Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Kur'an-ı Kerim Bölümü
> Kur'an-ı Kerim Alt Başlıklar > Kur'an ile ilgi yazılar & Makaleler
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 12-21-2007   #8
Bilgiler
Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: Almanya
Mesaj: 9,018
İtibar
Tecrübe Puanı: 95
Rep Puanı : 4411
Rep Derecesi :
rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.rana Çok ünlü.
rana RSS Feed
Standart --->: Surelerin İniş Sebebleri



262 Onlar ki mallarını Allah yolunda infak ederler, infak etmelerinin peşinden başa kakmaz ve eziyet de etmezler, işte onlaradır Rableri katında ecirleri ve onlara korku da yoktur, onlar mahzun olacak da değillerdir
İbnu's-Sâib ve Mukâtil'den: Medine-i Münevvere'deki en kıymetli sulardan birisi olan Rûme kuyusunu satın alarak umumun istifadesine arzedilmek üzere vakfetmesi ve Tebuk gazilerini teçhiz etmesi üzerine Hz Osman ve malının yarısı olan dört bin dirhemi yine aynı gazveye hazırlık sırasında infak eden Abdurrahman ibn Avf hakkında nazil olmuştur[322]
Hz Osman'ın Tebuk gazvesi ile ilgili ve bu âyetin nüzulüne sebep olan infakı hakkındaki rivayetler Tirmizî tarafından tahric olunmuştur Şöyle kî: Muhammed ibn Beşşâr kanalıyla Abdurrahman ibn Hbâb'dan rivayette o şöyle anlatıyor: Hz Peygamber (sa) Tebuk seferine çıkacak orduya yardım için ashabını teşvik ederken oradaydım Osman ibn Affân kalktı ve: "Ey Allah'ın elçisi, Allah yolunda koşumlarıyla, Örtüleriyle yüz deve benim üzerimedir" dedi Hz Peygamber orduya yardıma teşvik etmeye devam etti de yine Osman ibn Affân kalktı ve: "Ey Allah'ın Rasûlü, Allah yolunda koşumlarıyla, örtüleriyle iki yüz deve benim üzerimedir" dedi Sonra Hz Peygamber (sa) orduya yardıma yine teşvikte bulundu ve yine Osman İbn Affân kalktı ve: "Ey Allah'ın Rasûlü, Allah yolunda koşumları ve örtüleriyle beraber üç yüz deve benim üzerimedir" dedi Allah'ın Rasûlü (sa)'ne bakıyordum; minberden indi, inerken de şöyle diyordu: "Bundan sonra Osman hiçbir amel işlemese de ona bir zararı yoktur, bundan sonra Osman hiçbir amel işlemese de Osman'a bir zararı yoktur"[323]
Muhammed ibn İsmail kanalıyla Abdurrahman ibn Semüre'nin kölesi Kuseyyir'den rivayet ediliyor ki o şöyle anlatmıştır: Hz Peygamber Tebuk'e gidecek orduyu hazırlarken Osman ibn Aftan eteğinde O'na bin dinar getirdi ve Efendimiz (sa)'in kucağına bıraktı Abdurrahman der ki: Allah'ın Rasûlü (sa)'nü gördüm; altınları elinde evirip çeviriyor ve iki kere: "Osman bundan sonra bir amel işlemese de bu ona zarar vermez" duyuruyordu[324]

267 Ey iman edenler, kazandıklarınızın en güzelinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin Kendinizin de gözünüzü yummadan alıcısı olmadığınız bayağı şeyleri infak etmeye, vermeye kalkmayın Bilin ki Allah ĞanVdir, Hamîd'dir
Berâ ibn Azib'den, o şöyle anlatıyor: Ansar hakkında nazil oldu Ansar hurma kesimi mevsiminde herkes kestiği hurmalardan bir şeyler Mescid-i nebeviye getirir ve mescid-i nebevide iki direk arasına bağlanmış bir ipe asarlar, fakir muhacirler de onlardan yerlerdi Bazıları, oraya konan hurma hevenklerinin çokluğuna bakarak bir beis yoktur diye düşüncesiyle iyi hurma hevenkleri arasına kötü hurmaları da katıp buraya koydular da Allah Tealâ bunlar hakkında "Ey iman edenler, kazandıklarınızın en güzelinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin Kendinizin de gözünüzü yummadan alıcısı olmadığınız bayağı şeyleri infak etmeye, vermeye kalkmayın" âyetini indirdi
Ubeyde es-Selmânî'den biraz daha farklı bir nüzul sebebi rivayet ediliyor Şöyle ki: Hz Ali'ye "Ey iman edenler, kazandıklarınızın en güzelinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin Kendinizin de gözünüzü yummadan alıcısı olmadığınız bayağı şeyleri infak etmeye, vermeye kalkmayın" âyetini sordum Ali dedi ki: Bu, farz olan zekât hakkında nazil oldu Bazıları hurma kesimi vaktinde hurma bahçesine gider iyi hurma hevenklerini keser, bir kıyıya ayırır Zekât toplama görevlisi gelince de ona o iyi hevenklerden değil kötü o-l&utarmdaR vejritdu Allah Tealâ buuuu üzerine "Kendinizin de gözünüzü yummadan alıcısı olmadığınız bayağı şeyleri infak etmeye, vermeye kalkmayın" buyurdu Atâ rivayetinde mescid-i nebevide o iki direk arasında bulunan ipe asmak üzere kötü hurma getiren birisini Hz Peygamber (sa)'in gördüğü ve: "Nedir bu? Ne kötü hurma astm" buyurduğu ve akabinde bu âyetin nazil olduğu kaydı vardır[325]
Bunlardan Berâ rivayetine göre âyet-i kerime nafile sadakalar hakkında, Ubeyde rivayetine göre ise Farz olan zekât hakkında nazil olmuştur
İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayetine göre ise Hz Peygamber (sa)'in ashabından bazıları ucuz yiyecekler satın alıp onları sadaka olarak verirlerdi ve âyet-i kerime bunun üzerine nazil oldu [326]

271 Eğer sadakaları açıktan verirseniz o ne güzeldir Eğer onları gizler ve bu şekilde fakirlere verirseniz işte bu, sizin için en hayırlıdır, Allah, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar, Allah yapmakta olduklarınıza Habîr'dir
İbnu's-Sâib der ki: "Nafakadan ne harcadınız, yahut adaktan ne adadınızsa muhakkak Allah onu bilir Zâlimlerin hiç yardımcıları yoktur" (Bakara, 2/270) âyet-i kerimesi nazil olunca ashab-ı kiram: "Ey Allah'ın elçisi, hangisi daha faziletli; gizli verilen sadaka mı, yoksa açıktan verilen mi?" diye sordular da bu âyet-i kerime nazil oldu[327]
İbn Ebî Hâtim'in babası kanalıyla Amir eş-Şa'bî'den rivayetine göre o, "Eğer sadakaları açıktan verirseniz o ne güzeldir Eğer onları gizler ve bu şekilde fakirlere verirseniz işte bu, sizin için en hayırlıdır," âyeti hakkında şöyle demiştir: Ebu Bekr ve Ömer hakkında nazil oldu Ömer, malının yarısını getirmiş ve (Allah yolunda infak olunmak üzere) Hz Peygamber (sa)'e vermişti Hz Peygamber (sa) ona: "Arkanda ailen için ne bıraktın ey Ömer?" diye sordu "Malımın yarısını bıraktım" dedi Ebu Bekr ise malının tamamını getirip neredeyse kendinden bile gizleyerek (Allah yolunda infak edilmek üzere) Hz Peygamber (sa)'e verdi Hz Peygamber (sa) ona da: "Ey Ebu Bekr, ailen için arkanda ne bıraktın?" diye sordu Ebu Bekr: "Allah'ın ve Rasûlü'nün va'dettiklerini bıraktım" dedi de Ömer ağladı ve: "Ey Ebu Bekr, babam sana feda olsun Ne zaman seninle hayır konusunda yarıştıysam sen beni geçtin" Dedi[328]
Abdurrahman ibnu'ş-Şureyh'den rivayete göre o, Yezîd ibn Ebî Hubeyb'i şöyle derken işitmiş: "Eğer sadakaları açıktan verirseniz o ne güzeldir" âyeti yahudi ve hristiyanlara sadaka verme hakkında nazil olmuştur [329]

272 Onları hidayete erdirmek senin üzerine borç değil Ancak Allah hidayeti kime dilerse ona verirİnfak edeceğiniz hayır, kendi yararınızadır Zaten siz, Allah 'in hoşnutluğunu aramaktan başka bir şekilde infakta bulunmazsınız İnfak edeceğiniz hayrın mükâfatı size tam olarak verilecek ve siz asla haksızlığa uğratılmıyacaksınız
Hz Ebu Bekr'in kızı Esma'ya bir gün annesi Netîle ve nenesi gelip ondan, yardım olarak kendilerine bir şeyler vermesini istemişlerdi İkisi de müşrik idiler Bu yüzden Esma, onlara bir şey vermeyip: "Allah'ın Rasûlü'ne sormadan size bir şey vermiyeceğim Çünkü siz benim dinim üzere değilsiniz" dedi Gelip Hz Peygamber (sa)'e, onlara yardım olarak bir şey verip veremiyeceğini sordu da Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi ve Hz Peygamber (sa) Esma'ya, onlara tasaddukta bulunmasını emretti[330]
Şu'be'den rivayet ediliyor: Hz Peygamber (sa) müşriklere sadaka vermezdi Bunun üzerine "siz, Allah'ın hoşnutluğunu aramaktan başka bir şekilde infakta bulunmazsınız" âyeti nazil oldu da Efendimiz onlara da sadaka verdi[331]
Şu'be'den gelen bu rivayette Hz Peygamber (sa)'in müslüman olmıyanlara sadaka vermediği bilgisi İbn Ebî Hatim'in ve îbn Ebî Şeybe'nin Sa'îd ibn Cubeyr'den tahric ettiği bir haberde "Müslüman olmıyanlara sadaka verilmemesini emrederdi" şeklindedir Şöyle ki: İbn Ebî Hâtim'in babası kanalıyla İbn Abbâs'tan, onun da Hz Peygamber (sa)'den rivayetine göre O, sadece müslüman olanlara sadaka verilmesini emrederdi Ta ki "Onları hidayete erdirmek senin üzerine borç değil Ancak Allah hidayeti kime dilerse ona verirİnfak edeceğiniz hayır, kendi yararınızadır" âyet-i kerimesi nazil oluncaya kadar Bu âyet indikten sonra, hangi dinden olursa olsun, yardım ve sadaka isteyen herkese sadaka verilmesini emretti[332] Nakkaş'in verdiği haberde konu biraz daha sarihtir: Bir gün Hz Peygamber (sa)'e, dağıtması için sadaka getirilmişti Bir yahudi geldi ve: "Bana da ver" dedi Efendimiz (sa): "Müslümanların sadakasından sana bir şey düşmez" buyurdu Yahudi çok uzaklaşmadan "Onları hidayete erdirmek senin üzerine borç değil" âyeti nazil oldu da Hz Peygamber (sa) o yahudiyi çağırdı ve ona verdi Daha sonra Allah Tealâ zekâtın sarf yerlerini bildirdiği âyetle bunu da neshetmiştir[333]
İbn Abbâs'tan gelen bir rivayette ise müşriklerden akrabalarına sadaka vermeyen veya sadaka vermeye çekinen sahabe hakkında nazil olduğu, bu âyetin nüzulü ile onların da müşrik bile olsalar akrabalarına sadaka vermeye başladıkları bildirilmektedir
Müsennâ kanalıyla Rebî'den gelen bir rivayette o şöyle diyor: Müslümanlardan birisinin müşriklerden bir akrabası olur da o müşrik yakını sadakaya muhtaç durumda olursa ona sadaka vermez, buna gerekçe olarak da: "Benim dinimden değil" derdi Allah Tealâ bunun üzerine "Onları hidayete erdirmek senin üzerine borç değil" âyetini indirdi
İbn Abbâs'tan gelen başka bir rivayette ise o şöyle anlatıyor: Ansar'dan bazılarının Kurayza ve Nadîr oğullarından akrabaları vardı ve onlara sadaka vermek istemezler, onlara sadaka vermek için müslüman olmalarım isterlerdi İşte bunun üzerine "Onları hidayete erdirmek senin üzerine borç değil Ancak Allah hidayeti kime dilerse ona verir" âyeti nazil oldu[334]
Bu âyet-i kerimenin, ister müşrik, ister ehl-i kitabdan olsun aralarında din ihtilâfı olan akrabalara, ihtiyaç içinde olmaları halinde, müslüman ve fakir yakınlar ihmal edilmeksizin onlara da sadaka vermekte bîr beis olmadığı hakkında genel bir hüküm getirdiği açıklıkla anlaşılmaktadır Öte yandan herhalde ashabın muhtaç durumdaki müşrik akrabalarına tasaddukta bulunmamaları onların ihtiyaçlarının kendilerini İslâm'a, müslüman olmaya sevkedebileceğine dair zanları idi Başka bir ifadeyle onlara sadaka verilmemesi onların müslüman olmaları hususundaki hırslarından, bu şekilde de olsa İslâm'a bir çeşit mecbur etme gayesine yönelikti[335]

274 Mallarını gece, gündüz, gizli ve açıktan infâk edenler; işte onlarındır Rabları katında mükâfatları Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun olacak da değillerdir
Abdurrezzâk, İbn Abbâs'tan rivayet ediyor: Bu âyet-i kerime Ali ibn Ebî Tâlib hakkında nazil olmuştur Dört dirhemi varmış da bunun birini gece, birini gündüz, birisini gizli ve birisini de açıktan infak etmiş İbn Cureyc ise isim vermeden böyle yapan yani elindeki dört dirhemi gece, gündüz, gizlide ve açıktan olmak üzere birer birer sadaka olarak dağıtan birisi hakkında nazil olduğunu söylemiştir[336] Dahhâk'in İbn Abbâs'tan rivayetinde ise Hz Ali ve Abdurrahmân ibn Avf haklarında nazil olmuştur Hz Ali geceleyin bir vesak hurmayı ehl-i suffaya göndermi$, Abdurrahmân da bir miktar dinarı onlara gündüz göndermişti de onların ba davranışları üzerine bu âyet indi[337]
İbn Abbâs'tan gelen ikinci bir rivayette de âyet-i kerimenin "Allah yolunda cihad için hazırlanan atlara yem veren, onları yenileyenler hakkında nazil olmuştur[338] Kırk bin dinar sadaka dağıtan; bunun on binini gündüz, on binini gece, on binini gizli ve on binini de açıktan veren Hz Ebu Bekr hakkında nazil olduğu kavlini Alûsî zayıf görmektedir[339] Zaten Hz Ali veya Abdurrahmân ibn Avf veya Hz Ebu Bekr hakkında nâzİl olmuş olsa bile âyette belirli bir kimsenin adı verilmediğine göre hükmü umumî olup böyle yapan herkes âyetteki müjdenin kapsamı içine girecektir[340]

278 Ey iman edenler, mü'minler iseniz Allah* tan takva üzere olun ve faizden kalanı bırakın, almayın
Atâ ve İkrime şöyle anlatıyorlar: Bu âyet-i kerime Abbâs ibn Abdulmuttalib ve Osman ibn Affân hakkında nâziî oldu Onlar insanlara borç olarak hurma verirlerdi Bir keresinde borç verdikleri birisi hurma kesim vakti bunlara gelip: "Sizin alacağınız hurmanın tamamını size versem ailemin yemesine yetecek hurmam kalmıyacak Size olan hurma borcumun yarısını şimdi versem de kalan yarısını ikiye katlr'arak gelecek sene versem" dedi Onlar da kabul ettiler Bir sonraki sene borcun ödenme vakti gelip de o adamdan alacaklarını istediler Bundan haberi olan Hz Peygamber (sa) ikisini bundan men etti de Allah Tealâ bu âyeti indirdi Abbâs ve Osman: "İşittik ve itaat ettik" dediler, sadece ona verdikleri borcu, yani ana malı aldılar[341]
Suddî'den rivayette ise Hz Osman olmadığı gibi faize konu olan mal hurma olmayıp paradır Şöyle ki: Bu âyet-i kerime Abbâs ibn Abdulmuttalib ve Muğîra oğullarından bir adam hakkında nazil oldu Câhiliye devrinde ikisi ortak olarak Sakîf in Amr ibn Umeyr oğulları koluna mensup bazı kimselere faizle borç vermişler İslâm geldiğinde de onlar üzerinde külliyetli miktarda anapara ve faiz alacakları varmış Allah Tealâ, onlar üzerinde henüz almadığınız faizleri almayın diye bu âyet-i kerimeyi indirmiş
İbn Cureyc'den rivayette de o şöyle anlatıyor: Hz Peygamber (sa), gerek Sakîflilerin diğer insanlar üzerinde, gerekse diğer insanların Sakifliler üzerinde olan faiz borçları kaldırılmak üzere Sakiflilerle antlaşma yapmıştı Mekke'nin fethinden sonra Attâb ibn Esîd'in Mekke emirliği zamanında Sakîf ten Amr ibn Umeyr ibn Avf oğullan, Mahzûm oğullarının Muğîra oğulları kolundan faiz almakta devam ediyorlarmış Muğîra oğulları câhiliye devrinde onlara faiz ver-mekteler iken İslâm gelince Amr ibn Umeyr oğulları yine alacaklar olan faizleri istemeye gelince Muğîra oğulları İslâm'da bu faizi vermek istememişler ve dava Hz Peygamber (sa)'in Mekke valisi Attâb ibn Esîd'e gelmiş Attâb da Hz Peygamber (sa)'e durumu yazarak nasıl hükmedeceğini sormuş İşte bunun üzerine "Ey iman edenler, mü'minler iseniz Allah'tan takva üzere olun ve faizden kalanı bırakın, almayın Böyle yapmazsanız Allah'a ve peygamberine karşı savaşa girmiş olduğunuzu bilin Eğer tevbe ederseniz ana mallarınız (ana paranız) yine sizindir Ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğratılmış olursunuz" âyeti nazil olmuş Efendimiz de Attâb'a: "Razı olurlarsa ne alâ, değilse onlara savaş ilân et" diye yazmış İkrime'den rivayete göre Muğîra oğullarından faiz alacağı olanlar Amr ibn Umeyr oğullarından Mes'ûd ibn Amr ibn Abdi yâleyl, Rabîa ibn Amr, Hubeyb ibn Umeyr imiş Bunlardan ibn Abdi yâ leyi, Hubeyb, Rabîa ve Hilâl müslüman olmuşlar[342] Bir rivayette onlar alacakları faizden vazgeçerek: "Tevbe ederiz Bizim ne Allah'a ne de Peygamberine savaş açacak gücümüz yok" demişler[343] Bu nüzul sebebi Zeyd ibn Eşlem, Mukatil ibn Hayyân ve Suddî'den de rivayet edilmiştir[344] Başka bir rivayette Hz Peygamber ile Sakîf arasında yapılan anlaşma farklı verilmekte Buna göre Hz Peygamber onlarla: "Onların başkaları üzerinde olup da alacakları faizleri onlar alacaklar ve fakat başkalarının onlardan alacağı olan faizler kaldırılacak ve Sakîfliler bu antlaşmadan sonra kimseye faiz ödemiyecekler" şeklinde antlaşma yapmıştı[345] Zayıf bir ihtimal olmakla birlikte şayet böyle tek taraflı bir indirimi ihtiva eden bir antlaşma yapılmışsa dahi herhalde Sakîflileri İslâm'a ısındırmak için yapılmış olmalıdır[346]

280 Eğer darlık içinde ise ona genişlikte olacağı zamana kadar süre verin Almayıp sadaka olarak bağışlamanız ise sizin için en hayırlıdır Eğer bilirseniz
Bu âyet-i kerimenin de bir önceki âyet-i kerime gibi Sakîflilerin faiz alacağı hakkında nazil olduğu söylenir Sakîfliler, Muğîra oğullarına gelip de faiz alacaklarını isteyince mali yönden sıkıntı içinde olan Muğîra oğulları: "Elimizde size verecek bir şeyimiz yok Hasat zamanına kadar bize mühlet verseniz" demişler de "Eğer darlık içinde ise ona genişlikte olacağı zamana kadar süre verin" âyeti nazil olmuş[347]
Ya'kûb kanalıyla Hz Ömer'den rivayete göre o şöyle demiştir: "Kur'ân'dan son nazil olan faiz âyetidir Hz Peygamber (sa) onu bize tefsir etmeden vefat etti Siz faizi de faiz şüphesi olanı da bırakın"
Hz Ömer'den Humeyd ibn Mes'ade kanalıyla gelen rivayet biraz daha ayrıntılı Şöyle ki: Ömer kalktı, Allah'a hamdü senadan sonra şöyle dedi: "Tam olarak bilmiyorum, faiz konusunda belki biz, size uygun olmıyan bir şey emreder, yine tam olarak bilmiyorum belki size uygun olan bir şeyi yasaklarız Zira Kur'ân'dan son nazil olan âyetler faiz âyetleri idi ve Allah'ın Rasûlü onları bize beyan etmeden önce vefat eyledi Faiz konusunda sizi şüphelendireni bırakın, şüphelendirmeyen i alın"[348]

281 Öyle bir günden sakının ki o gün Allah 'a döndürüleceksiniz Sonra herkese kazandığı tastamam verilecek, onlara hiç haksızlık edilmiyecektir
İbn Abbâs'tan muhtelif kanallardan gelen rivayetlere göre Kur'ân*dan en son nazil olan âyet budur[349] İbn Cureyc, Efendimiz (sa)'in bu âyetin nüzulünden sonra sadece dokuz gün yaşadığını kaydederken bu âyetin bir Cumartesi günü nazil olduğunu, Peygamber Efendimiz (sa)'in de bir pazartesi günü vefat ettiğini söyler[350] Bu rivayet yanında Hz Peygamber (sa)'in bu âyetin nüzulünden sonra yedi gün, sadece üç saat, 21 gün, 81 gün yaşadığı rivayetleri de vardır[351]
Hz Ömer'den gelen rivayetle İbn Abbâs'tan gelen rivayet arasını te'lif etmek mümkün Bu sûrede "Ey iman edenler" (âyet: 278) ile başlıyan âyetten bu 281 âyete kadar olan âyetler hep faiz hakkında olup bu sonuncu da sanki o âyetlerin bir müeyyidesi konumunda olarak onların bir tamamlayıcısı gibidir ve hepsinin birlikte nazil olmaları hiç de uzak bir ihtimal değildir[352]

282 Ey iman edenler, belirlenmiş bir zamana kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın
Sufyân es-Sevrî'nin, İbn Abbâs'tan rivayetine göre bu "Ey iman edenler, belirlenmiş bir zamana kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın" âyeti vadesi belirlenmiş vadeli alış veriş (selem yani parayı peşin verip karşılığı olan malı ilerde belirlenmiş bir vakitte almak üzere yapılan alış veriş akitleri) hakkında nazil olmuştur[353]
Taberî'nin Rebî'den rivayetle tahricine göre bu müdâyene âyetinin "Kâtib, Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin (yüz çevirmesin), yazsın" kısmı nazil olduğunda birisi bir kâtibe gelir ve kendisi için yazmasını ister, kâtibin "Ben şu anda meşgulüm, bir başkasına yazdır," demesine bakmaz, onu yazması için sıkıştırır dururdu da bunun üzerine aynı âyet-i kerimenin "Yazana da şahidiik edene de asla zarar verilmesin" kısmı nazil oldu[354]

284 göklerdekiler de yerdekiler de Siz, içinizdekileri açıklasanız da gizîeseniz de Allah onlarla sizi hesaba çeker Sonra da kimi dilerse bağışlar, kimi de dilerse azâb eder Allah her şey e Kadir'dir
285 Peygamber de, mü 'minler de O 'na indirilene inandı Hepsi de Allah 'a, meleklerine, kitablarına ve peygamberlerine iman ettiler O'nun peygamberlerinden hiçbirinin arasını ayırmayız "İşittik ve itaat ettik, affını dileriz, ey Rabbımız dönüş ve varış sanadır " dediler
286 Allah bir nefse (kişiye) ancak gücünün yeteceğini yükler O nefsin kazandığı lehine, kazanıp yüklendiği de aleyhinedir Ey Rabbımız, unuttuk veya yanıldıysak bizi bundan muâhaze etme Ey Rabbımız, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme Ey Rabbımız, bize gücümüzün yetmiyeceğini taşıtma, affet bizi, bağışla bizi, rahmet eyle bize, Sen Mevlâ'mızsin Kâfirler güruhuna karşı yardım et bizlere
Ebu Kureyb kanalıyla Ebu Hureyre'den rivayete göre o şöyle anlatıyor: "Allah'ındır göklerdekiler de yerdekiler deSiz, içinizdekileri açıklasanız da gizîeseniz de Allah onlarla sizi hesaba çeker" âyet-i kerimesi nazil olunca bu
müslümanlara ağır geldi (zor geldi) de Hz Peygamber (sa)'e gelip diz çökerek: "Ey Allah'ın elçisi, biz şimdiye kadar gücümüzün yettiği amellerle; namaz, o-ruç, cihad, sadaka ile mükellef kılınmıştık Şimdi ise sana şu âyet nazil oldu ki bizim buna gücümüz yetmez Biz içimizden geçirdiklerimiz sebebiyle de ceza-landırılacaksak mahvolduk" dediler Hz Peygamber: "Siz de Sizden önceki yahudi ve hristiyanların: "İşittik, isyan ettik" dedikleri gibi mi demek istiyorsunuz? Siz onların yaptıklarının aksine: "İşittik, itaat ettik Bizi bağışla Rabbımız, varış Sana'dır" deyin" buyurdu Onlar: "İşittik, itaat ettik, bağışla bizi Rabbımız, varış Sana'dır" dediler ve dilleri de böyle söylemeye alıştı Bunun hemen peşinden Allah Tealâ "O peygamber de kendisine Rabbından indirilene iman etti, mü'minler de Allah bir nefse ancak gücünün yeteceğini yükler Kazandığı kendi lehine, kazandığı şer de kendi aleyhinedir Ey Rabbımız unuttuk, yahut yanıldıysak bizi tutup muâhaze etme"ye kadar olan âyetleri indirdi Ebu Hureyre der ki: Allah'ın Rasûlü (sa) buyurdu ki: Allah Tealâ: "Evet" buyurdu "Ey Rabbımız, bizden evvelkilere yüklediğin gibi üstümüze ağır bir yük yükleme" kısmı nazil olunca Hz Peygamber, Allah Tealâ'nin yine "Evet" buyurduğunu haber verdi "Ey Rabbımız, güç yetiremiyeceğimizi bize taşıtma, Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet eyle Sen Mevlâmızsın bizim Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım eyle" kısmı nazil olunca Hz Peygamber (sa) yine Allah Tealâ'nin "Evet" buyurduğunu haber vermiştir[355]
Bu konuda İbn Abbâs'tan gelen rivayet de aynı olmakla birlikte küçük farklar vardır Bu farkları görmek için bu rivayeti de zikredelim: "Siz, içinizde-kileri açıklasanız da gizleseniz de Allah onlarla sizi hesaba çeker" âyeti nazil olunca ashabın kalbine o zamana kadar hissetmedikleri bir duygu ve korku girdi de Hz Peygamber (sa)'e gelip bu âyetin ağırlığından bahsettiler Hz Peygamber (sa): "İşittik, itaat ettik, teslim olduk" deyin buyurdu Allah Tealâ da onların kalblerine iman bıraktı ve "O peygamber de kendisine Rabbından indirilene iman etti, mü'minler de" âyetini indirdi[356] Ravi Ebu Kureyb der ki: "Ey Rabbımız unuttuk, yahut yanıldıysak bizi tutup muâhaze etme" yi okudu ve dedi ki: (Allah Tealâ): "Öylece yaptım" buyurdu Hz Peygamber: "Ey Rabbımız, bizden evvelkilere yüklediğin gibi üstümüze ağır bir yük yükleme" kısmını okuyup Allah Tealâ'nin yine "Öylece yaptım" buyurduğunu, "Ey Rabbımız, güç yetiremiyeceğimizi bize taşıtma" kısmını okuyup Allah Tealâ'nin "Öyle yaptım" buyurduğunu, "Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet eyle Sen Mevlâmızsın bizim Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım eyle" kısmını okuyup Allah Tealâ'nin: "Öyle yaptım" buyurduğunu haber verdi[357]
Saîd ibn Cubeyr'den gelen rivayetin sonunda "Bu ümmete Bakara suresinin son âyetleri verilmiştir ki onlardan önceki ümmetlere verilmemişti" fazlalığı vardır[358]
Rivayetlerden öyle anlaşılıyor ki ashabın bazılarının "Siz, içinizdekileri a-çıklasanız da gizleseniz de Allah onlarla sizi hesaba çeker" âyeti ile "Allah bir nefse ancak gücünün yeteceğini yükler" âyeti arasındaki ilişkiden haberi yoktu
Taberî'nin Ebu'r-Radâd el-Mısrî Abdullah ibn Abdusselâm kanalıyla Saîd ibn Mercâne'den rivayet ettiği şu haber bunu gösteriyor: İbn Mercâne şöyle anlatıyor: Bir gün İbn Ömer'e gelmiştim "Siz, içinizdekileri açı ki asan iz da gizleseniz de Allah onlarla sizi hesaba çeker O, dilediğini bağışlar, dilediğine de az eder" âyetini okudu ve "Eğer bizi bu âyetle muâhaze edecek olursa mahvolduk!" dedi ve ağladı, o kadar ki gözlerinden yaşlar aktı İbn Mercâne anlatmaya şöyle devam eder: Sonra İbn Abbâs'ın yanına geldim ve: "Ey Ebu'l-Abbâs, İbn Ömer'e vardım "Siz, içinizdekileri açı ki asan iz da gizleseniz de Allah onlarla sizi hesaba çeker" âyetini okudu ve "Eğer bizi bu âyetle muâhaze edecek olursa mahvolduk!" dedi ve ağladı, o kadar ki gözlerinden yaşlar aktı" dedim, tbn Abbâs: "Allah Ebu Abdurrahmân (İbn Ömer)'i bağışlasın! Rasûİullâh (sa)'m ashabı da aynen îbn Ömer'in korktuğu gibi bu âyetten korkmuşlardı da Allah Tealâ "Allah bir nefse ancak gücünün yeteceğini yükler" âyetini indirdi Vesveseyi neshedip sadece kavil ve fiili bıraktı" dedi[359]
Yine îbn Abbâs'tan gelen bir rivayette o şöyle demiş: "Siz, içinizdekileri açıklasanız da gizleseniz de Allah onlarla sizi hesaba çeker" âyeti nazil olunca Hz Peygamber (sa)'in ashabı feryad ettiler ve: "Ey Allah'ın elçisi, elimizle, ayağımızla, dilimizle yaptıklarımızdan tevbe edelim Fakat vesveseden nasıl tevbe edeceğiz, ondan nasıl sakınacağız? Bu mümkün değil" dediler de Cibril Rasûlullah (sa)'a şu âyeti, "Allah bir nefse ancak gücünün yeteceğini yükler" âyetini indirdi [360]
"Siz, içinizdekileri açıklasanız da gizleseniz de Allah onlarla sizi hesaba çeker" âyetinin bir yıl kadar yürürlükte kaldıktan sonra "Allah bir nefse ancak gücünün yeteceğini yükler" âyetinin indiği ve ashabın bu sıkıntısının giderildiği, yani nesholunduğu; kâfirlere içlerinden dostluk besleyen mü'minler hakkında indiği (siz kâfirlere karşı sevginizi ve dostluğunuzu açıktan yapsanız da gizleseniz de Allah bunu bilir ve sizi bundan dılayı cezalandırır anl-----) ve neshedilmediği görüşleri de vardır[361]
Bu arada yine İbn Abbâs'tan gelen bir rivayete göre de âyet şâhidlik hakkındadır ve buna göre âyet neshedilmiş de değildir Yani "Ey inananlar siz herhangi bir hadiseye şahid olur, o hadiseye karışanlar sizin şâhidliğİnize muhtaç olurlar da "Biz şâhid olduk ama hâkim önünde şâhidlik etmeyiz" derseniz, ya da "Biz bir şey görmedik, bilmiyoruz" derseniz Allah bununla sizi hesaba çeker" Demektir[362]

1] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/14
[2] Celâluddin Abdurrahman ibn Ebî Bekr es-Suyûtî, Lubabu'n-Nukûl fî Esbâbi'n-Nuzûl, (Tefsîru'l-Celâleyn hamişinde), Kahire tarihsiz, 1/8; Taberî, Câmiu'I-Beyân, İ,80
[3] Taberî, Câmiu'i-Beyân, 1,79
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/14
[4] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,84
[5] Suyûti Lubâbu'n-Nukûi, 18-9
[6] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1/9
[7] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/14-15
[8] Taberî, Câmiu'i-Beyân, 1,90
[9] el-Fahru'r-Râzî, et-Tefsîru'l-Kebîr, Tahran tarihsiz (Dâru'l-Kutubi'l-İlmiyye), 11,61
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/15
[10] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,97
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/16
[11] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1/9-10
[12] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu Ii-Ahkâmi'1-Kur'ân, Beyrut 1408/1988,1,143
[13] Fahreddin er-Râzî, Mefâtfhu'1-Ğayb, 11,61
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/16-17
[14] Suyûtî, Lubâbun-Nukûl, 1,10-11; Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,119
[15] el-Fahru'r-Râzî, et-Tefsîru'1-Kebîr, 11,74
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/17-18
[16] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, Beyrut 1408/1988 1161
[17] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/18
[18] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,138
[19] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,11-12
[20] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, Beyrut 1985 (İkinci baskı), s 21-22
[21] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câraiuli-Ahkâmi*l-Kur'ân, Beyrut 1408/1988» 1,168; Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, tahkik: Mervan Muhammed eş-Şe'âr, Beyrut 1416/1996,1,73
[22] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,13
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/19-20
[23] Taberî, Camiu’l-Beyân, 142-143
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/20
[24] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 1,228-229
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/21
[25] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi'l-Kur'ân, 1,233
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/21
[26] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,13; el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzul, Beyrut 1985 (İkinci baskı), s 22
[27] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed ei-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 1,248
[28] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/21-22
[29] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed d-Kurtubî, el-Câmiu Ii-Ahkâmi'1-Kur'ân, 1,259
[30] H Tahsin Emiroğlu, Esbab-ı Nüzul, Konya, 1965 1,43
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/22
[31] Abdulfettâh ei-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'İ-Mufessirîn, Kahire tarihsiz (Birinci baskı), s 13
[32] el-vâhidî, Esbâbu'n-NüzûL Beyrut 1985 (İkinci baskı), s 22
[33] Suyûtî, Lübabu'n-Nukul, 1,13-14
[34] el-vahidî, Esbâbun-Nuzûi, s 22-23
[35] Bak: el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 23
[36] Taberî, Câmiu'i-Beyân, 1,254-257 ibn Hişâm da Selman el-Fârisî'yi ihtidaya götüren hâdiseleri bundan daha tafsilâtlı olarak İbn İshâk'tan naklen zikreder Bak: es-Siretu'n-Nebeviyye, Tahkik: Mustafa es-Sakâ, İbrahi el-İbyârî, Abdulhafîz Şelebî, Kahire 1375/1955, 1,214-220
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/22-26
[37] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, Beyrut 1985 (İkinci baskı), s 24
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/26
[38] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,293
[39] İbn Kesîr, Tefsîru'1-Kur'âni'l-Azîm, tahkik: Muhammed İbrahim el-Bennâ, Muhammedi Ahmed Aşûr, Abdulaziz Cuneym, İstanbul (Kahraman Yayınları), 1984,1,166
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/26-27
[40] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, Beyrut 1985 (ikinci baskı), s 23
[41] Abdulfettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'1-Müfessirîn, Kahire tarihsiz (Birinci baskı), s 14
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/27
[42] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûi, s 23
[43] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmı'1-Kur'ân, 11,9-10
[44] el-Kurtubî, age 11,7, 9
[45] el-Kurtubî, age, 11,9-10
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/28
[46] el-Kurtubî, age, II,16
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/29
[47] İbn Hişâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, Tahkik: Mustafa es-Sakâ, İbrahim el-îbyân, Abdulhafîz Şelebî, Kahire 1375/1955, 1,211; Taberî, Câmju'l-Beyân, 1,325
[48] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,325
[49] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 24
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/29-30
[50] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali İbnu’l-Cevzi, Za’du’l-Mesir fi ilmi’t-Tefsir, Beyrut, 1384/1964, 1, 116
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/30
[51] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 24-25
[52] e1-Kurtubî, age II,26 Ayrıca bak: Ahmed ibn Hanbel, Musned, 1-274
[53] Taben câmiu'l-Beyân, 1,342
[54] Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, Minhatu'l-Ma'bûd fi Tertîbi Musnedi't-Tayâlisî Ebî Dâvûd, el-Mektebetu'1-IsIâmiyye, (İkinci baskı) Beyrut 1400,11,11-12
[55] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,343-345 Ayrıca bak: el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 25
[56] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 26; Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,112
[57] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 26
[58] Taberî, age XV,105
[59] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/31-35
[60] el-Kurtubî, age 11,28; Taberî, Câmiu'I-Beyân, 1,351
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/35
[61] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,353; Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, 1120
[62] el-Kurtubî, age II,30
[63] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,354, 357, 358
[64] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 2-28
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/35-38
[65] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'i-Kur'ân, II,40
[66] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 28
[67] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1, 374-375
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/38
[68] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 28
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/38-39
[69] Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,116
[70] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 28
[71] el-Kurtubî, age 1,451
[72] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, r, 127; el-Kurtubî, age Beyrut 1408/198811,43
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/39
[73] Abdullah ibn Ahmed en-Nesefi, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,117
[74] el-Kurtubî, age 11,49; Abdu'l-Fettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'1-Mufessirin, Kahire tarihsiz, s 17-18
[75] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,385-386; Abdu'l-Fettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'l-Mufessirîn, Kahire tarihsiz, s 18
[76] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 28 Ayrıca bak: Taberî, Câmm'i-Beyân, 1,385
[77] Taberî, câmiu'l-Beyân, 1,385
[78] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/39-41
[79] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 29; Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîi ve Hakâiku't-Te'vîi, 1,117
[80] H Tahsin Emiroglu, Esbâb-ı Nüzul, Konya 1965,1,77
[81] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,388-389
[82] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'3-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, 1,131
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/41-42
[83] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 29; el-Kurtubî, age, 11,53
[84] Abdulfettâh ei-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani’s-Sahâbe ve'l-Mufessirîn, s 18
[85] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,394
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/42
[86] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 30
[87] el-Kurtubî, age II,53
[88] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/43
[89] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 2/3, hadis no: 2957 Tirmizî hadisin "ğarîb" olduğunu, ravilerinden Eş'as'in ise zayıf görüldüğünü kaydetmiştir
[90] Tirmizî, TefsmTi-Kur'ân, 2/4, hadîs no: 2958
[91] Müslim, Müsâfmn, 33, 37
[92] Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,120
[93] el-Kurtubt age II,56
[94] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 31
[95] el-Kurtubî, age II,57
[96] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,402; 11,93
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/43-44
[97] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl s 31
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/44
[98] Taberî, câmiu'l-Beyân, 1,407
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/45
[99] el-vâhidî, Esbâbun-Nüzût, s 31;el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,64; Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl 1,122
[100] Taberî, Câmiu’l-Beyân, I,409
[101] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 32; el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,64
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/45
[102] el-Kurtubî, ei-Câmiu ii-Ahkâmi'i-Kur'ân, I,481
[103] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsir, 1,138
[104] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 32
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/46
[105] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 32
[106] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, 1,139
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/47
[107] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,422
[108] Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,124
[109] Tirmizî, Tefsîru't-Kur'ân, 2/6-7, hadis no: 2959, 2960
[110] el-Kurtubî, eî-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,77 Ayrıca bak; Buhârî, Salât, 32
[111] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s 32; Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr