|
| | #1 |
| | ![]() Ne Kadar Tarih Osmanlı toplumunun 19. yy.daki yaşamına İlber Ortaylı Hoca “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” der. Doğrudur. Bu asır Osmanlı toplumunun değişim asrıdır. Kendi içinde değişir önce. Bazı ihtiyaçları vardır. Yeniçeri Ocağı’nı lağveder. Lağv kolaydır fakat sonrasında bu kurumun yerini dolduracak, ihtiyacı karşılayacak kurumlar lüzum olur. Yeniçeri Ocağı yalnızca ordu demek değildir. Devlet-i Âliyye’nin en güçlü olduğu dönemlerden başlayarak yüzyıllar süren bir şekillenme olmuştur ocakta. Ocak ordu ile beraber hemen hemen bürokrasinin her alanına hâkimdir. Eğitimden tıbba kadar her alan Yeniçerilerin yönetimindedir. Mesela emniyet-şehirlerin asayişi, başka şehremanetleri-belediye teşkilatları, basın diye bir şey söz konusu değil meddahlar, gezginler, tüccarlar var. Bunlar hep değişmiştir. Emniyet teşkilatı, itfaiye teşkilatı, Avrupa Usullerine göre daimi bir ordu, Özel İdare kurumları, ilk basın kuruluşları, hükümet şekli, Divan-ı Hümayun lağvedilmiş ve yerine Nezaretler kurulmuştur. Avrupa ülkelerinde daimi elçilikler kurulmuş, Avrupa ülkelerine çeşitli meslek dallarında öğrenciler gönderilmiştir. Bu sırada Avrupa’nın Osmanlı karşısında yenik düştüğü bazı meselelere de eğilinmiştir. Napolyon’un Akka’yı bile ele geçirememesi bu topraklardaki müdafaa kabiliyetinin halen Osmanlı’da olduğunun bir kanıtıdır. Bazı tarihçiler “XIX. yy başında hükümdarlar eğitime önem verselerdi ülke kurtulabilirdi” diyorlar. Bence çok araştırma yapılmadan veya yapılıp da görmezden gelinerek söylenmiş sözlerdir bunlar. Osmanlı Devleti ilk kez müstakil olarak, hemen hemen her branşta eğitim verebilen dinden bağımsız Öğretmen Okullarını kurduğu zaman halen Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinde öğretmenler manastırlarda yetiştiriliyordu. Avrupalı bu işi I. Dünya Savaşı’ndan sonra bırakmıştır. Bizden 50–60 sene sonra. Tabi bazı gerçekleri de göz ardı etmemek gerekir. Mesela matbaa. Matbaa tüm Avrupa’da en son Osmanlı ülkesinde yaygınlaşmıştır. 1840’lı yıllarda başlamıştır bu da. Hep aynı yıllar. Yani Tanzimat Dönemi diyoruz bizler buna. Avrupa gören elçilerin, öğrencilerin, Avrupalı seyyahların, misyonerlerin ve casusların ülkemizde çok arttığı bir dönem. İlk toplumsal devrimdir aslında matbaa. Geç geldi toplumuma doğru, ama gelir gelmez de aşırı bir kullanım söz konusu değil. Gazeteler henüz batı tarzı bir haber, basın anlayışına vâkıf değil. Gazete isteyen de çok değil. Bir kişi alıyor kahvede okunuyor. Halen de böyle değil midir?! Okullarda bile uzun zaman el yazmaları kullanılıyor, matbu kitaplar değil. Toplumda talep yok matbu evraka. Bazıları diyor ki “Hattatlar karşıydı matbaaya. Onlar engel oldular çok baskı yapmaya.”. Yani bir kitaba toplumdan 1000 kişi sahip olmak isteyecek de hattatlar baskıyı engelleyecek. Komik. Hattatlar yetiştiremez ki bunu. Talep yok bir bakıma. Osmanlı’da ilk matbaa 18. yy.da kuruldu da hemen kapatıldı 19. yy.da ise matbuatda devrim yaşandı diyorlar. Osmanlı yıkılana kadar yapılan kitap baskı sayısı toplamda 1000 civarındadır, matbuat sayısı ise 40 bini geçmez. ama Devletin büyük kentlerine bile gazete basma işi asrın sonlarında ulaşıyor. Kayseri, Erzurum gazeteleri bu tarihlerde patates bitkisini övüyor. Felakettir bu. Avrupa’da patates tarımı 18. yy.da yaygınlaşmıştır. Ziraat felç olmuştur. Zirai alandaki yaşanan devrim de Sultan II. Abdülhamid devrindedir. Askeriye, eğitim, emniyet ve üretim de bu yıllarda hız kazanır. 19. yy Osmanlı toplumunun e büyük mücadele dönemidir. Gerileme değildir bu. Veya gerileme ile mücadele de değildir. Değişimdir. Osmanlı toplumunun değişimi aslında 18. yy’dadır. Zaten 18. yy’da değişmeyi başaran toplumlar 19. hatta 20. yy’lı şekillendirmişlerdir. Fransa, İngiltere, Osmanlı toplumu hep 18. yy’da değişen toplumlardır. Ama bu değişim ivme şeklinde gerçekleşmemiş, bazı dönemlerde israf bile gelenekselleşmiştir. Örneğin saray, kasır camlarına bakıyoruz Napoli, Venedik malı. Paşa kasırlarından Özbek, İsfahan halıları buluyoruz. Kolay bir israf değildir bu. Hep mi israf peki? Hayır, her zaman bundan söz edilemez. Hani dedik ya 19. yy Osmanlı’nın en büyük değişiklik dönemidir diye. İşte idari, siyasi, hukuki alanlarda büyük bir açık doğuyor Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla. Yeni bir ordu kuruluyor ama idari teşkilatlanmalar da gerekiyor. Mesela yerel yönetimler ilk defa idare ile ayrı bir şekilde ilk kez bu dönemde yapılandırılıyor. Vakıf sistemi çöküyor. Öyle ki taşrada çalışan memurların maaşları önceden vakıflarca karşılanırken sonradan Özel İdare’ye teslim ediliyor. Özel İdareler bir bakıma belediyeler ile özdeş. Cumhuriyet devrinde de bu şekilde devam etti bir süre. Öğretmen maaşlarının ödemelerini bile 10 yıl kadar Özel İdare üstlendi. Mülkiye mektebi ilk kez bu asırda kuruldu. Kapıkullarından seçilen kaymakamlar, kadılar, paşalar artık mülkiyeden seçilmeye başlandı. Tulumbacıların yerine daha modern usullerde İtfaiye teşkilatı kuruldu. Tuzla tersaneleri asrın sonlarına kadar dünyanın en modern tersaneleri olarak kabul edildi. Ama kazanları yenilemek yerine dretnotları İngiltere’ye ısmarlamak yeğlendi. 19. yy Osmanlısında kurulan kurumlar bu yüzyılın kurumlarıydı. Mülkiye mektebini ilk kez Osmanlı kurdu. Keza öğretmen okulları, emniyet teşkilatı da öyledir. Avrupa’da aynı dönemde emniyet teşkilatı yok. Jandarmalar var ve savcıların emrindeler. Onsalı Devleti ilk kez bugünkü anlamda bir polis icat etmiştir. Hukuk okuyanları Roma Hukuku epey meşgul etmiştir okudukları yıllarda. Roma İmparatorluğu’nun tartışılmaz bir hukuk anlayışı vardır. Ama uzun yıllar vergilendirmeyi bile yapamamaktadır. Eski Mısır’a bakıyoruz, MÖ 2200 senesinde vergileri mükemmel topluyor. Yine o yıllarda 10 yıl boyunca erzak depolanıyor. Kimse çalamıyor bunu, vergilendirilen miktarı kaçıramıyor. Zor iş. İşte Sezar Mısır’ı ele geçirdiği zaman kadastro kayıtlarının tutulma şekillerini, bu bağlı vergilendirmeyi öğreniyor. İşte bundan sonra Roma Hukuku tamamlanıyor. Osmanlı’da kadastro kayıtları çok güzel. Sistemli kayıt altına alınmış. Örneğin Kıbrıs Osmanlı’nın elinden 1881’de çıkmıştır. Yani kayıtlar modern dönemin çok eskisinde. Ama geçen yıllarda bir Rum kadın, atasına ait olduğunu savunduğu bir arazinin vakıf kayıtlarından arattı ve hakkı iade edildi. Osmanlı kayıtlarının ne mükemmel olduğunu buradan da anlayabiliriz. Diğer bir mukayese ile bugünün ABD vatandaşlarından 150 milyondan fazlası atasının kayıtlarına ulaşmak istediği zaman 18. yy’da bir mülteci gemisinde tutulmuş olan isim defterinden öteye geçemez. Bu bile Osmanlı kayıtlarının mükemmelliği yeterli olacaktır. Tarih yazıcılığı, okuyuculuğu da tartışmalıdır. Kuruluş devri çoğunlukla spekülasyondur. İbn Battuta gibi vakanüvislerin günlükleri sayılmazsa en yakın ve bugün daha çok kabul gören kroniklerin en eskisi Tacü’t-Tevarih ile çağdaştır. Yani 16. yy’dan kalmıştır hepsi de. Bunların hepsi bizim tarihimizdir. İnkâr edilemez. Amerikan temsilciler meclisinin ana salonunda demokrasiye hizmet etmiş tarihi şahısların portreleri yer almaktadır. İlk sırada yer alan portrenin altında Otoman Empriror Sulemanni Viksor yazar. Ve üzerindeki portre, Muhteşem Süleyman’ın portresi, çok tanıdık gelir. Açıklaasında ise “Toplumu koruyan ilk kanuncu.” Yazısını okuruz. Biz de sadece Kanunî der geçeriz. Şaban Kutluca
|
| |
![]() |
| Tags: kadar, tarih |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| Tarih Şuuruna Doğru | Yusuf | Konu Dışı Başlıklar | 1 | 4 Hafta önce 13:22 PM |
| Tarih Boyunca Kadin | mumsema | Tarihte kadın | 3 | 08-17-2008 00:36 AM |
| Tarih | mum | S-T | 1 | 08-04-2008 05:53 AM |
| Tarih | serdarr78 | Diğer Soru ve cevaplar (kategorilerin dışında kalanları bu bölüme açalım) | 1 | 07-04-2008 09:38 AM |
| Kur an ve tarih | musab ebubekir | Dini Kitaplar | 3 | 04-13-2008 14:53 PM |