Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Kur'an-ı Kerim Bölümü
> Kur'an-ı Kerim Alt Başlıklar > Kur'an ile ilgi yazılar & Makaleler
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 08-10-2007   #15
Bilgiler
Süper Moderator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
İtibar
Tecrübe Puanı: 117
Rep Puanı : 3114
Rep Derecesi :
Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.
Şem'a RSS Feed
Standart --->: Kur'an okuma adabı [Adabu Tilavetil Kuran]



Kur'ân Okunurken Riayet Edilmesi Gereken Bâtınî ameller

Bunlar da on tanedir
IKelâm'ın Aslını Anlamak
IITâzim
IIIKalp Huzuruyla Okumak
IVTedebbür (Düşünmek)
VTefehhüm (Anlamaya Çalışmak)
VITecerrüd (Anlamayı Engelleyen Herşeyden Uzaklaşmak)
VIITahsis (Kendine Hitap Edildiğini Bilmek)
VIIITeessür (Müteessir Olmak)
IXTerakki
XTeberri

Kelâm'ın Aslını Anlamak

Kelâm'm azametini ve yüceliğini Allah Teâlâ'nın celâl arşından mahlukâtının anlayış derecesine inmek suretiyle yapmış olduğu lütuf ve fazileti bilmek gerekir Kur'ân okuyan; Allah Teâlâ'nın zâtî ile kaim bulunan ve kadîm bir sıfatı olan kelâmının mânâlarını lûtfuyla insanların anlayışına ne şekilde müsait kıldığına dikkatle bakmalıdır ve yine dikkat etmelidir ki, Allah Teâlâ'nın o kadîm sıfatı, harflerin kıvrımlarında ve seslerin arasında nasıl tecelli etmiştir? Oysa harflerle sesler, beşer sıfatlarıdır Çünkü beşer kendi sıfatlarının vasıtasıyla olmazsa, Allah Teâlâ'nm sıfatlarını arılamaktan aciz kalırdı Aynı za-manda eğer Allah Teâlâ kelâmının yüceliğinin hakîkatini harf-lerle örtmeseydi, onu dinlemek ne arşın ne de fersin kârı olurdu
Onun saltanatının azametinden ve nurunun kıvılcımlarından arş ile fersin arasında her ne varsa bilcümlesi yanıp kül olacaktı Eğer Allah Teâlâ (ce) Musa (as)ya sebatkârlık ihsan etmeseydi Hak Teâlâ'nın tecellisinin başlangıçlarına güç yetiremeyen dağ gibi, Musa (as) da onun kelâmını dinlemeye güç yetiremeyecekti Dağın paramparça oluşu gibi, o da yok olup gidecekti Allah Teâlâ'nın kelâm-ı kibriyâsının yüceliğini anlatmak ancak bâzı misaller vermek suretiyle mümkün olabilir
Çünkü halk ancak bu şekilde an-lar İşte bunun için ariflerden bazıları kelâm-ı kibriyânın azametini şöyle dile getirmişlerdir: Levh-i Mahfuzda, bulunan kelâmullah'n her harfi, Kaf dağından daha büyüktür Bütün melekler bir araya gelseler, tek bir harfini kaldırmaya tâkat getiremezler Tâ ki, levhin âmiri bulunan İsrâfil (as) gelir, o harfi, kaldırır ve Allah'ın izni ve rahmetiyle yerinden kıpırdatır Bu da İsrafil'in kuvvet ve takatiyle değil Allah Teâlâ'nın lûtfuyladır
Hükemâdan biri, Allah kelâmının derecesinin yüceliğine ve insan anlayışının kusurluluğuna rağmen nasıl insan anlayışına varıp da orada sebat kıldığının hakikatini ince ve lâtif bir tâbir ile ifade edip bütün hakikatini belirten bir misâl vererek şöyle dedi: Bir hakîm, padişahlardan birisini peygamberlerin şeriatına davet etti Padişah, o hakimden birkaç sual sordu Hakîm, padişahın ta'katının yeteceği ve anlayacağı bir tarzda o sualleri cevaplandırdı Bunun üzerine pâdişah, hakîme dedi ki: 'Bana söyle bakalım, peygamberlerin getirdiğinin, insan kelâmı olmayıp, Allah'ın kelâmı olduğunu iddia ediyorsun, bu takdirde insanoğlu Allah kelâmını kaldırmaya ve anlamaya nasıl güç yetirebilir?'
Hakîm de şöyle cevap verdi:
Biz insanları görüyoruz ki, bazı hayvanlara ve kuşlara maksadlarını anlatmak istedikleri zaman, yani o hayvanların ileri ve geri gitmesini, dönüp bakmasını veya ilerlemesini kasdettikleri zaman, bakıyorlar ki, hayvanlar, insanların akıl nurlarından çıkan insan kelâmının anlamını ayırdetmekten acizdirler
Oysa o kelâm gayet güzel, gayet süslü ve intizamlıdır Bu durumu gören insanlar, hayvanların kalbine, hayvanlara uygun bir tarzda ıslık gibi sesler ihdâs ederek ve onların seslerine yakın bulunan ıslığı çalarak gayelerini onlara anlatırlar ki hayvanlar, insanın kendi seviyesine inip seslenmesi sayesinde insanın gayesini anlasın ve iradesini, cüz'i de olsa tatbik etsin
İşte insanlar da böylece Allah Teâla'nın kelâm-ı ilâhîsinin hakikatini ve sıfatlarının kemâlini olduğu gibi anlatıldığı takdirde anlamaktan acizdirler Bu bakımdan aralarında hikmetin bilinmesi için, kullandıkları seslere tıpkı insanın maksadını hayvana anlatmak için kullandığı ıslık sesi gibi oldular
Bu durum, o sıfatlarda gizli bulunan hikmetin mânâlarına mâni değildir Beşer sesleri, altında gizli olan hikmetlerin şerefi için şereflendi ve o mânâların büyüklüğüyle büyüdü Bu bakımdan insanın sesi, hikmetin cesedi ve dışı mesabesindedir Hikmet de, insan sesinin nefsi ve ruhtan ötürü aziz ve şerefli olduğu gibi, kelâmın telâffuz ve sesleri de altındaki hikmetten ötürü o derecede şerefli olur Kelâmın mertebesi çok yüce ve derecesi büyüktür Saltanatı herşeyi kahredici, hükmünün gerek hakta, gerekse bâtılda geçerli ve belirleyici olduğu muhakkaktır Adaletle hükmeden O, emreden ve yasaklayan, hükmüne muhakkak rıza gösterilen ve herşeyi görüp ona göre hükmeden O! Bâtıl, hikmetli kelâmın yanında dimdik durmaya güç yetiremez Gölgenin güneşin ışınları önünde durmaya güç yetirmediği gibi
Beşerin hikmetin derinliklerine nüfuz etmeye takati yoktur Nitekim gözleriyle güneşe nüfuz edip bakmaya güçleri olmadığı gibi
Fakat buna rağmen gözlerinin görmesine vesile olan güneş ışınlarından da mahrum değillerdir Ancak o ışınlarla ihtiyaçlarını temin edebiliyorlar Bu bakımdan Allah'ın kelâmı yüzü perdeli ve emri yerine getirilen bir pâdişah gibidir Galib ve görünen güneş gibi, esas maddesi gözle görünmez Pırıl pırıl parlayan yıldızlar gibidir Onların seyrine vâkıf olmayan bir kimse de onlarla yolunu tâyin eder Bu bakımdan nefis cevherlerin hazinelerinin anahtarı o kelâmdır O kelâm, aynı zamanda öyle bir hayat suyudur ki, ondan içen ölmez Öyle bir hastalık devâsıdır ki, ondan bir defa alan artık hiçbir zaman hastalanmaz
Hakimin, Allah kelâmının mânâsını anlatmak için zikrettiği misâl, o hakikatten bir nebzedir Bundan daha fazlasının Muamele İlmi bölümünde zikredilmesi uygun değildir Bu bakımdan bununla yetinmek gerekir

