Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Siyer [Peygamberimizin Hayatı]
> Siyer Alt başlıklar > O'nun adına yazılanlar
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et SiteMap

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 08-03-2007   #1
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: İstanbul
Mesaj: 9,510
İtibar
Tecrübe Puanı: 99
Rep Puanı : 3579
Rep Derecesi :
LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.
LeoparGS RSS Feed
Ünlem Efendimiz'in (sav) Öğretme Adına Getirdiği Sistem



Öğretme Adına Getirdiği Sistem





Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) talim ve terbiye adına ortaya attığı esaslar, tafsilatıyla Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet'te ifade edilmiştir Aslında, hiçbir şey olmasa da sadece O'nun Kur'ân-ı Kerim'i insanlara tebliğ etmesi ve benimsetmesi bile çok harikadır Mevzumuz Kur'ân değil, ancak istitradî olarak anlatacağım

Kâinatın İftihar Tablosu, hiçbir şey bilmeyen, okuma yazmadan anlamayan, mektep ve medreseye sırtı dönük bir toplum içinde zuhur etmişti İrtihal buyurduğu zaman ise, arkada bıraktığı cemaat içinde, rüşdüne yeni ermiş insanlardan, mezara girmeyi bekleyen en yaşlıya kadar bu toplum içinde, okuyup yazma bilmeyen tek fert kalmamıştı Oysaki günümüzde bunca imkân, bunca sa'y, bunca gayret hatta bazen metazori baskılara ve benimsediğimiz harfleri, benimseyeli 65 sene geçmiş olmasına rağmen, hâlâ insanımızın çoğuna okumayı yazmayı öğretemedik!

Allah Resûlü ise 20 küsur sene gibi kısa bir zamanda, inandırmış, bilgilendirmiş ve herkese okuma yazma öğretmişti Zannediyorum, Efendiler Efendisi irtihal-i dar-ı bekâ buyurduklarında, arkada bıraktığı arkadaşlarından Kur'ân-ı Kerim'i okumasını bilmeyen kalmamıştı Hatta değil Kur'ân okumak, Medine'nin çiftçileri, ellerinde sabanları tarla sürerken dahi, Kur'ân'ı yedi veya on vecihle okumasını biliyorlardı Bugün "vücuh ilmi" dediğimiz bu şekilde Kur'ân okumayı, bu satırların yazarı da bilmiyor ve bilenlerin sayısı da oldukça azdır

Doğrudur, o insanlar fıtrî olarak çok zekiydiler hafızaları da yorgun değildi Ancak, bu büyük işi halleden, sadece onların zekâ ve hafızaları değildi Belki Allah Resûlü'nün öğretme adına getirdiği sistemdi ki, onları Kur'ân'la böyle bütünleştirmişti

Hâlbuki bu insanlar, daha önce kötü ahlâkın her çeşidine açık insanlardı Allah Resûlü, o müthiş icraatıyla bunlardaki bütün kötü huyları söküp attı ve onları yepyeni bir var oluşa ulaştırdı

Meselâ: Kur'ân-ı Kerim onlara:

وَقَضَىرَبُّكَأَلاَّتَعْبُدُواإِلاَّإِيَّاهُوَبِالْوَالِدَيْنِإِحْسَاناً

"Allah hükmünü verdi: O'ndan başkasına kulluk yapmayacak ve anne babaya da iyi davranacaksınız"[1] diyor ve bu emir, düne kadar anasını babasını doğrayan, kırıp geçiren bu insanlar üzerinde öyle bir tesir icra ediyordu ki, bunlardan biri, Allah Resûlü'ne müracaat ediyor ve babası kendisine baktığında, ona tebessümle karşılık veremediyse, bunun cezasının ne olacağını soruyordu

Yine Kur'ân-ı Kerim: وَلاَتَقْرَبُوامَالَالْيَتِيمِ dedi "Yetimin malına yaklaşmayın!"[2] mealindeki bu âyet, Müslümanlara öyle dokunuyordu ki, birçoğu Allah Resûlü'ne gelerek, elindeki, yetime ait malı almasını ve sahiplerine vermesini istiyordu Dikkat edilirse âyet, "Yetimin malını yemeyin" demiyor, "O mala el uzatmayın!" diyordu Böyle hassas bir mevzuda, sahabe kendine has hassasiyeti gösteriyor ve zimmetindeki yetim malından sıyrılmak istiyordu Yetime hayat hakkı tanımayan ve onun bütün mal varlığını elinden almaya çalışan bu insanlara ne olmuştu ki, böyle birdenbire başkalaşmışlardı

