sonra çıkıyor

Davullar dövülmüş, helvalar yenilmiş, İzmir'in yiğit efeleri diz vurup zeybek oynamıştır

Ortalığın sakinleştiği bir sabah Hacı Mesut, artık bütün alay gibi önünde el bağlayıp niyaza varan Çavuş'a : "Aziz Çavuş çocukları topla, bir diyeceğim var" diyor

Aziz Çavuş'un içinde bir ateş, ne yaptıysa Hacı Mesut'u fazla konuşturamıyor

Akşam karavanasından sonra etrafında toplanıyorlar

Hepsinin yüreği kuşkuda, ama kimse sebebini bilmiyor

Sebep Hacı Mesut'ta! "Evlatlarım! Benim görevim burada bitti

Trablustan sizin alayı uyarmak, yüzünüzü Hak yüzüne çevirmek için gönderilmiştim

Şeyhimin dediğini yaptım

Hepiniz Abduüsselâm Esmerî'nin himayesindesiniz

Beni duâdan unutmayasınız

Ya Allah!" Evet! Hacı Mesut "Ya Allah" demiş, Allah cemaline yürüyüvermişti

Alay karışıyor, birbirine giriyor

Gözlerinin önünde olanlara inanamıyor

Bir insan ölüme böyle söz geçirebilirmi? Fakat, bütün telâş faydasızdır

Hacı Mesut ölüme sözünü geçirmiş, kavilli bir yolculuğa çıkar gibi yürek hoşluğu, gönül rızasıyla yürüyüp gitmiştir
