|
| | #1 |
| | ![]() Gaflet, insanın Hakk’a körleşmesi, gerçeklerden uzaklaşmasıdır ![]() Aklının ve kalbinin karışması, ebediyeti unutması, bir bakıma gözü açık uyuması ![]() ![]() ![]() Bu aldanışın en büyük sebebi dünya ve dünyalık nimetlerdir Özellikle çağımızda![]() ![]() ![]() Maneviyat büyükleri bu bakımdan insanları üç gruba ayırıyor: • Sırf dünyaya çalışıp ahireti terk edenler, • Ahirete yönelip dünyayı terk edenler, • Dünyayı da ahireti de ihmal etmeyen denge insanları ![]() Akıllı, uyanık bir insan üçüncü gruptadır Diğer iki hal ise gaflettir![]() Bir ip yumağının ardından koşup oynayan küçük bir kedi yavrusunun bu neşeli hali insanları eğlendirir ama düşündürücü bir yanı da vardır Kediciğin o endişesiz ve masumane tavırları, yiyip içip oynamaktan başka bir derdinin olmayışı dikkat çeker O an için tek hedefi yuvarlanan yumakla oynamaktır Bütün dikkatini ona vermiştir Hayatın kaygıları, hüznü ve düşündürücü yanları onun için anlamsızdır Ekonomik sıkıntılar, doğal afetler, ölüm, ahiret, geçmiş-gelecek gibi şeyler de bu sevimli yaratığı hiç mi hiç alakadar etmez Gaflet nedir? Ömrünü gaflet içinde geçiren insanın hali biraz bu kedinin hali gibidir Bütün dikkatini dünya ve içindekilere sarf eder Dünyanın nimetlerinden ve hayatın zevklerinden istifade etmekten başka bir şey düşünmez Onun ötesindeki düşünceler, mesela Allah’ın emir ve yasakları, ölüm, ahiret, hesap gibi ciddi konular ilgi alanına girmez Hatta bu gibi düşüncelerden sıkılır Unutmak için elinden geleni yapar, kendisini oyun ve eğlenceye verir İşte tam bu noktada, kedi yavrusunda son derece sevimli olan, izleyenlere yaşama sevinci veren oyun ve oyalanmanın insanda hiç de sevimli durmadığını fark ederiz Hatta böyle bir hayat algısını taşıyan insanın ilkesizliği ve vurdumduymazlığı tedirginliğe sebep olur![]() Diğer taraftan böyle bir kaygısızlık hali insanı bir kedi yavrusundan bile aşağı düşürür Çünkü o masum hayvancağız Rabbini zikretmekten geri durmaz Tatlı mırmırlarıyla minderin üzerinde uyurken bile hal diliyle Allah’ı zikreder Diğer varlıklar da böyledir Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat şöyle anlatılmaktadır: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur Fakat siz, onların tesbihlerini anlamazsınız ” (İsra, 44)İşte böyle ayetlere, kâinat kitabından gürül gürül okunan delillere rağmen Cenab-ı Hakk’ı kâle almayıp değersiz şeylerle uğraşmaya, nefsin heva ve arzularına uyup Allah’ı ve emirlerini unutmaya “gaflet” denir Diğer bir ifadeyle kalbin Allah’tan kopuk oluşu ve bunun davranışlar üzerindeki olumsuz tesirleridir Bir mukayese Bir ülkenin cumhurbaşkanı emrinde çalışan memura kendi şahsi işleriyle ilgili önemli bir vazife verse, o memur bir büyüğe hizmet etmenin onuruyla verilen görevi severek yapar Kendisine bir faydası olmadığı halde görevi aksatmamak için tam bir dikkatle çalışır Peki, ya insan niçin Rabbi’nin emirlerini aynı hassasiyetle yerine getirmez? Allah Tealâ’nın büyüklüğü ve yüceliği -hâşâ- o zattan daha mı aşağıdır ki, İslâm dininin emirlerine uymaz Bu noktada iki ihtimal düşünülür: 1 Kişi Allah’ın zatına, emir ve yasaklarına inanmadığı için böyle davranmaktadır 2 İnandığı halde Allah’ın emir ve yasaklarına yeterince önem vermediği için yerine getirmemektedir Bu durum, bir bakıma O’nu ve emirlerinin büyüklüğünü makam mevki sahiplerinden aşağı görmektir Her iki sebeple de Allah’a kulluk yapmamak çirkindir İmam Rabbanî Hazretleri k s bu hakikati bir temsille anlatarak şöyle demektedir:“Çokça yalan söyleyen biri; ‘Bu gece düşman baskın yapacak’ dese, akıl sahibi idareciler ihtiyat için haberi ciddiye almazlar mı? O kimsenin yalancı olduğunu bildikleri halde yine de tedbiri elden bırakmayıp muhtemel tehlikeye karşı vaziyet almazlar mı? Elbette ki alırlar ![]() Hal böyleyken nasıl olur da Muhbir-i Sadık (doğru haber veren), doğruluğu dillere destan Hz Rasulullah s a v ’in tekrar tekrar haber verdiği ahiretteki azaba inanmazlar? İnansalar da tedbir alıp kurtulma yollarını düşünmezler? Halbuki O kurtuluş yollarını da göstermiştir Muhbir-i Sadık Hazretleri’nin sözlerine bir yalancının sözleri kadar önem vermemek nasıl bir imandır?”Bu soru tehlikenin boyutlarına dikkat çeken gayet ciddi bir sorudur Zira gaflet bir perdedir, kalbin nurunu örter, söndürür Her gafletin içinden küfre kadar giden yol vardır![]()
|
| |
| | #2 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() GAFİLİN HALLERİ Bugünün dünyasında gaf leti anlatmaya aslında gerek yok, o her yerde Hayalinizi söyleyin, size kim olduğunuzu söyleyeyim, diyor psikologlar Ama “Çok aşikâr olan zor görünür” denir ya, halimizi anlamak bakımdan anlatmakta fayda var Bir gafilin hayalleri tamamen dünya ve dünyanın geçici zevklerine yöneliktir Mal-mülk, makam-mevki ve şöhret sahibi olmayı; yiyip, içip, gülüp oynamak suretiyle dilediği gibi yaşayıp mutlu olmayı arzu ederler Elde ettikleri imkânlarla başkalarına tahakküm etmekten zevk duyarlar Böylece kendilerini başkalarından üstün görerek önemli adam olduklarını düşünürler Dünya tuzağında çırpınır Gafiller bu sayılan şeyleri elde etmek için hırsla çalışır didinirler Hep daha çok kazanmak ve daha iyi yaşamak için gayret eder, kazandıklarını biriktirirler Oyalanıp durdukları şeyleri ellerinden alabilecek her türlü ihtimali şiddetle bertaraf etmek için ellerinden geleni artlarına koymazlar Kendilerini çok beğendikleri için ona buna üstünlük taslamaktan, gizli açık, yüze karşı veya ardından başkalarını taşlayıp incitmekten, onlarla eğlenmekten geri durmazlar Kur’an-ı Kerim bunlar hakkında şöyle buyurur: “Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip kaş göz işaretleriyle alay eden kimsenin vay haline!” (Hümeze, 1-2) Şayet istedikleri şeyleri elde edemezlerse yıkılır giderler, bunalıma, depresyona girerler İsyanları katmerleşir, hayata ve insanlara küser, hatta varlıklı insanlara büyük bir kin ve nefretle bakarlar An’ı yaşamaya kilitlenmiştir Her geçen gün ölüm kendilerine yaklaşırken onlar, dünyanın süs ve eğlencelerine biraz daha fazla gömülürler Yaklaşmakta olan Allah’ın azabını ise hiç hesaba katmazlar Oysa Allah’ın azabı pek şiddetlidir Cehennemi tasvir eden bir ayette şöyle buyrulmaktadır: “Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı korkunç homurtusunu işitirler Nerede ise öfkesinden patlayıp çatlayacak! Her bir topluluk içine atıldığında, bekçileri onlara sorar: Size bir uyarıcı gelmedi mi?” (Mülk, 7-8)Oysa insan akıl ve şuur sahibi bir varlıktır Geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanla alakasını bilir Geçmişte vefat eden yakınlarını, gelecekte kendini bekleyen kabri, şimdiki zamanda üzerine düşen vazifeleri görmekle hayvanlardan ayrılır Buna rağmen gafletinin esiri olup başını kuma sokar Avcıyı görüp de başını kuma sokan devekuşu misali, ortada olan koca gövdeyi unutur Daha doğrusu unutmaya çalışır![]() Ahireti hatırlamak istemez Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı ya da inandığı halde yakîne ulaşmadığı için, gayet sisli bir perdenin ardından bakar Kendisi için birinci derecede önemli olan dünyanın peşin zevklerini bırakıp da, uzak bir ihtimal olarak gördüğü ölüm ve ahiret gerçeğine aldırış etmez Zira nefsin bunun için de her zaman bir mazereti vardır: “Dünyaya bir daha gelecek değilim ya! Hayatımı yaşayayım Nasılsa ileride tövbe eder ahiret işlerine de bakarım ” der Kulluk vazifesini sürekli erteler Vicdanını rahatlatmak maksadıyla senede bir mevlit okutmayı, kimi zaman bayram ve hatta Cuma namazına gitmeyi de ihmal etmez Ancak Allah’ın dinini kendi kafasına göre yorumlayıp, bazı meseleleri inkâr etmekten ya da hafife almaktan da geri durmaz Nihayet bir gün hiç beklemediği bir anda ve hiç beklemediği yerde ölüm gelir çatar: “Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır Artık onu geri çeviremezler, kendilerine mühlet de verilmez ” (Enbiya, 40) Şayet inkâr ile gittiyse vaziyeti ölüm anında bile korkunçtur: “Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nice olur?” (Muhammed, 27)Ölümü sonsuz mahrumiyet görür Bunlar için ölüm bir “ayıran”dır Dünyevî zevklerinden, malından, makamından, şöhretinden, sevdiklerinden ayıran bir bitiş ve tükeniştir O bakımdan ölümü hatırladıkları zaman tüyleri diken diken olur Bir taziyeye gittikleri ya da bir yakınları vefat ettiği zaman “Eh ne yapalım ölenle ölünmez ki, Allah sabırlar versin![]() ![]() ” türünden sözlerle ölüm düşüncesinin şokunu atlatmaya ve mümkün olduğunca en kısa süre içinde kendilerini bekleyen gaflete tekrar başlarını gömmeye gayret ederler Sanki sırf neşe ve eğlence için yaratılmışlardır Üst üste eğlence partileri düzenler, her türlü eğlence etkinliklerini günü gününe takip ederler Bunlara entelektüel bir boyut ekledikleri, birkaç batılı müzisyen ve artist hakkında malumat sahibi oldukları zaman, kendilerini sanatsever kültürlü insanlar olarak takdim ederler Böyle şeylerle uğraşmayan, bu işlerle ilgilenmeyen kimselere “cahil halk yığını” nazarıyla baktıkları için bunları insan yerine bile koymazlar Lüks ve konfor içinde yaşamak, kendileri gibilerine gösteriş yapmak onların en büyük tutkularındandır![]() Marazi bir özgürlüğe sığınır Kur’an-ı Kerim’de “mütrefîn” adı verilen bir grup daha vardır ki; bunlar hiçbir insanî değer, dinî, vicdanî hüküm ve kayıt tanımazlar Ne edep ne de hesap endişesi taşırlar Bütün görüşlerini hayvanî içgüdülerine göre tanzim eder, ahlâk gibi kavramların göreli, şahıstan şahısa değişkenlik arz eden şeyler olduğunu iddia ederler Böylece yerine göre zinaya “cinsel özgürlük, aşk, arkadaşlık, flört, filanla çıkmak” gibi isimler takarlar Nefs adına didinip durdukları meşguliyet ve boş oyalanışlarına bir de kutsallık izafe ederek, “çalışmak da ibadettir” sözüyle vicdanlarını teskin etmeye çalışırlar Bu suretle ibadetleri terk etmekle kalmayıp, bir de inkâra sapmakla şeytana bile külah çıkartırlar Halbuki çalışmanın ibadet olabilmesi, niyetin Allah için tutulmasına ve yapılan işin meşru olmasına bağlıdır Bunlar kelimelerin ve kavramların içini boşaltarak değiştirirler Kendileri gibi düşünmeyenleri de bağnazlık ve yobazlıkla itham ederler Zevklerini tatmin etme, yaşama ve rahat etme tutkusuyla hareket etmekten başka bir şey bilmezler Tıpkı helak olan Sodom-Gomore halkını ve benzerlerini hatırlatırlar Kur’an-ı Kerim’de bunlar hakkında şöyle buyrulur: “Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına (mütrefîne) yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar Artık o şehir yok olmayı hak eder Biz de onu yerle bir ederiz ” (İsra, 16)Allah’ı anmaktan rahatsız olur Gaflet içinde yüzen kimseler, vicdanlarını tırmalayacak sözlerden, Allah’ı ve ahireti hatırlatacak sohbetlerden, ölüm düşüncesinden özellikle de Kur’an’dan çok sıkılırlar Televizyonun başında saatlerce lüzumsuz şeyleri izlemekten büyük keyif aldıkları halde, Kur’an dinlemeye tahammül edemezler “Yalnız Allah anıldığı zaman ahirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar Ama Allah’tan başkası anıldığı zaman hemen yüzleri güler ” (Zümer, 45) “Onlar ki, gözleri, beni hatırlatan ayetlerin karşısında bir örtü içindeydi, (Kur’an’ı) dinlemeye de tahammül edemiyorlardı ” (Kehf, 101)Kalbini temiz sanır Gafillerin bir özelliği de kendilerini doğru yolda olduklarına inandırmaya çalışmalarıdır Bunlara göre asıl olan kalp temizliğidir Ve her nedense bunların kalbi devamlı temizdir Kendileri gibi olmayanların kalpleri ise, temiz olmak şöyle dursun, sürekli fitne ve fesatla doludur Her ne kadar namazla niyazla uğraşsalar, örtülü gezseler de bu görünüşün arkasından her türlü melaneti işlerler Bu savunma mekanizmalarıyla muhataplarına gerekli cevabı verdikten sonra kendileri de inanarak bir nevi huzur bulurlar Oysa Kur’an onlar hakkında şöyle buyurur: “Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da, onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar ” (Zuhruf, 37) Manevi bir terbiye görmeden insanın kendi hata ve kusurlarını, gafletini idrak edebilmesi son derece güçtür Böyleleri gırtlağına kadar gaflete daldığı halde kendini salihlerden zannederler Hatta bu satırları okurken bile hiç üzerlerine kondurmazlar O yüzden nefsinin hata ve kusurlarını görebilmek, yer ve gökleri keşfen müşahede etmekten daha evlâdır “Hayır, insanoğlu kendini müstağni gördüğünden dolayı azar ” (Alâk, 6-7)Akıllıyım der ama ![]() ![]() ![]() Zamanımızda akıl hastanelerinde tedavi gören zavallı insanları “deli, akılsız” saymak adet olmuştur Acaba gerçekten böyle midir? Onlar akılsız da, heva ve arzularının peşinden koşan, dünyayı ahirete tercih eden, Allah’tan kopuk, fakat buna rağmen çok iyi iş bitiren, zengin olan, itibar sahibi kimseler hep akıllı mıdır? Kimin deli kimin akıllı olduğu bütün çıplaklığıyla ahirette anlaşılacaktır Bugün akıllı geçinenler o gün delilerin yerinde olmak için can atacaklar fakat bir fayda vermeyecektir Hz Kur’an gerçek akılsızları anlatırken şöyle buyurmaktadır: “Dünya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan başka bir şey değildir Ahiret yurdu ise muhakkak Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’âm, 32) “(Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akledemezler ” (Bakara, 171Azdır ama dünyayı hiç umursamayan, mecbur olmasalar yiyip içmeyi de bırakacak insanlar da var Bunlar dünyanın faniliğini ileri sürerek kısa bir hayat için çalışıp çabalamanın gereksiz olduğunu iddia ederler ve elbette yanılırlar![]() Ruh ile bedenin, madde ile mananın, dünya ile ahiretin dengesini kuramamak da gafletin başka bir türüdür Başta tembellik, miskinlik ve zillet olmak üzere gafletten öteye gitmeyen yığınla zararın kaynağıdır Şöhret kazanıp insanların elindekine göz dikme tehlikesini içinde barındırır Her türlü suistimale açık bir kapıdır Dünyasına mahir olan ahiretine de mahir Ayrıca ahiret sadece bir köşeye çekilip insanlardan uzak kalmakla değil, onlarla birlikte sıkıntılara katlanarak, salih bir niyetle dünya işlerine çalışıp terlemekle kazanılır Gavs-ı Bilvanisî Hazretleri k s bir sohbetlerinde: “Siz kişinin dünya çalışmasına bakınız Eğer dünyası için çalışkan, mahir biriyse, ahireti için de öyledir Dünyanın pehlivanı, ahiretine de pehlivandır ” buyurmuşlardır![]() Her ne kadar geçmişte ihtiyaç miktarından fazla dünyaya rağbet etmeyen veliler olmuşsa da, bunların durumu kendilerine özeldir Dünyayı tamamen terk etmemişler ve kimsenin sırtına da yük olmamışlardır Her durumda veren el olma özelliklerini muhafaza etmişlerdir İslâmiyet, hıristiyanların ruhbanlığını andıran bir hayat tarzı ve telakkisini kesinlikle reddeder Çünkü İslâm, sadece ahirete ait ibadetleri düzenleyen bir din değildir Dünyada alış-verişten insanlar arasındaki diğer muamelelere kadar her şeye ölçü getiren, kişinin yirmi dört saatlik hayatını baştan aşağı düzene sokan, bozulmamış bir dindir Dünyaya ait hükümler koyan bir din dünyadan el etek çekmeyi hoş görmez O yüzden mümine fani de olsa dünyada sefil bir hayatı öngörmez Çalışıp çabalamaya, kimseye avuç açmamaya, alan el değil veren el olmaya teşvik eder Çalışmayan kim var? Peygamberler dahi bazı zenaat ve mesleklerle anılmışlardır Zekeriyya Aleyhisselam marangozlukla, Davud Aleyhisselam demircilikle, İdris Aleyhisselam terzilikle meşgul olmuşlardır Hz Rasulullah s a v ise, devlet başkanlığı yapmıştır Allah dostları da peygamberlerin yolundan giderek bir zenaat ve ticaretle meşgul olmuşlardır Bu devrin büyükleri de bir taraftan irşadla meşgul olurken, diğer taraftan ziraatla, ticaretle ve benzeri işlerle uğraşmaktadır Bu güzel örnek devrimizde de Allah’a kulluğun nasıl yapılacağını anlatmaya kâfi gelmez mi? Kur’an-ı Kerim’de mevzuyla ilgili birçok ayet-i kerime vardır Bazıları şöyledir: “Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma ” (Kasas, 77) “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz ” (Cuma, 10) İbadet ve taatle meşgul olup dünyayı terk edenler, malla yapılacak her türlü hayır hizmetinden de mahrum kalırlar Hatta zekât gibi gayet kıymetli bir ibadetten dahi nasiplerini alamazlar Kur’an bunları şöyle ikaz etmektedir: “Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı ” (Nisa, 95) “Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz?” (Hadid, 10)KALP GAFLETTEN UYANINCA Gaflet hali karşısında üç grup insan vardır demiştik: Dünyacılar, miskinler ve dünya-ahiret dengesini bulanlar Üçüncü gruba dahil olanlar gafletsiz, uyanık müminlerdir İşte bu grubun halleri![]() Gafletten uzak olanlar dünyası için ahireti, ahireti için de dünyasını terk etmeyen insanlarıdır Dengeyi, itidali bulmuşlardır Her işlerinde Allah’ın emirlerine uymayı gözetirler Gavs-ı Sani Hazretleri’nin k s buyurduğu gibi, her ikisini de yarış yapan iki araba gibi birlikte götürürler Halk içinde Hak ile Bu denge insanları “halvet der encümen” kaidesine göre halk içinde Hak ile olurlar Herkesle beraber ama yalnız, elleri işte güçte ama gönülleri hep yardadır Bedenleri dünyada olsa da gönülleri Allah’a dönüktür![]() Bunlar diğerleri gibi dünyaya hırs ve tutkuyla bağlanmazlar Esaret tasmasını boyunlarına geçirmektense, dünya nimetlerinden mahrum kalmayı tercih ederler Mal-mülk, makam-mevki, her şeyin Allah’tan geldiğine yakînen iman ederler Rızıklarına Allah’ın kefil olduğuna iman ettikleri için zerre kadar endişe etmezler Sadece emre uyup takdir edilen rızıklarını ararlar Alırken, satarken, çalışırken harama el uzatmazlar Bazı yüzlerin ağardığı, bazı yüzlerin karardığı o büyük güne alınları ak, vicdanları pak olarak çıkabilmenin özlemiyle yaşarlar Yedikleri her lokmanın hesabının sorulacağından zerre kadar şüphe etmezler Kazandıkları her şeyi birer zikir ve şükür vesilesi olarak görürler O’ndan geleni yine O’nun yolunda sarf etmekten çekinmezler Biricik amaçları Rabbin hoşnutluğu Gafletsiz müminler; çalışırken, kazanırken, meşru dairede keyfederken Allah’ın rızasından başka bir şey düşünmezler Hiçbir şey onları Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymaz Onlar mert oğlu merttirler, Allah adamıdırlar: “Nice erler ki, ne ticaret, ne de alışveriş onları Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olacağı günden korkarlar ” (Nur, 37)Bayezid-i Bistâmî k s Hazretleri bir gün müritleriyle birlikte çarşıya çıktı Dükkanı müşteriyle dolu olan bir kuyumcu gördü Kalbine manen nazar edip baktı ki, bu kuyumcu akşama kadar elli bin dinarlık alışveriş yaptığı halde bir an bile Allah’ın zikrinden gafil olmamış Sürekli Rabbiyle irtibatlı, kalbini zikrullah ile harekete geçirmiş müminin hali işte böyledir Onlar dünya nimetlerine sahip olmak, boş sohbetlerle oyalanmakla değil, ancak Allah’ı zikretmekle, Kur’an okumakla ve bulundukları ortamda Hak sohbetiyle tatmin olurlar “Onlar iman eden ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulan kimselerdir Haberiniz olsun, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur ” (Ra’d, 28)Gönülleri geniştir onların Gafiller güruhu dünyada geniş evler, bağlar, bahçeler bulsalar da gerçek huzur ve saadeti bulamazlar Müminler ise, darlıkta ve genişlikte cennet için yarışırlar Dünyada mesut oldukları gibi ahirette de mesut olurlar “Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan cennete yarışın; o müttakiler için hazırlanmıştır ” (Âl-i İmrân, 133) Allah’ın cemalini görmeyi arzu ve ümit etmeyenler dünyanın hasis, bayağı zevkleriyle yetinir, hatta mest olup kendilerinden geçerler Bu yüzden ibretle dolu varlık âlemine bakıp da ders almazlar “Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim ayetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak ” (Yunus, 7) Fakat kâinata ibret nazarıyla bakan gafletsiz müminler, cennetin de ötesinde nazarlarını Allah’ın cemaline dikmişlerdir O’na ulaşmak hasretiyle yanıp tutuşurlar![]() Her varlık Cenab-ı Hakk’ın tasarrufu altındadır Her şeyi evirip çeviren O’dur O’ndan başka zarar ve fayda veren (Dârr ve Nâfi’) bir varlık yoktur O dilemeden kimse kimseye ne bir zarar ne de fayda verebilir Bütün dünya imdadına koşsa O dilemeden bir fayda veremezler Lütfu da hoş görürler kahrı da İşte bu şuurla yaşayan gafletsiz mümin, elindeki mal gittiği zaman üzülüp yıkılmaz Her şeyin, Rabbinin takdiriyle olduğuna inanır ve O’na tevekkül eder Sıkıntılar karşısında ahirette kazanacağı mükâfatı düşünüp sabır, teslimiyet, tevekkül ve rıza gösterir Kendisine verilen nimetlerin bir sınama ve imtihan için verildiğini bilir “Andolsun, sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle imtihan edeceğiz Sabredenleri müjdele ” (Bakara, 155)Hakiki mümin, sevindirici olaylar gibi musibetlerden de razı olur Hatta rıza makamında bunlardan derin bir zevk alır Çünkü alırken de verirken de tecelli eden hep O’dur “O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz, derler ” (Bakara, 156)Hoştur bana senden gelen Ya bir gonca gül yahut diken Ya hil’at ü yahut kefen Nârın da hoş nurun da hoş diyebilen bu gönüller, ne dünyadan gafildirler ne de ahiretten ![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #3 |
| Devamlı Üye | ![]() [quote=ŞEM'A;9277]içindeydi, (Kur’an’ı) dinlemeye de tahammül edemiyorlardı ” (Kehf, 101)Kalbini temiz sanır Gafillerin bir özelliği de kendilerini doğru yolda olduklarına inandırmaya çalışmalarıdır Bunlara göre asıl olan kalp temizliğidir Ve her nedense bunların kalbi devamlı temizdir Kendileri gibi olmayanların kalpleri ise, temiz olmak şöyle dursun, sürekli fitne ve fesatla doludur Her ne kadar namazla niyazla uğraşsalar, örtülü gezseler de bu görünüşün arkasından her türlü melaneti işlerler Bu savunma mekanizmalarıyla muhataplarına gerekli cevabı verdikten sonra kendileri de inanarak bir nevi huzur bulurlar Oysa Kur’an onlar hakkında şöyle buyurur: “Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da, onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar ” (Zuhruf, 37) quote] rabbim bizleri gafletten uyandırsın inşallah
|
| |
| | #4 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() [quote=ŞEM'A;9277]GAFİLİN HALLERİ Gavs-ı Bilvanisî Hazretleri rahmetullahi aleyh bir sohbetlerinde: “Siz kişinin dünya çalışmasına bakınız Eğer dünyası için çalışkan, mahir biriyse, ahireti için de öyledir Dünyanın pehlivanı, ahiretine de pehlivandır ” buyurmuşlardır![]() Bayezid-i Bistâmî rahmetullahi aleyh Hazretleri bir gün müritleriyle birlikte çarşıya çıktı Dükkanı müşteriyle dolu olan bir kuyumcu gördü Kalbine manen nazar edip baktı ki, bu kuyumcu akşama kadar elli bin dinarlık alışveriş yaptığı halde bir an bile Allah’ın zikrinden gafil olmamış Sürekli Rabbiyle irtibatlı, kalbini zikrullah ile harekete geçirmiş müminin hali işte böyledir Kuranda “Onlar iman eden ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulan kimselerdir Haberiniz olsun, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur ” (Ra’d, 28)Selamünaleyküm Kardeşim Şem'a demiycem diyom ama lütfen yani burda iki şey belirtecem birincisi yukarda kırmızı işaretli yazı güzel anlamlı bir söz bunu takdir ediyorum Allah c c bunu söyleyenden razı olsun![]() ![]() ![]() Ama ikincisi onun altında yazmış olduğun bir söz gerçekten olamayacak bir şey bir insan bir insanın kalbine nasıl nazar eder kuranda " ![]() ![]() kalplerin içini yalnız Allah bilir![]() " demezmi peki o değerli zat nasıl bir insanın kalbini bilir![]() yok eyer bu şahıs sadece ağzı ile yaptığı zikri duymuşsa ve o kyumcuyu tanıyorsa bir şey demem ama lütfen baazı zatları böyle hristiyanların yaptığı gibi ilahlaştırmayalım , kalpleri yalnız Allah c c bilir kuran ve tevhid inancı bizim buna inanmamız mecburiyetini bildirir![]() ![]() ![]() Allaha emanet ol ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #5 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() NEFS VE RUH Cenâbı Allah'ın özenle ölümsüz olarak yarattığı ve halifelik görevi verdiği insan, iki unsurdan ibarettir Madde yönü ile bedeni ve madde ötesi tarafı ile benliği Benlik yani can; ilâhî (Allah'a özgü) bir oluş sırrı ile yaratılan madde ötesi manevî şahsiyetimiz, kişiliğimizdir Hayat, tabiat, huy, akıl, gönül, irade, düşünce gibi çeşitli unsurlarıyla bizdeki benlik duygusu ve insanın özü Benlik iki kısmıdır Bir parçasını nefs, diğer bir parçasını da ruh teşkil etmektedir İşte birbirinin zıddı bu iki yönümüzle Dünya planında ya aşağılara ineceğiz veya yükseklere çıkarak yüceleceğiz Nefs; benliğin çirkin, kötü ve isyankar davranışlarına denir Bedensel istek ve arzuların tümünü kapsar Nefsin özellikleri; yalancılık, zulüm, gurur, şehvete aşırı düşkünlük, öfke, kin, cimrilik, v s dir Yüce Yaratıcı'sını tanımayan, nankör, kendi varlığını herşeyin üstünde tutan hep kötülüklere çalışan tutumuyla yanılgıların kaynağıdır Sonunda Yüce Allah'ı hissederek O'na dönebilmektedir Nefs, yaratılışın negatif kutbunun temsilcisi ve Cenâbı Allah'ın Celâl görüntüsüdür Ruh; Cenâbı Hakk'ın dilemesi ile insana yansıyan ve ona hayat veren ilâhî bir kudret, Yaratıcı ile insan arasında ilâhî bir ceryandır Benliğe güzel ve iyi sıfatların kazanılması için, ona gerçekleri hissettiren ilâhî bir güç Dünyadaki görevini nefsle birlikte sürdürmektedir Cenâbı Allah'tan gelen, ölümsüz olan ruhun yücelmesi söz konusu olmayacağından, o hep yücedir Nefs; ruh ceryanını hissettikçe, onunla ilgisi arttıkça da yücelmektedir Ruh, yaratılışın pozitif kutbu ve Cenâbı Hakk'ın Cemal görüntüsüdür NEFS VE RUH SIRRI 50/16: ![]() ![]() İnsanı Biz yarattık Nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz Biz ona şah damarından daha yakınız![]() 12/53: ![]() ![]() Nefs, kötülüğü şiddetle emreder![]() ![]() ![]() 17/85: ![]() ![]() Ruh, Rabbimin emrindendir Size ancak az bilgi verilmiştir Nefsin vesvesesi; insanın içinden geçirdiği aslı olmayan fakat var sandığı şüphe, kuşku, kuruntu gibi duygulardır Bunları insanı devamlı kemirir onu isyana, kötü yollara sevk eder Egoist, gururlu, aşırı hırslı, Dünyanın geçici menfaatlerini tanrı edinir Nefs; bedene dönük arzu ve isteklerin esiri davranışlara bürünür Kur'ân'da adları geçen ve kötülüğün en üst noktasını temsil eden Nemrûd, Firavûn, Ebu Cehil'in nefisleri her devirde yaşamaktadır Nefsde; ferdiyetçilik, benlik duygusu ön plandadır Yaratılmışlığına, ruh-hayat sırrına rağmen kendi varlığını adeta tanrılaştırması nefsin büyük yanılgısıdır Cenâbı Allah'ın Tek'liğini, Samed'liğini ve O'ndan başka bir kudretin olmadığı gerçeğini kabul etmemesi, şirk (Allah'a ortak koşma) ve inkarı getirir Allah'ı bulma da ona perde olur Nefsinin boş ve zararlı arzularının egemen olduğu bir insan da Allah ile kul ilişkileri gerçekleşemez Nefsin çok önemli bir özelliği de iyiliğe de kötülüğe de dönebilen seyyal ve değişken olmasıdır Bunun için nefsten ümit kesilmez ve her zaman Rabbini hissedebilme kabiliyeti vardır " Biz ona şah damarından daha yakınız " ayeti, Yüce Yaratıcı'nın kuluna ne kadar yakın olduğunu vurgulamaktadır Ona hayatını, canını Kendi Ruhun'dan üfleyerek vermesi, bu yakın ilişkinin sırlarıdır Kul, Mutlak Kaynak'tan gelen ruh cereyanı ile Yaratıcı'sını hisseder, O'ndan kuvvet alır ve yücelir Ruh; Emir Aleminden " yani Allah'tan geldiği için ölümsüzdür, sezildiği oranda da kulu yüceltir Ruh nefsi, nefs de ruhu hakimiyeti altına alabilir Nefsin ruha galibiyetinde negatif kuvvetlerin eline geçen nefs, azab çekerek cehennemi hak edecek; nefsin ruh gerçeğini hissederek ona sahip çıkması halinde ise pozitif kuvvetlerin kaplaması ile o kul, sonsuz kurtuluşu ve cenneti kazanacaktır Yaratılış yasası gereği nefs; acı çekerek, yoğrularak adım adım olgunlaşır ve kemale erer Ruh için olgunlaşma düşünülemez, o Allah'tan gelen ilâhî bir yönümüzdür Alllaha emanet olun ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #6 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Allah razı olsun ![]()
|
| |
![]() |
| Tags: gaflet |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| Gaflet | @hmet | G-H | 1 | 3 Hafta önce 03:07 AM |
| Gaflet (Gazali) | mum | Kötü Ahlak Sıfatları | 1 | 11-28-2008 22:24 PM |
| Gaflet | mumsema | G-H | 3 | 06-10-2008 21:37 PM |
| Gaflet ! Ah Bu Gaflet Uykusu! | mumsema | Kötü Ahlak Sıfatları | 5 | 03-04-2008 09:56 AM |
| Gaflet | mumsema | G-H | 0 | 05-23-2007 18:47 PM |