|
| | #1 |
| | ![]() İMAM ŞİBLİ’YE soruldu: “Bu yolda size kim kılavuzluk etti?” “Bir köpek!” dedi “Bir dere kenarında duruyordu fakat neredeyse susuzluktan ölmek üzereydi Su içmek için dereye eğildiğinde, sudaki aksini başka bir köpek sanıp korkuyla geri çekildi Birkaç kez gidip geldi böylece Susadı, suya koştu Korktu, kaçtı, yine susadı Sonunda susuzluğu öyle bir noktaya geldi ki, korkusunu unutup suya daldı Suya kafasını daldırır daldırmaz diğer köpek kayboldu ” Köpekle arzusu arasındaki engel yine kendisiydi Kendisini kendi yolundan çekmesi gerekti Göze aldığında, engel aradan kalkmış ve arzusuna ulaşmıştı Ben de önümdeki engelin yine kendi nefsim olduğunu öğrenince onda kurtuldum İşte böylece yolumu bana bir köpek gösterdi ” İmam Şiblî’nin bu güzel meseli, Risale-i Nur’un özellikle Sözler’de belirginleşen öğretim usulünün ipuçlarını veriyor Birinci Söz’den başlayarak ‘iki adam’ üzerine kurgulanmış hikâyeler okuyucuyu her defasında “sudaki sûreti” ile yüzleştirir “Bil ey nefsim,” hitabı ise, hikayenin çözümlenmesi aşamasında, Onuncu Söz’de ima edildiği gibi, ‘sûret’ten ‘hakikat’e geçişte, insanı ‘kendilik engeli’ ile, yani nefsi ile karşı karşıya getirir Birinci Söz’de, sudaki aksimizin ilk simasıyla tanışırız “Mağrur”uzdur; ‘kendimizi kendimize malik’ bilerek, ‘kendi başımızaymışız’ zannederek aldanmışızdır Elimizin asla erişeyemeceği sınırsız ihtiyaçlar içindeki, elimizle karşı koyamayacağımız nihayetsiz düşmanlar ortasındaki sûretimizi görünce, gurur ayinesinden yansıyan ‘ene’miz dağılır Benliğin kabukları kırılır Kaybedecek bir şeyimiz olmadığını anladığımızda, aldatıcı sûretimizi yeneriz ‘Hakikat’e giden yolda ‘sûret’ten kurtuluruz Sûreti hakikate engel değil araç eyleriz “Mağrur” nefsimiz, şu dünya çölünde bir “seyyah”tır Nihayetsiz aczi ve fakrı, nefsin kendini ayrık ve özgür bir birey olarak tanımlayacak sınırları ortadan kaldırır Varoluşun dokusu içinde, kendiliğinden varolan değil, başkası tarafından nakşedilmiş, takdir edilmiş, sınırları çizilmiş bir motif olarak yer aldığını farkeder Hadsiz aczi ve fakrına karşılık, nihayetsiz düşmanla çevrili, nihayetsiz ihtiyaç içinde oluşu, varoluş dokusu içindeki yerini iyice derinleştirir, başka herşeyle aynı zemine iner Artık, kendini katılaştıracağı, taşlaştıracağı bir şablondan ya da kalıptan da mahrum eder Kendini sadece, varoluş içinde bir motif olarak, yerine razı olduğunda, ötesini istemediğinde, başkası adına var olduğunu kavradığında tanımlamaya başlar Bir anlamda yokluğunda varlıktan pay alır Şimdi tekrar, İmam Şiblî’nin köpeğinin ilk korkusuna dönersek, Sözler’i okurken biz de aynı korkuyla yüzümüze çarpan görüntüden kaçıyoruz Kendimizi “iki adam”dan “iyi” olanının yanına ya da yerine koymaya hevesleniyoruz Sözler’in ayinesinde yansıyan, “mağrur,” “hodbin,” “bedbaht,” “acemi,” “nefisperver,” “ayyaş,” “tenbel,” “ahlaksız,” “serseri,” “sersem” ve “hain” sûretli görüntümüz bizi ürkütüyor Hemencek, “mütevazı,” “hüdabin,” “bahtiyar,” “muallem,” “vazifeperver,” “iyi huylu” ve “emin” sıfatlarının gölgesinde kendimizi avutup, suya atlamaktansa, kıyıda kalmayı yeğliyoruz Sözler’in içine dalmak için, nefsimizin asıl sûretiyle yüzyüze gelmeyi göze almak gerekiyor Oysa, Sözler yazarı, zaten “Bil ey nefsim!” diyerek, gideceğimiz yeri baştan gösteriyor İlk hamlede yüzyüze geldiğimiz suretlerden korkmazsak, hakikate erişebiliriz Yoksa, Sözler’in kıyısında, susuz ve Söz’süz kala kalırız Sözler yazarı, yine de, bu çetin yüzleşmeye şefkatle çağırır bizi Bunun için, benim görebildiğim en az iki metodik çözümleme sunar Birincisi, Sözler’de hakim olan üslupta görüldüğü gibi “mesel” kullanır Meselleme, modern psikiyatrinin de ideal bir çözümleme aracıdır Hastanın ego direncini kırmakta zorlanan psikoterapistler, zaman zaman bir başkasının hikayesini anlatarak hastanın algılama alanı içine nüfuz ederler Bir başkasını ilgilendiriyormuş gibi paylaşılan mesel, kişinin zihnine direnç görmeden girdikten sonra psikoterapist, kapıyı adeta “içeriden” açar Meselin muhakemesini benimseyen hasta, bilinçli olarak karşı koysa da, bilinçaltında ikna edilmiş ya da en azından kendi algısı dışında tutarlı bir gerçekliğin varlığını kabullenmiş olur Sözler’deki “temsilî hikayecikler” de, kırıcı olmayan, ancak direnme fırsatı da vermeyen, derinlemesine nüfuz eden bir ikna kapısı açar okuyucuya Artık, karşımıza aniden çıkan nefsin “sûret”ini sözle itiraf edip etmemek bize kalmıştır İkinci şefkat yüklü yaklaşım, işte tam burada imdadımıza yetişir Yazar, en evvel kendi nefsinin sûretini ifşa eder: “İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın ” (Sanıldığının aksine, yazar burada “tevazu yapıyor” değildir Zaten “tevazu”nun yapısı tevazuyu bir şekilde üretmeye, inşa etmeye, planlayarak yapmaya izin vermez Tevazu, niyetsiz gelir, o kadar ) Sözler yazarı, burada kendi nefsinin sûreti ile yüzleşir Bunu bizim adımıza yapmaktan önce kendi adına yapar Hatta sadece kendi adına yapar Nefsiyle yüzleşmesi sahicidir (Ancak, bu bize “Said Nursi mağrurmuş” gibi hükümler çıkarma hakkı vermez Her şahıs, birinci tekil şahıs olarak, öznesi kendisi olan bu türden cümleler kurabilir, kurmalıdır Bu hüküm, insanın içe doğru, enfüse doğru bakışıyla ilgilidir ve kendini ıslah etmeye, onarmaya yöneliktir Oysa, başkasının “mağrur” olduğunu bilmek, hiçbir içgörü fırsatı sağlamadığı gibi, onarım/ıslah çabası başlatmaz ) Ancak, Sözler yazarının nefsiyle yüzleşmesinin sadece kendi adına olması, bizce örnek alınmasını engellememeli de “Tevazu yapıyor” gibi bir yaklaşım yüzünden bu örneği ıskalamazsak, bir başkasının nefsiyle yüzleşmesini izleyerek, korkmadan, ürkmeden, çekinmeden kendi nefsimizle de tanışmanın yolu kolayca açılır Zaten, meselle duygularımızda karşılığını bulmuş olan “sûret”lere, diklemesine bakabildiğimizde, susuzluktan ve Söz’süzlükten kurtulabiliriz Ardından itiraf gelir, onun ardından istiğfar ve onun da ardından belki “nefsin tezkiyesi” gerçekleşir Nefsimizi tezkiye edip temizlemek için, İmam Şiblî’nin köpeği gibi, sûretimizin yansıdığı suya dalmaktan korkmamalı Garip ki, nefsimizi temize çıkaracak suda her zaman nefsin “kirli sûret”i görünür olacaktır Zaten, nefsin temize çıkarılması da, nefsi “kirli” bilmekten geçmiyor mu? Öyleyse, sudaki ve Söz’deki “sûret”lerle yüzleşmeyi göze alalım “Diğer adam”dan böylece kurtulabiliriz DR SENAİ DEMİRCİ
|
| |
| | #2 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Allah razı olsun
|
| |
![]() |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| Kur’ân’in Allah Kelamı Olduğunu İspatta Bediüzzaman Said Nursi’nin Orijinal Bir Usûlü | İnşirah | Risale-i Nur | 2 | 2 Hafta önce 14:22 PM |
| BedİÜzzaman Saİd-İ Nursİ: İman Kahramani | İnşirah | Türk İslam Alimleri | 1 | 11-10-2008 02:32 AM |
| ayna ayna söyle bana warmı benden daha güzeli bu dünyada | meçhul_100 | Komik Resimler (Lütfen Seviyeli Olsunlar) | 1 | 08-14-2007 12:58 PM |
| Ayna Ayna Söyle Bana; Ben Kimim?... | maral | Fıkralar | 1 | 07-29-2007 22:46 PM |
| BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ Hz. Nefsine Söyledeği 5 ikaz... | Mustafa_219 | Risale-i Nur | 0 | 05-25-2007 12:01 PM |