|
| | #1 |
| | ![]() Kur'an'dan İnsan Manzaraları-1 Bu sebeple verdiği bilgilerde en ufak bir şüphe ve tereddüt mevzu bahis olamaz İlmin, bilginin en doğrusu Kur'an'dadır Kur'an, insana lazım olan hemen her hususta birşeyler söylemiştir Kendine has harika üslubuyla insanoğluna yol gösterir, onu yanlıştan korumaya, doğruyu bulmasına yardımcı olur Kimi zaman tebşir, kimi zaman tekdir eder, kimi zaman ümit verir kimi zaman da korkutur, kimi zaman gayet sade bir dille herkesin anlayacağı sadelikte bir dil kullanır, kimi zaman ancak Allah Rasûlü’nün izahı ile aydınlanabilecek gizemde mevzuyu ele alır Bu televvünüyle de okuyana asla usanç vermez, her zaman rengarenk ve taptazedir![]() Kur'an'ın bütün harfleri, harekeleri ve noktaları yerli yerindedir Onda en ufak bir gereksiz cümle, haşviyat kabilinden bir söz, anlamsız bir mana bulunmaz Hayatın her mevzuuna ışık tutan Kur'an, tevhid ve haşr gibi itikâdî konuları, ibadete ait kuralları ve önemlerini, insanlar arası ilişkileri konu edinen muamelât bahislerini, pekçok ibret ve derslerle dolu geçmiş kavimlerin kıssalarını, hayatın vazgeçilmez umdesi adalet mevzuunu ve daha nice mühim bahisleri insanların idrakine sunar Kur’an’a içerdiği konulara bakıp da bir akaid kitabı, bir ibadet rehberi, bir tarih kitabı, bir hukuk kitabı, bir sosyoloji veya psikoloji kitabı denemez Zira, o bütün bu konulara kaynaklık eden ilâhî bir kitaptır Bu anlamda o bilime de yol gösterir![]() Evet, bugün bilimin geldiği nokta ne kadar ileri olursa olsun, Kur'an yine bilime rehber olmaya devam eder ve kıyamete kadar da edecektir Bilimin hakikatleri ile Kur'an'ın tezata düşmesi asla mümkün değildir Bugün geldiği seviyede eğer bilim, Kur'an'ın bildirdiğine muhalif bir şey söylüyorsa, bilim henüz Kur'an'ın sunduğu hakikati tam anlamıyla keşfedememiştir, zaman içinde eksikliğini giderecek ve Kur'an'a mutabık bir hale gelecektir Zira, biz baştan biliyoruz ki, Allah'ın bir diğer kitabı durumundaki Kâinat, bütün kuralları ile Allah'ın kitabı Kur'an'la tam bir uyum arzeder Aralarında asla çatışma olamaz Bilim bu iki kitap arasında sadece tercümanlık yapar Bilim zaman içinde tekamül eden bir olgudur Dün Newton fiziğin en temel konularında bir fikir ortaya atar, zaman içinde kendince bunu destekler ve kanun gibi insanlığa sunar Yüzyıllarca insanlık onun insanlığa yaptığı bu katkı ile bir yerlere gelir Ancak, Albert Einstein gibi biri çıkar bütün ezberleri bozar, yepyeni teorilerle insanlara yepyeni ufuklar açar Bilim tümüyle oturduğu kaideden kaldırılıp buradaki yeni bir kaidenin üzerine oturtulmuş olur Biyoloji de bugün böyle bir gayrete muhtaçtır Zira, evrim üzerine müesses olan biyoloji bilimi, Kur'an'a ve dolayısıyla gerçeklere taban tabana zıt büyük bir yanlışın üzerine bina edilmiştir![]() Evet, insanın dünya ve ukbâ saadeti ancak Kur'an'ın doğru anlaşılması ve hayata hayat yapılması ile mümkündür Kur'an, insanı Yaratan, onun içindeki boşlukları, zaafları, istekleri, arzuları, ihtiyaçları en iyi bilen Zât'ın kelamıdır Herşeyi en iyi bilen Zât, Kur’an’la insanlara bilmeleri gereken konuları, bilmeleri gerektiği miktarda ve uslupta sunar Kur’an’ın insanın değişik zamanlardaki tavırlarını ele alıp tahlil ettiği, zaman zaman onu yanlış davranışı sebebiyle kınadığı, zaman zaman da güzel hareketleri sebebiyle takdir ettiği görülür Aslında bu tür ayetler insanlar için çok mühim nasihat kabilindendir Ayetlerin siyak ve sibakı bize kafirlerle alakalı, müşriklerin hallerini bildiriyor olabilir Ancak, Kur’an’dan istifadenin en mühim kaidelerinden birisi, ayetleri her halükarda kendine hitap ediyormuş gibi kavramaya çalışmaktır Zira, Kur’an genelde bizzat şahısları değil vasıfları över veya yerer Kafirde Müslüman sıfatı, Müslümanda da kafir sıfatı bulunabileceğine göre, herkes Kur’an’ın bütünü kendisine hitap ediyormuş gibi algılamalıdır![]() Bazı ayetlerde Kur’an genel anlamda insanların karakterlerine değinir Çoğu insanın yapageldiği davranış biçimlerini ele alır ve değerlendirir Elbette, Cenâb-ı Hak, bunu yaparken pek çok hikmet gözetmiştir Bunlardan birisi, insanın kendisini iyi tanımasına yardımcı olmak, en çok yapageldikleri davranışları gözler önüne sererek bunların Allah katındaki durumunu, yanlışı doğruyu göstermek olabilir Meselâ, "Sizi karada olsun, denizde olsun gezdirip dolaştıran O'dur Gemide olduğunuz zamanı düşünün: Gemiler, tatlı bir rüzgârla içindeki yolcuları alıp götürdüğü ve yolcular da bundan ötürü keyiflendikleri bir sırada, birden gemiye şiddetli bir fırtına gelir, dalgalar her taraftan onları sarar ve artık kendilerinin tamamen kuşatılıp bir daha kurtulamayacaklarını zannedince, bütün niyaz ve ibadetlerini yalnız Allah’a yapıp gönülden O’na yalvarırlar: “Ahdimiz olsun ki, eğer bizi bu felâketten kurtarırsan, mutlaka şükreden kullarından olacağız!” derler Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki yine yeryüzünde haksız taşkınlıklar ve türlü yolsuzluklar yapıyorlar Ey insanlar! İyi biliniz ki taşkınlığınız sadece kendi aleyhinizedir Elde edeceğiniz en fazla şey, bu fani hayatın geçici menfaatidir Sonunda dönüp Bizim huzurumuza geleceksiniz ve Biz de yaptıklarınızı size bir bir göstereceğiz " (Yunus, 10/22-23) ayeti ne kadar da bizi resmediyor![]() Hayatın virajlı koridorlarında, sıkıntısız, imtihansız olmuyor Kimi zaman insan, çaresiz, kimsesiz, iki büklüm ve aciz bir vaziyette kalıyor Bu hengamede sonsuz bir Kudret’e iltica etmekten başka çaresi kalmıyor O kadar ki, şiddetli bir depremde, büyük bir yangında veya feci bir trafik kazasının ortasında kendini bulan kimse, ateist bile olsa ilk fırsatta “Allah” diye bağırıyor Hele de, inancı olan insanlar, bütün isyankarlıkları, günahkarlıklarıyla O’nunla irtibat adına hiç bir köprü bırakmadıkları halde hemen O’na yönelir, O’ndan yardım diler, feryad içinde dua dua yalvarırlar Belki bin defa söz verirler, bu sıkıntı bitsin bir daha o günahlara girmeyeceğine veya ne emretti ise hepsini bi-hakkın yerine getireceğine Kimi zaman bu dualar aynıyla kabul görür Fakat imtihan bitmemiştir Verilen sözlerin arkası ne olacak? Maalesef, pek çoğu itibariyle insanlar verdikleri sözleri unutur, o sıkıntı anının dehşetine zaman merhem olmuştur Sanki daha dün dua dua yalvaran yakaran, binlerce ahd verip ağlayan o değildir Ne kadar da hayatın içinden bir örnek Hemen herkesin seviyesine göre başına gelen bir hadise Adeta, Rabbü’l Alemîn merhameti gereği, gittiğimiz yolun krokisini de elimize vermiş ve bu rehbere sık sık göz atın ki, virajları salimen geçesiniz buyuruyor![]() Bakın şu ayette Yüce Mevlâ: "Denizde musîbete mâruz kaldığınızda Allah'tan başka yalvardığınız bütün putlar ortada görünmez olur Ama O sizi kurtarıp selâmetle karaya çıkarınca, Ona arkanızı dönersiniz İşte öyle nankördür bu insanoğlu!" (İsrâ, 17/67) buyurmaktadır Bir şey burada dikkati çekiyor Ayetin ön kısmı müşriklere sesleniyor ancak sonu bütün insanlığa hitapla bitiyor Ayetten alınacak ders sadece müşriklere has değildir Herkes bu ayetin şumulü içine giriyor Bu hal, tavır inanan inanmayan herkesin yapabileceği bir şey olması hasebiyle, başta müşrikler herkes ayağını denk alsın deniyor![]() Kur’an bizim bildiğimiz klasik bir üsluba sahip değildir Ahlaka ait konuları bir yerde anlatsın, ibadete ait konuları bir yerde anlatsın, hukuka ait konuları bir başka yerde toplu ele alsın ve kıssaları da şöylece beraber anlatsın da bunlara birinci bölüm ikinci bölüm densin veya bölümün adıyla ismi verilsin Bu tarz, ancak bizim idrakimizin seviyesinin bir ürünüdür Halbuki, şu bir gerçektir ki, bütün bu konular birbiriyle yakın alakadardır Yani, hukuka ait bir konu işlenirken işin ahlak boyutunu ihmal edemezsiniz Bilimin en ince konularını ele alırken, mevzunun itikâdî kısmını gözardı edemezsiniz Pek çok hikmetin yanında işte böyle bir hikmetin gereği Kur’an aynı konuları farklı sürelerde, farklı konuların anlatıldığı yerlerde zikreder Böylelikle, konular arasında bağ kurulmasını temin eder Bu da parça parça olan resme daha doğru bir bakış açısıyla bakmayı sağlar Mesela, bizim bugün ele aldığımız konuyla alakalı hemen hemen aynı minvalde bir diğer ayet başka bir sürede yer alır "Gemide yolculuk yaparken boğulma tehlikesine düşünce bütün kalpleriyle yalnız Allah'a yalvarırlar O da onları kurtarıp karaya çıkarınca bir de bakarsanız ki yine müşrik oluvermişler!" (Ankebût, 29/65)Önceki ayetin öncesinde (İsrâ 17/67) Yüce Mevlâ’nın şeytanla olan konuşmasına yer verilir Şeytan yoldan çıkması sebebiyle ebedî Cehennemlik olduğunu öğrenince, kıyamete kadar izin ister Allah’a kullarını yoldan çıkaracağını söyler Yüce Mevlâ, “Şurası muhakkak ki, benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter ” (İsrâ, 17/65) buyurarak, inanan insanları ihlaslı olmaya davet eder O düşmanın hilelerinden kurtulmanın en önemli yolunun ihlas olduğunu, Allah’a yakın olmanın önemini belirtir Bunun ardından da onların başlarına sürekli gelebilecek bir imtihanı bir misalle sunar Denizde musibete maruz kalan, yalvarıp Allah’tan yardım isteyen kimsenin, kurtulduktan sonra nankörlüğünden bahseder Bununla işte, sizin düşmanınız, o musibet anında Allah’a verdiğiniz sözlerinizi size unutturur da, verdiğiniz sözleri yerine getirmezsiniz, yine hiç bir şey olmamış gibi eski haliniz üzere yaşamaya devam ederesiniz, der Bu örnek burada ne kadar mutabıktır![]() Ötekisinde ise, Allah’ın verdiği türlü türlü nimetler sıralanır, fakat bütün bu nimetlere karşı insanın hakkıyla şükretmediği haber verilir Ona dikkat et “Düşünseler şunu da anlarlardı ki: bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir ve ebedî âhiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir Keşke bunu bir bilselerdi!” (Ankebût, 29/64) uyarmasını da yaptıktan sonra, onun kolay anlayabileceği tarzda, hayatından bir misalle yaptığının ne kadar yanlış olduğunu bildirir Burada da bu misalin mevcudiyeti tam muvafıktır![]() Bu konu, hemen hemen aynı tarzda bir de Lokmân süresinde ele alınır "Denizde iken onları dağlar gibi dalgalar kapladığında, bütün kalpleriyle yalnız Allah'a yalvarırlar Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca bir kısmı işi gevşetir, imanla inkâr arasında ortada kalır Bizim âyetlerimizi gaddar ve nankör olandan başkası inkâr etmez " (Lokmân, 31/32) Denizin, geminin, dalgaların misalde verilmesi insanın ne kadar çaresiz olduğuna vurgu içindir Evet, denizin ortasında, sel gibi yağan yağmurlar, her taraftan gemiye dolan dev dalgalar ve![]() imdat edecek Allah’tan gayri hiç kimse yok Yani esbâb bil-külliye sukut etmiş durumda… Misaldeki her bir unsur hayatımızda bir şeye tekâbül edebilir Ancak, yukarıda geçen dört ayettede aynı manzara kullanılmıştır İnsan, bütün bir hayat boyu türlü türlü imtihanlara maruz kalacak, belalarla boğuşacak, ızdırapla inleyecektir Peki, iradenin zorlandığı, gözlerin hiçbir şey görmediği böyle bir hengamda insan ne yapacak Belayı atlatınca iş bitmiyor İmtihan hayatın sonuna kadar Bu sefer imtihanın yönü değişiyor Dün bela ile imtihan olunurken, dua dua yalvarma, halini Allamu’l-Guyûb’a arz etme, vaadler verme ve nihayet sabretme ile imtihan olan kimse, bundan sonra da, artık verilen sözlerin tutulması, Hakk’ın arzusu istikametinde hayat sürme va’dinin yerine getirilmesi mevzuunda imtihan edilmektedir Ölünceye kadar devam edecek ciddi bir imtihan![]() Evet, insan nankördür Yani, Rabbinin nimetlerini yalanlar, verdiği nimtlerden çok sıkıntıları, çileleri anar Yani, az şükreder, nimetin kadrini bilmez de onu hafife alır Ancak, ihlasa erenler ve erdirilenlerdir ki, nimeti Veren’i iyi bilir ve gücü nisbetinde O’na hamdeder![]() Ali Ünsal
|
| |
| | #2 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Kur'an'dan İnsan Manzaraları-2 Bir takım insanlar sadece ve sadece kendi çıkarlarını düşünürler Herşeyi kendi hesaplarına kullanmayı ahlak edinmişlerdir Aslında hiç kimse ve hiç birşey kendileri kadar önemli değildir Dostlukları, arkadaşlıkları, komşulukları, alış-verişleri, birliktelikleri hep bu hesap üzere döner O kadar ki, mukaddesata dair önemli hususlarda bile kendilerini bu tür anlayıştan alamazlar Kur'an, bu zavallı kimseleri şöyle resmeder:"Öyle insanlar vardır ki, Allah'a, sırf bir hesaba binaen, imanla küfrün arasında bir yerde ibadet eder Şayet umduğu faydayı elde ederse onunla huzur bulup sevinir, eğer bir sıkıntı ve imtihana mâruz kalırsa yüzüstü dönüverir Dünyayı da âhireti de kaybeder İşte besbelli olan hüsran budur " (Hacc, 22/11) Yani, kârı olduğu, kazanç elde ettiği, rahatı bozulmadığı müddetçe, dinin emirlerini yerine getirir Dini hizmetlerde görünür, dine hizmet edenlerle yârânlık eder Ancak asla sıkıya gelemez Eğer iş gelip ağır fedakarlıklar ortaya koymaya dayanırsa, bir kısım sıkıntılar baş göstermeye başlarsa, kazancında bazı firelerin olacağı endişesi içini kaplarsa hiç duramaz, Hakk'ın imtihanına tahammül edemez Hemen aradan sıvışıverir İyi günde ahkam keser, kötü günde sırra kadem basar![]() Kendileri her zaman işin kenarında dururlar Asla tam ortasında bulunmazlar Dine inanan ve hizmet edenlere akıldânelik ederler "Şöyle yapsak iyi olur, böyle etsek iyi olur" derler![]() bunu derken de olabilecek en kötü ihtimalleri de sıralayarak "sizi uyarayım da" demeyi ihmal etmezler Aslında derdi, içinde kurguladığı endişeleri paylaşarak rahatlamak veya kendi yapamadığı için yapanların biraz da moralini bozmaktır Ancak, yükün altına girmeye gelince hep kıyıda dururlar Akıl vermek her zaman daha kolaydır Eğer hizmet edenler muvaffak olurlarsa, başarıyı paylaşmada, ganimeti üleşmede en önde yerlerini alırlar "İşte böyle, müthiş oldu, bunun gibisini kimse yapamaz, her zamanki gibi bana ne iş düşerse hazırım" derler Eğer, bir zarara uğrasalar, "ben size demedim mi, ben sizi uyarmadım mı, hiç kulak vermiyorsunuz ki…" şeklinde tepelerine ekşir, başlarının etini yer, günah keçisi bulmaya çalışır ve iş daha da zora bindimi ortalıklardan kaybolur gider![]() Zaman zaman içlerinde inanma, teslim olma, Hakk'a boyun eğme ve gereği ne ise yerine getirme duyguları eser bu tiplerin bazılarında, ancak kendilerine belli kriterler koymadıkları için bunlar sadece birer esinti olarak kalbe çarpar geçer İçlerinden şüphelerini, endişelerini bir türlü atamazlar Zira, iman kalplerinde rüsûh bulmamış, oturaklaşmamıştır Esen en ufak muhalif bir rüzgar onları hemen kararından caydırıverir![]() Bunlar kendilerin ile alakalı mevzularda, Allah'ın nimetlerine mazhar olduklarında sevinir, "iyi ki de buradayım, bu işleri yapıyorum, Rabbime teslim olmuşum" derler Ne zaman da nimetleri elinden alınıp, bazı yokluklarla imtihan edilmeye başlasınlar, hemen şikayete, isyana, memnuniyetsizliğe yeltenirler Bunların inançları da, ibadetleri de sadece menfaat endekslidir![]() Bu mütereddid insanların ruh hallerine benzer bir ruh haleti Kureyşli müşrikler için anlatılır Kur'an'da Efendimiz'in onları tevhîde davetine mukabil verdikleri cevap şöyledir:“Doğru söylüyorsun, ama biz sana tâbi olup o doğru yolu tutarsak,yerimizden yurdumuzdan olur, burada barınamayız” dediler Oysa tarafımızdan bir rahmet olarak Biz, onları her türlü ürünün getirilip toplandığı, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i Mükerreme'ye) yerleştirmedik mi?Ne var ki onların çoğu bu nimetin kadrini bilmezler " (Kasas, 28/57)"Kureyş'in ilâhî mesaja karşı çıkmasının en büyük nedeni yalnızca atalar dinine körükörüne bağlılık değildi Onlar mesajı kendi çıkarları için de tehlikeli görmekteydiler Zanlarınca, putperestliğin yanlış, tevhidin doğru olduğu aklî delillerle ispatlansa bile, tevhidi kabul etmek onlar için yıkım olacaktı Zira böyle yaptıkları anda bütün Arabistan kendilerine karşı ayaklanacaktı Sonra Kâbe muhafızlığından çıkarılacaklar, putpererest kabilelerle yaptıkları bütün dostluk anlaşmaları, kurdukları tüm dostane ilişkiler bozulacak ve böylece ticaret kervanlarını anlaşmalı kabile topraklarından emniyetle geçirmenin yegane garantisi ortadan kalkmış olacaktı Dolayısıyla bu yeni inanç yalnızca dinî nüfuzlarının değil, aynı zamanda ekonomik refahlarının da sonu demek olacaktı; hatta belki diğer Araplarca Mekke'den bile sürülebilirlerdi " (Tefhîmu'l Kur'ân) Kureyş, eskiden beri Kâbe'nin muhafızı ve aynı zamanda nimetlerinden istifade eden bir kavimdi Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem'in ivazsız garazsız hakka daveti karşısında onları derin derin düşündüren şey aslında çıkarlarının akibeti idi Bir hadiste özetle şöyle bir hadise anlatılır Ebû Cehil, bir gün Muğire ibn Şu'be (henüz o zaman müslüman olmamıştı) ile birlikte yürürlerken, Fahr-i Âlem Efendimiz onların karşılarına çıktı ve tebliğde bulundu Ebû Cehil "Yâ Muhammed, eğer sen bütün bunları, ahirette Allah sana soracak da sen de "ben vazifemi yaptım" demek için yapıyorsan, yemin ederim ben ahirette senin vazifeni yaptığına dair şehadet edeceğim, bırak bizi gidelim" dedi Efendimizin anlattıkları o kadar akla ve kalbe yatıyordu ki, Efendimiz de onları öyle samimi dillendiriyordu ki, Muğire, Ebû Cehil'e sordu: "Gerçekten sen bu zatın söylediklerinin doğru olduğuna inanmıyor musun?" Ebû Cehil "Evet, doğru söylüyor ama hacılara su dağıtma hizmeti onlarda, Kâbenin bakımı hizmeti onlarda (bu iki şerefin yanında) bir de Peygamberlik (şerefinin) onlarda olmasına tahammül edemem, bu yüzden reddediyorum" diyor Burada kuru bir gurur, asabiyet ve kavimciliğin yanında, o makamın kazandıracağı itibar, şeref vs’nin de Efendimizin sülalesine geçmesine tahammül edememişti Yani, bir kısım çıkar endişesi de o ve onun gibi pekçoğunu bile bile inkara sevketmiştir![]() Bu ayetle yakından alakası olan bir diğer ayette Cenâb-ı Erhamürrâhimîn şöyle buyurur: "İnsanlara bir nimet, bir bolluk tattırdığımızda onunla sevinip şımarırlar Şayet kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen ümitsizliğe düşerler " (Rûm, 30/36)Bu ayetle Yüce Mevlâ, insanın hafifliğini ve hasisliğini tenkid eder Yâni, insan, biraz nimet, güç, servet, makam, hürmet vs'ye nail oldu mu, kendini kaybeder Elde ettiklerini kendisine bağlar, nimetin geldiği yeri unutur Hakk'a şükürle yönelmesi, tevâzû kanatlarını yerlere sermesi gerektiği yerde, kendine güvenmeye, başarılarından dolayı gurur duymaya, hatta etrafındakileri aşağılamaya başlar Fakat işler hep böyle iyi gitmez de bir gün ters yüz oluverir Ne vakit, elindeki bu nimetler alınıverse tam bir çöküntü yaşar Cesaretini yitirir, iç dünyası büyük sarsıntılar geçirir hatta ümitsizliğe gider saplanır![]() Evet, insan bencil bir tabiata sahiptir En çok kendini sever, kendine meftundur, kendine ait şeylere değer verir Bu hal, dünyaya ham olarak gelmiş bir insanın terbiye edilmeden önceki halidir Rabbü’l-âlemin, merhameti gereği insanın kendini tanıması, eksiklerini gidermesi, doğruyu bulması ve nihayet Rabbin rızasını kazanarak Cennetlere ehil hale gelmesi için Kur’an’ı ve onun mübelliği Habîb-i Edîbin’i birer muallim olarak göndermiştir İşte bu sebeple Kur’an bu tiplemeleri ele alırken sırf kınamak maksadıyla anlatmaz Bunları insanın önündeki birer problem olarak ona tarif eder “Sakın ola ki, böyle yapmayınız, yoksa Hakk’ın gazabını celbeder, hem dünyada hem ukbâda hüsrana uğrarsınız” diyerek onu irşad eder![]() İnsandan istenen odur ki, bencilliği bıraksın, mürüvvet sahibi olsun, Nimeti Veren’i hep minnetle yad etsin Ondan gelen herşeyi de memnuniyetle karşılasın Kahrı lütfu bir bilsin Tıpkı bağrı yanık Hakk dostunun dediği gibi…Cana cefa kıl ya vefa, Kahrın da hoş, lutfun da hoş, Ya derd gönder ya deva, Kahrında hoş, lutfun da hoş ![]() Hoştur bana senden gelen: Ya hilat-ü yahut kefen, Ya taze gül, yahut diken ![]() ![]() Kahrında hoş lutfun da hoş ![]() Gelse celalinden cefa Yahut cemalinden vefa, İkiside cana safa: Kahrın da hoş, lutfun da hoş ![]() Ger bağ-u ger bostan ola ![]() Ger bendü ger zindan ola, Ger vasl-ü ger hicran ola, Kahrın da hoş, lutfun da hoş ![]() Ey padişah-ı Lemyezel! Zat-ı ebed, hayy-ı ezel! Ey lutfu bol, kahrı güzel! Kahrında hoş, lutfun da hoş ![]() Ağlatırsın zari zari, Göstermezsin hiç dildari Verirsen cennet-ü huri, Kahrında hoş, lutfun da hoş ![]() Gerek ağlat, gerek güldür, Gerek yaşat gerek öldür, Aşık Yunus sana kuldur, Kahrında hoş, lutfun da hoş (Yunus Emre)Ali Ünsal
|
| |
![]() |
| Tags: insan, kurandan, manzaralari |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| Nasıl İnsan Olduğunu Allah'ın Kitabı Kur'an'dan Sor | elif07 | Kur'an ile ilgi yazılar & Makaleler | 2 | 4 Hafta önce 15:19 PM |
| Kur'an'dan başarının yolları | Zahid | Kişisel Gelişim | 3 | 07-01-2008 19:34 PM |
| 'Ben Kimim?' Sorusuna Kur'an'dan Cevap Bulmak | Hesna | Kur'an ile ilgi yazılar & Makaleler | 2 | 06-07-2008 03:00 AM |
| Kar Manzaraları | GizliOzne | Genel Resimler | 5 | 12-29-2007 21:09 PM |
| NASA'nın açıklayamadığı fotoya Kur'an'dan yanıt | flora | Genel Resimler | 1 | 09-20-2007 13:54 PM |