|
| | #22 |
| | ![]() Teessür (Müteessir Olmak) Teessür, kalbin çeşitli eserlerden, ayetlerin değişikliğinden ötürü çeşitli renkler alması demektir Bu bakımdan kalp, her hâlin anlatılışına göre hâllenir O halden ötürü üzüntü, korku, ümit ve daha nice sıfatlarla sıfatlanır Kişinin marifeti tamam oldukça, korkusu o nisbette kalpte çoğalır![]() Çünkü tazyik, Kur'ân ayetlerinde diğer durumlardan daha fazladır Kişi mağfiret ve rahmetin ancak ariflerin elde edebileceği şartlara bağlandığını görür Nitekim şu ayette aynı durum mevcuttur:Bununla beraber şüphe yok ki, ben, tevbe eden, iman edip sâlih amel işleyen, sonra da hak yolunda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım ![]() (Tâhâ/82) Görülüyor ki, bu ayette çok bağışlayıcıyım cümlesi dört şart ile takip ettirilmiştir: a) Tevbe, b) îman, c) Amel-i Sâlih, d) Hak Yolunda Sebat Şu ayette de aynı durum vardır: Andolsun asra ki, gerçekten insan ziyandadır Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır![]() (Asr/1-3) Allah Teâlâ burada da dört şart zikretmektedir Bu dört şartı zikretmediği ayetlerde de onları kapsayıcı ve derleyici bir şartı zikretmektedir![]() Muhakkak ki ihsan (iyilik) yapanlara, Allah'ın rahmeti pek yakındır ![]() (A'raf/56) Ayetteki 'ihsan', bütün şartları içine alan bir şarttır İşte böylece Kur'an'ı başından sonuna kadar tedkik eden ve anlayan bir kimseye en uygun düşen durum korku ve üzüntüdür![]() Bu sırra binaen Hasan Basrî şöyle der: 'Allah'a yemin ederim, bugün hiçbir kul yoktur ki Kur'an'ı okuyup, Kur'ân'a iman etsin de hüznü ferahından daha çok olmasın ve yine ağlaması çok olup gülmesi azalmasın Yorgunluğu ve meşguliyeti çoğalıp istirahat ve tembelliği azalmasın'![]() Vüheyb b Verd şöyle buyurmuştur: 'Bütün hâdiselere, va'z ve nasihatlere dikkatle baktık ve Kur'an'ın dışında kalpleri hassas yapan ve kalplere hüzün ve üzüntüyü celbeden bir şeye tesadüf etmedik'![]() Bu bakımdan kulun tilâvet ile müteessir olması, okuduğu ayetin bahsettiği sıfat ile sıfatlanması demektir Vaîd ve şartlarla kayıtlı bulunan mağfiret ayetlerini okuduğu zaman eğer mânâyı anlamışsa ölürcesine korkusundan küçülür Allah Teâlâ'nın geniş rahmetinden bahsedip mağfireti va'deden ayetleri okuduğunda, sevincinden uçarcasına müjdelenir Allah'ın zikrini, sıfat ve isimlerini belirten ayetleri okuduğunda celâl-i ilâhînin önünde başını eğer ve azametini hatırlar Kâfirlerden bahseden ve Allah hakkında muhâl olan sıfatları Allah'a nisbet ettiklerini beyan eden ayetleri okuduğu zaman sesini kısar, onların sözlerinin çirkinliğinden ötürü içinden hayâ ederek kırılır Meselâ, onların Allah'a 'çocuk' veya 'eş? nisbet ettikleri gibi durumlarda, ulûhiyyet sânına yakışmayan sözlerinden iç âleminde infiale kapılır ve derhal sesinin hızını keserek ezik bir hâl alır Cennetin vasfını okuduğu zaman, içinde cennete karşı bir iştiyak duygusu belirir Cehennemin vasfını okuduğu zaman da korkudan azalan tirtir titremeye başlar![]() Hz Peygamber (s a) İbn Mes'ud'a 'Bana Kur'ân oku!' dediği zaman îbn Mes'ud Nisâ süresini açarak okur ve 'Her ümmetten birer şahid getirdiğimiz ve seni de onlar üzerine bir şâhid yaptığımız zaman, bakalım kâfirlerin hâli ne olacak?' (Nisâ/41) ayetine vardığı zaman Rasülullah'ın iki gözünden yaşlar aktığını görür Rasûlullah kendisine 'kâfi' der Bunun hikmeti; o hâlin müşahedesinin Rasûlullah'ın kalbini tamamen ihâta etmesidir![]() Allah'tan korkanların bir kısmı, vâid ayetlerini okudukları zaman, baygınlık geçirirlerdi Bazıları da bu ayetleri dinlediğinde ölürdü Bu bakımdan okuyanın bu hallerle hallenmesi, onu Allah Teâlâ'nın kelâmını hikaye edercesine okumaktan çıkarmış olur Bu hallerle hallenen bir kimse: 'De ki: Eğer ben rabbime isyan edersem cidden büyük bir günün azabından korkarım' (En'am/15) ayetini okuduğu zaman, eğer korkmazsa, sadece ayeti hikâye etmiş olur![]() 'Ey rabbimiz! Ancak sana tevekkül ettik, sana ibadete koyulduk ve yalnız sanadır dönüş' (Mümtahine/4) ayetini okuduğu zaman, eğer Allah'a tevekkül edip ona dönüş yapmamış ise, sadece bu ayeti hikaye etmiş olur ![]() 'Elbette bize yaptığınız eziyetlere sabredeceğiz' (İbrâhim/12) ayetini okuduğu zaman, eğer hâli sabretmek veya gelecek eziyetlere karşı sabretmeye niyetlenmeyip de tilavetin halâvetine varmamışsa, evet, eğer bu sıfatlarla sıfatlanmamış, kalbi bu durumlar arasında titrememişse onun şu ayetleri okumaktan nasibi sadece dilini kıpırdatmaktır Bununla beraber kendine açıkça şu ayetlerde lânet edilmiştir:İyi bilin ki Allah'ın laneti zâlimler üzerinedir ![]() (Hûd/18) Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında buğz bakımından çok büyüktür ![]() (Sâf/3) İnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirmektedirler, (Enbiyâ/l) Onun için (ey rasûlüm) sen bizim Kur'an'ımızdan yüz çevirip de yalnız dünya hayatını isteyen kimselere bakma! (Necm/29) Kim de tevbe etmezse işte onlar kendilerine zulmedenlerdir ![]() (Hucurât/11) O kişi aynı zamanda Allah Teâlâ'nm şu ayetinin hükmüne de dahil olur: Onlar içinde okuma ve yazma bilmeyenler vardır ki Tevrat'ı bilmezler Ancak birtakım kuruntu yığını uydurmalar düzer, sadece şüphe ve zanda bulunurlar![]() (Bakara/78) ' Yani onlar mücerred tilâvetle iktifa ederler Aynı zamanda o kişi şu ayetin de şümulüne dâhil olmuş olur:Göklerde ve yerde nice ayet(ler) var ki, onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler ![]() (Yusuf/1'05) Çünkü Kur'ân, yer ve göklerdeki Allah Teâlâ'nm varlık ve birliğine delâlet eden bütün alâmetleri beyan buyurmaktadır Kur'ân ayetlerini okuyup onlardan ibret almayan, o ayetlerden yüzçeviriyor demektir Bu hikmete binâen denildi ki: 'Kur'an'ın beyan buyurduğu sıfatlarla muttasıf olmayan bir kimse Kur'an'ı okuduğu zaman Allah Teâlâ ona 'Sen nerede, benim kelâmım nerede ![]() ![]() ![]() Sen ki benden yüzçevirmiş bir kimsesin, bana dönüş yapıncaya kadar kelâmımı bırak, okuma!' diye hitapta bulunur ![]() Âsi bir kimsenin Kur'ân okuyup tekrar ettiği zamanki misâli, padişahın fermanını günde birkaç defa okuyan bir kimsenin haline benzer Padişah bu kimseye fermanında memleketini imâr etmeyi emretmektedir Oysa o, memleketin tahribi ile meşguldür ve bütün yaptığı sadece fermanı okumaktan ibarettir Eğer bu kişi padişahın emrine muhalefet etmesiyle beraber fermanını okumayı da terkederse padişah ile alay etmekten ve bundan dolayı da cezaya çarpılmaktan kurtulamaz ![]() Bu sırra binâen Yusuf b Esbât dedi ki: 'Ben Kur'ân okumaya niyetleniyorum Fakat içindeki ahkâmı hatırladığım zaman, Allah'ın azabından korkarak onu bırakıyor, tesbih ve istiğfar ile meşgul olmayı tercih ediyorum'![]() Kur'an'ı okuyup ahkâmıyla amel etmekten yüz çeviren bir kimse şu ayet de kastolunan kimselerdendir: Onlar ise, o söz ve teminatı sırtlarının arkasına attılar Böylece karşılığında biraz para aldılar Bu ne kötü bir alışveriştir![]() (Alu İmran/187) İşte bu sırra binaen de Hz Peygamber (s a) şöyle buyurmuştur:Kalbiniz Kur'ân üzerinde ittifak ettikçe ve derileriniz onun için yumuşadıkça Kur'ân okuyunuz; (ancak o zaman okumuş sayılırsınız) Ne zaman ki Kur'ân ile çelişirseniz, demek oluyor ki siz Kur'an'ı okumuyorsunuz 42Bazı rivayetlerde de 'Kur'ân ile çeliştiğiniz takdirde Kur'an'ı bırakıp kalkınız' denilmektedir ![]() Nitekim Allah Teâlâ da Enfâl sûresinin ikinci ayetinde 'Gerçek mü'minler yalnız o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir Onlara ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve onlar yalnız rablerine tevekkül ederler' buyurur![]() Hz Peygamber (s a) başka bir hadîsinde şöyle buyurur:İnsanlardan Kur'an'ı en güzel sesle okuyan o kimsedir ki onun Kur'ân okuduğunu dinlediğin zaman, onu Allah'tan korkar bir kimse görürsün 43Allah'tan korkan bir kimseden dinlenen Kur'an'dan daha sevimli olarak, hiç kimseden dinlenilmez,44 Anlaşıldı ki, Kur'ân, sadece bu halleri kalbe celbetmek ve ahkâmıyla amel etmek için okunur Eğer Kur'an'ın okunmasmdaki gaye bu değilse, sadece harflerin ve dilin kıpırdaması külfeti ise, bu önemsiz bir şeydir![]() Bu hikmete binâen kurrâ'dan biri şöyle anlatır: Bir üstadımın yanında Kur'ân okudum İkinci bir defa okumak istediğimde beni şiddetle reddederek dedi ki: 'Kur'an'ı benim üzerime okuyup beni meşgul ediyorsun Git, Allah Teâlâ'ya oku ve dikkat et ki, Allah Teâlâ sana neyi emretmekte ve seni nelerden sakındırmaktadır?'İşte sahâbe-i kiramın (r a) meşguliyetleri böyle Kur'anla hallenmek ve onun ahkâmıyla amel etmekti, Hz Peygamber (s a) vefat ettiği zaman yirmibin sahâbîsi vardı 45 Oysa onlardan sadece altı kişi Kur'an'ı tamamen hıfzetmişti Bu altı kişinin ikisi hakkında da ihtilâf vardır Sahâbîlerin çoğu bir veya iki sûreyi hıfzederdi Bakara ve En'am sûresini hıfzedenler, sahâbîlerin âlimleriydi![]() Birisi Kur'an'ı öğrenmek için huzur-i saadete geldiğinde Allah Teâlâ'nın 'Zirâ kim zerre miktarı bir hayır işlerse onun mükâ-fatını görecek, kim de zerre miktarı bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir' (Zilzal/7-8) ayetinin okunduğunu duyar ve 'Bukadarı bana kâfidir' diyerek gider ![]() Bunun üzerine Hz Peygamber (s,a) hazır bulunanlara 'Bu kişi Kur'an'ın mânâsını anlayarak gitti' buyurur![]() Ancak ayetin mânâsını anladıktan sonra müzminin kalbine Allah tarafından ihsan edilen bu hâl ve benzerleri nâdir attandır Sadece dilin kıpırdatılmasma gelince onun faydası pek azdır Belki sadece diliyle okuyup, okuduğunun hükümleriyle amel etmeyen bir kimse şu ayetin hedefi olmaya namzettir: 'Her kim de benim zikrimden (Kur'an'ımdan) yüz çevirirse ona dar bir geçim vardır ve onu kıyâmet günü kör olarak hasrederiz![]() (Kur'an'dan yüz çeviren kimse) şöyle der: Ey rabbim! Beni niçin kör olarak hasrettin? Oysa ben (dünyada) iken görüyordum Allah şöyle buyurur:Cezan böyle! Sana ayetlerimiz geldi de onları unuttun İşte bugün de böylece unutulursun![]() (Tâhâ/124-126) Yani o ayetleri terkedip onları düşünmedin ve onlara ihtimam göstermedin! Çünkü işinde kusurlu olan kimse için 'o, işi unutmuş' denir ![]() Kur'an'ın hakkıyla okunması; lisan, akıl ve kalbin ortaklaşa okuması demektir Bu okumaktan lisanın payı; tertil ile okuyup harfleri tasrih etmektir Aklın payı da mânâları tefsir etmek, kalbin payı ise, onlardan ibret alıp yasaklardan çekinmek, emirlere uymaktır Bu bakımdan lisan tertîlle okuyor, akıl onun okuduğunu tercüme ediyor, kalp ise ondan ibret alıyor![]() 42) Müslim ve Buharî, (Cürıdeb b Abdullah el-Becelî'den)43)İbn Mâce, zayıf bir senedle 44)Hâkim, (Ebû Kasım el Gafıkî'den) 45)Yirmibin kaydı belki de sadece Medine'de bulunanlar içindir Zira Ebû Zur'a er-Râzî 'Resûlullah (s a) vefat ettiği zaman yüzondörtbin sahâbi vardı'diyor Bütün bunlar, ondan hadis dinleyen ve rivayet edenlerdir Buharî veMüslim'de Enes'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah'ın zamanında bütünKur'an'ı hıfzedenler dört kişidir ve hepsi de Ensâr'dandır ![]() 1 Ubey b Ka'b,2 Muaz b Cebel,3 Zeyd4 Ebû Zeyd'dir![]() Bu hadisin senedinde za'f vardır ![]()
|
| |
| | #23 |
| Süper Moderator ![]() | ![]() Terakki Terakkiden maksat, Kur'ân okuyan bir kimsenin hâlden hâle girip Kur'an'ı, nefsinden değil Allah'tan dinleyinceye kadar yükselmesidir Bu bakımdan okumanın dereceleri üçtür:A)En az derecesi, sanki Kur'an'ı Allah'a okur gibi okumaktır ![]() Sanki Allah'ın huzurunda durmuş, Allah kendisine bakıyor ve okuduğu Kur'an'ı kendisinden dinliyor gibi düşünüp hissetmelidir Kişi kendisini böyle düşündüğü zaman, onun hâli, Allah'tan istemek, yalvarmak ve yakarmak olur![]() B)ikinci derecesi kalbiyle Allah'ı müşahede etmektir SankiAllah'ı görür ve onun lûtuflarına mazhar olarak ona hitâb eder, nimet ve ihsanlarına garkolarak onunla münâcatta bulunur Böyle bir kimsenin durumu Allah'tan utanmak, onu tâzim etmek, ona kulak vermek ve kelâmını anlamaktır![]() C) Kelâm'm içinde, konuşanı, kelimelerde de onun sıfatlarını görmektir Bu bakımdan bu derecede olan bir okuyucu, ne nefsine, ne okuyuşuna ve ne de kendisiyle ilgili bulunan nimetlere kendisine verilmesi hasebiyle bakmaz Bütün himmetini konuşana teksif eder Fikri ve düşüncesi konuşan olur Sanki konuşanı müşahede etmeye garkolmuş, artık başkasını görmez Bu derece, mukarriblerin derecesidir Bundan önceki derece ise, Eshâbu'l Yemînin derecesidir Bunların dışında kalan derece ise, gafillerin dereceleridir![]() Bu en yüce dereceden Cafer b Muhammed es-Sâdık haber vererek şöyle buyurmuştur:'Allah'a yemin ederim, Allah Teâlâ (cc) kelâmında halkına tecellî etmiştir Ancak halk onu görmez'![]() Yine kendisine 'Sana ne oldu ki, namaz içinde düşüp bayıldın?' diye sorulduğu zaman şöyle buyurmuştur: 'Kalbimde bir ayeti tekrarlayıp duruyordum Tâ ki onu, onunla konuşandan dinledim O zaman O'nun kudretinin görünmesine cismim güç yetiremedi ve düşüp bayıldım'![]() Böyle bir derecede kelâmın tadı büyüdükçe büyür Lezzetin münâcâatı oldukça kabarır Bu sırra binâen hükemâdan biri şöyle buyurmuştur:Ben daha önce Kur'an'ı okuyup ondan hiçbir tad alamıyordum Öyle ki onu sanki Rasûlullah ashabına okuyor gibi dinleyinceye kadar![]() ![]() ![]() Sonra bu makamdan daha üst bir makama çıktım Kur'an'ı sanki Cebrâil Hz Peygamber'e telkin ediyor gibi dinleyip, okudum Sonra Allah Teâlâ başka bir derecede tecelli etti Bu bakımdan şu anda Kur'ân dili ile konuşan Allah'tan dinlercesine okuyorum İşte böyle olunca Kur'an'ın lezzetini duydum Öyle bir nimete gark olmuşum ki, onsuz bir an dahi yaşayamam![]() Hz Osman ve Huzeyfe b Yeman şöyle demişlerdir: 'Eğer kalpler pâk ve tâhir olsa, elbette Kur'an'ın okunmasına doyamazlar 'Çünkü kalpler temizlikle kelâmda sahibini müşâhede etmek derecesine yükselir'![]() Bu hikmete binâen de Sâbit el-Benânî şöyle buyurmuştur: 'Yirmi sene Kur'an'ı meşakkat çekerek okudum Yirmi sene de onunla nimettendim'![]() Kelâmın sahibinin (Allah Teâlâ'nın) müşahedesine garkolup Allah'tan başkasını göremeyecek hâle gelen kul Allah Teâlâ'nın şu emr-i celîline uymuş olur: O halde hemen Allah'a kaçın! (Zâriyât/50) Ve Allah ile beraber başka bir ilâh uydurmayın! (Zâriyât/52) Bu bakımdan herşeyde O'nu görmeyen, muhakkak O'nun gayrisini görmüş demektir Kul, Allah'tan başka her neye iltifat ederse mutlaka onun o iltifatında gizli şirkten birşey vardır Muhakkak katıksız Tevhid, herşeyde Allah'ı görmek demektir![]()
|
| |
| | #24 |
| Süper Moderator ![]() | ![]() Teberrî Teberri den maksat, Kur'an'ı okuyan kişinin varlık ve kuvvetinden teberri (uzaklaşarak) ederek nefsine katiyyen rıza ve temizlenmiş gözüyle bakmamasıdır ![]() Sâlihleri medhedip onlara Allah'ın çeşitli nimetlerini va'deden ayetleri okuduğu zaman nefsini onlardan saymamalı, belki o vasıflara lâyık olarak ibâdet edenleri ve o sahada doğru olanları görmeli, onların kervanına katılmak için Allah Teâlâ'dan niyazda bulunmalıdır Âsiler ve kusurluları yeren ve zemmeden ayetleri okuduğu zaman nefsini onlarla beraber görmeli ve kendisinin muhâtab olduğunu takdir ederek korkmalıdır![]() İşte bu sırra binâen İbn Ömer (r a) 'Ey Allahım! Ben zulmümden ve küfrümden/nankörlüğümden ötürü senden af dilerim' dediğinde kendisine sorulur: 'Zulüm malûm ve fakat küfür ne demek?' Bunun üzerine İbn Ömer şu ayeti okur:Gerçekten insan çok zâlimdir, çok keffardır (nankördür) (İbrahim/34)Yusuf b Esbat'a 'Kur'an'ı okuduğun zaman nasıl dua ediyorsun?' diye sorulduğunda, 'Nasıl dua edeyim? Kusurumdan ötürü yetmiş defa Allah Teâlâ'dan af diliyorum![]() ![]() ' diye cevap verir![]() Bu bakımdan kişi Kur'ân hakkında nefsini böyle kusurlu görürse, onun bu görüşü Allah'ın rahmetine yaklaşmasına sebep olur Çünkü yakınlıkta uzaklık gören bir kimse, kendisinde beliren korkudan ötürü yakınlıkla taltif ediliyor ve bu korku o yakınlığın ardından gelen diğer bir yakın dereceye onu çekip götürür![]() Kim uzaklıkta yakınlığı görüyorsa, aldanır Aldanışı da onu uzaklığından daha uzak bir dereceye çekip götürür Kişi nefsini Allah nezdinde razı olunmuş gözüyle görürse, bu şekilde gördüğü nefsi kendisine perde olur Nefsine iltifat etmek hududunu geçtiği ve okuduğunda Allah'tan başkasını müşâhede etmediği zamanda melekût aleminin sırrı kendisine keşfolunur![]() Ebû Süleyman ed-Dârânî şöyle anlatır: İbn Sevban bir dostuna akşamleyin evinde iftara geleceği va'dinde bulunur Buna rağmen kendisini bekleyen dostunun evine şafak sökünceye kadar gelmez![]() Dostu ertesi gün kendisiyle karşılaşınca sorar: 'Hani akşamleyin bizde iftar edecektin? Va'detmiştin? Va'dinde de durmadın' O da şöyle der: 'Eğer sana söz