Zina çok yaygındı ve o toplumda tamamen meşru hâle gelmişti O cemiyette bu kötü hareketi yadırgayan sanki yok gibiydi Derken Kur'ân, belli bir süre sonra: وَلاَتَقْرَبُواالزِّنَى "Zinaya yaklaşmayın!"[3] emriyle geldi, geldi ve gayri meşru ilişkiler bütünüyle bıçakla kesilmiş gibi oldu evet, o devrede bir iki zina hâdisesi ya vâki olmuş veya olmamıştır

Hırsızlık, yağmacılık cesaret maratonculuğuydu ve bunlar şecaat emaresi kabul ediliyordu Kur'ân'da:

وَالسَّارِقُوَالسَّارِقَةُفَاقْطَعُواأَيْدِيَهُمَا "Kadın veya erkek, hırsızlık yapanın elini kesin!"[4] fermanı gelince her şey birdenbire değişti Benim bildiğim, bu âyetten sonra, bilinen ve el kesme ile neticelenen bir iki hırsızlık hâdisesi oldu; hepsi o kadar

Ve yine Kur'ân-ı Kerim bu cellat insanlara:

وَلاَتَقْتُلُواالنَّفْسَالَّتِيحَرَّمَاللّٰهُ "Allah'ın haram kıldığı insanları öldürmeyin"[5] demişti ki, öldürme ve cinayetlerin kesilmesine bu âyet yetivermişti Evet, o dönemde, biri kasıtlı ki; bir yahudiyi, Müslüman biri öldürmüştü, diğeri de hatâen olmak üzere; bütünü iki cinayet hâdisesi olmuştu

Şimdi bakınız; 23 sene gibi bir zaman zarfında ve Allah Resûlü'nün hayat-ı seniyyeleri içinde, itiraflı bir tek zina hâdisesine; bir yahudinin öldürülmesi ve benim bildiğim, bir kadının elinin kesilmesi gibi birkaç vak'aya şahit oluyoruz Oysaki biraz evvel arz etmiştim, bu topluluk, "Leş yerdik, kan içerdik" diyen âdeta vampir bir topluluktu

İşte bu topluluk içinden Allah Resûlü zülâl gibi insanlar çıkarıyor ve "efendilerimiz" dediğimiz, Ebû Bekir Efendimizi, Ebû Hüreyre Efendimizi hatta Mâiz Efendimizi, Gâmidiye Kadınefendimizi ve daha nicelerini çıkarıyor Bu çamurdan, bu bataklıktan ve bu çirkeften, nuranî bir topluluk zuhur ediyor Bu mucize değildir de ya nedir?

Bu arîz ve amîk hususu tafsilatıyla arz etmem mümkün değil; müsaade ederseniz, sadece ahlâk-ı âliyenin üç-dört prensibine dair bir iki misal arz ederek, Hz Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) icraatının ihtişamını bir kere daha sergilemek istiyorum

1 Cömertlik ve Îsâr
O topluluk, kendi menfaat ve kendi çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen bir topluluktu Başkasına yardımcı ol­ma, onun elinden tutma, onların rüyalarına dahi misafir olmamıştı Hele başkasını kendi nefsine tercih etme -ki buna "Îsâr" diyoruz-, onların arasında hiç bilinmeyen ve hiç duyul­­mamış bir meseleydi Ancak, Allah Resûlü'nün risaleti, onlar arasında çok şeyi değiştirdiği gibi, cimriliği de alıp götürmüş, sehavet ve îsâr duygusunu onların ruhlarına âdeta tespit etmişti

Devs'in aslanı Hz Ebû Hüreyre anlatıyor: Bir gün Huzuru Risaletpenâhî'ye birisi geldi Allah Resûlü'ne yaklaştı ve şöyle dedi: "Yâ Resûlallah! Birkaç günden beri yiyecek bir şey bulamadım Üst üste aç olarak oruca niyetlendim" Allah Resûlü etrafına nazarını gezdirdi Fakat onu evine götürüp misafir edecek kimse göremedi Neden sonra Allah Resûlü'nün çok sevdiklerinden Ebû Talha ayağa kalktı ve: "Yâ Resûlallah, onu ben misafir edeyim" dedi Sonra da alıp evine götürdü

Her şeylerini İslâm uğrunda harcayan bu insanların ellerinde avuçlarında hiçbir şey kalmamıştı ara sıra evlerinde bir çorba ya pişerdi veya pişmezdi İhtimal o gün, hanımı Ümmü Süleym çocuklarına bir parça çorba yapabilmişti Ve onu çocuklara içirecekti Misafir eve gelince karı koca aralarında konuştular: "Bu gece çorbayı Allah Resûlü'nün misafirine yedirelim Biz nasıl olsa bugün de aç olarak oruç tutabiliriz Çocuklar, ikna edilip yatırılmalı sabah onların da çaresine bakarız"

Yapacakları şey şu idi: Yemek sofraya konunca, hanım yanlışlıkla mumu söndürecek ve ev sahibi kaşığını boş getirip götürecek zira çorba iki kişiyi doyuracak kadar değildi böylece misafir de karnını doyuracaktı Plânladıkları gibi de yaptılar Derken sabah oldu ve sabah namazında da Allah Resûlü'nün arkasında yerlerini aldılar Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabah namazını kıldırdı Yüzünü onlara döndü, sonra da Ebû Talha'yı ve misafirini arayarak onlara sordu: "Bu gece ne yaptınız ki, hakkınızda şu âyet nazil oldu: وَيُؤْثِرُونَعَلَىأَنْفُسِهِمْوَلَوْكَانَبِهِمْخَصَاصَةٌ "Kendileri sıkıntı içinde bulunsalar dahi başkalarını kendi nefislerine tercih ederler"[6]

Cahiliye insanının kitaplarında "îsâr" yani başkasını nefsine tercih etme, açı doyurma, çıplakları giydirme, yaşatma ve yaşamama, zevk ettirme ama zevk etmeme gibi hususlar yoktu Yoktu ama Allah Resûlü irşad buyurdu, sesini duyurdu, ilhamlarını mermere kazır gibi onlara nakşetti ve onları bu duygularla bütünleştirdi Siz, bu diğergâmlık ruhuna ister sabır deyin, ister tahammül deyin, ister teslimiyet deyin; ne derseniz deyin netice değişmeyecektir

"İman teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül dünya ve ahiret saadetini gerektirir"[7] ölümsüz sözünü bir kere daha tekrar edelim Evet, inanmış iseniz Allah'a teslim olacaksınız Allah'a teslim olduğunuzda O'na tevekkül edecek ve O'na güvenip dayanacaksınız İşte o zaman, dünya ve ukbâ saadetine ereceksiniz

2 Hansâ'nın Kahramanlığı
Hansâ, kardeşinin ölümü üzerine yazdığı mersiyelerle cihanı ağlatmıştı Bu büyük kadın o gün için henüz cahiliye-nin sisinden, dumanından kurtulamamış, Hz Muhammed'e uyanmamış, O'nu tanıyamamış, Kur'ân'ın füsunkâr, büyüleyici beyanına kulak verememiş ve ona açılamamıştı Kur'ân'ı tanıyınca birdenbire değişti Hem de nasıl değişti! Cahilî kardeşine destan kesen bu yüce ruhlu kadının, Kadisiye'de dört oğlu da birden ve peşi peşine şehit düşer hem de ilhama açık analarının ruh aynasına çarpa çarpa bir ana olarak inler, kıvranır ama, bir büyük teslimiyetle şunları mırıldanır:

"Allahım, Sana hamd olsun Bana verdiğin dört oğlumu hayatta iken Sana armağan etmek imkânını bana bahşettin!"[8]

İşte Hz Muhammed Aleyhisselâm'ın insanları değiştirmesi ve mucize elinin büyük değiştiriciliği O'nun karanlıktan ışık çıkarması ve zulmette nur cilveleri göstermesi Bir kere daha tekrar ediyorum: İnsanları birdenbire böyle değiştirme, mucize değil de ya nedir?

3 Bir Anlık İnsibağın Kahramanları
a İkrime (radıyallâhu anh)

Mekke fethedilince, İkrime firar etmiş ve neden sonra hanımı tarafından ikna edilerek gittiği yerden geri dönebilmişti Allah Resûlü'nün bu en azılı düşmanı, Efendimiz'in huzuruna girince, İki Cihan Serveri, ona tebessüm etti ve: مَرْحَباًبِالرَّاكِبِالْمُهَاجِرِ dedi[9]

Bu söz onun gönlünü fethetmeye yetmişti Kendi kendine söz verdi: Hem kendi hem de tek oğlu, Âmir, bu uğurda hırz-u cân edeceklerdi Yermuk'ta kendi dakikalarını sayarken, bir aralık gelip dediler ki: "Oğlun Âmir şehit oldu!" İkrime doğruldu İhtimal Allah Resûlü temessül buyurmuşlardı ve: "Yâ Resûlallah! Oğlumu da yolunda feda edeceğim diye Sana söz vermiştim Râkib-i Muhacir sözünde durdu mu?" dedi Ebû Cehil'in oğlundan "Râkib-i Muhacir" çıkar mı? O her cephede Allah Resûlü'yle karşı karşıya gelen, O'nu öldürmeyi en büyük emel bilen insandan yani o zulmet insanından, o karanlıklar insanından, melekleri geride bırakacak bir "Râkib-i Muhacir" çıkar mı? Meğer çıkarmış ve çıktı da

O ki, cahiliye devrinde zengin ve güçlü idi, zayıfları ezer ve onların yollarını keserdi Zayıfın zaten hayat hakkı yoktu Ve, hele kadınlar kat'iyen yaşama hakkına sahip değillerdi Çocuklar bir hiç uğruna öldürülürlerdi Fakir "Benim de hakkım var!" diyemezdi Kanunlar vardı Ve her zaman da olmuştu; ama bunlar âcizlere ve zayıflara karşı kullanılırdı (Günümüzde de öyle değil mi?) İşte Allah Resûlü, alabildiğine vahşi, hak, adalet ve istikamet bilmeyen böyle bir cemaat içinden yeryüzünde adaleti temsil edecek melek misali insanlar çıkarıyordu

b Hz Ömer (radıyallâhu anh)

Ömer; işte şanlı halife, öyle bir devletin başında bulunmaktadır ki, topraklarının bir ucu Yemen'e ulaşmış, diğer ucu da ta Öküz Nehrindedir Ve bir gün böyle bir devletin başındaki Hz Ömer'in Übey İbn Kâ'b'la arasında bir anlaşmazlık olur Übey: "Ey Allah'ın Peygamberinin halifesi, haksızlık yapıyorsun!" der O da hâkime gidip murafaa olmayı teklif eder Bu murafaada Zeyd İbn Sabit hâkimdir Onun evine giderler Muhakeme orada görülecekdir Medine'nin Kadısı, Halifenin içeriye girdiğini görünce, edep ifadesi olarak yanındaki minderi işaret eder ve: "Yâ Emirel-mü'minin, şuraya oturun!" der Kaşlarını çatan ve hiddetlenen koca Ömer, tarihin kulağına küpe olacak şu sözleri söyler: هَذَاأَوَّلُجَوْرٍجُرْتَفِيحُكْمِكَ "Daha şimdiden sen hükmünde ilk haksızlığı yaptın!"[10]

Bütün ahlâk, kural ve disiplinlerini burada sıralamamız mümkün değildir Zira yüzlerce ahlâk kuralı ve disiplini vardır Ancak biz, bunlardan sadece birkaçına işaret edebildik Eğer bütün ahlâk kuralları bir bir sıralanabilseydi, Allah Resûlü'nün insanüstü icraatı adına daha güçlü ipuçları elde etmek mümkün olurdu Zira, o günün insanı, bilinen ne kadar ahlâk kuralı ve disiplini varsa, bütünüyle onların zıddıyla muttasıf idiler İşte İki Cihan Serveri, hem onlardaki bu menfî huyları söküp attı, hem de müspetiyle onları techiz edip donattı

Allah Resûlü, terbiyecilikte de bir mucize gösterdi ve insanlığın terbiyesi adına bir kısım temel esaslar vaz'etti ki, bunlar kıyas ve benzetmelerle çoğaltılarak, derinleştirilerek, hem topyekün insanlığı hem de bütün zamanları kucaklayacak mahiyetteydi Kanaat-i âcizanem, O'nun bu prensipler arkasındaki tasarı ve düşünce derinliklerini kavrayıp O'nun anlayışına ulaştığımız zaman, melekleri gıptaya sevk edecek seviyeyi kazanmış olacağız Ne var ki, Hamîde Kutub'un da bir vesileyle ifade ettiği gibi biz henüz yoldayız Hani, Hz Musa, Allah'a (celle celâluhu) şöyle bir taaccübünü ifade eder: "Yâ Rabbi! Çok insanlar görüyorum ki, Senin yolunda yürürken ve Seni bulmuşken, birdenbire yol değiştiriyor ve başka istikamete gidiyorlar"

Cenâb-ı Hak ona kemal-i hikmetle buyuruyor ki: "Yâ Musa, onlar kat'iyen Bana gelmedi, Beni bulamadı ve Bana ulaşamadılar Onlar henüz yoldaki insanlardı ve yol değiştirdiler"

(Allah (celle celâluhu), yolda olup da takılıp kalmaktan ve takılıp kalıp da yol değiştirmekten bizleri muhafaza buyursun!) Evet, teminat altında değiliz Kimse kimseye, azıp sapmayacağına dair teminat veremez

Her şeyin dizgini Allah'ın (celle celâluhu) elindedir her şeyin dizgini elinde olan Allah (celle celâluhu), bizi istikametten ayırmasın! Göz açıp kapayıncaya kadar bizi nefsimizle baş başa bırakmasın! Allah (celle celâluhu), bu necip, bu soylu, bu asil ve tarihte eşi-menendi gösterilemeyecek mübarek milleti, yine devletler arası muvazenede yerini almaya muvaffak etsin!

Evet, bu millet tarihî yerini aldığı zaman, biz, ahlâk-ı İslâmiye ve ahlâk-ı Kur'âniyeyi daha seviyeli ve daha inandırıcı olarak anlatma imkân ve fırsatını bulacağız İşte o zaman, insanlık, ütopyalarda aradığı şeylerin hem de asırlarca önce yaşanmış olduğunu görecek ve hayret edecektir Biz şimdilerde Eflatun'un Cumhuriyet'ini okuyor ve feylesofların, devleti nasıl idare ettiklerini öğrenmeye çalışıyoruz Bırakın bunları, tarihte feylesofların aklının eremeyeceği şekilde devlet idare edildiği dönemler var İşte bidayet-i İslâmiye ve işte şanlı Devlet-i Âliye! Göklerde melekler bir idare şekli kursalardı ancak o da bu kadar olabilirdi

Ne var ki biz, İslâmiyet'i o seviyeden anlatacağımız âna kadar, milletler kulaklarını kapatacak ve bizi dinlemeyeceklerdir Belki bir ölçüde, Kur'ân'ın nurunun kendi gücüyle, sızıp, bazı vicdanlara çarpması neticesinde, bir kısım kimseler Müslüman olsalar da, gerçek patlama, bu şanlı, şerefli ve muhteşem milletin bu yüce hakikati kendi kamet-i kıymetine uygun temsiliyle gerçekleşecektir

Geriye dönüyorum: Cahilî bir muhitte, cahilî bir topluluk içinde, cahilî âdetlerle kaynaya kaynaya pişmiş bir topluluk arasında Allah Resûlü, akıllara durgunluk veren muhteşem bir inkılâp meydana getiriyor Ve bu inkılâp, bütün hayatı içine alacak şekilde gerçekleşiyor Vâkıa, insanlık tarihinde pek çok dâhi yetişmiştir ve bunlar belli sahalarda bir kısım değişiklikler yapabilmişlerdir Ama münhasıran o sahaya mahsus kalmıştır Meselâ; bir içtimaî dâhi, yetiştirdiği nesilleri o mevzuda zirveye ulaştırmış ve devleştirmiştir Ama iktisadî sahada onları güdük bırakmış, psikolojik sahada bir şey verememiş ve terbiye adına da fazla ileriye götürememiş ve hele ruh hesabına onlara hiçbir şey kazandıramamıştır Meselâ; bir başka dâhi çıkmış, ülkenin iktisadiyatı adına bir inkılâp yapmış ve bir toplumu belli bir noktaya götürmüştür Bu da onlara, içtimaiyat adına bir adım daha attıramamıştır Nefsî kontrol, muhasebe ve murakabe adına hiçbir şey söyleyememiştir Bir başkası başka sahada ve bir başkası da daha başka bir sahada hiçbiri bütün üniteleriyle en mükemmeli yakalayamamıştır Ancak Hz Muhammed'dir (sallallâhu aleyhi ve sellem) ki, hayatı bütün üniteleriyle kucaklamış, alıp zirvelere taşımış ve ona "ebed müddet" zirvelerde kalma garantisi vermiştir

Evet O, iktisatta zirvededir içtimaiyatta zirvededir askerlikte zirvededir nefis muhasebesinde zirvededir insanlara kendisini kabul ettirmesinde zirvededir dünya ve ahiret muvazenesi kurmada zirvededir eşya ve hâdiselere nüfuz etmede zirvededir varlığın ötesine nüfuz etmede zirvededir ve her şeyde zirvededir

Evet, Hz Muhammed Mustafa'nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) terbiyesinde insana ait hiçbir duygu güdük kalmamış, hiçbir şey ihmale uğramamış; aksine hepsi inkişaf ettirilmiş, hepsi geliştirilmiş ve insanlara, beş başı mamur olma yolları açılmış kader de yollarına su serpince, her sahada en kâmil ve en mükemmel insanlar yetişmiştir

[1] İsrâ sûresi, 17/23
[2] En'âm sûresi, 6/152; İsrâ sûresi, 17/34
[3] İsrâ sûresi, 17/32
[4] Mâide sûresi, 5/38
[5] İsrâ sûresi, 17/33
[6] Haşr sûresi, 59/9 Buhârî, tefsir (59) 6; Müslim, eşribe 172-173
[7] Bediüzzaman, Sözler, 23 Söz, 1 Mebhas, 3 Nokta
[8] İbn Esîr, Üsdü'l-gâbe, 7/88-90; İbn Hacer, el-İsâbe, 4/287-288
[9] "Hoş geldin, hicret şerefiyle şerefyâb olan süvari!" (Tirmizî, isti'zân 34; Hâkim, el-Müstedrek, 3/271)
[10] Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 10/144


Fethullah Gülen

 

LeoparGS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 07-01-2008   #2
Bilgiler
Co-Administrators
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesaj: 3,070
İtibar
Tecrübe Puanı: 32
Rep Puanı : 1084
Rep Derecesi :
Sedanur Gururlanmaya değer.Sedanur Gururlanmaya değer.Sedanur Gururlanmaya değer.Sedanur Gururlanmaya değer.Sedanur Gururlanmaya değer.Sedanur Gururlanmaya değer.Sedanur Gururlanmaya değer.Sedanur Gururlanmaya değer.
Sedanur RSS Feed
Standart --->: Öğretme Adına Getirdiği Sistem



Allah cc razı olsun

 

Sedanur isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Cevapla
Tags: , , ,

Hindu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed | Seni Seviyorum Ey Nebi ...

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp son Mesaj
Farkında Olmadığımız Hayatî Bir Sistem Lenfatîk Dolaşım Efdal Sağlık 1 1 gün önce 04:59 AM
40 Öğretme Metodu sempatik İslamda Eğitim 10 bir Hafta önce 02:09 AM
Kış Uykusundaki Ayıların Kemiklerini Koruyan Sistem Keşfedildi seyit Tefekkür ve Zikir 0 04-28-2008 13:11 PM
Asrın Getirdiği Tereddütler LeoparGS iman ve önemi 139 04-05-2008 15:02 PM
Bediüzzaman Kur'an ve Sünnet'e dayalı bir sistem kurmuştur LeoparGS Risale-i Nur 1 08-14-2007 23:46 PM

Frmacil | Yudumla | Dantel | Klup | Orgu | Oya | Derya Yudumla TOPlist Saat 14:28 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293