![]() |
| | Konu Araçları |
| | #1 |
| | ![]() İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir ? Hak Teâlâ'nın insanlar arasından seçtiği «Peygamber» dediğimiz mümtaz ve seçkin şahsiyetlere, yalnız kendi milletlerine [1] veya bütün insanlığa tebliğ etmek üzere [2] vahyettiği kitaplara, «İlâhî Kitaplar» veya «Semavî Kitaplar» veya «İnzal olunan Kitaplar», (Kütüb-i Münzele) adı verilir ![]() Bu kitaplar, lâfız ve mânâ bakımlarından Allah Kelâmı olup, herşeyden önce insanları her türlü dalâlet ve sapıklıktan, kötü ve karanlık yollardan çıkararak, onları doğru ve güzel yollara sev-ketmek suretiyle Hak ve hidâyet nuruna kavuşturmak için gönderilmiştir Gerçi insan, bütün yaratıklar arasında en kuvvetli ve en şerefli mahlûk olarak yaratılmış, kâinattaki her çeşit varlık ve yaratık onun emrine ve hizmetine verilmiş [3] ona bu dünyayı îmâr ve ıslâh etme kuvvet ve kabiliyeti bahşedilmiştir Fakat insan, nefsine ve tabiatta bulunan bazı şer kuvvetlere karşı daima başarı sağlayamaz Hattâ çok defa onlara yenilir Zira insanın, bilhassa nefsine karşı, buyuk zaafı vardır Onun en buyuk düşmanı, şer kuvvetlerinin başı sayılan Şeytan'dır [4] Nitekim, insanoğlunun ve beşeriyetin ceddi Âdem (a s )'in nefsine ve Şeytana nasıl aldana-rak uyduğu, Cennet'ten nasıl çıkarıldığı, sonra hatasını anlayarak Allah'tan nasıl af ve mağfiret dilediği ve Cenab-i Hakk'm affına mazhar olduğu Kur'an-ı Kerîm'dc beyân edilmiştir [5]Evet, insan herşey karşısında kuvvetli ise de, nefsi karşısında zayıftır însan, ilâhî bir nur ve ihsan olan aklı ile, sahip olduğu beşerî kuvvetler ve eşya hakkındaki bilgisi sayesinde tabiatı yenebilir, bazı hakikatlara erebilir, birçok keşifler yaparak yükselebilir Fakat başarıların en büyüğü kendi nefsini yenmektir Kemâlin en yükseği ise, bu başarıya ulaşmaktır îşte bu başarı ve bu kemâl ancak ve ancak Hak Teâlâ ile yakın bir alâka kurmak, yâni ilâhî vahyin yardımına ermekle kaabildir![]() Nitekim Kur'an'da, insana, nefsinin arzu ve ihtiraslarına karşı koyamadığı zamanlarda, ona Yüce Allah'dan «ilâhî bir sös» şeklinde yardım geldiği haber verilmektedir [6] İnsanların ilk babası Âdem (a s )'a gönderilen ilâhî yardım ve vahiy, Âdem oğullarına da, ilâhî irşad ve rehber olarak gönderilmiştir Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de meâlen :Benden sise bir hidâyet gelecektir O'na tâbi olanlara artık hiç bir korku yoktur Onî^r mahzun da olmayacaklardır » [7]buyur ulmaktadır ![]() Bu ve daha birçok âyetler, insanın ilâhî vahye muhtaç olduğuna, vahye tabî olursa Şeytan'm tahriklerinden ve birçok kötülüklerden korunacağına, her türlü şer kuvvetleri yenerek huzur ve güven içinde kemâle doğru yükseleceğine delâlet etmektedir [8]İlâhî Kitapların Hepsine Îmân, Îmân Esaslarım) Andır İşte bu sebeple Hak Teâlâ, beşeriyeti hidâyete, yani doğru yola sevketmek için, ilâhî nizam, esas ve hükümlerini ihüva eden, «Mukaddes Kitaplar» indirmiş, bu kitapları insanlara tebliğ ederek onlara öğretmek için de, kendi aralarından seçtiği b'ir kısım insanları Peygamber ve İlâhî Elçi olarak göndermiştir Peygamberler, bifij yüce vazifeyi noksansız olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolu-nan ilâhî hükümleri insanlara aynen tebliğ edebilecek kudret ve: kabiliyette yaratılan mümtaz ve sâdık kullar, ilâhî elçilerdir![]() O halde; Mukaddes Kitapları beşeriyete tebliğ etmek ve ilâhî hükümleri bildirmek için Peygamberlere, herhangi bir zâtı Peygamber olarak kabul edebilmek için de, kendisine vahyedilen ilâhî bir kitaba ihtiyaç vardır Bu sebebledir ki, müslüman olabilmek için, Allah'a ve Meleklerine îmândan sonra, İlâhî Kitaplara ve Peygamberlere îmân etmek şart koşulmuştur![]() Çünkü insanlar, nefislerini ve şeytanı yenebilmek için daima Yüce Allah'ın yardımına, yani, vahye dayanan İlâhî Kitaplara, do-' layısiyle, bu kitapları kendilerine tebliğ edip, öğretecek Peygamberlere muhtaçtırlar İlâhî Kitapların ve Peygamberlerin lüzumuna inandıktan sonra da, insanlık tarihinin her devrinde yaşayan milletlerin bir Peygambere ve mukaddes bir Kitaba sahib olabileceğini kabul etmek ve bunlara da inanmak, akl-ı selimin ve sağ duyunun icâbıdır![]() Nitekim Kur'an-ı Kerîm, vahyin ve Peygamberliğin muayyen bir şahsa veya millete mahsus olmadığını ve her millete bir Peygamber gönderildiğini şu âyetlerde açıkça bildirmiştir : «Hiçbir millet yoktur ki, kendi içinde (onları Allah azabıyhı) korkutan biri (yani bir Peygamber) gelip geçmiş olmasın » [9]«Her milletin bir Peygamberi vardır » [10] Yani, her millete mutlaka bir Peygamber gönderilmiştir![]() Her Peygambere de, gönderildiği insanlar arasındaki ihtilâfı halletmek için bir kitap verildiği şu âyeti kerîmede bildirilmektedir : «Bütün insanlar bir tek ümmet idi (Aralarında ihtilâfa düştüklerinden) Allah, (rahjnetiyle) müjdeleyici, (azabı ile) korkutucu Peygamberler gönderdi İnsanların ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hükmetmek için Peygamberle beraber hak (ve gerçek) kitaplar da inzal etti »[11]Kendisine müstakil bir kitap verilmeyen Peygamberler ise, daha önce indirilen ilâhî bir kitaba tabî olmuşlar ve onu gönderildikleri milletlere talim ve telkin etmekle, hükümlerini öğretmek ve anlatmakla emredilmişlerdir ![]() Bu sebeple İslâm dînî, yalnız Kur'an'a değil, daha önce dünya milletlerine gönderilen Mukaddes Kitapların hepsine îmân etmeyi emretmekte, bütün İlâhî Kitaplara inanmayı, îmân esaslarından saymaktadır [12]Her millete bir Peygamber ve her Peygambere de bir «Kitap* veya «Suhuf» verildiği Kur'an'da bildirilmiş ise de, bütün Peygamberlere indirilen kitapların isimleri ayrı ayrı, zikredilmemiştir Bu bakımdan;, İcmali olarak : «Bütün İlâhî Kitaplara», Tafsili olarak da : Kur'an'da isimleri zikredilen Mukaddes Kitaplara ayrı ayrı inanmak, herbirinin Allah Kelâmı olduğunu kalb ile tasdik etmek lâzımdır ![]() Tevrat, Zebur ve İncil ile, en son ve en mükemmel İlâhî Kitap olan Kur'anri Kerîm'dİr Ayrıca yüz adet «Suhuf» (sabiteler) indirilmiş, bunların 10 adedi Hz Âdem'e, 10 adedi Hz İbrahim'e, 50 adedi Hz Şît'e ve 30 adedi de Hz İdris (Aleyhimesselâm)'a verilmiştir![]() O halde, geçmiş milletlere gönderilen bütün Peygamberlere indirilen «İlâhî Kitaplar» m ve «Suhuf» un hepsine inanmak, her müslümana farzdır ![]() îmân edilmesi İslâm'a göre farz olan bu kitapların, mukaddes ve ilâhî vasfını kazanabilmesi için, iki şarta sahio olması lâzımdır : 1- It&hî Vahye istinad etmelidir ![]() Yani, Allahu Teâlâ tarafından Peygamber olarak seçilen şahıslara indirilen vahyin, aynen yazılarak toplanmasından meydana gelen bir kitap olmalıdır Böyle olmayan ve insanlar tarafından daha sonraları yazılan şeyler Allah Kelâmı olmadığından, ilâhî bir kitap olarak kabul edilemez![]() 2- ilâhî vahye istinad eden ve ona dayanan Allah Kelâmı olduğu tevatür yoluyla bilinmeli, bu husus sabit görülmeli, ait olduğu Peygambere indirildiği hususu yine tevatür yoluyla zamanımıza kadar gelmelidir ![]() Bu iki şarta sahip olmayan kitaplar, aslında ilâhî de olsa, bu yüce vasfını ve ilâhî hüviyetini kaybeder Mukaddes kitap olmaktan çıkar![]() Müslümanlarca inanılması farz olan Mukaddes Kitaplar, işte bu ilâhî vasfa sahip olan Semavî Kitaplardır Halen ilâhî olduğu iddia edilen kitaplar arasında bu vasfı haiz olduğu tarihen sabit olan yegâne Mukaddes Kitap ise, yalnız Kur'an-ı Kerîm'dİr![]() Tevrat, Zebur ve încil'in de, aslında vahye dayanan İlâhî ve Mukaddes kitaplar olduğuna her müslüman inanmakla mükelleftir Fakat, halen mevcut olan Tevrat ve Incillerin nasıl tahrif ve tebdil edilerek değiştirildiğini ve ilâhî hüviyetlerini kaybettiğini [13] bir Tevrat ve bir İncil yerine, birbirine uymayan birçok Tevrat ve İncil nüshaları haline nasıl geldiğini biraz sonra özetleyeceğiz Bu; bakımdan, halen Yahudi ve Hıristiyanların elinde bulunan ve birbirine uymayan Tevrat ve İndileri ilâhî ve mukaddes kitaülar olarak kabul edemeyiz [14]3 — Vahyolunan Kitapların İsimleri : Kur'an-ı Kerîm'de; Hz Musa'ya [15] Hz Davud'a, Hz îsâ'yave en son Peygamber Hz Muhammed (s a v )'e kitap indirildiği bildirilmiş ve bunlar, Tevrat, Zebur, înciî, Kur'an ve Furkân gibi çeşitli isimlerle anılmıştır![]() Bu kitaplardan Tevrat'ın îsrâil oğullarına [16] Zebur'un Hz Davud'a [17] incil'in Hz isa'ya [18] Kur'an-i Kerîm'in Hz Mu-hammed Aleyhisselâm'a [19] indirildiği açıklanmıştır![]() Vahyolunan ilâhî kitaplar, Kur'an-ı Kerîm'de genel olarak şu üç isim altında zikredilmiştir : 1- Kitâb'ın Cem'i (Çoğulu) Olan (Kütüb [20] Kitab, «yazdı» veya «bir araya topladı» mânâsına gelen «ke-te-be» kökünden gelir ![]() Başlı basma bir bütün olan yazıya kitap dendiği gibi, bir mektuba da kitap denebilir ![]() Kur'an-ı Kerîm'de kitap kelimesi, bizzat Kur'an veya her sûresi için [21] o zamana kadar indirilen vahiylerin tamamını ifade için [22] Kur'an ve vahyedilen bütün Mukaddes Kitaplar için [23] ve bazan da, bazı ilâhî emir ve esasları ifade için [24]kullanılmıştır ![]() 2- Vahyolunan Kitaplara ve Kur'an-ı Kerîm'e «Sahaf» adı da verilmektedir : [25] Suhuf, sahife'nin çoğuludur Sahife «sahf» kelimesinden alınmış olup, «yazılmış bir şey» demektir Mushaf, «yazıl» sahifeler mecmuası» demektir Kur'an'a da bu mânâda «Mushaf» denmektedir![]() 3- Mukaddes Kitaplar, «Zebur» un çoğulu olan «Zübür» adıyla da zikredilin ektedir [26] Zebur kelimesi «Zebâra» dan alınmıştır Zebâra, «yazdı» veya «kat'iyetle yazdı», «maharetle yazdı» mânâlarına gelir Bu bakımdan «Zebur» da, «bir yazı», «bir kitap» demektir Nitekim Hz Davud'un «İlâhîler Kitabı» na «Zebur» ismi verilmiştir![]() Kur'an-ı Kerîm'de tekrar tekrar zikredilen ilâhî kitaplara ve-; rilen isimler, lügat bakımından birbirlerine yakın mânâları ifade etmektedir Bunlardan :a) Tevrat: Aslında İbrânice bir kelime olup, «Talim ve! Şeriat» manasınadır İslâm'a göre Tevrat, İsrail oğullarından Hz Musa'ya vahyolunan İlâhî Kitap'tır Fakat bu kelime Hıristiyanlarca, «Ahd-i Atik» adı verilen kitapların hepsine birden mecazî olarak söylenmektedir Kur'an-ı Kerîm'de Hz Musa'ya indirilen kitaba «Furkan» (Hakkı, bâtıldan ayıran) adı da verilmektedir![]() b) İncil lâfzı ise; asıl itibariyle Yunanca bir kelime olan «Evangelium» dan alınarak Arapça'ya nakledilen bir kelimedir «Beşaret ve talim» mânâsına gelmektedir încil lâfzı Kur'an'da, Hz îsâ'ya indirilen Mukaddes Kitaba verilen Özel isimdir Fakat Hıristiyanlar nazarında bu lâfız, «Ahd-i Cedîd» den yalnız «Matta», «Markos», «Luka» ve «Yuhanna» nın kitaplarına tahsis edilmiş ve ancak bunlara «îneü» adı verilmiştir Fakat, «Ahd-i Cedîd» denilen kitaba ve risalelerin hepsine de mecazî olarak «tncil» adı verilmektedir [27]c) Rur'an'a gelince; O, Hz Muhammed Aleyhisselâm'a indirilen ve okunarak ibâdet olunan Aîîah Kelâm'ına verilen isimdir O, en son ve en mükemmel ilâhî Kitaptır![]() Kur'an kelimesi Arapça bir kelimedir «Gufran» ve «Şükran» kelimeleri gibi «Fu'l&u» vezninde olup, «Ka-ra-a» fiilinden masdar-Üır «Kıraat ve Tilâvet» yaıü «okumak» manasınadır Nitekim [28]âyet-i kerîmesinde Kur'an, kıraat ve tilâvet mânâsına kullanılmıştır ![]() I «Kur'an» kelimesi dil bakımından : «Cem» ve «Zam» yani «Toplama» mânâsına da gelir [29]Sonra bu kelime, Hz Muhammed (s a v )'e indirilen Mukades Kitaba özel isim olmuştur Kur'an-ı Kennrüii Furkan, Tema), Hak, Hüdâ, Zikrâ, Burhan, Nur, Azız ve Mübin gibi elliden fazlaisimleri vardır [30]4 - Vahîy Ne »Emektir, Nasıl Tekamül Ettîbjlmîştir? îlâhî Kitapları insanlara bildirmek, öğretmek ve telkin etmekle vazifeli olan Pegamberîerin en açık vasıflan, vahyin en yüksek derecesine ermeleri ve «mû'eize» adı verilen fevkalâde (âdetler üstü) tecellilerle Cenab-ı Hakk'ın te'yidine mazhar olm&larıdır Bu bakımdan Peygamberler ve Peygamberlik için bir şart ve esas olan vahy'in dil ve din dilindeki mânâlarını, nevi ve derecelerini kitabımızın ikinci cildinde ele alarak, —inşâallah— etraflı bir şekilde izah edeceğiz![]() Ancak, îlâhî Kitaplar da, en yüksek vahiy tarzının bir tecellisi olduğundan, zamanla gelişerek Kur'an-ı Kerîm ile en mükemmel ve en yüksek seviyeye ulaşan mukaddes kitapların nasıl ve niçin geliştiğini anlamak gayesiyle, vahiy, ve tekâmülü, yani Hak Teâlâ tarafından geliştirilmesi hakkında burada kısa bir bilgi vermeyi faydalı bulduk ![]() Dilcilere göre vahiy; yapılan anî, sür'atli ve gizli bir telkin, gizli bir söz, işaret ve iiham [31] mânâlarına gelir ![]() Vahiy, bu mânâda çok genel olup, yalnız Peygamberlere, hattâ yalnız insanlara mahsus değildir, insanlardan başka, meselâ «Bal Arısı» gibi canlı, «Yer ve gök» gibi cansız varlıkları, «Melek ve Şeytan» gibi maddî olmayan yaratıkları da şumûlu içine alan bu husus Kur'an-ı Kerîm'de birçok âyetlerde zikredilmiştir [32]Bu vahiy nevilerinden insanlara vâki olan vahy-i ilâhî'nin üç yoldan biriyle husule geldiğini, H^k Teâlâ «Şûra» sûresinde şöyle ifade buyuruyor :[33] «(Ya) bir vahiy ile, veya bir perde arkasından, veya bir elçi göndererek kendi izniyle dileyeceğini vahyetmesi olmadıkça, Allah'ın hiçbir insanla konuşması vâki olmamıştır ![]() ![]() »Bunlardan birincisi; Cestab-ı Hakk'm dilediklerini, dilediği kulunun kalbine ânî bir tesirle ilkâ etmesidir Bu tarz, ilâhî vahy'in bir nevi «ilham» dediğimiz en genel seklidir Buna «Vahy-i hafi (gizli vahiy) veya «Vahy-i gayr-i metluv» (yani, kelimeler halinde tilâvet olunmadan indirilen vahiy) denir![]() Mânâsı ilâhî, lâfzı beşerî olan «Hadisler» bu nevi vahiylerdendir ![]() Vahyin ikinci tarzı; «bir perde arkasından duyulan sözler» dir Bu, vahye mazhar olan zâtın, Hak Teâlâ'yı görmeden, yüce kelâmını işitmeğidir Musa Aleyhisselâm'm CebeM Tur'da ağaç arkasından işittiği ilâhî nida (söz) gibi![]() ![]() ![]() Vahyin üçüncüsü ve en yüksek olanı; İlâhî vahyin, Vahiy leği denilen Cebrail Aieyhisselâm vasıtasıyla kelimeler halinde Peygamberlere getirilmesi şeklidir Vahiy Meleği'nin geliş ve vahyi ge--tiriş halleri de çeşitlidir [34] Bu tarz vahye, «Okunarak kelimeler halinde indirilen» mânâsında «Vahy-i Metluv» adı verilir Kur'an-ı Kerîm, Peygamberimize bu şekilde nazil olmuştur Daha önce gönderilen tlâhî Kitaplar da bu tarzda indirilmiştir Bütün ilâhî kitaplar, aslında, en yüksek derecede olan bu tarz vahyin kaydeöilme-siyle meydana gelmiştir Bu balamdan, din dilinde vahiy denince; yalnız Peygamberlere mahsus olan bu vahiy, «Vahy-i Metluv» anlaşılır![]() Bütün vahiy şekillerinde, vahiyde iki esas olarak kabul edilen; «gizlilik» ve «sür'at» mevcuttur [35]tslâm itikadına ve Kur'an-ı Kerîm'in beyanına göre, ilâhî ;|jpa-hiy vasıtasıyla Hak Teâlâ'nm beşeriyete hidâyet yolunu göstermesi, «Ebu'l-Beşer», ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz Âdem ile başlar [36] Cenab-ı Hakk'ın büyük bir lütuf ve inayeti olan vahiy nimetinden hiçbir millet mahrum kalmamış, kendi zaman ve ihtiyaçlarına göre vahiy inmiş, ilâhî emir ve yasaklar bildirilmiştir Zamanın gelişmesi ve beşerî seviyenin yükselmesiyle mütenâsip (orantılı) olarak vahiy de geliştirilmiş, her devirde yaşayan insanların kaabiliyetlefine, idrâk ve anlayış seviyelerine uygun olarak her şey gittikçe açıklanmıştır![]() İlk insanın idrâk seviyesi ve genel ihtiyaçları ile, daha sonra gelen ve asırlar boyunca gelişen insan topluluklarının anlayış dereceleri ve sosyal ihtiyaçları, şüphe yok ki değişmiş ve gelişmiştir, indirilen vahiyler de bu gelişme ve ihtiyaçlara muvazi (paralel) olarak geliştirilmiş, daha önce lüzum görülmeyen yeni emir ve yasaklar konmuş, kapalı bırakılan hususlar açıklanmıştır Hak Teâlâ'-nın İlâhî Varlığı, Yüce Zâtı ve Mukaddes Sıfatları, insanın mebdei (başlangıcı) ve meâdı (sonu ve dönüşü) , ölümden sonraki halleri ve geçireceği merhaleler, Ahiret ve İkinci Hayat, Cennet ve Cehennem, ceza ve mes'uliyet, sevap ve ikap gibi ilâhî gerçekler hakkında daha geniş ve açık bilgiler verilmiştir Böylece meçhul ve kapalı kalan hususlar aydınlatılmış, insanların fert ve cemiyet olarak gelişmesi, refah ve saadetini sağlayan ahlâkî ve sosyal esaslar Öğretilmiştir![]() Beşerî seviye, ilâhî gerçekleri kavrayabilecek bir idrâk seviyesine ulaştıktan sonra da, artık bütün insanların inanarak kabul edecekleri genel hükümler ve onları daima iyiye, güzele ve her yönden ilerleyip yükselmeğe sevkederek refah ve saadetlerini sağlayacak ilâhî esaslar, emir ve yasaklar bildirilmiştir Bu hükümler, en son ve en mükemmel gerçekler olduğu için, bütün insanların ona inanması ve uyması emredilmiştir![]() İşte, her şeyi en güzel bir şekilde açıkladığını, Allah'ın dinini, en mükemmel haliyle insanlık âlemine sunduğunu, ilâhî kitaplardan yalnız Kur'an-ı Kerîm iddia etmiş, daha önceki kitapların noksanlarını tamamlayarak onların hükümlerini kaldırdığını ilân etmiştir ![]() Nitekim Hak Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de : «Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle erdirdim Sizin üzerinizdeki nimetimi (lütuflarımı) tamamladım ve size din olarak İslâm'ıseçtim » [37] (Yalnız İslâm'dan razı ve yalnız ondan hoşnut oldum)![]() Buyurmakta ve diğer bir âyette de : islâm'dan başka bir din ararsa, ondan (seçtiği dini) kabul edilmiyecektir ve o, âhirette hüsrana (büyük zarara) uğrayanlardan (olacak) dır » [38]Buyurularak, artık İslâm'dan başka hiçbir dinin Allah katında kabule şâyân olmadığı açık, kesin ve beliğ bir dille ilân olunmaktadır ![]() Aslında, bütün semavî dinler, Allah tarafından gönderildiğine göre, hepsinin kaynağı bir olup, ilâhî vahye dayanır Bu bakımdan bütün semavî dinler, tevhid âkidesine, yani Yüce Allah'ın birliği ve ibadete lâyık tek mâbud olduğu fikrine istinad eder Bütün ilâhî dinler getirdikleri dini inançlarda ittifak halindedirler![]() Buna rağmen, zamanla bu dinlerin ilâhî olan asılları kaybolmuş, veya tahrif edilerek değiştirilmiş, yerlerine çeşitli kalemlerden çıkan, beşer aklıyla hatta birbiriyle çelişen kitaplar konmuştur ![]() Cenab-ı Hakk'ın beyan buyurduğuna göre, bu tebdil ve tahrif-den yalnız Kur'an-ı Kerîm masun (ve uzak) kalmıştır Kıyamete kadar da muhafaza edileceği [39]âyet-i kerîmesiyle bütün insanlığa ilân olunmuştur Bu husus tan-hen sabit olan bir gerçektir![]() Müslümanlarca, aslında ilâhî ve mukaddes olduğuna inanılan bu kitapların ne zaman ve nasıl yazıldığı ve herbirinin bu günkü durumları hakkında kısa bir bilgi vermeyi faydalı görüyoruz [40]5- İlâhî Kitaplara Toplu Blr Bakış : A) TEVRAT: İslâm âkidesine göre inanılması gereken dört büyük ilâhî kitaptan biri de, Tevrat'tır Tevrat, tsrâil oğullarından Musevilerin mukaddes kitabı olup, Hz Musa Aleyhisselâma nazil olmuştur![]() Hıristiyanlar, Hz isa'dan önce gelen «Mukaddes Kitaplar Mecmuasına «Ahd-i Atik» derler ve sayısını altmışa kadar çıkarırlar![]() Yahudi an'anesine göre ise, Ahdi Atik (Eski Ahid) üç kısma ayrılır : Tevrat, Sabiim (yani Peygamberlerin sözleri) ve Kütübin (Kitap, tarih, hikmet ve sâireye ait eserler) dir ![]() Kur'an-ı Kerîm'de adı geçen Tevrat, Hz Musa'ya nisbet edilen beş kitap, yani «Esfâr-ı Hamse» dir Yahudilere göre bunlardan :Birinci Kitaba «Tekvin» adı verilir Bu kitap, Nuh Tufam'na kadar yaradılış destanından, insanların ilk suçundan (bab : 1 -11), Hz İbrahim'in v e oğullarının hikâyelerinden, Hz İshak, Hz Yâkub ve Hz Yusuf'un Mısır'da bulunmalarından (bab : 12 - 50) bahseder![]() İkinci kitap; «Huruç (Çıkış)» adıyla anılır Hz Musa ve îsrâil Oğullan'nm Mısır'dan çıkışından (bab: 1-18), Allahu Teâlâ'nın Tûr dağında Hz Musa'ya kanunlarını bildirmesinden (bab : 19 - 40) bahseder![]() Üçüncü kitap; «Levililer», kurban, kâhinler, temizlik konularını ve bayramların tanzimi gibi âyin ve merasime ait usullerden, Dördüncü bitap; «Sayılar», İsrail'in Tûr dağından kalkarak Erdem ülkesine girmesinden bahsetmektedir ![]() Beşinci kitab'a ise, «Tesniye» adı verilmektedir Bu kitap hakkında bir Garp tarihçisi diyor ki :«622 senesinde Yehuda Kralı Yoşiya zamanında kâhinler tarafından neşredilmiş bir eserdir ki, Musa'nın ölümünden bahsettiği ve Musa'nın zamanında henüz mevcut olmayan birçok âdetleri îmâ ettiği için, o zamanki ilâhiyatçıların, bozulmuş dîni ıslâh etmek maksadıyla yazdıklarını söyliyebiliriz » [41]Görüldüğü üzere, Hz Musa'ya isnad edilen bu kitaplardan yaî-nız beşincisi üzerinde durmak bizleri de, A Schimmel ve Dinler Tarihiyle meşgul olan birçok tarihçiler gibi düşünmeye sevketmekte, Hz Musa'nın vefatından bahseden bir kitabın bizzat Hz Musa ta: rafından yazılamıyacağının muhakkak olduğu kanaatma vardırmaktadır Bu kitabın Hz Musa'nın vefatından sonra o zamanki bazı ilâhiyatçılar tarafından yazılarak, Hz Musa'ya isnâd edildiği anlaşılmaktadır![]() Nitekim aynı yazar; «Bu dinîn en mühim vesikaları Eski Ahid'-de toplanmıştır Halbuki Eski Ahid, muayyen bir zamanda muayyen bir zâtın tesbit ettiği bir eser değildir Onun tarihi yüzlerce yıl sürmektedir » [42] demektedir![]() Esasen tarihçilerce bilinen bir gerçektir ki, İsrail Oğulları, Hz Musa'nın vefatından sonra yaptıkları birçok harpler neticesinde millî hâkimiyetlerini kaybederek, asırlarca esaret altında kalmışlar, uğradıkları felâketler ve karşılaştıkları zorluklar sebebiyle ilâhî hükümleri, emir ve yasakları muhtevi bulunan Tevrat'ı ve «Mukaddes Sahifeleri» muhafaza edememişlerdir Çünkü o zaman, değil ilâhî kitapları ezberlemek, yüzünden okuyabilmek bile çok az kimselere nasip olurdu Bütün bu sebeplerle Tevrat'ın aslî nüshası kaybolmuş, Süleyman Aleyhisselâm'dan sonra gelen Yahudi hükümdarlarının ekserisi Hz Musa'nın dinini terketmişlerdi Daha sonra gelen Yahudi hükümdarlarından «Bûşiya» isimli zat tekrar Hz Musa'nın dinine dönmüş, bu hükümdar zamanında yaşıyan «Azrâ» adında bir kâhin, Milâttan 622 yıl önce, Tevrat'ın asıl nüshasını Kudüs'te bulduğunu ilân etmiştir![]() ![]() ![]() Gerçekte ise, bunun bizzat «Azrâ» mn yazdığı ve Hz Musa'ya nisbet edilen «Beş Sifr» den başka birçok şeyler ilâve ettiği kanaati hâkim ve yaygındır![]() ta Esasen, böyle bir tek kişinin sened ve isnaddan mahrum olan iddiası, kuru bir zandan başka bir şey olamaz Hz Musa'nın vefatından asırlarca sonra yazılan veya ortaya çıkarılan bir kitabın, Hz Musa'ya isnadı ilmî esaslarla sabit olmadan, değil Allah Kelâmı ve mukaddes kitap olarak, Hz Musa'nın hadisi olarak dahi kabul edilemez![]() Çünkü bir kitabın mukaddes olabilmesi için, ilâhî vahye isti-nad ettiği tevâtüren sabit olması ve yine tevatür yoluyla zamanımıza kadar nakledilmesi lâzımdır Halen Yahudilerin ve Hıristiyanların ellerinde bulunan Tevrat ve Ahd-i Atik ise, böyle bir tarihî senetten mahrumdur Lâfız ve mânâ bakımından birbirini tutmayan hadiselerle doludur Bu kitapların ekserisi çok basit ve faydasız mânâları ihtiva etmekte, aralarında fikrî insicam (uygunluk) bulunmamaktadır Hattâ bu kitaplarda, Hz İbrahim, Hz Lût, Hz Dâvud ve Hz Süleyman gibi büyük Peygamberler; yalan söylemek, gizli münasebette bulunmak ve zevcelerinin hatırı için puta tapmak gibi «İsmet-i Enbiyâ (Peygamberlerin İsmet Sıfatı)» ile asla bağdaşmayan çirkin iftiralar ve hurafeler mevcuttur![]() tşte, bugün elde bulunan Tevratların bazıları, Azrâ'nın, Tevrat'ın aslı diye ilân ettiği kitaptan çoğaltılıp dağıtılan nüshalardır ![]() Buna rağmen, bugün İbranice, Yunanca ve Sâmirîce olmak üzere üç çeşit Tevrat bulunmakta, bunlardan İbranice olan; Yahudiler ve 'Protestanlar nazarında, Yunanca olan; Roma ve Şark kiliseleri nez-dinde, Sâmirîce olan ise; Sâmirîlerce muteber tutulmaktadır ![]() Hz Musa'nın vefatından asırlar geçtikten sonra müteaddid şahıslar tarafından yazılan ve birbirine uymayan çeşitli nüshaları, Tevrat'ın aslı olarak kabul ederek, bunlara mukaddes kitap olarak inanmaya imkân yoktur Fakat her şeye rağmen, bu nüshalarda asıl Tevrat'tan bazı sözlerin bulunabileceğini inkâr etmeyiz [43] Dâvud Aleyhisselâm'a indirilen «Zebur» un bugün elde mevcut bir nüshası bulunmadığı gibi, bu kitaba tabî olan belirli bir millet de bulunmamaktadır [44]B) İncil: Her Müslüman'ın inanması gereken ilâhî Kitaplardan biri de; Hz îsâ'ya indirilen ve Hıristiyanlarca hükümleri hâlâ ilâhî sanılan ve Mukaddes Kitap olarak kabul edilen «İncil» in Allah tarafından vahyolunan aslıdır Çünkü bugün mevcut olan ve «İncil» adı verilen kitaplar, muharreftir Bunlara «Allah Kelâmı» olarak inanmamız gerekmez![]() Hıristiyanlar, yalnız Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'mn kitaplarına «İncil» adım vermektedirler Bu dört kitaptan başka, Resullerin işlerini ve Pavlus, Petrus, Yuhanna ve Yahuda gibi Hristi-yan ilâhiyatçı misyonerlerin birçok mektuplarını ihtiva eden «Dînî mecmua» ya, «Ahd-i Cedîd» adını vermektedirler![]() Bu kitap ve mektuplar, ilâhî emir ve yasaklan bildiren ve vahye istinad eden semavî bir kitap olmadığı gibi veya Hz İsa'nın hayatını/ ahlâk ve sîretini anlatan tarihî ve ilmî bir hal tercümesi bile sayılmaz Belki bu kitap ve risaleler; «Hıristiyanlığın mes'ele-lerine dokunan ve yeni Hıristiyanların inanıp kullanacakları bir Manevî Tarih» dir [45]Zira, Ahd-i Cedidi teşkil eden dört İncil ile diğer çeşitli mektup ve risalelerden hiçbirisi, Allah Kelâmı olmadığı gibi, Hak Peygamber olduğuna inandığımız Isâ Aleyhisselâm'ın da sözleri değildir Hıristiyanlar da böyle bir iddiada bulunmamaktadırlar Bütün iddiaları; bu kitap ve risalelerin sahiplerinin de, ilâhî ilhama raaz-har olmuş, resuller olmalarıdır Hıristiyanlar a göre, Hz îsâ'nın Peygamberliği müddetince kendisine inanan ve Kur'an'da «Havâriyyûn» havariler adıyla anılan on iki şahıs da, ilâhî irşad ve ilhama maz-har olan ve Hz isa'dan manevî feyz alan «Resuller» dir![]() Gerçekte ise bunlar, israil oğullarından Hz îsâ'ya inanan ve onun Peygamberlik nurundan faydalanan birer sâdık «Sahabe» ve «Hıristiyan Misyonerleri» dirler Zira bunlardan hiçbiri Peygamberlik iddiasında bulunmamışlar, Eesulluk iddialarmı isbat için mû'ci-ze izhar etmemişler, bu husus tarihen tevsik edilerek sabit olmamış ve yalan üzere birleşmeleri kaabil olmayan- topluluklar tarafından zamanımıza kadar (Tevâtüren) nakledümemiştir O halde bu kitap ve mektuplar ne Allah Kelâmı, ne de bir Peygamber sözüdür Bu sebepledir ki; H?, İsa'nın hayatından, menkıbelerinden, dualarından ve acâip hallerinden bahseden bu incil'ler, yazarlarına isnad edilmekte ve Matta, Markos, Luka, Yuhanna İncil'i diye anılmaktadır Hatta bugün gerçek şudur ki, Hıristiyanlarca muteber sayılan bu dört İncil'den hiçbiri, hangi tarihte, lıim tarafından ve hangi dille yazıldığı ve diğer dillere kimler tarafından çevrildiği kesin olarak bilinememektedir![]() İneiller üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunan Hıristiyan ve Batı yazarları, bu konularda ihtilâfa düşmüşler, kesin ve emin bir neticeye varamamışlardır Meselâ :1- Matta İncili : Tarihçilerin ekserisine göre, Hz isa'nın oniki «Havârî» sinden biri olduğu rivayet edilen «Matta» tarafından İbrani, veya Süryânî diliyle Yahudilerden îmân edenler için yazılmıştır Fakat bu İncil'in ele geçen en eski nüshası İbrânice veya Süryânice olmayıp, Yunanca'dır Yunanca'ya kim tarafından ve hangi tarihte tercüme edildiği bilinememektedir![]() Zayıf bir rivayete göre, tercüme eden Yuhanna'dır ![]() Diğer bir rivayete göre Matta, incil'ini Yunanca yazmıştır Fakat tarihçilerin ekserisi, bu İncil'in İbranî diliyle yazıldığını ve Yunanca'ya çevirenin bilinmediğini ifade etmektedirler![]() İbrânice yazılan, daha sonra kaybolan aslî nüshanın yazılış tarihinde çok çeşitli rivayetler vardır Bu rivayetlere göre aslî nüsha, Milâdî 37, veya 38, veya 41, veya 43, veya 48, veya 61, veya 63, veya 64 senelerinin birinde yazılmıştır![]() Görüldüğü üzere bu İncil'in ne vakit yazıldığı, Yunancaya kim tarafından ve ne zaman tercüme edildiği, tercüme edenin ilmî ehliyeti, metne sadâkati ve bu iki dile vukuf derecesi bilinmemektedir Esasen asıl metin kaybolduğundan, mevcut Yunanca tercümenin aslî nüshaya uygun olup olmadığı da kontrol edilememektedir![]() Bütün bu meçhuller sebebiyle, bu İncil'e Hz İsa'nın talebesi olan Matta'nın sözleri diye inanmak dahî mümkün değildir Değil Hz İsa'ya, talebesine dahî isnadı sabit olmayan böyle bir kitabı, Allah Kelâmı veya Mukaddes Kitap olarak kabul etmek ise, akla, mantığa ve tarihî gerçeklere uymaz![]() 2- Markos Incili'nin; Yunanca olarak yazıldığında ittifak varsa da, nerede ve hangi tarihte yazıldığı kesin olarak bilinememektedir Hattâ bu İncil'i, Kudüslü bir Yahudi aileden olan ve asıl ismi «Yuhanna» olduğu halde «Markos» lakabıyla tanınan zâtın yazdığında da ittifak yoktur Zira, ba^ı tarihçiler bu İncil'i, Havâ-rîler'in reisi Petrus'un Roma'da Markos'dan yazdığım, sonra Mar-kos'a isnad ettiğini iddia ediyorlar Halbuki gerçekte, Petrus Havarilerin reisi, Markos ise Petrus'un talebesidir![]() Diğer bir rivayete göre ise Markos bu İncili, Petrus ve Pavhıs öldükten sonra yazmıştır İkinci ihtimal daha kuvvetli ise de, bu1 konuda ittifak edilememiştir![]() Sonra Markos, İncil'ini hocası Petrus öldükten sonra yazdığına göre, yazdıkları hangi esasa dayanmaktadır? İncil'in aslına ne derece uygundur? Sözleri Hz isa'ya hangi yolla istinad etmektedir? Şayet yazdıkları Hz isa'ya istinad etmiyor da, sırf kendi anlayışına dayanıyorsa, bu anlayış vahye ve ilâhî gerçeklere ne derece uygundur? Bütün bunlar meçhuldür, tam olarak bilinmemektedir![]() Bu İncil'in yazıldığı tarih üzerinde de ihtilâf vardır ![]() Rivayete göre, milâdî 56 senesiyle 65 senesi arasındaki yıllardan birinde yazılmıştır Fakat kuvvetli bir ihtimale göre 60 veya 63 senesinde, diğer bir rivayete göre de, 61 senesinde yazılmıştır![]() 3- Luka inciFini yazan zâtın; şahsiyeti, memleketi, san'atı, kimler için ve hangi tarihte yazdığı hakkında, tarihçiler çeşitli görüşlere sahiptirler Yalnız, Luka'nın, Hz İsa'nın talebesinden (Havarilerden) olmadığı gibi, talebelerinin de talebesi olmadığı hususunda ittifak halindedirler![]() Bir rivayete göre Luka, Antakya» bir tabibdir Yahudi değildir, Pavlus'a seyahatlarında ve işlerinde refakat etmiştir![]() Diğer bir rivayete göre, Antakyah olmayıp, İtalya'da doğan bir Romalıdır San'atı da tabiblik değil, fotoğrafçılıktır![]() Bir rivayete göre Luka, İncil'ini Yunanlılar için, diğer bir rivayete göre de Mısırlılar için yazmıştır ![]() Yazıldığı tarih hakkında da çeşitli rivayetler vardır: Bunlardan birincisine göre, Kudüs tahrip edilmeden ve Pavlus esir iken, 58 veya 60 senelerinde yazılmıştır İkinci rivayete göre, Luka İncilini, Markos yazdıktan yani Patrus ve Pavlus öldükten sonra yazmıştır![]() 4 Yuhanna İnciline Gelince : Hz İsa'nın «Ulûhiyyet» inden ve Hristiyanlığın şiân sayılan «Teslis akîdesi»nden gayet sarih olarak bahseden bu kitabın yazarı ve yazılış tarihi üzerinde de tarihçiler ittifak edememişlerdir![]() Hristiyanların ekserisi, bu İncili, Havarilerden «Yuhanna» nın yazdığını iddia ederler Bunlara mukabil, bazı muhakkik hristiyan araştırıcılar, bu İncili Havarilerden olan Yuhannâ'nın değil, onunla ruhanî bir ilgisi olmayan başka bir Yuhannâ'nm yazdığını söylemektedirler Bu iddia, şimdi değil, ta milâdî ikinci asırda başlamıştır Bu fikirde olanların içinde, Havârî Yuhannâ'nın talebesi olan Polikarp'm talebesi Erinos da blunmakta ve hocasının hocası olan Fîavârî Yuhannâ'ya böyle bir kitap isnad etmediğini belirtmektedir![]() İkinci asırda başlayan ve gittikçe kuvvetlenen bu fikri, 500 hristiyan âliminin iştirakiyle hazırlanan ingiliz Ansiklopedisi de benimsemekte ve bunu, Matta ve Yuhannâ gibi iki Havârî arasında bir tenakuz (çelişki) olduğunu gösterme gayreti güden, felsefe ile meşgul bir zâtın tezviri olarak kabul etmektedir Mezkûr An-siklopedi'ye göre, bilâhare kilise bu hususu tahkik etmeden, kitabın üzerindeki iddiaya inanmış ve bu İncil'i Havârî Yuhannâ'nın incil'i olarak ilân etmiştir Halbuki onunla hiçbir ilgisi yoktur![]() Bazı tarihçiler ise, bu incil'i yasanın Yuhannâ olmayıp, iskenderiye felsefe mektebinden bir talebe olduğunu, «Ukmım-i Selâse» nazariyesini kuvvetlendirmek gayesiyle bazı papazların arzusuna uyarak yazdığını, böylece bir kısım papazların -inandıkları «Teslis akidesi» nin Hristiyanlığa maksatlı olarak bu İncil vasıtasıyla yerleştirildiğini iddia etmektedirler ![]() Bu rivayetlerin hangisi doğru olursa olsun, hepsi de bizi, ayni neticeye ulaştırmaktadır O da şudur:Yazan, kitabın muhteviyatı, yazılış tarihi ve yazılış sebebi etrafındaki kuvvetli şüpheler ve bu geniş ihtilâf, böyle bir kitabı, hakîkî İncil'in aslı olarak kabul etmemize imkân bırakmıyor Bu kitabın, değil Hak Teâlâ'ya, Hz îsâ'nın bir talebesine dahi isnadı ve önce hangi dille yazıldığı kesin olarak bilinememektedir![]() Yazılış tarihi hakkında da çeşitli rivayetler dolaşmaktadır Ezcümle; Milâdî 68 veya 69 veya 70 veya 89 veya 95 veya 98 inci yılda yazılmış olması muhtemel görülmüştür [46]Nitekim Kur'ân-ı Kerîm de, bu hususu teyid etmekte, Yahudi ve Hristiyanlann Tevrat ve incil'i tahrif ve tebdil ettiklerini (bozup değiştirdiklerini) birçok âyetlerde bildirmektedir [47] fnciller hakkında buraya kadar özetlediğimiz bilgilerden, bu kitapların hiçbirinin hakîkî tncil olmadığı gibi, Hz İsa'ya, hattâ Havarilerine isnadı, ilmî ve tarihî belgelerle sabit olmadığı anlaşılmaktadır Esasen «Ahd-i Cedid»i teşkil eden 27 kitaptan ilk 23'ün-def bu indilerden hiç bahsedilmem ektedir Bu kitap ve risalelerin hiçbirinde mukaddes kitaplara mahsus olan yüce bir üslûp, ilâhî bir ifade ve manâ bulunmamakta, herbiri diğerini nakzeden îtikadları ihtiva etmektedir Meselâ bugün Protestanlar, Katolikleri ve Vatikan'ı tanımazlar Her mezhep ehli, asırlardır, diğer mezhep ehlini, İnciFde tağyir ve tebdil yapmakla ve küfürle itham etmektedir![]() Bu iddia ve itham yalnız biri için değil, tarihçilere göre hepsi için varittir Bu bakımdan, Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid adı altında toplanan ve müteaddid şahıslar tarafından uzun yıllardan sonra yazılan bu kitapların, Tevrat ve incil'in aslı olmasına imkân yoktur Eğer -yle olsaydı, çeşitli dillerle, müteaddid ellerle yazılan ve birbirine uymayan bu kadar çok kitap bulunur muydu?Şu husus da tarihen sabittir ki, Milâdî 325 yılına kadar Hris-tiyanlar bu gün Hristiyan âleminde mukaddes kitap olarak inanılan kitapların hiç birini bilmez ve mukaddes olarak kabul etmezlerdi Zira, her milletin elinde başka bir incil nüshası vardı ve yalnız ona inanırdı Bu sebeple Hristiyan dünyasında bir çözülme başlamış, aralarında birlik ve dayanışma (tesanüd) kalmamıştı Bu ha! Hristiyanları telâşa düşürdü Durumun vahametini gören Konstan-tin müdahale ederek, Milâdî 325 senesinde «İznik» te büyük bir «Ruhanî Meclis» kurmaya muvaffak oldu Hristiyan âleminin her tarafından gelen en yetkili ruhanîler, Hristiyan akaaidini yeniden gözden geçirerek, înciller arasındaki ihtilâfı kaldıracak tedbirleri almak üzere toplandılar![]() Konsile arz olunan yüzlerce incil arasından, Dört İncil ile, bugün Ahd-i Cedid'i teşkil eden risaleler seçildi Diğer înciller imha edildi Bu seçme işi, bini aşan Koıısil üyelerinden Hz îsâ'mn Uİû-hiyetine (yani ilâh olduğuna inanan yalnız 318 üyenin ittifakıyla yapılmıştır Bu rakama göre; seçme işi, Konsil'in üçte birini dabi bulmayan bir azınlık tarafından yapılmış oluyor İşte böylece yukarda kısa tahlilini yaptığımız «Dört tncil», Hz îsâ'nın Milâdından tam 325 yıl sonra «Mukaddes Kitap» olarak ilân edilmiştir![]() Yukarıda Özetlediğimiz sebepler dolayısıyle bu kitaplar, müs-lümanlarca ilâhî vahye dayanan «Semavî Kitap», Hatta Hz îsâ'ya isnad edilen «Hadisler Mecmuası» olarak dahi kabul edilmemekte ve bunlara birer «Siyer ve Mev'iza» kitabı nazarıyla bakılmaktadır [48]Kur'ân-I Kerim Ve Hususiyetleri [49] Eüslümanlar nazarında asılları ilâhî olduğu halde, (yukarıda verdiğimiz bilgilerin ışığı altında) tahrif ve tebdil edilerek ilâhî hüviyetlerini kaybeden ve birbirine uymayan müteaddid nüshalar haline gelen Tevrat ve incil'e mukabil, nazil olduğu tarihten bu güne kadar bir kelimesi dahî değiştirilmeden ilâhî hüviyetini muhafaza eden yegâne semavî kitap, Kur'ân-ı Kerîm'dir Bu, mesnetsiz bir iddia değil, tarihî ve ilmî bir gerçektir Çünkü :Bu gün, tarihî gerçeklere vâkıf, ilim ve insaf sahibi herkes, Kur'ân-ı Kerîm'i Milâdî 571 senesinde Mekke'de doğan, ümmî, yani okuma yazma bilmeyen, Arapça konuşan ve Arap milletinin Ku-reyş kabilesine mensup, nesebi Hz İbrahim Aleyhisselâma kadar uzanan Abdul Muttalip oğlu Abdullah'ın oğlu, «El-Emîn» lakabıyla tanınan Muhammed adında, yüksek ahlâklı, mübarek bir zâtın diliyle bildirilen yüce bir kitap olduğunu bilmektedir![]() Her insaf sahibi şunu da bilmektedir ki, Hz Muhammed (s a v ) 40 yaşından sonra Peygamberlik iddia ve ilân etmiş, ömrünün 23 senesini buna hasretmiş, karşılaştığı bütün sıkıntı ve zorluklara rağmen yolundan dönmemiş, büyük bir cesaret ve maharetle dâvasını ömrünün sonuna kadar yürütmüş, hiç bir beşere nasip olmayan büyük bir başarıya ulaşarak, 23 yıl gibi kısa bir müddet İçinde, tarihin de misline sahid olmadığı, ruhî, ahlâkî ve içtimâi o büyük inkılâbı yapmıştır En büyük mu'cize olarak da, Arap be-lâğat ve fesahatinin zirvesine ulaşmış olan Kur'ân-ı Azimü'ş-şân'i bırakmıştır![]() Büyük bir dikkat ve itina ile ashabına aynen tebliğ ettiği, ya-, zurnasını ve hıfzedilmesin! emrettiği bu hikmet ve hakikat dolu Közlerin, kendi beşerî sözleri olmadığını, Hak Teâlâ tarafından Cebrail vasıtasıyla kendisine vahyölunan Allah Kelâmı olduğunu bildirmiştir Hatta, kendi sözlerinin, Allah Kelâmına karışmaması için, sözlerinin yazılmasını şiddetle menetmiştir![]() Kendisinin bütün beşeriyeti «Tevhid Akidesi»ne, hak ve hidâyet yoluna sevk etmek ve en güzeı ahlâkı tamamlamak için gönderilen en son Peygamber olduğunu, getirdiği ilâhî kitabın da bütün insanlık âlemine hitabeden en son ve en mükemmel Semavî Kitap olarak indirildiğini, bu kitaptan sonra kitap, kendisinden sonra da Peygamber gönderilmeyeceğini kesin bir dille ilân etmiştir ![]() Hz Muhammed (s a v )'nin bütün hayatı, siyret ve ahlâkı en ince teferruatına kadar zaptedilmis, yirmi üç sene sûreler ve âyetler halinde inzal buyrulan Kur'ân-ı Kerîm, Peygamberimizce tayin olunan «Vahiy Kâtipleri» tarafından aynen yazılmış, binlerce sa-hâbî tarafından hafızalarda muhafaza edilmiştir Bütün bu huaus-lar dînî birer gerçek olarak nesilden nesile intikal etmiş ve tevatür yoluyla zamanımıza kadar gelmiştir [50] İslâm'ın büyük Peygamberi Hz Muhammed (a s ) bütün sîret ve sünnetiyle, mukaddes kitabı Kur'ân-ı Kerîm, bütün hikmet ve azametiyle islâm ve ilim âleminin her yerinde bilinmekte, bütün bu gerçekler tarihî belgelerle sabit görülmektedir Aradan ondört asra yakın bir zaman geçtiği halde, Kur'ân-ı Kerîm hiç bir tağyir ve tebdile uğramadan ilâhî hüviyetini aynen muhafaza etmektedir![]() Kur'ân-ı Kerîm'in dünyada mevcut bütün nüshaları aynıdır İslâm âleminin en uzak beldelerinde yasayan hafızlar karşüaştırılsa-lar, okudukları Kur'ân'ın aynı Kur'ân olduğu görülür Bilhassa bu husus, günümüzde çeşitli radyo neşriyatıyla sabit olmaktadır Kıyamete kadar da bu şekilde devam edeceğini Hak Teâlâ Kur'ân'nv dan ilân etmektedir [51] Yalnız bu gerçek dahi, Kur'ân-ı Kerîm'in Allah Kelâmı ve ilâhî hüviyetini muhafaza eden yegâne semavî kitap olduğunu isbata kâfidir![]() Esasen Hz Muhammed gibi; okuma yazma bilmediği, her angi bir dinden, medreseden, âlim veya mürşidden ders almadığı, ilmî ve felsefî hiç bir mükesebâtı bulunmadığı, kayda değer bir seyahat yapmadığı sabit olan, ümmî bir zâtın, Kur'ân-i Kerîm gibi Arap fesahat ve belagatının zirvesinde olduğu itiraf edilen, ilâhî gerçek ve hikmetlerle dolu bir kitabı yazabilmesine imktn var mıdır?Nitekim Kur'ân-ı Kerîm böyle bir şüpheyi çürütmek için, Arap edebiyatının altın çağı sayılan o zamanda belâğât ve fasâhatlanyla şöhret yapan bütün edip ve şâirleri, önce Kur'ân'ın bir mislini [52] sonra on sûresinin mislini [53] daha sonra bir sûrenin mislini [54] en sonunda da, bir âyetinin mislini [55] getirmeye davet etmiş, Kur'ân'a veya sûre ve âyetlerine benzeyen böyle bir nazîre'nin ne o zaman ve ne de gelecek zamanlarda asla getirilemiyeceğini ilân etmiştir Bu meydan okuyuşun her seferinde, Arap Edip ve Şairleriy-le, bütünj Arapların zamanımıza kadar âciz kaldıkları yine tarihen sabittir![]() Arapça olarak inzal buyrulan Kur'ân-ı Kerîm'in bir sûre veya âyetine, Üdebâ ve Fusehâ bir nazire getiremediğine göre, Arap olmayan milletlerin Kur'ân'a bir nazire getiremiyecekleri daha açık ve bedîhî bir gerçektir O halde Kur'ân, Hz Muhammed (s a v ) in sözü değil, Cenâb-ı Hak'km yüce katından inzal olunan ilâhî bir söz, edebî bir mu'cizedir![]() Şu husus da inkârı kaabil olmayan bir gerçektir ki, en kuvvetli edipler ve şâirler, nihayet muayyen sahalarda maharet gösterebilirler ve çeşitli üslûplardan bir veya bir kaçında başarı sağlayabilirler Meselâ: ahlâkî, hukukî ve ilmî konuların hepsinde de ;ıynı fasâhat ve belagatı gösteremezler Kur'ân-ı Hakîm ise, ihtiva ettiği ilmî, hukukî, içtimâi, ahlâkî ve tarihî bütün sahalarda aynı edebî üslûp, fasâhat ve belagatı göstermiş, en derin ve geniş manâları en veciz ve güzel bir ifadeyle beyan buyurmuştur, iste bu sebebledir ki Kur'ân-ı Mübin, dâima zevkle okunur, her okunuşta insana mâ nevî bir haz ve huzur verir![]() Bu ilâhî kitabın bir imtiyazı da, hiç bir kitaba nasip olmayacak şekilde,kolayca eaberlenebilmesidir Bu sebeple, her asırda Kur'ân-ı Kerîm'i çok genç yaşlarda ezberliyen binlerce hafızlar bulunmakta dır![]() Diğer bir husus da; Kur'ân-ı Mübin'in bir çok ilmî gerçekleri, keşfolmadan önce bildirmesi, bildirdiği gerçeklerin ilim ve fen ile dâima bağdaşması, müstakbelde vâkî olacak bir çok hâdiseleri Önceden haber vermesi ve bunların zamanı gelince aynen tahakkuk etmesidir Meselâ Güneşin kendi mihveri etrafında döndüğü[56] Se-mâvât âleminde ve yıldızlarda hayat sahibi varlıklar bulunduğu [57] Kur'ân'da haber verilmiştir![]() Şimdiye kadar yapılan ilmî keşiflerin hiç biri Kur'ân'ın ilâhi beyanına aykırı düşmemiş, belki onu teyid etmiş ve desteklemiştir Müslümanların Mekke'yi fethedeceklerine [58] insanların bölük bölük ve akın akın İslâm'a gireceklerine, [59] İranlılara yenilen Rumların, üç ile dokuz sene zarfında iranlıları tekrar yeneğine dair [60]müstakbel hakkında verdiği haberler, aynen vâkî olmuştur ![]() Buraya kadar beyan etmeğe çalıştığımız Kur'ân-ı Kerîm'in bütün özellikleri, lâfız ve manâ bakımından sabit olan ve teslim olunan yüceliği, O'nun beşer tarafından yazılan bir eser olmayıp, lâfız ve manâ bakımından ilâhî bir mu'cize ve mukaddes bir kitap olduğunu göstermektedir ![]() Bu bakımdan Kur'ân-ı Mübin, beşeriyete hak ve fazilet, ilim ve irfan, ittihat, terakki ve tekâmül yollarını' öğreten, onlara birlik ve beraberlik ruhunu aşılayan, îmân, ibâdet ve ahlâk esaslarını ve sosyal düzeni sağlayan her türlü nizâmı bildiren, insanları en güzel ahlâka ve ebedî saadete erdiren, ilâhî hükümleri ihtiva etmektedir ![]() taraf-ı ilâhî'den, Cibril-i Emin vasıtasıyla sevgili Peygamberimi) miz Hz Muhammed Aleyhisselâma nazil olan Kur'ân-ı Kerîm'in hem Arapça olan lâfzı, hem de manâsı ilâhî olduğundan, bu ikisi Kur'ân'm mahiyet ve hakikatini teşkil eder İkisinden biri bulunmazsa, ona Kur'ân denmez![]() Bu ilâhî kitaba «Kur'ân» kelimesinin özel isim olmasının sebebi, dâima okunması veya âyetleri ve sûreleri yukarda işaret edilen yüce hakikatları, ilâhî hükümleri, emir ve nehiyleri ihtiva et-mesindendir ![]() Diğer bir sebep de; kalemlerle bilfiil yazılmış olmasıdır Zira bu isimle tesmiye edilmesinde, bu yüksek kitabın hem kalbîerde, hem de satırlarda hıfzedilmesinin, zârûrî olduğuna ilâhî bir işaret vardır Nitekim Müslümanlar nazarında, her hangi bir hafızın okuduğunu Kur'ân olarak kabul etmek için, Sahâbîlerin icmâ'ı ile sabit olan ve bize kadar tevâtüren naklolan Kur'ân'ın yazık nüshasına uygun olması, her hangi bir kimsenin yazdığını Kur'ân olarak kabul edebilmek için de bunun, tevatür yoluyla sabit olan hafızların zihinlerindekine uygun düşmesi lâzımdır![]() İşte Müslümanların bu dikkat ve ihtimamı ile Kur'ân-ı Kerîm, zamanımıza kadar tahrif ve tebdilden masun kalmış, şu âyet-i kerîmenin mealine göre de kıyamete kadar ilâhî hüviyetini muhafaza edeceğini Cenâb-ı Hak va'd buyurmuştur: «Muhakkak ki Kur'ân-ı Biz indirdik Onun koruyucuları da mutlak surette Biziz » [61]Daha önce gönderilen ilâhî kitaplar tağyir ve tebdile maruz kaldığı ve ilâhî hüviyetim kaybettiği halde, Kur'ân-ı Kerîm'in muhafaza edilmesinin sırrı, Tevrat ve tncü gibi kitapların zaman ve mekânla mukayyet olmaları ve muayyen bir millete gönderilmeleri, Kur'ân-ı Kerîm'in ise; zaman ve mekânla mukayyet olmayarak, ebedî ve bütün beşeriyeti kıyamete kadar irşad için gönderilmiş olmasıdır[62] «Ey Babbimiz! Bize doğru yolu ihsan ettikten sonra kalplerimizi (Hak ve gerçekten) saptırma ![]() Bize yüce katından rahmet bağışla Şüphesiz bağışı sonsuz, olan yalnız Sensin »(Kur'ân-ı Kerim: Al-i tmrân: 8)[63] LÜGATÇE Abes: Bog, saçma şey, faydasız -Acz : Beceriksizlik, güçsüzlük Acz-ı Hâlıeyn : Var olduğu fafzettiien her iki ilâhın da, aciz ve güçsüz oî ması![]() Âdâb : Edepler, bütün aoz ve hareketlerde terbiyeli davranışlar Aı'âleı-t İlâhîyye : İlâhi adalet Yüce Allah'ın şaşmax adaleti Adem : Yokluk, varlığın, vücudun zıddı![]() Âdem : ilk yaratılan insan ve ilk peygamber (Nebi) Hz Âdem (a sj Âdil-İ Mutlak : Mutlak adalet sahibi olan Yüce Allah (c c ) Ağyarım mani : Yabancı unsurların girmesine engel (<Bir ilmin tarifi ![]() ![]() O ilimden olmayan yabancı unsurları tariften çıkarmalıdır* anlamında kullanılmıştır Mantık terimidir ) Ahâd Hat'isler : Peygamberimizden bir veya birkaç emin kişi tarafından rivayet edilen hadisler Ahbâr : Haberler, ortada dönen söylentiler![]() Ahd-ı Atik : İsrail oğullarına Hz İsa'dan Önce gönderilen peygamberlere indirilen kitaplara verilen bir isim (Tevrat, Zebur ve Mezamir gibi ) Ahd-ı Cedirî : Hz İsa'ya indirilen ilâ-hî kitap İncil ile sonradan yazılan ve İncil adı verilen kitaplar ve ekleri![]() ![]() Ahfâ - min kesbi'l Eş'arî : îmam ı Eîş'arî'nin kaza - kaderdeki <kesp na-zariyesi>nden daha kapalı, daha zor Bu nazariyeye göre; kul ihtiyari fiil terinin kâsibh yani kazamcisı, Hak Teâîâ İse halikı (yaratıcısı)dır Âhir : Son sonraki, en sonra Âhirel : Öbür dünya, öteki dünya, kıyametten sonra kurulacak ebedi hayat yeri![]() Âbiret Ahvali : Âhiret hayatına mahsus olan haller; Hesab kitap, mizan sırat, cennet, cehennem ve sevab ikab gibi dinî gerçekler Kur'an âyet-leriyle sabit olan hakikatler Ahkâm : Hükümler, emirler Ahkâmı Akliyye : Akli hükümler Yani; akla dayanarak çıkarılan hükümler B i; Ahkâm-ı Ameliyye ; Ameli hükümler Dinin amel (işler ve fiiller) ile ilgili olan fer'î ve fıkhı hükümleri Ahkâm-ı Fer'iyya : Fer'i hükümler Dinir akaid gibi temel esasları dışında kalan fıkhî ve cüz'i mes'eleler Ahkâm-ı Hulukiyye : Ahlâk ile ilgili olan «ahlâkî hükümler , prensipler Ahkâm-ı İtikadiyys: İtikadı hüküm ler, itikad ile iman ve inançla İlgili dini hükümler![]() Aitkâm-ı Şer'iyye : ger'i hükümler Kur'an ve hadise dayanan dinî hii kümler, emir vs yasaklar Ahvâl : Haller, durumlar, oluşlar Aka id : Akideler, dinî inançlar, inanılan şeyler Dinin esasını teşkil eder> îmanla ilgili inanılan şeylerin tamamı m içine alan ve onlardan bahseden ilme verilen îsimlerdan biri (Akidenin çoğulu) -Akıbet : Nihayet, son Akide : îman, itikad, inanç, dini inanış![]() Akl-i Selim : Sağ duyu İyi ve doğru düşünüp isabetli kararlara ulaşabi -len akıl, kusursuz olan sıhhatli akıl![]() Alâka : İlgi ilişki, münasebet Alâmet : İşaret, nişan, belge iz![]() Âlem : Kâinat, dünya, cihan Allah' tan başka mevcut varlıkların hepsi Aleni : Açık, gizli olmayan![]() Âlim : Bilgin, çok okuyan ve bilen kişi ![]() ÂÜm-i Mutlak : Mutlak âlim yani her şeyi bilen Yüce Allah (c c) Amel-i Salih : İyi, yararlı işler, dinen yapılması emredilen güzel şeyler![]() Âmeli İcma' : Azimet fkararlılık) yolu ile İslâm Müctehitlerinin yaptıkları ve dinen kesinlik ifade eden sarih (açık) icma, yani kavli (sözlü) icma' ![]() Âmil : Yapan, işleyen, sebep olan Analiz : Tahlil, esas unsurlara ayırma, çözümleme Mantık ilmi dilinde is-tidlâî yollarından biri olan temsil» Araz : İşaret, alâmet, sonradan baş ka bir cevherle meydana gelen, hal keyfiyet![]() Ânz obnak : Bir şeyin aslında yokken sonradan hâsıl olan, ortaya çıkan Arifin : Marifet ehli hakka1! - yakîn derecesine ulaşan, Allah dostu olan kişiler![]() Ashab ; Hz Peygamberi gören ve O'nunla -sohbet eden mü'minler![]() Asi : Karşı gelen, günahkâr, ahlâkı bûzuk ![]() Âsîm : Günahkâr, kabahatli Aslah : Daha iyi, daha sâlih, daha uygun (Bkz Salah - Aslâh, Kelâm ilminde meşhur bir konu ) Aslî Rükün : Aal ve esas rükün, temel dayanak![]() Ast'uî-usul: Asılların, köklerin aslı ■ Kitâbullah olan Kur'an-ı Kerîm, dini delillerin asl'ul usulü dür Asr : Yüzyıl, çağ zaman Bazı mü-fessirlere göre ikindi vakti Aşikâr: Belli, açık, meydanda, bariz![]() Atalet : Tembellik, işsizlik, hareketsizlik, durgunluk ![]() Ateist : Allah'ı inkâr eden Allah'a İnanmayan dinsiz, imansız kişi Âvâne : Tâbi olanlar, uyanlar, kafa darlar![]() A'yân : Cevher, öz, âlemi teşkil eden esas varlıklar, asıl unsurlar Ayet-i Celile : Allab'm yüce âyetleri Ayne'l yakın : Gözlem ve deney yolu ile elde edilen bilgiler Azimet: Kararlılık, kararda titizlik takva ile amel ediş, gidiş, gitme![]() Azrail : Dört büyük melekten birinin adı Ruhları almaya memur edilen clüm meleği![]() — B — Bab : Konu mesele, mevzu, bölüm![]() kısım ![]() Bahis : Konuşulan şey, konu söz![]() Bakaa : Sonu olmamak Allah'ın Selbİve Tenzihi (olumsuzlukla ilgili, noksanı kaldıran) ilâhi sıfatlarından biri ![]() Baki : Dâima var olan (Allah (c c )m yüce isimlerinden biri )Baliğ : Buluğa eren, erişmiş, ergin ![]() Bârı : Yaratan, yaratıcı Yüce Allah'm güzel isimlerinden biri ![]() Bariz: Açık aşikâr, meydanda![]() Ba's : Ölümden sonra dirilme ![]() Basar : Görmek Allah'ın subütî (yanı Zâtına ezelde sabit olan kemâl sıfat larından biri )Bâsıra : Görmek hassası, görme kuv veti, göz ![]() Basir : Gören, iyi görüp anlayan {Allah'ın yüce isimlerinden biri ) Basiret : Seziş, İleriyi görüş, uyanık Uk![]() Ba'sa Ba'del Mevt : Öldükten sonra dirilme, kabirlerden çıkarılıp Man şer'e, İlâhi Hesap yerine gönderilme Ba'sn Cismani: Cisimle dirilme Bâtıl : Hükümsüz, boş, çürük, yalan; yani doğru olmayan ve gerçeğe uy mayan, gerçek dışı Bedihî : Apaçık olan, delilsiz bilinen Belagat : İyi, güzel, pürüzsüz ve yerinde söz söyleme![]() Beliğ : Fasih, düzgün söz söyleyen, durumun gerektirdiği şekilde konuşan ![]() Bereket : Bolluk, Allah'ın verdiği ni metleri ve rızkı arttırması ![]() Berzah : Dünya ile âhiret arasında geçen kabir hayatı Âhiret'in başlangıcı![]() Beşaret ve Ta'lim : Müjde ve öğretim, müjde alâmetleri Beşer : însan, insanoğlu Beşeriyet : İnsanlık âlemi, bütün in sanlık![]() Beyan : Bildirme, söyleme, açıklama Beyan etmek : Açıklamak, bildirmek![]() Beyne'l ■ Havfi ve'r - Recâ : Korku ile ümit arasında olmak Allah'ın rahmetini umarken, azabından da korkmak İkisi arasında olmak![]() Bİd'at: Dinin aslında olmayan, sonradan ilâve edilen, ihdas ve icad olunan, yapılan yeni İşler ![]() Bid'at ehli : Dinin aslında olmayan, sonradan yapılan ve ihdas edilen şeylerin peşinde giden kişiler, gruplar ![]() Bidayet: Başlama, başlangıç Bilâhare : Sonra, sonradan, sonunda![]() Bil'akis : Aksine, tersine ![]() Bilfiil : Gerçekten, fiilen ![]() Bilhassa : Hususi olarak, özellikli1 ![]() hususiyle, tahsisen ![]() Bil • vasıta : Vasıtalı, aracı ile ![]() Binaen ; ![]() ![]() ![]() ![]() der,, dolayı![]() Binaenaleyh : Bunun özerine, buno göre ![]() Binnetice : Netice, sonuç olarak Bi'set: Allah'ın İnsanlara peygamberler göndermesi Bizatihi : Kendiliğinden, zâtı ile Burhan : Kesin delil, kuvvetli delil Burhanı deliller : Kesinlik ifade eden akli, kuvvetli deliller Borhân-ı tatbik : Teselsülün bâtıl ve imkânsız olduğunu übat eden aklî vr mantıkî kuvvetli bîr delil Burhan-1 temana' : Allah'ın birliğini isbat eden aklî kesin bir delil (İki ilâhın —eğer varsa- aralarında çıkacak ayrılığa, zıtlaşmaya dayanan mantıkî delil )Burhan-ı tevânıt : Allah'ın birliğini isbat eder, aklî kesin delil Farzedilen iki ilâhın anlaşırlarsa âciz olacakları esasına dayanan delil Butlan : Bâtıllık, boşluk, çürüklük Bühtan : Yalan, iftira, asılsız ve kötü bir şeyi bir kimsenin üzerine atmak, ona isnad etmek, dayamak![]() Biiluğ : Erginlik çağına girmiş olmak ![]() Caiz ; Yapılmasında dinî bakımdan mahzur olmayan şey, sakıncasız Câizât: Caizler, sakıncasız olan ya pılmasına izin verilen şeyler Câiz-i akli : Akıl yönünden olabilecek, aklen mümkün olan, muhal olma yan şeyler Cânib : Taraf, cihet, yan![]() Cazibe : Alımlılık, sevimlilik, cezbeden, çeken Cebbar : Kuvvet ve kudret sahibi![]() Cebel-i tûr : Tûr dağı Ceberut ; Aşırı büyüklük, aşın pek ziyade kibir![]() Cebrail : Vahy meleği, dört büyük melekten biri ![]() Cebr-i Mutavassıt : Vasai orta cebir, erta zorlama îtikâdî meşhur mezheplerden biri olan Cebriye mezhebinin • Mutlak cebir- fikrî ile, Kaderiyeci' leiin «mutlak ihtiyar» fikri arasındaki «ortak cebir> fikri Yani kul, ihtiyari fiillerinin kâsibi (kazanıcısı) Yüce Allah Yaratıcısı![]() Cebriyye : İnsanın kudret ve iradesini inkâr ederek, onu hayrı veya şerri yapmaya mecbur ve zorunlu gören ve yaptıklarından sorumsuz sayan bâ-Ul bir mezhep Ced : Dede, büyük baba Ccdel : Sert tartışma, zan ifade aden sözler Cehalet : Cahillik, bilgisizlik![]() Çalışma, çabalama, gayret Bilmeme, bilgisizlik Toplama, bir araya getirme Gizledi, örttü (fiil-i mazi si-Cehd : etme Cehil :Cem : Cenne gası) ![]() Cevaz : İzin müsaade![]() Cevher : Öz kendi kendine ayaktaduran ar a unsur![]() Cihet ; Yan, yön, taraf, sebep, ilgi ![]() Cismâni : Bedenle ilgili ![]() Cismâniyet : Cisim, vücut, cisimlilik ![]() Cismî : Bedene, vücuda, cisme âit filan ![]() Cumhur : Halk, ahali, kalabalık, büyük çoğunluk ![]() Cumhur-u Fukahâ : Fakihlerin yani İslâm hukukçularının büyük çoğunluğu-Cumhuru Muhakkıkiyn : İnceleme ve araştırma sahibi olan Ehl-i Sünnet âlimlerinin, yara Muhakkıkların büyük çoğunluğu Cumhuru Mu'tezile : tMu'tezile» adıverilen kelâmı (itikadı) mezhep âlim lerintn ekserisi (çcğunluğu) Cumhur-u ulema : Âlimlerin, bilginle rin büyük çoğunluğu Cünun : Delilik![]() Cüz : Parça, bir bütünü meydana getiren parçalar, zerreler Ciiz'i : Az miktarda küUTnin zıddı Cüz'iyyât : Cüz'i, basit olan ufak te fek şeyler, Önemsiz sayılanlar Ciiz'iyye : Az pek az az miktarda olan![]() Cüz-ü lâ yetecezze' : Parçalanmadığı sanılan en küçük zerre —Bölünmeyen en küçük parça— (Yeni ilmî gelişmelerle atom parçalanmış, ilim ve tekniğin hizmetine girmiştir )_ D — Dalâlet : Sapıklık Hidâyet'in doğru yolun zıddı![]() Delâlet : Yol gösterme, kılavuzluk Dercetmek : Sckmak, arasına koy mak, dürmek![]() Delil : Yol gösteren, belge, tanık, şahit ![]() Delil-İ Hulf : Bir dâvanın (iddianın! aksini iptal e'derek, o dâva ve iddianın aslını isbat eden mantıkî bir delil ![]() Delil-i Kat'î : Kesin delil Zan veşüpheden uzak olan delil, belge ![]() Delili Zannî : Zan ifade eden kesinolmayan delil ![]() Dinamik : Kuvvetli, hareketli ![]() Dünyevi : Dünyaya âit dünya ile ilgili ![]() Dünyevi ahkâm : Dünya ile ilgili hü kümler ![]() Düstur : Kanun, kaide, anayasa ![]() — E — Ebert : Sonu olmama EbeCi : Sonsuz, sonu olmayan Ebedi saadet : Sonsuz mutluluk, Âhi-ret mutluluğu![]() Ebediyyet: Sonsuzluk, sonu olmamak ![]() Ebeveyn : Ana - baba Ebu'l Beşer : insanların babası ve en büyük ceddi olan ilk insan (Hz Âdem) Ecel : Bir şeyin bütün müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu Ömrün' son ânı, ölümün geldiği an Ecir : Âhirete ait sevap, mükâfat, üc ret,Ecxâ ; Cüzler, parçalar, kısımlar Ed - dâıû'l - Âhire : Âhiret, ahim evi Edeb : Terbiye, güzel ahlâk Ediîli! : Deliller, esaslar Edilley-i Şer'iyye : İlâhî bir esasa da yanan dinî - nakli deliller Ef'âl : Fiiller, yapılan işler Ef'âl-i Hissiye : Hİ3se dayanan fiiller, işler![]() Ef'âl-i İbad : Kulların yaptıkları fiiller, işler ![]() Ef'âl-i İhtiyariye : Kulların kendi iradeleri ile yaptıkları işler Efdal : En faziletli, en erdemli, ^fâaliyet : Daha faziletli, daha üstün olma![]() Efrad : (Ferdin çoğulu), fertler ![]() Efradını cami : Fertlerini toplayan (Bir ilmin tarifi, o İlmîn bütün konularını içine almalı ve ![]() ![]() ) Mantıkî bir tarifte aranan şartlardan biri (Cins) Ehad: Her yönden bir, tek (Allah ehaddır)![]() Ehâdis : Hadisler, peygamberimizin sözleri, hadisin çoğulu ![]() Ehemmiyet : Önem mühim olma, kıymet, değer![]() Ehl-i Beyt : Peygamber efendimizin hane halkı, çocukları, torunları ve yakın akrabaları ![]() Ehl-i Ma'rjfet: Arifler, hakka'l yakın derecesine ^ulaşan seçkin zevat, seçkin kişiler ■Ehlü'l Hak : Hakikat ehli îmanı bütün, doğru kişiler![]() Ehl-i Sünneti Âmme : îtikadda «Ehl-i Sünnet Mezhebi» olarak bilinen Eş'a-riyye ve Matüridiyye mezheblerine verilen isim (Sünnet ehlinin umumu)![]() Ehl-i Sünnat-i Hassa : •Selefiyye» mezhebi elarak bilinen ilk Ehl-i sünnet âlimlerine verilen özel ad Ekmel : En mükemmel, kusursuz, eksiksiz![]() Ekseri : Çek defa, çoğu zaman Ekvân-ı Erbaa : Dört clu§ : Harekeı sükûn, içtima (toplanma) vt iftirâu (ayrılma)![]() El - emin : Güvenilen kişi Hz Mu bammed (s a vje Peygamberliğinden ence verilen isim, sıfat Elfâz : Lâfızlar, kelimeler, sözler Ei - Kaza; ve'l - Kader : Kader; her şeyin ezelde tesbit edilen ilâhî ölçüsü, kaza ise; bu ilâhî ölçüye göre vakti gelince icad edilmesi îman esaslarından biri![]() El - Kebire : Büyük günahlar, büyük fesada sebep olan, dinen sjddetli cezayı gerektiren kötü fiiller El - menziletü beyne'l menzÜeteyn : Mu'tezile'ye göre büyük günah işleyenlerin kalacağı cennet ile cehennem arasındaki bir menzil, bir mekân bir yer![]() Emin : Kendisine güvenilen, emniyet olunan kişi veya şey Emniyet : Eminlik, korkusuzluk, inan mak, güvenmek Emsal : Eşler, benzerler, örnekler![]() Enbiyâ : Peygamberler, nebiler, ilâhi elçiler Allah'ın gönderdiği elçiler Erkân : Rükünler, bir bütünün parçaları ■Ervâh-ı Ulviyya : Ulvi, yüce ruhlır fizik ötesi ruhanî varlıklar Ervâb-ı Süfliyye : Süfli, kötü ve âdi ruhlar![]() Esas-ı îman : îmanın aslı Kalb İle tasdik, dil ile ikrar Esbâb : Sebepler, nedenler Esbaba Tevessül : Sebeblere sarılma Mü'minin tedbir almakta n kusur istememeye dikkat etmesi Esbabu'l - İlm : İlmin sebepleri, sağj lam beş duyu organı, akıl ve sâdık haberler![]() Esfâr-ı Hamse : Beş büyük kitap Hz Musa'ya r isbet olunan beş kitap : Tekvin, Huruç, Levüiler, Sayılar ve Tesniye![]() Esîr : Kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfuz eden çok küçük zerrecikler ![]() Esmâ-i Hiisnâ : Allah'ım Yüce Zâtına mahsus güzel isimleri olup >99> adettir![]() Eş'ariyye : İmam, Ebu'l Hasan el -Eşarî'nin kurduğu itikadı mezheb Bu mezhepte olanların görüşleri Etüö : İnceleme, araştırma, çalışma Evham : Sanılar, zanlar, şüpheler kuşkular, kuruntular (Vehmin ço gulu)![]() Evleviyyet : Üstün tutulma, üstünlük daha uygun![]() Evliya : Erenler, Allah'a daha yakın olanlar, keramet sahipleri Evsâf: Kaliteler, vasıflar, sıfatlar, tâtelikler![]() Evvelâ : İlk olarak, her şeyden önce ilk önce![]() Ezelî : Evveli, öncesi, başlangıcı olmayan ![]() Fail : Yapan, İşleyen Fail ve Mûcid : Yaratan, icad eden Her şeyi yaratan Yüce Allah (c c) Fâil-i Muhtar : Dilediğini yapmakta serbest olan Yüce Allah![]() Fakih : Fıkıh âlimi, İslâm hukukçusu ![]() Fakru zaruret : Zaruret ve çaresizlik içinde olmak, yoksulluk, fakirlik Fâni : Ölümlü, geçici, muvakkat![]() Dinen yapılması kesin olarak emredilen, yapılmaması yasaklanan, bu husus kesin bir dinî delil ile sabit olan hüküm ![]() Farz-ı Ayn : Her müslümamn yapması dini kesin delille sabit olan ilâhi emirler ![]() Farz-ı Kifâye : Bir kısım müslüman- lann' yapması ile diğerlerinden sakı! olan (düşen) dinî emirler Fâsık : Allah'ın emirlerine aykırı hareket eden, açıktan günah işleyen kimse, (Fısk'dan gelir) Fâsid : Bozuk, kötü, yanlış şey Fatihâtü'l — Kitab : Fatiha sûresine verilen isimlerden biri Fâzıl : Faziletli, fazilet sahibi, erdemli, üstün![]() Fazilet : Erdem, güzel vasıf, iyi huy Fazl : Fazla, ziyade, erdem, fazilet, lütuf![]() Fedakâr : Kendini ve şahsî imkân ve menfaatlerini başkasından esirgemi yen, feda eden, cömert Fena : Son bulma, ölüm, yok olma Fer : Dal, budak, şube Feragat: Vaz geçme, başkası adına kendi yararından vazgeçme Fer'î : Asıl olmayan, ikinci derecedeki ferde, cüz'e, şubeye mensup olan Şey![]() Fesahat : Güzel ve düzgün konuşma İyi söz söyleme yeteneği Fesat : Bozukluk, fitne Fetânet : Zihin açıklığı, akıllılık, çabuk kavrayış![]() Fetret Devri : İki peygamber arasında, peygambsrsız olarak geçen zaman Fevc : Bölük, cemaat, takım Feyiz : Bolluk, verimlilik, lütuf ve ih san![]() Feyz-i İlâhî : Allah'ın verdiği bolluk, maddî, mânevi verimlilik İlâhi lütuf, nimet ve ihsan Feza : Uzay![]() Fıkıh : Şeriat ilmi, şeriatın amel ile ilgili olan hükümleri, amelî ve şer'i mes'elelsrden bahseden ilim Fıkh-ı Ekber : En büyük fıkıh İslâm inançlarından bahseden akaid İlminin diğer bir ismi İmam-ı A'zamın akaid-de yazdığı meşhur kitabın adı Firak: Bölükler, fırkalar, takımlar £hl-i Sünnet ve cemaattan ayrılan fır kalar![]() Firak-ı İslâmiye : İMmi fırkalar, iti kadi konularda ortaya çıkan fırkalar ![]() Fırlta : İnsan kalabalığı, grub Muayyen bir inanç görüş ve prensipler etrafında toplanan bir zümre Fısk : Hak yoldan çıkmak, Allah'a is yan![]() Fısk-ı Fücur : İsyan, işret (içki içmek), sefihtik (akılsızlık, adilik), günahkârlık ve ahlâka aykırı haller (içki içmek, zina etmek ve eğlencelere dalmak gibi ) Fıtri : Tabiî, yaratılıştan , Fıtrat: Yaratılış, tabiat, mizaç, huy Fiilî : İşe, eyleme âit Fİil-i Cevârih : Uzuvların, yani bir vücudun azalarının yaptığı fiiller FİİÎ-i Kalb : Kalbi fiil Kalbden çıkan, kalbde olan fiil FİU-i Lisan: Dilin yaptığı iş, yani dille söylenen sözler Fiilî Sünnet: Peygamberimizin fiil ve hareketleri, davranışları FîiUyyât: Gerçekten yapılan işler, fiilen var olan şeyler Filhakika : Hakikaten, gerçekten, doğrusu![]() Fİr'avn : Mısır'da M Ö yaşayan ve Hz Musa ile mücadele eden kâfir hükümdar![]() Furkan: îyi ile kötü ve doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren, hakkı bâtıldan ayıran Kur*an-ı Kerîm Ftinun : Fenler, san'atlar, hünerler![]() — G — Gafur: Affedici, bağışlayıcı Yüce Allah'ın bir sıfatı Gâib : Görünmeyen, hazır olmayan Galebe : Galib gelme, yenme, üstünlük, çokluk![]() Garb: Güneşin battığı taraf, batı gün batısı (Batı; Memleketimizin yönüne göre, Avrupa ) Gaybi : Göze görünmeyen şeylare âit, görünmezlik dünyasına âit Gayhiyyât: Göze görünmeyen şeyler, görünmezlik dünyasına mensup varlıklar![]() Gaye-i Hilkat : Yaratılıştaki gaye, a maç ![]() Gazab : Kızma, hiddetlenme Öfkelenme![]() Gazve: Akın, cenk, din düşmanları üzerine yapılan sefer Gufran : Affetmek, merhamet etmek, bağışlamak![]() Günâh-i Kebâir: Büyük günahlar Ehl-i Sünnet ile Mu'tezile arasında tartışılan itikadı Önemli bîr konu![]() — H — Haber-i Meşhur : Meşhur haber, Pey gamberimizden bir veya birkaç râvi tarafından rivayet edildiği halde, daha sonra 2 ve 3 asırlarda şöhret bulan hadis Hadis nev'ilerinin ikincisi Haber-İ Mütevâtır: Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan büyük bir topluluğun bildirdikleri haber Hadis nevilerinden biri (üçüncü nev'i)![]() Haber-i Resul: Peygamberlerin verdikleri haber Mu'cîze ile peygamber ligi sabit olan Enbiyâ'nm verdiği haber![]() Haber-i Sâdık: Sâdık, doğru haber, bir hakikatin ifadesi olan gerçek ha ber ![]() Haberi Vahic1 : Bir veya bir kaç râvi (emîn kişi) tarafından peygamberi-mizden nakledilen haber ki, «zan» ifade eder Hadis nev'il erinden biri Hadd-i zâtında : Zaten, esasen, yara tıhşta, aslında Hadis : Sonradan olan Hâdise: Vakıa, olay, yeni bir $ey ilk defa çıkan $ey Hatfs : Zan, tahmin, se/gi Hafaza : Kur arı'da «Kiramın Kati; ; bin» adı verilen insanların yapi^ı H leri yazmakla görevli melekler Koru yucu bekçiler (Luğat mâıâsO Hafıza: Görüler, işitilen ve okuman şeyleri zihinde saklayan hasse, tisi lek![]() Haham : Yahudilerin din adamı Hakâık : Hakikatlar, gerçekler Hakikat : Gerçek, doğru olan şey Hakikat'ül - İslâm : îslâmın hakikati Hakikî : Gerçek, doğru, hakikat Hakim : Hikmetli söz söyleyen, âlim kişi, düşünen bilgin, filozof Yüce Allah'ın güzel isimlerinden biri Hakka'l - Yakın : Gerçekliğinden hiç şüphe olunmayan, kalb ile sezilip, bizzat duyulan ve fiilen yaşanarak bilinen kesin bilgi CKelâmcüarca; ilmin en yüksek derecesi kabul edilmiştir ) Hali hazırda : Şu anda, şimdi Hâlık : Yaratıcı, Yüce Allah (c c) Hâlıkıyyet t Yaratıcılık Hâlık-ı Zülcelâl : Celâl sahibi olan Yüce Yaratıcı Allah'u Teâlâ Halkı Efali İbad : Kulların yaptık lan işlerin yaratılması Hamd,: Şükür, sena etmek, Allah'a şükran duygularını bildirmek Haram : Yapılması dinen kesin nass-larla (delillerle) yasaklanan şeyler Haram: dinen mükellef olan müslü-manlarla ilgili dinî hükümlerden biridir Yalan söylemek, içki içmek gibi![]() ![]() Harici : Harice, dışarıya mensup, Hz Ali'ye karşı çıkan ve isyan eden cemaatın bir Terdi![]() Harikulade : Âdetin üstünde, haricinde, fevkalade ![]() Hasebiyle: Sebebiyle, itibariyle, do-layısiyls ![]() Hasenat : İyilikler (Hasen'in çoğulu) Hâsıl olan : Meydana gelen, olan, türeyen, ortaya çıkan Hasım: Düşman, düşmanlık duyulan kişi, rakib![]() Hatabî : Zan ifade eden, kesin olmayan ![]() Hatabi deliller : Zan, tahmin ifade e den aklî deliller ![]() Hâtera-i Nübüvvet : Peygamberlik mührü ![]() Havâriyyûn: Hz İsa'nın oniki kişiden ibaret yardımcıları, yakın arkadaşları![]() Havass-ı selime-: Sağlam duyu or-g anları ![]() Havi : İhtiva eden, içine alan, topla yan ![]() Hayât-ı İnsâniyye : İnsanlık hayatı Hayrat : Sevap kazanmak için yapı lan hayırlı şeyler, işler Hayy : Hayat sahibi, diri Yüce Allah'ın güzel isimlerinden biri Hayvân-ı Nâtık : Konuşan düşünebilen hayvan, yani insan Mantık ilmin de insanın tarifi![]() Hayyiz : Mekân, mevki, meydan Felsefede; uzam, boşluk Hazer etmek: Sakınmak, gocunmak, kaçınmak, çekinmek Hazf : Yok etmek, ortadan kaldırmak, aradan çıkarmak, silmek![]() ![]() Helak : Mahvolma, yok olma![]() Hicret-t Nebeviyye : Peygamber aley-hisselâm efendimizin Mekke'den Medine'ye göç etmeleri Hidâyet: Hak yoluna, doğru yola kılavuzlama![]() Hikmet: Anlamlı söz, bir şeyin akla uygun olması ![]() Hikmet-i İlâhiyye: Ancak Allah'ın bilebileceği şeyler, Allah'ın fiillerinde ki gaye, amaç ve yüce hikmetler ![]() Hilaf : Karşı, zıt, yalan ![]() Hilkat : Yaratılış ![]() Himmet: Gayret etmek, çalışmak, çabalamak ![]() HÎS5-İ Bâtıni: Kalb ile sezmek, altın cı his ![]() Hiss-i Müşterek : İç âlemde duyulan ortak his, kalb ile sezgi, buna hissi bâtını de denir ![]() Hurius : Sonradan var olmak ![]() Huief â-i Râşİdln : Peygamberimizin dört büyük hâlifesi : Hz Ebu Bekir![]() Hz Ömer, Hz Osman ve Hz Ali (R![]() Anhun) ![]() Huruç : Çıkış, çıkmak ![]() Huruf : Harfler ![]() Husul: Üreme, türeme (bkz hâsıl alan) ![]() Hususiyet: Bir kişinin özel hayatı ite ilgili şey özellik![]() Hutama : Cehennemin beşinci katı, kırmak, dökmek ![]() Hüccet : Delil, senet, vesika ![]() Hülâsa : Bir şeyin kısası, bîr sözün Özü ![]() Hüsün : Güzellik Dünyada medhe,âhiretie sevaba vesile olan ![]() Hüsün Liaynihi: Zâti güzellik, zâti bakımdan güzel olan ![]() Hüsün Lİgayrihi : Zâtı ile değil, zâtı dışındaki bir şeyle güzel olan Hüsün ve Kubiıh : Güzellik ve çirkinlik Dinen emrolunanlar güzel, yasaklananlar da çirkindir![]() Hüviyet : Mahiyet, bir şeyin aslı, hakikati, bir kişiyi tanıtan kimlik ![]() — I — Idlâl : Dalâlete düşürme, saptırma, azdırma, doğru yoldan çıkarma, kötülüğe sevk etme ![]() T'kab : Ceza, azap, eziyet Inkıyad etmek: Boyun eğmek, itaat etmek![]() Islâh : tyi hale koymak, düzeltmek Israr : Ayak direme, direnme, diretme![]() Istılah: Tâbir, terim, bir kelimenin bir ilimdeki karşılığı ![]() Itlak : Salıverme, koyuverme Izdırari : Mecburi, irade ve istek dışı![]() -I — İbadât : İbadetler Allah'ın emirlerine uyarak, ilâhi rızasını kazanmak ve O'na tapmak gayesi ile, bedenle, mal la yapılan taatlar![]() İbadet re taat : Allah'ın emirlerine uyarak, O'na tapmak, tapınmak; Allah'ın her emrini yerine getirmek O'na itaat etmek![]() İbarede Vücud : Zihinden geçen bir anlamı sözle ifade etmek İbda' : Eşi, benzeri vs örneği olmadan yaratmak![]() İbda' ve İUet-i Gâiyye : Allah'ın varlığını, yaratmadaki eşsiz ve üstün gayeye dayanarak isbat eden bir delilin ismi ![]() İblis : geytan, hilekâr İcabet : Kabul etmek, uymak îcâbiyye : Mutlak cebir fikrine dayanan ve maddî cebircilik (determinizm) adı ile tanınan felsefî ve sapık bir mezhep![]() îcma* : İttifak, toplanma, bir araya gelme (Terim olarak ise; aynı asırda yaşayan İslâm müçtehidlerinin şer'î bir hüküm üzerine birleşmeleri ) İcmâ-ı Ümmet : Ümmetin, yani İslâm âlimlerinin ittifakı Peygamber Aley-hisselâmın vefatından sonra herhangi bir asırda, o asırda yaşayan İslâm müçtehidlerinin dinî bir hüküm üzerinde birleşmeleri![]() îemâlen : Kısaca, toplu olarak İcmâlî : Kısa, toplu, tafsilât olmaksızın, geniş olmayan![]() İcmali îman: Peygamberimizin bildirdiği dinî esas ve hükümlerin tamamına toplu olarak inanmak, îmân etmek ![]() İcra : Yapma, yerine getirme icra etmek : Yapmak, bir İşi yerine getirmek![]() İçtİhad : Fer'î olan dinî bir hükmü ana kaynaklarından çıkarma hususunda bütün takat ve kudreti (daha fazlasından âciz kılacak kadar) sarfet-mek ![]() fçtima' : Toplanma, biraraya gelme İçtimai : Topluma âit, sosyal, toplumsal![]() İçtima-i Nakizeyn : İki karşıtın birleşmesi Vücud ve adem gibi iki kar-51tan bir anda bulunması (Bu mantıken muhaldir, mümkin değildir ) İdâme : Devamlı, daimî kılma, devam ettirme, sürdürme![]() İddia : Haklı haksız bir hükümde di renme ![]() İdhal etmek : Dâhil etmek, içeri s m ak İdrak : Ar layıg akıl erdirme![]() 4YU İfa etmek t Yerine getirmek, bir işi -apmak ![]() îfrat : Aşırılık, İleri gitme, haddi aşma ![]() İftirak : Ayrılma, birbirinden ayrı olma ![]() Ihâtâ : Kavrama, anlama İhiâs : Kanşıfcsız, riyasız ve samimi inanç![]() İhtilâf: Ayrılık, aykırılık, anlaşmazlık ![]() İhtimal: Mümkün olma, bir şeyin olabilmesi ![]() İhtimam : Dikkatle, gayretle sarılma, özenerek iş görme İhtira: tcad etme, benzeri olmayan bir şeyi meydana getirme İhtirak : Tutuşup yanma İhtisas : Uzmanlık, her hangi bir konuda derinliğine bilgi sahibi olma İhtiva : tçine alma, içinde bulundur-,ma![]() İhtiyaç : Muhtaç olma, gerek duyma ![]() İhtiyar : Seçme, seçilme, seçme gücü İhtiyar etmek: Seçmek, beğenmek, seçip yapmak![]() İhtiyari: İsteğe bağlı olan, mecburî ve zarurî olmama ![]() thve-i selâse : Üç kardeş (bu isimle meşhur olan itikadı bir mes'ele) ![]() İhya: Diriltme, canlandırma, uyandırma Hayat verme İkame : Ayakta durdurma, yerine koyma İkna : Razı etme, kandırma![]() İktila : Yeter bulma, aza kanaat etme, yetinme ![]() İktisab : Kazanma, sahip olma Edinme, cebretme, zorlama![]() ikrah : Tiksinme, kötü görme, iğrenme ![]() İkrar : Kalb ile tasdik edilen şeyi dil ile söyleme, kabul etme, tîrtiza : Lâzım gelme, gerekme İlâhi Adalet: Allah'ın Yüce adaleti İlâhiyyât: Allah'ın Zât ve Sıfatlarından ve Allah (c c ) ile ilgili mevzulardan bahseden bir ilim, bir bölüm![]() İlâhiyyûn : Yüce Allah'ın Zât ve Sıfatları ile ilgili konulardan bahseden ilahiyat filozofları ![]() İlhâd : Allah'ın varlığını ve birliğini inkâr, gerçekten hak din olan İslâm'dan dönme, cayma İlham : îçe doğuş, seziş Allah tarafından insanın kalbine bir hayrın, bîr şeyin doğması![]() İlhamcılar : Aklı değil, yalnız ilhamt esas alanlar, Allah'ın ilhamına dayananlar ![]() İllet : Sebep, gaye, hedef İİlet-i Gâiyye: Allah'ın varlığını is-bat etmekte, kâinatın yaradıhgındaki hikmet ve gayeleri esas alan aklî delil Gaye esasına dayanan delil Üliyyûn : Cennetin ve gök yüzünün r-n yüksek tabakası, Allah'a dâima ibadet eden melekler![]() İltifat-ı İlâhî : İlâhi iltifat, Allah'ın Yüce iltifatına, lütfuna erme, erişme İlmııllah: Allah'ın ezelî ve herşeyi kuşatan ilmi![]() îlm-i Ezelî : Allah'u Teâlâ'ya mahsus olan ezelî (Öncesi olmayan) ilâhî (mutlak, külli) ilim İlm-i İlâhî : Allah'ın Yüce Zâtına mahsus olan ilâhi, külîî ilmi îlm-i Nakli : Birinden diğerine geçen, intikal eden naklî ilim İlzam : Cevap veremez hale getirme, susturma![]() îman : İnanç, inanma, bir şeyin doğ u ve gerçek olduğunu tasdik etme İslâm'ın bildirdiği bütün gerçekleri dil ile ikrar ve kalb ile tasdik etme İman-i Hükmî: Hakikî iman olmayıp, galip bir zanna dayanan tasdikler Ha kikî ve yakînî imanın karşıtı (Mu kallid'in İmanı gibi ) İman-ı Şer'i : Şer'î İman Din dilindeki imanın mânâsı, iman edilmesi gereken şeyleri kalb ile tasdik, dil iîe İkrar etmek![]() İmtina : Geri durma, çekinme, (men" den gelir) *İndî: Kendince, kendi görüşüne dayanan ![]() udinde : Katında, yanında, nazarında ![]() jnâdiyye : Eşyanın hakikatim, mahiye tini inkâr eden sapık bir felsefî ekol (Sofistlerden bir kol) ![]() İnayet : İyilik etmek, bağışlamak İnâyet-i İlâhiyye : Allah'ın görüp gözetmesi![]() înd-i İlâhi : Allah indinde Allah katında![]() înûiyye: Eşyanın hakikati, zâtı değil nisbidir, indîdir diyen felsefî ekol (Sofistlerden ikinci kol ) İnfial: Gücenme, darılma, feveran etme![]() İnhisar : Tekel, bir şeyi bir maddeyi, bir işi, yalnız bir kişiye veya kuruma İnkâr : Kabul etmeme, reddetme (Al fah'ı Peygamberi veya Âhireti kabul etmeme gibi ), verme![]() İnkişâf: Meydana çıkma, açılma, gelişme ![]() İnsicam : Bir kararda uyumlu olma, bir düziye gitme, düzgün söz söyleme İnşikak : Yarılma, çatlama, ikiye ay nlma![]() İnşirah : Açılma, açıklık, ferahlık İntikal: Bir yerden başka bir yere geçme, bir konudan başka bir konu ya geçme![]() İntizar: Bekleme, beklenilme, gözle me, gözlenilme inzal : İndirme, indirilme İptidai : İlkel![]() iptal etmek: Kabul etmemek, yaniı? lığını isbat etmek, çürütmek İrad : Getirme, söyleme, îrado-i İlâhİyye: Allah'ın iradesi, muradı![]() İrade vf, ihtiyar : İstemek ve seçmek İrade-i Cüz'iyve: Her insanda bulunan seçme gücü İnsanın elinde olan kendi iradesi![]() îrade-İ Knllİyye : Külli, tam, tüm irade Allah'ın mutlak, külli ve ilâhi iradesi Keîâm âlimlerînce insanlar arasındaki ortak iradeye de bu iti bara göre «Millî irade» adt veriliyor![]() çevirme, geriye irca' : Eski haline döndürme ![]() İrşad : Uyarma, doğru yolu gösterme İrtifâ-i Nabizeyn : Karşıtların ikisinin birden kalkması ki aklen müm-kin değildir (Vücud ve ademin "yokluğun" ayns anda kalkması gibi Mantıkçılara göre bu imkânsızdır ) İrîihâl : Göçme, göç etme ölme İrtikâb et'en : Kötü bir iş yapan, rüşvet yiyen![]() İsbat: Bir şeyin doğruluğunu delil veya sözle ortaya koymak İsbât-i Halâ: Boşluğun (bir mefhum, bir anlam olarak) isbatı![]() İskâr : Sarhoş etme, sarhoşluk yerme İsrafil: Dört büyük melekten biri İstidat: Yetenek, kabiliyet Bîr şeyin kabulüne, kazanılmasına olan tabii meyil, anlayış![]() İstidlal: Bir delile dayanarak, bir şeyden bir netice çıkarma, delil İle anlama ![]() İsmet-i Enbiya : Günahlardan uzak olma Peygamberlere vâcib olan birsıfat ![]() İsm-t fail : İşi yapan, kendisinden iş çıkan kimselere verilen isim Cümledegeçen özne ![]() tsnad : Dayandırma, dayama ![]() İstihkak: Hakkı olma, hak kazam îan, hak edilen şey İstihsal: Hâsıl etme, meydana getirme, üretme, elde etme İstihsan : Beğenme, güzel bulma İstikra' : Bir şey hakkında etraflı bilgi edinme Çoğu cüz'î ve özel olan hükümlerden, genel ve külü hüküm lere, önerilere varmak İstikrâ-i Nakıs : Noksan bilgi edinme Bazı cüzleri (nevi ve cinsleri) inceleyerek yapılan ve zan ifade eden noksan bilgi Aklî istidlal yollarından biri İstikra-i Tam : Bütün cüz'îleri tetkikle yapılan ve kesinlik ifade eden bilgi edinme![]() İstikrar : Karar bulma, kararlaştır ma ![]() İstilâ : Kaplama, kuşatma Bir yeri kuvvet kullanarak ele geçirme İstilzam : Gerektirme, gerekme, gerekli kılma![]() İstinaf! : Dayanma, güvenme İstinbat: Bir söz veya bir işten gizlenmiş mânâyı çıkarma İstiva : Denk olma, kaplama, kuşatma![]() İtibar : Saygı gösterme, değer verme İtibari : Gerçek olmayan, var sayılan![]() İtidal: Ölçülü olma, ağın olmama, orta yolda olma, mutedil olma İtikad : İnanma, iman etme, kalb île tasdik etme![]() İtikâd-i Câzim: Kesin inanç, şüphe olmayan iman ![]() İtikat : İnanmaya âit, imanla İlgili İtimad : Dayanma, güvenme, emniyet etme![]() İtiraz: Bir fikri, bir hükmü kabul etmeme, çürütmeye kalkma, karşı koyma, karşı çıkma İtiyad : Alışkanlık![]() ■ İtmİ'nan : Güvenme, kalbteki huzur ve sükun ![]() İftihad : Bir olma, birleşme, aynı fikirde olma birlik İttihaz : Edinme, kabul etme İttikaa : Sakınma, Allah'tan korkma İttisal: Bitişme, kavuşma, ulaşma, birbirine dokunma![]() İzafî: Bağlı bulunduğu şey ite beraber değişen ![]() izafî ve İtibari : Bağlı bulunduğu şey ile değişen ve gerçek olmayan, hakikî olmayan ![]() izahat: Açtk anlatma, açıklama İzâle : Giderme, giderilme, yok etmp İz'an : Anlayış ve kavrayış İzhar : Gösterme, meydana çıkarma![]() — K — Kaabil: Mümkin, olabilen, kabul edilen (Hz Âdem'in bir oğlunun adı) Kaadir: Muktedir, güçlü Yüce Allah'ın bir kemâl sıfatı![]() Kaadiri Mutlak : Mutlak kudret sahibi olan Yüce Allah (c c)![]() Kaadiriyyet: Kudretülik, güçlülük ![]() Kaaim : Başka bir seyir, yerini tutan, ayakta duran ![]() Kabili : Çirkin, yakışıksız, kötü, fena, dinde yasak edilen ![]() Kadler: Allah'ın ezelde takdir ettiği ilâh! ölçü ![]() Kader-i Muallak : İnsan İradesine taalluk eden ilâhi ölçü ![]() Ka£er-i Mübrem : İnsan irade ve kudreti dışında olan ilâhi ve değişmez kader ![]() Kadim : Başlangıcı olmayan, ezelî Yüce Allah'ın zâtı ve selbi bir sıfatı Kâfir : Küfreden, küfredici, hakkı ta-nımıyan bilmeyen, Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan Kaide : Kural, esas, temel, usui, nizam![]() Kâinat : Var olan şeylerin hepsi, yaratıkların tamamı, evren Kâmil: Olgun, yetişkin, gelişmiş Kasd-ı evvel: İlk istek, ilk amaç önceki kasıt![]() Kasd-ı sânı : İkinci kasıt, ikinci istek, birinci derecede olmayan amaç, gaye ![]() Kâsib : Kazanan, kesb eden, yapan, işleyen ![]() Kasr : Kısa kesme, kısaltma, kısma Kaasır : Zorla işleten, kusurlu Kat'î : Kesin, tereddüde mahal olma yan şey![]() Kat'iyyet : Kat'ilik, kesinlik Kavlî Sünnet: Peygamber Efendimiz (s a v )'İn söylediği «Hadis-i Şerîf>ler Kayyûm : Baaki ve kaaim olan, ezelî Allah (c c)![]() Kayyûmiyyet: Devamlılık Devamlı, baakî kalmak![]() Kâzİb : Yalancı, yalan söyleyen Kaziyye : Mesele, dâva, teklif Mantık dilinde önerme![]() Ktbâir : Büyük günahlar, büyük fesada sebep olan ve dinen şiddetli cezayı gerektiren suçlar (Zina gibi) Kebîre : Büyük günah (Kumar gibi)Kelâm Binefsifi : Allah'ın Kelâmı, sözleri ![]() Kelâm Sıfatı: Allah'ın subutî, zâtına sabit ve mahsus olan kemâl sıfatlarından bîri Yüce Allah'ın sese, harflere, telime ve cümlelere muhtaç olmadan konuşması![]() Kelâm-! İlâhî : Yüce Allah'ın ilâhî kelâmı, yüce sözü ![]() Kelâm-ı Lâfzı: Lisan ile, dil ile ifade olunan söz ![]() Kelâm-ı Lâfn-İ ilâhi : Yüce Allah'ın Zâtı ile kaaim, -Kelâm-ı Nefsi» yi idrâke vâsıta olan ve ona delâlet eden ibare ve işaretler, âyet ve sûrelerden meydana gelen ilâhî kelâmı, sözleri Kelâm-ı Nefsi : Nefiste bulunan ve nefis ile kaaim olan mânâ Kalbde mevcut söz![]() Kelâm-ı Nefsî-î İlahî: Yüce Allah'ın Zâtında bulunan ve O'nunla kaaim (var ve sabit) olan ilâh! mânâlar Yüce anlamlar, sözler Kelâmullah: Allah'ın Kelâmı, Kur'an-ı Kerîm![]() Kelâmuİlah-ı Kadim : Kadîm ve ezeli olan Allah'ın Kelâmı, Kur'an-ı Kadim gibi ![]() Kelîme-i Şehâdet: Şehadet Kelimesi Bu kelimeyi, yani Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Hz Muhammed'İn Allah'ın Resulü olduğuna kalbiyle İnanarak söyleyen kimse müsîüman olur Kelime-İ Tevhid : Allah'ı birleme sözü, yani «Lâ ilahe İllallah» demek Kelimetollah : Allah'ın Kelimesi, ilâ M sözü Allah'ın Kelimesi ki; Kur'an ile bildirilen Müslümanlığı yüceltmek, her müslümanın vazifesidir Kemâl: Olgun, yetkinlik, tamlık Kemâlât: İnsanın bilgi ve ahlâk gÜ zslliği bakımından olgunlukları Kemâlât-ı îlâhiyye : Allah'ın mükem mellikleri, Kemâl Sıfatlan Kemâl-i İman : İmanın kemâli, olgun luğu, en yüksek derecesi İbadetler ve sâlih ameller, imanın kemâlinden dır![]() Kerâhiyyei : İğrenme, tiksinme, baskı ile yapma Kelâmcılara göre; iradesizlik, acizlik, irade sıfatının zıddı Keramet : Evliyâ'nın, Allah'ın izniyle gösterdiği fevkalâde hâdiseler, kerem bağış![]() Kerem : Cömertlik, lütuî, ihsan Kesb : Çalışıp kazanma, bir şeyi irade ve ihtiyar sarfederek elde etme Kesbi: Kesb etmeye, kazanmaya âit Kesb ve ihtiyar : Kendi isteğiyle, iradesiyle seçme, kazanma Kevnî : Var olmaya âit, var varlık![]() Keyfiyet : Nitelik, husus Bir şeyin iyi veya kötü olma cihati Kıdem: Evveli olmama Allah'ın sıfatı (Selbî sıfatlarından biri) Kıraat : Okuma, devamlı ve düzgün okuma![]() Ktyam binefsihi : Kendi Zâtı İle kaaim olan Allah'ın- Selbî (tenzihi) Sıfatlarından biri ![]() Kıyamet : Kâinatın nizamının bozul ması, her şeyin altüst olarak son bulması ![]() Kıyas : Dinî delillerden biri Bir veya daha çok noktalarda birbirine benzeyen şeyleri Ölçmek, bir şeyin hükmünü benzerine vermek Mantık ilminde kullanılan İlmî bir terim Kıyas-ı OH : Açık kıyas İlleti, yani sebebi açık elan ve Müctehid tarafın dan kolayca anlaşılan kıyas nev'i I Kıyas-ı Fukaha : Fakihlerin, yani Fi kıh âlimlerinin yaptıkları ilmî kıyas Ser'î bir delil ile daha önce sâbii olan bir şey hakkındaki hükmün mis lini, ortak bir illete (sebebe) dayana rak, diğer bir şeyde izhar etmek ve açıklamaktır![]() Kıyas-ı Hafi : Kapalı kıyış İlleti ka | palı olan kıyas ki, buna «İstihsali* da denir![]() Kinaye: Maksadı kapalı olarak an latma ![]() Kirâmen Kâtibin : Şerefli yüce yazı cılar, insanların yaptıklarım yazarı melekler ![]() Kitâbu'l - Hakk : Doğru ve gerçek o-lan kitap Kur'an-ı Kerîm'in bir ismi Kftabullafc : Allah'ın Kitabı, Mukaddes Kitabımız Kur'an-ı Kerîm Kitâbu'l ■ Münir : Kalpleri ve fikirleri aydınlatan ilâhî hitap; Kur'an-ı Kerîm![]() Kitabede vücud : Zihinde geçen bir mânâyı yazıya dökerek ifade etme Kizb : Yalan, doğru olmayan Kubuh : Kötü, çirkin, Allah'ın yasak kıldığı![]() Kubuh Liaynihİ : Zâtında bulunan bir sıfattan dolayı çirkin olan Kubuh Ligayrihi : Zâtı dışındaki bir şeyden dolayı çirkin olan Kudenıa : Kadimler, yani öncesi ol mayan şeyler Varlığının evveli olmayan varlıklar «Kadim» olan yalnız Yüce Allah'dır![]() Kudret: Kuvvet, takat, güç, Allah'ın ezelî gücü, Kemâl sıfatlarından birisi Kadref-î îlâhiyye : Allah'ın Yüce ve sonsuz olan kudreti Kudretullah : Yüce Allah'ın ezeli kud reti, ezelî gücü![]() Kutsi : Mukaddes, ilâhî, Allah'tan gelen ve indirilen kutsal şeyler Kutsiyet : Yücelik, ilâhhk, Kur'an-ı mesmu: Okunarak işitilen Kur'an-ı Kerîm![]() Kuvve-i te'yidiye : Destekleyici kuvvet ![]() Küfür : Allah'a ve dine âit şeylere i Banmama, Cenâb-i HaBr's orlak koş ma, dinsizlik, imansızlık, İslam dininin esaslarına uymayan davranışlarda bulunma ![]() Küllî : Bütün, umumî, tam, çok, pek çek ![]() Küllîyyat : Külli, umumi, genel oHn şeyler ![]() Künh : Bir şeyin ash, hakikati, temeli![]() Kütübin : Tevrat ve Ahd-İ Atikden bir kısım, özel bir terim Kütüb-Î Münzele: Allah tarafından Peygamberlere indirilen Mukaddes Kitaplar![]() Kütübü Sİtte : Altı Kitap En muteber en sağlam meşhur altı hadis kitabı![]() Lâ Edriyye : Sofistlerden bir zümre, hiç bir şeyi kesin olarak bilmediklerini iddia eden felsefî sapık bir ekol (Sofistlerin üçüncü kolu) Lâfız : Söz, kelime, harf Lâfz-ı ilâhî : İlâhî söz, Allah kelâmt Kur'an-ı Kerîm ve âyetleri Lâhik : Yetişen, ulaşan, eklenen![]() Lâmİse : Dokunmakla olan duyma duygusu Temas eden el ve vücud derisi![]() Letafet : Lâtiftik, güzellik, hoşluk ![]() nezaket ![]() Levh-i Mahfuz : Allah'ın ezelde tak dir ettiği, kaza ve kaderin yazıldığı ilâhi levha ![]() Lczâ : Ateş alevi, cehennemin bir ismi ![]() Lİzâtihi ve bizatihi : Vücudu, zâtı için ![]() vücudu zâtına vâcib, yani zaruri olan Yüce Zât ![]() Lütuf : îkram etma, istekle verme ![]() — M — Mâ bihi'l - İmtiyaz : Kendisiyle ayrılan ve temayüz olunan (seçilen) şey ki, buna -tfantık dilinde, «fasıl» denir ![]() Mâ bihi'l - İştirak : Kendisiyle iştirak, ortak olunan şey Buna Mantık ilminde «cins» denir![]() Ma'bud: îlâh, kendisine ibadet olunan, tapılan Yüce Allah (c c) Maddiyyım : Maddeciler, yalnız mad deye inananlar![]() Ma'dom : Var olmayan, yok olan şey Mağfiret: Affetmek, bağışlamak, ört bas etmek Allah'ın kullarım affetme-Mahdut : Sınırlı, belirli Mahiyet : Bir şeyin ash, hakikati Mahiyet-i Mahlâta : Karışık mahiya Bunlar, hariçte mevcut olan şeylerdir Mâhiyet-i Mutlaka : Mutlak mahiyet Kelâmcılara göre zihinde mevcut olan bu gibi şeyler, hariçte fiilen oîa-bilir de, olmayabilir de![]() Mâhiyet-i Mücerrede : Mücerred, soyut mahiyet, hariçte bulunmayan, fakat zihinde mevcut olan şeyler Mahluk : Yaratık, yaratılan her varlık![]() Mahlukât: Yaratıklar, yaratılmış bütün şeyler, varlıklar, canlılar Mahsusât: Hissedilen, gözle görü Ien şeyler![]() Mahzun : Tasalı, kaygılı, hüzünlü Makâsıt: Maksatlar, niyetler, istek-lar, amaçlar, arzular (maksad'ın çoğulu)![]() Makastarı Aslîye : Aslî maksatlar Bir ilimde hedef oîarak kabul edilen şeyler, esaslar, temel konular Makbul : Kabul olunmuş, alınmış şey, beğenilen, hoş karşılanan , Makîs : Kîyas erlilen, benzetilen, (Kıyâs kelimesinden türetilmiştir) Maksat; Kasd olunan, istenilen §ey, amaç, hedef![]() Maktul : Öldürülmüş, vurulmuş kini se ![]() Ma'kulât: Akıl ile bilinen, aktın >;>-gun bulduğu, hislerle görülmeyen şeyler ![]() Mâlâyâni : Boş, faydasız, anlamsız, şey, mânâsız söz ![]() Mâlik: Sahip, bir şeye sahip olan, (Yüce Allah'ın ulûhiyyet afatlarından biri) Ma'lum : Bilinen, belli olan şey Malûmat : Malum olan, bilinen şeyler![]() Mâni : Engei, men eden, geri bira kan, alıkoyan ![]() Ma'rife* : Bitmek, biliş, hüner, usla tık ![]() Marifetutlah : Allah'ı bilmek (Her İnsan Allah'ı eserlerine bakarak aklı ile bilebilir, bitmekle mükelleftir) Ma'nıf : Herkesçe bilinen, tanınan Masdar : Bir şeyin çıktığı yer, kaynak, membaa![]() Ma*siyet: İşlenen bir günah, isyan, asilik, itaatsizlik ![]() Maslahat: İş, emir, husus, keyfiyet, ehemmiyetli iş, menfaata uygun olan Maslahat ve Mebsedet: Menfaat ve zarar, maksada uygun olan ve olmayan![]() Massetmek : Emmek Masun : Korunmuş, korunan Materyalist: Maddeci, her şeyin as hm maddeye dayayan kimse Matlub : Talep edilen, istenilen, ara nılan şey![]() Matuf : îsnad olunmuş, yöneltilmiş Mâturidîyye : Ebû Mansur Muham-med b Muhammed, b Mahmut el-Ma-tûrîdî'nin kurduğu itikadda Ehl-i Sün-net'in ikinci hak mezhebi, itikadda meznebimiz ![]() Mâ yüntefau bihi : Kendisinden fay dalamlan şey ![]() Mâzİ : Geçmiş zaman ![]() Mead : Sonunda dönülen yer âhiret![]() Mçâl: Bir yazının, sözün anlamı, özü ![]() Mebâdi' : İlk esaslar, temel unsur lar, prensipler, Mebfc t Başlangıç, prensip, ilk üi> sur, ilmin ilk kısmi ![]() Mebde-i İlliyyet: İlliyet kanunu, İllet ve ma'lul sebep ve müsebbeb üişkişini gösteren kanun ![]() Mebde-i İştikak: Bir kökten gelen kelimelerin birbiri ile olan ilişkilerinin asîı ![]() Mebdei Tekvin: Var olmanın asft ![]() başlangıcı: Tekvin Sıfatının aslı ![]() Metmi : Bir şeye dayanan ![]() Mecburi : Zorunlu, mecbur, yapma zorunda olma ister istemez: zar altında ![]() Mecelle : Kitap, mecmua, dergi İslâm Hukuku ve Kanunu ile ilgili olarak hazırlanan meşhur bir eserin ismi![]() Mecmu* : Toplanıp biriktirilmiş, tertip ve tanzim edilmiş şeylerin hepsi Mecûsî : Ateşe tapan Meçhul ; Bilinmeyen Medar : Bir şeyin üzerinde dönece ği, devredeceği, hareket edeceği yer Medih : Övme![]() Medlul: Üzerine delil getirilmiş olan şey ![]() Mefhum : Anlaşılmış, sözden çıkarı lan mânâ kavram Mefsedet : Fesatlık, münafıklık, bozgunculuk![]() Mekârim-i Ahlâk : Övülmeye lâyık olan yüksek ahlâk, güzel huylar Mekkî : Mekke'ye ait, -Mekke'de Peygamberimiz (A S )'e indirilen âyet ve sûreler![]() Meknuz : Yere gömülü, hazinede sak' h ![]() Mekruh : Hoşa gitmeyen, tiksinti ve ren, iğrenç İslâm dinînde haram de recesine varmayan ve zannî delillerle sabit olan yasak şeyler Melâike : Melekler Meleke: Alışkanlık, tekrarlaya tek-rariaya meydana gelen bir hassa, bir huy![]() Melekut : Melekler ve ruhlar âlemi Memat: Ölüm (Hayatın zıddı) Menba*: Kaynak![]() Mendub : Yapılması iyi, uygun görülen Dini emir ve yasaklardan olma yan, fakat yapılması iyi ve makbul olan şeyler![]() Menfaat: Yarar, fayda Menfî : Olumsuz, sürgün edilmiş, her şeyin olmayacak tarafını, aksini düşünen![]() Mcnkabe : Çoğu tanınmış veya tari he geçmiş kimselerin hallerine âit fıkralar, hikâyeler ![]() Men lem yezak lem ya'rif : Bir şeyi tatmayan, onun ne olduğunu bilmez Menşe*: Bir şeyin çıktığı yer![]() Kulsi : Kutsal, yüce ve ilâhi kaynak ![]() Menşe-i Tekvin : Tekvin (Var- etme, yaratma) sıfatının kaynağı Menzile : Mertebe, derece, yükseklik derecesi![]() Mertebe : Derece, rütbe paye Merzuk : Rızıklanmış, rızık verilmiş Mesâil : Mes'eleler çözülmesi gereken işler![]() Mes'ele : Sorun, çözülmesi ve karsı-lığı istenen şey, problem Meserret : Sevinç, sevinme Mesnet : Dayanak, dayanılan §ey Mesnetsiz : Dayanıksız, asılsız![]() Mes'ul: Sorumlu, sual sorulmuş, kendisinden sorulmuş Mes'ulîyet : Sorumluluk Meşhur : Şöhretli, şöhret kazanmış, ün almış![]() Meşiat : Dileme, irade £tme, iiteme Meşru : Şeriatın, dinin müsade ettiği, toplumun uygun gördüğü, aklın ve vicdanın kabul ettiği şey![]() Metafizik: Fizik ötesi , tabiat Ötesi Metodoloji : Metotlar ilmi Mevcudat: Var olan şeyler, mahluk lar, yaratılanlar![]() Mevcudiyet : Mevcut olma, varlık Mevhibe : İhsan, bağış Mevhibe-i İîâhiyye : îlâhî vergi, Allah'ın lütfedip verdiği üstün yetenek Mcv'izs : Nasihat etme öğüt verme Mevzu : Konu bahis Mevzmıbahs : Söz konusu, bahis konusu, bahsotunan![]() Meze etmek : Katmak, katıştırmak Mezheb : Gidilen, tutulan yol bir di nin itikad veya ameli hükümleri etrafında teşkil edilen ekol![]() Mihver : Eksen ![]() Mikâil: Dört büyük melekten biri ![]() Misli: Benzeri, tıpkısı ![]() Muâhaze : Azarlamak, kusurlu gör inek, sorumlu tutmak ![]() Muamelât : Kayıt, takip ve saire gibi işler İnsanların aralarındaki işlerle ügili dinî amelî hükümler![]() Muasır : Çağdaş, bir asırda yaşayanlardan her biri Muattal : Tatil edilmiş, bırakılmış, kullamlmaz![]() Muazzam : Çok büyük Mûcid : İcad eden Mu'cîze : Âdetler üstü, fevkalâde bir olay, benzeri yapıîamıyan bir şey, bir olay![]() Mu'cizii'l-Beyan: Okuyan ve duyan lan âciz bırakan fevkalâde üstün beyan Kur"an-ı Kerim, mu'cizü'l-beyan'-dır![]() Mufassal: Uzun U2un anlatılan, taf süâtlı detaylı olarak bildirilen Mugayir : Aykırı, başka, uygun olmayan MııgayyebiU : Görülmeyen şeyler, gâ-ib âlemi ![]() Muğlak : Kapalı, çapraşık, özü anlatılmayan ![]() Muhafaza: Saklama, koruma, hıfzetme ![]() Muhakkak: Kesin Doğruluğu ve gerçekliği belli olan şey Muhakkikim : Tahkik eden inceden İnceye araştıran âlimler Muhal: İmkânsız, olmayacak birşey ![]() Muhalefet: Muhaliflik, aykırılık, uygunsuzluk ![]() Muhalefettin H-1-Havâdis : Yüce Allah'ın hâdiselere, yaratıklara benze memesi (Yüce Allah'ı noksanlardan tenzih eden Selbî Sıfatlardan biri ) Muhalif : Karşı çıkan, aykırı görüş sahibi, zıt görüş, aykırı, zıt Muhatab : Kendisine söz söylenen, hi tap olunan, dinleyen Muhayyile : Hayal etme gücü Muhdis : Yok iken var eden icad eden yaratıcı![]() Muhit: Çevre, etrafını çeviren, kuşatan Yüce ALLAH (C C )'m isimlerin den biri![]() Muhkem : Tahkim edilmiş, sağlam kılınmış, sağlam, kuvvetli Muhtasar : Kısaca, özetle Muhtelif : Birbirine uymayan, zıt çeşitli, türlü![]() Maliyi : Hayat veren, dirilten, canlandıran Yüce Allah'ın isimlerindenbiri ![]() Mukabil: Karşı karşıya gelen, birse-yin karşısında bulunan, karşılığında Mukadder : Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, alnında yazılı olan kaderi Mukadderat : Ezelde takdir olunan, Allah'ın takdir ve tesbit ettiği şeyler Mukaddes : Takdis edilmiş, mübarek kutsal, temiz, ilâhî Mukaddime : Önsöz, giriş, başlangıç, Mukallit: Taklit eden, başkasına benzemeye Özenen![]() Mukarrebön: Allah'a yakın olan yaklaştırılan melekler Mukayese: Karşılaştırma, Ölçme, kt yaslama![]() Muktedir: îktidarh, yapma gücüne sahip olan, güçlü kişi Mukt*za : Gereken, îcabeden Mukteza-i Hikmet: Hikmet icabı, Hikmetin gerektirdiği şey Muktezi : îcabeden, iktiza eden, lâzım gelen, icabettiren, gerektiren Murad : îstenen, irade olunan Murad etmek: İstemek, arzulamak Murad-ı İlâhi : İlâhî istek Allah'ın yüce isteği, ezelî iradesinin gereği Musahhar: Teshir olunan, emrine, iradesine verilen Mutabık : Birbirine uyan uygun![]() uyumlu ![]() Mutasarrıf : Tasarruf eden, dilediğini yapan, tasarruf hakkına vs gücüne sahip olan Muteber : İtibarlı, şerefli, hatırı sayılır, saygın İnanılır, güvenilir Mu'tezile : Ehl-i Sünnet dışı sayılan itikadı bir mezhep Kaderi ve Allah'ın Subûtî sıfatlarını inkâr ederler Kur'-an'a mahlûktur derler![]() ![]() Mutlak : Kayıtsız, şartsız Mutlak Hayır : Kayıtsız, şartsız hayır![]() Mutlak Kemal : Kayıtsız kemal Al lah'a mahsus olan kemal, olgunluk yücelik Mutmain : Huzur içinde olan![]() Muârrız : Ta'riz eden, dokunaklı sÖ2 söyleyen, taş atan, sataşan Muttali: Öğrenmiş, haber almış Haberli![]() Muttasıf : Vasıflanan, nitelenen Mnvâcehe : Karşı karşıya, yüzyüze gelme, yüzleşme![]() Muvafakat : Uygunluk, uyma uzlaş ma, razı olma![]() Muvaffak : Başarılı, işi rast giden, beceren, Allah'ın yardımına erişen, mazhar olan ![]() Mnvaffık : Muvaffak eden, başarı kazandıran Yüce Allah Muvafık : Uygun, yerinde -Muzdar : Çaresiz, mecbur Mubah : Yapılması da, yapılmaması da dinen ca'iz olan şeyler Yemek, içmek gibi (Cezasız, sevapsız işler) Sakıncasız![]() Mübahâse: Bir iş etrafında karşı lıklı konuşma, bahse girme, iddialaş ma ![]() Mübîn : Hayrı şerri, iyiyi ve kötüyü beyan eden açıklayan Mübrem: Lüzumlu, kaçınılmaz, acile yapılmasî gerekli olan zorunîu o!an §ey![]() Mücâdele : Savaşma, uğraşma, bir konu etrafında çekişme Mücâzât : Ceza, karşılık verme, cezalandırma![]() Mücbir ve muzdar: Mecbur, icbar olunan, zorlanan, yapmak mecburiyetinde, zorunîuğunda olan Müceddid : Yenileştiren, yenilik hareketine girişen![]() Mücehhez : Donanmış, donatılmış Hazırlanmış![]() Mücerred : Diğer bir şeyle kanşik veya beraber olmayan, sırf yalnız, soyut![]() Müctehid : İctihad eden Gücü yettiği kadar çalışarak, dinî hükümleri kaynaklarından (âyet vt ı> a dişlerden) çıkarmaya muktedir olan büyük din âlimleri, imamları![]() Müdafaa: Karşı koyma, savunma, bir saldırışa karşı koyma Müdahale : Karışma, araya girme![]() Müddet : Süre, belirli bir zaman Müdebbirât : Tedbirli, düşünceli Kâi nat nizamı ile görevli oîan melekler Müesses : Tesis edilmiş, kurulmuş Müessir : Tesir eden, etkin, etkili MÜeyy*d: Te'yid olunan, destekte' nen![]() Miifret : Tek, yalnız, basit Müfsit: Bozan, ifsat eden, şartlarına uygun olan bir şeyi, bîr hükmü veya bir ibadeti bozan şey Mühim : Önemli, gerekli, lüzumlu, ehemmiyetli![]() Muhtedİ : Vaşaklardan kaçınan, hidâyete eren, doğru yolda olan Mükâfaat: îyi ve güzel bir hizmet karşılığında verilen şey Mükellef : Bir şeyi yapmaya mecbur olan vazifeli, (sorumlu) yükümlü Mükellefiyet : Yükümlülük, yapmak zorunluluğu (sorumluluk) Mükemmel: Olgun, kusursuz, kemale erdirilmiş![]() Mükevven: Tekvin olunan, yaratılan ![]() Mükevvin: Tekvin eden, yaratan Yüce Allah (c c) Mülâhaza : İyice düşünme Mülayim : Uygun, yumuşak huylu, uysal,Mülhid: Allah'ı İnkâr eden, dinsiz, imansız Mamaselet: Denklik, benzerlik![]() Mümkün : Olabilen, olabilir, olması da olmaması da caiz olan şey ![]() Mümkinât: Olabilecek şeyler Münkinü'l-VÜcnt : Vücudu, varlığı başkasından olan, var olmak için biryaratıcıya muhtaç bulunan şeyler ![]() Mümtaz : Seçkin, temayüz eden Mümteni' : Mümkün olmayan, imkânsız![]() Münafık : Kâfir olduğu halde kendisini müslüman gösteren, nifak sokan Mİtnâfi : Zıt aykırı, uymayan Münâkaşa : Tartışma, çekişme, atışma![]() Münâsebet; İlgi alâka, yakınlık, uygunluk, vesile, sebep, ilişki![]() Münazara : Kural'ava uygun olarak karşılıklı konulma, ilmî tartışma (Mantık terimi) Münevver : Aydır; kimse, aydınlatılmış, nurlandırılmış Mâneızeh : Temiz, kusur ve noksa m bulunmayan, hiç bir şeye muhtaç olmayan![]() Münferid : Tek, yalnız olan, ayrı kendi başına![]() Münkariz : Sonu gelen, son bulan Münkeşif : Keşf olunan Münker : İnkâr olunan Münkerât: İnkâr olunan şeyler (ço gul)![]() Münker ve Nekir: Soru melekleri (Ölen bir kimseye dini belirli sorulan soran bu adla bilinen melekler) Münkir : İnkâr eden, İnanmayan Müreccih : Tercih eden, ihtimallerden birini seçen![]() Müreccihsİz : Tercih edici olmadan Mürekkeh : Birleşmiş, karışmış, teşkil olmuş, tertip olunmuş, cüzlerden meydana gelmiş olan şey![]() Mürid : İrade eden emreden, buyuran, isteyen, irade sahibi (Allah'ın i-, simlerinden biri)![]() Mürşîd : Doğru yolu gösteren, iyiliğe yönelten, rehber, önder Mürted : Dinden dönen îslâm dininden çıkan, irtidad eden Müsait: Elverişli, uygun, yardım eden![]() Müsavi : Eşit, Müsellem : Teslim edilmiş, doğruluğu herkesçe kesinlikle kabul edilmiş Müstağni: Muhtaç olmayan Miisiiihii : İmkânsız, boş, mânâsız, saçma şey, var olması imkânsız olan Müstecab : Kabul olunan Müstehab : Peygamber (A S )'ın sevap olduğunu bildirdiği ve kendisinin de bazen yaptığı şeyler Müstehak : Lâyık olan, hak eden Müstahilât : Var olması imkânsız olan şeyler![]() Müstelâhu'l-Hadis : Hadis İstılahlarından, hadisin nevilerinden, derecelerinden bahseden Hadis Usuîü ilmi MüsteSzîm : İstilzam eden, icab eden, gerektiren![]() Müstenid : îstinad eden, dayanan Müşabehet : Benzerlik Müşahede : Gözlem Müşkil : Zor, çetin, kolay değil, engel, mâni![]() Müşkilât : Güçlükler, zorluklar, mâniler, engeller ![]() Müşrik : Allah'a eş, ortak koşan Müştakkât : Bir kelimenin kökünden türetilen yeni kelimeler, ism-i fail gibi![]() Müşterek : Ortaklaşan, ortak olan -Mütalaa : Görüş, düşünce, okuma![]() ![]() Müteaddit: Birkaç, birçok, bîrden çok, türlü türlü![]() Müteahhirûn : Sonradan gelenler, daha sonra gelen âlimler Müteâref : Herkesin bildiği, ünlü meşhur![]() Mütedeyyin : Dindar, dinî esaslara bağlı ![]() Mütefekkir : Düşünür, tefekkür sahi bi ![]() Mütekâbilât : Nakizler ve zıtlar MÜtekad^imûn : Önce gelen ilk âlim 'er![]() Mütekâmil : Olgun, kemal sahibi, ka mil, kemale eren Mütekellîm : Kelâm âlimi MiUekellimım : îlm-i Kelâm âlimleri, kelâm ilminde bir terim, bütün kelâm âlimleri![]() Mütemerrld : Dik başlık eden, inat eden, direnen ![]() Mütenâhî: Nihayet bulan, sona eren Mötenâkız : Birbirini bozan, birbirine uymayan![]() Mütenâsip : Uygun olan her bakımdan birbirine uyan![]() Mütevakkıf : Bir şeye bağlı olan, ancak onunla olabilen, duran, bekleyen Mâtevassıt : Tavassut eden vasıta olan, orta vasat şey![]() Mütcvntir : Ağızdan ağıza geçerek ge [en (Bkz tevatür) Müteveccihen: Yönelerek, niyetlenerek, yönelenler![]() Mütevetlidât : Yapılan bir İşten doğan, o iş dolayısıyla icab eden ve or ıya çıkan şeyler Kelâm ilminde bitterim![]() Müveeet» : Tevcih edilmiş, yüzü bir tarafa döndürülmüş, herkesin teveccüh ettiği ![]() Müyesser: Kolayı bulunup yapılan kolay gelen![]() Nafile : Farz ve sünnetler dişindi yapılan ibadetler olup, yapılmasında sevab vardır Nafile, namaz ve sadakalar gibi![]() ![]() Nâfai : Nehyeden, yasaklayan, önleyen, meneden ![]() Nakd-ı Rical : Hadis râvileri ile ilgili Hadis ilmi (Usûlü Hadisten, Hadis İlimlerinden biri Diğeri ise; Musta-lahu'l-Hadis'tir)![]() Nakıs: Noksan, kusurlu, eksik, tam olmayan ![]() Nakîz : Zıt, karşı, karşıt Nakİ7İerin içtimai: îki karşıtın bir araya gelmesi Varlık Üe yokluğun bir anda bir araya gelmesi gibi ki bu aklen imkânsızdır![]() NaJtîzlerin irtifâi : İki karşıtın bîr anda ortadan kalkması Bir şeyin ne var, ne de yok oîması gibi![]() Nakli ; Akla değil, dinî metinlere, yani nakle dayanan Nakz: Bozma, çözme, kırma![]() Namütenahi : Sonsuz, ^sonu olmayan, uçsuz, bucaksız ![]() Nasib : Kısmet, pay, hisse ![]() Na*« : Sarihlik, açıklık, kat'ilik, mâ- ■ nfisında kesinlik ve açıklık bulunan Kur'an âyetleri Dinde delil darakgösterilen dinî metinler ![]() Nazar ; Bakma, göz atma, düşünme ![]() Nazar-ı aklî : Akla dayanarak irice îemek, araştırmak, bir şeyi îsbat etmek ![]() Nazarî istidlal : Nazar! ve aklî olarak düzenlenen delilden netice çıkarmak ![]() Nazır : Nezaret eden bakan gö>e-ter![]() ![]() Nazire : Örnek, karşılık, benzer Nazil: Yukarıdan aşağı inen, Allah tarafından indirilen Nebat : Bitki![]() N^bî : Peygamber, Allah'ın elçisi Nebiyyi zişân : Peygamber efendimiz Hz Muhammed (s a v,) Kadri yüce olan Nebi![]() Nefsânî: Nefisle ilgili, nefse âit Nefs-i emr : Gerçek Vakıaya, gerçeğe uygun olan![]() Nefs-i Natıka: însan ruhu İnsanın canlılar arasındaki yerini belli eden cevher, akıl veya aklın bir kuvveti Nefy : Sürme, sürgün etme, uzağa gönderme![]() Nchiy : Bir şeyin yapılmasını yasak etme ![]() Neş'et: Doğuş, meydana gelme, çıkma ![]() Neşretmek: Yazmak, dağıtmak, herkese duyurmak „__ Neşvünema: Yetişip büyüme, canlanıp var olma ve gelişme Nezâhet : Temizlik, paklık, incelik Nezih : Temiz, pak Nifak: Bozgunculuk, münafıklık, iki yüzlülük, arayı bozma Nihayetsiz : Sonsuz, uçsuz bucaksız Niyaz : Yalvarma, yakarma Nizâm : Düzen, zamanın şartianna göre konulan belirli esaslar Nizâm-ı âlem : Âlemin nizamı, düzeni, Allah'ın varlığım isbat eden aklî bir delil, {iNübüvvât : Peygamberler ve Peygamberlikle İlgili mes'eleler bölümü Nübüvvet: Peygamberlik Nüfusu Mücerrede: Maddeden uzak olan soyut cisimler Nüzul: Aşağı inme, indirilme![]() — P — Paye : Rütbe, mertebe Peygamber : İlâhî elçi, Allah'ın Re sulu, Nebîsî![]() Protoplazma: Hücreyi dolduran kimyevî sıvı madde (Stoplazma)— R — Rabb : Terbiye eden, yetiştiren ve kemâle eriştiren Yüce Allah Rabbu'l - Âlemin : Âlemlerin Rabbi, yani herşeyin yaratıcısı olan Allah (c c )![]() Râcî : Âit, ilgili ![]() Rahim : Mü'minlere acıyan, merha met eden Yüce Allah (c c) Rahman : Bütün insanlara merhamet eden, merhameti sonsuz olan Yüce Allah![]() Râvi: Rivayet eden, Peygamberimizden hadis nakleden kimseler Râzık : Rızık veren (Bkz Rezzâk)' Re'sen : Kendi kendine, kimseye danışmadan![]() Resul: Peygamber, Allah'ın elçisi, nebi ![]() Resuîullah : Allah'ın Peygamberi, elçisi Hz Muhammed (s a v ) Resul-ü Ekrem: Peygamber Efendimiz![]() Resnl-fi Zişân: Peygamberimiz Hz Muhammed (s a v ) Kadri, derecesi yüksek olan Allah elçisi Revaç : Sürüm, geçerlik Rey : Görüş![]() Rezzâk : Rızık veren, her canlıya rızkını veren Hak Teâlâ (Allah'ın yüce isimlerinden) ![]() Rezzâk-ı âlem: Âlemde mevcut her canlıya nzlunı veren Yüce Allah Rıdvan : Razı olma, hoşnutluk Rıza : Hoşnutluk, memnunluk Riza-ı ilâhi : Allah'ın hoşnutluğu, rızası![]() Rizâ-İ Kalb : Kalb rızası, kalb hoşnutluğu ![]() Rızk : Yiyecek, içecek şey, Yüce Allah'ın herkese verdiği nimet Riâyet : Gözetme, gütme, saygı Risale : Mektup, kısa yazılmış küçük kitap, mecmua, dergi Risalet : Peygamberlik, elçilik, nebî-Hk![]() Rivâyat : Söylemek, bir haber, söz veya hadisenin nakledilmesi, bildirilmesi ![]() Bîyazî : Hesap ile, matematik ile il-güi ![]() Rububiyet Sıfatlan :' İîâhlık, ulûhiyet sıfatları (Rab, Rahman, Rahim ve Mâlik) ![]() Ruhanî : Ruha âit, ruhla ilgili Gözle görülmeyen, cismi olmayan Ruhu't Emin : Vahiy meleği olan Cebrail (a' 3 )'ın diğer ismi Ruhu'l-Kadüs ; Kutsi ruh, vahiy meleği (Hristiyanlıkta Hz Meryem kas-dedilir)Rnsul-i Kiram : Şerefli, keremli, peygamberler, Allah'ın resulleri, nebileri Rükn : Temel, esas, bir şeyin en sağlam tarafı, istinadgâh, dayanak Rü'yetullah : Mü'minlerin âhirette A1T lah'ı (c,c ) görmeleri![]() -s- Saadet: Mutluluk, huzur ve neşe içinde olma ![]() Sabim : Yıldızlara tapanlar Sabit : Hareketsiz, kımıldamadan yerinde duran![]() Saded : Asıl mevzu, konunun Özü Sahih : Gerçek, doğru, hâlis kusursuz, ayıpsız güzel![]() Sahihân : Buhari ve Müslim adıyla meşhur olan iki sahih hadis kitabı Saik : Sevk eden, süren, yön veren, sürücü![]() Sakıt: Düşen, düşücü, hüküm ve itibardan düşmüş, hükümsüz Salih: îyilik yapan, dindar, dinin icaplarını yapan, iyi insan Salih amel: İyi, güzel işler, dinin yapılmasını emrettiği şeyler![]() Salim: Sağlam, sıhhatli, sakatı ve rksiği olmayan ![]() Sâmia : İşitme, işitme kuvveti, kulak ![]() Sarahat : Açıklık, ibare ve sözde açıklık ![]() Sarih :: Açık meydanda, belli Sebat : Sözünde durmak, kararından dönmek, işine ve sözüne bağlılık Sebkat :: Geçme, ilerleme Sebkat etmek : Önceden gelmek, ilerlemek Önce meydana gelmek Sehv :: Yanlış, yanılma Sehven : Yanlışlıkla, yanılarak Sekenât : Durma, duruş, davranış (lar) (Sekne'nin çcğulu Dilimizde müf-ret gibi kullanılır ) Sekr : Sarhoşluk![]() Selb :■ ■ Kaldırma, giderme, olumsuz-iaştırma ![]() Selbî : Olumsuzlukla ilgili Allah'ın bazı sıfatlarına verilen isim Selef : Önce gelip geçenler Selefiyye :: Sahabe ve Tabiîlerin Kur'an ve Hadislere dayanarak ortaya koydukları yolda elan Fukaha, Muhad-dis ve ilk Kelâmcılar Bunlara Kelâm âlimlerince «Ehl-i Sünnet-i Hassa> adı da verilir![]() Selim : Sağlam, kusursuz doğru Semavât: Gökler, semalar Semavî : Sema ve gök ile ilgili Sem'î : İşitilerek bilinen, işitmekle ilgili-Sem'iyyât : İşitilerek bilinen şeyler Dinî nasslarm metinleriyle bilinen hükümler![]() Sem' : îşiten, işitme kuvveti olan Yüce Allah'ın Subûtî Sıfatlarından biri Sena : Övme, övüş, övgü Scneviyye :: Hayır ye şer ilâhı diye iki ilâha tapanlar (Bâtıl bir din) Serdetmek : Düzgün ve uygun söz söylemek![]() Sevap ve İkap : Mükâfaat ve ceza, azab ![]() Sevk : Önüne katıp sürme, ileri sürme, gönderme S&vk-i Tabii : İç güdü Sıtfk : Doğruluk, gerçeklik, kalb te-mizliği, P2ygamberlere vâcib olan sı Tatlardan biri ![]() Sıfât-ı Bârî : Allah (cc )'ın Mukaddes Sıfatlan ![]() Sıfât-ı İkram : Allah'ın Subûtî Sıfat larıca verilen isimlerden biri ![]() Sıfât-ı Fiil : Yaratma, rızık verme diriltme ve Öldürme gibi ilâhî fiille rin râcî olduğu «Tekvin Sıfat» na ve rilen bir isim ![]() Sıfat-ı itibarî : İtibari sıfat, hakiki olmayan sıfat ![]() Sıfât-ı Kemal : Allah'ın Kemal sıfatları ![]() Sıfât-ı Meâni : Allah'ın Zâtına sabit olan Subûtî Kemal Sıfatları ![]() Sıfat-ı Nefsiyye : Allah'ın Zâtına mahsus olan «Vücud Sıfatı* ![]() Sıfât-ı Selbiyye: Allah'ın sânına ya kısmayan ve O'nu noksanlardan tenzih eden sıfatlar Kıdem, Bekaa ve Vahdaniyet gibi ,Sıfât-ı Subütiyye : Allah'ın Zâtına sâ bit olan Kemal Sıfatlan (Hayat, İlim, rade ve Kudret gibi ![]() ![]() )![]() Sıfât-ı Tenzih : Yüce Allah'ın noksan lardan uzak olduğunu bildiren sıfatlar Sıfât-ı Zâtiyye : Allah'ın Yüce Zâtına sabit olan Selbî ve Tenzihi adı verilen sıfatlar![]() Sifâtullah : Allah'ın mukaddes sıfatlan (Selbî-Zâtı ve Subûtî sıfatlar ) Sırat: Cehennem üzerinde uzanan son derece ince ve keskin bir köprü Silsile : Zincirleme, ard arda olan şeylerin meydana getirdiği sıra Siyer : Sîret'in çoğulu Hal, gidiş, gidişat, ahlâk ve yüksek vasıflar Peygamberimizin hayatını- anlatan kitaplar![]() latan kitaplar, ahlâk ve yüksek vasıflar ![]() Siycr-i Nebi : Peygamberimiz (s a v ) in sîreti, güzel ahlâkı ve hayatı, bununla ' ilgili ilmin İsmi Su^ûr : Meydana çıkma, olma Sahuf : Sahîfeler, Cenâb-i Hakk'ın bazı peygamberlerine indirdiği fcudsi sahifeler , Su-i zan : Kötü zan, kötü sanı![]() Sukûti : Sessiz, suskun Sûr : Kıyametin kopmasını ilân eden ve mahiyeti bilinmeyen ilâhî boru Siibiiî : Sabit olma, gerçekleşme Söbutî : Sübut ile ilgili, Allah'ın Zâtına sabit olan sıfatlara verilen isim Süfli : Aşağı, aşağılık Sükûn : Durma, kımıldamama, hare ketsizlik![]() Sükut : Susma, konuşmama, söz söylememe ![]() Sünnet : Peygamberimizin sözleri, iş: leri ve tasvip ettiği şeyler Sühnetullah : Allah'ın koyduğu ilâhi nizam, ilâhî esaslar SÜnnet-i İlâhiyye : İlâhî sünnet Al-lah'm koyduğu yüce esaslar SÖnnet-i gayrî müekkede : Peygamberimizin bazan yapıp, bazan yapmadığı fiiller Yatsı namazının ilk sünneti gibi![]() ![]() ![]() Stinnet-i Müekkede : Peygamberimizce çok defa yapılıp pek az terkedilen farz ve vâcib dışındaki işler ![]() jâhetii - Vücuh : Yüzleri kara olsun Şamanîst: Şamanizme inanan kimse Eski Türklerin inandığı bâtıl dinde olan kimse![]() Şâmil : İçine p'an, kaplayan, çevre leyen ![]() Şâmme : Koku alma kuvveti, b;irun Şâri-i: Hakîm, hikmet sahibi olan ilâhi kanun koyucu (Allah c c) Şâri-i Miibin : İlâhî kanun sahibi Yüce Allah![]() Şecaat : Yiğitlik, yüreklilik Şefaat: Bir suçun bağışlanması için rica etme, affını isteme Şehâdet : Tanıklık, şahitlik, bir şeyin doğruluğuna inanma; Allah yolunda şehit olma![]() Şehâdet-i Amme: Bütün insanların tanıklığı (aklî bir delilin ismi) Şemm : Koklama, koklanma Şer'an : Şeriatça, dinen, şeriata uygun olarak Şcr'î : Dini, şeriata dayanan şey![]() Şcr'î Ahkâm : Dinî hükümler Şeriat : Cenâb-ı Hakk'ın kullan İçin koymuş olduğu dinî ve dünyevî hükümlerin tamamı![]() Şer'i İman : Dinin bildirdiği şekilde inanma Şerik : Ortak![]() Şerir : Şerli kişi, çoğu kez kötülük yapan ![]() Şeyâtin-i Cin : Cin şeytanları Şeyâtin-i İns : İnsan şeytanları Şeytânü'l Arab : Arab dilcilerince A-rap şeytanları adı verilen yılan Şirk : Allah'a ortak koşma Allah'tan başka mabud olduğuna inanma Şirk-î İstiklâli : Allah'tan başka canlı veya cansız, bîr veya bir çok müstakil varlıklara tapınma Şirk-i Takrib : Allah'ın birliğine inanmakla beraber, O'nun katında şefaatçi bulmak amacı ile Allah'ı bırakıp putlara tapma![]() Şirk-i Teb'îz : Allah'a inanmakla beraber, O'na bazı şeyleri ortak kabul etmek (teslis inancı gibi ) Şumûl: İçine alma, kaplama, âit olma, delâlet etme, kaplam, kapsam Şuur : Bilinç, anlama anlayış, hissetme, duyma![]() Şüyu : Duyulma, yayılma, bilinme, dağılma ![]() _ T — Taaddiid : Birden çok olma Vahdaniyetin zıddı![]() Taakkul: Akıl erdirme, zihin yorarak anlama, hatırlama Taalluk : Bir şeyin başka bîr şey ile ilgili olması![]() TaaDok&t-ı Ezeliyye : Ezelde takdir edilmiş olan şeylerle ilgili Taalluk-ı Lâ Yezâli : Taalluk-ı Hadis Allah'ın ezelî iradesine göre her şeyin zamanı gelince olması veya olmaması TaaUnku Hadis : Kudret Sıfatının i-kinci taalluku olup, ezelî iradenin ter cihine göre herhangi bir şey bununla var veya yok olur (Bk Taalluku Lâyezalî)![]() Taalluku Kadim : Kudret Sıfatının ezelî olan birinci taalluku olup, bir müm kinin fiilen var olmasını temin eden ezeli ilgi ilişki![]() Taassnb : Birine taraftarlık etme, kendi dinini üstün görüp başka dinde-kilcre düşman olma Taat : îbadet, itaat, Allah'ın emirlerini yapma![]() Taayyün : Belirme, belirli olma Tâbi : Bağlı![]() Tabiin : Sahabeden hadis dinleyenler Sahabe devrinden sonra gelen devirde yaşayan müslüman bilginler Sahabeye uyanlar Tadil ; Değişiklik, doğrulama Tafsil : Etrafıyla, derinliğine olarak bildirme, uzun uzun açıklama![]() Tafsilî : Geniş ve etraflı olarak an îatma Uman esaslarım, tafsili, etraflı olarak bilme, anlatma, tamamına inanma gibi)![]() Tafsili îman : Peygamberimizin vahiy yoluyla Allah'tan getirdiği kesin olarak bilinen dinî esas, hüküm ve haberlerin tamamına iman etmek Bunları kalb ile tasdik, dil ile ikrar Tağyir : Değiştirme, bozma, başkalaş-tırma![]() Teadtfi: Meydan okuma Tahakkuk : Hakikat olarak ortaya çıkma, gerçek olduğu anlaşılma Tahalluk : Bir huy, bir tabiat edinme Tahfiirt : Kısıtlama, sınırlama Tahlil : Bir şeyi ana unsurlarına göre ayırma, çözme Tahrif : Değiştirme, bozma Tahrimen Mekruh : Harama yakın derecede mekruh olan, kerih görülen Tahsis : Ödonek, bir şeyi birine veya bir yere mahsus kılma Tahzîr : Men etme, yasaklama, sakındırma![]() Taife : Bölük, gurup, kavim, kabile Takat : Güç, kuvvet Takdir : Değer verme, beğenme Takdir-i İlâhi : Ezelde Allah'ın olmasını istediği ve tesbit ettiği şeyler Takrir : Yazma, anlatma, yerleştirme, bildirme![]() Takriri Sünnet : Peygamberimizin hu zurunda söylenen sözleri veya yapı lan işleri sükûtla karşılamak suretiyle onları takrir ve kabul etmesi Takva : Allah'ın azabından korkarak emirlerini dikkatle tutma, yasaklarından titizlikle kaçınma Talim : Öğretme![]() Tarif : Etraflı olarak arlatma, etrafı ile bildirme, bir şeyi bütün gerekli noktalarıyla bir ibarede anlatma Tasavvur : Zihinde şekillendirme, zihinde göz önüne getirme Takdis : Kutsallaştırma, ululama, büyük sayg gösterme Mukaddes sayma, Tasavvurât : Tasavvurlar Mantıktaki önermelerin zihinde meydana gelişi![]() Tasdik : Doğrulama, gerçek olduğunu söyleme, onaylama ![]() Tasdikât : Tasdik edilen şeyler, dinen inanılması gereken şeyler Tasdik'î fiilî : Söylenen sözün gereğini bilfiil yapma![]() Tasdik-i gaybî : Gözle görülmediği halde varlığına delâlet eden bir eser vasıtası ile tasdik ![]() Tasdik-İ Kavli: Yalnız dil ile ikrar etme ![]() Tasdiki Şuhûdi : Görülen ve bilfiil mevcut olan bir şeyi tasdik etme Tasrih : Açık açık söyleme, açıkça -bildirme![]() Tatbik etmek : Uygulamak, bir şeyi diğer bir şeye uydurmak Tatminkâr : Emniyet ve huzur verici olma, doyurucu![]() Tâyin : Ayırma, belli etme,, belirleme ![]() Tazammun : İçinde olan başka şeyler arasında bir şeyi daha çok ihtiva eden ![]() ![]() Ta'zim: Büyükleme, ululama, saygı gösterme ![]() Teatî: Alıp - verme, birbirine verme (Teati-i sfkâr), karşılıklı fikir verme, fikir alış - verişi yapma Teâvira : Birine yardım etme,- yar: dımlaşma![]() Tebcil : Ululama, büyükleme, ağırla ma ![]() Tebeddül : Değişme, başka hale girme, bozulma ![]() Tebeyyün : Belli olma, anlaşılma, meydana çıkma ![]() Tebdil : Değiştirme, başka şekle sok ma, bozma ![]() Tebliğ : Bildirme, eriştirme Tebligat : Tebliğler, bildiriler, duyu rular![]() Tecâvüz ; Sınırı aşma, saldırma, sa taşma ![]() Teceddüt : Tazelenme, yenilenme Tecelli : Belirleme, görünme, açıklanma![]() Tecezzi' : Kısım kısım bölünme, cüzlere ayırma ![]() Tecrübe : Deneme, sınama, bir konuda bilgi sahibi olma Tecviz : Caiz görme, izin varme, kabul etme![]() Tedricî : Yavaş yavaş,■ azar, azar derece derece![]() Tec'vîn : Bir araya toplayarak tertipleme, derleme, kitap haline getirme Teemmül : İyice, bütün yönleriyle düşünme![]() Tefekkür : Düşünme, akıl yürütme Teferruat : Ayrıntılar, detaylar Teferrnt : Ayrılma, dağılma, kopma Tefrik : Ayırt etme, ayırma Tefrit: Geri kalma, azalma Tehdîd: Korkutma, gözdağı verme, gözünü yıldırma![]() Te'hir : Erteleme, sonraya bırakma Tekâmül : Olgunlaşma, kemale erme Tekasüf : Sıklaşma, fazlalaşma Tekbir : Allah'ın büyüklüğünü anmak için söylenen; «Allahuekber»' sözü Tekebbür : Kibir gösterme, büyüklen-me Allah'ın Yüce zâtı ile ilgili sıfatlarından biri![]() Tekvin : Yaratma, Yüce Allah'ın yaratma sıfatı ![]() Teksir : Çoğaltma, çoğaltılma Tekzib : Yalanlamak Tekerrür : Tekrarlama, bir daha olma Telâffuz : Söyleyiş, söyleniş Tdâkki etmek : Almak, kabullenmek![]() Telkin : Bir fikri aşılama, bir şeyi zihnine koyma ![]() Temayüz : Kendini gösterme, sivrilme, yükselme, ilerlems, üstün olma Tenakuz : Çelişme, insanın bir sözünün diğerine uymaması Teneffüs : Nefes alma, soluk alma, yorgunluğu gidermek için dinlenme, -Tenfîz : Hükmünü yürütme Tensib : Uygun görme, münâsip bul ma![]() Tenkid : Eleştirme, bir konuyu bir yazıyı değerlendirmek üzere gözden ge cirme «Tenvir : Aydınlatma Tenzih : Kusur kondurmama, eksik - likten uzak olduğunu kabul ve itiraf etme![]() Tenzihsn mekruh : Helâle yakın dere cede mekruh, kerih görülen Tenzih-i Bari : Çenâb-ı Hakk'ın bü tün noksanlardan uzak olduğuna inanmak ve itiraf etmek![]() Tenzih ve Tthlil : Allah'ın noksan sıfatlardan uzak olduğunu kabul etmek ve «Lâ ilahe İllallah» demek Tenzil : İndirme, azaltma Terâkki : İlerleme, yükselme, gelişme Tercih : Üstün tutma, beğenme Tereddüt: Kararsızlık, düşünme, karar verememe, duraklama Tereddütsüz: Kararlı, inançlı, kesin Terfittüb : Sıralama, sırası gelme, ge-rc-kme-Teslis : Hrisüyanlıktakİ üçleme (Baba, Oğul, Ruhu't Kudüs) akidesi Tesmiye : Adlandırma, isim verme![]() Tesniye: Hz Musa (a s )'ya indiri len Tevrat'ın beş kitabından biri Teşahhas ve Teayyün : Bir şeyin hariçteki görünüşü ve bunun hariçte fiilen bulunması![]() Teşvik : İsteklendirme gayrete, şevke getirme![]() Tetkik : İnceleme, araştırma Tetkikât : İncelemeler Tevakkuf : Durma, bekleme İ Tevarüs : Bir şeye, bazı ■ sıfat ve has letlere vâris olma ![]() Tevatür : Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir top luluğun verdikleri haber Bir haberin ağızdan ağıza dolaşarak yayılması Teveccüh : Çevrilme, yöneltilme, sevgi ve sempati gösterme Tevekkül : Allah'a ve- takdirine boyun eğme![]() Tevessül ; Sarılma, girişme, başvurma ![]() Tevhîd : Bir Allah'a inanma ve O' nun eşi ve ortağı olmadığını kabul etme ![]() Tevhidi Ameli : Allah'ı birleme ve O'na ortak koşmayarak ihlâsla ibadet etme ![]() Tevhid-i Hâlıkıyyet : Allah'ı yaratıcı clarak birleme, ibadete lâyık tek ma-bud olduğunu kabul etme Tevhid-i İlâhî : Yüce Allah'ı birleme, O'nun birliğine İnanma (Bk TevhidVTevhid-i İlmî : Allah'ı ilim ve sözle birleme; Tevhid-i İradî : Allah'ı söz ve irade ile birleme![]() Tevhid-i Mabûdîyyet : Allah'ı hem sözle, hem de irade ve amelle birleme ![]() Tevhid-i IJlûhiyyet : Cenab-ı Hakkın bir tek ilâh olduğunu bilerek O'nu birleme ![]() Tevhid ve Tenzih âkidesi : Allah'ı bir temek ve O'nu noksanlardan uzak tutma inancı ![]() Tevâfuk : Uyuşma, birbirine uygun cima ![]() Te'vil : Sözü çevirme, söze ayrı mânâ vermeye kalkışma (Bu mânâ dilcilere göredir Tefsir ilminde bir ıstılah olup mânâsı başkadır )![]() Te*yid : Destekleme, kuvvetlendirme Teyid etmek: Sözle veya fiille bir şeyi desteklemek, kuvvetlendirmek Tezahür : Meydana çıkma, belirme Tezad : Zıt, karşıt, aksi, ters Tilâvet : Kur'an-î güzel sesle ve usu-lüne göre okumak, O'nun usulünce o-kunması ![]() Töhmet : Zann, isnat, işlendiği sanılan, fakat İşlendiği kesinlik kazanmayan suç ![]() — V —Uhrevi : Âhİretle ilgili, öbür dünyaya âit ![]() Uhrtvî Ahkâm : Âhiret ile ilgili hükümler ![]() Uknum-ı stlâse : Üç uknum (EkaaninV in müfredi, tekili) Hristiyanlardaki «Baba, oğul ve ruhul kudüs» şeklin deki bâtıl inanç, (Teslis akidesi) Ukûbât : Ceza ile ilgili hükümler Fi kın ilminde büyük bir bolümün adı Ukûlu âliye : Yüksek akıllar, madde dışındaki manevî âlemde bulunan var lıklar![]() Ulemâ: Âlimler, ilim sahibi kimse ler ![]() Uhıhiyet : Tanrılık, ilâhlık Ulûm : îlimler, bilgiler Ulvî : (Mânevi ve fikrî şeyler hak kında), pek yüksek, pek büyük Unsur : Bir bütünü meydana getiren parçalardan her biri Usul-ı Fıkıh : Fıkıh ilminin mstodla rından yöntemlerinden bahseden ilim Usul-i Hadis : Hadis ilminin dayandı ğı esaslar, hadis ilminin metod ve yöntemlerinden bahseden ilim Usulu'f* - Dîn : Dînin asılları, temelleri, tslâm inançları, akaid![]() -ü- Üç Uknum : Teslis (Üçleme) inancı (Hristiyanlardaki baba oğul, rühul kudüs) akidesi, (Bkz Uknum-ı selâse maddesi )![]() Üramü'î - Kitab : Arşın üzerindeki kaza ve kader levhası, (Tefsir ilmine göre, Fatiha sûresinin isimlerinden biri), Fatiha sûresi ![]() __V__ Vâcib : Terki caiz olmayan, yapılması dînen lüzumlu olan, farz derecesine yakın bulunan![]() Vâcibât : Yapılması zorunlu olan şeyler ![]() Vâcibu'l - Vücut : Yokluğu olmayan, varlığı zarurî ve vücudu zâtının i-cabı olan Yüce Allah (c c) Vâeib Hğâyrihi : Zâtından dolayı 02-ğil, zâtı dışındaki bir varlıkla vâcib olan Buna «MÜmkin lizatihi» de denir Vâcib lizatihi : Zâtından dolayı vâciblan şey Yani vücudu zâtına vâcib elan Allâhu Teâlâ (c c) Vâfİ : Yeter, vefalı, sözünün eri Vahdaniyet : Allah'ın birliği, Allah'ın en önemli sıfatlarından biri, Allah'ın Zâtında ve Sıfatlarında bir, eşsiz ve benzersiz olması![]() Vahşet : Vahşîlik, yabanîlik Vahy : Allahu Teâlâ'nın dilediği hükümleri, hakikatleri peygamberlerine bildirmesi![]() Vahy-i gay-i metîuv : Kelimeler halinde okunmadan indirilen vahy Vahyin bir türü Hadis-İ kudsî gibi![]() Vahy-ı hafi : Gizli vahy Açıktan, a-lenî olarak indirilmeyen vahy![]() Vahy-ı İlâhî : İlâhî vahy Allahu Teâlâ'nın dilediği şeyleri, emir, yasak, hüküm ve haberleri, seçtiği peygamberlere vahy meleği ile veya doğrudan doğruya bildirmesi Vahy-ı metluv: Okunarak kelimeler halinde indirilen vahy Kur'an-ı Kerîm âyetleri gibi, Allah kelâmı Vahy Kâtipleri : Peygamberimize indirilen Kur'an âyetlerini yazmak için Peygamberimizin görevlendirdiği Sa habîler![]() Vahy meleği : Allah'ın vahyini peygamberlere tebliğ etmekle görevli o-ian büyük melek, Cebrail (a s ) Vaîd : Birini iyiliğe yöneltmek ve kötülükten men etmek için korkutma Vâki : Meydana gelen, ortaya çıkan Vâki olan : Gerçekleşen, vuku bulan![]() Vârid : Gelen, hâsıl olan, ulaşan Vasıf : Nitelik, özellik Vâsıl : Ulaştıran, kavuşturan, birleştiren![]() Vasıta : Aracı, ulaştıran, vesile Vaz' etmek : Koymak Vâzı-ı hakikî : Gerçek koyucu, Allah (c c)![]() Vecîbe : Görev, dinin, ahlâkın yerine getirilmesini istediği şey, vazife, bir nevi borç ![]() Veciz : Kısa ve hikmetli anlatılan Vefakâr : Vefalı, sözünde duran, sözünü yerine getiren, dostluğuna güvenilen![]() Vehbî : Allah yergisi, kesbî olmayan, çalışılarak değil, Allah'ın lutfu ve ihsanı olarak verilen Vehim : Şüphe, kuruntu, yersiz korku Velî : Allah (c c )'a çok ibadet eden, Allah'ın hoşnutluğunu kazanan sevgili kulu![]() Vtseniyye : Putperestlik, puta tapan Vuku : Olma, meydana gelme, gerçekleşme![]() Vusul : Ulaşma, erişme, yetişme Vücud : Var olma, varlık Vüeudî : Vücuda âit, vücutla ilgili Vücud Sıfatı : Allah'ın Zatî Sıfatlarından biri Zâtı'nın aynı olan ve Zâtı1-na vâcib bulunan Allah (c c)'ın ilâhî vücudu![]() Vücudu Bari : Allah (c c )'m ilâhî, mukaddes vücudu![]() Vücudu Zâti : Allah (e c )'ın Zâtı'ntri aynı olan, kutsal vücudu Vücudu Zihni : Zihinde mevcut olan vücud![]() Yakîn: Kalben bir şeyin sıhhat vp hakikatına inanıp asla şüphe ve tereddüt etmeme ![]() Yakîniyyât: Kesinlik ifade eden bilgiler ![]() •Yeitcellâ : Açığa çıkar ve belli olur, anlamında, müzârî istikbal fiili![]() — Z — Zabıta : Tutan, itaat zorunda bırakan Zabt-ı Tam : Tam kaydetme Sahih hadisleri bilmekte gerekli üç esastan biri![]() Zafiyet: Zayıflık, güçsüzlük, halsizlik ![]() Zahir : Açık, anlaşılır, belirli görünen ![]() Zahiren : Görünüşte, görünüşe göre meydanda olarak![]() Zahirî : Görünen Zahire, görünene âit Zâid : Fazla![]() Zâid rükün : Aslî olmayan, fazladan olan esas ![]() Zât-ı Ezelî : Vücudunun evveli olmayan Yüce Zat, Yani Allah (c c) Zâika : Tatma, tat duyurucu kuvvet Zail: Sona eren, devam etmiyen, geçmiş![]() Zann : Tahmin, sanı, öyle sanma Zanni : Tahmini, kesin değil Zannî delil: Zan, şüphs, tereddüt ifade eden delil Kesin hüküm ifade etmeyen delil![]() Zann-ı gâlîb : Daha kuvvetli bir sam ![]() Zarûrât-ı Diniyye: Dinen bilinmesi zorunlu olan şeyler İman ve İslâmesasları gibi ![]() ![]() ![]() Zaruret : Mecburiyet, zorunluluk ![]() Zarurî : Mecburî, zorunlu ![]() Zât-ı Bari : Allah (c c )'ın Yüce ZâtıZât-ı İlâhî : Allah (c c )'ın Yüce Zâtı Zâtı : Kendisiyle ilgili, zâtına âit Zâti ve Subûtî Sıfatlar : Allah (c c )'ın Yüce Zâtı hakkında vâcib olan îlâhî Sıfatlan![]() ZâtoIIah : Allah (c c )'ın Yüce Zâtı Zât ve Âlimiyyet : Allah'ın Zâti ile, bilinmesi gereken şeyler arasındaki nis-bet,Zât ve Kaadiriyet : Allah'ın, Zâta He yaratılacak şeyler arasındaki nisbet Zât-ı Akdes : En kudsî olan Zât Yani Yüce Allah' (c c)![]() Zâti ve hakikî : Zâta âit olan gerçek şey![]() Zaviye : Açı, köşo Zer t üş t : Bâtıl bir din, ateşe tapan Zerre : Tane, en küçük cüz çok küçük parça Zeval : Yok olma![]() Zeval bulmak : Yok olmak, kolay ol maya yüz tutmak ![]() Zevat : Kişiler, şahıslar (zâtın çoğulu) ![]() Zevk-i vicdani : Ariflere mahsus olan ve basiret (kalb gözü) ile varılan manevî zevkler ![]() Zeydiyye : Hz Hüseyin'in evlâdından Zeyd b Ali Zeynelâbidin'e tabî olanlara verilen ad, Zeydiyye mezhebi Zımnî : Üstü kapalı, açıktan olmayarak, dolayısıyla anlatılan Zîkr : Anma, bir şeyi söyleme (Tasavvufta bir terim -Allahı» zikir) Ziyâde : Artma, çoğalma, fazla Kıymetli eşya Karanlık![]() Zubûl : Yanılarak yapılan yanılma Zohûr : Görünme, meydana çıkma, türeme![]() Zulmanî ; Karanlığa âit, karanlığa mensup ![]() Zöhf1 ve takva : Allah (c c )'m azabından çekinerek, her türlü maddî zevklere karşı koyarak ibadet etmek Muttaki müslüman, Allah'tan ziyadesiyle korkan, emirlerine sarılan, yasaklarından kaçan![]() Zö'l - Cenâheyn : İki kanat sahibi, 7âhirî ve bâtını, yani dünya ve âhiret bilgisi geniş olan kimse ![]() Ziynet : Zulmet BİBLİYOGRAFYA ABDULBÂKÎ, Fuad Muhammed : Mu'Cenıu'l - Müfehres U Elfâzı'l Kur'ân (Kur'ân Lâfızları Alfabetik Fihristi), Kahire -1958 ABDUH, Muhammed : El - İslâm, ve'n - Nasrâniyye, Kahire, 1953 ABDUH, Muhammed : Risâletü't - Tevhid, Kahire, 1956 ![]() ABDURRÂZIK, Mustafa : Temdîd li Dirâseti'l - Felsefeti'l - İsla-miyye, Kahire -1944 el-AKKAD, Abbas Mahmud : Hakâiku'l - İslâm ve Ebâtılu Husûmihî ![]() el-AKKÂD, Abbas Mahmud : El - Felpefetü'l - Kur'âniyye, Kahire - 1947 el-AKKAD, Abbas Mahmud, Hakaik-ul îslâm ve Ebatıl-u Husûmihî AKSEKİ, Ahmet Hamdi : İslâm (Tabiî ve Umumi Bir Din'dir ) AYDIN, Ali Arşlan : El - Ba'su ve'l - Hulud Beyne*! - Mütekellimi-ne ve'l - Felâsife, Kahire, 1961 (gayrı matbu) AYDIN, Ali Arslan : İslâm - Hristiyan Diyalogu ve İslâm'ın Zaferi, Ankara -1977 el-BAĞDÂDİ, Ebu Mansur Abdulkaahir b Tahir : Usulu'd - Dîn,İstanbul, 1928 el-BAĞDÂDl, Ebû Mansur Abdülkâhir : El - Farku beyn'el - Firak,Kahire -1948 el-BAKİLLÂNÎ, Ebû Bekr Muhammed : Et - Temhid fi-r-Beddi ala'l'- Mülhideti'l-Muattala ![]() ![]() Kahire-1947el-BEYDÂVÎ, Ebû Saîd Abdullah b Ömer: Envâru't - Tenzil ve Esrâru't - Te'vîl (Tefsir-i Beyzâvî), Kahire, 1305 H![]() la BEAUME, Junes : Tafsilu'l - Âyâti'I - Hakim (Mevzu'ya Göre Kur'ân Fihristi) Arapçaya nakleden : M Fuad Abdulbâkî, Kahire, TarihsizBİLMEN, Ömer Nasûhi : Tefsir Tarihi, Ankara -1955 de BOER, T J : Tarihu'l - Felsefe fi el - İslâm M Abdulhâdî Ebû Ride Ter Kahire-1938 (Dilimize Çev Yaşar Kutluay; İslâm'da Felsefe Tarihi, Ankara -1960)el-BUHÂRÎ, Ebû Abdillah Muhammed b ismail : Sa-hihu'l - Bıihâ-ri, Kahire, 1378 H![]() ÇANTAY, Hasan Basri : Kur'ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerîm, İstanbul -1945 el-CÜRCÂNÎ, Es-Seyyid Ali b Muhammed : Şerhu'J - Mevâkıf, Kahire, 1311 H![]() el-CÜVEYNl, Abdulmelik b Abdillah : Kitâbu'l - trşad ilâ Ka-vatı-ı'l - Edille fi Usuli'I - î'tikad, Kahire, 1959![]() ÇANKI, Mustafa : Büyük Felsefe Lügati, istanbul -1954 DÂVUD, Abdulehad : İncil ve Salîb, istanbul -1913 el-DEMİRDAŞ Abdu'l - Hamid Serhan : Allahu Yetecellâ fi Asrı'l îlm (Ingilizceden Arapçaya terceme 1958, Kahire, Türkçe ter-ceme «Niçin Allah'a İnanıyoruz?» ist 1977)![]() DESCARTES, Rene : Metafizik Düşünceler, Çeviren : Mehmet Ka-rasan, Ankara -1948 DESCARTES, Rene : Metot Üzerine Konuşma, Çeviren : M Ka-rasan, Ankara -1947DEVELÎOĞLU, Ferit : Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, 1970 ![]() el-DEVVANÎ, Muhammed b Celâl : El-Akâidu'I - Adııdİyye, Kahire, 1322 H![]() DIRAZ, Muhammed Abdullah : En - Nebeu'l - Azîm, Kahire, 1952 ![]() DIRAZ, Muhammed Abdullah : El - Dîn, Kahire, 1952 ![]() EBU-S - SUÜD b Muhammed el - İmâdî : trşadu - Aklı's - Selim ilâMczâyâ'l - Kitah el-Kerîm (Tefsiri Ebû's-Suûd) (Mef âtihul* - Gayb kenarında) EBU ZEHRE, Muhammed : Muhâdarât fi'n - Nasrâniyye, Kahire, 1949 I - EBU ZEHRE, Muhammed : El - Hadîs ve'l - Muhaddisûn, Kahire, 1958 ![]() EFENDİ, Mütercim Âsim : Kâmûs Tercümesi, İstanbul, 1272 H EFENDİ, Büyük Haydar : Usûl-i Fıkıh Dersleri, istanbul, 1326 H ELMALILI, Muhammed Hamdi Yazır : Hak Dini Kur'ân Dili, istanbul -1935 , IEMİN, Osman : Descartes, Kahire -1942 el-EŞ'ARÎ, Ebû'l - Hasan : Makâlâtü'l - tslâmiyyin, tstanbul - 1928 el-EŞ'ARÎ, Ebû'- -Hasan : KitâbuM - Luma , Kahire - 1955 el-FÂHÜRÎ, Hanna ve Nalil CER : Târihu'l -Felsef eti'l - Arabiyye,Beyrut -1957 FENNİ, ismail : Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali, istanbul - 192S FENNÎ, ismail : Lûgatçe-i Felsefe, istanbul, 1341 H GAUTHÎER, Leon ; El - Medhal fi Dırâseti'l - Felsefeti'l - İslâmiyye![]() Muhammed Yusuf Musa Tercümesi, Kahire -1945 el-GAZÂLÎ, Ebû Hamid Muhammed b Muhammed : El - îktisâd fi'1t'tikâd, Kahire (Tarihsiz) el-GAZÂLÎ, Ebû Hâmid Muhammed : İhyâu Ulumi'd - Din, Kahire, 1933 GELENBEVI, ismail : Haşiye alâ Şerh-i Ceİâleddin el - Devvânî,Kahire -1958 el-GURÂBÎ, Ali Mustafa : Târihu'l - Firakı'l - Islâmiyye, Kahire - 1958 el-HARBÜTÎ, Abdullâtif : Tenkihu'I - Kelâm ![]() ![]() , istanbul, 1330 H el-HATÎB, Abdulkerîm : El - Kaza ve'! - Kader, Kahire - 1961 HALLÂF, Abdulvahhâb : tlmu Usuli'I - Fıkh, Kahire, 1354 H ÎBNl KESİR, ismail : Ihtisâru Ulumi'l - Hadîs, Kahire, 1355 H İBNt RÜŞD, Ebûl - Velîd Muhammed b Ahmed, b Muhammed :Menâhicu'I - Edille fi Akaidi Ehli'l - Mille, Kahire, 1955 İZMİRLİ, İsmail Hakkı : Yeni tlm-i Kelâm, İstanbul, 1341 H İZMİRLİ, İsmail Hakkı : Şerh ve İzahlı Kur'ân-ı Kerim Tercümesi,istanbul -1932 ÎNAN, Abdülkaadir : Şamanizm Kalıntıları (Türk Tarih Kurumu Yay ) İstanbul -1932el-KÂRİ, Molla Ali: Şerhu'l - Fıkhı'l - Ekber, Kahire, 1323 H KEREM, Yusuf : Târihu'l - Felsefe el - Hadîse, Kahire - 1949 MAHLÜF, Hasaneyn Muhammed : Safvetü'I - Beyân li Meâni'l -Kur'ân (Tefsir), Kahire - 1956 el-MÂTÜRÎDÎ, Ebû Mansûr Muhammed b Muhammed b Mahmud :Kitâbu Şerhi'l - Fıkhı'l - Ekber, Haydarâbâd, 1321 H MATTA ve Difer İnciller : Ahd-i Cedid, istanbul, 1895 İbni MANZÜR, Ebû'l - Fadl Ceİâleddin Muhammed b Mukrin : Li-sânu'I - Arab, Mısır, 1303 H MİMARZÂDE, Muhammed Emîrullah : Mir'ât-i Edyân ve Mezâhib![]() İstanbul, 1330 H ![]() MONSMA, John Clover : Allâhu Yetecellâ fi Asrı'l - Hadis, Ingilizceden Arapçaya Çeviren : El - Demirdas Abdulmecid Serhan, Kahire -1958 el~MUTTAKÎ, Ali : Kenzu' 1- Ummâl (Hadis), Haydarâbâd, 1312 H en-NECCÂR, Et-Tayyib Hasan : Teysîru'l - Vusul ilâ tlnıi'l -Kahire -1951 en-NEVEVl, Ebû Zekeriyya Yahya : Şerhli Sahih-î Müslim, Kahire NOFEL, Abdurrezzâk : Allâhu ve'l - İlmu'l - Hadîs, Kahire - 1957 NURBÂKÎ, Haluk : Tek Nur, İstanbul, 1958 ![]() RAHMETULLAH, Hindî : Izhâru'l - Hak (Tercüme), İstanbul (Tarihsiz) er-RÂGIB, el - Isfahânî Ebû'l - Kasım Hüseyin b Muhammed b el -Fadl : El - Müfredat fi Garibi'l - Kur'atı, Kahire, 1328 H![]() el-RÂZÎ, Muhammed Fahreddin : El - Erbain fi Usuli'd - Dîn, Hay-darâbad, 1353 H ![]() el-RÂZİ, Muhammed Fahreddin : Mefâtîhu'I - Gayb (Tefsir-i Kebîr), İstanbul, 1307 H ![]() RIZA, Muhammed Reşîd : Tefsiru'l - ^ i'l - Hakim, Kahire - 1945 RIZA, Muhammed Reşîd : El - Vahyu'l - Muhammedi, Kahire -1956 SABRI, Mustafa : Mevkıfu'I - Beşer tahte Sultânı*! Kader, Kahire -1352 H ![]() SAMİ, Şemseddin : Kâmûs Türfeî, İstanbul - 1316 H ![]() es-SUYÜTÎ, Abdurrahman Celâleddin : El - Câmra's - Sağır fi Aha-disi'l - Besir en - Nezir, Kahire, 1321 H ![]() es-StlYÜTÎ, Abdurrahman Celâleddin : El - ttkân fi Ulumil - Kur'-ân, Kahire - 1951 es-SUYÛTÎ, Abdurrahman Celâleddin : Fethu'l - Kebîr, Kahire -1351 H ![]() ŞEHRİSTÂNÎ, Ebû'l - Feth Muhammed b Abdulkerim : El - Milei ve'n - Nihal, Kahire - 1949ŞEREF, Salih MUSA : Müzekkirât fi't - Tevhîd, Kahire - 1952 SCHMMEL, Annemarie : Dinler Tarihîne Giriş, Ankara -1955 ŞELTUT, Mahmud : El - tslâmu Akîdetün ve Şerîa, Kahire -1960 et-TABBÂRA : Afif Abdülfettah, «Ruhu'd - Dîni'l - tslâmî, Kahire -1964» (Terceme : Mustafa Öz, İst 1977 «timin Işığında İslâmiyet» )TAFTÂZÂNİ, Sâdeddin Mes'ûd b Ömer : Şerhu'l - Makâsıd![]() , İstanbul, 1277 H![]() TAFTÂZÂNÎ, Sâdeddin Mes'ûd b Ömer : Şerhu'l - Akâidi'n - Ne-sefıyye, Kahire-1939et-TÜSÎ, Alâeddin Ali : Kitâbu'st - Zahire, Haydarâbâd (Tarihsiz) ZEMAHŞERÎ, Mahmud b Ömer : El - Keşsâfu an Hakâıkı't - Ten-zil![]() ![]() (Tefsir-i Zemahşerî), Kahire-1948es-ŞEYH, Muhammed Yusuf : Müzekkirât fi't - Tevhîd, Kahire -1952 ' [1] ) Hz Musa (A S ) ya indirilen Tevrat, Hz Dâvud (A S ) indirilen Zebur Hz tsa (A S ) a indirilen İncil gibi![]() ![]() [2] Hz Muhammed (S A V ) e indirilen en son ve en mükemmel ilâhî kitapKur'ân-i Kerim gibi![]() ![]() [3] İbrahim : 32-33; Nahl : 12 14; Hacc : 37,65![]() [4] Isrâ : 53; Yasin : 60; Fâtır : 6 ![]() [5] Bakara ; 35-37 Bu hâdisenin vuku bulmasmdaki ilâhî hikmet, insanları ikaz irşad ve onlara ilâhî bir derstir[6] Bakara : 37,£em, Rabbinden kelimeler öğrenip aldı (Rabbine yalvarıp mağfiret diledi ) O da tevbesini kalıul etti Çünkü tevbeyi en çok kabul eöcti,en çok acıyan O'dur »[7] Bakara : 38 [8] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 419-420 ![]() [9] Fâtır : 24 Ayrıca İsrâ sûresinin 15 inci âyetini? bakınız[10] Yûnus 47 ![]() [11] Bakara : 213 [12] Bakara : 4, 117, 285, Nisa : 136 [13] Bakara :75,113; Nisa : 45; Mâide : 13, 41; Araf : 162 [14] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 420-423 ![]() [15] Bakara: 53, 87; İsrâ : : 2; Kasas : 43; A'Iâ : 18 [16] Âl-i İmrân : 48, 50, 65 93; Mâide : 46,66![]() [17] Nisa : 163; İsrâ :55 [18] Mâide : 46 ![]() [19] En'âm : 19; Tevbe 111; Yûsuf : 3; Sûra : 7 ve daha birçok âyetler ![]() [20] Bakara : 4, 177 285; Nisa :136[21] Beyyine :3 [22] Ra'd : 43 ![]() [23] Bakara : 185; Âli İmran : 119 ![]() [24] Bakara : 1 78, 183; Enfâl : 68[25] Abese : 13; Beyyine : 2 ![]() [26] Şuarâ : 195; Kamer : 43 [27] Rahmetullah el-Hindî : Izharu'1-Hak C I![]() [28] Kıyamet : 17-18 «Onu Yani Knr'âş'ı kalbinde) toplamak ve ona (âililc) okutmak şüphesiz bize âiddir O halde (Biz) onu okuduğumuz zaman (sem muin kıraatma uy »[29] Prof Muhammed Abdullah Dıraz: En-Nebe-uI-Azîm s 5-6 Kahire 1957[30] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 423-426 ![]() [31] Lisanu'I-Arab : C XX, s 257; Kâmusu'İ-Muhit Tercümesi : C III, s 945: Müfredât-ı Rağıb, s 36![]() [32] Bak; Bal arısına: Nahl : 68 69 - Yer ve Gök için: Fussiiet :11 12: Melekler için : Enfal : 12; Necm : 10; Şeytan için : En'âm : 112, 121[33] Âyet : 51 ![]() [34] Bu konuda daha geniş bilgi, ikinci ciltte verilecektir, [35] M Reşid Rıza: El-Vahy-ut-Muhammedî s 39-40, Kahire 1955[36] Bakara : 34: ÂUi İmrân : 33 4![]() [37] Mâide : 3 ![]() [38] Âl-i İmrân :85 [39] Hicr : 9 Meali :Muhakkak ki Kur'ân1! Biz indirdik da mutlak surette Bizu bkoruyucuları[40] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 429-426 ![]() [41] Annemarie Schimmel :Dinler Tarihine Giriş Ankara,1955, s 101![]() [42] Ayni eser, s 100![]() [43] Tafsilât için bak : Rahmetullah (Hintli) İzbârHıl-Hak Birinci ve ikinci bablar Mimârzade M Emrullah: Mir"âM Edyân ve Mezâhib s 30-124![]() [44] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 430-432 ![]() [45] Annemarie Schİmmel : Dinler Tarihine Giriş : s UT![]() [46] Muhammed Ebu Zehre: Muhâdarât fin-Nasrâniyye, s 38-54, Kahirs 1949: Rahmetullah (Hintli) İzhâm'1-Hak, s 84-330; Abdulehad Dâvud : İncil ve Salib 1, 3 ve 5 inci bablar, İstanbul 1913 Muhammed Abduh : El - İsiâmu ven Nasrâniyye Kahire, 1954[47] Bakara : 75, 113; Nisa : 48; Mâide : 13, 41; Ârâf : 162 [48] Bu konuda daha fazla bilgi edinmek istiyenler; Dinler Tarihinden, Hıristiyanlık ve Ahd-i Cedid'den bahseden {bilhassa <Bibliycğrafya-da kaydedilen) kitaplara müracaat etmelidirler ![]() Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 432-438 ![]() [49] Hazret-i Muhammed (s a v ) "ir en son Peygamber, Kur'ân-ı Kerîm'in de, en büyük mu'cizesi olduğu hususları, kitabımızın ikinci cildinde,, <Hz, Mu-hammed'in Peygamberliği ve Mu'cizeleri bahsinde etraflıca izah ve isbat Sunacaktır Bu bölümde ise, îmân esaslarından olan ilâhî kitaplar, bu ararla, Vahiy ve Kur"an-ı Kerim hakkında kısa ve genel bileüer verilmekle yeinilmisür[50] Kur'ân ı Kerimin nasıl yazıldığını, nasıl toplanıp bir kitap haline getirildiğini, Dini Hükümler ve Kaynaklarından bahseden birinci kısmın birinci bölümünde beyan ettik [51] Hicr : 9 ![]() [52] İsrâ : 88 (Bu âyette bütün insanlık ve cin âlemine meydan okunmuştur) [53] Hûd : 13 [54] Bakara : 23; Yûnus : 38 [55] Enbiyâ : 5 ![]() [56] Yasin : 38 [57] gûrâ : 29 ![]() [58] Fetih: 1, Nasr : 1 ![]() [59] Masr : 2 [60] Rum : 1-4 ![]() [61] Hicr : 9 [62] Bu konu, kitabımızın ikinci cildinde daha etraflı olarak incelenecektir Daha fazla bilgi için bakınız : M Reşit Rıza : El-Vahyu'1-Muhammedî, Kahire 1956; Muhammed Abduh : El-îslâm ven-Nasrâniyye Kahire 1954; M Abdullah Dıraz : En-Nebe'ul-Azim, Kahire 1957![]() Ömer Nasuhi Bilmen : Tefsir Tarihi, Ankara 1955 [63] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 438-443 ![]()
|
| |
| İstediğini Bulamadıysanız Üye Olmadan
BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz. |
| | #2 |
| | ![]() Allah c c razı olsun![]()
|
| |
| | #3 |
| | ![]() Allah c c Razı Olsun HocamSemavi Kitaplara İman Yüce Allah, insanlara yine insanlardan peygamberler göndermiştir Bu peygamberlerden bir kısmına da kendi emirlerini ve yasaklarını, kendisine ibadet şekillerini öğreten kitablar indirmiştir![]() Bu kitablardan bir kısmına "Suhuf" denir Bunlar birkaç sayfalık kitablardır Kitablardan dördü de büyük kitablardır İnişleri şöyledir:On sahife Hazret-i Adem'e, elli sahife Hazret-i Şit'e, otuz sahife Hazret-i İdris'e, on sahife Hazret-i İbrahim'e verilmiştir diye rivayet edilir ![]() Büyük kitablara gelince: Tarih sırasına göre bunlardan birincisi Hazret-i Musa'ya verilen Tevrat'dır İkincisi Hazret-i Davud'a verilen Zebûr'dur Üçüncüsü Hazret-i İsa'ya verilen İncil'dir Dördüncüsü de, bizim peygamberimize verilen Kur'an'dır![]() Yüce Allah bu kitabları vahy yolu ile göndermiştir Ya Cibril-i Emin adındaki bir melek aracılığı ile bildirmiş yahut başka bir şekille ilham etmiştir Bu kitablara "İlâhî Kitablar" denildiği gibi, taşıdıkları yüksek vasıftan dolayı "Semavî Kitablar" ve Cibril-i Emin aracılığı ile indirilmiş olduklarından da "Münzel Kitablar" denir![]() Yüce Allah'ın bütün kitablarına iman etmek her mümin için farzdır Biz bugün diğer milletlerin ellerinde bulunup da semavî oldukları söylenen kitablara değil de, Allah'ın aslen peygamberlerine göndermiş olduğu kitabların tümüne iman ederiz Çünkü Kur'an'dan başka olan kitablar değişikliğe uğramışlardır Kur'an-ı Kerim'in hiç bir sözü zamanımıza kadar değişmediği gibi, kıyamete kadar da değişmeyecektir; çünkü Allah onu değişiklikten koruyacağını yine Kur'anda bildirmiştir![]() Bütün semavî kitablar insanlar için birer rahmet olmuşlar ve hak yolu göstermişlerdir Onun için hepsine iman etmek zorundayız Bu kitâplardan herhangi birini inkâr etmek hepsini inkâr demektir Gerçek mümin o kimsedir ki, Yüce Allah'ın bütün kitablarına inanır Yüce Allah'ın en son kitabı olan Kur'an-ı Kerime sarılır ve onun hükümlerini gözetmeye çalışır![]() Bugün Kur'an-ı Kerim'den başka diğer Semavî kitablar tüm olarak yeryüzünde mevcut değildir Aradan asırlar geçmiş ve bir çok milletler tarihe karışmış olduğundan kitabların birçoğu tamamen kaybolmuş, bir kısmı da büyük değişikliklere uğrayarak İlâhî vasıflarını kaybetmişlerdir![]() Bugün elde bulunan Tevrat, Zebûr ve İncil nüshalarından hiç biri, Yüce Allah'ın Musa'ya, Davut'a ve İsa'ya indirmiş olduğu kitabların aynı değildir Ancak Kur'an-ı Kerim asliyyetini olduğu gibi korumaktadır, bir kelimesi bile değişikliğe uğramamıştır![]() Kur'an-ı Kerim'in bütün âyetleri, daha başlangıcında bizzat Hazret-i Peygamber Efendimiz tarafından ezberlenmiş olduğu gibi, ashabın bir çokları tarafından da ezberlenmiş ve yazılmıştı Hazret-i Peygamberin âhirete göçmesinden sonra Hazret-i Ebû Bekir, bütün ashab-ı kiram huzurunda Kur'an'ın birer nüshasını yazdırarak onu değişiklikten korumuştu Hazret-i Osman'ın halifeliği zamanında da bu asıl kitabdan yeterince yazdırılarak büyük İslâm merkezlerine birer nüsha gönderilmişti Bunların herbirine "Mushaf-ı Şerif " adı verilmiştir Daha sonra bütün Mushaflar bu asıllara göre aynen yazılagelmiştir![]() Her asırda yüzbinlerce Mushaf-ı Şerif yazılmış Ayrıca Kur'an-ı Kerimi baştan sona ezberleyen binlerce hafız yetişmiştir Bu özellik semavî gereğidir: Çünkü diğer semavî kitaplar arasında yalnız Kur'an-ı Kerime nasip olmuştur Bu da bir hikmet kitablar belli bir kavme ve belirli bir zamana ait olarak peygamberlere indirilmişlerdi Kur'an-ı Kerim ise, bütün insanlık âlemine ve bütün asırlara mahsus olarak peygamberimize indirilmiştir Onun için bu kitabın Allah tarafından korunması bir hikmet gereği olmuştur![]() Kur'an-ı Kerim'in bir âyeti bile değişikliğe uğramayarak aslı üzere kalması, öyle bir gerçektir ki, bunu bir kısım müsteşrikler (şarkıyat ilimleri ile uğraşanlar) bile insaf göstererek doğrulamaktadır Bunun aksini iddia edenler, müslümanlık aleyhine propoganda yapan siyasi maksadlı ve körü körüne bâtıla saplanmış kimselerdir Bugün Kur'an-ı Kerim her yabancı dile tercüme edilmiş durumdadır Bu diller arasında, Türkçe, Farsça, Hindce, Almanca, Fransızca, İngilizce, Rusça, Felemenkce ve Çince'ye tercüme edildiği gibi, Cava, Bengal ve Malaya dillerinde de tercümeleri vardır![]() Sonuç olarak, bugün Kur'an-ı Kerim'in İlâhî ifadeleri bütün beşeriyetin kulaklarına çarpıp durmaktadır İnsanlığı bir kardeşlik, bir selâmet ve mutluluk üzere toplanmaya çağırmaktadır![]() "Kur'an bütün âlemler için bir uyarıcı, bir zikirdir " (Kalem: 52)
|
| |
| | #4 |
| | ![]() Allah razı olsun
|
| |
| | #5 |
| | ![]() Cezâkellâhu hayran (Allah hayırlı mükâfaat versin)
|
| |
| | #6 |
| | ![]() amin Allah sizede mukafat versin ve faydalı ilimleri nasip etsin
|
| |
![]() |
| Tags: demektik, gonderilmistir, ilahi, kitap, kitaplara, man, nicin, semavi |
| Konu Araçları | |
| |