Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Kur'an-ı Kerim Bölümü
> Kur'an-ı Kerim Alt Başlıklar > Kur'an ile ilgi yazılar & Makaleler
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 12-21-2007   #15
Bilgiler
Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: Almanya
Mesaj: 9,018
İtibar
Tecrübe Puanı: 95
Rep Puanı : 4411
Rep Derecesi :
rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.
rana RSS Feed
Standart --->: Surelerin İniş Sebebleri



4- NİSA SÛRESİ

Nisa Sûresi cumhur kavline göre Medine'de nazil olmuştur Ayetlerinin sayısı Kûfî sayımında 175, Basrî sayımında 175, Şâmî sayımında 177'dir
İbn Abbâs'tan gelen rivayetlerden birinde (Atıyye rivayeti) Mekke'de nazil olduğu söyleniyorsa da meşhur olan sûrenin Medenî olmasıdır Ancak 58 "Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder," âyetinin nüzul yeri olarak Mekke'de nazil olduğu söylenmiştir Bu âyet-i kerime, Hz Peygamber (sa) Abbâs'a vermek üzere Ka'be'nin anahtarını Osman İbn Talha'dan istediğinde onun hakkında nazil olmuştur[1] Mekkî-Medenfnin tayininde yeri değil de Hicret'i esas alan görüş ulemanın cumhuru tarafından kabul edildiğine göre bu âyet-i kerime de aslında Mekkî değil Medenî sayılmaktadır Ayrıca Buhârî'de zikredildiğine göre Hz Aişe "Bakara ve Nisa Sûreleri ancak ben, Rasûlullâh'ın yanmdayken yani onunla zifaf olunduktan sonra nazil olmuştur" diyor ki Hz Peygamber (sa) ile Hz Aişe'nin zifafının Medine'de olduğu konusunda âlimler arasında hiçbir ihtilâf yoktur[2] Bu arada sûrenin hicret esnasında nazil olduğuna dair de bir görüş nakledilmektedir[3] Sûrenin son âyeti olan Kelâle âyetinin Kur'ân'dan en son nazil olan âyet olduğu rivayet edilmektedir[4]

2 “Yetimlere mallarını verin Temizi murdarla değişmeyin Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin Hiç şüphesiz bu, büyük bir günahtır
Mukatil ve Kelbî şöyle diyorlar: Yanında bulunan yetim kardeşinin oğluna ait çok mal olan Gatafaniı bir adam hakkında nazil oldu Yetim, rüşdüne erince amcasında bulunan malını istedi, o da vermedi Davayı Hz Peygamber (sa)*e ulaştırdılar da bu âyet-i kerime nazil oldu Yetimin amcası âyet-i kerimeyi duyunca: "Allah'a ve RasÛlü'ne itaat ettik O büyük günahtan Allah'a sığınırız" dedi ve çocuğun malını kendisine geri verdi Hz Peygamber (sa): "Her kim nefsinin cimriliğinden korunur ve bu şekilde cimrilikten dönerse cennet onun için hak olur" buyurdu Yetim çocuk amcasından malı alır almaz hepsini Allah yolunda infak etti de Efendimiz; "Ecir sabit oldu, günahı ise aynen kaldı" buyurdular Ashabı, kalan günahın çocuk veya çocuğun amcası üzerinde kaldığını zannederek: "Ey Allah'ın elçisi, mükâfatın sabit olmasını anladık, fakat o, malını Allah yolunda harcamışken günahın nasıl baki kaldığını anlamadık" dediler de Allah'ın Rasûlü (sa: "Çocuk için mükâfat sabit oldu, babası üzerinde (helâlinden mi yoksa haram yoldan mı kazandığı belli olmadığından) günahı kaldı" Buyurdular[5] Hadiseyi İbn Ebî Hatim de Saîd ibn Cubeyr'den rivayetle tahric etmiştir[6]
Hasen'den rivayete göre bu âyet-i kerime "Temizi murdarla değişmeyin Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin" âyeti nazil olunca yetim velileri yetimlerinin mallarım kendi mallarından ayırmaya başladılar Ama bu onlara ağır geldi de Hz Peygamber (sa)'e şikâyet ettiler Bunun üzerine "Sana yetimleri sorarlar De ki: Onlar için ıslah en hayırlıdır Eğer onların mallarını kendi mallarınıza katarsanız onlar sizin dinde kardeşlerinizdir" (Bakara, 2/220) âyet-i kerimesini indirdi[7] Ancak Fahreddin Râzî bu sebebi vârid görmemekte, râvînin bir hatası olsa gerek demektedir[8]

3 Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davranamıyacağınızdan korkarsanız sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın Eğer adalet yapamıyacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane nikahlayın, yahut sahip olduğunuz (cariye) ile yetinin Bu, sizin eğrilip sapmamanıza daha yakındır
Hz Aişe'den rivayete göre o şöyle demiştir: "Eğer yetim kızlar hakkında korkarsanız" âyet-i kerimesi yetim kızlar hakkındadır Şöyle ki: Yetim kız bir kişinin yanında olur, o kişi o kızı beğenmediği halde malına tama ederek onu nikâhlar sonra ona zarar verir ve onunla muaşereti güzel olmaz İşte âyet-i kerime böyle durumlar hakkında nazil olmuştur[9] Bu haberin Buhârî'deki rivayetinde âyetin nüzulü kaydı yoktur ve âyetin bir tefsiri gibi takdim edilmiştir[10] Müslim'deki rivayette ise nüzul kaydı ile birlikte bazı fazlalıklar vardır, şöyle ki: "Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davranamıyacağınızdan korkarsanız" âyeti hakkında Hz Aişe şöyle demiştir: Bir adam hakkında nazil oldu ki yanında yetim bir kız vardır, onun hem velisi, hem varisidir O yetim kızın malı vardır ve o kız hakkında onunla çekişecek konumda kimse de yoktur Malı için onu nikahlamaz, ona zarar verir ve kötü muaşerette bulunur[11] Bunu takip eden hadiste yetim kıza verilen zarar biraz daha net ifade edilmiştir: "Yetim kız, malına ortak olduğu bir adamın yanındadır da o adam kızı kendisi nikahlamak istemez, bir başkasıyla da evlenmesinden de hoşlanmaz ki malına bir başkası ortak olmasın Onu evlenmekten alakor Yani ne onunla evlenir, ne de bir başkasıyla evlendirir[12] Taberî'de Hz Aişe'den gelen başka bir rivayette "Yanında bulunduğu velisinden başka ona sahip çıkacak kimsesi olmıyan yetim kızı, malı başkasına gitmesin diye bir başkasıyla da nikahlamaz, ona böylece zarar verir, ona kötü muamele eder" ayrıntıları vardır[13]
Müslim'de Hz Aişe'den, yukardakilerden biraz daha ayrıntılı bir rivayet daha vardır Şöyle ki: Urve ibnu'z-Zubeyr Hz Aişe'ye "Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davrananııyacağınızdan korkarsanız sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın" âyetini sormuş da o şöyle demiştir: Ey kız kardeşimin oğlu o, öyle yetim bir kızdır ki velisinin yanında olup malında velisine ortaktır Malı ve güzelliği velisinin hoşuna gider de bir başkasının o kıza vereceği kadar mehir vermekten kaçınarak onun mehrinde adaletli davranmadan onunla evlenmek ister İşte müslümanlar, o kıza verilebilecek en yüksek mehri vererek mehirlerinde adalete riayetle evlenmeleri dışında onları nikâh lamaktan men'edildi ler ve onlar dışında hoşlarına giden kadınlarla evlenmekle emrolundular
Sonra insanlar bu âyet-i kerimenin inmesinden sonra yine Hz Peygamber (sa)'den kadınlar hakkında fetva istemeye devam ettiler de Allah Tealâ "Senden kadınlar hakkında fetva isterler De ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: Kendilerine yazılmış olanı vermediğiniz ve nikâhlamayı istemediğiniz yetim kızlar hakkında, mağdur çocuklar hakkında ve yetimlere insafla bakmanız hakkında kitabda sizlere okunup duran âyetler var Hayır olarak ne işlerseniz şüphesiz Allah onu Alîm'dir" (Nisa, 4/127) âyetini indirdi Bu âyetteki "kitabda sizlere okunup duran âyetler" Allah Tealâ'nın "Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davranamıyacağınızdan korkarsanız sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın" buyurduğu ilk âyettir Allah Tealâ'nın diğer âyetteki "nikâhlamayı istemediğiniz yetim kızlar" kavlindeki istememezlik sizden birinin koruması altındaki yetim kızm malının az olması ve kendince yeteri kadar güzel bulmaması halinde onu nikahlamak istememesidir Yetim kızların velilerinin malı ve güzelliği az olan yetim kızları nikâhlamaktaki isteksizlikleri sebebiyle, malı ve güzelliği sebebiyle nikahlamak istedikleri yetim kızlarını adalete riayet etmeleri şartıyla olanı dışında nikâhlamaktan men'edildiler[14]
Yine Hz Aişe'den gelen bir rivayette o, durumu müşahhas hale getirerek şöyle demiştir: Bir adamın yanında yetim bir kız vardı Bu kızın bir hurma bahçesi vardı ve o adam o kızdan eş olarak bir beklediği yokken sırf o bahçdsi için onu nikahladı da onun hakkında bu âyet-i kerime nazil oldu[15] Yine Hz Aişe der ki: Bu âyet-i kerimenin nüzulünden sonra insanlar kadınlar hakkında fetva istemeye ve sorularına devam ettiler de Allah Tealâ "Senden kadınlar hakkında fetva isterler" (Nisa, 4/127) âyetini indirdi[16]
Saîd ibn Cubeyr'den: Allah Tealâ, Muhammed (sa)'i peygamber olarak gönderdiğinde bir şeyle emrolunup onu yapmaları, bîr şey kendilerine yasaklanıp da onu terketmeleri dışında müslümanlar diğer hallerinde câhiliye âdetleri ne ise onlar üzerinde idiler Nihayet yetimler (hakkında ne yapmaları gerektiğini) sordular da Allah Tealâ "Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davranamamak-tan korkarsanız sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın" âyetini indirdi[17]
Saîd ibn Cubeyr, Katâde, Rebî\ Dahhâk ve Suddî ise mes'eleye başka bir yönden yaklaşıyorlar de diyorlar ki: "Câhiliye devrinde insanlar yetimleri malı hakkında dikkatli davranırken kadınlar konusunda kendilerini tamamen serbest görür; diledikleriyle diledikleri şekilde evlenir, bazan adaletli davranırken bazan da adalete hiç riayet etmezlerdi Buna binaen "Yetimlere mallarını verin" âyeti nazil olduğu gibi Allah Tealâ bir de "Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davranamıyacağınızdan korkarsanız sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın" âyetini indirdi Vâlibî rivayetinde tbn Abbâs der ki: Allah Tealâ burada şöyle buyuruyor: Yetimler hakkında nasıl adaletli davranamamaktan korkuyorsanız aynı şekilde kadınlar hakkında adalete riayet edememekten korkun ve hakkını tam olarak yerine getirebileceğinizden fazlasıyla evlenmeyin Çünkü acizlik ve zayıflıkta kadınlar da yetimler gibidirler[18]

4 Kadınların mehirlerini yürekten istiyerek ve bir bağış olarak verin Bununla beraber eğer ondan bir kısmını gönül hoşluğu ile size bağışlamış olurlarsa onu da içinize sine sine yeyin
İbn Ebî Hatim'in Ebu Salih'ten rivayetle tahricinde o şöyle demiştir: (Câhiliye devrinde) Kişi, kızını nikahladığı zaman mehrini kızına vermez, kendisi alırdı Allah müslümanlara bunu yasakladı ve "Kadınların mehirlerini yürekten istiyerek verin" âyetini indirdi[19]
Mukatil der ki: Câhiliye devrinde erkek kadına mehir vermeden onunla evlenirdi Meselâ: "Sen bana, ben de sana mirasçı olalım" dediğinde kadın olur derse ayrıca bir mehir vermezdi İşte bunun üzerine "Kadınların mehirlerini yürekten istiyerek ve bir bağış olarak verin" âyet-i kerimesi nazil oldu[20]
İbn Cerîr'in Hadramî'den rivayetine göre insanlar (bazı müslümanlar) karısına (kadınına) vermiş olduğu maldan herhangi bir şeye dönecek ve ona verdiği mehrin herhangi bir kısmından vazgeçecek olursa bunu günah sayarlardı îşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu[21]

6 Yetimleri nikâha erdikleri zaman kadar deneyin, o vakit kendilerinde bir akıl ve salâh gördünüz mü mallarını onlara teslim edin Büyüyecekler de mallarını alacaklar diye onların mallarını israf ile tez elden yemeyin Kim zengin ise iffetli davranıp yemesin, kim de fakir ise o halde ma 'rûf üzere ondan yesin,
Hz Aişe'den rivayet ediliyor: "Kim zengin ise iffetli davranıp yemesin" âyet-i kerimesi yetim malı hakkında nazil olmuştur Yine ondan rivayette şöyle diyor: "kim de fakir ise o halde ma'rûf üzere ondan yesin" âyeti yetimin velisi olup da onun işlerini yapan, onun işlerini ıslah eden kimsenin, muhtaç durumda ise yetiminin malından yemesi hakkında nazil oldu Yine Hz Aişe'den gelen üçüncü bir rivayette de "Kim zengin ise iffetli davranıp yemesin, kim de fakir ise o halde ma'rûf üzere ondan yesin" âyetinin yetimin velisi hakkında; eğer muhtaç durumda ise yetimin işlerine baktığı kadar onun malından yemesi hakkında nazil olduğu-Zikredilmektedir[22] ki birbirine yakındır
Katâde'den mürsel olarak rivayet edildiğine göre Ansardan Sabit ibn Rifâa[23] ve amcası hakkında nazil olmuştur Rifaa vefatında küçük oğlu Sabit'i arkasında bırakmış, Sabit'in amcası, Hz Peygamber (sa)'e gelerek: "Kardeşimin oğlu yanımda (kucağımda) yetimdir Onun malından bana helâl olan nedir ve ona malını ne zaman geri vereyim?" diye sormuş ve Allah Tealâ da bu âyet-i kerimeyi indirmiştir[24]

7 Ana baba ile yakınların bıraktıkları mirastan erkeklere; ana baba ve yakınların bıraktıkları mirastan kadınlara azından da çoğundan da ayrılmış birer nasib olarak paylar vardır
Katade der ki: Câhiliye devrinde kadınlara mirastan pay vermezlerdi Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu
İkrime'den rivayette o şöyle diyor: Bu âyet-i kerime Ansar'dan Ümmü Kücce ve Kücce'nin kızı, Sa'lebe ve Evs ibn Suveyd haklarında nazil oldu Bu son ikisinden biri kocası, diğeri de çocuğunun amcası idiler Ümmü Kücce, Hz, Peygamber (sa)'e gelerek: "Ey Allah'ın elçisi, kocam öldü, arkasında beni ve kızını bıraktı ama biz ikimize kocamın mirasından bir şey verilmedi" diye şikâyette bulundu Çocuğun amcası: "Ama ey Allah'ın elçisi bu kız çocuğu ne ata binebilir, ne bir yük taşıyabilir, ne de bir düşmanı geri püskürtebilir Onun için kazanılır ama o bir şey kazanmaz" dedi de bunun üzerine "Ana baba ile yakınların bıraktıkları mirastan erkeklere; ana baba ve yakınların bıraktıkları mirastan kadınlara azından da çoğundan da ayrılmış birer nasib olarak paylar vardır" âyet-i kerimesi nazil oldu[25] Bu hadise biraz sonra gelecek miras âyetinde biraz daha farklı ve daha ayrıntılı olarak gelecektir[26]

10 Yetimlerin mallarını zulmen yiyenler ancak karınlarına ateş doldurmuş olurlar Zaten onlar çılgın alevli ateşe yaşlanacaklardır
Mukatil ibn Hayyân der ki: Gatafan'dan Mersed ibn Zeyd adında bir adam hakkında nazil oldu Kardeşinin oğlu olan küçük bir yetimin malının velîsi idi de onu yedi ve Allah Tealâ onun hakkında bu âyet-i kerimeyi indirdi[27]
Bazı müfessirler de bir yetimin velisi olan ve yetiminin maiını yiyen Hanzala ibnu'ş-Şemerdel hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir[28]
İbn Zeyd'den rivayette de kadınlara ve küçük çocuklara mirastan hiçbir pay vermeyen kâfirler hakkında nazil olduğu kaydedilmiştir[29]

11 Allah size şöyle emreder: Evlâtlarınız hakkında erkeğe, (mirastan) iki dişinin payı kadar vardır Fakat onlar ikiden fazla kadınlar ise terikenin üçte ikisi onlar indirBir tek ise o zaman yarısı onundur Ölenin çocuğu varsa ana babadan her birine altıda birdir Çocuğu olmayıp da ana-babası ona mirasçı olmuşsa üçte biri anasınındır Ölenin kardeşleri varsa o vakit altıda bir anası-nındır
Bu âyet-i kerime'nin nüzul sebebi de biraz önce geçen yedinci âyetin inmesine sebep olan hadisedir Suddî der ki: Câhiliye halkı kızlara, küçük erkek çocuklara mirastan pay vermezler, kişiye ancak savaşabilecek durumdaki erkek çocukları mirasçı olurdu Şair Hassan'in kardeşi Abdurrahman ibn Sabit vefat etti ve arkasında Ummü Kücce adındaki eşi ile beş kız bıraktı Varisler Abdurrahman'in malını almaya gelince Ümmü Kücce Hz Peygamber (sa)'e şikâyete geldi de Allah Tealâ "Eğer kadınlar ikinin üstünde iseler bırakılan malların üçte ikisi onlarındır" âyet-i kerimesi, Ümmü Kücce hakkında da "Çocuğunuz yoksa sizin bıraktıklarınızın dörtte biri eşlerinizindir Şayet çocuğunuz varsa bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır" âyet-i kerimesini indirdi[30]
"Allah size şöyle emreder: Evlâtlarınız hakkında erkeğe, (mirastan) iki dişinin payı kadar vardır" âyeti hakkında Kelbî'nin tbn Abbâs'tan rivayetinde bu haber şöyledir: Ansar'dan Evs ibn Sabit vefat etti ve arkasında üç kızı ile Ümmü Kücce adındaki hanımı kaldı Amcası oğullarından ikisi, Suveyd ve Arface geldiler, Evs'in bıraktığı malı aldılar, karısına ve kızlarına bir şey vermediler Çünkü onlar câhiliye devrinde kadınlara ve erkek bile olsalar çocuklara mirastan bir şey vermezler, sadece büyük erkekleri mirasçı yaparak: "Ancak atlar üzerinde savaşan, ganimet kazanana verilir" derlerdi Ümmü Kücce, Rasûlullah (sa)'a gelip durumu arzetti: "Ey Allah'ın elçisi, Evs ibn Sabit Öldü ve kızları arkasında bana bıraktı Benim onlara harcıyacak malım yok Babaları çok mal bıraktı ama Suveyd ve Arface ne bana ne de kucağımdaki çocuklarına hiç bir şey vermiyorlar; beni yedirmiyorlar, içilmiyorlar, çocuklara hiç dönüp bakmıyorlar" dedi Hz Peygamber (sa) Suveyd ve Arface'yi çağırıp durumu sordu da onlar: "Ey Allah'ın elçisi, Evs'in çocuğu ne ata biner, ne bir yükü yüklenir, ne de bir düşmanı geri çevirir" dediler Hz Peygamber (sa): "Şimdi gidin bakalım Allah onlar hakkında ne buyuracak bekleyeyim" dedi Onlar ayrılıp gittiler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi[31] Câbir rivayetinde Ümmü Kücce'nin kızlarının sayısı iki, nazil olan âyetler de Allah Tealâ: "Allah size şöyle emreder: Evlâtlarınız hakkında erkeğe, (mirastan) iki dişinin payı kadar vardır" iki âyeti indirdi şeklinde verilmektedir[32] Evs İbn Sâbİt'İn amcası oğullarının adları "Katâde ve Arfeta", "İkrime ve Arfeta", "Hâlid ve Arfeta" olarak da geçmektedir[33] İbn Abbâs rivayetinde ise Evs'in, arkasında bıraktığı kız çocuklarının sayısı üç olarak[34] verilirken yine ondan geîen başka bir rivayette iki kız bir erkek çocuk olarak zikredilmektedir[35] Suyûtî ve Alûsî, Ümmü Kücce'nin, Hz Peygamber (sa)'e gitmeden önce kızlarının amca oğullarına: "Madem bütün malı alıyorsunuz, bu kızları malları olmadan kimse nikahlamaz, siz bari onları nikahlayın ve onlarla evlenin" diye ricada bulunduğu, ancak kızları biraz çirkin olduğu için yiğenlerinin onlarla evlenmekten imtina ettikleri" ayrıntısına da yer vermektedirler[36]
Cabir'den rivayet ediliyor: Ben Seleme oğulları içindeyken bir hastalığımda Allah'ın Rasûlü (sa) ve Ebu Bekr yürüyerek beni ziyarete gelmişler Ben aklım ermez bir halde imişim Rasûluİlah (sa) bir su isteyip abdest almışlar, kalan suyu da benim üzerime serpmişler Ben bununla ayıldım ve: "Ey Allah'ın elçisi, malımı ne yapmamı emredersin?" diye sordum da "Allah size şöyle emreder: Evlâtlarınız hakkında erkeğe, (mirastan) iki dişinin payı kadar vardır" âyet-i kerimesi nazil oldu[37]
Hadisin İbn Mâce'deki rivayetinde ise bu sûrenin 12 ve 176 kelâle'nin mirasını düzenleyen âyet-i kerimelerin nazil olduğu zikredilmektedir[38] ki bunları hepsi mirasla ilgili âyetlerdir Taberî'deki rivayette ise Câbir'in: "Ey Allah'ın elçisi, bana kelâle olarak mirasçı olacaklar (benim erkek çocuğum da yok, babam da yok), mirasım nasıl taksim olacak?" diye sorduğu ve bunun üzerine miras âyetinin nazil olduğu zikrediliyor[39] Ancak Câbir'in sorusuna uygun olanı -ki o kendisine kelâle olarak mirasçı olunacağını söylüyor- bu sûrenin son âyeti ve "Kelâle âyeti" adıyla meşhur olan âyetin veya bu âyetin Kelâle'nin mirasından bahseden son kısmının inmiş olmasıdır Ancak neticede hepsi miras âyetleri içinde mütalâa edildiğinden rivayetler arasında ihtilâf yoktur
Cabir ibn Abdullah'tan rivayette o şöyle anlatıyor: Bir gün Allah'ın Rasûlü (sa) ile birlikte çıkmıştık Biz Esvâf ta (Medine Haremi'nde) iken Ansardan bir kadın İki kız çocuğu getirdi ve: "Ey Allah'ın elçisi, Sa'd ibn Rebî* seninle Uhud'da idi, orada şehid oldu, amcaları geldi bu kızların (babalarının bıraktığı) mallarının tamamını aldı gitti Bu duruma ne dersin ey Allah'ın elçisi? Vallahi bu kızların malı olmazsa kimse onları nikahlamaz" dedi Hz Peygamber (sa): "Allah, bunlar hakkında hükmünü verecektir" buyurdu ve Nisa süresindeki "Allah size şöyle emreder: Evlâtlarınız hakkında erkeğe, (mirastan) iki dişinin payı kadar vardır" âyet-i kerimesi nazil oldu Allah'ın Rasûlü (sa) "Kadını ve arkadaşını (yani çocuklarının malını alan kayınını) çağırın" buyurdu Çocukların amcasına: "Sa'd'ın iki kızına mirasın üçte ikisini, annelerine sekizde birini ver, kalanı senindir" Buyurdular[40] Bu Sa'd ibnu'r-Rebî' kıssası Kadı ismail'in Ahkâmu'i-Kur'ân'mda Abdulmelik ibn Muhammed ibn Hazm kanalıyla yer almakta ve bunda Sa'd'ın karısının ismi Amre olarak verilirken o ve kızı hakkında bu âyet yerine bu sûrenin 127 âyeti olan "Senden kadınlar hakkında fetva isterler" âyetinin nazil olduğu kaydedilmektedir[41]
Hafız ibn Hacer der ki: "Bazıları bu âyet-i kerimenin Câbir ibn Abdullah hakkında değil de Sa'd'ın iki kızı hakkında indiğini söylemekte ve o tarihte Câbir'in çocukları olmadığını söylemekte iseler de aslında her iki kıssa hakkında nazil olmuş olması mümkündür Şöyle ki: Ayet-i kerimenin baş tarafı Sa'd'ın kızları hakkında, Kelâle'nİn mirasını düzenleyen son tarafı da o günlerde henüz çocuğu olmıyan Câbir hakkında nazil olmuştur"[42]
Aslında bütün bu rivayetlerin ortak yönleri alınarak "Ayet-i kerime, cahiliye halkının çocuk ve kadınlara mirastan pay vermemeleri âdetini ilga edip küçük olsun büyük olsun, kadın olsun erkek olsun varislerin mirastan paylarını ve o zamana kadar bilinmeyen ve bir esasa bağlanmıyan Kelâle'nİn mirasını düzenlemek üzere anlatılan hadiselerin hepsinden sonra hepsine ve kıyamete kadar benzerlerine şâmil olmak üzere nazil olmuştur" denilmesi en uygun olandır[43]

17 Allah, ancak bilmeyerek kötülük işleyip de hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul eder Allah Alîm'dir, Hakim'dir
18 Kötülükleri işleyip dururken ölüm gelip çatınca şimdi işte gerçekten tevbe ettim*' diyenlerin ve kâfirler olarak ölenlerin tevbesi kabul edilecek değildir, tşte onlar için Biz, elim bir azâb hazırladık
Rebî'den rivayette o şöyle diyor: Bu âyetlerin başı mü'minler, ortası münafıklar, sonu da kâfirler hakkında nazil olmuştur Yani "Allah, ancak bilmeyerek kötülük işleyip de hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul eder" mü'minler hakkında; "Kötülükleri işleyip dururken ölüm gelip çatınca işte şimdi gerçekten tevbe ettim, diyenlerin tevbesi kabul edilecek değildir" münafıklar hakkında; "Kâfirler olarak ölenlerin tevbesi kabul edilecek değildir" de kâfirler hakkında inmiştir [44]

19 Ey iman edenler, kadınlara zorla varis olmanız size helâl değildir Açıkça hayâsızlık etmedikçe onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın, onlarla ma'rûf üzere muaşerette bulunun Onlardan hoşlanmıyorsanız olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda çok hayırlar kılar
"Ey iman edenler, kadınlara zorla varis olmanız size helâl değildir" âyeti hakkında İbn Abbâs'tan rivayete göre o şöyle demiştir: Cahiliye devrinde birisi öldüğünde ölen adamın velileri kadın üzerinde en çok hakkı olanlardı Dilerse onlardan birisi onunla evlenir, dilerlerse onu evlendirmezlerdi ve bu konularda kadının akrabalarından daha çok hakka sahiptiler İşte bu âyet-i kerime bunun hakkında nazil oldu[45]
Ebu Davud'da İbn Abbâs'tan rivayet edilen bir haber de şöyledir: Birisi, akrabalarından birisinin karısını miras olarak aldığında (Onun nikâhına sahip olduğunda) kadın ölünceye veya ölen kocasının verdiği mehri kendisine verinceye kadar kadının evlenmesini engellerdi İşte "Ey iman edenler, kadınlara zorla varis olmanız size helâl değildir Açıkça hayâsızlık etmedikçe onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın" âyet-i kerimesi ile Allah Tealâ onlara bunu yasakladı[46]
Câhiliye devrinde Medine halkının adetine göre bir adam ölür de karısı ondan sonraya kalırsa o adamın başka kadından olan oğlu veya asabesinden başka bir erkek akrabası gelir, elbisesini ölenin karısı üzerine atar, böylece o kadına kadından ve bir başkasından daha çok hak sahibi olurdu Artık dilerse ölen kocasının verdiği mehirden başkaca bir mehir vermeksizin onunla evlenir, dilerse onu evlenmekten alakor kocasından kalan mirasını (veya mehrini) kadın fidye olarak kendisine versin, ya da ölsün de malını miras olarak alsın diye kadını sıkıştırırdı
Adet böyle iken Ebu Kays Sayfî ibnu'l-Eslet öldü, ardında karısı Evs'ten Kübeyşe bint Ma'n ibn Asım el-Ansâriyyeyi bıraktı Ebu Kays'ın bir başka hanımından HlSn denilen Oğlu (Mukatil, adının Kays ibn Ebî Kays olduğunu söylerken İbn Sa'd'ın Muhammed ibn Ka'b el-Kurazî'den rivayetinde Muhsin şeklindedir[47]
geldi, elbisesini Kübeyşe'nin üzerine bıraktı, kadının nikâhına varis oldu, sonra da onu terketti, yaklaşmadı, ona harcamada da bulunmadı (ihtiyaçlarını karşılamadı) ki kadın elindeki malı kendisini ondan kurtarmak için fidye olarak versin Kübeyşe, Allah'ın Rasûlü (sa)'ne geldi ve: "Ey Allah'ın elçisi, Ebu Kays öldü , oğlu nikâhıma varis oldu, uzun zaman geçti benim hiçbir ihtiyacımı karşılamadı, benimle karı-koca olmadı, benim yolumu açıp (nikâhımı) serbest de bırakmadı" dedi Hz Peygamber (sa): "Senin hakkında Allah'ın emri gelinceye kadar evinde otur" buyurdular O da döndü, evine gitti Bunu Medine kadınları duydular, Rasûl-İ Ekrem (sa)'e geldiler ve: "Biz de Kübeyşe'nin durumundayız Ne var ki bizi ölen kocamızın çocukları değil amca çocukları nikahlıyor" dediler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi[48] İbnu'1-Esîr, Usdu'1-Ğâbe' sinde yine bu Kübeyşe'nin, ölen kocası Ebu Kays'in başka bir hanımından olan oğlu Kays onun üzerine elbisesini atıp sahiplenmeye kalkışınca: "Sen elbette kavminin hayırlılarındansın ama ben seni çocuk (yani çocuğum) sayıyorum Fakat gideyim Allah'ın Rasûlü'ne sorayım" dediği; Hz Peygamber (sa)'e gelip: "Ey Allah'ın Rasûlü, Ebu Kays öldü, oğlu kays nikâhıma talip oldu, evet o, kabilesinin hayırlılarından ama ben onu oğlum sayıyorum" dediği ve o ve ölen kocasının oğlu bu Kays hakkında "Babalarınızın nikahladığı kadınları nikahlamayın" (Nisa, 4/22) âyetinin de nazil olduğunu, Kübeyşe'nin böylece ölen kocasının oğluna nikâhlanması haram kılınan ilk kadın olduğunu Zikretmektedir [49]
Suddî rivayetine göre kadın üzerinde ölen kocasının ailesinin veya başka bir kadından olma erkek çocuğunun hak sahibi olması, kadının, kendi ailesine gitmemesi halindedir Yani kadın çabuk davranır da kocasının ailesinden bir erkek veya kocasının en büyük oğlu gelip elbisesini üstüne atmadan önce kendi ailesine kaçabilirse bu durumda ölen kocasının ailesinin onun üzerinde bir hakkı kalmazmış
Mücâhid de kocası ölen kadının nikâhına varis olma hakkının kocanın ailesine değil, sadece onun başka kadından olma en büyük erkek çocuğuna ait olduğunu söylemiştir[50]
Suddî'den gelen ikinci bir rivayet biraz daha farklı: Câhiliye devrinde bir erkeğin hanımı kocayıp da koca, daha genç bir hanımla evlenmek ister, malı ve zenginliği sebebiyle kocamış karısını boşamak da istemezse bu durumda kadını boşamamakla birlikte malından vazgeçerek boşanma talebinde bulunsun veya olsun de malı kendisine kalsın diye ona yaklaşmazdı İşte âyet-i kerime böyleleri hakkında nazil olmuştur[51]

22 Babalarınızın nikahladığı kadınları nikahlamayın Geçmişte olanlar artık geçmiştir Çünkü o, çok çirkin ve iğrenç bir şeydi ve o kötü bir âdetti
İbn Abbâs der ki: Câhiliye halkı Allah'ın (Kur'ân'da nikâhlanmasını) haram kıldıklarını haram sayarlardı Bunun iki istisnası vardı: Ölen babalarının hanımı ve iki kızkardeşi aynı anda nikâhı altında bulundurmak İşte âyet-i kerime bunlar hakkında nazil oldu[52]
İkrime'den rivayete göre bu âyet-i kerime, câhiliye âdeti üzere ölen babalarının hanımlarıyla evlenmek isteyen;
Babasının karısı Kübeyşe bint Ma'n ile evlenmek isteyen Hısn ibn Ebî Kay s (bir rivayette babası el-Eslet'in karısı Ümmü Ubeyd bint Damre ile evlenmek isteyen Ebu Kay s ibnu'l-Eslet, Babası Halefin karısı Ebu Talha ibn Abdu'l-Uzzâ'nm kızı ile evlenmek isteyen el-Esved ibn Halef, Babası Umeyye ibn Halefin karısı Fâhıte bintu'l-Esved ibnu'l-Muttalİb ile evlenmek isteyen Safvân ibn Umeyye ibn Halef, Babası Zebbân ibn Seyyar'in karısı Muleyke bint Hârice ile evlenmek isteyen Manzûr ibn Zebbân ibn Seyyar el-Fezârî haklarında nazil olmuştur[53] Bunlardan Hısn (Kays) ibn Ebî Kays'in, ölen babası Ebu Kays'in hanımı Kübeyşe ile evlenmeye kalkması ve bu âyet-i kerimenin inmesiyle Kübeyşe ile evlenmesinin haram kılınması kıssası biraz önce (Nisa, 4/19 âyetinin nüzul sebebinde) geçmişti[54]

23 Öz oğullarınızın karıları ile evlenmeniz haramdır
İbn Cureyc'den rivayette o şöyle demiştir: Atâ'ya "Öz oğullarınızın karılan ile evlenmeniz haramdır" âyetini sordum Dedi ki: Hz Peygamber (sa) oğulluğu Zeyd ibn Hârise'nin karısı olup da boşadığı Zeyneb bint Cahş ile evlenince Mekke'de müşrikler Efendimiz aleyhinde ileri geri konuşup dedikodu ettiler de Allah Tealâ bu "Öz oğullarınızın karıları ile evlenmeniz haramdır" âyet-i kerimesini ve "Evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız gibi tanımadı" (Ahzâb, 33/4), "Tâ ki evlâtlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri zevcelerini almakta mü'minler üzerine bir günah olmasın" (Ahzâb, 33/37), "Muhammed adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir Fakat Allah'ın Rasûlü ve peygamberlerin sonuncusudur" (Ahzâb, 33/40) âyetlerini indirdi Hadise Ahzâb Sûresinin ilgili âyetlerinde inşaallah daha geniş olarak verilecektir[55]

24 Sağ ellerinizin malik olduğu kadınlar (cariyeler) müstesna olmak üzere diğer bütün kocalı (evli) kadınlarla evlenmenizin haramlığı, üzerinize Allah 'in 'jrzı olarak yazılmıştır Onlardan mâadası ise namuskâr ve zinaya sapmamış nal inde mallarınızla arayıp nikahlamanız için size helâl kılındı O halde mlardan hangisiyle faydalandıysanız ücretlerini takdir edildiği şekilde verin Kararlaştırdıktan (takdir ettikten) sonra aranızda anlaştığınız hususta size bir sorumluluk yoktur Şüphesiz ki Allah Alîm, Hakim olandır
Neseî'nin Muhammed ibn AbdiM-A'lâ kanalıyla Ebu Saîd el-Hudrfden rivayetle tahricine göre Allah'ın Rasûlü (sa) Evtas'a bir ordu göndermiş; düşmanla karşılaşıp onları yenmişler ve müşriklerden kocaları olan bazı kadınları da esir almışlar Müşriklerle evli o esir kadınlarla münasebette bulunma konusunda sıkıntı içindelerken Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirerek iddetlerinin bitiminde bu cariye kadınların sahiplerine helâl olduklarım bildirmiş[56]
Tirmizî'deki bir rivayette bu durumdaki ashabın, gelerek Hz Peygamber (sa)'e ne yapacaklarını sormaları üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur[57]
Ebu Saîd el-Hudrî’den gelen başka bir rivayette o şöyle diyor: Allah'ın Rasûlü (sa) Evtas halkından esirler alınca biz: "Ey Allah'ın elçisi, neseblerini ve kocalarını bildiğimiz kadınlarla nasıl cinsel ilişkide bulunuruz?" dedik de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu[58]
Başka bir kanaldan Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre o şöyle anlatıyor: Huneyn günü Allah'ın Rasûlü (sa) Evtas üzerine bir ordu gönderdi Bu ordu düşmanla karşılaşıp savaştı ve onlara galip geldiler de onlardan kadın esirler elde ettiler Rasûlullah (sa)'ın ashabından bazıları, onların müşriklerden kocaları olduğu için onlarla cinsel ilişki kurmada tereddüt ettiler de bunun üzerine Allah Tealâ bunlar hakkında "Sağ ellerinizin mâlik olduğu cariyeler müstesna olmak üzere evli kadınlarla evlenmeniz haram kılındı" "Yani iddetlerinin bitiminde onlar size helâldirler" anlamındaki âyet-i kerimeyi indirdi[59] Bu rivayetlere nazaran âyet-İ kerime Hicretin sekizinci yılı gazvelerinden olup Şevval ayında vukubulan Huneyn gazvesinden sonra nazil olmuş demektir
Abd ibn Humeyd'in İkrime'den rivayetine göre âyet-i kerime Muâze adındaki bir kadın hakkında nazil olmuştur Ayetin nüzulüne sebep olan hâdise şöyle gelişmiştir: Bu muâze Sedûs oğullarından Şücâ' ibnu'l-Hâris adında bir ihtiyarın hanımı imiş Şücâ'ın ondan daha genç bir karısı daha varmış ve bu genç hanım ona erkek çocuklar doğurmuş Şücâ' bir gün bazı işleri için evden dışarda olduğu sırada Muâze'nin bir amcası oğlu eve gelmiş Muâze ona: "Beni aileme geri götür, bu Şücâ'da hayır yok" demiş, amcası oğlu da onu alıp kadının kabilesine götürmüş Şücâ', eve dönüp de karısını bulamayınca durumu öğrenmiş ve Medine-i Münevvere'de Hz Peygamber (sa)'e gelerek başına gelenleri anlatmış Hz Peygamber (sa) "O kadını bana getirin; eğer beraberinde gittiğ adamla cinsî münasebette bulunmuşsa kadını recmedin, yok eğer ona dokunmamışlarsa kadını kocasına iade edin" buyurmuş Şücâ' ve genç karısından olma oğlu birlikte kadının kabilesine giderek Muâze'yi Hz Peygamber (sa)'in emriyle isteyip getirmişler ve kadın da kocası Şücâ'ın evine geri dönmüş[60]
Taberî, bu âyet-i kerimenin "Müşrik kocalarını terkederek Medine-i Münevvere'ye hicret eden, burada müslümanlarla Hz Peygamber (sa) tarafından evlendirilen, daha sonra da müşrik kocaları müslüman olup Medine-i Münevvere'ye hicret eden kadınlar hakkında nazil olup bununla bu kadınların, kocalarının da müslüman ve muhacir olmaları halinde başka müslümanlara haram kılındığı" şeklinde bir görüş olduğunu zikretmişse de bu görüş sahiplerinin kimler olduğunu belirtmemiştir[61]
İbn Cerîr'in Ma'mer ibn Süleyman kanalıyla tehricine göre el-Hadramî der ki: Bazıları evlenecekleri hanım için bir mehir kararlaştırıp sonra da mali yönden bir darlığa duçar olur, bir sıkıntıya düşerdi İşte bunun üzerine "Kararlaştırdıktan (takdir ettikten) sonra aranızda anlaştığınız hususta size bir sorumluluk yoktur" âyet-i kerimesi nazil oldu[62]

 

rana isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 12-21-2007   #16
Bilgiler
Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: Almanya
Mesaj: 9,018
İtibar
Tecrübe Puanı: 95
Rep Puanı : 4411
Rep Derecesi :
rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.
rana RSS Feed
Standart --->: Surelerin İniş Sebebleri



27 Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek ister Şehvetlerine uyanlar da sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler,
Mecûsiler kız kardeşlerle, kız ve erkek kardeşlerin kızlarıyla evlenmeyi helâl sayarlardı Allah Tealâ bunların nikâhını haram kılınca "Teyze ve hala'yı nikahlamanız haram iken onların kızlarını nikâhlamayı helâl görüyorsunuz O halde kız ve erkek kardeşlerin kızlarının nikâhlanmasını da helâl görün" dediler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu[63]

32 AIIah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır Allah 'in lûtfundan isteyin Muhakkak ki Allah herşeye Alîm fdir,
Mucâhid'den rivayete göre Ümmü Seleme: "Ey Allah'ın elçisi, erkekler gazveye çıkıyor, gaza ediyorlar biz yapmıyoruz, bize erkeklerin mirasının yarısı veriliyor Keşke biz de erkek olsaydık" dedi de Allah Tealâ bü "Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin" âyet-i kerimesini indirdi[64] Tirmizî'deki rivayette bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi olarak Ümmü Selemenin bu sözleri verilirken onun böyle söylemesi üzerine bir de Alu İmrân, 195 âyetinin[65], başka bir rivayette de "Müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar işte bunlar için Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır" (Ahzâb, 33/35) âyet-i kerimesinin nazil olduğu da kaydedilmektedir[66]
İkrime'den rivayete göre de kadınlar cihadı isteyip: "İsteriz ki Allah savaşı bize de farz kılsın da erkeklerin elde ettiği ecir ve mükâfatı biz de elde edelim" dediler de Allah Tealâ "Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin," âyet-i kerimesini indirdi[67]
Katâde ve Suddî derler ki: "Erkeğe iki dişinin payı kadardır" âyeti nazil olunca erkekler: "Dünyada mirasta kadınlardan üstün kılındığımız gibi âhirette de iyiliklerimizle kadınlardan üstün tutularak ecrimizin kadınların ecrinin (iki) katı olacağını umarız" dediler Kadınlar da: "Dünyada mirasımızın erkeklerin mirasının yarısı olması gibi âhirette günahlarımızın, erkeklerin günahlarının yansı kadar olacağını umarız" dediler de Allah Tealâ "Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin" âyet-i kerimesini indirdi[68] Suddî'den gelen başka bir rivayette kadınların yukardaki sözleri yerine: "Bizim ecrimizin de erkeklerin ecri kadar olmasını isteriz Elbette biz savaşamıyoruz Fakat şayet savaşmak üzerimize farz kılınmış olsaydı biz de Allah yolunda savaşırdık" dedikleri; Katâde'den gelen başka bir rivayette de kadınların kendilerine cahiliye devrinde mirastan hiç pay verilmezken İslâm'ın, erkelerin paylarından eksik verilmesine razı olmıyarak: "Bizim de mirastan paylarımız erkeklerin payları gibi olsaydı"; erkeklerin de "Âhirette iyiliklerimizle de kadınlardan üstün tutulacağımızı umarız" dedikleri ve bunun üzerine Allah Tealâ'nm bu âyet-i kerimeyi indirdiği kaydedilmektedir[69]
Ebu Leylâ rivayet ediyor: Ebu Cerîr'i şöyle derken işitiim: "Allah size emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı vardır" (âyet, 12) âyet-i kerimesi nazil olunca kadınlar: "Madem ki mirasta bir erkeğe iki kadının payı kadar miras veriliyor günahları da kadınlardan ikisinin payı kadar olmalı" dediler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu[70]
Yine "Allah size emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı vardır" (âyet, 12) âyet-i kerimesi ile ilgili olarak bir kadının "Ey Allah'ın elçisi, biz kadınlar daha muhtaç durumdayız, çünkü bizler zaha zayıfız Erkekler ise hayatlarını kazanmada bizden daha güçlüler" demişler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş
Başka bir rivayet kadınlarla erkeklerin eşitliği davasına götürüyor Bir kadın Hz Peygamber (sa)'e gelmiş ve demiş ki: "Ey Allah'ın elçisi, Erkeklerle kadınların Rabbı bir, Sen hem onlara, hem bize elçisin, babamız Adem, anamız Havva Allah'ın erkekleri zikredip de kadınları zikretmemesinin sebebi ne ola ki?" diye sormuş da bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş[71]

33 Ana-babamn ve akrabanın geriye bıraktıklarından her birine varisler kıldık Yeminlerinizin bağladığı kimselere paylarını verin Muhakkak ki Allah herşeye şahid olandır
İbn Abbâs'tan "Yeminlerinizin bağladığı kimselere paylarını verin" âyet-i kerimesi hakkında rivayet ediliyor: Cahiliye devrinde insanlar "Hangimiz önce ölürse arkada kalan ona mirasçı olacak," diye birbirleriyle antlaşma yaparlardı Allah Tealâ bunun hakkında "Akrabalar Allah'ın kitabında birbirlerine diğer mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar Şu kadar var ki dostlarınız için herhangi bir iyilikte bulunmanız müstesnadır Bu, kitabda yazılıdır" (el-Ahzâb, 33/6) âyetini indirdi[72]
İbn Cerîr'in Avfî kanalıyla İbn Abbâs'tan rivayetinde o şöyle demiştir: Cahiliye devrinde birisi, gidip bir diğerinin nesebine katılır ve ona tâbi olurdu Tâbi olduğu kişi Ölünce de ölenin vârisleri gelir mirası aralarında paylaşır ve o ölene tâbi olana ölenin mirasından hiçbir şey vermezler, ortada kalakalırdı İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Yeminlerinizin bağladığı kimselere paylarını Verin" âyet-İ kerimesini İndirdi[73]
Saîd ibnu'l-Museyyeb'den gelen bir rivayette ise o şöyle diyor: Bu âyet-i kerime, kendi çocukları dışında bir takım insanları oğulluk edinip de onları kendilerine mirasçı kılan kimseler hakkında nazil olmuştur[74]
Ebu Davud'un Ümmü Sa'd bintu'r-Rebî'den rivayetle tahricinde o şöyle demiştinBu âyet-i kerime Hz Ebu Bekr ve oğlu Abdurrahman hakkında nazil oldu Hz Ebu Bekr oğlu Abdurrahman müslüman olmamakta direnince Ona hiçbir şekilde infakta bulunmıyacağına ve mirasından ona bir şey bırakmıyacağma yemin etmişti Ancak oğlu Abdurrahman müslüman olunca Allah Tealâ bu âyet-i kerime ile Hz Peygamber (sa)'e, ona mirastan payını
vermesini emretmiştir[75]

34 Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır Hem de erkekler mallarından (kadınlara) infak etmekte, harcamaktadırlar
Katâde'den rivayette o şöyle diyor: Bize Hasen rivayet etti ki Hz Peygamber (sa) zamanında bir adam karısına bir tokat atmış, kadın da Hz Peygamber (sa)'e gelerek kocasının bu davranışını şikâyet etmiş Hz Peygamber (sa) kocası hakkında kısas yapmak istemiş de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş Kadını çağırıp bu âyet-i kerimeyi okuyan Hz Peygamber (sa): "Sen bir şey diledin ama Allah da ondan başkasını diledi ve Allah'ın dilediği en hayırlıdır" buyurmuş[76] Hasen'den gelen başka bir rivayet şöyledir: "Ansardan bir adam karısına bir tokat atmıştı Kocasına bu tokata karşılık kısas yapılması arzusuyla kadın Allah'ın Rasûlü (sa)'ne gelmiş ve Efendimiz de kısas uygulamak üzereyken Allah Tealâ: "Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'ân'da acele etme" (Tâhâ, 20/114) âyetini indirmiş Bunun üzerine Hz Peygamber (sa), Sa'd'ın karısını veya onunla birlikte gelenleri kısas yapılmak üzere göndermeyip, ilâhî hükmü beklemek üzere bu âyet-i kerimenin nüzulüne kadar yanında tuttu ve kendiliğinden bir hüküm vermedi de Allah Tealâ "Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır" âyet-i kerimesini indirdi Suddî rivayetinde ise kısas talebiyle Hz Peygamber (sa)'e kadının değil, ailesinin gittiği zikredilmektedir[77] Hz Ali'den gelen bir rivayette de ansardan birisinin karısını Hz Peygamber (sa)'e getirdiği, kadının: "Ey Allah'ın elçisi, kocam beni yüzümde iz bırakacak şekilde dövüyor" diye şikâyette bulunmuş olduğu, Hz Peygamber (sa)'in: "Buna hakkın yok" demesi üzerine bu âyet-i kerimenin nazil olduğu anlatılmaktadır[78]
Mukâtil'den gelen rivayette bu hadiseye karışanların kimler olduğu da zikrediliyor Şöyle ki: Nakîblerden Sa'd ibn Rebî' ile karısı Zeyd ibn Ebî Hüreyre kızı Habîbe hakkında nazil oldu Her ikisi de ansardandı Rivayete göre Habîbe, kocası Sa'd'e karşı gelince (serkeşlik edince) kocası da ona bir tokat vurmuş Habîbe'nin babası, kızını da yanına alarak Allah'ın Rasûlü (sa)'ne gitmiş ve:
"Kızımı ona verdim, o ise onu tokatladı" demiş Hz Peygamber (sa): "O da kocasına kısas yapsın, hakkını alsın" buyurmuş Habîbe babasıyla birlikte kocasına kısas yapmak üzere oradan ayrılırken Hz Peygamber (sa): "Geri dönün, Cibril geliyor" buyurmuş ve Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş de "Biz bir şey murad ettik, Allah başka bir şey diledi Hiç şüphesiz Allah'ın dilediği hayırdır" buyurmuş ve kocasına kısas yapması emrini geri almış[79] Kurtubî Tefsirinde Sa'd'ın karısının ismi Habîbe bint Zeyd ibn Hârice ibn Ebî Zuheyr olarak geçmektedir, Kelbî'den gelen bir rivayette de Sa'd'ın karısının Muhammed ibn Mesleme'nin kızı Umeyre olduğu; Ebu Ravk'tan gelen bir rivayette de âyet-i kerimenin Ubeyy'in kızı Cemile