vermemiş olsaydım, beni gelmekten men eden sebebi açıklayamazdım Fakat kalbinin mutmain olması için açıklayayım: Yatsı namazını kıldığım zaman sana gelmeden önce bari vitir namazını da kılayım dedim Çünkü ölümden emîn değilim Ne zaman vitir namazının duasına başladım, bana cenne-tin rengârenk çiçekleriyle bezenmiş bir bahçesi gösterildi Ona baka baka bir de ne göreyim sabah oldu İşte gelmeyişimin hikmeti budur'![]() Bu mükâşefeler ancak nefisten teberri, ne nefse, ne de hevâsına iltifat etmekten uzaklaşınca görünmeye başlar Sonra bu mükâşefeler keşif sahibinin haline göre değişir Keşif sahibi reca ve ümit ayetlerini okuduğu zaman müjde hali kendisine galip gelir, cennetin sureti belirir Sanki onu gözüyle görüyor gibi seyreder![]() Eğer korku hâli kendisine galip gelirse kendisine cehennem gösterilir Hatta onun azabının çeşitlerini müşahede eder Çünkü Allah Teâlâ'nın kelâm-ı ilâhîsi lâtif kolaylıklarla çetin şiddetleri, ümit ve korkuları derleyici bir kelâmdır Bu ise okuyucunun hâllerine göre değişir; zira o sıfatların bazıları rahmet ve lütuf, bazıları da intikam ve şiddettir![]() Bu bakımdan kelimeler ve sıfatların müşahedesi hasebiyle olur Okuyanın kalbi hâllerin değişiklikleri arasındadurmadan değişmektedir Her hâle göre kalp, ona mahsus mükâşefeye hazırlanıp yaklaşır![]() Çünkü dinlenen çeşitli oldu mu dinleyenin aynı hâlde durması muhaldir Zira dinlenenin içinde razı olanın kelâmı olduğu gibi, öfkelinin kelâmı, nimet verenin kelâmı, intikamcının kelâmı, hiçbir şeyden çekinmeyerek ve perva etmeyerek hüküm veren mütekebbir ve cebbarın kelâmı, ihmâl etmeyen, şefkat ve merhamette bulunanın kelâmı da bulunmak-tadır![]() 42) Müslim ve Buharî, (Cürıdeb b Abdullah el-Becelî'den)
|
| |
| | #25 |
| Süper Moderator ![]() | ![]() Kur'an'ı Anlamak ve Nakle Başvurmadan Sadece Rey Aklına şu tür sualler gelebilir: Geçen bölümde Kur'an'ın sırlarını anlamak ve temiz kalp sahiplerine keşfolunan Kur'ân mânâları hakkında çok sitayişkâr konuştun Bu nasıl olur? Oysa Hz Peygamber şöyle buyurmuştur:Kur'an'ı kendi reyiyle tefsir eden bir kimse ateşteki yerini hazırlamış olur ![]() Bu bakımdan tefsirin zahirî ilmini bilenler, Kur'ân kelimelerini İbn Abbas ve diğer müfessirlerden naklolunan mânâ hilâfına te'vil eden mutasavvıf müfessirlere hücum etmişlerdir Hatta mutasavvıfların anlayışına göre Kur'an'ı tefsir etmenin küfür olduğuna bile hükmetmişlerdir![]() Bu bakımdan eğer tefsir âlimlerinin dediği doğru ise, Kur'an'ın anlaşılması zâhir bir tefsirini hıfzetmekten başka ne olabilir? Eğer zâhir âlimlerinin dedikleri doğru değilse, o vakit Rasûlullah'ın 'Kur'an'ı kendi reyiyle tefsir eden bir kimse ateşteki yerini hazırlasın' hadîsinin mânâsı nedir? İşte şimdi bu suâllerin cevabını dinle: 'Kur'an'm zahirî tefsirinden başka mânâsı yoktur' diyen bir kimse, sadece kendi bilgisinin hududundan haber vermektedir Böyle bir kimse, kendi nefsinin haber verdiği şeyde doğrudur Fakat bütün insanları kendi kapasitesine sokup da orada bocalatmaya hakkı olmadığı için bu bakımdan da yanlıştır Haberler ve eserler, Kur'an'm mânâlarının irfan erbabı için çok geniş olduğuna delâlet ederler Nitekim Hz Ali 'Allah Teâlâ'nın kuluna verdiği Kur'ân hususundaki üstün anlayış müstesna'buyurmuştur Eğer İbn Abbas ve benzeri müfessirlerden naklolunan yorumlardan başka Kur'an'm mânâsı olmasaydı acaba Hz Ali'nin söylediği o anlayış ne olacaktı? Üstelik Hz Peygamber (s,a): 'Kur'an'ın zahiri, bâtınî, haddi ve matla'ı vardır' buyurmuştur Bu hadîs tefsir ulemasından İbn Mes'ûd'dan mevkuf olarak rivayet edilmektedir![]() Acaba eğer Kur'an'ın müfessirlerden nakledilen zahirî yorumlarından başka mânâsı olmasaydı, bu hadîsi şerifteki 'zahir5, 'bâtın', 'hadd' ve 'matla' diye vârid olan terimlerin mânâsı ne olurdu? Hz Ali şöyle buyurmuştur: 'Eğer isteseydim sadece Fâtiha-i şerifenin tefsirinden yetmiş deve yükü kitâb yazardım' Eğer Kur'an'm zahiri mânâsından başka mânâsı olmasaydı, acaba Hz Ali'nin bu konuşmasının mânâsı ne olabilirdi?Ebû Derdâ: 'Kişi Kur'an'a birkaç yön vermedikçe fakih olamaz5 buyurmuştur ![]() Âlimlerden biri de 