Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Siyer [Peygamberimizin Hayatı]
> Siyer Alt başlıklar > Na'atlar & Şiirler
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 06-14-2008   #1
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesaj: 7,119
İtibar
Tecrübe Puanı: 74
Rep Puanı : 2928
Rep Derecesi :
ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.ßaran Çok ünlü.
ßaran RSS Feed
Standart Kaside-i Bürde (Türkçe Çeviri)



TÜRKCE KASİDE-İ BÜRDE (Sezai Karakoç)

Selem ağaçlarını mı, ordaki dostları mı andın ki birden
Gözbebeğin kanlandı, gözyaşın aktı kırmızı kırmızı


Yoksa bir yel mi esti Kâzime yönünden;
Yoksa Eden Dağı’nın üstünde, kapkaranlık gecede

Şimşek mi çaktı?
Gözlerine ne oldu ki, “dur ağlama” desen çoşar ırmak olur;

Ya kalbine ne dersin, “yetiş huzur” dedikçe artar acısı gamı
Aşk gizli kalır mı kimseden, niçin aldatır kendini insan?

Gönül yanıp dururken, gözden akarken çeşme gibi gözyaşı
Aşk olmasaydı döker miydin gözyaşını böyle taze toprağa?

Gözün uykudan kaçar mıydı, andığında Ban Ağacını, Alem Dağını
Âşık inkar etse ne çıkar, gerçek şahitler var:

Yaşa batık gözler, sararmış yüz, zayıf ten ve göz çukurları
Aşktan değil de neden bu peki, bir yanağında kırmızı gül;

Bir yanağında sarı gül döküntüsü, izi;
Kızılırmak, Yeşilırmak yatağı


Evet, yârin hayali gelip beni birden uyandırdı;
Sevgi, zaten gelir gamlarla, mahveder vücut hazlarını


Aşkım sebebiyle bana dil uzatan, utanır mıydın ki bilseydin,
Yanık aşklarıyla meşhur Özr oymağı gençlerinden daha mazurum, beterim hakçası


Gizlenir gibi değil ki bu sır, işte sen de öğrendin;
Şimdi, de diyeceğini, kat by derde bir dert de sen

Zaten yok sonu yok başı
Öğüdünü esirgemedin sağol benden ama;

Tutamadım onları, çünkü tutuktur zaten sevenin kulakları
Yaşlı adama, ağarmış saça, utanmadan; “yalan söylüyorsun” dedim

Nasıl inkâr, itham edilebilir oysa, ağaran saçın beyazlığı?
Günaha batık nefs, öğüt mü dinler!

Kendi karanlığına gömülmüş ak saç, nasıl ışıtsın bu karanlığı?
Güzel fiillerle bir şölen hazırlayamadı nefsim;

Misafirse sessiz, ihtişamsız apak çıkageldi, karşılayan bile olmadı
Bilseydim ki, yok bende bir karşılama gücü bile,

Siyaha boyadığım bir panonun ardına saklardım kendimi ve bu sırrı
Kim çeker benim nefsimi bu hoyratlık alanından?

Çılgın atları zaptedip dört döndüren süvariler gibi tıpkı
Günah işleye işleye günahı bitireyim dersin belki içinden

Boş hayal! Yemek vücudu arttırır, günah da günahı
Nefs memedeki çocuktur, vaktinde kesmezsen sütten,

Koca adam olur da, hâlâ emzik ister, arar sütü mamayı
Nefsine sen hâkim ol! O olmasın sana hâkim;

Çünkü nefs neye hâkim olursa, onu ya öldürür, ya soldurur hâsılı
Nefs sürüsü bırakırsan yayılır her yöne; görmeli gözetmeli;

Otu çok tatlı gelen yaylalara yaymazlar koyunları
Nefsin tattırdığı hazzın çoğu semm-i katildir;

Ağuyu altun tasta bal içre sunarlar, bunlar onun suç ortağı
Açlığın ve tokluğun hilelerinden koru kendini,,

Evet açlığın da Çok açlık, tokluktan da zararlı
Gözünden yaşlar boşalt ki, ne haramlar doldurmuştun vaktiyle

Ve sığın tövbe gölgelerine, odur en serin hurma altı
Şeytana ve nefsine uyma! Baş kaldır, isyan et!

En akla yakınmış gibi gelen sözlerini bile dinleme, deş ve bul püf noktalarını
Bazan hasım kılığındadır, bazan hısım, bazan hakem,

Düpedüz hilekârdırlar, ne hakemi, ne hasımı, ne hısımı!
Allah’ım sen affet bizi! Bizzat söyleyip te tutamadığımız sözlerden

Ki andırır kısırların nesliyle öğünmesini tıpkı
Sana “yap!” dedim ama ben yapmadım onu;

Sana “yol işte bu yoldur” dedim ama nefs, beni o yola bırakmadı
Üstüme borç olan namazı kıldım, orucu tuttum; ama o kadar

Ölüm, evet ölüm göz önündeyken bir parçacık arttırmadım onları
Kendime zulmettim, ihmal ettim geceleri ihya sünnetini

Can verdi gecelere namazla O, öyle ki, şişerdi ayakları
Boş midesinin üstüne taş kor, derisini büzüp düğümler,

Çekilen karnına kuşak bağlardı; yine azalmazdı açlığa sabrı
Altundan ulu dağlar nefsine sundular da kendilerini,

Reddetti O, gösterdi onlara gerçek ululuğu ve gerçek altını
Zühd ve takvasını arttırdı, eksiltmedi o dağlarca zarûret

Ne denli olsa da yok edemez ihtiyaç, insandaki temizliği, pırıltıyı
Dünya ne oluyor ki, O ona muhtaç olsun

Dünya O’na muhtaç ki, onun için değil midir varoluşu, yokluktan çıkışı?
Bu dünyanın ve öte dünyanın, göze görünür- görünmez yaratıkların,

Acemin, Arabın, bölük bölük bütün insanlığın Hz Muhammed’dir başı
Bir eşi yoktur O’nun emir ve nehiy peygamberliğinde;

“Evet” i tam evetti, “hayır” ı tam hayırdı
Her yönden hücum eden korkunun türlüsünden

Ancak O Sevgili kurtarabilir bizi, O’nun merhameti, O’nun şefaati
Kim döndüyse sesine, koşup yapıştıysa O’nun eteğine,

Yapışmış oldu kopmaz bir ipe, hiç kopmaz ve tam kurtarıcı
İçiyle ve dışıyla, ahlak ve yaradılışta üstündür,

öbür peygamberlerden bile;
Hiçbirinin ilmi, keremi O’nu geçemedi, O’nunkine ulaşamadı


Ve hepsi umar ve bekler, Allah’ın Resûlundan;
Denizinden bir avuç su;

Yağmurundan bir damla su yollamasını
Dururlar huzurunda hepsi yerli yerinde

Kimi ilminden bir nokta,
Hikmetinden bir hareke bir kısmı


Peygamber ruhu alıp peygamber vücudunu,
mükemmel peygamber olunca,

O’nu Sevgili edindi seve seve insan yaratan, insan ören Rabbi
Üstünlüğünde eşit ve ortak yoktu O’na kimse;

Güzelliğiyse parçalanmaz bölünmez bir bütündü, ne çıkacak,
ne eklenecek bir şey vardı


Hristiyanların kendilerine gelen Resûl için dediklerini dememek şartıyla,
Öğ öğebildiğin kadar Yücelt yüceltebildiğince O Hakk Kahramanını


Korkmadan istediğin ölçüde şerefi bağla O’na;
İstediğin ölçüde O’nun değerlilik hakkını tanı


Erginliğine yok son ki, orada durup,
Dil, cesaretini bulsun, O’nu anlatmayı


Mucizeleri bile gerçeğinin yanında sönük kalır;
Yoksa ismi anılınca çürüyen kemikler bile canlanıp ayağa kalkmalıydı


Aklın yetişmeyeceği tekliflerle etmedi bizi imtihan;
Bizi sevdiğinden elbet Biz de hemen inandık O’na

En ufak şüphe bize yaklaşmadı
O’nun gerçeğine ermekte cümle âlem âciz kaldı;

Uzak âciz kaldı, yakın âciz kaldı, acz çepçevre sardı dört yanı
Güneş küçük sanılır uzaktan bakılınca;

Göz dayanmaz amma, çıplak gözle bakıldı mı
İnsan nasıl bu yerde anlar O’nun gerçeğini,

Ki rüyada görsen O’nu, sana yeter ömür boyu
Bu mutluluk ve O’nun nurdan bakışları


İnsanlığın bilip bileceği şu, bilgilerinin sonu şudur ancak;
O insandır ve yaratılmışların en iyisi, en güzeli, en hayırlısı


Ve Peygamberlerin halka gösterdiği mucizeler,
O’ndandı, O’nun nurundandı, O’nun habercisi, O’nun öncü ışıklarıydı


Çünkü O erdemlik güneşi, öbür peygamberlerse yıldızlardır,
O yıldızlar ki; Güneşten aldıklarıyla aydınlatırlar karanlıkları


Gel gör ki, Rabbim O’na neler verdi, nasıl süsledi O’nu
Ahlâkını güzellikle sardı, müjdeyle, güler yüzlülükle benek benek noktaladı


Latifliği bir çiçek, dolunay şeref ve değeri
Cömertliği bir deniz, yardımı zamandır tıpkı


Tek başına bir yerde, O’nu görsen, heybetinden
Sanırsın arkasında asker, asker,asker bir ordu gizli, bir ordu saklı


O’nun tebessümünden ve konuşmasındandır sanki;
Sedefte saklı inci, İnciler hep sedefte saklı


O’nun toprağının kokusundan daha güzel var mı koku?
Ne mutlu o kişiye ki koklamış, öpmüş ola o toprağı!


Doğuşu açıklar bize her yönden her açıdan O’nu
Başlangıcı da iyi O’nun, sonu da

Hoştur doğuşu ve batışı
O doğum günü ki, iyi farkına vardı İran, indiğinin

Kendisi için korku, kendisi için ceza, kendisine cehennem âzabı
Göçtü, darmadağın oldu Kisra’nın saray duvarları o gece

Devleti de, bu duvardan başlayarak yarıldı, çatladı ve dağıldı
Son nefesini verdi, korkudan mecûsi meş’alesi

Ve Yahudi nehri, bilinmeyen bir yere alıp gitti,
Dert yuvası başını


Ve sapık Save halkı, her günkü gibi
Su aldıkları göle gittiklerinde;

Bu da nesi? Kurumuş kül olmuş!
Döndüler elleri boş,

Kızgın kudurmuş ve çatlamış dudakları
Sanki doğmuştu ateşte su,suda ateş duygusu!

Tabiat, o gün yoldan çıkmışları, tabiatından çıkararak karşıladı
Sanki, çarpıkların ateşi sıkıldı terledi de sulanıp söndü üzüntüden;

Sularıysa hüzünlerinden ateş gibi kızdı, buharlaştı
Cinler çığlık atarlar, Nurlar, saçarlarken havaî fişeklerini

Hak böyle tantanayla çıkıyordu ortaya, Hakk’ın sesi ve ihtişâmı
Kör oldular, sağır oldular, felç oldular, muştuları duymadılar,

Haberleri almadılar; görmediler korkutuş yıldırımlarını
“Bundan sonra o eğri dinimiz belini doğrultup ayağa kalkamaz”

Dediler, haberini verdiler kâhinleri, ozanları
Gökte yıldızların aktığı görülürdü

Ve aynı anda yerde putların devrildiği, yıkıldığı
Ve vahy yolundan çekilip gitti bozgun

Şeytanların şahı; bozgun askeri yerinde kala kaldı
Nasıl ki, Ebrehe’nin ordusu dağılmıştı;

İki avuçtan atılanla bir ordu kör olmuş, yere saplanmıştı
Allah dedikten sonra o taşların atılışı

Rabbine yalvarır yalvarmaz balığın karnından atılanın çıkışını andırmıştı
Yemin ederim ikiye bölünen aya,

O’nun kalbiyle ilgili ayaAnd içerim aya karşı!
Ve o hayrı, keremi içine alan mağaraya

And içerim ki, Kafirlerin gözleri içerdeki Işıktan kör oldu bakamadı
And içerim ki, Muhbir-i Sadık mağaradaydı ve Sıddık mağaradaydı

Görmediler ve sandılar ki, orda, kimsecikler yoktu ve olamazdı
Ne bilsinler ki, örümcek O’nun için örmüş ağını

Güvercin, O’nun için yuva yapmış, yumurta bırakmış uçup durmaktaydı
Allah isterse bir güvercin, bir örümcek ağıyla da korur,

Kat kat zırhı ve yüksek kaleleri aratmaz,
onlardan müstağni kılar insanı


Ve bir örnek daha:
Çağırınca Peygamber, Ağaçlar geldi, eğildi huzurunda;

Dallarıyla, kökleriyle yürüdüler; Çünkü yok ayakları
Çizgiler çekerek yol ortasına, yazılar yazarak

Güzel yazılar yazarak; dalları budakları
O bulut gibi ki, O nereye giderse üstünde o da oraya gider,

O’na, gün ortasında yakan güneşe karşı gölge yapardı
Dünyanın sıkıntısı binince boğazıma

Hemen sarılır, sığınırım O’na
O hemen kurtarır bu zavallıyı


İki dünyaya ait hiçbir şey yok ki, o hayır saçan elden
İstemiş olayım da almamış olayım, olmadı


Aklın ermeyince hemen inkâra kalkma rüya vahiylerini;
Belki gözleri uyurdu O’nun ama, kalbi uyumazdı


Nübüvvetiyle O gerçeğin doruğuna çıkmıştı
Nasıl inkâr olunabilir erginlerin rüya durumları


Allah’ın alanı bu Ne vahiy çalışmakla olur
Ve ne de bir suçtur Peygamberin gâibi çizip anlatışı


Bir dokunmakla nice hastayı iyi etti eli
Nice çılgınlık zincirini kırıp mahkûmlarını kurtardı


Kara kıtlık yılları oldu, O’nun duasıyla canlı ve ak
Sanki gecenin oratasında ansızın bir dolunay çıktı


Bulut akıttı durdu suyu öylesine ki, o kurak vâdilerde;
Oldu her sel bir arim seli, her ırmak bir deniz ırmağı


Bırak konuşayım, anlatayım o mûcizeleri:
Geceleri dağlarda yakılan şölen ateşleri gibidir âşikârlıkları


İnciyi işlersen değerlenir şüphesiz;
Ama işlemesen de inci incidir; incilikte farksızdır işlenmişi, hamı


Ama nasıl uzanabilir hayali övüşün o yüceliklere
Ki orda hüküm sürer o davranış ve ahlâkın hârikalar mantığı


Biri Kur’an Âyetleri: Haktır, Allah’tan gelmedir,
Ezelî ve ebedîdir, sonradandır, fakat yoktur öncesi başı


Zamanla kayıtlı değil getirdiği kutsal haber
Son saatten, Addan, İremden haber

Odur mutlak haberlerin saltanatı
Devam edip gidiyor O’nun hükmü Üstündür

Öbür peygamber mûcizelerine ki, tesirleri ve hükümleri ebedî olmadı
Öyle muhkemdir ki, hamlede yıkar inkârı ve şüpheyi

Tartışma kabul etmez; hâkime hakeme yok ihtiyacı
Kimse karşı çıkamadı O’na Yeltenmediler değil ama

Düşmanı, en düşmanı bile O’na sığınmakta buldu var olmayı
Belâgatı, düşmanının davasını uzaklara fırlatır:

Kötü niyetlinin elini hareminden ırakta tutmaktır zaten yiğide yaraşanı
Kemmiyette anlamlar deniz dalgalarından büyük;

Keyfiyetse, güzellikte ve değerde cevahirden üstün ve san’atlı
Madem okuyunca gözün, gönlün nur doldu, aydınlandı;

Zafer buldun her vakit Öyleyse bu sağlam ipe iyi yapış, sarıl sıkı
Okuyuşun, korkusundansa alev alev yanan cehennem ateşinin

İtfaiyesi budur yalnız ateşin: Yanık yürekle çağırmaktır tek şartı
Sanki O şöyle bir pınar: Yüzü simsiyah olan

Gelip bir yıkanmakla bembeyaz olur; budur nur pınarı
Ve O, adalette sırat gibi kıldan ince; hak ve eşitlikte de,

Hassas ve ayarlı mizan gibi, insanlar ve kâinatlar arası
Bakma bilmezlikten gelişlerine, inkarlarına yüreği karaların

Onlar öyle bilir, öyle anlarlar ki Ama ya kıskançlıkları?
Eh! Öyleyse kalksın ağrıyan göz inkâr etsin, göremiyor ya,

Güneşi, gün ışığını; yaralı ağız da, alamadığından suyu, suyun lezzetini, tadını
Çölde hızlı hızlı giden yoksullar; develeri

İz bırakarak giden dilek sahipleri görürsün Yön tektir; O Hayr kaynağının evi alanı
Sen ey, anlayanlar için, bizzat varoluşunla ne büyük işaret ve mûcize,

Nimetin kadrini bilenler için ne büyük nimetsin, ne büyük Hakk armağanı
Ne hesabı mümkün, ne kitabı harikalarının

Ve yine de usanmaz insan bir bir anmaktan onları
Kalktın bir gece, kutsal bir yerden kutsal bir yere gittin,

Kapkaranlık gecelerde dolunay nasıl ilerlerse
Alımlı alımlı


Çıktın, boyuna çıktın Yükseldin Kâbe Kavseyne kadar,
Ki, daha önce ne kimse çıkmıştı oralara,

Ne de hayal ve ümit etmişti; bırak çıkmayı
Seni öne geçirdi her yerde peygamberler, resuller,

Seni öne geçirip arkada durdular kendileri, hizmet geleneği icabı
Delip yedi kat göğü geçip gittin Sen o üstün insanlarla alay alay;

Başlarında Sendin, başlarında sallanan sancak Senin sancağındı
Öyle çıktın, yükseldin ki, yarışanlar kaldı yarı yolda;

Yakınlıkta ilerisi, daha ötesi kalmadı
Bütün makamlar geride kaldı Makamından

Çağrıldığın o an, Tektin artık nasıl tekse; gök ve kale sancakları
Devşirmek için yemişlerini gözlerden saklı

Bir buluşmanın ve gizliden gizli sırrı
Topladın öğülesi gök çiçekleri, üstünlükleri tek başına;

Aştın bütün menzilleri yalnız, ıssız kalabalıksız, hızlı hızlı
Tayin edildiğin iş nice ulu;

İdrakse ne kutlu sana mahsus nimetler alanını
Günler geçer, geceler geçerdi; gün ne, gece ne bilmezlerdi

Ancak haram ayı geceleri yaparlardı uyku bayramı
Yüzen atlar denizinin üstünden akar asker denizi,

Atlar dalga dalga deniz ileri, çoşkun kahramanları
Onlar ki, koşar Allah’a doğru, yaşar Allah için;

Mahveder, kökünden söküp atar küfrü, şimşekten kılıçları
Ne mutlu sana bana Ulu İslam Milleti, şuurların örgüsü;

Bize Yaratan verdi o sağlam, o yıkılmaz yapıyı
Allah, bizi kendisine çağıranı, çağırınca kendisine,

O Peygamberlerin oldu, bizse ümmetlerin başı
Bir arslanın nasıl ürkerse koyunlar sesinden, heybetinden,

Öyle perişan etti O’nun çıkış haberi, inkar yobazlarını
Peygamber terketmedi savaş alanını; düşman,

Çevrilinceye dek göğdelere, kasap çengellerine asılı
Düşmanların gözü hep kaçışta olurdu savaşlarda;

Kol ve bacakları kıskanırlardı, kargaların kapıp kaçtığı
Onlarla kurtuldu yalnızlıktan İslam Milleti, Dini;

Sanki yadellerden döndü, yurdunu buldu, sıla yaptı
Allah, ordusuyla koruyacak, varlık var oldukça O’nu;

O, dul ve yetim, babasız ve sahipsiz olmadı
Her biri bir dağdır savaşta, onlara çarpan, onlarla çarpışanlara

“Savaş meydanında ne gördün?” diye sor, düşmanlarına sor onları
Bedire sor, Huneyne sor, Uhuda sor Sor bütün savaş alanlarına;

Kesin sonuç alışta, zaferde onlar mı üstündü,
yoksa kendi işinde veba mı?


Kıpkırmızı çıkaranlardır kapkara vücutlara sokup
Yıldırımdan da çabuk, bunlar ak çelik kılıçları


Onlar sanki kâtip, süngüler de kalemleriydi
Ve vücutlarda bir tek harfi bile noktasız bırakmazlardı


Silahla donanmışlardır ve yüzlerinden tanınırlar
Seçilirken ilk bakışta nasıl hemen seçilirse ağaçlar içinde gül ağacı


Her biri silahları içinde saksı içindeki gonca gibi;
Zafer rüzgarları sana armağan eder kokularını


Dağlarda fışkıran çamlar gibi birden zuhur ederler atlar üstünde;
Kolanların ilmeklerin sıkılığı değil dimdik tutan onları, yüreklerin, bileklerin sağlamlığı


Kalpleri, dudakları uçukladı korkudan düşmanların
Ayıramaz oldular kahramanı koyundan, kardan karanlığı,
kargadan kartalı


Onlara bir ormanda rastlayan aslan bile uslanırdı,
Çünkü beraberlerindeydi Peygamberin zaferi ve duası


Yok dostundan tek kişi yardımını görmesin,
Düşmanından tek kişi yemesin tokadını


Dinin kanatlarını gerdi ümmet üstüne;
Gözlerden saklar orman aslan yuvalarını


Ne felsefe, ne mantık durup dayanabildi,
Kur’an’ın karşısında Fikir gecelerini ışıttı aydınlığı


Yeter sana peygamber mucizesi, okumamışken bilgisi;
O “cahiliyet” çağında, öksüzlük de üste, terbiye ve ahlâkı


O’nu öğer öğerim, yorulmam ve usanmam Affa sebep umarım;
Şairlikle, devlet memurluğuyla geçen ömrün bütün suçlarını


Boyna bir boyunduruk bunlar: Korkulu son hazırlar
Sürüklediler beni; sanki ben kurbanlık bir deve, onlar ipi halkası


Ah! Çocukluk etmişim; harcamışım kendimi bir ömür boyu:
Bir ömür boyu, toplamış, devşirmişim suç ve pişmanlıkları


Bir de düşün nefsimin ticaret zararını,
Bir an duraklamadan din satıp alan dünyayı


Ismarlama yerine hazır eşya düşkünü;
Parayı peşin alıp yiyen, malı boyuna borçlanan imalatçı


Gerçi günah işliyorum ama dönmüş değilim O’na verdiğim sözden,
Kopar cinsinden değil gönlümün bağı


Söz vermiştir kurtaracaktır, adıyla çağrılanı
Ve beni O’nun adıyla çağırırlar


Ve insanlık içinde kim olabilir, O’ndan çok sözünde duranı
Yarın hesap gününde tutmazsa O elimden:

Sen benim için de: Vay sana!
Hey sonsuz kayan adam, uçurumlar kurbanı


Haşa! O, mahrum etmez yardımından isteyeni;
Koğmaz konu komşuyu, soğuk karşılamaz kendine sığınanı


Düşüncemi, şiirimi O’nu öğme yoluna koyduğum günden beri,
O oldu benim için koruyucular koruyucusu, kurtarıcılar kurtarıcısı


Lütfunu esirgemez en dar elden bile O
Çünkü: Yağmur ihmal etmez çiçeklerle süslemekte

su tutmaz yalçın dağ uçlarını
Gözüm yok, bu dünyanın parasında pulunda, zerresindeBu türlü zehirleri

İki avucunu açıp toplar ancak, Herem’in öğücüsü şair Züheyr takımı
Ey insanların en iyisi! En üstünü! Yalnız sana sığınılır,

Herkes için geçerli, kimsenin kurtulamadığı vakit kapıyı çaldı mı
Allah’ın Resûlü, beni de bürümeye, örtmeğe yeter kurtaran örtün

Göründüğü o gün, öç alan adıyla Yaratıcı
Bu dünya ve öte dünya, senin bağış bolluğundan örnekler;

Levh ve kalem bilgisinin bilgindedir kaynağı
Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden

Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı
Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden

Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı
Günahların büyüklüğüne göre gelir, o ne kadar büyükse o daha da büyük olur,

Umulur ki, dağıtılırken kullara Yaratanın acıyışı
Rabbim! Yalvarışlarımı döndürüp çevirme bana geri;

Rahmetinden elverir bir rakam eklemeden, kapama hesabımı
Rabbim! Bu kuluna yardım et, bu dünya ve öte dünyada

Korkulu olaylar ve durumlarda yok bir parçacık olsun dayanıklığı
Rabbim! İzin ver çözülsün ebedî salavat bulutları bir kez daha

Boşansın Resûl üstüne sel sel, sicim sicim “Selam! Selam” yağmurları
Ailesi üstüne, arkadaşları ve bağlıları üstüne bir kez daha

Yaşasın bir kez daha, o sana en yakın, eli açık, gönlü ipekten yumuşak, içleri pırıl pırıl yolunun uluları

Ban ağacının yaprağını, göğdesini titrettikçe tiril tiril Bad-ı Sâba,
Kızgın çöllerde ürpettiği sürece develeri devecinin şarkıları



Çeviri : Sezai Karakoç

 

ßaran isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 11-20-2008   #2
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Oct 2008
Mesaj: 4,757
İtibar
Tecrübe Puanı: 48
Rep Puanı : 195
Rep Derecesi :
*hayal* ... hakkında olaganüstü bir havası var.*hayal* ... hakkında olaganüstü bir havası var.
*hayal* RSS Feed
Standart --->: Kaside-i Bürde (Türkçe Çeviri)



Allah razı olsun

 

*hayal* isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Cevapla
Tags: , , ,

Ravza iştiyakı | (İsa Mesih (as.) Destanı – 1) Meryem’in Doğumu

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp son Mesaj
Imam Bûsîrî ve Kasîde-i Bürde LeoparGS Arap İslam Alimleri 2 4 Hafta önce 09:59 AM
Kab bin Zuheyr'den Kasidei Bürde İnşirah Dini Şiirler 1 06-04-2008 22:43 PM

Frmacil | Yudumla | Dantel | Klup | Orgu | Oya | Derya TOPlist Saat 11:45 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri