|
| | #1 |
| | ![]() Müminlerin Cesareti Onlar, kendilerine insanlar:"Size karşı insanlar topla(n)dılar,artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter,O ne güzel vekildir" diyenlerdir ![]() (Al-i İmran Suresi, 173) Giriş Hayatı boyunca sorumluluk almaktan kaçarak yaşamaya alışmış bir insanı düşünelim Sadece kendi yiyeceği, içeceği, geleceği, evi, arabası, sahip olduğu mallar ile ilgilenen bir insan… Etrafında gerçekleşen olaylar, dünyanın dört bir yanında süregelen zulümler, haksızlıklar, akıtılan kanlar, yaşanan acılar, çekilen açlıklar onu hiç ilgilendirmez Yeryüzünün kargaşa, kaos, düzensizlik, bozgunculuk ve türlü haksızlıklar ile dolu olması onu hiç rahatsız etmez Haksız yere öldürülen insanların, yiyecek bir parça ekmek dahi bulamayan çocukların varlığına aldırmaz "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" şeklinde çarpık bir bakış açısına sahiptir; sadece kendini düşünür ve kendi için yaşar Toplumda bu tarz insanlara sık sık rastlamak mümkündür Böyle yaşadıkları takdirde rahat edeceklerini, dertten, tasadan uzak, huzur içinde olacaklarını düşünen bu gibi insanların sayısı çoktur Oysa başka insanlara zulmedilen, haksızlık yapılan, acı çektirilen bir ortamda kişinin kendi başının derdine düşmesi, hiçbir şekilde vicdana sığmayacak bir davranıştır Böyle bir dönemde her insanı bekleyen büyük sorumluluklar vardır Açlık çeken, haksız yere yurtlarından sürülen zavallı insanları, yine haksız yere öldürülen, katledilen kişileri bulundukları durumdan kurtaracak güçlü bir imana herkes sahip olabilir Yeryüzünü bu durumdan kurtarmaya çalışmak, akıl ve vicdan sahibi her insanın üzerine düşen bir sorumluluktur Siz bu satırları okurken "peki ama ben ne yapabilirim?" diye düşünüyor ya da "benim yapacaklarımla ne değişebilir ki?" diyor olabilirsiniz Ama herkesin böyle dediğini bir düşünün…Bu durumda yeryüzünde kötülüklere karşı iyiliği savunan tek bir kişi dahi kalmazdı Oysa her dönemde iyiliği savunan insanlar olmuştur Bu kişiler korkusuzca öne çıkmışlar, iyiliği yeryüzünde yerleştirmeye ve ayakta tutmaya çalışmışlardır İşte bu kişilerin temel özellikleri Allah'tan korkmaları, vicdanlarının sesini dinlemeleri, son derece cesur ve atak davranmaları, sorumluluk almaktan korkmamalarıdır Dünyanın dört bir yanına yayılmış olan zulüm ve haksızlıkların yerine iyiliği, güzelliği ve adaleti yerleştirmek için gerekli olan en önemli şey, hak bilinen yolda 'cesur' adımlar atmaktır Belki de "insanlara iyiliği tavsiye etmek için cesur olmaya ne gerek var?" diye düşünüyor olabilirsiniz Oysa cesaret, kötülüğün yeryüzünden kaldırılmasını isteyen insanların en çok ihtiyaç duyacakları ahlak özelliklerinden biridir Cesaret ve kararlılığın "iyiliği emretme, kötülükten men etme" konusunda ne kadar önemli olduğunu anlamak için, peygamberlerin ve yaşamlarını Allah yolunda hizmete adamış Müslümanların kötülüğe karşı verdikleri mücadeleleri hatırlamak gerekir Bu konuyu düşünmek, asırlardan beri iyiliği savunan her hareketin birileri tarafından durdurulmaya çalışıldığını fark etmek ve olayın ciddiyetini kavramak açısından etkili olacaktır Kuşkusuz tarihin her döneminde dünyaya iyiliğin, güzel ahlakın, barışın ve huzurun hakim olması için çalışan insanların yanı sıra, insanları haksız yere öldüren, yurtlarından süren, yeryüzünde ahlaki dejenerasyonu yaygınlaştırmaya, zayıf olanı ezmeye, böylece kendini yüceltmeye çalışan çok sayıda insan yaşamıştır Nasıl ki Müslümanların hedefi güzel ahlakı insanlar arasında yaygınlaştırmaksa, bu kişilerin hedefi de kötülüğü tüm dünyaya yaymaktır Bu nedenle, iyilik yönündeki her faaliyeti durdurmak istemelerine şaşırmamak gerekir Tarih boyunca yaşananlar da hep bunu göstermiştir Güzel ahlakı tavsiye eden peygamberler ve onları izleyen müminler her dönemde baskı altına alınmaya çalışılmışlar, çirkin ve asılsız iftiralarla, çeşitli sindirme yöntemleriyle engellenmek istenmişlerdir Ama bu noktada yeryüzünde iyiliğin, huzurun, güzel ahlakın yerleşmesini istemeyenlerin hiç bilmedikleri ve hiçbir şekilde kavrayamadıkları ilahi bir sır tecelli eder: Müslümanlar her zaman, " ![]() ![]() Hiç şüphesiz, Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır" (Saffat Suresi, 173) ayetinin işaretiyle inanmayanlara galip gelirler Bu, Allah'ın vaadidir Allah Kendi yolunda cesaret ve kararlılıkla mücadele edenleri bu dünyada inkarcılara karşı mutlaka galip getirir, ahirette de samimi çabalarının karşılığında onları cennetine koyar Allah'a güvenen, O'nun emrettiği güzel ahlakı yaşama ve yaşatma konusunda kararlı davranan herkes Allah'ın sonsuz nimetleriyle ödüllendirilmeyi umabilir Kim peygamberlerin ve samimi müminlerin gösterdikleri cesareti ve kararlılığı gösterir, doğru yolda yılmadan ilerlerse, bu durumda cennet ehli olmayı umabilir Allah bu konuyla ilgili bir ayette şöyle buyurmaktadır:Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cehd edenler (çaba harcayanlar); işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler Allah bağışlayandır, esirgeyendir (Bakara Suresi, 218)Bu kitapta güzel ahlakın bir parçası olan "cesaret" konusunu ele alacağız Cesaretin Kuran'da tarif edilen gerçek anlamını açıklayacak, aynı zamanda da toplum içinde cesaretin yanlış algılanış biçimlerini inceleyeceğiz Gerçek Kurani cesaretle halk arasında yanlış bilinen ve yaşanan cesaret kavramının karşılaştırmasını yapacağız Ardından da şeytanın insanları sevk etmeye çalıştığı çirkin cesareti örnekleriyle göreceğiz Son olarak Kuran'da yaşamlarından haberler aktarılan peygamberlerdeki ve salih müminlerdeki cesaret örneklerini anlatacağız![]()
