|
| | #1 |
| | ![]() NAMÂZ BÜYÜK EMRDİR Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakt namâz vardı Hepsinin kıldığı bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâma inananlara farz edildi Namâz kılmak, îmânın şartı değildir Fekat, namâzın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır![]() Namâz, dînin direğidir Namâzını devâmlı, doğru ve tam olarak kılan kimse, dînini kurmuş, İslâm binâsını ayakda durdurmuş olur Namâzı kılmayan, dînini ve İslâm binâsını yıkmış olur Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki; (Dînimizin başı, namâzdır) Başsız insan olmadığı gibi, namâzsız da, din olmaz![]() Namâz, İslâm dîninde îmândan sonra ilk farz edilen emrdir Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibâdet etmeleri için namâzı farz etdi Kur’ân-ı kerîmde yüzden fazla âyet-i kerîmede (Namâz kılınız!) buyurulmakdadır Hadîs-i şerîfde, “Allahü teâlâ, hergün beş vakt namâz kılmayı farz etdi Kıymet vererek ve şartlarına uyarak, hergün beş vakt namâz kılanı Cennete sokacağını, Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu![]() Namâz, dînimizde yapılması emr edilen bütün ibâdetlerin en kıymetlisidir Bir hadîs-i şerîfde, (Namâz kılmayanın, İslâmdan nasîbi yokdur!) buyuruldu Yine bir hadîs-i şerîfde, (Mü’min ile kâfiri ayıran fark, namâzdır) buyuruldu Ya’nî mü’min namâz kılar, kâfir kılmaz Münâfıklar ise ba’zan kılar, ba’zan kılmaz Münâfıklar, Cehennemde çok acı azâb görecekdir Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz buyurdu ki: (Namâz kılmayanlar, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır )Namâz kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, Onun karşısında kendi küçüklüğünü anlamakdır Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar Hiç kötülük yapamaz Hergün beş kerre, Rabbinin huzûrunda olduğunu niyyet eden kimsenin kalbi ihlâs ile dolar Namâzda yapılması emr olunan her hareket, kalbe ve bedene fâideler sağlamakdadır![]() Câmi’lerde cemâ’at ile namâz kılmak, müslimânların kalblerini birbirine bağlar Aralarında sevgiyi sağlar Birbirlerinin kardeş olduklarını anlarlar Büyükler, küçüklere merhametli olur Küçükler de, büyüklere saygılı olur Zenginler, fakîrlere ve kuvvetliler, za’îflere yardımcı olur Sağlamlar, hastaları câmi’de göremeyince, evlerinde ararlar (Din kardeşinin yardımına koşanın, yardımcısı Allahü teâlâdır) hadîs-i şerîfindeki müjdeye kavuşmak için yarış ederler![]() Namâz; insanları, çirkin, kötü ve yasak olan şeylerden alıkoyar Günâhlara keffâret olur Hadîs-i şerîfde, (Beş vakt namâz, sizden birinizin kapısının önünde akan nehr gibidir Bir kimse, o nehre hergün beş def’a girip yıkansa, üzerinde kir kalmıyacağı gibi, işte beş vakt namâzı kılanların da, böyle küçük günâhları afv olunur) buyuruldu![]() Namâz, Allahü teâlâya ve Resûlüne îmândan sonra, bütün amel ve ibâdetlerden dahâ üstün bir ibâdetdir Bunun için, namâzları, farzlarına, vâciblerine, sünnetlerine, müstehablarına riâyet ederek kılmalıdır Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bir hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki: (Ey ümmet ve Eshâbım! Edâsına tamâmiyle riâyet olunan namâz, Allahü teâlânın beğendiği bütün amellerin en üstünüdür Peygamberlerin sünnetidir Meleklerin sevdiğidir Ma’rifetin, yerin ve göklerin nûrudur Bedenin kuvvetidir Rızkların berekâtıdır Düânın kabûlüne vesîledir Melek-ül-mevte [ya’nî ölüm meleğine], şefâ’atçıdır Kabrde ışık, Münker ve Nekîre cevâbdır Kıyâmet gününde üzerine gölgedir Cehennem ateşiyle kendi arasında siperdir Sırât köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir Cennetin anahtârıdır Cennetde başına tâcdır Allahü teâlâ, mü’minlere namâzdan dahâ önemli bir şey vermemişdir Eğer namâzdan dahâ üstün bir ibâdet olsaydı, en önce mü’minlere onu verirdi Zirâ meleklerin kimi devâmlı kıyâmda, kimi rükü’da, kimi secdede, kimi de teşehhüddedir Bunların hepsini bir rek’at namâzda toplayıp, mü’minlere hediyye verdi Zirâ namâz, îmânın başı, dînin direği, islâmın kavli [sözü] ve mü’minlerin mi’râcıdır Göğün nûru ve Cehennemden kurtarıcıdır)![]() Birgün hazret-i Alînin “radıyallahü anh ve kerremallahü vecheh” ikindi namâzı geçmişdi Üzüntüsünden kendisini bir tepeden aşağı atdı İnleye inleye ağlayıp, feryâd etdi Peygamberimiz Muhammed Mustafâ “sallallahü aleyhi ve sellem”, Onun bu durumundan haber alınca, Eshâbı ile berâber hazret-i Alînin “radıyallahü anh” yanına geldiler Hâlini görünce, kâinâtın Efendisi olan Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” de ağlamaya başladı Düâ etdi Güneş tekrâr yükseldi Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz: (Yâ Alî! Başını kaldır, güneş hâlâ görünüyor) buyurdu Hazret-i Alî “radıyallahü anh” buna çok sevindi ve namâzını kıldı![]() Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, bir gece, çok ibâdet etdiğinden, gece sonunda uyku basdırdı Vitr namâzı geçdi Sabâh namâzında, Peygamber efendimizi takîb ederek, mescid kapısında huzûruna gelip feryâd etdi (Yâ Resûlallah! İmdâdıma yetiş, vitr namâzım geçdi) diye ağlıyarak yalvardı Resûlullah efendimiz de, ağlamaya başladı Bunun üzerine Cebrâil “aleyhisselâm” gelip, (Yâ Resûlallah! Sıddîka söyle ki, Allahü teâlâ Onu afv eyledi) dedi![]() Evliyânın büyüklerinden Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh”, bir gece uyku bastırıp, sabâh namâzına uyanamadı O kadar ağlayıp inledi ki, bir ses işitdi: (Ey Bâyezîd! Bu kusûrunu afv eyledim Bu ağlamanın bereketi ile sana ayrıca yetmiş bin namâz sevâbı verdim) buyuruldu Birkaç ay sonra yine uyku bastırdı Şeytân gelip, mübârek ayağından tutarak uyandırdı (Kalk, namâzın geçmek üzeredir) dedi Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri buyurdu ki: (Ey mel’ûn, sen böyle işi nasıl yaparsın? Sen, herkesin namâzının kaçmasını, vaktini geçirmesini istersin Beni niçin uyandırdın?) Şeytân dedi ki: (Sabâh namâzını kaçırdığın gün, ağlayarak yetmişbin namâz sevâbı kazanmışdın Bugün onu düşünerek, seni uyandırdım ki, bir vakt namâz sevâbı bulasın Yetmişbin namâz sevâbına kavuşamıyasın!)Büyük velî Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: (Dünyânın bir sâati, kıyâmetin bin senesinden dahâ iyidir Zirâ bu bir sâatde, sâlih, makbûl bir amel işlenebilir ve o bin senede birşey yapılamaz) Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Bir kimse bir namâzı, bile bile öbür namâza birleşdirirse, seksen hukbe Cehennemde yanacakdır) Bir hukbe, seksen âhiret senesidir Âhiretin bir günü bin dünyâ senesidir![]() O hâlde, ey din kardeşim! Vaktini boş, fâidesiz şeylerle geçirme Zemânının kıymetini bil Vaktini en iyi şeylere sarf et Sevgili Peygamberimiz, (Musîbetlerin en büyüğü, vakti fâidesiz şeylerle geçirmekdir) buyurdu Namâzlarını vaktinde kıl ki, kıyâmet günü pişmân olmayıp, çok büyük sevâba kavuşasın! Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Bir namâzı vaktinde kılmayarak kazâya bırakıp, edâ etmezden önce vefât eden kimsenin mezârına, Cehennemden yetmiş pencere açılıp, kıyâmete kadar azâb çeker) Bir namâzını vaktinde, bile bile kılmayan, ya’nî namâz vakti geçerken, namâz kılmadığı için üzülmeyen, dinden çıkar veyâ ölürken îmânsız gider Yâ namâzı, hâtırına bile getirmeyenler, namâzı vazîfe tanımayanlar ne olur? Namâza ehemmiyyet vermiyenin, onu vazîfe tanımıyanların (Mürted) ya’nî kâfir olacaklarını dört mezhebin bütün âlimleri sözbirliği ile bildirmişlerdir Namâzı bile bile kılmayıp, kazâ etmeyi düşünmeyen ve bunun için azâb çekeceğinden korkmayan kimsenin de (Mürted) ya’nî kâfir olacağı, Abdülganî Nablüsî hazretlerinin “Hadîkatün nediyye” kitâbının “Dilin âfetleri” bölümünde yazılıdır![]() >_________________________ İmâm-ı Rabbânî hazretleri (Mektûbât) kitâbının 1 ci cild, 275 ci mektûbunda buyuruyor ki:Sizin bu ni’mete kavuşmanız, islâmiyyet bilgilerini öğretmekle ve fıkh hükmlerini yaymakla olmuşdur Oralara cehâlet yerleşmişdi ve bid’atler yayılmışdı Allahü teâlâ, sevdiklerinin sevgisini size ihsân etdi İslâmiyyeti yaymağa sizi vesîle eyledi Öyle ise, din bilgilerini öğretmeğe ve fıkh ahkâmını yaymağa elinizden geldiği kadar çalışınız Bu ikisi bütün se’âdetlerin başı, yükselmenin vâsıtası ve kurtuluşun sebebidir Çok uğraşınız! Din adamı olarak ortaya çıkınız! Oradakilere emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, doğru yolu gösteriniz! Müzzemmil sûresinin ondokuzuncu âyetinde meâlen, (Rabbinin rızâsına kavuşmak istiyen için, bu elbette bir nasîhatdir) buyuruldu![]() Gelin namâz kılalım, kalbden pası silelim, Allaha yaklaşılmaz, namâzın kılmadıkça! Nerde namâz kılınır, günâhlar hep dökülür, İnsan, kâmil olamaz, namâzın kılmadıkça! Kur’ân-ı kerîmde Hak, namâzı çok medh etdi, Dedi sevmem kişiyi, namâzın kılmadıkça! Bir hadîs-i şerîfde: Îmânın alâmeti, İnsanda belli olmaz, namâzın kılmadıkça! Bir namâzı kılmamak, ekber-i kebâirdir, Tevbe ile afv olmaz, kazâsın kılmadıkça! Namâzı hafîf gören, îmândan çıkar hemân, Müslimân olamaz o, namâzın kılmadıkça! Namâz kalbi temizler, kötülükden men eder, Münevver olamazsın, namâzın kılmadıkça!
|
| |
| | #2 |
| Özel Üye ![]() | ![]() Birinci Bölüm ÎMÂNIMIZ ve NAMÂZ Herkes, Önce Îmân Etmelidir Allahü teâlâ, insanların dünyâda râhat ve huzûr içinde yaşamalarını, âhiretde de sonsuz se’âdete kavuşmalarını istiyor Bunun için, se’âdete sebeb olan fâideli şeyleri yapmayı emr etdi Felâkete sebeb olan zarârlı şeyleri de yasak etdi Allahü teâlânın birinci emri, îmân etmekdir Îmân etmek, bütün insanlara lâzımdır Herkes için îmân zarûrîdir![]() Îmân, lügatda, bir kimseyi tam doğru sözlü bilmek, ona inanmak demekdir İslâmiyyetde îmân demek; Muhammed aleyhisselâmın, Allahın peygamberi olduğunu ve Onun tarafından seçilmiş, haber verici (Nebî) olduğunu doğru bilmek ve inanarak söylemek ve Onun, Allahü teâlâ tarafından kısaca bildirdiklerine kısaca inanmak ve geniş bildirdiklerine etraflıca inanmak ve gücü yetdikçe (Kelime-i şehâdet)i dil ile de söylemekdir Kuvvetli îmân şöyledir ki, ateşin yakdığına, yılanın zehrleyip öldürdüğüne yakîn üzere inanıp kaçdığımız gibi, gönlünden tam olarak, Allahü teâlâyı ve sıfâtlarını büyük bilerek, Onun rızâsına ve cemâline koşmak ve gazâbından, celâletinden kaçmak ve îmânı, mermer üzerine yazılan yazı gibi sağlam olarak gönlüne yerleşdirmekdir![]() Îmân, Muhammed aleyhisselâmın söylediklerinin hepsini beğenip, kalbin tasdîk etmesi, ya’nî inanmasıdır Böylece inanan insanlara (Mü’min) ve (Müslimân) denir Her müslimânın, Muhammed aleyhisselâma tâbi’ olması, Onun gösterdiği yolda yürümesi lâzımdır Onun yolu Kur’ân-ı kerîmin gösterdiği yoldur Bu yola (İslâmiyyet) denir Ona uymak için, önce îmân etmek, sonra (Ahkâm-ı islâmiyyeyi), ya’nî müslimânlığı iyice öğrenmek, sonra farzları edâ edip, harâmlardan kaçınmak, dahâ sonra sünnetleri yapıp, mekrûhlardan kaçınmak lâzımdır Bunlardan sonra, mubâhlarda da, Ona uymağa çalışmalıdır![]() Dînimizin temeli îmândır Îmânı olmayanların hiçbir ibâdetini ve iyiliğini, Allahü teâlâ beğenmez ve kabûl etmez Müslimân olmak isteyen kimse, önce îmân etmeli, sonra guslü, abdesti, namâzı ve lâzım oldukça diğer farzları ve harâmları öğrenmelidir![]() Îmân Doğru Olmalıdır Duygu organlarının ve aklın kavradıkları bilgiler, îmâna kavuşmağa yardımcıdır Fen ilmleri, âlemdeki nizâmın, düzgünlüğün tesâdüfen olmadığını ve bir yaratıcının bulunduğunu anlamağa, bilmeğe ve îmâna kavuşmağa sebeb olur Îmân demek, son Peygamber Muhammed aleyhisselâmın Allahü teâlâdan getirdiği bilgileri öğrenip, inanmak demekdir İnanılması lâzım gelen bilgilere, akla uyarsa inanırım demek, Peygamberlere inanmamak demek olur Din bilgileri, akl sâhiblerinin buluşları değildir Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın haber verdiği husûsları, (Ehl-i sünnet âlimleri)nin kitâblarından öğrenip öyle inanmalıdır Doğru ve makbûl bir îmân sâhibi olmak için, ayrıca şu şartlara da uymalıdır![]() 1- Îmân devâmlı ve sâbit olmalıdır Bir an ayrılmayı düşünmemelidir Üç sene sonra müslimânlıkdan çıkacağım diyen kimsenin, o andan i’tibâren îmânı gider, müslimânlıkdan çıkmış olur![]() 2- Mü’minin îmânı, havf ve recâ arasında olmalıdır Allahü teâlânın azâbından korkmalı, fekat rahmetinden bir an ümîd kesmemelidir Her günâhı işlemekden çok sakınmalı, günâhı sebebiyle îmânının gitmesinden korkmalıdır Bütün günâhları işlemiş olsa bile, Rabbimizin afv edeceğinden hiç ümîd kesmemelidir Günâhları için tevbe etmelidir Çünki tevbe eden, hiç günâh işlememiş gibi olur![]() 3- Can (rûh) buğaza gelmeden önce îmân etmiş olmalıdır Can buğaza gelince, âhıretin bütün hâlleri gösterilir O zemân bütün kâfirler îmân etmek isterler Hâlbuki îmânın gaybî olması lâzımdır Görmeden inanmalıdır Görülen şeye îmân edilmiş olmaz Fekat bu anda, mü’minlerin tevbesi kabûl olunur![]() 4- Güneş batıdan doğmadan önce îmân etmelidir Kıyâmetin büyük alâmetlerinden birisi de, güneş garbdan (batıdan) doğacakdır Bunu gören bütün insanlar, îmân edecekler Fekat, bu îmânları kabûl olmayacakdır Artık tevbe kapısı kapanmış olur![]() 5- Allahü teâlâdan başka kimsenin gaybı, gizli olan şeyleri bilmediğine inanmalıdır Ya’nî gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir Bir de, Onun bildirdikleri bilir Melekler, cinnîler, şeytânlar ve hattâ Peygamberler de gaybı bilemez Fekat, Peygamberlere ve sâlih kullara gaybdan bilgi verilebilir![]() 6- Dînin, îmâna ve ibâdetlere âid bir hükmünü zarûretsiz ve kasden red etmemelidir Ahkâm-ı islâmiyyeyi, ya’nî islâmiyyetin emr ve yasaklarından birini hafîf görmek, Kur’ân-ı kerîm ile, meleklerle ve peygamberlerden birisi ile alay etmek ve bunlar ile bildirilenleri, bir zorlama ve zarûret yok iken, dil ile inkâr etmek, küfr (inanmamak) olur Allahü teâlânın varlığını, melekleri, guslün ve namâzın farz olduğunu, ölümle korkutulmak gibi bir zarûret ile red etdiğini söyleyen kâfir olmaz![]() 7- İslâm dîninin apaçık bildirdiği zarûrî bilgilerde şübhe ve tereddüd etmemelidir Namâz kılmanın farz, şerâb ve diğer alkollü içkileri içmenin, kumar oynamanın, fâizin, rüşvetin harâm olduğunda şübhe etmek veyâ meşhûr olan bir harâma halâl demek ve halâl olan şeye harâm demek, îmândan çıkmaya sebeb olur![]() 8- Îmân, İslâm dîninin bildirdiği şeklde olmalıdır Aklın anladıklarına, felsefecilerin ve fen taklîdcilerinin bildirdiklerine göre inanmak, îmân olmaz Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şeklde îmân etmek lâzımdır![]() 9- Îmân eden, yalnız Allah için sevmeli ve yalnız Allah için düşmanlık etmelidir Allahü teâlânın dostları olan müslimânları sevmeli ve İslâmiyyete, eli ve kalemi ile düşmanlık yapanları sevmemelidir Bu düşmanlığın yeri kalbdir![]() Müslimân olmayan, gayrimüslim vatandaşlara ve turistlere de güler yüzlü ve tatlı dilli davranmalıdır Güzel ahlâkımız ile dînimizi onlara sevdirmeliyiz ]10- Peygamberimizin ve Eshâbının gösterdiği doğru yoldan ayrılmayan hakîkî müslimânların îmân etdiği gibi inanmalıdır Doğru inanmış olmak için, Ehl-i sünnet vel-cemâ’at i’tikâdına uygun olarak îmân etmelidir [Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları, hakîkî din kitâblarına tâbi’ olanlara yüz şehîd sevâbı verilecekdir Dört mezhebden herhangi birisinin âlimlerine (Ehl-i sünnet âlimi) denir Ehl-i sünnet âlimlerinin reîsi, İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfedir Bu âlimler, Eshâb-ı kirâmdan öğrendiklerini yazmışlar, Eshâb-ı kirâm da, bunlara Resûlullahdan işitdiklerini söylemişlerdir ]
Konu ßaran tarafından (05-09-2008 Saat 19:51 PM ) değiştirilmiştir.. |
| |
| | #3 |
| Özel Üye ![]() | ![]() EHL-İ SÜNNET İ’TİKÂDI Müslimân olmanın ilk şartı, îmân etmekdir Doğru îmân ise, Ehl-i Sünnet i’tikâdına uygun olarak inanmağa bağlıdır Akllı olan ve bülûğ çağına giren erkeğin ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i Sünnet âlimlerinin kitâblarında yazdıkları îmân bilgilerini öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmakdır Kıyâmetde Cehennem azâbından kurtulmak, onların bildirdiklerine inanmağa bağlıdır Cehennemden kurtulacak olanlar, yalnız bunların yolunda gidenlerdir Onların yolunda gidenlere (Sünnî) veyâ (Ehl-i Sünnet) denir (İslâm Ahlâkı) sahîfe 553 de 46 cı mektûba bakınız!Bir hadîs-i şerîfde, (Benim ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacakdır Bunlardan yalnız bir fırka Cehennem azâbından kurtulacak, diğerleri ise helâk olacaklar, Cehenneme gideceklerdir) buyuruldu Bu yetmişüç fırkadan herbiri, islâmiyyete uyduğunu iddia etmekde ve Cehennemden kurtulacağı bildirilen bir fırkanın, kendi fırkası olduğunu söylemekdedir Mü’minûn sûresi 54 cü ve Rûm sûresi 32 ci âyet-i kerîmelerinde meâlen: (Her fırka, doğru yolda olduğunu sanarak sevinmekdedir) buyuruldu Hâlbuki, bu çeşidli fırkalar arasında, kurtulucu olan birinin alâmetini, işâretini, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” şöyle bildirmekdedir: (Bu fırkada olanlar, benim ve Eshâbımın gitdiği yolda bulunanlardır) Eshâb-ı kirâmdan birini dahî sevmiyen, Ehl-i Sünnetden ayrılmış olur Ehl-i sünnet i’tikâdında olmayan da, kâfir veyâ (Bid’at ehli) sapık olur![]() Ehl-i Sünnet İ’tikâdında Olmanın Alâmetleri: Allahü teâlâ, Ehl-i sünnet i’tikâdına uygun îmân eden müslimânlardan râzıdır Böyle inanmış olmanın birçok şartları vardır Ehl-i sünnet âlimleri, bunları şöyle açıklamakdadır:1- Îmânın altı şartına, ya’nî Allahü teâlânın varlığına ve birliğine, eşi ve benzeri olmadığına, Meleklerine, Kitâblarına, Peygamberlerine, Âhıret hayâtına, hayr ve şerrin, iyilik ve kötülüğün Allahü teâlâ tarafından yaratıldığına inanmalıdır (Bunlar (Âmentü)de bildirilmişdir )2- Allahü teâlânın son kitâbı olan Kur’ân-ı kerîmin, Allahü teâlânın kelâmı olduğuna inanmalıdır ![]() 3- Mü’min, kendi îmânından hiç şübhe etmemelidir ![]() 4- Peygamberimize “sallallahü aleyhi ve sellem” îmân edip, hayâtda iken Onu görmekle şereflenen Eshâb-ı kirâmın hepsini çok sevmelidir Dört halîfesine, yakın akrabâları olan ehl-i beytine ve muhterem hanımlarından hiçbirine dil uzatmamalıdır![]() 5- İbâdetleri, îmândan bir parça bilmemelidir Allahü teâlânın emr ve yasaklarına inanıp, tembellikle yapmayan mü’minleri kâfir bilmemelidir