|
| | #1 |
| | ![]() Muhtelif zamanlarda bid’at konusunda bu köşede okuduğunuz yazılar dikkatli okuyucular tarafından bir arada değerlendirildiğinde bazı boşluklar bulunduğu tesbiti gündeme geliyor Söz konusu yazıların her biri belli bir çerçeveyi gözetmesi ve esasen bir gazete yazısının format olarak bundan daha fazlasına izin vermemesi dolayısıyla bu türlü boşlukların önüne geçmek ne yazık ki çoğu zaman mümkün olmuyor…Bid’at meselesinde de böyle oldu Daha önceki bazı yazılarda ele aldığım bir kısım meseleler hakkında, sadece bid’at olduklarını söylemekle yetinmişim Buna mukabil kısa bir zaman önce yine aynı mevzu üzerinde dururken, “bid’at-ı hasene-bid’at-ı seyyie” taksimi üzerinde hareket etmiştim Dolayısıyla önceki yazılarda sadece bid’at olduğunu söyleyip geçtiğim hususların “bid’at-ı hasene-bid’at-ı seyyie” ayrımında nereye oturtulması gerektiği sorusu boşlukta bırakılmış oldu![]() Meseleyi şöyle bir zeminde ele almanın uygun olduğunu düşünüyorum: “Bid’at” olduğu ifade edilen her hususu aynı kategoride görmek doğru değil Öyle bid’atler vardır ki, yapılması yerine göre “farz” olur Bu, aşağıya doğru “vacip”, “sünnet”, “müstehap”, “mübah” diye devam eder![]() Aynı şekilde öyle bid’atler de vardır ki, işlenmesi “haram”dır Bunun bir altında da “mekruh” kategorisi yer alır![]() Burada haklı olarak şöyle bir soruya muhatap olabiliriz: “Bu ayrım hangi esaslar doğrultusunda yapılır?” Bu sorunun cevabı şudur: Herhangi bir bid’at dinin temel hedeflerinden birini yerine getirmek maksadıyla, dinî bir kaidenin gereği olarak yapılıyor ve dinî bir zaruret sebebiyle işleniyorsa onun “farz” kategorisinde olduğunu rahatlıkla söyletebiliriz Söz gelimi Kur’an’ın Hz Ebû Bekr (r a) döneminde cem ve Hz Osman (r a) döneminde teksir edilmesi (çoğaltılması) böyledir Eğer bu cem ve teksir işlemleri yapılmamış olsaydı belki de bugün elimizde Kur’an diye bir kitap –en azından bu korunmuşluk seviyesinde– bulunmayabilecekti![]() Bu tesbite, Kur’an-ı Kerim’in korunmasının ilahî garanti altında olduğunu söyleyerek itiraz etmenin anlamı yoktur Zira bu tesbit Kur’an’ın korunmuşluğunun cem ve teksir işlemleri vasıtasıyla gerçekleştiği izahını da ihtiva etmektedir Yani Allah Teala Hz Ebû Bekr (r a)’e cem ve Hz Osman (r a)’a da teksiri ilham etmek suretiyle Kur’an’ı korumuştur diyoruz…Keza Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam gibi İslamî ilmlerin sistematize edilmesi, usullerinin tesisi, kitaplara kaydedilmesi ve belli bir disiplin içinde öğrenilip öğretilmesi de aynı kategoriye zikredilebilecek örnekler arasındadır ![]() Keza bazı bid’atlerin de sünnet, müstehap… olduğunu söyledik Buna örnek olarak da Teravih namazının tek cemaat halinde kılınması uygulamasını zikredebiliriz Bu namazı bu şekilde kılmak şart (farz, vacip) değildir Ancak özellikle günümüzde böyle kılınmasında pek çok bakımdan büyük faydalar vardır Ehil kimseler dilerlerse bu namazı yine tek başlarına kılarlar Ancak bilgi ve eğitim seviyesi düşük kitleler bakımından Teravih namazını cemaatle kılmak ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir![]() Konunun “haram” boyutunu ve diğer hususları da bir sonraki yazıda ele almaya çalışacağım ![]() “Bid’at-ı hasene-bid’at-ı seyyie” ayrımının, bahse konu olan meselenin, dinden bir asla dayanıp dayanmadığına, şer’î bir maslahatı yerine getirip getirmediğine ve şer’î bir asıl ile çatışma teşkil edip etmediğine bağlı bulunduğunu hatırlatarak başlayalım Dolayısıyla her ne ki dinî bir asla dayanır, şer’î bir maslahatın yerine getirilmesi için gereklidir ve herhangi bir şer’î asıl ile çatışma halinde değildir, işte o “bid’at-ı hasene”dir Bunun aksini teşkil eden şeylerin ise bid’at-ı seyyie” olarak isimlendirileceği açıktır![]() Dolayısıyla yukarıda ifade ettiğim ilk kategoriye giren hususların “bid’at” olarak vasıflandırılması, terminolojik (ıstılahî) anlamı değil, lugavî anlamı yansıtmaktadır Zira terminolojik anlamdaki bid’at kategorisine giren hususların “dalalet” olduğu hadis ile ifade buyurulmuştur![]() Malikî mezhebine mensup İzzuddîn b Abdisselâm, Şihâbuddîn el-Karâfî gibi alimler, bir önceki yazıda ifade etmeye çalıştığım gibi bid’ati birkaç kategoriye ayırarak ele almışlardır![]() Mesela İbn Abdisselâm, bid’atin, vacib, haram, mendub, mekruh ve mübah gibi kısımlara ayrıldığını belirtmiş ve şu izahı yapmıştır: Bir bid’atin bu kategorilerden hangisine girdiğinin tesbiti, ser’î kaidelere arz edilmek suretiyle yapılır Dolayısıyla bid’at, şer’î vacip kaidelerine giriyorsa vacip, tahrim kaidelerine giriyorsa haram, mendup kaidelerine giriyorsa mendup, mekruh kaidelerine giriyorsa mekruh ve mübah kaidelerine giriyorsa mübahtır ”Bundan sonra İbn Abdisselam, bu kategorilere dahil olan bid’atlere misaller zikreder Kısaca arz edeyim:1 Vacip bid’atlere örnekler: Allah Teala’nın ve Resulü’nün kelamını anlamak için gerekli olan Nahiv ilmiyle iştigal etmek, Usul-i Fıkh’ın tedvini (bir önceki yazıda bu örneğin tarafımdan “farz” olan bid’atler arasında zikredilmiş olmasıyla burada “vacip” olarak tavsif edilmiyş olması arasında bir çatışma yoktur Biradaki “vacip” tabiri “farz” anlamındadır), Cer—Ta’dil ilmi![]() 2 Haram bid’atlere örnek: Kaderiye, Cebriye, Mürcie, Mücessime mezhepleri(nden birini benimsemek) Bu bid’at (mezlep) leri reddetmek vaciptir![]() 3 Mendup bid’atlere misaller: Teravih namazı(nı tek imamın arkasında kılmak), Tasavvuf ilminin ince meselelerinden (izahat kabilinden) söz etmek![]() ![]() 4 Mekruh bid’atlere örnekler: Mescitleri süslemek, mushafları süslemek![]() 5 Mübah bid’atlere örnekler: Sabah ve İkindi namazlarının arkasından musafaha yapmak, giyim-kuşamda, yeme-içmede ve meskenlerde bolluğa ve genişliğe (rahatlığa) gitmek… (Bu hususta ihtilaf vardır Bazı alimler bu madelerden bir kısmını mekruh bid’atler sınıfına sokarken, bazıları Efendimiz (s a v) döneminde veya daha sonra işlenen sünnetler (meşru adetler) sınıfında görmüştür)…” (Bkz Kavâ’idu’l-Ahkâm, 337-8)Yukarıda belirttiğim gibi el-Karâfî de “bid’at” meselesini işlerken benzer bir yol izlemiştir Onun söylediklerini ve eş-Şâtıbî’nin gerek onun, gerekse İbn Abdisselâm’ın yaklaşımı hakkındaki önemli değerlendirmelerini de Cumartesi günü görelim inşaallah![]() Pazartesi günkü yazıda “bid’at-ı hasene-bid’at-ı seyyie” taksimi konusunda İzzuddîn b Abdisselâm’ın görüşünü zikretmiş ve verdiği örnekleri kısaca aktarmıştım (1) Bu yazıda da el-Karâfî’nin konu hakkındaki tavrını kısaca görelim:O, el-Furûk’ta (2) bid’atin, vacip, haram, mendup, mekruh ve mübah olmak üzere 5 kısma ayrılarak ele alınması gerektiğini belirtir ve bu kısımlara misaller zikreder Sırasıyla Kur’an’ın Mushaf halinde toplanması ve dinî hükümlerin tedvini “vacip” (farz), ticaret erbabından fazladan vergi (bâc, gümrük… vb ) almak, cahillerin ve naehil kimselerin yönetici/amir kılınması “haram”, Teravih namazı(nın tek imam arkasında kılınması) “mendup”, bazı günlere mahsus ibadetler ihdası “mekruh”, unu eleyerek kullanmak da “mübah” bid’atin örnekleridir![]() El-Karâfî’nin, özellikle “mekruh bid’at” kategorisi üzerinde dururken dikkat çektiği bir nokta var ki, konumuz bakımından son derece önemli: Mendup bir ameli, olduğundan farklı bir şekilde işlemek de mekruh bid’attir Zira böyle yapıldığında halk, değiştirilerek işlenen şeklin, o amelin aslı olduğu düşüncesine kapılabilir Mesela namazların arkasından çekilmesi tavsiye buyurulan tesbihatın sayısı 33’erden 99 olduğu halde, bunun 100’e çıkarılması halinde avam bunun aslının 100 olduğunu zannedebilir Vacip üzerine ziyadede bulunmak ise haramdır Bu cümleden olarak İmam Mâlik’in, Şevval orucunun Ramazan’ın hemen arkasından tutulmasını onaylamaması, bu orucun Ramazan’dan sayılması gibi bir yanlışlığa meydan vermemek içindir Keza Hz Ömer (r a)’in, farz namazdan hemen sonra, hiç ara vermeden sünnet kılmaya kalkan birisini bundan men etmesi de bir diğer önemli örnektir Ki Efendimiz (s a v) “Senin bu davranışınla Allah bir hakkı ortaya çıkardı ey Hattab’ın oğlu” buyurmak suretiyle onun bu davranışını takrir etmiştir (3) Hz Ömer (r a)’in bu davranışı, farz ile nafilenin birbiri peşinden yapılması sebebiyle zaman içinde nafilenin farz olarak telakki ve ona ilave edilmesi endişesine mebnidir![]() Ebû İshak eş-Şâtıbî, gerek bir önceki yazıda İzzuddîn b Abdisselâm’dan, gerekse burada el-Karâfî’den özetleyerek aktardığım hususlara eleştiriler yöneltmiştir ki, özeti şudur: Zikredilen örneklerin bir kısmı ihtiyat, bir kısmı mesalih-i mürsele kabilindendir Bir kısmı Sahabe döneminde mevcut bulunduğu için bid’at değildir Bir kısmı ise bid’at, dolayısıyla dalalettir ki bunların vacip bid’at, mübah bid’at… vb tarzında isimlendirilmesi doğru değildir Nihayet zikredilen örneklerden belli bir bölümü de taabbudî özellikte değildir; dolayısıyla bunların bid’at olup olmadığını tartışmak yersizdir (4)Eş-Şâtıbî’nin, hayli uzun olduğu için buraya alamayacağım ifadelerinde dikkat çeken nokta, aslında terminoloji farklılığı olarak tesbit edilebilecek kimi hususlarda ısrarla kendi benimsediği terminoloji savunma yapması ve kimi meselelerin aslını Sahabe dönemine kadar götürerek bid’at olduğu tezini çürütme yoluna gitmesi Elbette fazla vergi alınması, medrese yapımı, unu eleyerek kullanma vb gibi taabbudî olmadığı için vacip veya mendup bid’at kategorisine örnek olarak zikredilmesi doğru olmayan hususlara itirazının yerinde olduğunu belirtmemiz gerekiyor![]() Bir sonraki yazıda bu meseleyi noktalayalım ![]() Not: Bayramların “bayram” gibi kutlanacağı zamanlara ulaşmamıza vesile olması dileğiyle bütün İslâm aleminin Kurban bayramı mübarek olsun ![]() 1) El-Karâfî’nin adının başına gelmesi gereken “Malikî mezhebine mensup” ifadesi o yazıda yanlışlıkla İbn Abdisselam’ın adının başına gelmiş İbn Abdisselâm Şafiî mezhebine mensuptur Düzeltirim![]() 2) IV, 202 vd ![]() 3) Ebû Dâvûd, “Salât”, 188; el-Hâkim, el-Müstedrek, I, 403; et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, XXII, 284 ![]() 4) El-İ’tisâm, I, 141 vd ![]() Bid’at konusunda eser veren ulemadan Ebû Bekr Muhammed b el-Velîd et-Turtûşî, Şevval orucu hakkında şunları söyler: İmam Mâlik bu orucu mekruh görmüş, bu görüşünde Ebû Hanîfe de ona muvafakat etmiştir Eş-Şâfi’î ise bu orucun tutulmasının müstehap olduğunu belirtmiştir İlgili hadis, el-Buhârî tarafından rivayet edilmiştir ve şöyledir: “Kim Ramazan orucunu tutar ve Şevval’den 6 günü de ona eklerse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur ”Mâlik ve Ebû Hanîfe’nin mezkûr hükmü verirken şu nokta dışında hiçbir dayanak ve gerekçesi yoktur: Bu orucun hiç aksatmaksızın devamlı surette tutulması, farza ekleme yapılmasına sebebiyet verir Bilgi