|
| | #1 |
| | ![]() Kur’an Ahlakında Fedakarlığın Önemi Giriş Bir ayette "Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz ![]() ![]() " (Al-i İmran Suresi, 92) hükmüyle önemli bir gerçek bildirilmiştir İnsanları gerçek anlamda iyiliğe ulaştıracak olan en temel ahlak özelliklerinden biri "fedakarlık"tır Fedakarlık; insanın sahip olduğu, sevdiği, değer verdiği şeylerden hiç düşünmeden ve seve seve feragat edebilmesidir İnandığı değerler ya da sevdiği insanlar uğruna gerektiğinde her türlü zorluk ve sıkıntıyı göze alabilmesi, bu konuda elinden gelenin en fazlasını yapabilecek şevk, azim ve iradeyi kendisinde bulabilmesidir Kendi menfaatleriyle, inandığı değerler ya da sevdiği insanların menfaatleri arasında seçim yapması gerektiğinde kendi çıkarlarından vazgeçebilmesi, bu uğurda maddi manevi her türlü özveride bulunabilmesidir Ancak insan nefsi bencillik, egoistlik gibi çeşitli kötü ahlak özelliklerine yatkın bir yapıda yaratılmıştır Nefsini eğitmediği takdirde, bu bencilce duygular kişinin tüm ahlakına hakim olur Böyle bir kişi ise genellikle herkesten çok hatta çoğu zaman yalnızca kendisini düşünür Kendisi için daima herşeyin en iyisini, en güzelini, en mükemmelini ister Ona karşı herkesin olabildiğince anlayışlı ve özverili bir yaklaşım içerisinde olmasını bekler Herhangi bir zorlukla karşılaştığında, çevresindeki insanların kendisi için her türlü risk ve sıkıntıyı göze almalarını; kendi menfaatlerinden ödün verme pahasına da olsa, ona destek olmalarını bekler İçten içe hep kendi istek ve çıkarlarını korumak, kendi rahatını ve konforunu sağlamak ister Aksi bir durumda ise, -çıkarlarını korumak ve kendisine bir zarar gelmesini engellemek adına- değer verdiği pek çok şeyi gözden çıkarabilecek bir tavır gösterebilir Allah Kuran'da insanın nefsinde var olan bu tutku derecesindeki bencillik duygusunu şöyle bildirmiştir:Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder) (Mearic Suresi, 19-21)"Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun Kurtuluşa erenler işte bunlardır " (Al-i İmran Suresi, 104) Nefsin bu zayıflığından kurtulmak, imanı kavramak ve Kuran ahlakını yaşamakla mümkün olur Kuran'da bildirilen gerçekleri ve Allah'ın emrettiği ahlak anlayışını kavrayan bir kimse, hayatının her anında fedakarlık gösterebilecek bir ahlaka ulaşabilir Çünkü Allah, "![]() ![]() Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır " (Teğabün Suresi, 16) ayetiyle dünyada ve ahirette insanları kurtuluşa yöneltecek olan tavrın, nefislerinin bu kötü özelliğinden sakınmak olduğunu bildirmiştir Allah, insanın nefsini kötülüklerden sakındırabilmesi ve Allah'ın beğendiği ahlaka ulaşabilmesi için vicdanı yaratmıştır Vicdanın sesi, insana her türlü kötülükten sakınmanın ve iyiliğe ulaşmanın yollarını gösterir İman eden bir insanın kalbindeki derin Allah sevgisi ve güçlü Allah korkusu, onu nefsinin kötülüklerine yenik düşmekten alıkoyar Böyle bir insan, dünya hayatında asıl bulunuş amacının Allah'ın rızasını kazanmak olduğunu bilerek, hayatının her anında Rabbimiz'in hoşnut olacağı davranışlarda bulunmaya çalışır Dünya hayatının çok kısa süreceğini, insanın asıl olarak sonsuz ahiret hayatı için çaba harcaması gerektiğini bilir Burada elde edilen tüm menfaatlerin gelip geçici olduğunu, ardından ise Allah'ın huzuruna varıp hesap vereceğini unutmaz Dünya hayatında Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti yerine, nefsini ve çıkarlarını korumayı hedefleyen insanların ise ahirette sonsuz bir azapla karşılaşabileceklerinin bilincindedir Aksinde ise, gösterdiği fedakarane ahlaka karşılık, Allah kendisini dünyada iyilik ve güzellikle mükafatlandıracak, ahirette de sonsuza dek benzersiz nimetlerle ödüllendirilecektir Allah, güzel davranışlarda bulunanları Kuran'da şöyle müjdelemektedir:Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır (Yunus Suresi, 26)Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi Allah iyilikte bulunanları sever (Al-i İmran Suresi, 148)![]() ![]() Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz (Al-i İmran Suresi, 145)Fakat fedakarlık denince akla, sadece insanın maddi anlamda sahip olduklarının bir kısmını ya da ihtiyacından fazlasını başkalarına vermesi gelmemelidir Fedakarlık müminin hayatının tümüne hakim olan ve inancının gücünden kaynaklanan bir hayat şeklidir Bu fedakarlık ruhu, kişinin çevresindeki her konuya karşı vicdani bir duyarlılık içerisinde olmasını gerektirir Fedakarlık, insanın karşılaştığı toplumsal sorunlardan, dünyanın dört bir yanında zulüm ve eziyet gören, açlık çeken, ihtiyaç içerisindeki insanlara kadar olabilecek her konuda kendisini sorumlu hissetmesi ve tüm bunlara çözüm getirmeyi hedeflemesidir "Nasıl olsa bu konulara çözüm getirebilecek imkan ve güç sahibi pek çok insan var; onlar düşünsünler, onlar ilgilensinler" demeden, aklını ve vicdanını olabilecek en yüksek seviyede kullanmasıdır Allah'ın "Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler Onlar, suçlu-günahkarlardı " (Hud Suresi, 116) ayetiyle bildirdiği "fazilet sahibi kişiler"den olmanın iman eden, vicdanının sesini dinleyen, Allah'tan korkan her Müslümanın üzerinde bir yükümlülük olduğunu bilerek hareket etmesidir Bu kitapta fedakarlık kavramını, tüm bu yönleriyle ele alarak, fedakarlığın müminlerin yaşamlarının her anına hakim olması gereken en önemli ahlak özelliklerinden biri olduğunu, Allah'ın rızasını kazanabilmek için Kuran'da bildirilen bu ahlak anlayışının tam olarak yaşanması gerektiğini anlatacağız Müslümanların çok güçlü bir fedakarlık anlayışı içerisinde hayırlarda yarışmalarının ve bu özellikleriyle birbirlerine örnek olmalarının hem dünyada hem de ahirette çok büyük hayırlara vesile olabileceği açıktır Dünya hayatının geçici menfaatlerini Allah'ın rızasına tercih ederek fedakarlıktan kaçınanlar ise, er ya da geç, dünyada ve ahirette büyük bir kayba uğrayacaklardır Biz de bu kitapta bu konunun önemini hatırlatacak ve vicdan sahibi tüm Müslümanları Rabbimiz'in "De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır " (Enam Suresi, 162) ayetiyle bildirdiği gibi fedakarane bir yaşam sürmeye davet edeceğiz![]()
|
| |
| | #2 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Kur’an Ahlakında Fedakarlığın Önemi Bir kimsenin imanının, Allah'a olan bağlılığının, sevgisinin ve korkusunun derecesini ancak Allah bilebilir Kuran'da bu gerçek "![]() ![]() O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir " (Hud Suresi, 5) ayetiyle bildirilmiştir İnsanlar ise bir kişinin imanı ve Allah korkusu hakkında ancak dıştan gördükleri bazı alametlere göre bir kanaate varabilirler Bu alametlerin neler olduğunu da Allah Kuran ayetleriyle bildirmiştir Kuran'da bildirilen ibadetleri eksiksiz olarak yerine getirmek, Allah'ın sakınılmasını bildirdiği tavırlardan sakınıp, O'nun razı olacağı ahlakı, gücünün yettiğinin en fazlasıyla yaşamaya çalışmak, kişinin ihlasının ve takvasının önemli göstergelerindendir Allah Kuran'ın pek çok ayetinde, iman ettiklerini söyledikleri halde kalplerinde gerçek imanı yaşamayan samimiyetsiz insanlar hakkında bilgi vermiştir Bu kimseler, belirli konularda müminlerin tavırlarına benzer davranışlarda bulunabilirler Kuran'da belirtilen bazı ibadetleri yerine getirebilir, Allah'ın sakınılmasını bildirdiği konuların bazılarına dikkat ederek müminlere benzer bir yaşam tarzı sürebilirler Ancak bir de bazı mümin özellikleri vardır ki, bunlar bir insanın gerçekten samimi olarak iman edip etmediğini ortaya koyar ve bunların taklidi olarak yaşanması pek mümkün değildir Kesin bir kararlılıkla ve hiçbir şart koşmadan yaşanılan fedakarlık bu ahlak özelliklerinden biridir Pek çok konuda müminleri taklit edebilen, ancak samimi imanı gereği gibi yaşamayan bu insanlar, yalnızca Allah'ın rızasını, sevgisini ve ahireti hedefleyerek fedakarlıkta bulunmaları gerektiğinde buna güç yetiremezler Kimi zaman insanlara gösteriş yapabilmek, kimi zaman gerçek ahlak anlayışlarını gizleyebilmek kimi zaman da çeşitli menfaatler elde edebilmek için fedakarlık görüntüsünde çeşitli girişimlerde bulunabilirler Ancak karşılığında hiçbir menfaat elde edemeyeceklerinden emin olduklarında bu konudaki isteksizlikleri ciddi şekilde dikkat çeker Özellikle de kendi açılarından bir menfaat kaybı söz konusu olduğunda, maddi ya da manevi açıdan bir zarara uğrayacaklarını düşündüklerinde, yalnızca imanın kazandırabildiği bu gücü kendilerinde bulamamakta ve böylece samimiyetsizlikleri ortaya çıkmaktadır İman edenler için ise, Allah için fedakarlık gösterebilecekleri bir durumla karşılaşmak, imanlarını ve samimiyetlerini gösterebilecekleri çok değerli fırsatlardır Onlar, insanın nefsiyle çatışan, zorluk ya da sıkıntıya girmesini, sabır göstermesini, çaba harcayıp menfaatlerinden ödün vermesini gerektiren ortamların, Allah'ın özel olarak yarattığı hikmetli olaylar olduğunu bilirler Dünya hayatının Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmeleri için yaratılmış kısa ve geçici bir imtihan ortamı olduğunun bilinciyle hareket eder, bu nedenle asıl olarak Allah'ın rızasını ve ahiret kazancını isterler Allah Kuran'da dünya hayatı ile ilgili gerçeği şöyle bildirmektedir: "Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır' Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur Bir bilselerdi " (Ankebut Suresi, 64) Allah dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır da Onlar ise dünya hayatına sevindiler Oysaki dünya hayatı, ahirette(ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir (Rad Suresi, 26)Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir; (Şura Suresi, 36)Allah dünya hayatında insanları türlü olaylarla denemektedir Böylece Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini üstün tutanlarla nefislerine yenilenler ortaya çıkmaktadır Bunun için "Her nefis ölümü tadıcıdır Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz " (Enbiya Suresi, 35) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah insanı kimi zaman çeşitli nimetlerle, kimi zaman da çeşitli zorluklarla imtihan etmektedir Allah Kuran'da dünya hayatının yaratılış amacını şu şekilde haber vermektedir:O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur ![]() ![]() (Hud Suresi, 7)O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır (Mülk Suresi, 2)Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir ![]() Allah, iyilik yapanları sever (Al-I İmran Suresi, 134) Allah'ın yarattığı bu imtihan ortamında makbul olan, insanın gücünün yettiği en son noktaya kadar samimiyetle çaba göstermesi ve Allah'ın razı olacağı ahlakı yaşayabilmek için her türlü fedakarlığı göze almasıdır Kuran'da asıl büyük fazlın (lütuf, ihsan) "hayırlarda yarışıp öne geçmek" olduğu şöyle bildirilmiştir:Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer İşte bu, büyük fazlın kendisidir (Fatır Suresi, 32)![]() ![]() Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir Artık hayırlarda yarışınız Tümünüzün dönüşü Allah'adır Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir (Maide Suresi, 48)Allah'ın rızasını kazanabilmek için hayırlarda yarışan bir insan, imtihan olarak karşısına çıkan tüm olaylarda büyük bir şevk, irade ve fedakarlık ruhu içerisinde hareket eder Bu samimi ve ihlaslı tavır, iman eden kişinin, beraberinde daha pek çok güzel ahlak özelliği kazanmasını sağlar Fedakar olan bir insan aynı zamanda tevekküllü, teslimiyetli, cesaretli, sabırlı, merhametli, yardımsever, hoşgörülü, ince düşünceli ve şükredici bir ahlaka sahip olur Bu kişi, dünya hayatından ya da nefsinin isteklerinden yana bir hırs ve tutku içerisinde olmadığını, yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini hedeflediğini açıkça ortaya koymuştur Allah'a derin bir sevgi ve saygı dolu bir korku ile bağlı olduğunu, bu sevgisinden dolayı kendi çıkarlarından hiç düşünmeden vazgeçebildiğini göstermiştir Büyük İslam alimlerinden İmam Gazali, Allah'ın rızası, sevgisi ve sonsuz cenneti yanında dünya hayatının ne kadar değersiz kaldığını ve Allah'ın rızasını tercih eden bir kişinin ne kadar büyük mükafatlara layık görüleceğini şöyle bir örnekle anlatmıştır: Bir kimsenin çok kıymetli ve nefis bir mücevheri olduğunu düşünelim Bunu yüklü bir bedel karşılığında satması mümkün iken götürüp birkaç kuruşa satsa; bu davranış o kişi için büyük bir zarar ve muazzam bir aldanma olmaz mı? Aynı zamanda bu davranış himmetinin (emeğinin) düşüklüğüne, görüşünün zayıflığına ve aklının kıt olduğuna delalet etmez mi?İşte bir kulun alemlerin Rabbinden alacağı rıza, mükafat, övgü ve sevap ile yetinmeyerek bunun yanında insanlardan elde edeceği övgü ve dünyalıklar, milyonlara hatta dünya ve içindekilerden daha fazlasına nisbetle bir kuruş kadar bile değer ifade etmez O halde, şu değersiz dünyalıklar karşılığında Allah Teala'nın Yüce ve değerli ikramlarını kaybetmek apaçık bir aldanış değil midir?Eğer bu değersiz dünyalıklar sana mutlaka gerekli ise, sen yine de ahirete yönel; göreceksin ki dünya da peşinden gelecektir Sen sadece Rabbinin rızasını talep et, o da iki cihanın da sahibi olan Yüce Zat'tır Resullullah (s a v ) da şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ki Allah Teala ahirete ait bir amel karşılığında dünyalık verir; fakat dünyalık bir amel karşılığında ahireti vermez!" (Suyuti, Münavi)Öyleyse amelleri halis niyetle sırf Allah rızası için yapan ve himmetini ahireti kazanmak için sarf eden kimse hem dünyasını ve hem de ahiretini mamur etmiş (kalkındırmış) olur Eğer dünyaya yönelirse ahiretini kaybettiği gibi, belki de arzu ettiği dünyalıklara da nail olamaz (sahip olamaz) Nail olsa (sahip olsa) bile o dünyalıklar elinde baki kalmaz Sonunda hem dünyada hem de ahirette hüsrana uğrayanlardan olur 1 1- (İmam Gazali, Cennete Doğru (Yedi Geçit) Minhacü’l-Abidin s 264-265)
|
| |
| | #3 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Müminler Allah'ın Hoşnutluğunu Kazanmayı Herşeyin Üzerinde Tutar; Nefislerinin Çıkarlarını Allah'ın Rızasına Değişmezler Kuran ahlakını yaşamayan kimseler, nefislerini sahiplenmeleri ve koruyup kollamaları gereken bir varlık olarak görürler Var güçleriyle onu desteklemeye, onun isteklerini yerine getirmeye ve savunuculuğunu yapmaya çabalarlar Tüm yaşamlarını; ideallerini, dostluklarını, hayata bakış açılarını nefislerinin talepleri doğrultusunda yönlendirirler Nefislerini, adeta itaat edip tabi olmakla, ne isterse yerine getirmekle yükümlü oldukları bir güç gibi görürler Ona uydukları takdirde mutlu olabileceklerine inanırlar![]() Oysa bu düşünceler çok yanlış bir inanca dayanmaktadır Allah Kuran'da nefsin gerçek konumunu ve insanları nasıl bir sona doğru sürükleyeceğini bildirmiştir "Ben nefsimi temize çıkaramam Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir![]() ![]() " (Yusuf Suresi, 53) ayetiyle bildirildiği gibi, nefis Allah'ın dilemesi dışında insanı daima kötülüğe sevk eder Bu nedenle insan ona uyarak değil, tam tersine ancak ondan sakınarak mutluluğa ve huzura kavuşabilir İnsanın nefsini sahiplenip, adeta bir köle gibi onun isteklerine boyun eğmek yerine, nefsini kendi buyruğu altına alması ve onu istediği gibi yönlendirmesi gerekir Nefis pek çok kötülükle birlikte yaratılmıştır, asıl olan vicdanın sesini dinleyip iyilikten yana hareket etmektir Aksinde nefsi kişiye Allah'ın razı olmayacağı bir ahlakı benimsetecek, dünyada ve ahirette onu büyük bir hüsrana sürükleyecektir Nefsini eğitebilmesi için ise, Allah insanın vicdanına her türlü kötülükten sakınmanın ve iyiliği yaşamanın yollarını ilham etmiştir Kuran'da insanın kurtuluş yolu şöyle haber verilmektedir:Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun) Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır (Şems Suresi, 7-10)İman edenler Kuran'ı kendilerine rehber edindikleri için bu önemli gerçeğin farkındadırlar Bu nedenle daima vicdanlarının sesine uyarlar Derin iman sahibi olmayan insanlar ise, bu gerçeği bilmelerine rağmen kimi zaman nefislerinin isteklerine yenik düşebilirler Bunun sonucunda dünya hayatına ilişkin bazı konular onlar için Allah'ın rızasını kazanmaktan daha önemli hale gelir İyi bir iş sahibi olmak, iyi bir evlilik yapabilmek, iyi bir arkadaş çevresi edinip itibar kazanabilmek, zengin olup lüks bir yaşam sürebilmek, dünya hayatının tüm nimetlerinden olabildiğince faydalanabilmek gibi konular bu insanların asıl yaşama amaçları olabilir Burada yanlış olan, söz konusu insanların bu konuları Allah'ın rızasını kazanmaktan daha önemli görmeleri, tüm bunları Allah'ın hoşnutluğuna tercih etmeleridir Yoksa elbette ki tüm bu sayılanlar insanların dünya hayatında meşru olarak sahip olabilecekleri şeylerdir Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar ![]() İşte bunlar salih olanlardandır (Al-i İmran Suresi, 114) Bu bakış açısına sahip olan insanlar genelde Allah'a, ahirete ve hesap gününe iman etmezler Yalnızca dünya hayatından istifade ederek nefislerini hoşnut edebilmek için yaşarlar Kimi insanlar ise kalplerinde dünya hayatına ve nefislerine karşı ciddi bir bağlılık olduğu halde, bunu insanlardan gizlemek isterler Allah'a iman ettiklerini, dünya hayatındaki asıl amaçlarının Allah'ın rızasını kazanmak olduğunu söyler, tüm çabalarının bunun için olduğunu öne sürerler Belki birçok konuda Kuran ahlakına benzer tavırlar sergileyebilirler ama, nefislerinin istekleriyle çatıştıklarında hemen gerçek yüzlerini gösterirler Çünkü gerçekte Kuran ahlakını, ancak "çıkarlarıyla çatışmadığı sürece ve menfaatlerinin izin verdiği ölçüde" yaşamaktadırlar Günlük hayatta bu durumun çeşitli örneklerine rastlayabilmek mümkündür Örneğin gelecek endişesine kapılan bir kimse, dünya hayatında kendisinin ve ailesinin maddi ya da manevi çıkarlarını garanti altına almasının, Allah'ın rızasını kazanmaktan daha önemli olduğunu düşünür Kuran ahlakına uygun bir çaba içerisinde olması gerekirken, şahsi çıkarlarını daha önemli görebilir Gerçek anlamda iman etmeyen ve Allah'ın rızası yerine kendi menfaatlerini gözeten bu gibi samimiyetsiz insanların ruh haline Kuran'da şöyle dikkat çekilmiştir:İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır (Maide Suresi, 52)Bu ahlaktaki bir kişi her işin Allah'ın kontrolünde ve ancak O'nun izniyle gerçekleştiğini düşünmez Oysa şu anda olduğu gibi gelecekte de karşısına çıkacak olan her olay, ancak Allah'ın izniyle yaşanacaktır İnsan ne tedbir alırsa alsın, ne kadar çok çaba harcarsa harcasın, eğer bir zorlukla karşılaşacaksa bunu engellemeye gücü yetmeyecektir; Allah dilediyse bu olay yaşanacaktır Aynı şekilde eğer bir iyilikle karşılaşacaksa, bunu da engellemeye kimsenin gücü yetmeyecek ve bu iyilik Allah'ın dilemesiyle gerçekleşecektir Bu gerçeğin şuurunda olan bir insan, dünya hayatından ve geleceğinden yana hiçbir endişeye kapılmaz Samimi olduğu, daima Allah'ın rızasını gözettiği sürece, Allah'ın yardımı, rahmeti ve desteği Allah'ın izniyle mutlaka onunla birlikte olacaktır Allah Kuran'da iman edenlere bu rahmetini "![]() ![]() Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder![]() ![]() " (Hac Suresi, 40) ayetiyle müjdelemiştir Tüm nimetleri kendisine ulaştıracak olanın yalnızca Allah olduğunu unutan bir kimse ise, bunları kendi çabasıyla elde edebileceğini düşünüp dünyanın peşinde koşmakla büyük bir yanılgıya kapılır Samimi iman eden