 

Şem'a isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-10-2007   #16
Bilgiler
Süper Moderator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
İtibar
Tecrübe Puanı: 117
Rep Puanı : 3114
Rep Derecesi :
Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.
Şem'a RSS Feed
Standart --->: Kur'an okuma adabı [Adabu Tilavetil Kuran]



Tâzim

Kur'an'ı okuyan kişi, bu işe ilk başladığı zaman kalbinde konuşanın (Allah'ın) azametini hazır bulundurmalıdır
Bilmeli ki, okuduğu beşer kelâmı değildir ve yine bilmelidir ki, Allah Teâlâ'nın kelâmını okumakta gayet tehlikeli bir durum mevcuttur Çünkü Allah Teâlâ (cc) şöyle buyurmuştur:
Kur'ân'a ancak temiz olan kimseler dokunabilir
(Vâkıa/79)
Nasıl ki, mushafın cildine ve yapraklarına ancak abdestli ve pâk olan bir kimse el sürebiliyorsa, öylece mânânın bâtını da (Allah'ın hükmüyle) ancak kötülüklerden pâk olan kalbin bâtınına açıktır, Allah'ın azameti ve büyüklüğü ile nurlanan kalbe açıktır ancak
Nasıl ki, mushafın cildine her elin değmesi uygun değilse, öylece harflerinin okunmasına da her lisan ve mânâlarının idrâkine de her kalp uygun ve elverişli değildir
İşte bu tazimden ötürü İkrime b Ebi Cehil, Kur'an'ı açtığı zaman baygınlık geçirir ve derdi ki: 'Şu, rabbimin kelâmıdır, şu, rabbimin kelâmıdır' Bu bakımdan kelâma saygı göstermek, onun sahibine saygı göstermek demektir Kişi konuşanın sıfatlarını, celâlini ve fiillerini düşünüp idrâk etmedikçe konuşanın azameti onun kalbinde yerleşmez
Ne zaman ki kişinin kalbinde, arş, kürsî, gökler ile yerler arasındaki cin, insan ve ağaçlar hazır bulunursa ve aynı zamanda bütün bunların yaradanı, bunlara güç yetiren, bunların rızkını verenin bir olduğu düşüncesi yerleşirse, bütün bunlar onun kudretinin kabzasında fazl ve rahmet, hikmet ve satveti arasında şaşkın şaşkın dönerler Eğer nimet verirse faziletinden nimet vermiştir Eğer azap ederse adaletiyle azap etmiştir, ruhunu idrak ederse ve yine şunlar cennete gitsin dediğinde onların cennete gitmesinden zerre kadar perva etmediğini, şunlar da cehenneme gitsin dediğinde, yine onların cehennemi boylamasından zerre kadar müteessir olmadığını kavrarsa, işte o zaman azamet ve yüceliğin hakikatini idrâk etmiş sayılır Bu bakımdan bu gibi şeyleri düşünmek, önce konuşanın azametini, sonra da konuşulanın azametini okuyanın kalbine yerleştirir

 

Şem'a isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-10-2007   #17
Bilgiler
Süper Moderator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
İtibar
Tecrübe Puanı: 117
Rep Puanı : 3114
Rep Derecesi :
Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.
Şem'a RSS Feed
Standart --->: Kur'an okuma adabı [Adabu Tilavetil Kuran]



Kalp Huzuruyla Okumak

'Ey Yahya! Kitab'ı kuvvetle tut' (Meryem/12) ayeti 'ciddiyet ve kuvvetle Kitab'a sarıl' şeklinde yorumlanmıştır 'Ciddiyetle kitaba sarılmanın mânâsı; kitâbî okurken himmeti herşeyden kitaba çevirmek ve kişinin kendisini sadece ona hasretmesi demektir'
Âlimlerden birine 'Kur'an'ı okuduğun zaman, nefsine herhangi birşey gelince vesvese ediyor musun?' denildiğinde şöyle cevap vermiştir: 'Benim nezdimde Kur'an'dan daha sevimli bir şey var mıdır ki kalbime gelsin'
Seleften bazısı, bir ayeti okuduğu zaman, eğer kalbi o ayette mutmain olup onun mânâsını anlamamışsa ikinci bir defa onu tekrar ederdi İşte bu sıfat bir önceki ayetin taziminden doğan sıfattır Zira kişi, okuduğu kelâmı tazim ederse okudukça onunla müjdelenir, aralarında yakınlaşma olur ve okuduğundan gafil olmaktan uzaklaşır Bu bakımdan Kur'an'da kalbin ünsiyet edeceği mânâlar mevcuttur, yeter ki okuyucu bu işin ehli olsun O halde Kur'an'ı okuyan bağ ve bahçelerde gezintiye çıkmış gibidir Bu durumda nasıl olur da onun gayrisini düşünüp de onunla meşgul olabilir Böyle zevk ve sefa yerlerinde dolaşan bir kimse elbette onlardan başkasını düşünmez
Denildi ki: Kur'an'da meydanlar, bostanlar, kasırlar, gelinler, ipekliler, bahçeler ve hanlar vardır Mim harfleri Kur'an'ın meydanları, R harfleri Kur'an'm bostanları, H harfleri sarayları/köşkleri, tesbih ve tenzihi bildiren ayetler gelinleri, Ha Mimler ipeklileri (gelinlikleri), mufassal sûreler bahçeleri, diğer kısımları ise hanlarıdır Bu bakımdan okuyucu meydanlara girdiği, bostanlardan biçtiği, saraylara yerleştiği, gelinleri gördüğü, ipeklileri giydiği, bahçelerde dolaştığı ve hanların odalarında kaldığı zaman, tamamen bu zevkin tesirinde kalır Artık Allah'tan başkası ile meşgul olmaz Kalbi başka yerlere gitmediği gibi, fikri de dağılmaz

 

Şem'a isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-10-2007   #18
Bilgiler
Süper Moderator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
İtibar
Tecrübe Puanı: 117
Rep Puanı : 3114
Rep Derecesi :
Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.
Şem'a RSS Feed
Standart --->: Kur'an okuma adabı [Adabu Tilavetil Kuran]



Tedebbür (Düşünmek)

Düşünme, kalp huzurunun ötesinde bir mânâdır Zira insanoğlu bazan Kur'an'dan başka şey düşünmez Fakat buna rağmen sadece Kur'an'ı dinlemekle yetinir, mânâlarını düşünce süzgecinden geçirmez Oysa okumaktan gaye düşünmektir İşte düşünmeyi teinin etmek için, Kur'an'ı tertîl ile okumak sünnet olmuştur Çünkü Kur'an'ın zahirini tertîl ile okumak bâtınında tedebbür (düşünme) imkânını bahşeder
Hz Ali şöyle buyurmuştur: 'İçinde anlayış bulunmayan bir ibadette hayır olmadığı gibi, içinde düşünme olmayan okumanın da hayrı yoktur'
Eğer kişi ancak ayetleri tekrar etmek suretiyle düşünme imkânına kavuşabiliyorsa, o zaman ayetleri tekrar ediversin Ancak bir imama uymuş ise, ayetleri tekrar etmeyi terketmek gerektir Zira imama uyan bir kimse bir ayeti düşünmeye koyulduğu takdirde imam başka bir ayete geçer, o zaman imamı dinlememiş olur ve böylece günahkar olur Hâli, tıpkı muhatabının bir kelimesi hoşuna gidip de onunla meşgul olan, konuşmasının diğer bölüm-lerini anlamayan bir kimsenin hâline benzemiş olur
Rükûa vardığında, rükûdan önce okuduğu bir ayetin mânâsını düşünmekte olup rükûda okunan teşbihlerin ne demek olduğundan gafil bulunan bir kimsenin hâli de böyledir Zira bu hâl, artık vesveseden başka bir şey değildir
Amr b Abdülkays 'Namaz içinde beni vesvese kaplıyor' dediğinde kendisine sorulur: 'Seni saran vesvese dünya işlerindeki vesvese midir?' O da şöyle cevap verir: "Bedenimin mızrak darbesiyle delik deşik oluşu, namazda dünya vesvesesinin beni kaplamasından daha sevimli gelir bana Böyle bir hâl yoktur Ancak kalbim rabbimin huzurundaki duruşumla meşgul oluyor Ben nasıl bu huzurdan ayrılacağım diye düşünüyor ve vesveselere kapılıyorum (Bu huzurdan Allah katında makbul olanlardan olarak mı ayrılacağım, yoksa merdûd olanlardan mı?)'
İşte o böyle bir düşünceyi vesvese olarak kabul ediyordu Hakîkatte de bu düşünce vesvesedir Çünkü bu düşünce, insanı yaptığı fiilin mânâsından uzaklaştırır Şeytan, bu mertebeye varan bir kimseyi, ancak dinî bir maksadla böyle meşgul edebilir Yani onu daha faziletli bir dinî vazifeden bu şekilde menetmeye muvaffak olur Hasan Basrî'ye Âmir b Abdülkays'ın bu hali söylendiği zaman şöyle dedi: Eğer siz Âmir'den naklettiğiniz bu sözde doğru iseniz bilin ki, Allah Teâlâ böyle birşeyi bizde yaratmış değildir
Hz Peygamber (sa) Besmele'yi okuyup yirmi defa tekrar etmiştir,37
Rasûlullah'ın (sa) Besmele'yi tekrar etmesi, mânâsını düşünmek içindir
Ebû Zer Gıfâri'den şöyle rivayet edilir: Hz Peygamber (sa) bir gece önümüzde namaza durdu Şu ayeti tekrar tekrar okudu: 'Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır ve eğer kendilerini bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak galibsin ve hükmünde hikmet sahibisin' (Mâide/118)38
Temim ed-Dârî bir gece sürekli şu ayeti tekrar etti: 'Yoksa o kötülükleri işleyip duranlar kendilerini iman edip, sâlih amel işleyenler gibi mi yapacağımızı, hayat ve ölümlerini bir tutacağımızı mı sandılar? Ne fena hüküm veriyorlar' (Câsiye/21)
Said b Cübeyr bir gece şu âyeti tekrarladı: 'Ey günahkârlar! Bugün mü'minlerden ayrılın' (Yasîn/49)
Âlimlerden biri 'Herhangi bir sûreyi açıyorum O sûrede gördüğüm bazı hakikatler akşamdan sabaha kadar o sûreyi bitirmekten beni alıkoyuyor' buyurmuştur
Bir âlim de şöyle der: 'Mânâsını anlamadığım ve kalbimin nasibi içinde bulunmayan bir ayeti okuduğum zaman, ondan sevap elde ettiğime inanmıyorum'
Ebû Süleyman ed-Dârânî'den şöyle hikâye edilir: 'Ben bir ayeti okuyorum, bazan dört veya beş gece o ayeti tekrar edip duruyorum Buna rağmen eğer o ayet hakkındaki düşüncemi kesmezsem, başka bir ayete geçme imkânı bulamıyorum'
Seleften biri altı ay Hûd sûresini tekrar edip durur Bir türlü bu zaman zarfında o sûrenin mânâsını düşünmekten kendisini kurtaramaz
Ariflerden biri şöyle der: 'Her cuma, her ay ve her sene bir hatmim vardır Aynı zamanda otuz seneden beri başlattığım bir hatmim vardır ki, hâlâ onu bitirmiş değilim'
İşte bütün bunlar düşünce ve tedkik derecelerine göre cereyan etmektedir Bu zatlar, aynı zamanda şunu da söylemişlerdir: 'Kur'an'ı okurken nefsimi ameleler yerine koyuyorum Bazen günü gününe çalışıyorum, bazen aylık, bazen haftalık, bazen de senelik çalışıyorum'
37) Ebûzer el-Herevî, (Ebû Hüreyre'den zayıf bir senedle)
38) Nesâî ve İbn Mâce, (sahih bir senedle)

 

Şem'a isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-10-2007   #19
Bilgiler
Süper Moderator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
İtibar
Tecrübe Puanı: 117
Rep Puanı : 3114
Rep Derecesi :
Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.
Şem'a RSS Feed
Standart --->: Kur'an okuma adabı [Adabu Tilavetil Kuran]



Tefehhüm (Anlamaya Çalışmak)

Tefehhüm, okuduğu her ayetten, gücü nisbetinde anlamaya çalışmak demektir Zira Kur'ân, Allah'ın sıfatlarını, fiillerini, peygamberlerin hallerini, peygamberleri yalanlayanların hâllerini ve onların nasıl helâk olduklarını, Allah'ın emirlerini, yasaklarını, cennet ve cehennem zikrini ihtiva etmektedir
Allah'ın sıfatlarını belirten bazı ayetler:
O göklerin ve yerin yaratıcısıdır Size kendi cinsinizden çiftler yapmıştır Davarlardan da çiftler Sizi bu tarzda yaratıp üretiyor O'nun misli gibi (ona benzer) tek birşey yoktur O, bütün söylenenleri işitir bir semî'dir, bütün yapılanları gören bir basîr'dir(Şûrâ/11) Melik 'tir (mülk ve saltanatı devamlı olandır), Kuddûs 'tür (yani her türlü noksanlık ve ayıplardan beridir, bütün âfet ve kederlerden salimdir), Mü'min dir (yâni emniyet verendir), Müheymin'dir (yani her şeyi gözetip koruyandır), Azîz dir (yani herşeye galibdir), Cebbâr'dır (yani kulların hallerini ve ihtiyaçlarını düzeltendir Varlığı çok yücedir), Mütekebbir 'dir (azamet ve ululuk sahibidir)
(Haşr/23)
Bu bakımdan okuduğumuz bu isim ve sıfatların mânâlarını derin derin düşünmelidir ki, bunların sırları kendisine inkişâf etsin Zira bu isim ve sıfatların altında öyle mânâlar saklıdır ki, o mânâlar ancak muvaffak olanlara belirir Hz Ali (ra) şöyle demiştir:
Hz Peygamberin insanlardan gizleyip de sadece bana fısıldayıp söylediği birşey yoktur Ancak Allah Teâlâ'nın, kitabı hususunda kuluna verdiği anlayış ve idrak müstesna!39
Bu nedenle okuyucu Kur'an'ın mânâsını anlamayı şiddetle aramalıdır
İbn Mes'ûd şöyle buyurmuştur: 'Öncekilerin ve sonrakilerin ilmini isteyen bir kimse, Kur'an'ı deşsin Kur'an'ın en büyük ilimleri Allah Teâlâ'nın isim ve sıfatları altındadır Çünkü insanların çoğu o isim ve sıfatlardan ancak kendi anlayışlarına uygun mânâlar çıkarmışlardır Oysa onların derinlerine nüfûz etmemişlerdir
Allah Teâlâ'nın Fiilleri
Gökleri, yeri ve onlardan başka varlıkları yarattığını zikretmesi gibi Bu bakımdan okuyan bu mânâları taşıyan ayetlerden Allah'ın sıfatlarını ve celâlini anlamalıdır Çünkü fiil, faile delâlet eder Fiilin büyüklüğü failin büyüklüğüne delildir Bu bakımdan fiilde, fiil değil fâil görünmelidir
Hakkı bilen, herşeyde O'nu görür Çünkü herşey haktandır O'na dönecek, O'nunla kaim ve O'nun içindir Bu bakımdan hakîkat açısından O, külldür Yani herşey O'nun varlığını ilan etmektedir Kim gördüğünde O'nu görmezse sanki O'nu tanımamıştır O'nu tanıyan da O'ndan başka her ne varsa hepsinin bâtıl olduğunu tanımış demektir O'nun zâtı hariç, herşey helâk olur Bunun mânâsı herşey ikinci bir halde iptal olunacaktır demek değildir Belki herşey el'ân, eğer zâtı, zât olarak itibar edilirse bâtıldır Ancak Allah'ın var ettiği ve O'nun kudretiyle meydana geldiği cihetle eşyaya itibar edilirse, o vakit varlıkları bu mânâ ile sabit olur Yani tâbi olmak yoluyla sâbit olurlar İstiklâl yoluyla ise, mutlak bâtıldırlar
İşte bu keyfiyet, mükâşefe ilminin başlangıçlarından bir başlangıçtır Bu sırra binâen okuyucu şu ayetleri okuduğu zaman sadece su, ateş, ekin ve meni mânâlarına düşüncesini hasretmemelidir Belki meninin biri diğerine benzer cüzlerden müteşekkil olduğunu düşünmeli, sonra bu meninin et, kemik, sinir ve damarlara nasıl taksim edildiğini, çeşitli şekilde baş, el, ayak, ciğer, kalp ve sâir âzâlar olarak meydana nasıl geldiğini, sonra buradaki kulak, göz, akıl ve sair şerefli sıfatlarının nasıl belirdiğini, sonra bunlardaki gazab
şehvet, kibir, cehalet, yalanlamak ve mücadele gibi çirkin sıfatların nasıl olduğunu düşünmelidir
Bahsi geçen ayetler şunlardır:
Şimdi gördünüz mü o ektiğiniz tohumu?
(Vâkıa/63)
Şimdi gördünüz mü (rahimlere) döktüğünüz meni yi?
(Vâkıa/58)
Şimdi içmekte olduğunuz suyu bildirin bana!
(Vâkıa/68)
Şimdi çakıp yakmakta olduğunuz ateşi bana haber verin!
(Vâkıa/71)
Evet, bu ayetleri söylediğimiz gibi düşünmelidir Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
O (inkarcı) insan görmedi mi? Biz onu bir nutfeden yarattık Şimdi de âşikâr bir mücadeleci kesiliverdi
(Yâsin/77)
Evet, bu hikmetleri düşünmelidir Düşünmeli ki, o hikmetlerin acaipliklerine ulaşabilsin Acaiplerin acaibi ise, bu acaiplerin kaynağı bulunan sıfatlardır Bu bakımdan kişi, daima sanata bakmalıdır Bakmalıdır ki, orada yaratanı görebilsin
Peygamberlerin Hâlleri
Kur'ân okuyan insan peygamberlerin yalanlandıklarını, nasıl vurulduklarını ve bazılarının nasıl öldürüldüklerini Kur'an'dan dinlediği zaman, bundan anlamalıdır ki; Allah (cc) peygamberlerden de, kendilerine peygamber gönderilen kimselerden de müstağnidir
Bu hâdiseler O'nun istiğna sıfatına delâlet eder Eğer bütün beşeriyeti helâk ederse, bu hadise O'nun mülkünde zerre kadar menfi bir tesir icra edemez Başka bir ayette peygamberlerin galip geldiklerini okuduğu zaman, Allah Teâlâ'nın kudretine ve hakka yardım etmek hususundaki irâdesine yorumlamalıdır

Peygamberleri Tekzib Edenlerin Hâlleri
Ad, Semûd kavimleriyle onların başına gelen hadiseler gibi Bu hadiseleri belirten ayetleri okuduğu zaman Allah'ın satvet ve intikam alışından korkmalıdır
Bu hadiseden kendi nefsi için ibret almalıdır Eğer gafil olur sû-i edebde bulunur ve Allah Teâlâ'nın azabının gecikmesine aldanırsa 'Belki de Allah Teâlâ'nın azabı yakama yapışır ve hükm-i ilâhîsi benim hakkımda infaz edilir' diye düşünüp nasibdar olmalıdır Böylece cennet ve cehennem ve Kur'an'ın diğer konularını dinlediği zaman, herbiri hakkında uygun şeyler düşünüp ibret almalıdır Bunlardan ne gibi ibret alınır? Bunu saymaya imkân yoktur Çünkü sonsuzluğa doğru uzanıp gider Her kul, Allah Teâlâ kendisine bu sahada ne kadar nasib etmişse ancak o kadarını alabilir Zira yaş ve kuru her ne varsa tamamı hâdiseleri apaçık beyân eden kitabda mevcuttur
İşte bu-nun delili olan ayet:
De ki: Eğer rabbimin kelimeleri(ni yazmak) için bütün denizler mürekkeb olsa, muhakkak ki rabbimin kelimeleri tükenmeden denizler tükenirdi Bir o kadar daha yardımcı getirsek bile
(Kehf/109)
Yine bu sırra binâen Hz Ali şöyle buyurmuştur: 'Eğer dileseydim sadece Fâtiha-i Şerîfe'nin tefsiri bahsinde yetmiş deve yükü kitap yazabilirdim'
Belirttiklerimizden gayemiz; Kur'an'ı anlamak yoluna işaret etmektir ki bu kapı okuyucunun önüne açılsın Bu sahayı tamamen sayarak arzetmek hususuna gelince, bu, beşer takatinin üstünde bir şeydir
Kur'an'ın hakikatlerini anlamakta az da olsa, nasibi olmayan bir kimse şu ayetin mefhumuna dahil olur:
O, münafıklardan seni dinlemeye gelen de var Hatta senin yanından çıktıkları zaman (sahâbîlerden) kendilerine ilim verilmiş olanlara şöyle derler: 'O (Peygamber) demin ne söyledi?' (Böylece alay ederler) Bunlar öyle kimselerdir ki, Allah kalplerini mühürlemiştir de hep hevâlarına uymuşlardır
(Muhammed/16)

Bunların kalplerine vurulan mühür ise Kur'an'ı anlamalarına engel olan şeylerdir ki, gelecek bahislerde zikrettiğimiz zaman bilinecektir
Denildi ki: 'Mürid, ancak Kur'an'da bütün isteklerini gören bir kimseye denir' Demek ki, bütün isteklerini Kur'an'da görmeyen mürid olamaz Mürid olan bir kimse, Kur'ân'dan eksik sıfatları tam sıfatlardan ayırdeder, mevlâsının lütfuyla kölelere muhtaç olmaktan müstağni olur
39) Nesâî, (Ebû Hüreyre'den

 

Şem'a isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-10-2007   #20
Bilgiler
Süper Moderator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
İtibar
Tecrübe Puanı: 117
Rep Puanı : 3114
Rep Derecesi :
Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.
Şem'a RSS Feed
Standart --->: Kur'an okuma adabı [Adabu Tilavetil Kuran]



Tecerrüd (Anlamayı Engelleyen Herşeyden Uzaklaşmak)

Kur'ân anlayışına mâni olan şeylerden kaçınmak gerekir; zira insanların çoğu, şeytanın kalplerine gerdiği perde ve sebeplerden ötürü Kur'an'ın mânâlarını anlamaktan menedilmişlerdir Böylece Kur'ân sırlarının hikmetleri kendileri için perdelenmiş ve basiretleri onu göremez olmuştur Nitekim Hz Peygamber (sa) şöyle buyurmuştur:
Eğer şeytanlar, Ademoğullarmın kalpleri etrafında cirid atmasaydılar, Ademoğulları melekûta bakabilecekti40
Kur'an'm mânâları melekût aleminin cümlesindendir Zahirî duyulardan gizlenip ancak basiret nuruyla müşahede edilen herşey de melekût alemindendir
Kur'an'ı Anlamaya Perde Olan Hususlar
1 Kalbi, harflerin mahreçlerinden çıkmaya yönelmesidir Böyle bir kimseyi, Kur'ân okuyucularını Allah kelâmının mânâlarını anlamaktan alıkoymakla görevli bulunan bir şeytan sevk ve idare eder Şeytan daima onları harfleri tekrar etmeye yöneltir Ona daima 'harf mahrecinden çıkmadı' vesvesesini verip durur Bu bakımdan böyle bir kimsenin düşüncesi yalnızca harflerin mahreçleri üzerine teksif edilmiş olur O halde böyle bir kimseye nasıl olur da mânâlar inkişâf eder, Bu gibi bir vesveseye itâat edip kurban giden bir kimse, şeytan için en büyük oyuncaktır! (Allah korusun)
2 Uyduğu bir mezhebe mukallid olup da sadece taklid ettiği mezheb üzerine titremek, nefsinde dinlediğine sadece taassub yoluyla yer verip ısrar etmek, basiret ve müşâhede ile ona ulaşmaya yanaşmamaktır
İşte böyle bir kimseyi inancı bağlamış bulunur ve bir türlü inanç bağlarından kurtulup ötelere adım atamaz

İnandığından başka bir şeyin kalbine gelmesi adeta imkansızdır Böyle bir kimsenin görüşü sadece dinlediklerine münhasırdır Uzakta kendisine bir ışık görünüp dinlediklerine muhalif düşen mânâlardan herhangi bir mânâ baş gösterirse, taklid şeytanı derhal kendisine hücum ederek şöyle der: 'Nasıl olur da böyle bir mânâ kalbine gelebilir? Oysa bu senin ecdadının inandıklarına muhaliftir!'
Bu bakımdan kişi, bu mânânın şeytandan gelen bir gurur olduğunu zanneder, ondan uzaklaşır ve benzerinden sakınır İşte bu gibiler için sûfîler İlim perdedir' demişlerdir
Sûfîlerin buradaki 'ilim'den kastettikleri; insanların mücerred taklid ile üzerinde ısrar ettikleri inançlardır veya mezheb mutaassıblarmın mücadele kelimelerinin mücerrediyle yazmış oldukları ve geride gelenlere bıraktıkları mânâsız ibarelerdir Basiret nuruyla müşahede edilen ve keşfolunan hakîki ilme gelince, o, istenenin en sonu ve hedefi, olmak hasebiyle nasıl olur da perde olabilir?

Bu gibi taklid, bazan bâtıl olur ve aynı zamanda hakikatlerin bilinmesine de mâni olur Meselâ arş üzerindeki istiva'dan orada temekkün ve istikrar etmeye inananın akidesi gibi
Eğer böyle bir kimseye, meselâ Allah Teâlâ'nın 'elKuddûs' isminden 'Allah insanlar için câiz olan herşeyden mukaddestir' mânâsı başgösterirse, eski taklidi bir türlü bu mânânın kalbine yerleşmesine imkân vermez
Oysa bu mânâ onun kalbine yerleşirse ikinci ve üçüncü keşiflere kapı açarak onu çekebilir ve böylece keşifler biri diğerini takip ederek çözülmeye başlar Fakat bu hakîkat, onun bâtıl taklidiyle çarpıştığı için, derhal o taklid bu hakîkati onun kalbinden uzaklaştırır
Bazen de taklid hak olduğu halde yine de Kur'an'ın mânâsının anlaşılmasına ve keşfine mâni olmaktadır Çünkü insanların inanmakla mükellef oldukları hak, birkaç mertebe ve dereceye ayrılır Onun başlangıcı ve zahiri vardır Bir de bâtınının derinliği vardır Tabiatı zâhir üzerinde dondurmak, elbette bâtının derinliğine dalmaktan insanı meneder Nitekim bunu zâhir ve bâtın ilimlerinin arasındaki fark hususundaki Kavâid'ul-Akaid bölümünde zikretmiştik

3 Kişinin bir günâhta ısrar etmesi veya mütekebbir olması, az da olsa itaat olunan dünya hevesiyle mübtelâ bulunmasıdır Çünkü böyle bir durum kalbin kararmasına ve paslanmasına vesile olur Bu durum, tıpkı aynanın yüzündeki pas gibidir Hakkın tecellisine mâni olur Bu durum ise, kalp için en büyük perdedir İşte insanların çoğu bu perde ile hakikati görmekten perdelenmişlerdir Şehvetler ne kadar kalbin üzerinde yerleşirse Allah kelâmının mânâları da o kadar perdelenir Kalpten dünya ağırlıkları ne kadar kalkarsa o derecede de mânânın o kalpte tecelli etmesi yakınlaşır Kısacası kalp ayna gibidir, şehvetler de pas Kur'an'ın mânâları da aynada görünen sûretler gibidir Şehvetleri sökmek suretiyle kalbin temizlenmesi aynanın parlatılması gibidir İşte bu hikmete binaen Hz Peygamber (sa) şöyle buyurmuştur:
Ümmetim dinar ve dirhemi (serveti) yücelttiği zaman, onlardan İslâm'ın heybet ve azameti sökülüp alınır Emri hi'l-Ma'rufu ve Nehy-i an'il-Münkefi (iyiliği emredip ve kötülüğü yasaklamayı) terkettikleri zaman da, vahyin bereketinden mahrum olurlar41
Fudayl b İyaz (ra) 'Vahyin bereketinden mahrum olmak Kur'an'ı anlamaktan mahrum olmaktır' demiştir
Allah Teâlâ (ce) Kur'an'm anlaşılır ve hatırlatıcı oluşunda Allah'a dönüşü şart kılarak şöyle buyurmuştur:
Bütün bunları hakka ve hakîkate dönen her kul için bir ihtar ve bir ibret dersi olsun diye yaptık
(Kaf/8)
Fakat ancak küfürden dönen (Allah'ın alâmetlerinden ibret alır ve gerçeği) anlar
(Mümin/13)
Ancak akıl sahipleri anlar
(Ra'd/19)
Dünya aldanışını âhiret nimetlerine tercih eden bir kimse akıllılardan olamaz ve bu hikmetten ötürü kitabın sırları kendisine açılmaz!

4 Zâhirî bir yorumu okuyup 'Kur'ân kelimelerinin mânâları ancak İbn Abbas, Mücâhid ve benzeri müfessirlerden nakledilen mânâlardır' şeklindeki inanıştır 'Bunların ötesindeki mânâlar rey ve şahsi düşünce ile verilen mânâlardır ve Kur'an'ı kendi reyiyle tefsir eden ateşte yerini hazırlamış olur' kanaatine varmaktır
İşte bu kanaat de Kur'ân mânâlarının önüne çekilen büyük bir sed ve perdedir Biz rey lie Kur'an'ın tefsir edilmesinin mânâsını dördüncü bölümde beyân edeceğiz ve bunun Hz Ali'nin 'Ancak Allah'ın kuluna verdiği anlayış ve idrak müstesna' şeklindeki sözüne zıd düşmediğini kaydedip diyeceğiz ki; eğer Kur'an'ın mânâsı sadece İbn Abbas, Mücâhid ve benzeri müfessirlerden nakledilen zahir mânâlar olsaydı, âlim olan insanlar Kur'an'ın mânâsında ihtilâfa düşmezlerdi

40) Namaz bölümünde geçmişti
41) İbn Ebî Dünya

 

Şem'a isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08-10-2007   #21
Bilgiler
Süper Moderator
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 11,353
İtibar
Tecrübe Puanı: 117
Rep Puanı : 3114
Rep Derecesi :
Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.Şem'a Çok ünlü.
Şem'a RSS Feed
Standart --->: Kur'an okuma adabı [Adabu Tilavetil Kuran]



Tahsis (Kendine Hitap Edildiğini Bilmek)

Bu bakımdan kişi, Kur'an'm bir emrini veya bir yasağını dinlediği zaman, o yasağın ve emrin kendisine tevcih edildiğini takdir etmelidir Bir va'd veya vaîdi işittiği zaman, yine boyle takdir etmelidir ki, burada müsamere ve hikaye kastolunmaz
Bunlardan gaye geçmişlerin durumundan ibret almak ve okuyanın bu hâdiselerden kendi ihtiyacını idrâk etmesi kastolunmaktadır Çünkü Kur'an'm hiçbir kıssası yoktur ki, o, Rasülullah ve ümmeti hakkında bir fayda temin etmek için sevkedilmemiş olsun İşte bu sırra binaen Allah (cc) 'Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini sağlamlaştıracak her haberi sana anlatıyoruz' (Hûd/120) buyurmuştur Bu bakımdan kul, Allah Teâlâ'nın Kur'an'da bahsettiği peygamberlerin hâlleriyle ezâ ve cefâya karşı olan sabırlarıyla, Allah'ın yardımını beklemek için dindeki sebatkârlıklarıyla kendisinin de kalbini sabit kılmak istediğini anlamalıdır Kul nasıl bunu böyle takdir etmeyecektir?
Oysa Kur'ân sadece Hz Muhammed'e mahsus olarak inmiş değildir Belki bütün âlemlere nur, rahmet ve şifadır Zaten Allah Teâlâ'nın, Kur'ân nimetinin karşılığında şükretmeyi bütün beşeriyete emretmesi de bu mânâdan doğar
Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği Kur'an'ı ve ondaki hikmeti düşünün Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah herşeyi kemâliyle bilicidir
(Bakara/231)
Size öyle muazzam bir kitâb indirmişiz ki, (iman ettiğiniz takdirde) bütün şerefiniz ondadır Hâlâ akıllanmıyacak mısınız?
(Enbiyâ/10)
(Onları) açık delillerle ve kitaplarla (gönderdik); sana da bu zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar
(Nahl/44)
İşte Allah, onların durumlarını, insanlara böyle anlatır
(Muhammed/3)
Haberiniz olmayarak ansızın tepenize azap inmeden önce rabbinizden size indirilenin en güzeline tâbî olunuz
(Zümer/55)
Bu Kur'ân, insanlara hak ölçüleri gösteren nurlardan ibarettir ve şüphesiz iman edecek bir cemâat için hidayet rehberidir
(Câsiye/20)
Bu, insanlara bir açıklama, korunanlara yol gösterme ve öğüttür
(Alu İmran/138)
Allah Teâlâ ilahî hitabıyla bütün insanları kasdettiği zaman elbette onun içinde fertleri de kasteder İşte okuyucu da kasdolunan bir ferd'dir Bu bakımdan ona ve diğer insanlara ne olmuş ki kendilerini Kur'an'a muhâtab saymazlar? O halde okuduğu Kur'anla kendisinin kasdolunduğunu takdir etmelidir Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Bana şu Kur'ân vahyolundu ki? onunla hem sizi ve hem de kime ulaşırsa onu korkutayım
(En'am/109)
Muhammed b Ka'b el-Kurazî şöyle buyurmaktadır: 'Kur'ân kime tebliğ edilirse sanki onunla Allah Teâlâ konuşur Bunu böylece takdir ettiği zaman Kur'an'ı herhangi birşey okur gibi okuyamaz Kölenin efendisinden gelen bir mektubu okuduğu gibi okur ki, düşünüp içindeki emirlerle gereğince amel etsin'
Bu sırra binâen âlimlerden bâzıları: 'Şu Kur'ân rabbimiz tarafından bize gelen mektuplar mecmuasıdır O mektuplar rabbimizin ahidlerini bize hatırlatıyor Biz de namazlarımızda onu düşünerek okuyoruz Tenha yerlerde onun üzerinde duruyoruz İbadetlerimizde ve gidişatımızda onu tatbik ediyoruz' demişlerdir
Mâlik b Dinar şöyle buyurmaktadır: 'Ey Kur'ân ehli! Kur'ân sizin kalbinize ne gibi bir tohum ekti? Biliniz ki yağmur yeryüzünün