Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Siyer [Peygamberimizin Hayatı]
> Siyer Alt başlıklar > O'nun adına yazılanlar
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et SiteMap

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 08-01-2007   #1
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: İstanbul
Mesaj: 9,510
İtibar
Tecrübe Puanı: 99
Rep Puanı : 3579
Rep Derecesi :
LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.
LeoparGS RSS Feed
Ampul Fetanet Açısından Efendimiz'in Vasıfları: Kerem ve Tevazuu



Fetanet Açısından Efendimiz'in Vasıfları: Kerem ve Tevazuu




Mevzua girmeden önce küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum "Allah Resûlü'nün muhteşem fetaneti" ana başlığı üzerinde duruyorduk Söz buraya gelmişken bir kere daha tekrar edelim: Fetanet; karşısında aklın dilinin tutulduğu, iflas ettiği vahiy buudlu peygamber mantığı demektir

Bütün mantıklar bir yerde takılıp kalabilir ilimler belli bir noktayı aşamayabilir ancak, yukarıdaki tarif içinde peygamber mantığı ve fetanetidir ki, üveyik gibi kanatlanır ve aşılmaz gibi görünen zirveleri aşar Bu durum da O'nun peygamberliğine ayrı bir delildir

Zaten anlatmaya çalıştığımız hususların hemen hepsinde O'nun peygamberliğini yakalamaya çalışıyoruz O'ndaki sabrı görüp de O'nun resûlullah olduğunu tasdik etmemek mümkün değildir O sabrın çehresinde "Muhammedün Resûlullah" hakikati yazılıdır ve bütün insaf dünyası da bu yazıyı okumaktadır Mehâliki böyle göğüsleyen, belâlara karşı bu anlayışla göğüs geren, olsa olsa Allah'ın Resûlü olabilir

O'nu rahmetiyle takip ettiğimiz zaman yine karşımıza güneş gibi aynı hakikatin nurefşân çehresi çıkar Zira Allah Resûlü, sonsuz denecek kadar şefkate açık bir insandır ve yağmur yüklü bulutlardan, rahmet yönüyle daha yüklü, daha vâridatlıdır Sözün özü, O, başka değil, ancak "rahmeten li'l-âlemîn"dir

O'nun rahmeti sadece insanlığa da münhasır kalmamıştır Belki bütün kâinat bu rahmetten istifade etmiştir ve etmektedir Kıyamete kadar da edecektir Evet, biz de, vicdanında âdeta yavrularını kaybetmiş bir güvercin heyecanı duyan bu engin rahmet sahibine dönüp dönüp baktık ve O'nun çehresinde, O'nun risaletini görmeye, göstermeye çalıştık

En son olarak da O'nun hilmini arz etmeye çalışmış ve onu, rahmetinin bir buudu olarak hatırlatmıştık Ancak bunların hepsi O'nun fetanetinin birer buududur Fetanet bu ayrı ayrı buudlarıyla ele alınırsa anlaşılmış olur

Keremden Bir Kesit

Rahmetin, dolayısıyla fetanetin ayrı bir buudu da, Allah Resûlü'nün keremidir Şimdi de bu hususu biraz açalım:

Kerem; iyilikseverlik ve ikram etme hasleti demektir Araplarda kerem, çok mergup bir sıfattır Hatta cahiliye şiirini kurcaladığınız zaman, o devir Arab'ının şu hususlarla övündüğünü görürsünüz: Biz, misafirlerimize, şu kadar koyun, şu kadar sığır, şu kadar deve boğazlayıp ikram ettik Evet, misafire gösterilen cömertçe ikram, onların birer övünç vesilesiydi ki, bu hususta kabile ve oymaklar âdeta birbirleriyle yarışırlardı Tabiî bunlar yaptıkları her şeyi bencillik hesabına yapıyorlardı

İşte, cömertlik ve keremin böyle revaçta olduğu bir zamanda, onlar arasında kerimlerden kerim bir Zât zuhur etti O'nun keremini görünce herkesin dili tutuldu Bu kerim Zât, yaptığını sadece Allah için yapıyor, birisine dünyayı bağışlasa ondan tek kelime dahi bahsetmiyordu Hatta, şiirlerinde O'nun cömertliğini anlatan mısralara yer veren şairlerin bu ifadelerini dahi hiç mi hiç kabullenmiyor ve onların sözlerini, "Ekremü'l-Ekremîn" olan Allah'a izafe ve havale ediyordu

O bir mir'ât-ı mücellâ idi ki, Cenâb-ı Hakk'ın "Kerîm" ismi O'nda tecellî ile kendini gösteriyordu O, her mevzuda olduğu gibi bu mevzuda da Cenâb-ı Hakk'ın en zirvede bir halifesiydi ve yeryüzünde O'ndan daha kerim bir ikinci insan gösterilemezdi

Hz Muhammed Aleyhisselâm, keremin; kerem ise Cennet'in yoludur Kur'ân'ın, "şuhh" dediği cimrilik ise, insanı Cehennem'e götüren bir yoldur İki Cihan Serveri'ni uzaktan görenler dahi, O'nu vasıflarından hemen tanır ve "Bu O'dur" derlerdi Asrın büyük mütefekkiri, O'na "Yâver-i Ekrem" der O, insanlık, dolayısıyla da Cennet yolunun biricik rehberidir O'na sorulmadan Cennet'e gidilemez O hesaba katılmazsa bütün hesaplar alt üst olur Hz Muhammed Aleyhisselâm, bütün beşerî hesapları karıştıran bir hesap tuzağı ve karışık hesapları çözen bir hesapküşâdır Biz O'na, Yaratan'ın bir unvanını alıp Ekremü'l-Ekremîn diyoruz Zira O, keremiyle beşerî normları aşmış bir insandır ve keremde Rabbinin biricik çırağıdır

O, daha önce bahsi geçen vasıflarıyla giremediği gönüllere keremiyle girmiştir Âdeta rahmeti, bir bulut gibi buharlaşmış, yükselmiş, çiy noktasına ulaşmış; sonra da kerem hâlinde kâinatın bağrına yağmıştır Yağmış ve bütün katılıkları yumuşatmış, her yerde rüşeymlerin, filizlerin boy atıp gelişmesine zemin hazırlamıştır Yani, hilmi ile ruhları fethetmiş, keremi ile de gelip bu ruhlara taht kurmuştur Bu ikisini beraber mütalâa etmezseniz, O'nun önemli bir yanını anlayamazsınız

O isteseydi dünyanın en zengin insanı olurdu Zaten daha nübüvvetini ilan ettiği ilk günlerde Kureyş O'na, davasından vazgeçmesi şartıyla böyle bir teklifte bulunmamış mıydı? Daha sonra da, bütün Müslümanların Allah yolunda verecekleri şeyler hep O'nun elinden geçiyordu Hükümdarlardan gelen hediyelerin haddi-hesabı yoktu Fakat O, şahsı adına bunlardan hiçbirine sahip olmayı düşünmedi hatta aklının köşesinden dahi geçirmedi

O, kendisini daima bir yolcu telakki ediyor ve yakın bir gelecekte göç edeceği mülâhazasıyla yaşıyordu O'na göre uzun bir yolculuk esnasında, gölgelenmek için muvvakkaten altında dinlenilen bir ağaçtı dünya

Öyleyse O, bu uzun yolculukta, gerçekten ehemmiyet verilmesi gereken hususlarla kalbini meşgul etmeliydi Bir de, O'nun insanlığa giden yolları insanlara öğretmesi gerekiyordu Kaldığı kadar bu ağacın altında kalacak, daha sonra da yoluna devam edecekti Gaye ve hedef ulvîydi Allah'a ulaşmak O'nun en birinci gayesiydi ve insanları aynı hedefe ulaştırabilme vazifesi İşte O, bunun için yanıp tutuşuyordu Böyle bir durumda olan insan için dünya malının ne ehemmiyeti olabilirdi ki? Elbette ki hiç hiç ise gönül bağlamaya değmezdi

O, kendi ferdî hayatı için fakirliği seçmişti Bu, herkesin de fakir olmasını istemesi demek değildir Ancak hiç kimsenin, midesinin altında ezilip kalmasını da hoş görmüyordu Zaten O büyük insanın sayesinde Müslümanlar, çok kısa zamanda dünyanın en zengin milleti hâline gelmişlerdi Kendi aralarında, sadaka ve zekât kabul edecek insan bulamıyorlardı Evet, kişi başına düşen gelir dağılımı o kadar yüksekti Ama onların içinde öyle zahidler de bulunuyordu ki, evinde bir günlük yiyeceği var ise, getirilen yeni bir şey ne kadar da cazip olsa onu kabul etmiyordu Bu bir diğergâmlık, bir ruh yüceliği meselesidir yaşatma aşkıdır yaşama zevkini terk etme idealidir Bu his ve duygularla dolup taşamamış insanların bunları anlamaları da mümkün değildir

Bir iftar sofrasında, Hz Ebû Bekir'e bir bardak soğuk su ikram edilir Suyu dudağına götürünce, hıçkırıkları boğazında düğümlenir Yanındakiler ne olduğunu sorarlar Cevap verir:

"Bir gün Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraberdik, eliyle bir şeyleri itiyor gibiydi Sebebini sordum, buyurdular ki: "Dünya, bütün debdebesiyle karşımda temessül etti, bana kendini kabul ettirmek istedi; ben de ona 'Benden uzak dur!' dedim O da: 'Sen kurtulsan da senden sonrakiler benim elimden kurtulamayacaklar' dedi" İşte bu bir bardak su ile dünya bana kendini kabul ettirdi endişesiyle ağladım"[1]

Hâlbuki Hz Ebû Bekir gayet sade ve fakirane bir hayat yaşıyordu Vereceği hesap gayet hafifti Halife iken uzun zaman başkalarının koyunlarını sağarak ailesinin nafakasını temin etmeye çalıştı Neden sonra kendisine maaş bağlandı ama bu defa da verileni çok buldu O, Medine'nin en fakir insanının geçimini kendine ölçü kabul etmişti Bu itibarla da artan parayı bir testiye atıyor ve orada biriktiriyordu İki buçuk senelik hilafeti süresince, aldıklarını hep böyle biriktirmişti Vefat edeceği zaman da, kendisinden sonra gelecek halifeye teslim edilmek üzere bu testiyi vasiyet ediyordu Hz Ömer, halife olup da testiyi kırdırınca içinden küçük küçük paracıklar çıktı ve bir de mektup vardı Bu mektupta, yeni halifeye hitaben şöyle deniyordu: "Bu paralar, bana verilen maaştan arta kalanlardır Ben Medine'nin en fakirini kendime ölçü kabul etmiştim Artan miktarı bu testiye koydum Binaenaleyh bu paralar hazineye aittir ve oraya konulmalıdır"

Hz Ömer mektubu okuyunca ağladı ve: "Kendinden sonrakilere çok ağır bir yük bıraktın yâ Ebâ Bekir!" dedi

Hz Ebû Bekir, böyle zahidâne yaşamayı Hz Muhammed Aleyhis­se­lâm'dan öğrenmişti Zira Allah Resûlü, pratikte böyle yaşamanın mümkün olduğunu bizzat kendi yaşantılarıyla ona ve bütün ashabına talim buyurmuştu

Düşünün ki, Efendimiz, bütün ganimetlerin, bir kısım ulemâya göre yirmi beşte birine, bir kısmına göre ise beşte birine hem de Cenâbı Hakk'ın fermanıyla sahip bulunuyordu Yani ganimetlerin humusu Allah Resûlü'nün şahsî tasarrufundaydı Onu istediği gibi kullanma selahiyeti, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hak tarafından O'na tevdi edilmişti Hâlbuki, Hz Ömer bir gün O'nun saadet hücresine girecek ve hıçkıra hıçkıra ağlayacaktı, Efendimiz niçin ağladığını sorunca da o koca Ömer şöyle diyecekti:

– Yâ Resûlallah! Dünya kralları, Kisralar servet içinde yüzüyorlar Senin ise altına sereceğin bir sergin bile yok yatağın hasır ve teninde yattığın zeminin izleri hâlbuki kâinat senin için yaratıldı

Allah Resûlü şu cevabı verir: "İstemez misin yâ Ömer, dünya onların, ahiret de bizim olsun!"[2]

Allah Resûlü, bunları söylerken, başka türlü yaşaması mümkün olmayan bir fakirin, bir düşkünün çaresizlik içinde söylediği sözler türünde bir söz olarak da söylemiyordu Yukarıda da temas ettiğimiz gibi, o isteseydi, dünyanın en zengin insanı olabilirdi Bakın; bir fikir vermesi bakımından, sadece Huneyn'de elde edilen ganimeti arz etmek istiyorum:

40000 koyun, 24000 deve, 6000 esir, 4000 okka gümüş ki, bir okka dört kilo demektir[3]

Diğer muharebelerde elde edilen ganimetlerle, krallardan gelen hediyeler de düşünülecek olursa, Efendimiz'in en müreffeh bir hayat yaşamasına mâni hiçbir şey yoktu Ancak O, en fakir bir insanın yaşadığı hayatı yaşamaktaydı Eline geçenleri ise, bütünüyle halka dağıtıyordu Zira O, tecessüm etmiş bir "kerem"di bu kadar kerem sahibi bir insan ise, ancak Resûlullah olabilir

Allah Resûlü, dış-iç münasebetleri açısından en dengeli bir insan tipini temsil ediyordu O'nun dış görünüşü, nasıl bir mehâbet arz ediyor ve güzelliği âdeta insanları büyülüyordu; iç dünyası itibarıyla da aynı ölçüde insanları teshir ediyordu

Hz Enes: "Allah Resûlü, insanların en güzeliydi" der[4] Evet, hem sîret hem de sûret itibarıyla O, insanların en güzeliydi

Hz Cabir b Semure ise bu mevzu ile alâkalı intibalarını şöyle anlatır: "Bir gün mescitte oturuyorduk Ayın tam on dördüydü Tepemizde Ay, ışıl ışıl parlıyordu O sırada mescide Allah Resûlü girdi Ben bir aya, bir de Allah Resûlü'nün yüzüne baktım Kasem ederim ki, Allah Resûlü'nün yüzü aydan daha parlaktı"[5]

Hz Âişe Validemiz de O'nunla alâkalı bir hissini şöyle anlatıyor: "Mısır kadınları, Yusuf'u görünce ellerini kestiler Eğer benim Efendimi görmüş olsalardı, ellerindeki bıçakları sinelerine saplarlardı"

Nedim: "İstanbul'un bir sengine yekpâre acem mülkü fedadır" der Eğer istenilen ölçüde Allah Resûlü'nü tanısaydı şöyle diyecekti: Allah Resûlü'nün tek saç teline bütün cihan fedadır

O, insanların en güzeliydi ve Enes'in sözü devam ediyor: "O insanların en cömertiydi"[6] Sûret ve cemal yönüyle "ahsenü'n-nâs" (insanların en güzeli) olan Allah Resûlü, kalb ve iradesiyle "ecvedü'n-nâs" (insanların en cömerdi) idi

İbn Abbas'ın ifadesiyle, bilhassa Ramazan ayında O, önüne kattığı her şeyi sürükleyip götüren bir rüzgâr gibi cömert kesilirdi[7] Yani elinde-avucunda kalan en son şeyleri de dağıtıverirdi Bu, bir ruh ve irade meselesiydi O, kendi için yaşamaz, hep ağyâr için yaşardı Sürekli başkalarının mutluluğunu düşünmekten ömrü boyu kendini düşünmeye fırsat bulamamıştı Zaten insanları mesut görmek kadar O'nu mesut edecek bir başka zevk de yoktu Diğergâmlığında en son sırayı da kendi hanesi, kendi yakınları teşkil ediyordu Yani O, evvelâ kendisine uzak olanlardan başlayıp ilgisini-alâkasını bezlediyor, en sonunda sıra kendi yakınlarına geliyordu Ganimet mi taksim edilecek, Bedir ve Uhud'da bulunup şehit düşenlerin ailelerine öncelik tanıyordu Ve sık sık kendi hanesindekilere: "Ben onlara vermeden size hiçbir şey veremem" diyordu[8]

Yine hilm evet, hilminin ve diğer ulvî duygularının anahtarlarıyla açılmayan nice kapalı gönüller, O'na kerem anahtarıyla açılıvermişti İşte Safvan b Ümeyye de bunlardan biri:

Allah Resûlü, Huneyn'e giderken, bu şahıstan ödünç olarak silah almıştı Huneyn'de elde edilen ganimetlere Safvan hayran hayran ve hırsla bakıyordu O'nun bu durumu Allah Resûlü'nün dikkatini çekmişti "Bakıp beğendiğin o develer senin olsun" dedi Ardından daha birçok şey verdi Safvan bu cömertlik karşısında şaşırdı kaldı Kalbi Allah Resûlü'ne karşı buğz ve kinle dolu olan bu adam, birdenbire değişivermişti Evet, Allah Resûlü'nün bu keremi, onu bu kin ve buğzundan uzaklaştırmış ve İki Cihan Serveri onun için insanların en sevgilisi hâline gelivermişti Safvan'ı kazanmak elbette binlerce deve ve sığırdan daha mühimdi Allah Resûlü de en mühim olanı yapmıştı Nitekim Safvan'a karşı gösterilen bu cömertlik neticesiz kalmamıştı "Bu ölçüde bir kerem ancak bir nebiden beklenebilir" demiş, hemen kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmuştu[9]

O, kendisinden bir şey istenildiğinde, varsa verir, olmadığı takdirde de vaad ederdi Bazen üzerine giydiği tek elbisesini bile isteyen olur, O da hiç çekinmeden hemen verirdi

Bir şahıs gelip O'ndan bir şey istemişti, Allah Resûlü ona istediği şeyi vermişti Bir başkası gelip istemiş, O yine vermişti Başka biri istediğinde ise, verecek bir şey kalmadığı için Allah Resûlü vaad etmişti Yani mal eline geçtiği ilk fırsatta ona verecekti Bu durum Hz Ömer'i fevkalâde üzmüş, Allah Resûlü'nün bu derece rahatsız edilmesinden rahatsız olmuştu Dizleri üzerine doğruldu ve: سُئِلْتَفَأَعْطَيْتَثُمَّسُئِلْتَفَأَعْطَيْتَثُمَّسُئِلْتَفَوَعَدْتَ "İstediler verdin Bir daha istediler yine verdin Bir daha istediler vaad ettin Yani, kendini bu kadar eziyete sokma yâ Resûlallah!" dedi Ancak bu sözler, Allah Resûlü'nün hiç hoşuna gitmemişti Kaşlarının hafif çatıldığını gören Abdullah b Huzâfetü's-Sehmî ayağa kalkmış ve: أَنْفِقْيَارَسُولَاللّٰهِ! وَلاَتَخْشَمِنْذِيالْعَرْشِإِقْلاَلاً diyerek tesellide bulunmuştu Yani: "Ver ey Allah'ın Resûlü, sakın Allah'ın seni fakir bırakacağını ve senden nimetlerini kesivereceğini zannetme!" İki Cihan Serveri bir müddet sükût buyurdu ve ardından şöyle dedi: بِذَلِكَأُمِرْتُ"İşte Ben de bununla emrolundum"[10]

Ferazdak ne güzel söyler:

مَاقَالَلاَقَطُّإِلاَّفِيتَشَهُّدِهِ
لَوْلاَالتَّشَهُّدُكَانَتْلاَؤُهُنَعَمُ

"O, teşehhüdün dışında asla "Hayır" demedi
Eğer teşehhüd olmasaydı O'nun "Hayır" sözü de "Evet" olurdu"

O, "Evet"lerle bu kadar bütünleşmiş bulunuyordu Şer'î daire içinde O'ndan ne istense hemen icabet eder ve isteyene istediğini verirdi

Evet, Nebiler Sultanı'nın cömertlikte de benzeri yoktu tekti bu ölçüdeki bir cömertlik de ancak peygamberlikle izah edilebilirdi

Hem eğer cömertlik Allah'a yaklaştıran bir huy ise, Allah Resûlü nasıl cömert olmaz ki; hâlbuki O, Allah'a yakınlıkta, Cibril'i bile geride bırakmıştı

Zaten bizzat kendisi de şöyle buyuruyordu:

اَلسَّخِيُّقَرِيبٌمِنَاللّٰهِقَرِيبٌمِنَالْجَنَّةِقَرِيبٌمِنَالنَّاسِبَعِيدٌمِنَالنَّارِوَالْبَخِيلُبَعِيدٌمِنَاللّٰهِبَعِيدٌمِنَالْجَنَّةِبَعِيدٌمِنَالنَّاسِقَرِيبٌمِنَالنَّارِ

"Cömert; Allah'a, Cennet'e ve insanlara yakın, Cehen­nem'e uzaktır Cimri ise; Allah'a, Cennet'e ve insanlara uzak, Cehennem'e yakındır"[11]

Kitaplar, Tûbâ ağacını, kökü yukarıda, dalları aşağıda olarak resmederler Hakikaten Tûbâ ağacı öyle midir, bilemiyorum, fakat Allah Resûlü, Cennet'ten, bizim üzerimize sarkan işte böyle bir "sehâ (cömertlik)" ağacıdır ve bundan da zerre kadar şüphemiz yoktur O ağaca sığınan, o ağacın dallarına tutunan, bir üveyik olur ve Cennet'e uçar

Bu mevzuda yine Allah Resûlü şöyle buyururlar:

يَاأَيُّهَاالنَّاسُ! إِنَّاللّٰهَقَدِاخْتَارَلَكُمُاْلإِسْلاَمَدِيناًفَأَحْسِنُواصُحْبَةَاْلإسْلاَمِبِالسَّخَاءِوَحُسْنِالْخُلُقِ

"Ey insanlar! Allah sizin için din olarak İslâm'ı seçti Öyleyse siz de İslâm'la olan arkadaşlığınızı, cömertlik ve güzel ahlâkla bütünleştirin"[12]

İslâm, güzel ahlâk ve cömertlik yörüngesinde yürür Kemalâta medar hiçbir yanınız olmasa da siz yine güzel ahlâkla zirveleri tutabilirsiniz Cömertlik ise o ahlâkın disiplinlerinden biridir "Güzel ahlâk ve cömertlikle dininizi güzelleştirin! Cömertlik bir ağaç gibidir Kökü Cennet'te, dalları ise dünyaya sarkmıştır Her kim, o ağacın altında yaşar ve cömertçe davranırsa, er-geç o ağacın dallarından birine tutunur ve o ağacın kökünün bulunduğu Cennet'e yükselir"[13]

Cimrilik, bir dengesizlik, bir ifratsa, yok yere saçıp savurma da bir tefrittir ve ikisi de birer dengesizliktir Peygamber fetaneti, cömertliği İslâm dinini i'lâda kullanır O, rahmet ve yumuşak huylulukla kalblere girdiği gibi, Allah'ın kendisine ihsan ettiği şeyleri kullanmak suretiyle de kalblere girmiş ve en açılmaz zannedilen kalbleri açmıştır

Hz Hatice Validemiz, İslâm'a en erken uyanan kadındır Zaten Hatice, kelime mânâsıyla da "erken doğan" demektir O, Efendimiz'den on beş sene erken doğmuş ve İslâm'a da herkesten erken uyanmıştır Onda aynı zamanda böyle bir isim-müsemma uygunluğu da var Mekke'nin en zenginlerinden olan bu kadın bütün servetini Allah ve Resûlü uğruna harcayıp tüketmiş öyle ki vefat ettiği zaman belki bir kefen bezi alacak kadar dahi varlığı kalmamıştı İhtimal Allah Resûlü, borç bulduğu para ile ona kefen bezi almıştı ki, bence, o büyük kadın için en uygun ölüm şekli, ölüm sonrası hâli de böyle olmalıydı Hâlbuki O, İslâm'a girmeden önce zenginliğiyle dillere destandı Bu koca servet, son kuruşuna kadar dinin i'lâsı uğruna sarfedilmişti Bu da ayrı bir sırat-ı müstakîm örneğiydi Allah Resûlü, keremini öyle bir fetanetle kullanmıştı ki, yaptığı cömertliğin zerresi dahi boşa gitmemiş ve İslâm gücü olarak geriye dönmüştü

 

LeoparGS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-01-2007   #2
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: İstanbul
Mesaj: 9,510
İtibar
Tecrübe Puanı: 99
Rep Puanı : 3579
Rep Derecesi :
LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.
LeoparGS RSS Feed
Standart --->: Fetanet Açısından Efendimiz'in Vasıfları: Kerem ve Tevazuu



Ve O'nun Tevazuu

O'nun mahviyet ve tevazuu da, fetanetinin ayrı bir buudu olarak yıldız gibi parlamaktadır O, şöhreti artıp herkes tarafından kabul edildikçe, mahviyeti daha da derinleşmiştir Tevazu ve mahviyet âdeta O'nunla beraber doğmuş gibiydi ömrünün sonuna kadar da gelişerek devam etti مَنْتَوَاضَعَِللّٰهِرَفَعَهُاللّٰهُ "Kim Allah karşısında mütevazi olursa Allah onu yüceltir"[14] diyen ve dediğini en iyi şekilde tatbik ve temsil eden, Hz Muhammed Aleyhisselâm'dır

O, her zaman kendisini insanlardan herhangi bir insan olarak görmüş ve hiçbir zaman kendini onlardan ayrı tutmamıştır كُنْعِنْدَالنَّاسِفَرْداًمِنَالنَّاسِ şeklinde Hz Ali'ye isnat edilen hoş bir söz vardır ki, O, hayatını hep o çizgide sürdürmüş ve insanlardan bir insan olarak kalmaya fevkalâde özen göstermiştir

Evet, dünyevî makam ve mansıplar insanı şımartmamalı ve ona kendini unutturmamalıdır İnsan, kral da olabilir, kır bekçisi de Bunlar, insan olmakta müşterektir Öyleyse bir insanın üzerine aldığı mükellefiyetin keyfiyeti, onu bir başka varlık hâline getiremez Dolayısıyla da insan, her zaman ve zeminde kendisini insanlardan bir insan olarak kabul etmelidir

Eğer demokrasi denilen sistem, bazılarının kabul ettiği gibi yeryüzünde en zirve bir sistem ise, İslâm bu zirveyi hem de asırlar önce yakalamıştır Fakat biz, İslâm tam bir demokratik sistemdir, diyemeyiz

İşte sistemin mükemmeliyetini gösteren içtimaîde bazı kesitler:

Hz Ali, bir zimmî ile muhâkeme olmak için mahkemeye geldiğinde Kadı Şüreyh, oturması için ona yer gösterir Hz Ali bu ilgiden memnuniyetsizliğini izhar eder Zira hasmı ile aynı şartlarda olmalıdır Düşünün ki, o gün Hz Ali, büyük bir devletin halifesi, yani devlet reisidir[15]

Allah Resûlü hayatla kaynaşmış, bir fıtrat insanı olmuştu Çok kere O'nun meclisine ilk gelenler, Peygamberin kim olduğunu bilemezler; ancak sahabinin tavırlarıyla veya O konuşmaya başlayınca Allah Resûlü olduğunu fark edebilirlerdi Hicret esnasında, Medinelilerden o güne kadar Allah Resûlü'nü görmemiş olanların pek çoğu o gün Hz Ebû Bekir'in elini öpmeye koşmuşlardı Yani onu Allah Resûlü sanmışlardı Ancak o, kalkıp ridâsıyla Efendimiz'e gölge yapınca Allah Resûlü'nün kim olduğu anlaşılmıştı[16] Böyle olmuştu, zira Allah Resûlü kendisini Ebû Bekir'den ayıran herhangi bir davranışta bulunmuyordu

Mekke'yi fethedip şehre girerken nasıl bir mahviyete büründüğü dillere destan Biniti üzerinde o denli iki büklüm idi ki, neredeyse başı, bindiği hayvanın eğer kaşına değecekti O şanlı Nebi, o şanlı beldeye işte böyle bir mahviyet ruhuyla girmişti[17]

Başta Hz Âişe Validemiz olmak üzere birçok sahabiden rivayet edilen bir hadis bize şunları anlatır: "Allah Resûlü, evinde, herhangi bir insan gibi davranırdı Kendi elbisesini yamar, ayakkabılarını tamir eder ve ev işlerinde hanımlarına yardımda bulunurdu"[18] Bunları yaptığı sırada O'nun adı cihanın dört bir yanında anılıyor; herkes O'ndan ve getirdiği dinden bahsediyordu O, zamanını öyle ayarlamıştı ki, bu kadar mühim sorumlulukları arasında, bu gibi işlere de fırsat bulabiliyordu O, her güzel hasletin zirvesinde oturmaya lâyıktı ve öyle de oldu

 

LeoparGS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-01-2007   #3
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: İstanbul
Mesaj: 9,510
İtibar
Tecrübe Puanı: 99
Rep Puanı : 3579
Rep Derecesi :
LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.
LeoparGS RSS Feed
Standart --->: Fetanet Açısından Efendimiz'in Vasıfları: Kerem ve Tevazuu



İnsanlar Arasındaydı

Büyüklerde büyüklüğün alâmeti tevazu ve mahviyettir Küçüklüğün emaresi ise tekebbürdür Allah Resûlü, insanlar içinde en büyük insandır Öyle ise tevazuu da öyle olmalıydı

Mescit yapımında herkes gibi kerpiç taşıyan,[19] hendek kazımında herkes karnına bir taş bağlarken iki taş bağlayan,[20] karşısına gelen ve mehâbetinden dolayı sıtmalı gibi titreyen bir adama: "Kardeşim, korkma, ben de senin gibi, anası kuru ekmek yiyen bir insanım"[21] diyen Allah Resûlü hiç şüphesiz insanların en mütevazisiydi

Meclislerde otururken, büyüklük alâmeti olarak ayak ayak üstüne atıp öyle oturanlar, psikiyatrinin hangi dalında cinnetle bütünleşirler bilemem ama; onların ruhî yönlerinde ciddî bir eksiklik olduğunu kesinlikle söyleyebilirim Allah Resûlü herkes gibi oturur ve herkes gibi davranırdı Evet, O'nun her hareketi belli bir edep dairesi içinde cereyan ederdi O, büyüklüğünü, her zaman yüzünü yere koymak ve seccadede gerilmek suretiyle gösterirdi

مَنْتَوَاضَعَلِلّٰهِرَفَعَهُاللّٰهُوَمَنْتَكَبَّرَوَضَعَهُاللّٰهُ "Kim Allah için tevazu gös­te­rirse Allah onu yüceltir Kim kibirlenirse Allah onun burnunu yere sürter"[22]

Tevazu ve mahviyet, insana iki kanat gibidir; onu yüceler yücesi bir âleme doğru pervaz ettirirler Allah Resûlü, tevazuu sayesinde aşılmazları aşmış ve ebedlere kadar insanlığın lideri olmuştur Zaman ve mekânın dar buudlarını aşan bu mümtaz ve seçkin liderin karşısına insanlar çok rahatlıkla çıkar ve söyleyeceklerini de rahatlıkla söylerlerdi Çünkü kendisi de çok rahat bir insandı

Müslim ve Ebû Dâvûd naklediyor: "Bir gün aklından zoru olan bir kadın geldi, Allah Resûlü'ne, 'Yâ Resûlallah, Seninle bir işim var' dedi Allah Resûlü onunla beraber yolun bir kenarına çekildi, sıkıntısını dinledi ve problemini çözdü"[23]

Buhârî'nin Hz Enes'ten rivayet ettiğine göre ise bir cariye gelir, Efendimiz'in kolundan tutarak çeker, O'na bir işini gördürmek isterdi de Efendimiz gayet rahat bir şekilde gider, ona yardım eder gelirdi[24]

Bu iş, belki bir ev süpürmek, belki de yıkanmış çamaşırları sıkmaktı İşin keyfiyeti ne olursa olsun, Allah Resûlü bu işi yapardı Zira O bir fıtrat insanıydı ve O'nun bu hareketi asla zillet de değildi Zillet, O'nun rüyalarına bile girememişti Nasıl girer ki, O, küfür ve isyan karşısında kükremiş bir aslan gibiydi Ve yukarıda da söylediğimiz gibi, O, insanların en şecaatlisiydi Hz Ali der ki: "Biz muharebe meydanında korktuğumuz zaman Allah Resûlü'nün arkasına sığınır ve O'nunla korunurduk"[25] Hatta O'nun atmosferi, çevresindekilere emniyet ve güven verirdi Öyle ise böyle bir insan, bu şekilde bir mahviyet gösteriyorsa, bu sadece O'nun tevazuundandır

 

LeoparGS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-01-2007   #4
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: İstanbul
Mesaj: 9,510
İtibar
Tecrübe Puanı: 99
Rep Puanı : 3579
Rep Derecesi :
LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.
LeoparGS RSS Feed
Standart --->: Fetanet Açısından Efendimiz'in Vasıfları: Kerem ve Tevazuu



Fıtrîliği

Tevazu zillet olmadığı gibi, kibir de vakar değildir Allah Resûlü, tevazuunda da mutlak bir ölçü ve denge içindeydi Evet, O'nun bu sıfatı da bizlere "Muhammedün Resûlullah" dedirtir

Bir hâkim, mahkemede ciddî olmalıdır Bu, vakardır Ancak, aynı tavır evinde çocuklarına karşı kibir olur Zira insan, hanesinde, hane halkından biri gibi davranmalıdır Bunlar birer Kur'ânî düsturdur ve en güzel tatbikçisi de Allah Resûlü'dür Daha sonrakilerinki O'na imtisal ve O'nu taklittir

Herkes O'nu büyüklerden daha büyük görebilir; fakat O şöyle demektedir: "Hiç kimse kendi ameliyle Cennet'e giremez" "Sen de mi?" diyenlere de: "Evet, ben de eğer Allah (celle celâluhu) rahmetiyle sarıp sarmalamazsa"[26]

Evet işte O, bu sözü söyleyecek kadar tabiî ve fıtrî bir insandı Kendisini insanlar arasında bir fert ve bir parça olarak görüyor, sonra da davranışlarını bu anlayışa göre ayarlıyordu

Bir gün Hz Ömer gelip, Allah Resûlü'nden umre için izin istemişti Umre için de O'ndan izin alınıyordu Zira onlar, disiplin insanıydılar Her işlerinde, her müşkillerinde Allah Resûlü'nün yanına koşar, iş ve müşkillerini hep O'na arz ederlerdi Evinde gelinlik kızı olan O'na gelir: "Yâ Resûlallah, evimde gelinlik kızım var Evlendirmek istediğin biri varsa emir buyur" der bir başkası, bahçesini vakfetmek istiyorsa gelir durumu evvelâ Allah Resûlü'ne arz eder itikâfa girmek isteyen, sefere çıkmak murat eden hep Allah Resûlü'ne gelir ve O'ndan izin alırdı İşte şimdi Hz Ömer de gelmiş, umre için izin istiyordu Allah Resûlü onun bu talebini geri çevirmediği gibi, Hz Ömer'i hayatının sonuna kadar heyecanlandırıp coşturacak bir talepte de bulunacaktı:

يَاأُخَيَّأَشْرِكْنَافِيدُعَائِكَوَلاَتَنْسَنَا "Kardeşim, duana bizi de ortak et, bizi unutma"[27] Bu münasebetle Hz Ömer bir gün şöyle diyecektir: "O gün dünyalar benim olsaydı, o kadar sevinmezdim"[28]

 

LeoparGS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-01-2007   #5
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: İstanbul
Mesaj: 9,510
İtibar
Tecrübe Puanı: 99
Rep Puanı : 3579
Rep Derecesi :
LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.
LeoparGS RSS Feed
Standart --->: Fetanet Açısından Efendimiz'in Vasıfları: Kerem ve Tevazuu



Tevazuu ve Kulluk Buudu

O'ndak