|
| | #1 |
| | ![]() KUDÜS KİMLERE AĞLIYOR![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Muaz b Cebel r a rivayet ediyor: Allah Rasulü s a v şöyle buyurdu: “Ey Muaz, Allah benden sonra Ariş’ten Fırat’a kadar Şam bölgesini size nasib edecek Oranın erkekleri, kadınları ve dulları kıyamete kadar sınır bekçisidirler (murabıt) Herhangi biriniz Şam sahillerinden birini yahut Beyt-i Makdis’i (Kudüs) seçerse kıyamete dek cihad halindedir ”EY KILIÇTAN DAHA ZALİM MERHAMET! Hicretin 14 yılı Yani miladî 636 Peygamber Efendimiz s a v ’in dünyasını değiştirmesinin üstünden koskoca dört yıl geçmiş Hz Ebu Bekir r a ’ın vefatından sonra ise iki yıl![]() ![]() Hz Ömer r a hilafete geleli de henüz iki yıl olmuş İslâm orduları, Suriye, Irak, Filistin ve Mısır cephesinde Hz Muaviye’nin abisi Yezid b Ebu Süfyan, aşere-i mübeşşereden Ebu Ubeyde b Cerrah ve Allah’ın kılıcı Halid b Velid r a komutasında zaferden zafere koşuyor Hilafet merkezi nurlu Medine’ye neredeyse her gün yeni bir zafer ve fetih haberi ulaşıyor Fethedilen topraklarda halk İslâm kahramanlarını birer kurtarıcı olarak karşılıyor Çünkü yıllardır Bizanslı valilerin doymak bilmez iştahlarını doyurmağa çalışmaktan bezmiş, günden güne artan ve her gün bir yenisi yürürlüğe konan vergilerden yılmış, bin türlü yokluk ve yoksulluk içinde uğradığı haksızlıkların, zulümlerin sona ermesini beklemektedir Ve beklenen ilâhi yardım gelmiştir Halk, isterse gelenlerin dinine giriyor ve derhal onlarla eşit haklara sahip oluyor İsterse kendi dininde kalıyor Fatihler, halka insan muamelesi yapıyorlar Asla zulmetmiyor, ezmiyor, zerre kadar haksızlık yapmıyorlar Canları, malları, haysiyetleri, şeref ve namusları güvence altına alınıyor Her şey kurallara bağlı Hiçbir şey rastgele değil Yıllar sonra bir hıristiyan rahip-bilim adamı bu durumu şöyle değerlendirecektir: “Ey kılıçtan daha zalim merhamet!![]() ” Rahip, kendi bakış açısından haklıdır Gerçekten müslümanların adaleti, şefkat ve merhameti, fethedilen topraklardaki ahalinin İslâm’a girmesi gibi bir tabii sonuç vermiştir Rahip, İslâm’ın merhametine hayıflanmasın da ne yapsın?!KUDÜS YOLUNDA İKİ GARİP YOLCU İki yolcu ![]() ![]() Sadece bir binitleri var Binite sırayla binmek üzere anlaşmışlar Bir beriki binecek, bir öteki Hayvanın hakkını da unutmamışlar Nöbetleşe bindikten sonra hayvanı bir biniş süresi boş yürütecekler Çünkü onun da dinlenmeye hakkı var Allah’ın selamı her birinin üzerine olsun, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Yusuf![]() ![]() Davud, Süleyman, Musa, Harun, İsa ve elbette Muhammed Mustafa![]() ![]() ve kim bilir adını bildiğimiz, bilmediğimiz daha nice peygamberin gelip geçtiği, hatta defnedildiği Filistin topraklarında İlya’ya, yani Kudüs’e doğru ilerliyorlar Konuşmalardan anlaşıldığı kadarıyla bu iki yolcudan biri efendi, diğeri köle ![]() ![]() Fakat efendinin efendiliği, ona kölenin insanlığını, hayvanın hakkını unutturmuyor Nihayet şehre hakim yüksek bir tepeye ulaşıyorlar Efendi binekte, köle yürüyor Efendi, nöbet sırasının bittiğini belirtmek için tekbir getiriyor Tepe, hemen o gün, orada el-Cebelü’l-Mükebber (Tekbir Dağı) adını alıyor ve hâlâ bu adla anılmakta Binme sırası kölede![]() ![]() İtiraz ediyor “Efendim![]() ![]() ” diyor, “ne sen in, ne de ben bineyim Bir şehre girmek üzereyiz Orada besili, eğerli atlar, altınla süslenmiş arabalar var Şehre ben binekte, sense benim bindiğim hayvanın yularını tutmuş vaziyette girecek olursak bizi alaya alır, küçümserler Bu da zaferimize gölge düşürür ” Efendi ısrarlı “Ama sıra senin![]() ![]() ” diyor; “sıra benim olsaydı inmezdim Sıra seninse senindir Ben inmeliyim, sen binmelisin ” Köle çaresiz![]() ![]() Hayvana biniyor Efendisi hayvanın yularından tutuyor Şehre böyle giriyorlar![]() ZULMÜN HAKİMİYETİ BİR ANDIR, ADALETİNKİ KIYAMETE KADAR Hıristiyan halk, şehirlerini teslim almaya gelen devlet başkanını karşılamak üzere Şam Kapısı’nda toplanmış Başlarında Patrik Sophronius![]() ![]() Halk, köleyi hayvanın üstünde görünce saygılarını sunmak üzere önünde secdeye kapanıyor Köle, elindeki asa ile onlara dürtüyor “Yazıklar olsun size![]() ![]() ” diye haykırıyor, “kaldırın başınızı Allah’tan başkasına secde edilmez ” Ve halka haber veriyor ki, kendisi köledir, devlet başkanı yuları tutan kimsedir![]() ![]() Patrik Sophronius bir köşeye çekilip ağlamaya başlıyor Misafir devlet başkanı üzülüyor Gönlünü almak, teselli etmek için patriğin yanına gidiyor “Üzülme Değmez Dünya böyledir Bir güldürür, bir ağlatır ” diyor Sophronius “Saltanatı kaybettiğim için mi ağladığımı zannediyorsun? Tanrı’ya and olsun ki bunun için ağlamıyorum Sırf sizin hakimiyetinizin sonsuza dek kesintisiz devam edeceğini anladığım için ağlıyorum Zira zulmün hakimiyeti bir andır Adaletin hakimiyeti ise kıyamete kadardır Ben sizi fethedip geçen, sonra yıllar içinde kaybolup giden bir yönetim zannetmiştim ” diye cevap veriyor Burada kendisinden efendi olarak söz edilen şahıs, müminlerin emiri, müslümanların ikinci halifesi Hz Ömer r a ’dan başkası değildir Ebu Ubeyde b el-Cerrah r a komutasındaki İslâm orduları Kudüs’ü kuşatmış, şehrin düşeceğini anlayan patrik bir şartla teslim olabileceklerini belirtmişti İslâm ordularının daha önce fethettikleri yerlerdeki halka verdiği eman üzere teslim olacaklardı Fakat bu işlemi bizzat emirleriyle gerçekleştirmek istiyorlardı Ebu Ubeyde r a , “Emir benim Buyurun şartları görüşelim ” demişti Sophronius “Hayır ordu komutanına değil, şehri bizzat devlet başkanınıza teslim edebilirim ” diye ısrar etmişti Bunu haber alan Hz Ömer r a , Medine’de yerine Hz Ali r a ’ı vekil bırakıp yola çıkmıştı İşte şimdi Kudüs’teydi![]() Hz Ömer r a , patriği teselli ettikten sonra “Ey İlyalılar, lehimize olan lehinize, aleyhimize olan aleyhinizedir![]() ![]() ” diye başlayan bir konuşma yaptı Sonra Sophronius, Hz Ömer r a ’ı Kıyame Kilisesi’ne davet etti Kiliseyi gezerlerken namaz vakti girdi Hz Ömer r a , patriğe “nerede namaz kılayım?” diye sordu Rahip, “olduğun yerde ” dedi Bunun üzerine Hz Ömer r a : “Ömer, Kıyame Kilisesi’nde namaz kılmaz Sonra peşimden gelecek müslümanlar, Ömer namaz kıldı diyerek burada mescit inşa ederler ” diye karşı çıktı Bir taş atımı uzaklaştı ve abasını yere sererek namaz kıldı Hakikaten daha sonra müslümanlar onun namaz kıldığı yere bir mescid inşa ettiler Bu mescid o günden beri hâlâ ayaktadır ve Mescid-i Ömer adıyla anılmaktadır Hz Ömer r a namazını kıldıktan sonra Patrik Sophronius’tan kendisine Mescid-i Aksa’nın yerini göstermesini istedi Mescid’in çöplük haline getirildiğini gören Hz Ömer r a , abasını yere serip çöpleri doldurmaya ve götürüp uzaklara dökmeye başladı Bunu gören müslümanlar da onun gibi yaparak mescidin yerini temizleyip üzerine bir mescit inşa ettiler![]() Bu olayı tarihçilerimiz (Taberî, Yakubî, Belazurî, İbnü’l-Esir) yaklaşık böyle anlatırlar Ama biz 1948 Arap-İsrail Savaşı komutanlarından, Askeri Komiser Abdullah et-Tell’in Kudüs’te bir Hıristiyan mabedinde bulduğu eski ve önemli bir Yunanca tarihi yazmadan aktarmayı tercih ettik![]() KİM MEDENİ, KİM VAHŞİ? İşte Kudüs müslümanlar tarafından böyle teslim alınmıştı Hz Ömer r a zamanında henüz konvansiyonel silahlar keşfedilmemişti, kıtalararası füzeler yoktu Tanklar, toplar gürlemiyor, büyük küçük bombalar patlatılamıyordu Ama müslümanlar isteselerdi mancınıklarını kurarak şehri bombardımana tutabilirlerdi Arradelerini işletebilirler, kapıları bombalarla değilse bile kebş denilen koç başlıklarıyla paramparça edebilirlerdi Cinayet işlemek veya katliam yapmak için 21 yüzyılın gelişmiş silahlarına ihtiyaç yoktu Pekala o günün silahlarıyla ve imkanlarıyla da toplu katliamlar, cinayetler işlenebilirdi Nitekim dünyanın başka yerlerinde işleniyordu Fakat müslümanlar, bugün evlerimize ve odalarımıza her biri bir hüzün bombası gibi düşüveren televizyon görüntülerini yaşatmadılar o günün Kudüslülerine Çünkü onlar ne haçlı sürüsüydüler, ne de yahudi kasaplar![]() ![]() Evet ![]() ![]() Yahudilerden önce de haçlılar gelmişlerdi Papanın teşvikiyle yola çıkan 600 bin kişilik ilk haçlı ordusu 1099 yılının Temmuz ayında Kudüs’e girdiğinde komutanları Goldfrei de Buillon, Kıyame Kilisesi’ne gitmek için şehri savunan 70 bin müslümanın cesedini çiğneyerek ve kan deryasına gömülerek geçmek zorundaydı İkinci Haçlı Seferi, ordunun Kudüs’e varamadan Şam’dan geri dönmesiyle sonuçlandı Bu arada Suriye ve Mısır topraklarında meşhur Eyyubî Devleti kurulmuştu Devletin azimli sultanı Selahaddin Eyyubî’nin odasındaki mum geceler boyunca sönmedi, hep yandı durdu Bir gün veziri bütün cesaretini toplayarak bunun sebebini sordu Selahaddin Eyyubî dedi ki “Allah Rasulü’nün s a v miraca çıktığı, yıllarca müslümanlara kıblegâh olmuş, üçüncü harem düşmanın elinde iken bana uyumak yaraşır mı hiç?” Selahaddin uyumadı Adım adım ilerleyerek sonunda Kudüs kapılarına dayandı Fakat bu mukaddes şehre kan dökerek girmek istemiyordu Şehir halkına “Sizin gibi ben de kesin olarak inanıyorum ki, Kudüs Allah’ın mukaddes beytidir Bu beytullaha saldırarak hürmetini ihlal etmek istemiyorum ” diye haber saldı Teslim şartlarını da sunmuştu Fakat şehrin azılıları direnme kararı aldılar Müslümanlar, bir haftalık sıkı bir kuşatmayla şehre girdiler Fakat kan deryasında yüzerek değil![]() ![]() Selahaddin Eyyubî, hıristiyanlara şehri terk edebilmek için kırk günlük bir süre tanımıştı Tarihle biraz olsun ilgilenen herkes, dünya tarihinde yahudilere ve hıristiyanlara insan onuruna yakışır biçimde muamelede bulunanların sadece müslümanlar olduğunu bilir Zaten, Sevgili Peygamberimiz s a v , “zımmiye eziyet veren bana eziyet vermiştir ” buyurarak İslâm tebasına giren gayri müslime insanca muamele yapılmasını emir buyurmuşken, nasıl başka türlü davranılabilirdi ki?![]() ![]() BİTMEYEN SAVAŞ: HAÇLI SEFERLERİ Batı dünyası Kudüs’ün yeniden müslümanlara yar olmasına çok sinirlenmişti Hıristiyanlar, Alman İmparatoru I Frederick, Fransız Kralı Philiph August ve İngiltere Kralı Richard komutasında yeni bir haçlı seferi düzenlediler Bu sefer de başarısız oldu Fakat yılmadılar Dördüncü, beşinci, altıncı![]() ![]() derken dokuzuncu haçlı seferini düzenlediler Dokuzuncu Haçlı Seferi, resmi haçlı seferlerinin sonuncusu idi güya Ama herkes biliyor ki, yeni bir haçlı seferi her Batılının içinde bir ukdedir Siyasi mahfilleri, “spor barış ve kardeşliktir” sloganına rağmen spor karşılaşmaları dahil, her alanda fırsat buldukça maskeli bir haçlı seferini yürütmeye her an hazırdır Haçlı savaşları, sömürge savaşları, siyonizm, eski sömürgecilik, yeni sömürgecilik, askeri sömürgecilik, iktisadi ve kültürel sömürgecilik, vs vs![]() ![]() Hepsi aslında aynı bütünün parçalarıdır O bütünün adı ise, küfrün İslâm’a karşı birlikteliğidir![]() 13 yüzyılın sonunda bu mukaddes diyar, güçlü bir koruyucuya, yani Osmanlı’ya kavuşmuştur 13 yüzyıldan 19 yüzyılın ortalarına kadar Kudüs huzur dolu bir hayat yaşadı Çünkü Osmanlı, savaşı Kudüs önlerinden Avrupa içlerine taşımıştı Bırakın Filistin’i, Suriye’yi, Anadolu’yu, Trakya’yı; hıristiyanların Balkanları bile geçmeye mecali yoktu artık Ancak Viyana önlerinde savunma savaşı veriyorlardı![]() KOVULMUŞ BİR MİLLETE AÇILAN ŞEFKAT KOLLARI Bu sırada yahudiler Avrupa’da yüzyıllarca var olma mücadelesi verdiler 1290’da İngiliz Kralı I Edward, İngiliz topraklarındaki yahudilere sürgün cezası vermişti 1306’da Fransız Kralı Philip de Bell yahudilere aynı cezayı uygun görmüştü 1498’de XII Louis, yahudileri Fransız topraklarından sürülmekle Hıristiyanlığa girmek arasında serbest bırakmıştı Almanya, Rusya ve öteki Avrupa ülkelerinde de yahudiler, daima istismar edilmiş, aşağılanmış, insanca muameleye hasret bir hayat sürmüşlerdi Yahudiler, siyasi ve dinî haklarını, oluşumuna katkıda bulundukları 1789 Fransız İhtilali’nden yıllar sonra ancak 1874’de elde edebilmişlerdi![]() Bu birkaç örnekten de rahatça anlaşılabileceği gibi, Orta çağda ve Modern çağda yahudiler Avrupa’da ezilirken, İslâm topraklarından başka sığınak bulamamışlardı Yahudileri, Engizisyon mahkemelerinde cayır cayır yakılmaktan Kemal Reis komutasındaki Osmanlı donanması kurtarmış ve dönemin sultanı II Bayezid daha 1493’te yahudilere insanca muamele edilmesini emreden bir ferman yayınlamıştı Bu ferman sayesinde onlar, kısa vadede ülkenin bütün ticari ve iktisadi hayatına hakim olmuşlardı Sultan Bayezid, yahudilere şu ilâhi emir çerçevesinde Ehl-i Kitap muamelesi yapıyordu: “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz ” (Mümtahine, 8)Fakat daha sonraları Osmanlı yöneticileri, yahudilerin İslâm toprakları üzerinde milli devlet kurmaya teşebbüs ettiklerini anlayınca tavırlarını değiştirmişlerdir Mesela, yahudilerin 1876’da zirai alan oluşturma bahanesi altında Filistin’den arazi satın alma girişimi ve 1882’de Filistin’e yapılması plânlanan yahudi göçü, Osmanlı yönetimi tarafından engellenmiştir 1876-1888 yılları arasında Kudüs mutasarrıflığı yapan Rauf Paşa, Filistin topraklarına gayri kanuni yollardan yerleşen yahudileri tespit edip attırmıştır Devlet iç ve dış meselelerle boğuşurken bile denetimi ihmal etmemiştir 1882’de Babıali, Kudüs mutasarrıfından Rus, Romen ve Bulgar pasaportu taşıyan Yahudilerin şehre girişini engellemesini istiyordu Hatta 1888’de yahudilerin başka bir ülkenin vatandaşıymış gibi bölgeye sızmasını önlemek için Filistin’i ziyaret etmek isteyen turistlerin üzerlerinde dini kimliklerini belirten bir sefer izni bulundurmasını şart koşmuştu Ne zaman ki Osmanlı bölgeden çekildi, sömürgeci İngiliz ve Fransız yönetimi bölgeye hakim oldu![]() ![]() ![]() İşte Filistin ve Kudüs o gün kaybetti Ve o günden beri arıyor Kudüs Kılıçtan keskin müslüman merhametini arıyor![]() ![]() KUDÜS NOTLARI ![]() ![]() Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın İslâm dini nazarındaki yeri ve önemi büyüktür Her şeyden önce Mescid-i Aksa müslümanların ilk kıblesidir Peygamber Efendimiz s a v ve müslümanlar, kıble Kâbe’ye döndürülünceye kadar yıllarca Mescid-i Aksa’ya yönelerek namaz kılmışlardır Peygamber Efendimiz s a v sadece üç mescid için yolculuk sıkıntısına katlanılabileceğini belirtmiştir Bunlardan ilki Mekke’de, ortasında Kabe’nin yer aldığı Mescid-i Haram, ikincisi Medine’deki Mescid-i Nebevî ve üçüncüsü Mescid-i Aksa’dır Ve yine Peygamber Efendimiz s a v Mescid-i Aksa’da kılınan bir namazın başka bir mescidde kılınacak namazdan bin, Mescid-i Nebevî’de kılınan bir namazın Mescid-i Aksa’da kılınandan bin, Mescid-i Haram’da kılınan bir namazın da Mescid-i Nebevî’de kılınandan bin kat daha sevap olduğunu haber vermişlerdir Mescid-i Aksa, Peygamberimizin s a v Mirac yolculuğundaki ilk durağı olması bakımından da ayrıca önemlidir![]() SULTAN ABDÜLHAMİD VE YAHUDİ HERZL Osmanlı Devleti’nin bütün dış borçlarını kapatmaya karşılık, kendisinden Yahudilere Filistin’de azıcık toprak vermesini isteyen Theodor Herzl başkanlığındaki heyete, Sultan II Abdülhamid’in verdiği cevap altın suyu ile yazılıp çerçeveletilecek türdendir: “Bu konuda sakın bir adım daha atmayın Ülkemin bir çakıl taşını bile satamam Çünkü o benim değil, halkımındır Bu devlet onu kanı pahasına aldı, kanı pahasına yaşattı Birilerinin gasbetmesine izin vermeksizin kanımız pahasına da koruruz İki tabur askerimiz Suriye ve Filistin’de savaştı Askerlerimiz Plevne’de bir bir şehit edildi Çünkü teslim olmaktansa savaş meydanında ölmeyi tercih ettiler Osmanlı Devleti benim değil, milletindir Hiçbir parçasını veremem Yahudiler milyonlarını saklasınlar Devlet parçalanırsa, Filistin’i karşılıksız da alabilirler Şu kadar var ki, bu devlet cesetlerimiz çiğnenmeden parçalanamaz Ne için olursa olsun, biz ölmeden kimse bizi birbirimizden ayıramaz ”HZ ÖMER'İN KUDÜS HAKKINDA VERDİĞİ EMANNAME Bismillahirrahmanirrahim Bu, Allah’ın kulu, Müminlerin Emiri Ömer b el-Hattab’ın İlya (Kudüs) halkına verdiği emandır Bu emanı, canlarına, mallarına, kilise ve mabetlerine, hastalarına, sağlıklılarına ve sair halka vermiştir Kiliseleri müslümanlarca kullanılmayacak ve yıkılmayacaktır Kiliseden ve arsasından, hıristiyanların haçından ve mallarından hiçbir şey eksiltilmeyecektir Din değiştirmeleri için baskı yapılmayacak, hiçbiri bu uğurda zorlanmayacaktır İlya’da onlarla birlikte hiçbir yahudi oturmayacaktır İlya halkı Medain halkı gibi cizye verecektir Buradan ayrılarak Rum’a (Bizans) ve Lusut’a (Lusus) gitmekte serbesttirler Ayrılan kimsenin canı ve malı gideceği yere varıncaya kadar güvendedir Şehirde kalanlar da güvendedirler İlya halkından mabetlerini ve haçlarını bırakıp mallarıyla birlikte Rum’a gitmek isteyenlerin canları, malları ve haçları gidecekleri yere varıncaya kadar güvencededir Falan savaştan önce, orada oturan herhangi bir kimse de, dilerse İlya halkı gibi cizye vermek şartıyla orada kalabilir, dilerse Rum’a da gidebilir Allah’ın ahdi ve Rasulü’nün, halifelerin ve müminlerin zimmeti, üzerlerine düşen cizyeyi verdikleri sürece burada yazıldığı şekildedir![]() Halid b Velid, Amr b el-As, Abdurrahman b Avf ve Muaviye b Ebû Süfyan buna şahittir Hicri 15 yılda kaleme alınmıştır (Taberî, Tarihu’l-ümem ve’l-Mülûk)
|
| |
| | #2 |
| Administrator ![]() | ![]() Allah cc razı olsun ![]() ![]() ![]()
|
| |
![]() |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| israil - Yahudiler lanetli mi? | tugyanedo | Sizden gelen sorular | 5 | 11-27-2008 10:50 AM |
| “Yahudiler gibi sallanmayın!” | mumsema | Peygamberimiz ve sahabelerdede namaz | 9 | 08-28-2008 19:28 PM |
| İçimizdeki Yahudiler! | mumsema | Sohbet & Muhabbet | 6 | 04-22-2008 10:18 AM |
| arıları yahudiler katletti | Medine | Bizi ilgilendiren haberler | 0 | 09-09-2007 21:33 PM |