'Her ayetin altmışbin mânâsı vardır Aynı ayetin çözülmeyen mânâları çözülen bu altmışbinden de daha fazladır' demiştir![]() Başkaları da şöyle der: 'Kur'ân yetmişyedibin ikiyüz ilmi ihâta etmektedir Çünkü her kelime bir ilimdir Sonra dört ile çarpılır Zira her kelimenin zahiri, bâtını, haddi ve matla'ı vardır5Hz Peygamber'irı (s a) Besmele-i Şerîfe yi yirmi defa tekrar etmesi de herhalde onun bâtınî mânâlarını düşünüp çözmek için olsa gerek![]() Aksi takdirde besmelenin tercüme ve tefsiri bellidir Onu bilmek için bu kadar tekrara ihtiyaç yoktur İbn Mes'ud şöyle demiştir: 'Geçmiş ve geleceklerin ilimlerini elde etmek isteyen bir kimse, Kur'an'ı düşünsün Çünkü o ilimleri elde etmek için, sadece Kur'an'm zahirî tefsiriyle iktifa etmek kâfi değildir'![]() Kısaca ilimlerin tamamı, Allah Teâlâ'nın fiil ve sıfatlarına dahildir Kuranda ise, Allah'ın zâtı, fiil ve sıfatları şerhedilmiştir Bu ilimlerin ise sonu yoktur Kur'an'da bütün bu ilimlere ve bütün bu mânâlara işaret vardır Bunların tefsirine dalmak Kur'an'ın mânâsına dahildir Zahirî tefsirin mücerredi ise, buna işaret etmez![]() Belki daha ileri giderek deriz ki: Mütefekkirler için çözülmesi güç olan, hakikatini bilmek hususunda insanların ihtilâf ettikleri, gerek nazarî ve gerek aklî olan bütün ilimlere Kur'an'da işâret ve delâlet vardır Sadece fehm sahipleri onları Kur'ân'dan idrâk edebilir O halde Kur'an'ın zahirini tercüme ve tefsir eden ilim, nasıl bütün bunları kapsayabilir?Bu sırra binaen Hz Peygamber (s a) şöyle buyurmuştur:Kur'an'ı okuyun Onun garâib ve acâiblerini araştırıp anlayın 46Hz Ali'nin rivayet ettiği bir hadîste Hz Peygamber (s a) şöyle buyurmaktadır:Beni Hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim; gelecekte ümmetim (dininin ve cemâatinin aslını anlamak hususunda) yetmişiki gruba ayrılacaktır Hepsi dalâlette olduğu gibi, dalâlete götürücü olarak insanları ateşe davet edecektir Bu durum meydana geldiği zaman, Allah 'iri Kitabına yapışınız Çünkü Allah'ın Kitabı'nda sizden önce ve sonra gelenlerin haberleri vardır ve aynı zamanda sizin aranızdaki hüküm de orada mevcuttur![]() Diktatörlerden kim, o kitaba muhalefet ederse Allah Teâlâ onun belini kırar Kim Allah'ın kitabından başka herhangi bir yerde ilim ararsa Allah Teâlâ onu dalâlette bırakır![]() O kitâb Allah'ın kopmaz ipidir Allah'ın apaçık nurudur ve Allah Teâlâ'nın her derde deva olan şifasıdır O kitap kendisine yapışanlar için her çeşit felâketten koruyucudur Kendisine tâbi olanın kurtarıcısıdır Kur'ân haktan sapmaz ki düzeltilsin Kur'ân eğilmez ki doğrultulmasma ihtiyaç olsun O kitabın acaib ve garâibleri bitmez ve tükenmez bir hazinedir O kitâb çok okumakla eskimez![]() ![]() 47Hz Huzeyfe, Hz Peygamberin (s a) kendisinden sonra ümmetinin ihtilâf ve ayrılığa düşeceğini kendisine haber verdiği zaman, Rasûlullah'a şöyle sorduğunu rivayet etmektedir: 'Ey Allah'ın Rasûlü! O hâlde, o samana yetişirsem, ne yapmamı bana emredersin?' Hz Peygamber 'Allah'ın Kitabını öğren ve onun içindeki hükümlerle amel et![]() Zira seni o hercümerçten çıkaracak ancak Allah'ın Kitabı'dır Huzeyfe şöyle diyor: Ben bu suâlimi üç defa tekrar ettim Hz Peygamber de her defasında şöyle buyurdu: 'Allah'ın Kitabını öğren ve onun içindekilerle amel et Zira kurtuluş ancak ondadır'![]() Hz Ali şöyle buyurmaktadır: 'Kur'an'ı anlayan bir kimse onunla ilmin cümlesini tefsir etmiştir' İmam Ali, bu sözüyle işaret eder ki, Kur'an-ı Hakîm bütün ilimlere işaret etmekte ve ışık tutmaktadır![]() İbn Abbas 'Kime hikmet verilmişse, muhakkak ona çok hayır verilmiştir' (Bakara/269) ayetinin tefsirinde 'Allah dilediğine fayda veren ilmi ihsan eder' demiştir; yani Allah, Kur'an'ı anlamayı ona ihsan eder ![]() Yine İbn Abbas 'Biz o meselenin hükmünü Süleyman'a bildirdik Bununla beraber herbirine bir hüküm ve bir ilim vermiştik' (Enbiya/79) ayetinin tefsirinde 'Allah, Dâvûd ile Süleyman'a (a s) vermiş olduğu nimete ilim ve hikmet ismini verdi ve sadece Hz Süleyman'a zekâsıyla çözebildiği ihsana da fehm ismini taktı Fehmi hikmet ile ilim den daha üstün kıldı' buyurmuştur![]() Bütün bunlar, Kur'an'ın mânâlarının anlaşılmasında geniş bir meydan ve sonsuz bir vüs'atm olduğuna delâlet eder ve yine delâlet eder ki, tefsirin zahirinden naklolunan mânâ, bu vadideki idrâkin sonu değildir, Hz Peygamber'in (s,a) 'Kur'ânı reyiyle tefsir eden bir kimse' şeklindeki sözü ve bu şekilde tefsir etmenin yasaklanması, Hz Ebubekir Sıddık'm 'Eğer kendi reyimle Kur'an'ı tefsir edersem hangi arz beni taşır, hangi semâ beni gölgelendirir?' sözü ve daha buna benzer rivayetlerde Kur'an'ın rey ile tefsir edilmesini yasaklayan sözler, yaa) Bu sözlerden gaye; sadece nakil yoluyla gelen ve işitilen tefsirlerle iktifa edip kalmak, müstakil olarak Kur'ân'ı anlamak ve ondan ahkâm çıkarmaktan kaçınmak demektir, veya b) Bu sözlerden gaye başka bir şeydir Birinci ihtimal tamemen bâtıldır Çünkü hiç kimsenin işittiğinden başka Kur'an'ın açıklaması hakkında konuşmaması şu gelen hikmetlerden ötürü fâsid bir hükümdür:1 Dışına çıkmak câiz olmayanrivayetlerin bizzatRasûlullah'tan dinlenilmesi ve ona isnâd ettirilmesi gerekir Bu ise, ancak Kur'an'm bir kısmı hakkında düşünülebilir, İbn Abbasve İbn Mes'ud'un yorumları ise, kendilerinden olduğu için bu biçimden addolunmaması gerekir ve onların yorumlarına da, Hz ![]() Peygamber'den dinlemedikleri için 'rey ile tefsirdir' demek lâzım gelir Onlar gibi, diğer ashâb-ı kirâm'm yorumlarına da böylebakmak gerekir ![]() 2 Gerek sahâbîler ve» gerekse müfessirler bazı ayetlerin tefsi rinde ihtilâf ederek o ayetler hakkında çeşitli te'viller yapmışlardırki, bu te'villeri bir arayagetirmek vebütün bu te'villeri Rasûlullah'tan dinlemişlerdir, demek muhaldir Eğer o mânâlardan birisi faraza Rasûlullah'tan işitilmişse diğerlerinin reddedilmesi gerekir! Bu nedenle kesinlikle anlaşıldı ki, her müfessir çalışmasının neticesinde kendi görüşüyle mânâyı tebârüz etmiştir![]() Hatta müfessirler sûrelerin başlarında gelen harfler hakkında yedi çeşit tefsir ileri sürmüşlerdir ki, bu yedi tefsiri bir araya getirmek mümkün değildir Nitekim Elif, Lâm, Râ hakkında 'Bunlar Rahmân sıfatının harfleridir'denilmiştir Bâzıları da 'ElifAllah'tan, Lâm Lâtiften, Râ da Rahim'den alınmıştır' demiştir![]() Bazıları ise, daha başka şeyler söylemişlerdir Bütün bunları biraraya getirmek mümkün değildir, o halde bütün bunlarınRasûlullah'tan dinlenilmiş olması nasıl mümkün olabilir? 3 Hz Peygamber (s a), İbn Abbas için duâ ederek şöyle buyurmuştur:Ey Allahım! Onu dinde fakih yap, ona te'vil ilmini ihsan buyur!48 Eğer iddia edildiği gibi te'vil ilmi de tenzil gibi Rasûlullah'tan dinlenilmiş olsaydı ve tenzil gibi hıfzedilmesi gerekseydi, o vakit hususî olarak İbn Abbas'a yapılan bu duanın ne mânâsı kalırdı? 4 Allah Teâlâ (cc) şöyle buyurmuştur:Oysa o haberi peygambere ve aralarında buyruk sahiplerine götürselerdi, içlerinden işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu bilirlerdi (Nisâ/83) İşte bu ayetle, Allah Teâlâ (cc) Kur'an'dan hüküm istihraç etmeyi ilim ehline bıraktı Herkesin malumudur ki, Kur'an'dan hüküm istihracı Rasûlullah'tan dinlemenin ötesinde bir şeydir![]() Kısaca Fehm-i Kur'ân hakkında naklettiğimiz rivayetlerin bu kadarı da 'Kur'ân sadece nakil ile tefsir edilir' hayâlini temelinden yıkmış olur Bu bakımdan Kur'ân te'vilinde Rasûlullah'tan işitmeyi şart koşmanın da böylece asılsız olduğu meydana çıkmış olur O halde herkes için kendi anlayışı ve aklının kavrayışı nisbetinde (İslâm'ın esasına muhalif düşmemek kayıt ve şartıyla) Kur'an'dan istinbât etmek caizdir![]() 46) Ebû Yala ve Beyhakî, (Ebû Hüreyre den zayıf bir senedle) 47) Tirmizî
|
| |
| | #26 |
| Süper Moderator ![]() | ![]() Rey ile Kur'an'ı Tefsir Etmeyi Yasaklayan Hadîs Bu hadîsin iki vechi vardır: 1 Kişinin herhangi birşey hakkında bir fikri vardır Tabiatı, ona meyletmekte, hevâsı da onu istemektedir Bu gayesinin doğru olduğuna delil göstermek için, Kur'an'ı kendi rey ve hevâsına göre te'vil etmektedir![]() Eğer o rey ve hevasına uymasaydı, asla Kur'an'dan o mânâ kendisine görünmeyecekti Bu kabil te'vil, bazen ilimle beraber olmaktadır Meselâ birisinin ihdâs ettiği bid'atın doğruluğuna Kur'an'ın bazı ayetlerini delil olarak göstermesi gibi![]() ![]() ![]() Oysa o kişi bilir ki, ayetin gayesi onun iddia ettiği mânâ değildir Fakat ayeti o şekilde te'vil etmek suretiyle hasmını şaşırtmak istemektedir Bu kabil te'vil, bazen de cehaletle beraber yürümektedir Fakat ayetin birçok mânâya gelmesi muhtemel olduğu zaman, kendi gayesine uygun düşen tarafa meyledip rey ve hevâsıyla o tarafı tercih eder ve böylece kendi reyiyle tefsir etmiş olur![]() Yani kendisini böyle bir tefsire zorlayan reydir Eğer bu zorlayıcı rey olmasaydı, onun yanında böyle bir te'vil tercih edilmeyecekti Bazen de doğru bir hedefi olur O hedefini takviye edici bir delili Kur'an'da arar ve hedefine varmak için aynı mânâyı ifade etmeyen bir ayetle istidlâl eder![]() Tıpkı seher zamanında istiğfar etmeye insanları dâvet eden Hz Muhammed Mustafa'nın 'Sahura kalkınız Zira sahurda bereket vardır' sözüyle istidlâl edip, bu hadîs seher zamanında istiğfar etmeyi emreder demesi gibi![]() ![]() ![]() Evet, bu kimse hadîs-i şerifteki 'tesahharu' tabirinden gaye 'seher de zikir'dir' der Oysa kendisi de bilir ki, burada sahur zamanında yenen yemek kastedilmektedir Biri de çıkıp katı kalple mücadele etmeye çağırır ve delil olarak Allah Teâlâ'nın'Firavun'a git Çünkü o, hakîkaten azdı' (Tâhâ/İ4) ayetindeki 'Firavun' kelimesi 'kalb'e işarettir der Bu kabil te'villeri, vaizlerden bazısı doğru gayelerde konuşmasını süslemek ve dinleyenleri teşvik etmek için kullanmaktadırlar Oysa böyle bir hareket dinen yasaktır Aynı zamanda bâtınîler de, halkı aldatmak ve bâtıl mezheblerine davet etmek için, fâsid gayelerinin tahakkuku için aynı te'villeri kullanıp böylece Kur'an'ı rey ve mezheblerirıe göre kesinlikle Kur'an'ın gayesi olmadığını bildikleri birtakım işlere hamlederler İşte bu tip te'viller, rey ile yapılması menedilen tefsirin kısımlarından birisidir O halde hadîste menedilen rey ile tefsîr, nefsin hevasına uygun düşen fâsid rey ile yapılan tefsirdir![]() Çalışma neticesinde elde edilen sahih ictihâd ile olan tefsir değildir Çünkü rey, sahih ictihâdî içine aldığı gibi, fâsid ve nefsin hevasına uygun düşen reyi de kapsar Hattâ bu tâbir bazen sadece nefsin hevasına uygun düşen reye tahsis edilmektedir![]() 2 İkinci vecih ise nakilden ve Kur'an'ın garip meseleleriyle ilgili rivayetlerden kuvvet almaksızın sadece gramer ilminin zahirine göre, çarçabuk Kur'an'ı tefsîr etmeye yönelip acelecilik yapmaktır![]() Kur'an'ın mübhem ve tebdil olunan lâfızlarındaki mânâya, Kur'an'daki ihtisar, hazf, izmar, takdim ve tehirine bakmaksızın hemen gramerine bakarak sathî bir nazarla tefsir etmeyi çarçabuk yapmaktır Bu bakımdan Kur'ân tefsirini, zahirini güzelce bilmeden sadece grameri bilmek suretiyle Kur'ân mânâlarını tez elden öne çıkarmaya yeltenen bir kimsenin yanlışları çoğalır ve aynı zamanda Kur'an'ı kendi reyiyle tefsir edenlerin zümresine dahil olur![]() O halde evvelâ Kur'an'm zahirî tefsirinde nakl ve sema'a önem vermelidir ki bu sayede yanılmadan korunmuş olsun Buna riayet ettikten sonra düşünme ve ahkâm çıkarma kabiliyeti gittikçe genişler![]() Ancak dinlemekle anlaşılabilecek garib meseleler, Kur'ân'da oldukça çoktur Biz bunların bazılarına işaret edelim ki, okuyucu diğerlerine de bu sayede muttali olup istidlâl edebilsin ve aynı zamanda bilsin ki, herşeyden evvel Kur'an'ın zahirî tefsirinde ihmalkârlık göstermek câiz olmadığı gibi, zahirî tefsiri güzelce bilmeden önce Kur'an'm bâtınına nüfûz etmenin de mümkün olmadığını anlamış olsun Kur'an'ın zahir tefsirini güzelce bilmeden evvel Kur'an'ın esrarını anladığını iddia eden bir kimse tıpkı kapıdan girmeden evin üst kısmına vardığını iddia eden bir kimseye veya Türkçeyi bilmediği halde Türklerin konuşmalarındaki maksatlarını bildiğini iddia eden bir kimseye benzer Zira tefsirin zahirî kısmı, Kur'an'm esrarını bilmek için öğrenilmesi gereken lûgatın yerine geçer![]() 48) İlim bölümünde geçmişti ![]()
|
| |
| | #27 |
| Süper Moderator ![]() Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
Tecrübe Puanı: 117 Rep Puanı : 3114 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |