Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
Sohbet & Muhabbet Bölümü
> Konu Dışı Başlıklar
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et SiteMap

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 11-24-2008   #1
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: İstanbul
Mesaj: 10,986
İtibar
Tecrübe Puanı: 113
Rep Puanı : 3910
Rep Derecesi :
LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.
LeoparGS RSS Feed
Standart Fatih Ruhlu Muallimler…



Fatih Ruhlu Muallimler…



Güzel, ortak değer. Dil, din, ırk gözetmeksizin hüsnü kabul görendir o. Güzelin sabit bir dili yok zira. Çünkü o halde mündemiç zaten. Zatı ile kaim ayrıca. Tortusuzdur, bu yönüyle de saydam. Kayma yaşamaz, bu tarafıyla da sabit. Erozyon bilmez yamaç o. Halde de, dilde de, kalde de bulunan ortak envanter. Ancak dilinden anlayana açılan değer. Arısını bulmuş çiçek hali gibi. Güle vurgun bülbül sevinci. O elmas kılıç bu yönüyle. Fethi maksat kılan nadide. İdealleri reele çevirme cehdiyle bezeli hal da ondan nasipli. Ne dediyse onu yapma, ne söylediyse onu yaşama gayreti. Bu dışa bakan fethi tarif için en kestirme gidiş biçimi.

Hayatiyeti temin için zorunlu olan devamiyet rayındaki yenilenebilme başarısıyla doğrudan alakalı hal. Yüksek bir heyecanı canlı kılma elzem bu vadide. Bu da ancak beslenilen ulvi değerlerin zindeliği ile alakalı dem. Belki de en büyük fetih, Fatih’e karşı yapılan hamlelerde saklı. O sahibini onarma mecburiyetinde bir yönüyle. Süvari sağlam olmalı ki küheylan işe yarasın. Bu minval üzere yapıla gelenler, inandırma ile alakalı. İkna ile cezbe kurmada saklı. Nazarları kedinde toplama başarısı. Görünmek için değil, yaptığı için farkedilen değer o. Yoksa ilki riya yamaçlarından talihsiz bir yuvarlanıştan başka ne ki.

Saygı ile bezeli hal öncelikle o. Muhatap ayırtmaksızın herkese değerini verebilme cehdi. Yaratandan ötürü nazar etme yaratıkların cemi cümlesine. Hak sahibine, eşrefi mahlukat yönüyle hakkını teslim ekme becerisi. Sınıf ayırtmaksızın, herkese karşı aynı çizgi de durabilme başarısı. Samimi halleri, çıkar batağına saplamama direnci. Bu yönüyle, tebessümle bile kıymet kazanmak mümkün ve dahi vaki. O zaman her tebessüm bir sadaka kıymetinde.

Hoşgörü ile gerçekleşir gerçek fetih de. Yaptıklarımız bize ışık tutan gerçek şahit. Her hamlemiz bizden bir parça. Her sözümüz kalbimize ayine. İnsan değil mi ki, nakıs yanları itibariyle Hakk’a (celle celaluhu) şahit, yani o hatalar çetelesi hayli kabarık mahluk. Bu yönüyle değerlendirebilme tüm kabahatleri de. Bu çizgiden ölçme bütün eksiklikleri de. Buradan hizaya gelme tavır almadan önce tepki gösterilecek küçük ya da büyük her fiile. Ve kabullenişle olmalı insana olan muamele. Ve öylece değerlendirip affedilme de saklı gerçek yücelik ve de değer. O, başka değil sadece imandan nasipli karakter artığı.

Dürüstlük kirlenmeye karşı başkaldırıya konulan ad. Alabildiğine saf ve alabildiğine duru. Ahlaki değerlerin diğer vechlerine basamak hali o bir yönü itibariyle. Ancak o haldir ki, diğer kıymetlere şahit ve de işaret mesabesinde. El emin sırrı buradan nasipli değil mi sanki. Peygamberliği haykırmadan önce, hal diliyle dillendirilen ortak paydaydı o. Dürüsttü hayatta. Ondan sonra da dürüstlükle dedi diyeceklerini. Bu hal değil mi kalp fetihlerinde savrulan keskin kılıç. Niyet, söz, hal, mizaç bütünlüğü ile ayakta kalan karakter göstergesi. Sorumlu, güvenilir, doğru olmak mühim ayıraç. Kendisine umut bağlanma hali nihayetinde, sadece o tiplere has olabilmekte bu üstün paye de. Yoksa nice el edenlerin elleri kalmıyorlar mı böğürlerinde öylece. Laubalilikten uzak, yılışıklıktan arınmış, kaypak bir halden cüda yapı. Ona gelen acabalarla gelmemeli hiçbir şekilde. Neye ne tepki vereceğini bilerek hamleler seçilmeli. Başkalarına karşı bakışı yan olmaz, kimseyi o hafife almaz. Haliyle kendini iç aleminde bir yerlere koymaz. Yani Firavunluk makamı ona uzak. Nemrutluk tahtı Lut gölüyle aynı seviyede nazarında.

Hal böyle olursa, değer de gelir peşinden hem de peşinen. İşte bu çizgi üzerine sürdürülen bir hayat mevcuttu Kabil’in Türk okulunun bekar öğretmelerinin kaldığı yerde de. On dört katlı binanın dokuzuncu katında sürdürülen bir hayat, alabildiğine sade ve alabildiğine çalımsız. Okuldan oraya, oradan okula süren iddiasız bir hayat bu. Kalınılan yer aslında bir iş yeri. Ülke ziraat bankalarının merkez binası. Ama o dönem itibariyle sadece birkaç kat kafi idi tüm ülkenin işlerini yürütme adına. Diğerleri de boş durmasın için kiralanmış yine başka ticaretle meşgul insanlara. Ve akşam 5’ten sonra yasak binaya giriş ve çıkış, tek istisna Türk öğretmenler ve o referansla kapıyı çalanlar. Kimi katta Kanadalı, kiminde Amerikan, kimin de ise başka milletler bulunmakta, güvenliği de ayrıca mühim bir ayıraç talebinin fazla olması yönüyle.

Gün boyu haliyle diğer katlarda çalışanlar mevcut, ve ekserisi bayan. İster istemez karşılaşılıyor inip çıkarken binaya orda bulunan herkes. Dışarıda o dönem burkalar içinde gezen bayanların olabildiğince rahat oldukları mekanlar dışarıya nazaran. Ve banka müdürü de her sabah kahvaltısını öğretmenlerle yapmayı adet edinmişti. Sabah gelir, kahvaltıyı beraber yapar öğretmen arkadaşlarla ve onlar okula o da ofisine, ta ki öğle vaktine dek. İyi bir gözlemcidir de ayrıca. Öğretmenlere aşık her yönüyle, onlarla beraber olmak onun için ayrıcalık. Bu her halinden belli, ve bunu gizleme derdinde de değildi zaten. Hakikaten severdi onları, onlarla birlikte olmak büyük mutluluktu onun adına.

O dönem itibariyle kimse doğru dürüst Farsça bilmiyordu, o da Türkçe. Biraz İngilizcesi vardı ve tek anlaşma yolu çat pak mecburen bu lisandı. Genel Müdürümüz de her mesai günü Kabil’de olursa orasının aynı zamanda genel müdürlük olması hasebiyle orada olurdu. Ziraat bankaları müdürüyle de yine bu yol ile anlaşma sağlanırdı.

Yine bir gün bir öğle yemeğinde toplantı tüm öğretmen arkadaşlar ofiste. Elbette hane sahibimiz de bizimle, genel müdürümüz de ofiste. Farsçası çok iyi olan muhasebecimiz Murat bey yoksa, mecburi tercüman bizdik haliyle. Onun kırık dökük İngilizcesini anlamak ve bir şeyi ona istediğimiz gibi anlatabilmek çilesi bize düşmekteydi o demlerde. Neyse yemek serilirken, müdür bey bana döndü:

- Yücel beye bir şey diyeceğim, ama tam olarak, hiç değiştirmeden çevireceksin, dedi.

- Olur, çevirmeye çalışırız inşallah.

- Yücel Abi, müdür bey benden istirham etti, size bir diyeceği varmış, yardımcı olmamı istiyor ediyor.

- Estağfirullah, buyursun, dedi Yücel bey de.

- Kaç öğretmen var burada? Dedi.

- Bekar olarak, Kemal bey, Oktay bey, Muhammed bey, Hüsamettin bey, Osman bey, muhasebecimiz Murat bey ve Birol bey, dedi Yücel bey.

- Bunları evlendirmeyi düşünmüyor musunuz hala? İyi olmaz mıydı? Diye bir giriş yaptı.

Farklı bir şeyler diyeceği belliydi, zira konuşurken de yüz ifadesi mütebessüm, mimikleri de imalıydı.

- Olur inşallah, ama şimdi biraz hizmet etsinler, gençler henüz, daha sonraları evlenirler inşallah. Hem evlenince bu kadar rahat da hizmet edemezler, diyerek güzel bir manevra yaptı Yücel bey de.

- Bence artık birkaçını evlendirmek lazım bunların, diyerek imalı imalı güldü müdür bey.

Laf bir yerlere gidiyordu ama nereye kimse kestiremiyor henüz. O esnada sofra serildi, herkes yerini aldı, meraklı meraklı sohbeti takip etmede. Ağzında bir bakla vardı ama ne?

- Sizin öğretmenler burada yaşıyorlar, malum burada aşağı katlarda çalışanlar da var. Gidip gelirken ister istemez binada karşılaşıyorlar öğretmen kardeşlerimizle. Biliyorsunuz bu bayanların çoğu da bekar ve bizim yanımızda çalışıyorlar bizim memurlarımız ….

Mevzu sarpa sarmaya başladı ağır ağır. İşin hem tercümanı hem de mevzu bahis edilenlerden biri biziz. Soğuk soğuk terlemeye başlayınca biz, Yücel bey tebessüm etti. Son kısmı tercüme etmedim, bu anladı. Bana tatlı sert biraz kızdı, aramızdaki hukuka güvenerek biraz da çıkıştı.

-Tercüme et tamamıyla ne dediysem, dedi.

Tercüme etmeyeceğimizi bildiği için, o esnada orada bulunan Afgan bir çalışanımızı çağırdı, bu kez tam anlaşılsın için muradı, Farsça olarak anlattı her şeyi. Bende devam etmeyince Yücel bey merak edip sordu.

- Ne dedi, diye.

- Mühim bir şey değil abi, dedim.

- Mühim değil de neden yana yakıla tercüman arıyor bu adam, dedi gülerek.

- Bilmiyorum abi, deyip kenara çekildik biz sakince.

Tercümanlık yapan Afganlı ağabeymiz gülerek anlattı dediklerini ağabeyimize.

- Burada çalışan Afganlı bekar bayanlarla konuşmuş müdür, bizim öğretmenleri görüyorlarmış girip çıkarken ofislere. Diğer milletten insanlar, hatta Afganlılar bile dik dik bakıp rahatsız ederken onları, sizin öğretmenler kafalarını kaldırıp bakmıyorlarmış hiç onlara. Bu da onların uzun zamandır dikkatlerini çekmiş. Aralarında konuşurlarken bundan bahsetmişler müdür beye. O da şakayla karışık ‘İsterseniz evlendirelim sizi onlarla’ demiş. Bakmış çok da itiraz etmiyorlar, ben bir ağız yoklayayım isterseniz diyerek gelmiş bu kez. Kızlarımız çok güzeldir demiş. Biz de adettendir, dışarı kız verilmez, bunu da ayrıca ilave ediyor, niyetimizi de bilin diyor.

Herkeste, huzur dolu bir an. Kalbler mutmain, zihinler selim. Temsilin yerini bulması rahatlığı mevcut her simada o esnada sofra başında. Genç öğretmenlerin ismet imtihanlarını tasdik makamı yaşanılan an. Güvenilirlik zırhını kuşanma dönemi. Talip değil, o işte bile matlup olma keyfiyetinin zirve dönemi. İçlerde inşirah, bakışlar aşkınlık halinde cerbezede sanki. Bu gerçeği beraber olunan bir Afgan’a da tasdik ettirmek çok önemliydi. Yücel bey devam etti :

- Çok teşekkür ederiz. Bu bizim için çok önemli bir teklif. Arkadaşlarımız adına bizzat ben teşekkür ederim sizlere. Sizlerin bu şekilde bizden emin olmanızı duymak ayrıca kıymetli. Lakin, bizim hizmetlerimiz tüm dünyada. Bunlar da bugün burada, lakin yarın kim bilir nerede. Bizler de olsun isterdik ama yarın bir gün başka bir ülkeye gidildiğinde, hem bunlara hem onlara dert olur. Kısa bir tatilleri olur, nereye gidecekler, buraya mı gelinecek Türkiye’ye mi gidilecek? O yüzden genelde dışardan evlendirmiyoruz biz onları. Siz bacılarımıza da teşekkür edin. Bu zamana dek oldukları gibi, bu binanın bekçisi sadece iki kişi değil bilsinler. Bizim tüm kardeşlerimiz ayrıca burada emniyet bekçileri, hem de sizin de buyurduğunuz gibi hemen her konuda.

Müdür bey, mütebbessim, o da teşekkür etti aynı nezaketle. Şimdi bakıyorum da o kadronun bugün sadece biri Afganistan’da, diğerleri ise Kamboçya, Türkmenistan, Gürcistan, Türkiye ve İngiltere olmak üzere yine aynı şekilde aynı minval üzere. Orda müdür beyin gördüğünü ve tasdik ettiklerini bugün o ülkelerde olan insanlar da görür mü dersiniz. Hiç şüpheniz olmasın inşallah…

İşte bu tebliğ kabından sızan sızıntı. Tebliğin temsil ile mücessemleşmiş yanı. O, peygamber nişanesi. Onunla kıymet kazanmakta kişiler de. Ona kıymet katmada ayrıca hayatlarından onları geçirmek suretiyle. Bu onsuz, o da bunsuz olmaz ve de olmayacak da kıyamete dek. Haliyle ona talip her talebe sıfat ve dahi vasıflar yönüyle seçkin olmaya mahkum bir yönüyle. Kendi aleminde tatbik yoluyla yer etmemiş hiçbir mesele tohum olamaz katiyen başka bir sineye, dertli bir gönle. Söylenir belki kuru bir malumat sadedinde, sonrası ise koca bir muamma.

Tebliğ varoluş gerekçemiz. Onsuz hayat zindanlara eş, karanlık hem de zifiri alabildiğine. Onsuz alınan her soluk boş, atılan her adım beyhude çaba. O olmadan olanlar hiç. Meta olarak elde ne varsa bikıymet.

Belki de en mühim vasıf sabırdır bu yönüyle. Hem tebliğ için talim yönüyle azimle sabra dayanma, hem de muhatap açısından sabırla ve müsamaha ile sebat edip kalma. Bir çırpıda derdest edip rafa kaldırmama elde ne varsa. Merhamet, empati kurma becerisinde gizli değer. O dahi mühim bir dönemeç, zinaya giden sahabeye karşı peygamberane çözüm metodunun adı. ‘Senin annenle, halanla, kardeşinle, teyzenle aynı şeyleri başkası yapsın ister misin?’ öğretisi.

İstikamet, en mühim olanı temsil adına. Günde kırk kez talep edile gelen. İsmette istikamet, ibadette istikamet, irşatta istikamet, haramlardan cüda oluşta istikamet, değer verdiklerini bir ömür değere vermede istikamet. Kısaca Hak cenahlı her hadisede bu minval üzere olabilmek, o dahi ayrı bir kıymet.

Bunların ve benzerlerinin cemiyle ortaya çıkan manzaraya takva denmekte. Kısaca, hayatı hayvaniyetten ayrı olmaya karşı verilen söz veriş kişinin kendi aleminde ve bunu da hal tavır ve dahi davranışlarına aksettirebilme keyfiyeti. Değil sadece ulu orta kalabalıklarda alınan hal, değil mi ki O’nun (celle celaluhu) bir sıfatı da Basar, yani her yere her an birden bakar, her halime nigahban olur ve haberdardır, o zaman her adımı basiretle atabilmek büyük kıymet olur.

Bu bağlamda, el ettiğini, basiretle el etmek iktiza eder. Zira hem imkan kısıtlı hem de imtihan çetin. İnceden inceye dokumak mühim. Hiçbir hamleyi harcamamak önemli. Her attığını vurabilmek, işte bu ancak mahir ve de donanımlı avcı işi. Muallimlerimiz de başka değil, işte bu hal üzere değiller mi? Cümlesine buradan selam olsun…


Birol Topuz

 

LeoparGS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 2 Hafta önce   #2
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesaj: 370
İtibar
Tecrübe Puanı: 4
Rep Puanı : 21
Rep Derecesi :
şekerim Seçkin bir yolda.
şekerim RSS Feed
Standart --->: Fatih Ruhlu Muallimler…



Allah razı olsun

 

şekerim isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 3 Saat önce   #3
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: İstanbul
Mesaj: 10,986
İtibar
Tecrübe Puanı: 113
Rep Puanı : 3910
Rep Derecesi :
LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.LeoparGS Çok ünlü.
LeoparGS RSS Feed
Standart --->: Fatih Ruhlu Muallimler…



Amin cümlemizden

 

LeoparGS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
İsrail ABD Mallarını BOYKOT Et! Zulme Ortak Olmak İstemiyorsan. OKU !.... | Hayâ kahramanı yiğitler

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp son Mesaj
Mûte Günü ………….asr-i Saadet’ten Tablolar…….. mumsema Peygamberimizin Hayatı 3 10-25-2008 13:03 PM
Kur'ân Mucizesi …….Rahle-i Edeb……. mumsema Kur'an ile ilgi yazılar & Makaleler 4 10-25-2008 12:55 PM
Âh…….Tek hece…Bütün Lisanlarda aynı olan manâ… Gülehasret Dini Şiirler 1 10-08-2008 22:37 PM
Fatih’i “fatih” yapan âlim: Molla Gürani neva Sohbet & Muhabbet 0 03-28-2008 13:06 PM
Derviş Ruhlu Olacaksın... elif Dini, Güzel Yazılar / Makaleler 2 01-16-2008 03:12 AM

Frmacil | Yudumla | Dantel | Klup | Orgu | Oya | Derya TOPlist Saat 01:05 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308