Harâmlara ehemmiyyet vermeyenlerin, hafîfe alanların, islâmiyyetle alay edenlerin îmânı gider![]() 6- Ehl-i kıble olduklarını söyleyen, Allahü teâlâya ve Peygamberi Muhammed aleyhisselâma inandım dediği hâlde, yanlış i’tikâtda olanları tekfîr etmemeli, kâfir olduklarını söylememelidir ![]() 7- Açıkca günâh işlediği bilinmeyen her imâmın arkasında namâz kılmalıdır Bu hükm, cum’a ve bayram namâzlarını kıldıran emîrlere, vâlîlere de şâmildir![]() 8- Müslimânlar, başındaki âmirlerine, idârecilerine isyân etmemelidir Hurûc, ya’nî isyân etmek, fitne çıkarmak olur ve çeşidli felâketlere yol açar Onların hayrlı iş yapmalarına düâ etmeli ve fısk, günâh işlerinden vazgeçmeleri için tatlı dil ile nasîhat etmelidir![]() 9- Abdest alırken ayakları yıkamak yerine, hiç özr ve zarûret olmasa bile, yaş el ile bir kerre, mest üzerine mesh edilmesi, erkek için de, kadın için de câizdir Çıplak ayak ve çorap üzerine mesh edilmez![]() 10- Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” Mi’râcının, hem rûh ve hem de beden ile olduğuna inanmalıdır (Mi’râc, bir hâldir, ya’nî rü’yâda olmuşdur) diyenler, Ehl-i sünnetden ayrılmış olur![]() Cennetde mü’minler Allahü teâlâyı göreceklerdir Kıyâmet gününde, Peygamberler ve sâlih, iyi zâtlar şefâ’at edeceklerdir Kabr süâli vardır Kabrde azâb, rûh ve bedene olacakdır Evliyânın kerâmeti hakdır Kerâmet, Allahın sevgili kullarında meydâna gelen hârikulâde hâller olup, Allahü teâlânın âdeti dışında, ya’nî fizik, kimyâ ve biyoloji kanûnları dışında ikrâm ve ihsân etdiği şeylerdir ve inkâr edilemiyecek kadar çokdur Kabrde rûhlar, diri kimselerin yapdıklarını ve söylediklerini işitirler Kur’ân-ı kerîm okumak, sadaka vermek ve hattâ bütün ibâdetlerimizin sevâblarını, ölenlerin rûhlarına göndermek, onlara fâide vermekde, azâblarının hafîfletilmesine veyâ kaldırılmasına sebeb olmakdadır Bunların hepsine inanmak, Ehl-i Sünnet i’tikâdında olmanın alâmetlerindendir![]()
Konu ßaran tarafından (05-09-2008 Saat 19:53 PM ) değiştirilmiştir.. |
| |
| | #4 |
| Özel Üye ![]() | ![]() ÎMÂNIN ŞARTLARI Îmânın şartı, altıdır Bunlar, (Âmentü)de açıklanmışdır Îmânın, belli altı şeye inanmak olduğunu, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bildirmişdir Bunun için her müslimân, çocuğuna önce (Âmentü)yü ezberletmeli ve ma’nâsını da iyice öğretmelidir![]() ÂMENTÜ: (Âmentü billâhi ve Melâiketihi ve Kütübihi ve Rüsülihi vel-yevmil-âhıri ve bil kaderi, hayrihi ve şerrihi min Allahi teâlâ vel-ba’sü ba’del-mevti hakkun, Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû) ![]() Birinci Şart ALLAHÜ TEÂLÂYA İNANMAK Âmentü billâhi) demek, Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inandım, îmân etdim, kalbimle tasdîk, dilimle ikrâr etdim demekdir Allahü teâlâ vardır ve birdir Bir sözünün, lügatda iki çeşid ma’nâsı vardır Birincisi, sayı bakımından, ikinin yarısı olup, sayıların evvelidir Diğeri, ortağı ve benzeri olmamak bakımından birdir İşte Allahü teâlâ sayı bakımından değil, ortağı ve benzeri olmamak bakımından birdir Ya’nî zâtında ve sıfâtlarında hiçbir şeklde Ona ortak yokdur Bütün mahlûkâtın zât ve sıfâtları, kendilerini yaratanın zât ve sıfâtlarına benzemediği gibi, yaratanın zât ve sıfâtları da, yaratdıklarından hiçbirinin zât ve sıfâtlarına benzemez![]() Bütün mahlûkâtın her uzvunun, her hücresinin yaratıcısı, yokdan var edicisi yalnız Allahü teâlâdır Allahü teâlânın zâtının hakîkatını hiçbir kimse bilemez Akla ve hayâle gelenlerin hepsinden münezzehdir, berîdir Zâtını akla, hayâle getirmek câiz değildir Ancak, Kur’ân-ı kerîmde beyân buyurulan sıfâtlarını, ismlerini ezberleyip, ülûhiyyetini bunlarla tasdîk ve ikrâr etmelidir Bütün sıfâtları ve ismleri ezelîdir, ebedîdir Zâtı, hiç bir yerde durmadığı gibi, bilinen altı cihetden de münezzehdir Ya’nî önde, arkada, sağda, solda, üstde, altda değildir Onun için ancak (Her yerde hâzır ve nâzırdır) söylenebilir![]() Allahü teâlânın sıfâtları ondörtdür Altısına Sıfât-ı zâtiyye, sekizine de Sıfât-ı sübûtiyye denir Bunların ma’nâlarını bilmek ve ezberlemek çok lüzûmludur:SIFÂT-I ZÂTİYYE 1– Vücûd: Allahü teâlâ vardır Varlığı ezelîdir Vâcib-ül vücûddür, ya’nî varlığı lâzımdır![]() 2– Kıdem: Allahü teâlânın varlığının evveli yokdur ![]() 3– Bekâ: Allahü teâlânın varlığının sonu yokdur Hiç yok olmaz Ortağı olmak muhâl olduğu gibi, zât ve sıfâtları için de yokluk muhâldir![]() 4– Vahdâniyyet: Allahü teâlânın zâtında, sıfâtlarında ve işlerinde ortağı, benzeri yokdur ![]() 5– Muhâlefetün-lilhavâdis: Allahü teâlâ, zâtında ve sıfâtlarında hiçbir mahlûkun zât ve sıfâtlarına benzemez ![]() 6– Kıyâm bi-nefsihi: Allahü teâlâ zâtı ile kâimdir Mekâna muhtâc değildir Madde ve mekân yok iken O var idi Zîrâ her ihtiyâcdan münezzehdir Bu kâinâtı yoklukdan varlığa getirmeden önce, zâtı nasıl idi ise, sonsuz olarak, hep öyledir![]() SIFÂT-I SÜBÛTİYYE 1– Hayât: Allahü teâlâ diridir Hayâtı, mahlûkların hayâtına benzemeyip, zâtına lâyık ve mahsûs olan hayât, ezelî ve ebedîdir![]() 2– İlm: Allahü teâlâ herşeyi bilir Bilmesi mahlûkâtın bilmesi gibi değildir Karanlık gecede, karıncanın, kara taş üzerinde yürüdüğünü görür ve bilir İnsanların kalbinden geçen düşüncelerini, niyyetlerini bilir Bilmesinde değişiklik olmaz Ezelî ve ebedîdir![]() 3– Sem’: Allahü teâlâ işitir Vâsıtasız, cihetsiz işitir İşitmesi, kulların işitmesine benzemez Bu sıfâtı da, her sıfâtı gibi ezelî ve ebedîdir![]() 4– Basar: Allahü teâlâ görür Âletsiz ve şartsız görür Görmesi göz ile değildir![]() 5– İrâdet: Allahü teâlânın dilemesi vardır Dilediğini yaratır Her şey Onun dilemesi ile var olur İrâdesine engel olacak hiç bir kuvvet yokdur![]() 6– Kudret: Allahü teâlâ, herşeye gücü yeticidir Hiçbirşey Ona güç gelmez![]() 7– Kelâm: Allahü teâlâ söyleyicidir Söylemesi âlet, harfler, sesler ve dil ile değildir![]() 8– Tekvîn: Allahü teâlâ yaratıcıdır Ondan başka yaratıcı yokdur Her şeyi O yaratır Allahü teâlâdan başkası için yaratıcı dememelidir![]() Allahü teâlânın sıfâtlarının hakîkatlerini anlamak da muhâldir Hiçbir kimse ve hiçbirşey Allahü teâlânın sıfatlarına ortak ve benzer olamaz![]() İkinci Şart MELEKLERE İNANMAK Ve melâiketihi: Allahü teâlânın meleklerine inandım, demekdir Allahü teâlânın kullarıdırlar Hepsi Allahü teâlânın emrlerine itâat ederler Günâh işlemezler Erkek ve dişi değildir Evlenmezler Diridirler Yimezler, içmezler, uyumazlar Nûrânî cismdirler, akllıdırlar En üstünleri dört tânedir![]() 1– Cebrâil aleyhisselâm: Vazîfesi, Peygamberlere vahy getirmek, emr ve yasakları bildirmekdir ![]() 2– İsrâfil aleyhisselâm: Sûr’a üfürmekle vazîfelidir Birinci üfürmesinde hâsıl olan sesi işiten, Allahü teâlâdan başka her diri ölecek, ikincisinde hepsi tekrâr dirilecekdir![]() 3– Mikâil aleyhisselâm: Rızk gönderilmek, ucuzluk, bolluk, kıtlık, pahalılık ve her maddeyi hareket etdirmekle vazîfelidir ![]() 4– Azrâil aleyhisselâm: İnsanların rûhunu almakla vazîfelidir ![]() Bunlardan sonra dört sınıf melek vardır Hamele-i Arş denen melekler dört tânedir Huzûr-i ilâhîde bulunan meleklere, Mukarrebîn denir Azâb meleklerinin büyüklerine Kerûbiyân, rahmet meleklerine Rûhânîyân denir Cennet meleklerinin büyüğünün adı Rıdvân, Cehennem meleklerinin büyüğünün adı Mâlikdir Cehennem meleklerine Zebânî denir Sayısı en çok olan mahlûk meleklerdir Göklerde, meleklerin ibâdet etmedikleri boş bir yer yokdur![]() Üçüncü Şart KİTÂBLARA İNANMAK Ve kütübihi: Allahü teâlânın indirdiği kitâblara inandım, demekdir Allahü teâlâ bu kitâbları, ba’zı Peygamberlere Cebrâil ismindeki melekle vahy ederek, ya’nî okutarak, ba’zılarına ise, levhâ üzerine yazılı olarak, ba’zılarına da, meleksiz işitdirerek, indirdi Hepsi Allahü teâlânın kelâmıdır Ezelî ve ebedîdirler Mahlûk değildirler Hepsi hakdır Semâvî kitâblardan bize bildirdikleri yüzdörtdür Bunlardan on suhûf, Âdem aleyhisselâma, elli suhûf, Şît aleyhisselâma, otuz suhûf, İdris aleyhisselâma, on suhûf, İbrâhim aleyhisselâma, Tevrât, Mûsâ aleyhisselâma, Zebûr, Dâvüd aleyhisselâma, İncîl, Îsâ aleyhisselâma, Kur’ân-ı kerîm, Muhammed aleyhisselâma inmişdir![]() Allahü teâlâ, insanların dünyâda huzûr içinde yaşamaları, âhıretde de sonsuz se’âdete kavuşmaları için, ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselâmdan, son Peygamber Muhammed aleyhisselâma kadar, birçok Peygamber vâsıtası ile kitâblar göndermişdir Bu kitâblarda, îmân ve ibâdet esâslarını açıklamış, insanların muhtâc oldukları her husûsda bilgi verilmişdir![]() Bunlardan Kur’ân-ı kerîm, son ilâhî kitâbdır Kur’ân-ı kerîmin gönderilmesinden sonra, diğer bütün ilâhî kitâbların hükmleri yürürlükden kaldırılmışdır Cebrâil aleyhisselâm, Kur’ân-ı kerîmi, Muhammed aleyhisselâma yirmiüç senede getirmişdir Kur’ân-ı kerîm, 114 sûre, 6236 âyetdir Bu rakamın ba’zı kitâblarda değişik yazılması, bir uzun âyetin birkaç âyet sayılmasındandır Çünki, Kur’ân-ı kerîm indirildiğinden beri hiçbir değişikliğe uğramamış, bundan sonra da uğramıyacakdır Kur’ân-ı kerîm, Allah kelâmıdır Böyle bir kitâbın insanlar tarafından yapılması mümkin değildir Bir âyeti gibi bile söylemek mümkin olamamışdır![]()
|
| |
| | #5 |
| Özel Üye ![]() | ![]() Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” âhırete teşrîflerinden sonra, birinci halîfesi olan hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, Kur’ân-ı kerîmin âyetlerini bir araya toplatdı Böylece bir (Mushaf) meydâna geldi Eshâb-ı kirâmın hepsi, bu mushafın Allah kelâmı olduğunu sözbirliği ile bildirdiler Üçüncü halîfe Osmân “radıyallahü anh”, bu mushafdan altı tâne dahâ yazdırdı Ba’zı vilâyetlere gönderdi![]() Kur’ân-ı kerîmi aslı üzere okumak lâzımdır Başka harflerle yazılmış olanlara Kur’ân-ı kerîm denmez![]() a) Mushafı eline alırken, abdestli olmalı, kıbleye karşı oturup, dikkat ile okumalıdır ![]() >b) Ağır ağır, huşû’ ile okumalıdır ![]() c) Mushafa bakarak, her âyetin hakkını vererek okumalıdır ![]() >d) Tecvîd kâidelerine göre okumalıdır ![]() e) Okuduğunun Allah kelâmı olduğunu düşünmelidir ![]() >f) Kur’ân-ı kerîmin emr ve yasaklarına uymalıdır ![]() Dördüncü Şart PEYGAMBERLERE İNANMAK Ve Rüsülihi: Allahü teâlânın Peygamberlerine inandım, demekdir Peygamberler, Allahü teâlânın beğendiği yola kavuşdurmak, doğru yolu göstermek için seçilmişlerdir Bütün Peygamberler hep aynı îmânı söylemişdir Peygamberlerde “aleyhimüsselâm” yedi sıfât bulunduğuna inanmak lâzımdır![]() 1- İsmet: Günâh işlememek Peygamberler, herhangi bir dinde harâm olmuş ve olacak küçük ve büyük hiçbir günâh işlemezler![]() 2– Emânet: Peygamberler her bakımdan güvenilir kimselerdir Aslâ emânete hıyânet yapmazlar![]() 3– Sıdk: Peygamberler sözlerinde, işlerinde ve her türlü davranışlarında doğru ve dürüst insanlardır Aslâ yalan söylemezler![]() 4– Fetânet: Peygamberler çok akllı ve çok anlayışlı kimselerdir Körlük, sağırlık gibi kusûrları bulunan kimselerden ve kadınlardan Peygamber gelmemişdir![]() 5– Teblîg: Peygamberler, insanlara bildirip açıkladıklarının hepsini Allahü teâlâdan gelen vahy ile öğrenmişlerdir Bildirdikleri emr ve yasakların hiçbiri kendi düşünceleri değildir Emr olunan şeylerin hepsini bildirmişlerdir![]() 6– Adâlet: Peygamberler hiç zulm ve haksızlık yapmazlar Kimsenin hâtırı için adâletden ayrılmazlar![]() 7– Emnül-azl: Peygamberlikden atılmazlar Dünyâda ve âhıretde hep Peygamberdirler![]() Yeni din ve ahkâm getiren Peygamberlere Resûl denir Yeni bir din getirmeyip, insanları, önceki dîne da’vet eden Peygamberlere Nebî denir Peygamberlere îmân etmek, aralarında hiçbir fark görmiyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sâdık, doğru sözlü olduklarına inanmak demekdir Onlardan birine inanmıyan kimse, hiçbirine inanmamış olur![]() Peygamberlik, çalışmakla, çok ibâdet yapmakla, açlık ve sıkıntı çekmekle ele geçmez Yalnız Allahü teâlânın ihsânı, seçmesi ile olur Sayıları belli değildir Yüzyirmidört binden çok oldukları meşhûrdur Bunlardan üçyüzonüçü Resûldür İçlerinden altısı dahâ yüksekdir Bunlara Ülül’azm Peygamberler denir Bunlar: Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed Mustafâ aleyhimüsselâmdır Peygamberlerin otuzüçünün ismleri meşhûrdur Bunlar: Âdem, İdris, Şît, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhim, Lût, İsmâil, İshak, Ya’kûb, Yûsüf, Eyyûb, Şuayb, Mûsâ, Hârûn, Hıdır, Yûşa’ bin Nûn, İlyas, Elyesa’, Zülkifl, Şem’ûn, İşmoil, Yûnus bin Metâ, Dâvüd, Süleymân, Lokmân, Zekeriyyâ, Yahyâ, Üzeyir, Îsâ bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed “aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâm”dır![]() Bunlardan yalnız yirmisekizinin ismi, Kur’ân-ı kerîmde bildirilmişdir Zülkarneyn, Lokmân, Üzeyir ve Hıdırın, Peygamber olup olmadıklarında ihtilâf vardır Muhammed Ma’sûm hazretleri 2 ci cild, 36 cı mektûbda, Hıdır aleyhisselâmın Peygamber olduğunu bildiren haberin kuvvetli olduğunu yazmakdadır 182 ci mektûbda, Hıdır aleyhisselâmın insan şeklinde görülmesi ve ba’zı işleri yapması, Onun hayâtda olduğunu göstermez Allahü teâlâ, Onun ve birçok Peygamberlerin ve velîlerin rûhlarının insan şeklinde görülmesine izn vermişdir Onları görmek, hayâtda olduklarını göstermez, demekdedir![]() Peygamberimiz MUHAMMED “aleyhisselâm” Allahü teâlânın Resûlüdür Habîbidir Peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur Babası Abdüllahdır Mîlâdın beşyüzyetmişbir [571] senesi nisan ayının yirmisine rastlayan, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi gecesi, sabâha karşı, Mekkede tevellüd etdi Babası, dahâ önce ölmüş idi Altı yaşında iken annesi, sekiz yaşında iken dedesi öldü Sonra, amcası Ebû Tâlibin yanında büyüdü Yirmibeş yaşında iken, Hadîce-tül-kübrâ ile evlendi Bundan dört kızı, iki oğlu oldu İlk oğlunun adı Kâsım idi Bundan dolayı, kendisine (Ebül-Kâsım) da denir Kırk yaşında iken, bütün insanlara ve cinne Peygamber olduğu bildirildi Üç sene sonra, herkesi îmâna çağırmağa başladı Elliiki yaşında iken, bir gece Mekkeden Kudüse ve oradan göklere götürülüp getirildi Bu yolculuğuna (Mi’râc) denir Mi’râcda, Cennetleri, Cehennemleri ve Allahü teâlâyı gördü Beş vakt namâz, bu gece farz oldu Târîhcilere göre mîlâdın 622 senesinde, Allahü teâlânın emri ile, Mekkeden Medîneye gitdi Bu yolculuğuna (Hicret) denir Medîne şehrinin Kubâ köyüne geldiği, Rebî’ul-evvel ayının sekizinci pazartesi gününe tesâdüf eden efrencî Eylül ayının yirminci günü müslimânların (Hicrî şemsî) târîh başlangıcı oldu Müslimânların (Hicrî kamerî) seneleri de, o senenin Muharrem ayından başlar ve gökdeki ayın, dünyâ etrâfında oniki def’a dönmesi bir kamerî sene olur Hicrî 11 [m 632] senesinde, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi günü, öğleden evvel vefât etdi Salıyı çarşambaya bağlıyan gece [Çarşamba gecesi] yarısı, vefât etmiş olduğu odaya defn edildi Vefâtında, kamerî 63, şemsî seneye göre 61 yaşında idi![]() Muhammed “aleyhisselâm” beyâz idi Bütün insanların en güzeli idi Güzelliğini, herkese belli etmezdi Onun güzelliğini bir kerre gören, hattâ rü’yâda gören kimsenin ömrü, lezzet ve neş’e ile geçmekdedir O, her zemânda, dünyânın her yerinde olan ve gelecek olan her insandan, her bakımdan üstündür Aklı, fikri, güzel huyları, bütün organlarının kuvveti her insandan ziyâde idi![]() Çocuk iken iki kerre, ticâret edenlerle Şâm tarafına gitdi ve Busrâ denilen yerden geri döndüler Başka hiçbir zemân, hiçbir yere gitmedi Ümmî idi Ya’nî hiç mektebe gitmedi Kimseden ders almadı Fekat, herşeyi biliyordu Ya’nî herneyi düşünse, herneyi bilmek istese, Allahü teâlâ Ona bildiriyordu Cebrâîl “aleyhisselâm” adındaki melek gelip, Ona her istediğini söylüyordu Mubârek kalbi, güneş gibi, nûr saçıyordu Onun saçdığı ilm, ma’rifet nûrları, radyo dalgaları gibi, yerlere, göklere, heryere saçılıyordu Şimdi, kabrinden de yaymakdadır Yayma kuvveti, her ân artmakdadır Elektro-manyetik dalgaları almak için, radyo alıcısı lâzım olduğu gibi, Onun nûrlarını almak için de, Ona inanan ve seven ve gösterdiği yolda giderek temizlenen kalb lâzımdır Böyle kalbi olan insan, bu nûrları alır ve bu da, etrâfa neşr eder, yayar Böyle büyük insanlara (Velî) denir Bu Velîyi tanıyan, inanan ve seven kimse, bunun karşısında edeble oturur veyâ uzakda, onu edeb ile, sevgi ile düşünürse, bu kimsenin de kalbi, nûr, feyz almağa, temizlenmeğe, olgunlaşmağa başlar Allahü teâlâ, bedenimizi, maddemizi, yetişdirmek için güneş enerjisini sebeb kıldığı gibi, rûhlarımızı, kalblerimizi olgunlaşdırmak, insanlıkda yükseltmek için de, Muhammed aleyhisselâmın kalbini, oradan fışkıran nûrları sebeb kılmışdır İnsanı besliyen, yapısını ve enerjisini sağlıyan bütün besi maddeleri, güneş enerjisi, özümleme ile hâsıl oldukları gibi, kalbe, rûha gıdâ olan, Evliyânın sohbetleri, sözleri ve yazıları da, hep Resûlullahın mubârek kalbinden fışkıran nûrlarla hâsıl olmuşdur![]() Allahü teâlâ, Cebrâîl “aleyhisselâm” adındaki bir melek ile, Muhammed aleyhisselâma (Kur’ân-ı kerîm)i gönderdi İnsanlara dünyâda ve âhıretde lüzûmlu, fâideli olan şeyleri emr etdi Zararlı olanları yasak etdi Bu emrlerin ve yasakların hepsine (İslâm dîni) veyâ (İslâmiyyet) ve (Ahkâm-ı ilâhiyye) denir![]() Muhammed aleyhisselâmın her sözü doğrudur, kıymetlidir, fâidelidir Böyle olduğuna inanan kimseye (Mü’min) ve (Müslimân) denir Muhammed aleyhisselâmın sözlerinden birine inanmıyan, beğenmiyen kimseye (Kâfir) denir Allahü teâlâ, mü’min olanı sever Bunu Cehennemde sonsuz olarak bırakmaz Yâ Cehenneme hiç sokmaz, yâhud, kabâhati için, soksa da, sonra Cehennemden çıkarır Kâfir olan kimse, Cennete giremez Doğru Cehenneme girer ve oradan hiç çıkmaz Ona inanmak, Resûlullahı sevmek, bütün se’âdetlerin, râhatlıkların, iyiliklerin başıdır Onun Peygamber olduğuna inanmamak ise, bütün felâketlerin, sıkıntıların, kötülüklerin başıdır![]() Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” ilmi, irfânı, fehmi yakîni, aklı, zekâsı, cömertliği, tevâzû’u, hilmi, şefkati, sabrı, gayreti, hamiyyeti, sadâkati, emâneti, şecâ’ati, heybeti, yiğitliği, belâgati, fesâhati, fetâneti, melâheti (güzelliği, sevimliliği), vera’ı, iffeti, keremi, insâfı, hayâsı, zühdü, takvâsı, bütün Peygamberlerden dahâ çok |