kimseler için, hayatları boyunca karşılaşacakları hiçbir olay, Allah'ın rızasını kazanmaktan daha öncelikli olamaz Ne dünya malı, ne gelecek kaygısı, ne zenginlik, ne de makam ve itibar gibi konular onlar için Allah'ın beğendiği ahlakı yaşamaktan daha önemli değildir Bu amaçları uğrunda, zorluk ya da sıkıntı içerisine girmeleri gerekse dahi asla taviz vermezler Allah'ın rızasını kazanabilmek için her türlü fedakarlığı seve seve göze alırlar Allah'ın dostluğunun, sevgisinin ve rahmetinin, dünya hayatının hiçbir nimetiyle kıyaslanamayacak ve hiçbir şeye değişilemeyecek kadar büyük ve değerli nimetler olduğunun farkındadırlar Kuran'da müminlerin bu vasıfları şöyle bildirilmektedir:De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır " (En'am Suresi, 162)Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur (Tevbe Suresi, 111)Bir başka ayette ise, salih müminlerin Rabbimiz'in rızasını kazanabilmeyi nefislerinin isteklerinden üstün tuttukları bildirilmektedir : İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır Allah, kullarına karşı şefkatli olandır (Bakara Suresi, 207)Müminler ayetlerde belirtildiği gibi Allah'ın rızasını kazanabilmek için gerektiğinde hiç düşünmeden herşeyden feragat edebilirler Allah'ın ahirette kendilerini, herşeyin daha güzeliyle mükafatlandıracağını bilir, dünya hayatlarını hiçbir zaman için kendi çıkarları, rahatları peşinde koşarak geçirmezler Yaptıkları fedakarlıklar karşısında da insanlardan yana hiçbir karşılık beklemez, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmayı umarlar Kuran'da müminlerin bu ahlakı şöyle bildirilmiştir:Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür (İnsan Suresi, 9)
|
| |
| | #4 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Müminlerin Fedakarlık Göstermelerini Gerektirebilecek Durumlar Allah dünya hayatını bir imtihan ortamı olarak yaratmış ve insanları "hayır ve şerle" deneyeceğini bildirmiştir Bu nedenle insan yaşadığı süre boyunca hiç beklemediği bir anda çok şaşırtıcı olaylarla karşılaşabilir Kişinin böyle ani durumlarda da güzel ahlak gösterebilmesi, Kuran ahlakına uygun tavırlar sergileyebilmesi ancak samimi imana sahip olmasıyla mümkün olur Kalbindeki Allah korkusu ve derin iman, hiç beklemediği, daha önce hiç tecrübe etmediği olaylar karşısında da en doğru olan tavrı gösterebilmesini sağlar Temelde bu inanç yaşanmadığı takdirde ise, kişi ancak belirli konularda ve belirli şartlar altında fedakarlıkta bulunabilir Örneğin insanların gözünde bir itibar kazanacağını düşündüğünde ya da bir çıkar elde edeceğini umduğunda fedakarlık yapabilir Ama beklenmedik anlarda ortaya çıkan, kendisini zora sokacak ya da zarara uğratacak bir durumla karşı karşıya kaldığında bu ahlakı gösteremez Müminler ise bu tür ani durumlarda da hiç düşünmeden, çok büyük bir şevk ve heyecanla, seve seve her türlü fedakarlıkta bulunabilirler Peygamberimiz (sav) döneminde başta Resulullah olmak üzere, tüm sahabeler bu ahlakın eşsiz örneklerini sergilemişlerdir Samimi imanlarından kaynaklanan fedakar ahlaklarından ötürü insanlara örnek olmuşlardır Mallarını, canlarını önemli görmemiş, inkar edenlerin çoğunlukta olduğu ve iman edenlere karşı büyük bir düşmanlıkla harekete geçtikleri bir dönemde, Allah'ın rızasını kazanabilmek için ölümüne bir kararlılık göstermişlerdir Gerektiğinde evlerini, ailelerini, işlerini, mallarını mülklerini, itibarlarını ve dünya hayatına dair tüm nimetleri hiç düşünmeden geride bırakmışlardır Kendi menfaatleri yerine, Müslümanların rahatını, huzurunu, güvenliğini ve iyiliğini sağlamak için çaba harcamışlardır Peygamberimiz (sav)'in güvenliğini, kendi canlarından ve rahatlarından üstün tutarak, yüzyıllar boyunca gelmiş geçmiş tüm insanlara örnek olacak üstün bir ahlak örneği sergilemişlerdir Kuran'da iman sahiplerinin Peygamberimiz (sav)'e karşı olan bu sadakatleri ve bu yönde gösterdikleri fedakarane ahlaklarına dikkat çekilmiş, Resulullah (sav)'ın nefsini daima kendi nefislerinden üstün tuttukları bildirilmiştir:Peygamber, müminler için kendi nefislerinden daha evladır ![]() ![]() (Ahzab Suresi, 6)İslam alimlerinin eserlerinde Peygamberimiz (sav)'in ve sahabelerin hayatlarına dair çeşitli fedakarlık örnekleri aktarılmaktadır Onların bu konudaki kararlılıkları, cesaretleri ve sabırları ise, fedakarlığı yalnızca Allah'ın rızasını, rahmeti ve cennetini kazanabilmek için yaşadıklarını ortaya koymaktadır Putperest bir inancın hakim olduğu bir toplumda, inkar edenlerin tüm baskı ve tehditlerine rağmen, her türlü zorluk ve sıkıntıyı göze alarak Hz Muhammed (sav)'in Allah'ın Resulü olduğuna iman etmişlerdir Ve bu imanlarında çok güçlü bir kararlılık göstermişlerdir O dönemde Mekke'nin önde gelen güç ve itibar sahipleri, Müslümanlığı kabul eden kimseleri yıldırmak, vazgeçirmek ve kendi putperest dinlerine geri döndürebilmek için büyük bir baskı uygulamışlardır Allah'ın rızasını kazanabilmek için her türlü güçlüğe ve zorluğa karşı göğüs germeye kararlı olan bu salih müminlerden kimileri gördükleri işkenceler nedeniyle yaralanmış, sakat kalmış, kollarını bacaklarını kaybetmiş, kimileri ise yapılan zulmün şiddetinden yaşamlarını kaybetmişlerdir Ancak bunların hiçbiri onların kararlılıklarını, Allah'ın rızasını kazanmaktaki şevk ve heyecanlarını etkilememiştir Tam aksine, yaşadıkları zorluk ve sıkıntılar onların daha da büyük bir azimle hareket etmelerine, daha büyük özverilerle Peygamberimiz (sav)'e ve iman edenlere destek olmalarına, din ahlakının yayılması için daha büyük bir şevkle çaba harcamalarına neden olmuştur Peygamberimiz (sav) ile birlikte savaşa çıkıp yaralanmış ama, bundan dolayı hiçbir şekilde bir teessüre kapılmamış, bunu kendileri için büyük bir şeref ve nimet olarak kabul etmişlerdir Kuran'da iman sahiplerinin bu üstün ahlakları şöyle bildirilmektedir:Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler Allah, sabredenleri sever Onların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi ![]() Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi Allah iyilikte bulunanları sever (Al-i İmran Suresi, 146-148)Bir başka ayette "Küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah'ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır " (Tevbe Suresi, 121) hükmüyle bildirildiği gibi, sahabeler tüm bunların kendilerini Allah'a yakınlaştıracak, cennetlerine vesile olacak önemli fırsatlar olduğunu bilerek hareket etmişlerdir Öyleki, Allah rızası için yapılan bir ibadet olduğu için, bir savaştan yaralı olarak dönüp, şevkle ve heyecanla Peygamberimiz (sav) ile birlikte bir diğer savaşa katılmanın sevincini yaşamışlardır Kalplerinde hastalık olan münafık karakterli kimselerin zarara uğramaktan korkarak geride kaldıkları bir dönemde, onlar Allah'a olan bağlılıklarını ve bu uğurda her türlü fedakarlığa hazır olduklarını şöyle ifade etmişlerdir:De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz (Tevbe Suresi, 52)Karşılaştıkları her zorluğun Allah'tan bir rahmet olduğunu bilerek hareket etmiş, dünya hayatının değil Allah'ın rızasının ve ahiret hayatının güzelliğine talip olmuşlardır Peygamberimiz (sav) ile birlikte savaşa çıkabilecek bir binek bulamadıkları ve Müslümanlara yardım edebilecekleri bir imkanları olmadığı için gözlerinden yaşlar boşanan kimselerin fedakarlıktaki bu şevkleri Kuran'da şöyle bildirilmektedir:Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur (Tevbe Suresi, 92)Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye (Kehf Suresi, 7) Peygamber Efendimiz (sav)'in döneminden bu yana yaşamış olan tüm Müslümanlar da benzeri olaylarla karşılaşmışlardır Allah Kuran'da, dünya hayatındaki imtihan ortamının bir gereği olarak her insanın malıyla, canıyla, yakınlarıyla, sevdiği insanlarla, yaptığı ticaretle, makam ya da itibar gibi değerlerle denenebileceğini bildirir Şeytan her insanın nefsini, dünya sevgisi, mal tutkusu, makam hırsı, gelecek endişesi, rahata düşkünlük gibi konularla kışkırtır, nefsinin isteklerine göre yaşaması, iradesizlik, tembellik ve gevşeklik göstermesi, yılgınlığa, ümitsizliğe ve korkuya kapılması için teşvik eder Ancak salih müminlerin tavrı her zaman için şeytanın tüm bu kışkırtmalarına karşı Kuran ahlakıyla karşılık vermek ve nefislerinden değil, Allah'ın rızasından yana tavır koymaktır Kuran'da iman edenlerin dünya hayatında karşılaşabilecekleri, fedakarlık göstermelerini ve özveride bulunmalarını gerektirebilecek durumlardan bazıları şöyle bildirilmektedir: Dünya hayatının süslerinden feragat edebilmek Allah Kuran'ın "Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye " (Kehf Suresi, 7) ayetiyle dünya hayatının, gerçekten iman eden kimselerle samimiyetsiz insanların ayırt edilmesi için süslü kılındığını bildirmiştir Bir başka ayette ise dünya hayatındaki bu süslerden bazıları şöyle açıklanmıştır:Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı Bunlar, dünya hayatının metaıdır Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır (Al-i İmran Suresi, 14)Ayette sayılanların her biri insanlar için birer nimet olarak yaratılmıştır Ancak insanın sorumluluğu, bu nimetlerin Allah'tan olduğunu bilerek, bunları Rabbimiz'e şükrederek ve O'nun razı olacağı şekilde kullanmaktır İnsanın hayatı boyunca karşılaştığı her nimet, onun Allah'a daha da yakınlaşmasına, daha çok şükretmesine ve Rabbimiz'in büyüklüğünü, aklını, sanatını, sonsuz rahmetini ve esirgeyiciliğini daha da iyi takdir edebilmesine vesile olmalıdır Dilediğinde Allah'ın tüm bunları kendisinden geri alabileceğini ve Allah'tan başka hiçbir gücün ona bir yardımı olamayacağını unutmamalıdır Bu gerçeklerin şuuruna varan bir kimse, Allah'tan başka dostu, velisi ve yardımcısı olmadığını, yaşadığı her an kendisini koruyup kollayanın, nimet ve rızık verenin, işlerini kolaylaştıranın, huzur ve güven duygularıyla kalbini destekleyenin yalnızca Allah olduğunu anlar Allah'a çok derin bir sevgiyle, sarsılmaz bir bağlılık ve sadakatle bağlanır Rabbimiz'i razı edememekten, O'nun hoşnutluğunu, sevgisini ve dostluğunu kazanamamaktan şiddetle korkar ve buna neden olabilecek tavırlardan titizlikle kaçınır Hayatının her anını Allah'ın razı olacağı, Kuran ahlakına en uygun olan, gücünün yettiği en güzel tavırları göstererek geçirmeye çalışır Bu samimi bakış açısının bir gereği olarak, sahip olduğu her nimeti de yine yalnızca Allah'ın rızasını, dostluğunu kazanabilme ve sonsuz rahmetine kavuşabilme amacıyla kullanır Yukarıdaki ayette sayılanlar iman eden bir kimse için de elbette birer nimettir Ama hiçbir zaman için Allah'ın rızasını kazanmaktan öncelikli değildir Mümin bunlara yönelik menfaatleri elde etmek için hiçbir zaman bir hırsa kapılmaz Allah'ın rızasını kazanması için bunların herhangi birinden feragat etmesi gerektirdiğinde de asla tereddüt etmez Kimi insanların fedakarlıktaki ölçüsü ise, "Önce benim rahatım, benim ihtiyaçlarım, benim isteklerim karşılansın, sonra başkaları için iyilik yaparım" şeklindedir Ancak bu hayat görüşü Kuran'da anlatılan fedakarlık ahlakıyla hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır Çünkü bu kişilerin fedakarlıkta bulunduklarını söyledikleri şeyler gerçekte "sahip oldukları şeylerin ihtiyaç duymadıkları kısmı"dır Bunun yokluğu kendilerini pek fazla etkilemez Bu tür bir davranış içerisinde olan kimseler fedakar olduklarını düşünebilirler Ancak Kuran'da, Allah'ın razı olacağı ahlakın "gerektiğinde menfaatlerinden tümüyle vazgeçebilmek, hiç düşünmeden en sevdiği şeylerden feragat edebilmek" olduğu bildirilmiştir Bu konudaki güzel ahlak ölçüsünü Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir (Al-i İmran Suresi, 92)Allah'ın bu konuda insanlara bildirdiği bir başka güzel ahlak ölçüsü ise "yapılan fedakarlığın, ihlasla yapılması; iyilik yapılan kişiyi minnet altında bırakacak tavırlardan sakınılması"dır Toplumda kimi zaman iyilik yapan, ama ardından da her fırsatta yaptığı bu fedakarlığı dile getiren insanlara rastlamak mümkündür Bu tavırlarıyla iyilik yaptıkları kişinin kendisini borçlu hissetmesini sağlamayı ve ileride -eğer ihtiyaç olursa- bu iyiliğin karşılığını alabilmeyi amaçlarlar Bazı kimseler de çevrelerindeki insanlardan takdir toplayıp, kendilerine, "ne kadar iyiliksever bir insan" dedirtebilmek gibi basit menfaatleri hedeflerler Oysa gerçek fedakarlık, insanlardan maddi ya da manevi hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca Allah'ın rızası hedeflenerek yapılır Kuran'ın "Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip- güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır) Allah, yaptıklarınızı görendir " (Bakara Suresi, 265) ayetiyle salih müminlerin bu konudaki ihlaslarına dikkat çekilmiştir Bir başka ayette ise müminlerin mallarından fedakarlık ederken gösterdikleri samimi tavırları ve yalnızca Allah'ın rızasını gözetmeleri, "Ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir) Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır " (Leyl Suresi, 20-21) ayetleriyle belirtilmiştir Kuran'da, yapılan fedakarlığın ardından karşı tarafa eziyet veren ve minnet altında bırakan bir ahlak göstermenin yanlışlığı hatırlatılmış, bundan sakınan müminler ise şöyle müjdelenmişlerdir:Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır (Bakara Suresi, 262)Kuran'da müminlerin bu üstün ahlakları nedeniyle kimi zaman infakta bulundukları halde bunu gizli tuttukları bildirilmiştir: Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir (Ra'd Suresi, 22)Kuran'da bu konuda dikkat çekilen bir başka ölçü ise fedakarlığın yalnızca refah ve zenginlik içerisindeyken değil, darlık, sıkıntı ve yoksulluk söz konusu olduğunda da aynı şevkle yaşanmasıdır İnsan içerisinde bulunduğu maddi manevi zorlukları vicdanına karşı bir mazeret olarak öne sürmemelidir Kendisini koruyup kollayanın, destekleyip yardım edenin Allah olduğunu hiçbir zaman unutmamalı, güzel ahlak gösterdiği takdirde Allah'ın kendisine bir çıkış yolu göstereceğini, kolaylık sağlayacağını bilmelidir Allah Kuran'ın "Rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır O'na icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak için) bunu fidye olarak verirlerdi Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yaratıktır o!![]() " (Rad Suresi, 18) ayetiyle Allah'ın rızasını gözeterek hareket edenler için daha güzeli olduğunu bildirmiştir Sıkıntıya düşme endişesiyle fedakarlık yapmaktan, başkalarına iyilikte bulunmaktan kaçınan kimselerin ise ahirette azaptan kurtulabilmek için, tüm sahip olduklarını, biriktirip sakladıklarını fidye olarak vermek isteyecekleri, ama bunların hiçbirinin kabul görmeyeceği bildirilmiştir Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir (Taha Suresi, 131) ![]() ![]() Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir![]() (Nahl Suresi, 30) Müminlerin bu konudaki üstün ahlaklarından Kuran'da övgüyle bahsedilmektedir: Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir Allah, iyilik yapanları sever (Al-i İmran Suresi, 134)Allah "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O'nun Katında olandır " (Teğabün Suresi, 15) ayetiyle, dünya hayatının süslerinin ancak birer fitne ve deneme konusu olduğunu bildirmiştir Bir başka ayette ise bunlara karşı tutkuya kapılarak Allah'ın rızasını aramaktan uzaklaşmamaları için insanları şöyle uyarmıştır:Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın'; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir (Münafikun Suresi, 9)İnsanın karşısına, sahip olduğu maddi imkanların yanı sıra kendi canından fedakarlıkta bulunması gereken durumlar da çıkabilir Fakat bu bakış açısının da sadece belirli birkaç konuyla sınırlı olduğu sanılmamalıdır Dünya hayatında kişinin karşısına çıkabilecek nimetler çok çeşitli ve çok fazladır İman eden ve vicdanını kullanan bir insan, tüm bu nimetlerin Allah'ın bir lütfu ve kendisi için birer deneme konusu olduğunu bilir Bunların her biri için "elimdeki bu imkanları Allah'ın rızasına en uygun olacak şekilde nasıl kullanabilirim?" diye düşünerek hareket eder Kimi zaman bir başka müminin hayatını kurtarabilmek için kendi yaşamını tehlikeye atması, kimi zaman bir başkasına yardım edebilmek için kendi kazanacağı itibardan, makam mevkiden vazgeçmesi gerekebilir Aynı şekilde başkalarının sorunlarını halledebilmek için, kendi imkanlarını seferber etmesi, onların rahatı, refahı, huzuru için, kendi düzeninden ödün vermesi gerekebilir Başka insanların sağlığını, sıhhatini koruyabilmek için, kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmak zorunda kalabilir Fiziksel anlamda yorulmak, her zamankinden daha çok çalışmak mecburiyetinde olabilir![]() Bu şuurla hareket eden bir mümin, gün içerisinde aklını, yeteneklerini, bilgi birikimini, tecrübelerini, bedeni gücünü, vaktini en faydalı şekilde kullanmaya çalışır Gerektiğinde kendi rahatından ya da kendisine ayıracağı vakitten fedakarlıkta bulunur; uykusuna, yediğine, diğer kişisel işlerine ayıracağı vakti en aza indirip tüm vaktini başkalarına faydalı olabileceğini düşündüğü hayırlı işlere ayırır Böyle bir kişi istese, bunun yerine kendisine geniş vakit ayırıp, geriye kalanını da başkalarına faydalı olmak için kullanabilir Bu da son derece makuldür aslında Bu kişinin de vicdanlı davrandığı, geri kalan vaktinden özveride bulunduğu düşünülebilir Ama herşeyin daha iyisi, daha fazlası vardır Samimi imanından kaynaklanan fedakarlık ruhu da, kişiyi yapabileceğinin en fazlasını yapmaya, vaktinin her saniyesini olabilecek en iyi şekilde kullanmaya yöneltir Bunun gibi, Allah insanın karşısına daha pek çok imkan sunar Kimileri sahip oldukları bu imkanları Allah'ın rızasını kazanmak için kullanmak yerine, dünyaya karşı büyük bir hırsa kapılırlar Ellerindeki nimetleri Allah'a şükrederek kullanmak yerine, bunları sahiplenip cimrileşir ve daha da fazlasını elde edebilmek için tamahkar bir ahlak gösterirler Kuran'da bu gibi insanların tavırları şöyle bildirilmektedir:Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak; Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim ![]() Göz önünde-hazır çocuklar (verdim) Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim Sonra, daha artırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur) (Müddessir Suresi, 11-15)Dünya hayatının süslerine tamah ederek fedakarlıkta bulunmaktan kaçınan, Allah'ın rızasını aramak yerine kendi menfaatlerinin peşine düşen bu kimselere Allah Kuran'da şöyle bir örnek vermiştir: Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir (Hadid Suresi, 20)Ayette belirtildiği gibi, insanın dünya hayatında sahiplendiği, fedakarlıkta bulunmaktan kaçındığı herşey, aynı bir ekin örneği gibi, bir gün mutlaka yok olacaktır Allah'ın rızasını kazanmak için yapılan salih ameller ise, Allah Katında en güzel şekilde karşılık görecek ve hem dünyada hem de ahirette nimete dönüşecektir Bir başka ayette Allah bu gerçeği insanlara şöyle bildirmiştir:"Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır " (Kehf Suresi, 46)Zorluk ve sıkıntı ortamlarında fedakarlık gösterebilmek ve sabredebilmek Rabbimiz "Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz Sabır gösterenleri müjdele " (Bakara Suresi, 155) ayetiyle dünya hayatında insanların nimetlerle olduğu kadar sıkıntı ve zorluk ortamlarıyla da karşılaşabileceklerini bildirmiştir![]() |