ve kültür seviyesi düşük olanlar ve yeni yetişen nesiller bu orucun öncekiler tarafından devamlı surette tutulduğunu, halkın da buna riayet ettiğini görürse, farz olduğuna inanır ve farz telakki edip tutmaya başlar![]() Et-Turtûşî’nin bu açıklama tarzını, bid’atler konusunda eser veren diğer ulemada da görüyoruz Öyleyse buradan şöyle bir kaide çıktığını söyleyebiliriz: Herhangi bir sünnet veya mendup amelin farz/vacip zannedilmesine yol açacak davranışlardan uzak durmak gerekir Nitekim el-Karâfî’den önceki yazıda yaptığım nakil meyanında bu anlamı teyit eden ifadeler geçmişti![]() Bu babda Tehzîbu’l-Furûk sahibinin şu yaklaşımının da mutlak surette dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum: Sünnet-bid’at ilişkisi şu üç durumdan birini içerir: 1 (Mahza) Sünnet: Efendimiz (s a v) ve Sahabe döneminde işlenen ve Şer’î bir asla dayanan ameller![]() 2 (Mahza) Bid’at: Efendimiz (s a v) ve Sahabe döneminde işlenmeyen ve Şer’î bir asla dayanmayan ameller![]() 3 Şüpheli şeyler: Efendimiz (s a v) ve Sahabe döneminde işlenmeyen ve fakat Şer’î bir asla dayanan fiiller (1)Mesele, bu kategoriye giren amelleri bir kısım ulemanın “bid’at-ı hasene”, olarak değerlendirmesi, diğerlerinin ise farklı değerlendirmeler yaparak bu isimlendirmeyi kullanmaması sebebiyle çıkmaktadır ![]() Her hal-u kârda bid’at konusunda tafsile gitmek kaçınılmazdır Zira “Her bid’at dalalettir ve her dalalet (sahibi) ateştedir” hadisinin mutlak ifadesini ıtlakı üzere alacak olursak, bütün bid’atleri aynı kategoride görmek kaçınılmaz hale gelecektir O zaman da, küfre kadar varan itikadî bid’atleri benimsemekle, mescitte Kuşluk namazı kılmak(2) aynı akıbete müncer olmalıdır ki, bunu ne aklen ne de naklen söylemek mümkündür Allahu a’lem ![]() 1- Muhammed b Hüseyin el-Mekkî, Tehzîbu’l-Furûk, IV, 221![]() 2- el-Buhârî, “Umre”, 3; Müslim, “Hacc”, 220… Mücâhid ve Urve b ez-Zübeyr Mescid-i Nebi’de Kuşluk namazı kılmakta olan bir grupla karşılaşınca, orada bulunan Abdullah b Ömer (r a)’e bu namazın hükmünü sordular O da “Bid’attir” cevabını verdi![]() İbn Hacer (Fethu’l-Bârî, III, 52), Sa’îd b Mansûr tarafından nakledildiğini ve sahih olduğunu belirttiği varyantta İbn Ömer (r a)’in, “Bid’attir (Günümüzde) ihdas ettikleri şeylerin en güzellerindendir” şeklinde cevap verdiğine dikkat çeker İbn Hacer (aynı yer) “sahih” olarak nitelendirdiği İbn Ebî Şeybe rivayetinde İbn Ömer (r a)’in, Kuşluk namazının hükmünü soran kişiye, “Bid’attir Ama ne güzel bid’attir” cevabını verdiğini nakletmiştir El-Aynî’nin de (Umdetu’l-Karî, X, 111) İbn Ömer (r a)’in bu namazı “bid’at” olarak tavsif etmesi, namazın kendisini bid’at olarak gördüğünü değil, mescitte topluca kılınmasını bu şekilde değerlendirdiğini anlatır Bu namazın, hiç bırakmaksızın devamlı surette kılınması dolayısıyla da o ifadeyi kullandığı da söylenebilir ![]()
|
| |
| | #2 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Allah razı olsun ![]()
|
| |
![]() |
| Tags: bid8217at, bir, konusunda, tavzih |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| Savaşacaksak nasıl olucağı konusunda | Mehmet | Konu Dışı Başlıklar | 1 | 11-24-2008 03:12 AM |
| sakal konusunda bilmedikleriniz | gizemlisempatik | Konu Dışı Başlıklar | 1 | 11-24-2008 03:05 AM |
| öfke ve sabır konusunda yardım:( | Şem'a | Sizden gelen sorular | 4 | 08-24-2008 09:12 AM |
| Dua Konusunda Çok Önemli Bir Yazı | yaren | Dua ile ilgili yazılar/Tavsiyeler | 0 | 11-24-2007 13:36 PM |
| Şarkı Konusunda Yardım | YaBaNCı | Sizden gelen sorular | 1 | 08-14-2007 23:33 PM |