|
| |
| | #2 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Kuran'a Göre Cesaret Nedir? Gerçek cesaret, Kuran'da bildirildiği üzere, Allah'ın sınırlarını bütünüyle ve kusursuzca korumada Allah'tan başka kimseden korkmadan ve çekinmeden kararlılık göstermek, hiçbir ortamda Kuran ahlakından taviz vermemektir Cesaret, yalnızca ve yalnızca Allah'tan korkan, O'na derinden bağlı olan insanların, imanlarından kaynaklanan doğal bir tavırdır İnananlar Allah'a olan imanları, Allah korkuları ve ahiret özlemleri nedeniyle doğal bir cesaret ortaya koyarlar Her davranışları son derece samimi ve cesurdur Allah rızası için, Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamak ve diğer insanların da bu ahlakı yaşamalarını sağlamak için çabalar, etraflarında işleyen kötülüklere karşı sessiz kalmaz, Kuran'a uygun tavır gösterirler Kötülüklere karşı mücadele etmeyi, doğruyu, güzeli, iyiyi anlatmayı görev edinirler Müminlerin cesaretinin kökeninde tamamen Allah sevgisi, Allah korkusu ve Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik samimi bir çaba bulunmaktadır Bu yüzden güzel ahlakı yaşama konusundaki cesaretleri belirli şartlara bağlı değildir Her ortamda ve her durumda mümin Allah'a güvenmenin getirdiği cesaretini korur İnanmayanların sergiledikleri cesaret örneklerinde ise maneviyatın yerini yalnızca çıkarlar ve dünyevi hırslar almaktadır Bu yüzden Kuran'dan uzak insanlar cesaret kavramını yanlış alanlarda uygulamaya geçirirler Asıl cesaret göstermeleri gereken konularda ise geride kalabilirler Bu nedenle bu kişilerin gösterdikleri cesaret genellikle gereksiz, anlamsız ve ahiretleri açısından da yararsız bir cesaret olmaktadır Allah korkusu taşıyan insanlar vicdanen cesaret göstermeleri gereken bir olayda, o olayı görmezlikten gelerek kaçmayı vicdanlarına sığdıramazlar Örneğin, bir kişi suçsuz olduğu halde suçlanıyorsa ve bir mümin de onun suçsuzluğuna şahitse, kendi çıkarlarına ters de düşse, kendini riske de atsa bu kişinin hakkını Allah'ın rızası için savunur Bu gerçekten güzel bir cesaret örneğidir Müminin gösterdiği bu cesaretin kaynağı, Allah korkusudur Çünkü Allah Kuran'da şöyle emretmiştir:… Şahidliği gizlemeyin Kim onu gizlerse, artık şüphesiz, onun kalbi günahkardır Allah, yaptıklarınızı bilendir (Bakara Suresi, 283)Ayette bildirildiği gibi şahitliği gizlemek Allah'ın haram kıldığı bir davranıştır Mümin Allah'ın emirleri konusunda gevşeklik göstermek ve çekingen davranmaktan korktuğu için Allah'ın sınırlarını gözetmede en güzel cesaret örneklerini sergiler![]() Kuran ahlakından uzak bir toplumda ise, vicdanının sesini dinleyip hakkı çiğnenen birini savunan kişi, çevresindeki insanlar tarafından "Sen onun avukatı mısın?", "Onu savunmak sana mı kalmış?" gibi sözlerle küçük düşürülüp vazgeçirilmeye çalışılır Oysa yaptığı, takdir edilmesi gereken bir güzel ahlak özelliğidir Böyle bir durumla karşılaşan kişi de din ahlakından uzak bir insansa, çevresinden tepki almayı, kendi çıkarlarını kaybetmeyi göze alamaz Ama eğer bu kişi Allah'a iman eden ve Kuran'a uyan bir insansa Allah'ın emrettiği ahlakı uygulama konusunda asla bir çekimserlik göstermez Söz konusu kişi vicdanının sesini dinleyip en sıkıntılı anında bile hakkı savunma cesaretini gösterir Bir kötülükle karşılaştığı zaman ayette emredildiği gibi iyilikle karşılık vermek için çalışır Bu yüzden Kuran ahlakını yaşamayan insanlar tarafından "saflıkla" suçlanabilir, küçük görülebilir Ama etrafındaki kişiler onun bu davranışını yadırgasa da o güzel ahlakı seçer Nitekim, kınayanın kınamasından korkmamak, cesur ve kararlı olmak Kuran'da bir güzel ahlak özelliği olarak örnek verilmiştir: Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu, ' Allah yolunda cehd eden (çaba harcayan) ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir (Maide Suresi, 54)Günlük hayatımızdan birkaç örnekle konuyu daha anlaşılır hale getirebiliriz Kişi yolda bir yoksula, yardıma muhtaç birine rastlar Yardım etmek ister, ama yanındaki kişiler o kişiye yardım etmemesini istiyordur "Boşver", "Yardım etmek sana mı kaldı?" gibi sözlerle onu vazgeçirmeye, alaylarıyla onu engellemeye çalışırlar Kişi burada bir tercihte bulunacaktır Kimisi, arkadaşlarının önünde küçük düşmekten çekinerek ve onları kaybetmekten korkarak güzel ahlaktan derhal yüz çevirir ve rastladığı muhtaç kişiyi orada yüzüstü bırakır Müslüman ise gördüğü kişiye hiçbir kınamadan korkmadan mutlaka yardımda bulunur Çünkü yardıma muhtaç insanı Allah yaratmış ve karşısına özel olarak çıkartmıştır Bununla, belki de onun güzel ahlaklı davranıp davranmayacağı denenmektedir İnce bir kavrayışa sahip olan mümin bir kimse Allah'ın bu olayı özel olarak yarattığını ve kendisini imtihan ettiğini derhal anlar ve Allah'ın rızasına uygun olan davranışı seçer Arkadaşlarının alayı ile karşılaşması onu hiçbir şekilde yıldırmaz Doğru bildiğini yapmakta cesur davranır Güzel ahlaklı davranmaya itina eden insan, zaman zaman kendisine bu şekilde karşı çıkan, güzel ahlaktan vazgeçirmeye çalışan insanlarla karşılaşabilir Kuran ayetleri incelendiğinde bu tür durumların imtihan ortamının bir özelliği olduğu daha iyi anlaşılır Nitekim Kuran'da, iyilerin karşısında her zaman kötülerin bulunacağı ve bu kişilerin kötülüğü yeryüzüne yaymak isteyecekleri anlatılmaktadır Bu amaç doğrultusunda hareket ettikleri için iyilik yapanları da engellemeye çalışırlar Allah bu gerçeği birçok ayetiyle haber vermiştir:… Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup-çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere, bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık vereceğiz (Enam Suresi, 157)Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan; yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı) da engellemektedirler (Maun Suresi, 1-7)Allah inkar eden insanların, iyilikleri, hayırlı davranışları engellemek için ciddi bir çaba göstereceklerine Kuran'da dikkat çeker Ancak bu çabanın iyi olanlarla kötülerin birbirinden ayrılmasına vesile olarak, yine inananların hayrına sonuçlanacağı da ayetlerde haber verilir:Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır Bu, Allah'ın murdar olanı temizden ayırdetmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır (Enfal Suresi, 36-37)Bazı insanlar ise kötülerin etkisinde kalarak kötülük işlerler İyilik yapmak istediklerinde arkadaşları onları garip karşılar; sözleri ve davranışlarıyla taciz etmeye kalkışırlar Şeytanın etkisiyle kötülüğü güzel, iyiliği çirkin gösterirler Zayıf iradeli, ürkek ve titrek kişiliğe sahip kimseler de kısa sürede etraflarındaki bu tarz kişilerin etkisinde kalarak güzel davranışlarda bulunmaktan vazgeçerler Kötü ahlaka yatkın kimselere kolaylıkla uyum sağlarlar Etrafa uyum sağlamak ve doğru yolda olmayanların beğenisini kazanmak için doğru bildiklerinden feragat ederek kötü ahlakı seçen insan kendine çok büyük bir zarar vermektedir İnsanlar tarafından kınanmamak, dışlanmamak için yanlış bir yolu tercih etmekte, kötülere uyum sağlayarak gerçekte kendisine zulmetmektedir Dost kaybetmemek için kötü ahlaka göz yuman ve gerçek dostun yalnızca Allah olduğunu bilmeyen bu insanlar, aslında Allah'ın huzurunda küçük düştüklerinin ve ahirette kayba uğradıklarının farkında değillerdir Oysa Allah'ın sınırlarını gözetmede ve Kuran'da emredildiği gibi şefkatli, merhametli, adaletli, fedakar, tevekküllü, iyiliğe davet eden, hoşgörülü, uzlaştırıcı, hayır düşünen ve herşeyde hayır gören, güzel huylu bir insan olmada her ne pahasına olursa olsun kararlı ve cesur davrananları, küçük düşmek, dışlanmak şöyle dursun, Allah dünyada ve ahirette yüceltecek, onları haktan yüz çevirenlerin tümüne üstün kılacaktır Kuran'a uygun bir cesaret, Allah'tan başka hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmamayı, Allah rızasına en uygun davranışı yapmakta hiç tereddüt göstermemeyi ve kararsızlıkta bulunmamayı da gerektirir İman edenlerin en önemli özelliklerinden biri, hiçbir zorluk karşısında yılmamaları, Allah'tan başka hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmamalarıdır Onlar Allah'tan başka bir güç olmadığını bilirler Bu da, onlara her türlü korkuyu yenecek cesareti verir Onlar bir tek Allah'tan korkarlar Kuran'da müminlerin bu örnek tavrı şöyle açıklanmaktadır: Ki onlar, Allah'ın risaletini tebliğ edenler, O'ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır Hesap görücü olarak Allah yeter (Ahzap Suresi, 39)Kötülükten hoşlanan, kötü davranışlarda ısrarlı olan ve başkalarının da kendileri gibi kötü olmalarını isteyen insanların kurdukları şer ittifakını dağıtmak, yeryüzünde iyiliğin hakim olmasına çalışmak peygamberler ve onların yanındaki salih müminler kadar cesur olmayı gerektirir Bu cesaretin kaynağında da samimi ve şirkten arınmış bir iman yer alır![]() İyilikte bulunan, insanlara iyiliği tavsiye eden kişi, çevresinde bulunan gizli kötülerin dikkatini çekecek ve iyilikten uzaklaştırılmaya çalışılacaktır Bu durum bugüne kadar belki binlerce kez tecelli etmiş, tarih boyunca yaşamış her Müslüman güzel ahlakı yaşamaktan ve başkalarına tavsiye etmekten men edilmeye çalışılmıştır Örneğin, namaz kılmaya başlayan bir insan Kuran ahlakının yaşanmadığı bir toplumda mutlaka birileri tarafından engellenmeye çalışılır "Daha gençsin, boşver, ileride kılarsın", "Günahın boynuma" gibi sözlerle alıkonulmak istenir Oysa namaz, Allah'ın bir emridir Engellenmeye çalışılması yerine teşvik edilmesi gereken bir ibadettir Allah insanları bu güzel ibadetten uzaklaştırmaya çalışanlarla ilgili Kuran'da şöyle buyurmuştur:Engellemekte olanı gördün mü? Namaz kıldığı zaman bir kulu Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise, ya da takvayı emrettiyse Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu? Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz; o yalancı, günahkar olan alnından O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın Biz de zebanileri çağıracağız Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) secde et ve yakınlaş (Alak Suresi, 9-19)Şeytan, gerçeği gören, dünya hayatının geçici yüzünü fark eden, Kuran ahlakını yaşayan ve ahirete yönelen tek bir kişinin dahi ortaya çıkmasını istemez Bu nedenle Kuran'a uymaya titizlik gösteren kişinin üzerine kendi yandaşlarını musallat eder ve onu yıldırmaya, korkutmaya ve olumsuz yönde etkilemeye çalışır Şeytan bu faaliyeti doğrudan telkin ve vesvese yoluyla yürüttüğü gibi insanlar içinde etkisine aldığı ve dost edindiği kimseler vasıtasıyla da sürdürür Allah, şeytanın bu yönteminin iman edenler için bir etkisi olmadığını şöyle belirtir:İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Benden korkun (Al-i İmran Suresi, 175)Aynı ayetin öncesinde de Allah'tan korkan insanların dinlerindeki cesur ve kararlı tavırları ve bunun sonucunda Allah'tan gördükleri güzel karşılık şöyle anlatılmaktadır: Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar toplandılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir Bundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler Onlar, Allah'ın rızasına uydular Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir (Al-i İmran Suresi, 173-174)Cesur davranan, vicdanının sesini dinleyen ve doğruları görüp hak yolda kimseden çekinmeden ilerleyen insan kurtuluşa erer; Allah'ın rahmetine, rızasına, nimetine ve cennetine kavuşur Şeytanın kışkırtmalarına kulak veren insan ise onun peşinden cehenneme kadar sürüklenir ve ebediyen orada kalır İman eden bir insanın görevi Allah'ın emrettiği iyi, doğru ve güzel olanı insanlara tavsiye etmektir Müminin ana vazifesi budur Ancak şu da bilinmelidir ki, insan bu görevi yerine getirirken çeşitli zorluklarla daha doğrusu denemelerle karşılaşabilir Engellenmeye çalışılıp, baskı altına alınmak istenip, türlü iftiralara ve eziyetlere maruz kalabilir Çünkü bu Allah'ın Kuran'da haber verdiği bir vaadidir:Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu Dikkat edin Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır (Bakara Suresi, 214)Allah'ın bu ayetiyle vaat ettiği gibi cennete girmeyi uman her mümin, geçmişte inananların yaşadığı zorluklarla denenecektir Bu noktada kişi kalbini Allah'a bağlayacak, O'na güvenecek, kararlı ve cesur olup, bütün bunların imtihan ortamının doğal akışı olduğunu bilecektir Bir insanın öyle bir durumda herhangi bir mazeret öne sürerek dininden, güzel ahlakından taviz vermesi ise son derece çirkin, samimiyetsiz ve kişiliksiz bir davranış olur Eğer kişi samimiyse, çekineceği hiçbir şey yoktur Allah onu koruyacak, işlerini kolaylaştıracaktır Nitekim Allah ayetlerinde her zorlukla beraber bir kolaylığın olduğunu ve insanlara güçlerinin üstünde bir şey yüklenmeyeceğini müjdelemektedir: Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır (İnşirah Suresi, 5-6)İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar Onda sonsuz olarak kalacaklardır Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız Altlarından ırmaklar akar Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik Andolsun, Rabbimiz'in elçileri hak ile geldiler " Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye seslenilecek (Araf Suresi, 42-43)
|
| |
| | #3 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Kuran'a Dayalı Cesaretin Toplumda Bilinen Cesaret Kavramından Farkı Cesaret de diğer pek çok kavram gibi din ahlakından uzak bir toplumun içinde Kuran'daki anlamından farklı algılanan ve yaşanan kavramlardandır Kuşkusuz herkesin cesaret konusunda söyleyeceği birçok şey olabilir Ancak bize her konuda olduğu gibi bu konuda da en doğru tanımlama Kuran'da yapılmaktadır Her insanın cesaret gösterdiği anlar olur, fakat insanların cesur davrandıkları konular, bu şekilde ulaşmak istedikleri amaçları ve gösterilen cesaretin sınırları Kuran'da tarif edilenlerden oldukça uzaktır Cesaretin tarifinin yapılması istense, Kuran ahlakını ve Allah'ın insanlara nasıl bir cesaret tavsiye ettiğini bilmeyen bir kişinin tarifiyle, bir Müslümanın tarifi elbette birbirinden farklı olacaktır Müslüman cesareti Kuran'a göre değerlendirirken, pek çokları seyrettikleri macera filmlerinin etkisinde kalarak kafalarında canlandırdıkları bir kahraman modelini tarif edeceklerdir Örneğin, filmlerde sık rastlanan, trafiğin hızla aktığı bir otobanda ters istikamette gitmek şeklinde bir hareket onlara göre çok büyük bir cesaret örneğidir![]() Lisede okuyan öğrencilerin cesaret anlayışları ise daha farklıdır Öğretmenle kavga eden öğrenci arkadaşları tarafından çok cesur olarak nitelendirilebilir Asi davranan, kuralları yıkmaya çalışan bir kişinin de çok cesur olduğu düşünülür Örneğin; okula lacivert pantalonla gelmesi gerekirken yeşil bir pantalonla gelen kişi, diğer öğrencilere göre, büyük bir cesaret göstermiştir Sınavda kopya çekmek de bu tip kişilerin paylaştıkları cahiliyeye ait kültür yapısı içerisinde bir cesaret örneğidir![]() Cahiliye toplumunda bir iş adamı için cesaretin tanımı ise, ticari açıdan bazı riskleri göze alabilmektir Örneğin borsaya yüksek miktarda para yatırmak bu tür insanlar için bir cesaret örneğidir Veya hiç denenmemiş bir iş alanına yatırım yapmak, en cesur insanların işidir Kısacası din ahlakından uzak toplumlarda her insan kendi yapısına, içinde bulunduğu ortama göre cesareti farklı yorumlayabilmektedir Bu insanlar için ölçü Kuran değil, şahsi prensip ve alışkanlıkları olduğundan, her insanın cesaretten anladığı şey farklı olur Örneğin; "mahalle kültürü" içerisinde cesaret, o yapıya has, farklı bir tanım kazanacaktır Ve elbette bu kültürün yaşandığı bir toplum kesiminde yapılan cesaret tarifi, sosyal geliri daha yüksek kişilerin yaptığı tarife göre oldukça farklı olacaktır Bir ev kadınının cesaretten anladığıyla, bir politikacının anlayışı da farklıdır Bu tarz örnekleri toplumun muhtelif farklı kesimleri sayısınca çoğaltmak mümkündür Ama hepsinin kesiştiği ortak nokta cesareti, alışılmışın dışında birtakım uç hareketleri yapmakla, toplumun genel kabullerinin dışına çıkmakla aynı anlamda algılamalarıdır Kuran ahlakının hakim olmadığı böyle bir yapı içinde, bu çarpık anlayışın bir sınırı da yoktur Bir hırsız da kendini cesur olarak nitelendirecek, yaptığı işin oldukça cesaret isteyen bir iş olduğunu savunacaktır Çünkü Kuran'ı ölçü almayan insanların onlarca, hatta yüzlerce ölçüsü vardır; herkes olayları farklı açılardan değerlendirir ve farklı bir fikir ortaya atar Herkes kendi fikrini mutlak doğru biliyor olduğu için de toplumda kaçınılmaz bir karmaşa yaşanır Hiç kimse bir başkasının fikrini asla beğenmez Kuran ahlakının yaşanmadığı bir toplumda, her konuda yalnızca kendi fikirlerini, değer yargılarını beğenmekten kaynaklanan karışıklıklar, çatışmalar mutlaka baş gösterir Oysa Kuran'a göre hareket edildiğinde, Allah'ın bildirdiği en güzel ve en doğru olan tek bir ahlak modeli yaşanır Kuran'a göre gerçek cesaret ise, yukarıdaki örneklerde sayılanlardan çok farklıdır Kuran'a göre gerçek cesaret, Allah'a güvenip dayanmaktan kaynaklanan, yaşamının her anında tevekkül etmenin sonucu olarak gelişen bir karekter sağlamlığıdır Bu karakter sağlamlığı ile ilgili en güzel örnekleri de -ilerleyen bölümlerde anlatacağımız gibi- Peygamberimiz (sav)'in yaşamında ve Allah'ın Kuran'da örnek olarak gösterdiği diğer peygamberlerin yaşamlarında görebiliriz Kuran'da verilen örneklerden öğrendiğimiz, cesaretin akılcı bir cesaret olması gerektiğidir Allah insanların akıllarını kullanmalarını buyurmuş, akletmeyenler için de bir ayette şöyle buyurmuştur: Allah'ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar (Yunus Suresi, 100)Akılcı bir cesaret, başarıya da ulaşacaktır Toplumun bazı kesimlerinde bilinen cesarette ise körü körüne bir "macera ruhu" hakimdir Macera ruhuyla hareket eden ve delice bir cesaret gösteren insanlar bu kesim tarafından büyük takdir görürler Örneğin; tamamen yanmakta olan bir eve girip içeriden değerli eşyalarını çıkarmaya çalışan kişi oldukça cesur olarak değerlendirilebilir Oysa bu kişi son derece tehlikeli ve akıl dışı bir iş yapmaktadır Takdir edilmesi değil, aksine engellenmesi, uyarılması gerekir Nitekim insan hayatı her türlü dünyevi metadan daha önemlidir Akıl, cesaretin Kurani anlamda yaşanmasındaki en önemli unsurdur Akıllı olmak ise Allah korkusunu yaşamanın bir sonucudur Allah Kendisi'nden gereği gibi korkanlara doğruyu yanlıştan ayıracak bir anlayış verir Allah korkusuyla artan bu anlayış, karşımıza çıkan her durumda doğru seçeneği bulmamızı sağlar Bu gerçek Kuran'da şöyle belirtilir:Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar Allah büyük fazl sahibidir (Enfal Suresi, 29)Akıl, Kuran'da çok önemli bir konu olarak vurgulanmıştır Müminlerin bütün davranışlarında görülen akıl, sergiledikleri cesaret örneklerinde kendini mutlaka gösterir Müminin ortaya koyduğu cesaret, duygusal bir hareket değildir Belki kimi zaman büyük risklerin altına da girer, ama bunlar hiçbir zaman için ani bir duygusallık hissine kapılıp, düşüncesizce yapılan eylemler şeklinde olmaz Her davranışında olduğu gibi, ortaya koyduğu bu davranışın temelinde de mutlaka akıl vardır Körü körüne akılsızca bir cesaret örneği sergilemez Allah korkusu, her konuda olduğu gibi, bu konuda da son derece önemli bir kıstastır Allah korkusu olmayınca kişi rahatlıkla insanlara zarar verecek davranışlarda bulunabilmekte, kendi menfaatleri için başkalarının haklarını çiğneyebilmektedir Bu kişilerin cesaret anlayışları Kuran'da bildirilen gerçek cesaret ile taban tabana zıttır Bu zihniyete sahip insanlar, başkalarının hakkını yiyerek menfaat sağlamayı ve bunu yaparken kanunlara yakalanma riskini göze almayı cesaret olarak görebilirler Karanlık işlerini aynı anda yapabilmeyi ve hiç yakalanmadan zengin olabilmeyi cesaret zannederler Pervasızca bu tür ahlaksızlıklara yönelmeyi, kendi dünyevi çıkarları uğruna diğer insanlara zulmetmekten çekinmemeyi, hiçbir otorite tanımamayı bir üstünlük olarak algılayabilirler Oysa yeryüzünde karışıklık çıkarmak, insanlara zulmetmek, insanların hakkını çiğnemek ve bunlara benzer davranışların tümü Allah'ın insanları sakındırdığı, ayetleriyle men ettiği ve insanlara ahirette hesabını veremeyeceklerini bildirdiği çirkin davranışlardır Cesaret, ancak güzel ahlak ile birlikte olursa gerçek anlamını kazanır Devletin ve yasaların aleyhine gösterilen bir cesaret ise çirkin bir cesaret olup güzel ahlakla, Allah'ın Kuran'da bildirdiği Müslüman modeliyle bağdaşmamaktadır Cesaret Allah'ın rızasını kazanmak için gösterilen bir tavırdır Müminler Allah'ın hoşnutluğunu elde etmek maksadıyla canlarını ve mallarını gözden çıkarırlar Esasında bu, inanan insanlar için sonradan alınan bir karar değildir İnananlar bu kararı "iman ettik" dedikleri anda vermişlerdir:Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur (Tevbe Suresi, 111)Bu kararı ilk başta vermiş oldukları için geriye sadece bunun gereğini yerine getirecekleri fırsatın önlerine çıkması kalmıştır Gerçekte müminlerin gösterdikleri bu cesaret yalnızca Allah'ın kendilerine emretmiş olduğu davranıştır Bu yüzden müminler en büyük cesaret örneklerini gayet soğukkanlı, tevekküllü ve korkusuzca sergilerler Çünkü Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak söz konusu olduğunda inanan bir kimsenin vazgeçemeyeceği ve göze alamayacağı hiçbir şey yoktur Zaten insana canını ve mallarını veren Allah'tır Bunları Kendi dilemesiyle insana verdiği gibi, yine istediği zamanda ve istediği şekilde geri almak da yine Allah'ın tasarrufu altındadır Ayrıca unutulmamalıdır ki, hiçbir şey insanın başına tesadüfen gelmez Kuran ahlakını yaşama konusunda, Allah adına cesur ve kararlı davranan bir kimse kaderinde yazılı olandan başkasını yaşamaz Bu da dünyada ve ahirette kendisi için en hayırlı olandan başkası değildir Yani insan bir zorluk karşısında cesaretli davrandığında, o zorluğu yenmeye çalıştığında ne ile karşılaşırsa karşılaşsın hepsinin sonucu kendisi için hayırlıdır Çünkü Allah Kuran'da inanan kullarının işlerini mutlak hayırla sonuçlandıracağını bildirmiştir![]() Gerçek cesaretin bize en güzel şekilde tarif edildiği Kuran'da, peygamberlerin ve onları izleyen müminlerin hayatlarından verilen örneklerde, Allah'ı razı etmek için sergilenen cesaretin son derece üstün bir meziyet olduğu anlaşılmaktadır Buraya kadar da gördüğümüz gibi, Kurani bir cesareti toplumda yaşanan örneklerden farklı kılan en önemli unsur "amaç"tır Kuran incelendiğinde cesaret kavramının, halk arasında bilinenlerin dışında çok farklı amaçlar içerdiği görülür Kurani bir cesaretin amacı ne insanların takdirini, hayranlığını toplamaktır, ne de kişinin kendi egosunu tatmin etmesidir; amaç sadece Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır Elbette bu, toplumun yaşadığı cesaret kavramıyla, Kurani cesaret arasında büyük farklılıkların oluşmasına neden olur Nitekim toplumun birçok kesiminde oturmuş olan cesaret anlayışında daha önce de belirttiğimiz gibi "dünyevi hedefler" vardır; yani kişi herhangi bir konuda cesaret gösterirken ahirete yönelik bir amaç gözetmeden, dünyaya dair hesaplar yapmaktadır Belki güzel ve faydalı bir iş yapıyordur, örneğin, aniden yola fırlayan bir çocuğu ezilmekten kurtarıyordur; ama burada amacı kendi vicdanını rahatlatmaktır Ya da topluluk önünde haksızlığa uğrayan birinin hakkını savunuyordur Davranışı güzeldir, ancak amacı oradakilerin takdirini kazanabilmektir Oysa bu davranışı Allah Katında geçerli kılacak olan, bu davranışın Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılmasıdır Nitekim bu gerçeği asla akıllarından çıkarmayan Müslümanların cesaret gösterdikleri konular dünyevi amaçlara, çıkarlara yönelik olmaz Asla insanlar tarafından "cesur bilineyim", "bana cesur desinler", "herkesin gözüne gireyim" gibi isteklerde de bulunmazlar Allah için sergiledikleri cesareti Allah'ın bilmesi onlar için yeterlidir
|
| |
| | #4 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Şeytan İnsanlara Çirkin Bir Cesareti Emreder Şeytanın amacı insanları Allah'ın dininden uzak tutmak ve kendi peşinden cehenneme sürüklemektir. Bu nedenle insanlar üzerinde, onları kandırabilmek ve tuzağa düşürebilmek için türlü yöntemler uygular. İnsanların çoğunu bu oyunlarıyla aldatır, onları kötü bir ahlaka sevk eder. İnsanları hak dinden uzaklaştırmak, onlara kendi sapkın sistemini yaşatmak istediği için kavramları birbirine karıştırmaya, güzel ahlakı çirkin, kötü ahlakı güzel göstermeye çalışır. Böylece güzel ahlaka dair bütün kavramları insanların yanlış algılamalarını sağlar. Şeytanın ve ona tabi olanların bu özelliği bir ayette şöyle vurgulanır: Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden', günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (Şuara Suresi, 221-223) Örneğin, sabretmek çok güzel bir ahlak özelliği iken, şeytan bu kavramı insanlara yanlış tanıtır. İnsanlar sabır kavramının güzel yönlerini hemen hemen hiç bilmez, çoğunlukla sabretmenin zor, sıkıntılı ve eziyetli bir his olduğunu zannederler. Sabır deyince akıllarına gelen, bir şeye katlanma zorunluluğundan kaynaklanan isteksiz bir bekleyiş, "tahammül"dür. Oysa sabır, Allah'ın rızası olan bir işte kararlı ve sürekli davranmak, vazgeçmemek, yılmamak, o işi sonuna kadar azimle götürmektir. Örneğin, her olay karşısında hoşgörülü olabilmek, kızgınlık oluşturabilecek bir ortam da olsa öfkeyi yenerek güzel söz söyleyebilmek ve her ne pahasına olursa olsun bunda kararlılık göstermek, yılmamak güzel bir sabır örneğidir. Aynı zamanda sabır, Allah'ın vadettiği güzel bir sonucu sevinç ve özlemle beklemektir. Bu da şeytanın göstermeye çalıştığı gibi zor ve sıkıntılı bir şey değil tam aksine müminin şevk, heyecan ve neşesini artıran bir durumdur. Örneğin, bütün müminler ahirete karşı büyük bir istek ve özlem duymakta, cennete kavuşmayı şiddetle arzulamakta ve bunun için sabırla beklemektedirler. Herhangi bir konuda Allah'ın rızası için sabreden mümin, bunun karşılığını muhakkak Allah'tan bulacağını bilmenin mutluluk ve sevincini yaşar. Mümin kötü bir davranışla karşılaştığında da bunu sabırla karşılar. Yani öfke ya da yılgınlığa kapılmadan, Kuran'da emredilen en güzel tavır ve davranışı gösterir. İşte, "sabır" gibi, şeytanın insanlara farklı göstermeye çalıştığı kavramlardan biri de konumuz olan "cesaret"tir. İnsanlar Allah'ın ayetlerine uymadıkları takdirde, şeytanın etkisi altına girmeye başlarlar. Böylece, ahlaki kavramların manalarını Kuran'dan öğreneceklerine şeytanın telkinlerinden öğrenmeye başlarlar. Şeytan ise insanları "çirkin bir cesarete" yönlendirir. Çirkin cesaret, kişinin gözünü kırpmadan, hiçbir vicdani sıkıntı yaşamadan, nereye varacağını düşünmeden, pervasızca kötülükte bulunması, Allah hakkında bilgisi olmayan şeyleri söyleyebilmesi, tüm kainatı yaratan Rabbimiz'i ve ahiret gününü inkar edebilmesidir. Kuran'da çirkin bir cesaret gösteren insanlardan şöyle söz edilmiştir: "Rahman çocuk edinmiştir" dediler. Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz. Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti. Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.) Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir. Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır. Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir. (Meryem Suresi, 88-95) Mümin ise Allah'tan korkar ve kötü bir ahlak göstermekten, Allah'ın sonsuz kudretini takdir edememekten şiddetle çekinir. Allah'ın ahirette kendisini hesaba çekeceğini, eğer dünyada kötü bir ahlak sergilerse veya Rabbimiz'in sonsuz kudretini gereği gibi takdir edemezse bunun hesabını ahirette veremeyeceğini düşünür. Allah korkusu taşımayanlar ise şeytanın etkisiyle kötü ahlak örneği olan "çirkin cesaret"i göstermekten çekinmezler. Günlük hayatımızda çirkin cesaret sahibi pek çok insana rastlayabiliriz. Allah korkusuna sahip olmayan ve Kuran ahlakına uygun yaşamayan insanlar genellikle saygı, şefkat, merhamet, insaniyet gibi duygulardan uzak bir şekilde yaşar ve hiç çekinmeden kötü bir ahlak sergilerler. Toplumun birçok kesiminde bu kötü ahlakın örneklerine rastlamak mümkündür. İş adamlarından sokak serserilerine kadar birçok farklı kültüre mensup insanda bu ahlak görülebilir. Hepsi farklı toplumlarda yaşıyor da olsalar, eğer Allah'tan korkmuyorlarsa, hepsi şeytanın kendilerine emrettiği kötü ahlakı uyguluyorlar demektir. Şeytana uyan bir insan ise, akla gelebilecek her türlü kötülüğü yapabilecek bir karaktere sahiptir. Çünkü şeytan ona çirkin bir cesaret vermekte, onu kandırmakta, vesveselerle aldatmakta, kötülük yaparken oldukça sakin ve serinkanlı olmasını sağlamaktadır. Zaten kendisi de aynı ruh haline sahiptir. Allah ona meleklere secde etmesini buyurmuş, o ise kibirinden dolayı çok çirkin bir cesaret göstererek itaat etmemiş ve sapkınlardan olmuştur. Şeytanın bu ibret verici sapması Kuran'da şöyle anlatılır: Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın". (Allah:) "Öyleyse ordan in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin". O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele)" dedi. (Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi. Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım". "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın". (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım". (Araf Suresi, 11-18) Yaptığının büyük bir kötülük olduğunu bilmesi ve karşılığında cehenneme gideceğinin farkında olarak böyle çirkin bir tavra cesaret etmesi, şeytanın azgınlığının şiddetini göstermektedir. Bu yüzden şeytan, etkisi altına aldığı insanlara da aynı azgınlığı ve çirkin cesareti aşılamaya çalışır. Allah insanları şeytana uymama konusunda birçok ayetiyle uyarmıştır: Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. (Nur Suresi, 21) Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. (Bakara Suresi, 168-169) Şeytanın sapmasına neden olan en önemli etkenlerden biri de kibirlenmesidir. Bu yüzden şeytan insanların da kendisine benzeyip sapmalarını, dolayısıyla kibirlenmelerini sağlamaya çalışır. "Çirkin cesaret" de aslında insanın kibirine yenik düşmesinin bir sonucudur. Bu kibir insanlar arasında çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Şeytanın yolunu izleyen kimi insanlar tıpkı onun gibi, Allah'ın varlığını bildikleri halde din ahlakından uzak bir yaşam sürerler. Kimileri ise Allah'ın çevrelerinde yaratmış olduğu milyonlarca iman deliline rağmen, Allah'ın varlığını inkar edebilir. Veya inkar etmese de gerçekleri görmezden gelebilir. Örneğin yeryüzünde her milimetrekare Allah'ın yaratışının delilleri ile dolu olmasına rağmen, kimi insanlar çirkin bir cesaret göstererek tüm bunların başıboş bir süreçle oluştuğunu iddia edebilir. Tüm çeşitlilikleri ve güzellikleriyle canlıların, yeryüzünün, gökyüzünün, Dünya'nın, Güneş Sistemi'nin, yıldızların, galaksilerin kısacası tüm evrenin tesadüflerle ortaya çıktığını iddia edebilir. İmkansız olduğunu gördüğü ve vicdanen de aslında bunu anladığı halde, Allah'ın yaratışındaki ihtişamı reddedebilir. İşte tüm bunlar çirkin bir cesaretin, vicdansızca inkara sürüklenmenin, kibrinden dolayı Allah'a boyun eğmemenin alametleridir. İnkarda direnen insanlara sayısız iman delili gösterseniz de, doğruyu ve güzeli ısrarla anlatsanız da -Allah'ın dilemesi dışında- bir sonuç elde etmeniz oldukça zordur. Üstelik kibirlerine kapılarak çirkin bir cesaret gösteren insanlar, dirilişten yana da şüphe içinde olurlar. Bu şüphelerini açıkça dile getirmekten de çekinmezler. Allah Kuran'da böyle insanların akılsızlığını ve kavrayış eksikliğini şöyle haber vermiştir: İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz. (Yasin Suresi, 77-83) Bu tür insanlar uyarıldıkları zaman da buna icabet etmezler. Kendilerine ibret olarak gösterilen olayları görmezden gelebilirler. Örneğin kötü bir ahlak yaşayan, dünya üzerinde karışıklık çıkaran, güzel ahlaklı insanlara zulmetmeye çalışan kısacası her türlü çirkinliğe yönelen bu tür insanlar kendilerini "iyi insan" olarak nitelendirebilirler. Geçmişte aynı çirkinlikleri yaptıkları için azabı hak eden toplumlardan, Allah'ın elçilerine isyan ettikleri için cezalandırılan kavimlerden söz edildiğinde, bunlardan da kendileri adına ibret almazlar. Kısacası uyarılıp korkutularak doğruya davet edilseler de bunu reddedip, sonsuz cehennem azabına razı olabilirler. Allah bu tür insanların varlığından Kuran'da şöyle söz etmiştir: Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. "Bu, açıkca bir büyüden başkası değildir" dediler. "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz? Veya önceki atalarımız da mı?" De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)." (Saffat Suresi, 11-18) Allah yukarıdaki ayetlerin devamında, çirkin bir cesaret göstererek şeytanın yoluna uyan bu insanların ahirette uğrayacağı acı sonu da haber vermiştir: İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar. Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür." Bu, sizin yalanladığınız (mümini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür. Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın. Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün. Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir. (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır. (Saffat Suresi, 19-26)
|
| |
| | #5 |
| Devamlı Üye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2007 Nerden: İstanbul
Mesaj: 10,986
Tecrübe Puanı: 113 Rep Puanı : 3910 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |