Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Siyer [Peygamberimizin Hayatı]
> Siyer Alt başlıklar > Na'atlar & Şiirler
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 03-13-2008   #1
Bilgiler
Süper Moderator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
İtibar
Tecrübe Puanı: 117
Rep Puanı : 3114
Rep Derecesi :
Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.
Şem'a RSS Feed
Standart Itrî'nin Na'tı



Itrî'nin Na'tı

Medeniyetimiz ve milliyetimiz, keyfiyet itibarıyla, Allah’a ve O’nun sevgili Resûlü (sas)’e istinât eden zengin bir terkîbi içermektedir Bütün kıymetler kutsî olana bağlı olarak teşekkül etmiş ve bağlı kalarak da sürekliliğini korumuştur Bu itibarla, medeniyetimiz, şekil ve muhtevasını Kur’ân ve Sünnetin belirlediği bir hayatın dışavurumu olarak anlaşılmalıdır

Bu hayatın içinden çıkan ve yaptıklarıyla bu hayatın daha da zenginleşmesine katkıda bulunan; ilimde, sanatta ve devlet idaresinde, askerlikte vs temâyüz etmiş olan büyük şahsiyetlerin hemen hepsinin; asıl mahir oldukları sahanın yanı sıra pek çok şeyle iştigal ettiklerini ve bu meşguliyetlerinde acemi değil, ciddiye alınacak mertebede başarılı olduklarını görüyoruz Sanki her biri, hem birer ulu ağaç hem de mensûbu oldukları medeniyete ait her şeyi şahıslarında taşıyan birer çekirdektir

Bu hususiyeti, Türk musikisinin kutup noktalarından birini teşkil eden Itrî’nin şahsında da görüyoruz Milâdi on yedinci asrın sonlarında yaşayan ve Mevlevî terbiyesiyle yetişmiş olan bu büyük bestekâr, aynı zamanda neyzen, hanende, hattat ve şairdir1 Itrî’nin sahip olduğu bütün bu meziyetlerin dinle olan irtibatını açıklamaya lüzum görmüyoruz Asıl üzerinde durmak istediğimiz, Itrî’ye ait bir şiirdir

Itrî’nin binlerce bestesi gibi Divanı da kayıptır Günümüze az sayıda beste ve şiiri intikal edebilmiştir İşte bunlardan biri olan ve yine Itrî tarafından Ağır Dûyek usûlünde Nühüf makamında bir tevsih olarak bestelenen2 aşağıdaki gazel, Itrî’nin hem şâirlik kudretini hem de eserindeki mânâ zenginliğinin peygamber sevgisiyle nasıl iç içe olduğunu gösteren güzel bir örnek teşkil etmektedir:

Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun
Mihr-i âlem-girsin başdan ayağa nûrsun

Târik-i gülzâr-ı âlem mâlik-i mülk-i adem
Münkirîne mahz-ı mâtem mü’minîne sûrsun

Sensin ol şâh kim Süleymanlar kapında mûrdur
On sekiz bin âleme hükmetmeğe me’mûrsun

El benim dûmen senin ey rahmeten li’l-âlemin
Şöhretim isyan benim sen afv ile meşhûrsun

Padişah-ı evvelîn ü kıblegâh-ı âhirîn
Evvel ü âhir imâmu’l-enbiya mezkursun

Ya Resûlallah umarım diyesin rûz-ı cezâ
Gerçi cürmüm çoktur ammâ, Itrî’ya mağfûrsun!


Şiirin bütününde, tasavvufî anlayış çerçevesinde Hz Peygamber (sas)’in övgüsü yapılmaktadır İlk beyit içerdiği mazmunlar itibarıyla son derece yoğun bir mânâ örgüsüne sahiptir Diğer beyitlerde, bu ilk beyitte dile getirilenler geliştirilmiştir Bu itibarla, ilk beyit üzerinde daha etraflıca durmak gerekmektedir:


Sayesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun
Mihr-i âlem-girsin başdan ayağa nûrsun


Tûr, Hz Musa (as)’ın Sina çölünde ilahî hitabı işittiği dağın adıdır Kur’an-ı Kerîm’in elli birinci sûresi de Tûr ismini taşır ve bu isim, Kur’ân-ı Kerim’de dokuz yerde daha zikredilir3

Tasavvufta, Tûr; nefis ve tecelligâh anlamlarına gelir4 İmam Gazâlî’ye göre, Tur-ı Sina, sînesindeki Tûr’dur Feyz ve mârifet sularının menbaı ve fışkırdığı kaynak Sular dağdan fışkırdığı gibi mârifet ve feyz de Tûr’dan kaynaklanır5

Kâşâni, Tûr’u kalp ve vücud anlamlarında kullanmaktadır6 Dikkat edildiği takdirde bütün bu anlamların birbirine aykırı olmadığı, bilakis birbirini tamamladığı görülmektedir Çünkü, insanda tecelliğah olan kalptir, kalp tecelliye mahzar olduğu takdirde mârifetin menbaıdır; bunun için arınması gerekir, arınmamış olan kalp nefis diye isimlendirilir

Nahl-i Tûr, "Hz Musa (as)’ın Eymen vadisinde, üzerinde tecelli eden ilahi nurları görmüş olduğu mukaddes ağaç"7 olarak tanımlanmaktadır Nahl-i Tûr’dan Kur’ân-ı Kerim’de şöyle bahsedilir:

"Derken ona varınca vadinin sağ kıyısından o mübarek buk’ada (arazide) ağaçtan nida olundu Şöyle ki: Ya Musa! Haberin olsun benim, ben Allah rabbu’l-âlemîn" (Kasas, 30)8

Müminûn sûresinin yirminci âyetinde de meâlen şöyle buyurulmaktadır:

"Ve bir ağaç ki Tûr-i Sina’dan çıkar, yağ ve yiyenlere bir katıkla biter"9

Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinde; "Tûr-ı Sinâ’dan çıkan bir ağaç" tabiriyle zeytin ağacının ifade edildiğini ve zeytinin "ibtida Tûr-i Sinâ’dan intişar ettiğini ve mühim kısmının da orada yetiştiğini belirttikten sonra, "Bunda Nûr âyetine bir îma olduğu tespitinde bulunmakta ve "hedef-i beyan bu tecelliyattan feyz-i ilahîye irşaddır" demektedir10

Böylece, şiirin ilk mısraında Hz Peygamber (sas)’in, gölgesi yere düşmeyecek derecede büyük bir ağaç, "Nahl-i Tûr" olarak nitelendirilmesinin ardından, ikinci mısrada "Mihr-i âlem-gîrsin başdan ayağa nûrsun" denilmek sûretiyle Nurla özdeşleştirilmesinin tesadüfî olmadığı anlaşılmaktadır Bu noktada, Nûr ile Tûr arasındaki münasebetin mahiyeti üzerinde durmak gerekir:

Nur, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden biridir İmam Gazali bu ismin mânâsını şöyle açıklar:

"O öyle bir zâhirdir ki bütün zuhur onunladır Çünkü kendi nefsinde zâhir olan, görünen ve başkasını da gösteren nesneye Nûr denir,"11

Bu izahtan da anlaşılacağı üzere Nur, Allah’ın zahir ismiyle tecelli etmesini ifade eden bir isimdir12 Kâinatın yaratılması bu ismin tecelli ile gerçekleşmiştir Yukarıda sözü edilen Nûr âyetinde meâlen şöyle buyurulmaktadır:

Allah semâvâtu u arzın nûrudur Nurunun temsili sanki bir mişkat (camekan, kandil); içinde bir misbah (lamba), misbah bir sırçada (cam içinde) sırça sanki bir kevkeb-i dûrri (bir inci yıldız) mübarek bir ağaçtan tutuşturulur; bir zeytinden ki ne şarkîdir ne garbî, yağı hemen hemen ateş dokunmasa bile ziya (ışık) verir! Nûr üstüne nûr! ()" 13

Kasani, bu ayetin tefsirinde, mişkati beden; misbahı ruh, sırçayı kalp olarak karşılar Ağaç hakkındaki izahı şöyledir:

"Bu kalp sırçasının, kendisinden yakıldığı şecere de tezkiye olunmuş, safi olan nefs-i kudsiyedir ki, ceset arzında nâbit olup, dalları kalbin fezasından, ruh semasına kadar yükselmiş olduğu halde kuvasının teftîni (fesat ilkah etme) ve fürûunun teşaubu (şubelenmesi, ayrılıp kol kol olması) dolayısıyla ağaca teşbih edilmiştir14

Bu izahtaki "nefs-i kudsiye" ile Hz Peygamber arasında bir mânâ birliği vardır Vahdet-i vucûd öğretisine göre varlık mertebelerinden ikincisi olan Vahdet mertebesinin bir adı da Hakikat-ı Muhammediye’dir15 Çünkü bütün zuhûr aslında O’nun varlığı içindir "Sen olmasaydın gökleri ve yeri yaratmazdım" meâlindeki kutsî hadiste bu husus aşikar olarak ifade edilmiştir Bu itibarla Nur aynı zamanda Hz Peygamber (sas)’in de ismidir16 Bütün mahlukat nurunu; nuru, her şeyden önce yaratılan Hz Peygamber (sas)’in nûrundan alır

Fusûs şârihi Abdullah Bosnevî, bu hususta şu açıklamayı yapmaktadır:

"Şöyle malûm ola ki insan-ı kâmil ki âlemde ondan ekmel yoktur; insandan nefs-i nâtıka mertebesindedir Ve ol bizim seyyidimiz Muhammed (sas)’dir ki âlemden gayet matlûbe oldur Ve onun mertebesinden nâzilîn olan kümmel-i insandan kuvâ-yı rûhaniye mertebesindedir Ve onlar verese-i enbiyâ olan evliyâdır (rıdvanullahi aleyhim ecmain) Ve biz onun için deriz: Resûl aleyhisselam nefs-i nâtıkadır Zira Resûl aleyhisselam der ki: "Ene seyyidu’n-nas" Ve âlem nûrdandır Zirâ âlem cirmde insan-ı kabîrdir ki tesviyede mütekaddimdir Ta kim Resûl aleyhisselâmın neşet-i sûreti onda zâhir ola(…) Pes, bu ecilden ötürü âlemin nefs-i nâtıkası ki Resûl aleyhisselamdan ibarettir; derece-i kemâle haiz oldu Bi-temamihâ sûret-i ilahiye onda zuhur etmekle 17

Bütün bu tasavvufî açıklamaların Mevleviler arasında da makbul olduğu âşikardır Mesnevî’de yukarıdaki açıklamalarla paralellik arz eden pek çok örneğe rastlamak mümkündür Hz Peygamber (sas)’in Allah’ın nuruna mahzar olduğunu ifade eden aşağıdaki beyit bu bakımdan pek manidadır:

Oldu zatı mazhar-ı nûr-ı Vedud
Hilat-ı Hakk’a ne hâcet târ u pud


(Zatı Hakk’ın nuruna mazhar olmuştu Hak kaftanının atkısına çizgisine bakmağa ne hacet)18

Hz Peygamber (sas), Allah’ın tecellisine mazhar olması itibarıyla Nahl-i Tûr’dur Bütün kâinat O’nun nurundan ve O’nun için yaratılmıştır O kâinatın rûhudur Göklere uzanan ve bütün mevcûdatı kuşatan bir ağaç… Burada, mi’raç mucizesini ve sidre-i müntehayı hatırlamamak mümkün değildir Malûm olduğu üzere Sidre’nin ötesine ermek sadece Efendimiz’e (sas) nasip olmuştur

"İlahi Nur" Sidr ağacına inmiş ve onun ötesindeki her şeyi gizlemiştir Peygamber (sas)’in "Senin yüzünün nûruna sığınıyorum sözünün karşılığıydı"19

Şairin ikinci mısrada Hz Peygamber’i "mihr-i âlem-girsin" (âlemi tutan güneşsin) şeklinde nitelendirmesi, O’nu güneşe benzetmesi, Nahl-i Tûr ve Nûr kelimeleriyle yakından alâkalıdır Çünkü güneş nurun zahirî âlemdeki sembolüdür İmam Gazali, Mişkatü’l-Envar’da nur’un zahirdeki biçimine misal olmak üzere güneşten sık sık bahseder20 Güneşin aynı zamanda ruhun sembolü olduğunu da belirtelim

Târik-i gülzâr-ı âlem, mâlik-i mülk-i adem
Munkirîne mahz-ı mâtem müminîne sûrsun


Hz Peygamber (sas), âlemin gül bahçesini terk etmiştir O adem mülkünse mâliki olmuştur Âlemin gül bahçesi olarak ifade edilmesi, onun Hz Peygamber’in nurundan yaratılmış olmasıyla ilgilidir Çünkü gül Hz Peygamber’i (sas) ve gül kokusu da Hz Peygamber’in kokusunu temsil eder

Efendimiz (sas) dünyaya meyletmemiş, fakir bir kul olarak yaşamayı tercih etmiştir "Bir garip yolcu" gibi yaşayan Efendimiz’i (sas) anlatan eserlerde O’nun nurlu hayatının bu yönünü ortaya koyan sayısız tablo vardır Sadece birini nakledelim:

"Hz Aişe (ranha) diyor ki: Ensardan bir kadın yanıma gelmişti Resulullah (sas)’in yatağının katlanmış örtüden ibaret olduğunu görünce, doğru çıkıp evine gitti ve içi yünle doldurulmuş bir yatak alıp getirdi Resulullah (sas) geldiği vakit "Bu nedir?" diye sordu Ben de Ensardan falanca kadın yanıma gelmişti Senin yatağını görmüştü ve bunu gönderdi" dedim Bana "Onu geri yolla" dedi Ben ise yollamadım Çünkü böyle bir yatağın evimde bulunması hoşuma gidiyordu Resulullah ısrarla bana, üç sefer onu geri vermemi söyledi ve "Ey Aişe! Allah’a yemin ederim ki şâyet istesem Allah altın ve gümüş dağlarını benimle yürütür" dedi Bunun üzerine ben de yatağı gerisin geri yolladım"21

Hz Peygamber, dünyaya iltifat etmediği, dünyayı terk ettiği için adem mülkünün sahibidir Yokluk anlamındaki adem, burada maddî âlemin ötesini ifade eder ve müspet bir mânâya sahiptir
Şair ikinci beytin ikinci mısraında, O’nun varlığının, müminler için bir sevinç kaynağı, şenlik, düğün; kafirler içinse üzüntü, matem olduğunu ifade etmektedir Müminler O’na inandıkları, O’nun yolunu takip ettikleri için dünyada ve ahirette saadete erişirler Kafirler ise bunu yapmadıkları için hüsrana ve azaba uğrarlar

Sensin ol şah kim Süleymanlar kapında mûrdur
On sekiz bin âleme hükmetmeğe memursun


Şairin, Hz Peygamber (sas)’i, güneş ve adem mülkünün maliki olarak nitelendirdikten sonra, Süleymanların kapısında karınca gibi kaldığı yüce bir şah olarak göstermesi, mânânın beyitler arasında bir örgü halinde sürdüğü ortaya koymaktadır Mülkün sahibi hükümdardır ve hükümdar da güneş gibidir Güneş, nurun zahirî âlemdeki bir sembolü olduğu gibi, hükümdarın da sembolüdür İmam Gazali, güneş ile hükümdar veya şah arasındaki mânâ birliğini şu suretle ifade etmektedir:

"Görmüyor musun, rüyada görülen güneşin tabiri sultandır? Zira ikisi arasında ruhanî bir anlamda ortaklık ve benzerlik vardır Bu da her şeyin üstünde olup, hepsine tesir etmek ve nur saçmak hususudur"22
Hz Peygamber (sas), Nahl-i Tûr, bütün âlemi nuruyla tutan güneş, kainatın ruhu, aslı ve maksadı olduğuna göre, bütün âlemlerin, on sekiz bin âlemin hükümdarıdır

On sekiz bin âlem tabiri tasavvufta, yaratılışın izahı dolayısıyla ortaya çıkmıştır:

Allah’ın tecellisi ile meydana gelen akl-ı küll ile nefs-i külden dokuz felek meydana gelmiştir Bunların dönmesi dört unsuru oluşturur Dört unsur ve dokuz göğün birleşmesinden üç varlık; cemad, nebat, hayvan vücut bulmuştur Bunların toplamı on sekiz eder Bu âlemlerin her biri klâsik kültürlerin en büyük sayısı olan binle çarpılınca on sekiz bin âlem tabiri ortaya çıkar23

On sekiz sayısının Mevlevilikte ayrı bir hususiyeti vardır; Mesnevî’nin bizzat Hz Mevlana tarafından tahrir edilmiş olan dibacesi 18 beyitten meydana gelir Bu, durum Mevlevilikte on sekiz sayısını esas olan pek çok uygulamanın ortaya çıkmasına sebep olmuştur: İdeal semazen sayısı on sekizdir Tarikata intisap etmek isteyenler tekkede 18 gün hizmetkârlık etmek ve mutfakta 18 farklı servis türünü öğrenmek zorundadır Derviş 1001 günlük çile tamamlandığında 18 kollu bir şamdanla yeni hücresine götürülür vb24

Hz Peygamber (sas)’in on sekiz bin âleme hükmetmeğe memur olması; peygamberler arasında hükümdarlığı ve hükümdarlığındaki ihtişam sebebiyle ayrı bir yere sahip Hz Süleyman (as)’ın dünya âleminde söz konusu olan azametinden, ihtişamından; kıyas kabul etmeyecek derecede büyük bir mevkide bulunması anlamına gelmektedir On sekiz bin âleme nispetle dünya ne kadar küçükse, Hz Peygamber’in (sas) hükümdarlığına nispetle de Hz Süleyman’ın hükümdarlığı o kadar küçüktür Dolayısıyla Süleymanlar Hz Peygamber’in kapısında karınca gibi kalmaktadır İslam’da peygamberler arasında hiçbir ayrım yapılmaması esastır Bununla birlikte Peygamber Efendimiz (sas)’in şanını küçümseme söz konusu değildir Şair sadece Hz Peygamber’in yüceliğini şiire mahsus bir mübalâğa ile ifade etmektedir

El benim damen senin ey rahmeten lil-âlemin
Şöhretim isyan benim sen afv ile meşhursun


Kur’ân-ı Kerim’de, Peygamber Efendimiz (sas)’in âlemlere rahmet olarak gönderildiği beyan edilir:

"Şüphe yok ki bunda (Kur’ân’da) âbid bir kavim için kâfi bir öğüt vardır ve seni sade (sırf) âlemîne (bütün âlemlere) rahmet olarak göndermişizdir" (Enbiya Sûresi: 106-107)25

Şair, Efendimiz (sas)’in on sekiz bin âlemin hükümdarı olduğunu beyan ettikten hemen sonra O’nun bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olduğunu hatırlatmakta ve bir âşığın sevgilisine hitabının benzer şekilde O’na hitap etmektedir: "Ey bütün âlemler için rahmet olan! Ben isyanla şöhret buldum sen ise af ile meşhursun Beni bağışla"

Şair, şerefli ve temiz hayatında merhametin, affın sayısız örneği bulunan, Mekke’nin fethinden sonra Ebu Süfyan başta olmak üzere birçok düşmanını, hatta çok sevdiği amcası Hz Hamza (ra)’ı şehid eden Vahşi’yi bile affeden Hz Peygamber (sas)’den bu sûretle şefaat talep etmektedir

Padişâh-ı evvelîn ü kıblegâh-ı âhirîn
Evvel ü âhir imâmu’l-enbiya mezkûrsun


Hz Peygamber, kendisinden önce gelenlerin padişahıdır Bu O’nun yaratılıştaki yüceliği ve değeri ile ilgili bir husustur Allah dinini onunla kemale erdirmiştir Son peygamber olması, en üstün dereceye sahip olmasındandır Kendinden öncekilerin padişahı olması da bu üstünlüğün bir sonucudur

Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

"() İbrahim Allah’ın dostudur Musa Allah’ın kendisiyle konuştuğudur İsa Allah’ın kelimesi ve ruhudur Ademi de Allah seçmiştir Bu da doğrudur Ben ise Allah’ın sevgilisiyim (habibiyim) Ama bununla övünüyorum Kıyamet gününde Hamd sancağını ben taşıyacağım, yine övünme yok Allah katında ben, evvelkilerin ve sonrakilerin en kıymetlisiyim Yine övünme yok Kıyamet gününde ilk şefaat edecek olan benim Bu yetki ilk kez bana verilecektir, ama yine övünme yok (…)"26

Bir Mevlevi olması itibarıyla Itrî’nin ilham kaynakları arasında, önemli bir yere sahip olduğunu tahmin ettiğimiz Mesnevi’de Hz Peygamber’in (sas); padişah-ı evvelin, kıblegâh-ı âhirin, imamu’l-enbiya olması hususu geniş bir şekilde açıklanmaktadır:

"Gerçi görünüşte dal, meyvenin aslıdır ama, gerçekte dal meyve için olmuştur
Bahçıvan meyve elde etmek ümidinde olmasaydı, ağaç ekmezdi
Gerçi, sûrette meyve ağaçtan olmuşsa da hakikatte ağaç meyveden doğmuştur

Bunun için Hazreti Peygamber (sas), "Adem ve diğer bütün peygamberler benim sancağımın altında ve halefim olmuşlardır" buyurmuştur

Bu cihetten "sonda gelen, fakat en önde gidenlerdeniz" sırrı âşikar oldu
Sûretâ Adem, benim babam ama manada onun atasının atasıyım! (…)
İlk fikir, bilhassa ezelde vasfedilmiş fikir, tatbikatta en sonra oldu"27

Efendimiz (sas), kendinden önce gelenlerin padişahı olduğu gibi kendinden sonra gelenlerin de kıblegâhıdır Çünkü peygamberlik O’nunla son bulmuştur O’nun getirdiği şeriat, kıyamete kadar geçerliliğini koruyacaktır Dolayısıyla kurtulmak isteyen O’na yönelmek ve O’nun yolunu takip etmek mecburiyetindedir

Bu beyitin ikinci mısraında, Efendimiz’in evvel ve âhir Levh-i Mahfuz’da "Sultanu’l-Enbiya" olarak yazıldığı ifade edilmektedir

Ya Resûlallah umar›m diyesin rûz-ı cezâ
Gerçi cürmüm çoktur amma, Itrî’yâ mağfûrsun!


Şair, bu son beyitte, Hz Peygamberi (sas) tavsif için kullandığı ibarelerin oluşturduğu halkayı, O’nun aslî hususiyetini ve sahip olduğu üstünlüğün kaynağını teşkil eden hüviyetini zikretmekte ve O’na Resûlullah hitabıyla yakarışta bulunmakta, daha önce ifade ettiği şefaat arzusunu burada, bu konudaki ümidiyle birleştirerek yeniden dile getirmektedir:

"Nahl-i Tûr, mihr-i âlem-gîr, malik-i mülk-i adem, on sekiz bin âleme hükmeden şah, rahmeten li’l-âlemin, önce ve sonra gelenlerin padişahı ve imâmu’l-enbiyâ olan ey Allah’ın Resûlü! Günahım çok, fakat buna rağmen ceza gününde "Ey Itrî mağfûrsun, affedildin! diyeceğini umuyorum"

Şiirin bütününde hem Hz Peygamber’in yüceliği ve sahip olduğu hususlar derin bir anlam örgüsüyle ifade edilmekte, hem de şairin O’na olan sevgi ve hürmeti samimî bir dille ortaya konmaktadır Itrî’nin musikîsinde de Hz Peygamber’e duyulan sevgi ve özlemin altın nağmelerle kâinata yayılışı vardır Kalbimizi açtığımız takdirde, bu feyizden biz de nasipdâr olabilir, biz de tutuşabiliriz




Ali Yıldız Yağmur Dergisi



Dipnotlar

1 Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, İst 1981, Dergâh Yayınları, C4 s313
2 Yılmaz Öztuna, Itrî, Ank 1987, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s49
3 Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’an-ı Kerim ve Meâli, İst 1993, Hazırlayan Ducane Cundioğlu, İslamoğlu y:2/63, 2/93, 4/153-154, 19/52, 20/80, 23/20, 28/29, 28/46, 95,2
4 Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İst 1997, Marifet Yayınları, s 538
5 Süleyman Uludağ, age s 538
6 Kâsâni, Tevilât-ı Kâsaniyye, Ank 1987, Çev Ali Rıza Doksanyedi, C 2, s 234
7 Ferit Devellioğlu, Osmanlıca – Türkçe Ans Lügat
8 Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’ân-ı Kerim ve Meâli, s 388

9 Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’ân-ı Kerim ve Meâli, s
10 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Eser Neşriyat, C 5 s 3443
11 İmam Gazali, Esmau’l-Hüsna Şerhi, Çev M Ferşak, Merve Yayınları, s 195
12 Süleyman Uludağ, age s 414
13 Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’ân-ı Kerîm ve Meâli, s 353
14 Kasani, aeg s 323
15 Ahmet Hamdi Konuk, Füsûsu’l-Hikem, Tercüme ve Şerhi, İst 1987, Haz Mustafa Tahralı, Selçuk Eraydın, Dergâh Yayınları, C 1 s 11-13
16 Yusuf bin İsmail en-Nebhani, Hz Muhammed’in Faziletleri, İst 1996, Çev Fethi Güngör, İnsan Yayınları
17 Abdullah Bosnevi, Tecelliyât-ı Arâisu’n-Nusûs fî Menessati Hikemi’l-Füsûs, Cild-i Evvel, Matbaa-i Âmire, İst 1290 s 30-31
18 Mevlânâ Celâleddin, Mesnevi-i Şerif, Manzum Nahifi Tercümesi, İst 1969, Haz Âmil Çelebioğlu, C 4 s 42
19 Martin Lings, Hz Muhammed’in Hayatı, İst 1984, Çev Nezife Şişman, İnsan Yayınları, s 190
20 İmam Gazali, Mişkatü’l Envar, İst 1994, Çev Süleyman Ateş, Bedir Yayınları, s 24
21 Ahmed bin Hanbel, Kitabu’z-Zühd, İst 1993, Çev Mehmet Emin İhsanoğlu, İz Yayıncılık, C 1 s 30
22 İmam Gazali, Mişkatu’l-Envar, s 45-46
23 Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, C 1, s 103, C 7, s 127 Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İst 1983, C 2, s 728
24 Annemane Sahımmel, Sayıların Esrarı, İst 1997, Çev Mehmet Temelli, Verka Yayınları, s 229-230
25 Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Kur’an-ı Kerim ve Meâli, s 330
26 Rudanî, Cem’ul-Fevâid, Büyük Hadis Külliyâtı, Çev Naim Erdoğan İz Yayıncılık, C 5, s 19
27 Mevlânâ Celâleddin, Mesnevi-i Şerif, Manzum Nahifi Tercümesi, C4, s 22

 

Şem'a isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 11-20-2008   #2
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Oct 2008
Mesaj: 4,756
İtibar
Tecrübe Puanı: 48
Rep Puanı : 195
Rep Derecesi :
*hayal* ... hakkında olaganüstü bir havası var.*hayal* ... hakkında olaganüstü bir havası var.
*hayal* RSS Feed
Standart --->: Itrî'nin Na'tı



Allah razı olsun

 

*hayal* isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308