Mumsema islam Arsivi

Geri git   Mumsema islam Arsivi > İman Bölümü > İman Bölümü > Kitaplara İman

Forum Alev


Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir? ile ilgili Benzer Konular
8886 Kez Görüntülendi

İlâhî Kitap Kavramı ve Kitaplara İman
Kitaplara iman neyi içerir?
Hz. Nuh’un oğlu niçin iman etmedi?
İlâhî Kitaplara İman
Kitaplara iman ne demektir?
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 09-03-2007   #1
 
Ampul Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?


Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir? Mumsema İslam Arşivi Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?
İlâhî Kitaplar Ve Semavi Kitaplara Îmân

İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir ?


Hak Teâlâ'nın insanlar arasından seçtiği «Peygamber» dediği­miz mümtaz ve seçkin şahsiyetlere, yalnız kendi milletlerine [1] veya bütün insanlığa tebliğ etmek üzere [2] vahyettiği kitaplara, «İlâhî Kitaplar» veya «Semavî Kitaplar» veya «İnzal olunan Ki­taplar», (Kütüb-i Münzele) adı verilir
Bu kitaplar, lâfız ve mânâ bakımlarından Allah Kelâmı olup, herşeyden önce insanları her türlü dalâlet ve sapıklıktan, kötü ve karanlık yollardan çıkararak, onları doğru ve güzel yollara sev-ketmek suretiyle Hak ve hidâyet nuruna kavuşturmak için gönde­rilmiştir Gerçi insan, bütün yaratıklar arasında en kuvvetli ve en şerefli mahlûk olarak yaratılmış, kâinattaki her çeşit varlık ve ya­ratık onun emrine ve hizmetine verilmiş [3] ona bu dünyayı îmâr ve ıslâh etme kuvvet ve kabiliyeti bahşedilmiştir Fakat insan, nef­sine ve tabiatta bulunan bazı şer kuvvetlere karşı daima başarı sağlayamaz Hattâ çok defa onlara yenilir Zira insanın, bilhassa nefsine karşı, buyuk zaafı vardır Onun en buyuk düşmanı, şer kuv­vetlerinin başı sayılan Şeytan'dır [4] Nitekim, insanoğlunun ve beşeriyetin ceddi Âdem (as)'in nefsine ve Şeytana nasıl aldana-rak uyduğu, Cennet'ten nasıl çıkarıldığı, sonra hatasını anlayarak Allah'tan nasıl af ve mağfiret dilediği ve Cenab-i Hakk'm affına mazhar olduğu Kur'an-ı Kerîm'dc beyân edilmiştir [5]
Evet, insan herşey karşısında kuvvetli ise de, nefsi karşısında zayıftır însan, ilâhî bir nur ve ihsan olan aklı ile, sahip olduğu beşerî kuvvetler ve eşya hakkındaki bilgisi sayesinde tabiatı ye­nebilir, bazı hakikatlara erebilir, birçok keşifler yaparak yüksele­bilir Fakat başarıların en büyüğü kendi nefsini yenmektir Kemâ­lin en yükseği ise, bu başarıya ulaşmaktır îşte bu başarı ve bu kemâl ancak ve ancak Hak Teâlâ ile yakın bir alâka kurmak, yâni ilâhî vahyin yardımına ermekle kaabildir
Nitekim Kur'an'da, insana, nefsinin arzu ve ihtiraslarına kar­şı koyamadığı zamanlarda, ona Yüce Allah'dan «ilâhî bir sös» şek­linde yardım geldiği haber verilmektedir [6] İnsanların ilk babası Âdem (as)'a gönderilen ilâhî yardım ve vahiy, Âdem oğullarına da, ilâhî irşad ve rehber olarak gönderilmiştir Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de meâlen :
Benden sise bir hidâyet gelecektir O'na tâbi olanlara ar­tık hiç bir korku yoktur Onî^r mahzun da olmayacaklardır» [7]
buyur ulmaktadır
Bu ve daha birçok âyetler, insanın ilâhî vahye muhtaç oldu­ğuna, vahye tabî olursa Şeytan'm tahriklerinden ve birçok kötü­lüklerden korunacağına, her türlü şer kuvvetleri yenerek huzur ve güven içinde kemâle doğru yükseleceğine delâlet etmektedir[8]

İlâhî Kitapların Hepsine Îmân, Îmân Esaslarım) Andır


İşte bu sebeple Hak Teâlâ, beşeriyeti hidâyete, yani doğru yola sevketmek için, ilâhî nizam, esas ve hükümlerini ihüva eden, «Mu­kaddes Kitaplar» indirmiş, bu kitapları insanlara tebliğ ederek on­lara öğretmek için de, kendi aralarından seçtiği b'ir kısım insanları Peygamber ve İlâhî Elçi olarak göndermiştir Peygamberler, bifij yüce vazifeyi noksansız olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolu-nan ilâhî hükümleri insanlara aynen tebliğ edebilecek kudret ve: kabiliyette yaratılan mümtaz ve sâdık kullar, ilâhî elçilerdir
O halde; Mukaddes Kitapları beşeriyete tebliğ etmek ve ilâhî hükümleri bildirmek için Peygamberlere, herhangi bir zâtı Pey­gamber olarak kabul edebilmek için de, kendisine vahyedilen ilâhî bir kitaba ihtiyaç vardır Bu sebebledir ki, müslüman olabilmek için, Allah'a ve Meleklerine îmândan sonra, İlâhî Kitaplara ve Pey­gamberlere îmân etmek şart koşulmuştur
Çünkü insanlar, nefislerini ve şeytanı yenebilmek için daima Yüce Allah'ın yardımına, yani, vahye dayanan İlâhî Kitaplara, do-' layısiyle, bu kitapları kendilerine tebliğ edip, öğretecek Peygam­berlere muhtaçtırlar İlâhî Kitapların ve Peygamberlerin lüzumu­na inandıktan sonra da, insanlık tarihinin her devrinde yaşayan milletlerin bir Peygambere ve mukaddes bir Kitaba sahib olabile­ceğini kabul etmek ve bunlara da inanmak, akl-ı selimin ve sağ duyunun icâbıdır
Nitekim Kur'an-ı Kerîm, vahyin ve Peygamberliğin muayyen bir şahsa veya millete mahsus olmadığını ve her millete bir Pey­gamber gönderildiğini şu âyetlerde açıkça bildirmiştir :
«Hiçbir millet yoktur ki, kendi içinde (onları Allah azabıyhı) korkutan biri (yani bir Peygamber) gelip geçmiş olmasın» [9]
«Her milletin bir Peygamberi vardır» [10] Yani, her millete mutlaka bir Peygamber gönderilmiştir
Her Peygambere de, gönderildiği insanlar arasındaki ihtilâfı halletmek için bir kitap verildiği şu âyeti kerîmede bildirilmekte­dir :
«Bütün insanlar bir tek ümmet idi (Aralarında ihtilâfa düş­tüklerinden) Allah, (rahjnetiyle) müjdeleyici, (azabı ile) korkutu­cu Peygamberler gönderdi İnsanların ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hükmetmek için Peygamberle beraber hak (ve gerçek) kitaplar da inzal etti»[11]
Kendisine müstakil bir kitap verilmeyen Peygamberler ise, daha önce indirilen ilâhî bir kitaba tabî olmuşlar ve onu gönderil­dikleri milletlere talim ve telkin etmekle, hükümlerini öğretmek ve anlatmakla emredilmişlerdir
Bu sebeple İslâm dînî, yalnız Kur'an'a değil, daha önce dünya milletlerine gönderilen Mukaddes Kitapların hepsine îmân etmeyi emretmekte, bütün İlâhî Kitaplara inanmayı, îmân esaslarından saymaktadır[12]
Her millete bir Peygamber ve her Peygambere de bir «Kitap* veya «Suhuf» verildiği Kur'an'da bildirilmiş ise de, bütün Peygam­berlere indirilen kitapların isimleri ayrı ayrı, zikredilmemiştir Bu bakımdan;
, İcmali olarak : «Bütün İlâhî Kitaplara»,
Tafsili olarak da : Kur'an'da isimleri zikredilen Mukaddes Ki­taplara ayrı ayrı inanmak, herbirinin Allah Kelâmı olduğunu kalb ile tasdik etmek lâzımdır
Tevrat, Zebur ve İncil ile, en son ve en mükemmel İlâhî Kitap olan Kur'anri Kerîm'dİr Ayrıca yüz adet «Suhuf» (sabiteler) in­dirilmiş, bunların 10 adedi Hz Âdem'e, 10 adedi Hz İbrahim'e, 50 adedi Hz Şît'e ve 30 adedi de Hz İdris (Aleyhimesselâm)'a veril­miştir
O halde, geçmiş milletlere gönderilen bütün Peygamberlere in­dirilen «İlâhî Kitaplar» m ve «Suhuf» un hepsine inanmak, her müslümana farzdır
îmân edilmesi İslâm'a göre farz olan bu kitapların, mukaddes ve ilâhî vasfını kazanabilmesi için, iki şarta sahio olması lâzımdır :
1- It&hî Vahye istinad etmelidir
Yani, Allahu Teâlâ tarafından Peygamber olarak seçilen şa­hıslara indirilen vahyin, aynen yazılarak toplanmasından meydana gelen bir kitap olmalıdır Böyle olmayan ve insanlar tarafından daha sonraları yazılan şeyler Allah Kelâmı olmadığından, ilâhî bir kitap olarak kabul edilemez
2- ilâhî vahye istinad eden ve ona dayanan Allah Kelâmı olduğu tevatür yoluyla bilinmeli, bu husus sabit görülmeli, ait ol­duğu Peygambere indirildiği hususu yine tevatür yoluyla zamanı­mıza kadar gelmelidir
Bu iki şarta sahip olmayan kitaplar, aslında ilâhî de olsa, bu yüce vasfını ve ilâhî hüviyetini kaybeder Mukaddes kitap olmak­tan çıkar
Müslümanlarca inanılması farz olan Mukaddes Kitaplar, işte bu ilâhî vasfa sahip olan Semavî Kitaplardır Halen ilâhî olduğu iddia edilen kitaplar arasında bu vasfı haiz olduğu tarihen sabit olan yegâne Mukaddes Kitap ise, yalnız Kur'an-ı Kerîm'dİr
Tevrat, Zebur ve încil'in de, aslında vahye dayanan İlâhî ve Mukaddes kitaplar olduğuna her müslüman inanmakla mükellef­tir Fakat, halen mevcut olan Tevrat ve Incillerin nasıl tahrif ve tebdil edilerek değiştirildiğini ve ilâhî hüviyetlerini kaybettiğini [13] bir Tevrat ve bir İncil yerine, birbirine uymayan birçok Tevrat ve İncil nüshaları haline nasıl geldiğini biraz sonra özetleyeceğiz Bu; bakımdan, halen Yahudi ve Hıristiyanların elinde bulunan ve bir­birine uymayan Tevrat ve İndileri ilâhî ve mukaddes kitaülar ola­rak kabul edemeyiz[14]

3 — Vahyolunan Kitapların İsimleri :


Kur'an-ı Kerîm'de; Hz Musa'ya [15] Hz Davud'a, Hz îsâ'ya
ve en son Peygamber Hz Muhammed (sav)'e kitap indirildiği bil­dirilmiş ve bunlar, Tevrat, Zebur, înciî, Kur'an ve Furkân gibi çe­şitli isimlerle anılmıştır
Bu kitaplardan Tevrat'ın îsrâil oğullarına [16] Zebur'un Hz Davud'a [17] incil'in Hz isa'ya [18] Kur'an-i Kerîm'in Hz Mu-hammed Aleyhisselâm'a [19] indirildiği açıklanmıştır
Vahyolunan ilâhî kitaplar, Kur'an-ı Kerîm'de genel olarak şu üç isim altında zikredilmiştir :
1- Kitâb'ın Cem'i (Çoğulu) Olan (Kütüb [20]
Kitab, «yazdı» veya «bir araya topladı» mânâsına gelen «ke-te-be» kökünden gelir
Başlı basma bir bütün olan yazıya kitap dendiği gibi, bir mek­tuba da kitap denebilir
Kur'an-ı Kerîm'de kitap kelimesi, bizzat Kur'an veya her sû­resi için [21] o zamana kadar indirilen vahiylerin tamamını ifade için [22] Kur'an ve vahyedilen bütün Mukaddes Kitaplar için [23] ve bazan da, bazı ilâhî emir ve esasları ifade için [24]kullanıl­mıştır
2- Vahyolunan Kitaplara ve Kur'an-ı Kerîm'e «Sahaf» adı da verilmektedir : [25]
Suhuf, sahife'nin çoğuludur Sahife «sahf» kelimesinden alın­mış olup, «yazılmış bir şey» demektir Mushaf, «yazıl» sahifeler mecmuası» demektir Kur'an'a da bu mânâda «Mushaf» denmek­tedir
3- Mukaddes Kitaplar, «Zebur» un çoğulu olan «Zübür» adıyla da zikredilin ektedir [26]
Zebur kelimesi «Zebâra» dan alınmıştır Zebâra, «yazdı» veya «kat'iyetle yazdı», «maharetle yazdı» mânâlarına gelir Bu bakım­dan «Zebur» da, «bir yazı», «bir kitap» demektir Nitekim Hz Da­vud'un «İlâhîler Kitabı» na «Zebur» ismi verilmiştir
Kur'an-ı Kerîm'de tekrar tekrar zikredilen ilâhî kitaplara ve-; rilen isimler, lügat bakımından birbirlerine yakın mânâları ifade etmektedir Bunlardan :
a) Tevrat: Aslında İbrânice bir kelime olup, «Talim ve! Şeriat» manasınadır İslâm'a göre Tevrat, İsrail oğullarından Hz Musa'ya vahyolunan İlâhî Kitap'tır Fakat bu kelime Hıristiyan­larca, «Ahd-i Atik» adı verilen kitapların hepsine birden mecazî ola­rak söylenmektedir Kur'an-ı Kerîm'de Hz Musa'ya indirilen kita­ba «Furkan» (Hakkı, bâtıldan ayıran) adı da verilmektedir
b) İncil lâfzı ise; asıl itibariyle Yunanca bir kelime olan «Evangelium» dan alınarak Arapça'ya nakledilen bir kelimedir «Beşaret ve talim» mânâsına gelmektedir încil lâfzı Kur'an'da, Hz îsâ'ya indirilen Mukaddes Kitaba verilen Özel isimdir Fakat Hıris­tiyanlar nazarında bu lâfız, «Ahd-i Cedîd» den yalnız «Matta», «Markos», «Luka» ve «Yuhanna» nın kitaplarına tahsis edilmiş ve ancak bunlara «îneü» adı verilmiştir Fakat, «Ahd-i Cedîd» deni­len kitaba ve risalelerin hepsine de mecazî olarak «tncil» adı veril­mektedir [27]
c) Rur'an'a gelince; O, Hz Muhammed Aleyhisselâm'a indi­rilen ve okunarak ibâdet olunan Aîîah Kelâm'ına verilen isimdir O, en son ve en mükemmel ilâhî Kitaptır
Kur'an kelimesi Arapça bir kelimedir «Gufran» ve «Şükran» kelimeleri gibi «Fu'l&u» vezninde olup, «Ka-ra-a» fiilinden masdar-Üır «Kıraat ve Tilâvet» yaıü «okumak» manasınadır Nitekim [28]
âyet-i kerîmesinde Kur'an, kıraat ve tilâvet mânâsına kullanılmış­tır
I «Kur'an» kelimesi dil bakımından : «Cem» ve «Zam» yani «Toplama» mânâsına da gelir [29]
Sonra bu kelime, Hz Muhammed (sav)'e indirilen Mukades Kitaba özel isim olmuştur Kur'an-ı Kennrüii Furkan, Tema), Hak, Hüdâ, Zikrâ, Burhan, Nur, Azız ve Mübin gibi elliden fazlaisimleri vardır[30]

4 - Vahîy Ne »Emektir, Nasıl Tekamül Ettîbjlmîştir?


îlâhî Kitapları insanlara bildirmek, öğretmek ve telkin etmek­le vazifeli olan Pegamberîerin en açık vasıflan, vahyin en yüksek derecesine ermeleri ve «mû'eize» adı verilen fevkalâde (âdetler üstü) tecellilerle Cenab-ı Hakk'ın te'yidine mazhar olm&larıdır Bu ba­kımdan Peygamberler ve Peygamberlik için bir şart ve esas olan vahy'in dil ve din dilindeki mânâlarını, nevi ve derecelerini kitabı­mızın ikinci cildinde ele alarak, —inşâallah— etraflı bir şekilde izah edeceğiz
Ancak, îlâhî Kitaplar da, en yüksek vahiy tarzının bir tecel­lisi olduğundan, zamanla gelişerek Kur'an-ı Kerîm ile en mükem­mel ve en yüksek seviyeye ulaşan mukaddes kitapların nasıl ve niçin geliştiğini anlamak gayesiyle, vahiy, ve tekâmülü, yani Hak Teâlâ tarafından geliştirilmesi hakkında burada kısa bir bilgi ver­meyi faydalı bulduk
Dilcilere göre vahiy; yapılan anî, sür'atli ve gizli bir telkin, gizli bir söz, işaret ve iiham [31] mânâlarına gelir
Vahiy, bu mânâda çok genel olup, yalnız Peygamberlere, hattâ yalnız insanlara mahsus değildir, insanlardan başka, meselâ «Bal Arısı» gibi canlı, «Yer ve gök» gibi cansız varlıkları, «Melek ve Şeytan» gibi maddî olmayan yaratıkları da şumûlu içine alan bu husus Kur'an-ı Kerîm'de birçok âyetlerde zikredilmiştir [32]
Bu vahiy nevilerinden insanlara vâki olan vahy-i ilâhî'nin üç yoldan biriyle husule geldiğini, H^k Teâlâ «Şûra» sûresinde şöyle ifade buyuruyor :[33]
«(Ya) bir vahiy ile, veya bir perde arkasından, veya bir elçi göndererek kendi izniyle dileyeceğini vahyetmesi olmadıkça, Allah'ın hiçbir insanla konuşması vâki olmamıştır»
Bunlardan birincisi; Cestab-ı Hakk'm dilediklerini, dilediği ku­lunun kalbine ânî bir tesirle ilkâ etmesidir Bu tarz, ilâhî vahy'in bir nevi «ilham» dediğimiz en genel seklidir Buna «Vahy-i hafi (gizli vahiy) veya «Vahy-i gayr-i metluv» (yani, kelimeler halinde tilâvet olunmadan indirilen vahiy) denir
Mânâsı ilâhî, lâfzı beşerî olan «Hadisler» bu nevi vahiyler­dendir
Vahyin ikinci tarzı; «bir perde arkasından duyulan sözler» dir Bu, vahye mazhar olan zâtın, Hak Teâlâ'yı görmeden, yüce kelâ­mını işitmeğidir Musa Aleyhisselâm'm CebeM Tur'da ağaç arka­sından işittiği ilâhî nida (söz) gibi
Vahyin üçüncüsü ve en yüksek olanı; İlâhî vahyin, Vahiy leği denilen Cebrail Aieyhisselâm vasıtasıyla kelimeler halinde Pey­gamberlere getirilmesi şeklidir Vahiy Meleği'nin geliş ve vahyi ge--tiriş halleri de çeşitlidir [34] Bu tarz vahye, «Okunarak kelimeler halinde indirilen» mânâsında «Vahy-i Metluv» adı verilir Kur'an-ı Kerîm, Peygamberimize bu şekilde nazil olmuştur Daha önce gön­derilen tlâhî Kitaplar da bu tarzda indirilmiştir Bütün ilâhî kitap­lar, aslında, en yüksek derecede olan bu tarz vahyin kaydeöilme-siyle meydana gelmiştir Bu balamdan, din dilinde vahiy denince; yalnız Peygamberlere mahsus olan bu vahiy, «Vahy-i Metluv» an­laşılır
Bütün vahiy şekillerinde, vahiyde iki esas olarak kabul edi­len; «gizlilik» ve «sür'at» mevcuttur [35]
tslâm itikadına ve Kur'an-ı Kerîm'in beyanına göre, ilâhî ;|jpa-hiy vasıtasıyla Hak Teâlâ'nm beşeriyete hidâyet yolunu gösterme­si, «Ebu'l-Beşer», ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz Âdem ile başlar [36] Cenab-ı Hakk'ın büyük bir lütuf ve inayeti olan vahiy nimetinden hiçbir millet mahrum kalmamış, kendi zaman ve ihtiyaçlarına göre vahiy inmiş, ilâhî emir ve yasaklar bildirilmiştir Zamanın gelişmesi ve beşerî seviyenin yükselmesiyle mütenâsip (orantılı) olarak vahiy de geliştirilmiş, her devirde yaşayan insan­ların kaabiliyetlefine, idrâk ve anlayış seviyelerine uygun olarak her şey gittikçe açıklanmıştır
İlk insanın idrâk seviyesi ve genel ihtiyaçları ile, daha sonra gelen ve asırlar boyunca gelişen insan topluluklarının anlayış de­receleri ve sosyal ihtiyaçları, şüphe yok ki değişmiş ve gelişmiştir, indirilen vahiyler de bu gelişme ve ihtiyaçlara muvazi (paralel) olarak geliştirilmiş, daha önce lüzum görülmeyen yeni emir ve ya­saklar konmuş, kapalı bırakılan hususlar açıklanmıştır Hak Teâlâ'-nın İlâhî Varlığı, Yüce Zâtı ve Mukaddes Sıfatları, insanın mebdei (başlangıcı) ve meâdı (sonu ve dönüşü) , ölümden sonraki halleri ve geçireceği merhaleler, Ahiret ve İkinci Hayat, Cennet ve Ce­hennem, ceza ve mes'uliyet, sevap ve ikap gibi ilâhî gerçekler hak­kında daha geniş ve açık bilgiler verilmiştir Böylece meçhul ve ka­palı kalan hususlar aydınlatılmış, insanların fert ve cemiyet ola­rak gelişmesi, refah ve saadetini sağlayan ahlâkî ve sosyal esaslar Öğretilmiştir
Beşerî seviye, ilâhî gerçekleri kavrayabilecek bir idrâk sevi­yesine ulaştıktan sonra da, artık bütün insanların inanarak kabul edecekleri genel hükümler ve onları daima iyiye, güzele ve her yön­den ilerleyip yükselmeğe sevkederek refah ve saadetlerini sağla­yacak ilâhî esaslar, emir ve yasaklar bildirilmiştir Bu hükümler, en son ve en mükemmel gerçekler olduğu için, bütün insanların ona inanması ve uyması emredilmiştir
İşte, her şeyi en güzel bir şekilde açıkladığını, Allah'ın dinini, en mükemmel haliyle insanlık âlemine sunduğunu, ilâhî kitaplar­dan yalnız Kur'an-ı Kerîm iddia etmiş, daha önceki kitapların nok­sanlarını tamamlayarak onların hükümlerini kaldırdığını ilân et­miştir
Nitekim Hak Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de :
«Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle erdirdim Sizin üzeriniz­deki nimetimi (lütuflarımı) tamamladım ve size din olarak İslâm'ı
seçtim» [37] (Yalnız İslâm'dan razı ve yalnız ondan hoşnut ol­dum)
Buyurmakta ve diğer bir âyette de :
islâm'dan başka bir din ararsa, ondan (seçtiği dini) ka­bul edilmiyecektir ve o, âhirette hüsrana (büyük zarara) uğra­yanlardan (olacak) dır» [38]
Buyurularak, artık İslâm'dan başka hiçbir dinin Allah katın­da kabule şâyân olmadığı açık, kesin ve beliğ bir dille ilân olun­maktadır
Aslında, bütün semavî dinler, Allah tarafından gönderildiğine göre, hepsinin kaynağı bir olup, ilâhî vahye dayanır Bu bakımdan bütün semavî dinler, tevhid âkidesine, yani Yüce Allah'ın birliği ve ibadete lâyık tek mâbud olduğu fikrine istinad eder Bütün ilâhî dinler getirdikleri dini inançlarda ittifak halindedirler
Buna rağmen, zamanla bu dinlerin ilâhî olan asılları kaybol­muş, veya tahrif edilerek değiştirilmiş, yerlerine çeşitli kalemler­den çıkan, beşer aklıyla hatta birbiriyle çelişen kitaplar konmuş­tur
Cenab-ı Hakk'ın beyan buyurduğuna göre, bu tebdil ve tahrif-den yalnız Kur'an-ı Kerîm masun (ve uzak) kalmıştır Kıyamete kadar da muhafaza edileceği [39]
âyet-i kerîmesiyle bütün insanlığa ilân olunmuştur Bu husus tan-hen sabit olan bir gerçektir
Müslümanlarca, aslında ilâhî ve mukaddes olduğuna inanılan bu kitapların ne zaman ve nasıl yazıldığı ve herbirinin bu günkü durumları hakkında kısa bir bilgi vermeyi faydalı görüyoruz[40]

5- İlâhî Kitaplara Toplu Blr Bakış :


A) TEVRAT:
İslâm âkidesine göre inanılması gereken dört büyük ilâhî ki­taptan biri de, Tevrat'tır Tevrat, tsrâil oğullarından Musevilerin mukaddes kitabı olup, Hz Musa Aleyhisselâma nazil olmuştur
Hıristiyanlar, Hz isa'dan önce gelen «Mukaddes Kitaplar Mec­muasına «Ahd-i Atik» derler ve sayısını altmışa kadar çıkarırlar
Yahudi an'anesine göre ise, Ahdi Atik (Eski Ahid) üç kısma ayrılır : Tevrat, Sabiim (yani Peygamberlerin sözleri) ve Kütübin (Kitap, tarih, hikmet ve sâireye ait eserler) dir
Kur'an-ı Kerîm'de adı geçen Tevrat, Hz Musa'ya nisbet edi­len beş kitap, yani «Esfâr-ı Hamse» dir Yahudilere göre bunlar­dan :
Birinci Kitaba «Tekvin» adı verilir Bu kitap, Nuh Tufam'na kadar yaradılış destanından, insanların ilk suçundan (bab : 1 -11), Hz İbrahim'in ve oğullarının hikâyelerinden, Hz İshak, Hz Yâkub ve Hz Yusuf'un Mısır'da bulunmalarından (bab : 12 - 50) bahse­der
İkinci kitap; «Huruç (Çıkış)» adıyla anılır Hz Musa ve îsrâil Oğullan'nm Mısır'dan çıkışından (bab: 1-18), Allahu Teâlâ'nın Tûr dağında Hz Musa'ya kanunlarını bildirmesinden (bab : 19 - 40) bahseder
Üçüncü kitap; «Levililer», kurban, kâhinler, temizlik konuları­nı ve bayramların tanzimi gibi âyin ve merasime ait usullerden,
Dördüncü bitap; «Sayılar», İsrail'in Tûr dağından kalkarak Erdem ülkesine girmesinden bahsetmektedir
Beşinci kitab'a ise, «Tesniye» adı verilmektedir Bu kitap hak­kında bir Garp tarihçisi diyor ki :
«622 senesinde Yehuda Kralı Yoşiya zamanında kâhinler tara­fından neşredilmiş bir eserdir ki, Musa'nın ölümünden bahsettiği ve Musa'nın zamanında henüz mevcut olmayan birçok âdetleri îmâ et­tiği için, o zamanki ilâhiyatçıların, bozulmuş dîni ıslâh etmek mak­sadıyla yazdıklarını söyliyebiliriz» [41]
Görüldüğü üzere, Hz Musa'ya isnad edilen bu kitaplardan yaî-nız beşincisi üzerinde durmak bizleri de, A Schimmel ve Dinler Ta­rihiyle meşgul olan birçok tarihçiler gibi düşünmeye sevketmekte, Hz Musa'nın vefatından bahseden bir kitabın bizzat Hz Musa ta: rafından yazılamıyacağının muhakkak olduğu kanaatma vardır­maktadır Bu kitabın Hz Musa'nın vefatından sonra o zamanki bazı ilâhiyatçılar tarafından yazılarak, Hz Musa'ya isnâd edildiği anlaşılmaktadır
Nitekim aynı yazar; «Bu dinîn en mühim vesikaları Eski Ahid'-de toplanmıştır Halbuki Eski Ahid, muayyen bir zamanda muay­yen bir zâtın tesbit ettiği bir eser değildir Onun tarihi yüzlerce yıl sürmektedir» [42] demektedir
Esasen tarihçilerce bilinen bir gerçektir ki, İsrail Oğulları, Hz Musa'nın vefatından sonra yaptıkları birçok harpler neticesinde millî hâkimiyetlerini kaybederek, asırlarca esaret altında kalmış­lar, uğradıkları felâketler ve karşılaştıkları zorluklar sebebiyle ilâ­hî hükümleri, emir ve yasakları muhtevi bulunan Tevrat'ı ve «Mu­kaddes Sahifeleri» muhafaza edememişlerdir Çünkü o zaman, de­ğil ilâhî kitapları ezberlemek, yüzünden okuyabilmek bile çok az kimselere nasip olurdu Bütün bu sebeplerle Tevrat'ın aslî nüsha­sı kaybolmuş, Süleyman Aleyhisselâm'dan sonra gelen Yahudi hü­kümdarlarının ekserisi Hz Musa'nın dinini terketmişlerdi Daha sonra gelen Yahudi hükümdarlarından «Bûşiya» isimli zat tekrar Hz Musa'nın dinine dönmüş, bu hükümdar zamanında yaşıyan «Azrâ» adında bir kâhin, Milâttan 622 yıl önce, Tevrat'ın asıl nüshasını Kudüs'te bulduğunu ilân etmiştir
Gerçekte ise, bunun bizzat «Azrâ» mn yazdığı ve Hz Musa'ya nisbet edilen «Beş Sifr» den başka birçok şeyler ilâve ettiği kanaati hâkim ve yaygındır
ta Esasen, böyle bir tek kişinin sened ve isnaddan mahrum olan iddiası, kuru bir zandan başka bir şey olamaz Hz Musa'nın vefa­tından asırlarca sonra yazılan veya ortaya çıkarılan bir kitabın, Hz Musa'ya isnadı ilmî esaslarla sabit olmadan, değil Allah Kelâ­mı ve mukaddes kitap olarak, Hz Musa'nın hadisi olarak dahi ka­bul edilemez
Çünkü bir kitabın mukaddes olabilmesi için, ilâhî vahye isti-nad ettiği tevâtüren sabit olması ve yine tevatür yoluyla zamanı­mıza kadar nakledilmesi lâzımdır Halen Yahudilerin ve Hıristiyan­ların ellerinde bulunan Tevrat ve Ahd-i Atik ise, böyle bir tarihî senetten mahrumdur Lâfız ve mânâ bakımından birbirini tutma­yan hadiselerle doludur Bu kitapların ekserisi çok basit ve fay­dasız mânâları ihtiva etmekte, aralarında fikrî insicam (uygunluk) bulunmamaktadır Hattâ bu kitaplarda, Hz İbrahim, Hz Lût, Hz Dâvud ve Hz Süleyman gibi büyük Peygamberler; yalan söylemek, gizli münasebette bulunmak ve zevcelerinin hatırı için puta tap­mak gibi «İsmet-i Enbiyâ (Peygamberlerin İsmet Sıfatı)» ile asla bağdaşmayan çirkin iftiralar ve hurafeler mevcuttur
tşte, bugün elde bulunan Tevratların bazıları, Azrâ'nın, Tev­rat'ın aslı diye ilân ettiği kitaptan çoğaltılıp dağıtılan nüshalardır
Buna rağmen, bugün İbranice, Yunanca ve Sâmirîce olmak üzere üç çeşit Tevrat bulunmakta, bunlardan İbranice olan; Yahudiler ve 'Protestanlar nazarında, Yunanca olan; Roma ve Şark kiliseleri nez-dinde, Sâmirîce olan ise; Sâmirîlerce muteber tutulmaktadır
Hz Musa'nın vefatından asırlar geçtikten sonra müteaddid şa­hıslar tarafından yazılan ve birbirine uymayan çeşitli nüshaları, Tevrat'ın aslı olarak kabul ederek, bunlara mukaddes kitap olarak inanmaya imkân yoktur Fakat her şeye rağmen, bu nüshalarda asıl Tevrat'tan bazı sözlerin bulunabileceğini inkâr etmeyiz[43]
Dâvud Aleyhisselâm'a indirilen «Zebur» un bugün elde mevcut bir nüshası bulunmadığı gibi, bu kitaba tabî olan belirli bir millet de bulunmamaktadır[44]

B) İncil:

Her Müslüman'ın inanması gereken ilâhî Kitaplardan biri de; Hz îsâ'ya indirilen ve Hıristiyanlarca hükümleri hâlâ ilâhî sanılan ve Mukaddes Kitap olarak kabul edilen «İncil» in Allah tarafın­dan vahyolunan aslıdır Çünkü bugün mevcut olan ve «İncil» adı verilen kitaplar, muharreftir Bunlara «Allah Kelâmı» olarak inan­mamız gerekmez
Hıristiyanlar, yalnız Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'mn kitaplarına «İncil» adım vermektedirler Bu dört kitaptan başka, Re­sullerin işlerini ve Pavlus, Petrus, Yuhanna ve Yahuda gibi Hristi-yan ilâhiyatçı misyonerlerin birçok mektuplarını ihtiva eden «Dînî mecmua» ya, «Ahd-i Cedîd» adını vermektedirler
Bu kitap ve mektuplar, ilâhî emir ve yasaklan bildiren ve vah­ye istinad eden semavî bir kitap olmadığı gibi veya Hz İsa'nın ha­yatını/ ahlâk ve sîretini anlatan tarihî ve ilmî bir hal tercümesi bile sayılmaz Belki bu kitap ve risaleler; «Hıristiyanlığın mes'ele-lerine dokunan ve yeni Hıristiyanların inanıp kullanacakları bir Ma­nevî Tarih» dir [45]
Zira, Ahd-i Cedidi teşkil eden dört İncil ile diğer çeşitli mek­tup ve risalelerden hiçbirisi, Allah Kelâmı olmadığı gibi, Hak Pey­gamber olduğuna inandığımız Isâ Aleyhisselâm'ın da sözleri değil­dir Hıristiyanlar da böyle bir iddiada bulunmamaktadırlar Bütün iddiaları; bu kitap ve risalelerin sahiplerinin de, ilâhî ilhama raaz-har olmuş, resuller olmalarıdır Hıristiyanlar a göre, Hz îsâ'nın Pey­gamberliği müddetince kendisine inanan ve Kur'an'da «Havâriyyûn» havariler adıyla anılan on iki şahıs da, ilâhî irşad ve ilhama maz-har olan ve Hz isa'dan manevî feyz alan «Resuller» dir
Gerçekte ise bunlar, israil oğullarından Hz îsâ'ya inanan ve onun Peygamberlik nurundan faydalanan birer sâdık «Sahabe» ve «Hıristiyan Misyonerleri» dirler Zira bunlardan hiçbiri Peygamber­lik iddiasında bulunmamışlar, Eesulluk iddialarmı isbat için mû'ci-ze izhar etmemişler, bu husus tarihen tevsik edilerek sabit olmamış ve yalan üzere birleşmeleri kaabil olmayan- topluluklar tarafından zamanımıza kadar (Tevâtüren) nakledümemiştir O halde bu kitap ve mektuplar ne Allah Kelâmı, ne de bir Peygamber sözüdür Bu sebepledir ki; H?, İsa'nın hayatından, menkıbelerinden, duaların­dan ve acâip hallerinden bahseden bu incil'ler, yazarlarına isnad edilmekte ve Matta, Markos, Luka, Yuhanna İncil'i diye anılmak­tadır Hatta bugün gerçek şudur ki, Hıristiyanlarca muteber sayı­lan bu dört İncil'den hiçbiri, hangi tarihte, lıim tarafından ve han­gi dille yazıldığı ve diğer dillere kimler tarafından çevrildiği kesin olarak bilinememektedir
İneiller üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunan Hıristi­yan ve Batı yazarları, bu konularda ihtilâfa düşmüşler, kesin ve emin bir neticeye varamamışlardır Meselâ :
1- Matta İncili : Tarihçilerin ekserisine göre, Hz isa'nın oniki «Havârî» sinden biri olduğu rivayet edilen «Matta» tarafın­dan İbrani, veya Süryânî diliyle Yahudilerden îmân edenler için ya­zılmıştır Fakat bu İncil'in ele geçen en eski nüshası İbrânice veya Süryânice olmayıp, Yunanca'dır Yunanca'ya kim tarafından ve hangi tarihte tercüme edildiği bilinememektedir
Zayıf bir rivayete göre, tercüme eden Yuhanna'dır
Diğer bir rivayete göre Matta, incil'ini Yunanca yazmıştır Fa­kat tarihçilerin ekserisi, bu İncil'in İbranî diliyle yazıldığını ve Yu­nanca'ya çevirenin bilinmediğini ifade etmektedirler
İbrânice yazılan, daha sonra kaybolan aslî nüshanın yazılış ta­rihinde çok çeşitli rivayetler vardır Bu rivayetlere göre aslî nüs­ha, Milâdî 37, veya 38, veya 41, veya 43, veya 48, veya 61, veya 63, veya 64 senelerinin birinde yazılmıştır
Görüldüğü üzere bu İncil'in ne vakit yazıldığı, Yunancaya kim tarafından ve ne zaman tercüme edildiği, tercüme edenin ilmî ehli­yeti, metne sadâkati ve bu iki dile vukuf derecesi bilinmemektedir Esasen asıl metin kaybolduğundan, mevcut Yunanca tercümenin aslî nüshaya uygun olup olmadığı da kontrol edilememektedir
Bütün bu meçhuller sebebiyle, bu İncil'e Hz İsa'nın talebesi olan Matta'nın sözleri diye inanmak dahî mümkün değildir Değil Hz İsa'ya, talebesine dahî isnadı sabit olmayan böyle bir kitabı, Allah Kelâmı veya Mukaddes Kitap olarak kabul etmek ise, akla, mantığa ve tarihî gerçeklere uymaz
2- Markos Incili'nin; Yunanca olarak yazıldığında ittifak varsa da, nerede ve hangi tarihte yazıldığı kesin olarak bilineme­mektedir Hattâ bu İncil'i, Kudüslü bir Yahudi aileden olan ve asıl ismi «Yuhanna» olduğu halde «Markos» lakabıyla tanınan zâtın yazdığında da ittifak yoktur Zira, ba^ı tarihçiler bu İncil'i, Havâ-rîler'in reisi Petrus'un Roma'da Markos'dan yazdığım, sonra Mar-kos'a isnad ettiğini iddia ediyorlar Halbuki gerçekte, Petrus Hava­rilerin reisi, Markos ise Petrus'un talebesidir
Diğer bir rivayete göre ise Markos bu İncili, Petrus ve Pavhıs öldükten sonra yazmıştır İkinci ihtimal daha kuvvetli ise de, bu1 konuda ittifak edilememiştir
Sonra Markos, İncil'ini hocası Petrus öldükten sonra yazdığına göre, yazdıkları hangi esasa dayanmaktadır? İncil'in aslına ne de­rece uygundur? Sözleri Hz isa'ya hangi yolla istinad etmektedir? Şayet yazdıkları Hz isa'ya istinad etmiyor da, sırf kendi anlayı­şına dayanıyorsa, bu anlayış vahye ve ilâhî gerçeklere ne derece uygundur? Bütün bunlar meçhuldür, tam olarak bilinmemektedir
Bu İncil'in yazıldığı tarih üzerinde de ihtilâf vardır
Rivayete göre, milâdî 56 senesiyle 65 senesi arasındaki yıllar­dan birinde yazılmıştır Fakat kuvvetli bir ihtimale göre 60 veya 63 senesinde, diğer bir rivayete göre de, 61 senesinde yazılmıştır
3- Luka inciFini yazan zâtın; şahsiyeti, memleketi, san'atı, kimler için ve hangi tarihte yazdığı hakkında, tarihçiler çeşitli gö­rüşlere sahiptirler Yalnız, Luka'nın, Hz İsa'nın talebesinden (Ha­varilerden) olmadığı gibi, talebelerinin de talebesi olmadığı husu­sunda ittifak halindedirler
Bir rivayete göre Luka, Antakya» bir tabibdir Yahudi değil­dir, Pavlus'a seyahatlarında ve işlerinde refakat etmiştir
Diğer bir rivayete göre, Antakyah olmayıp, İtalya'da doğan bir Romalıdır San'atı da tabiblik değil, fotoğrafçılıktır
Bir rivayete göre Luka, İncil'ini Yunanlılar için, diğer bir ri­vayete göre de Mısırlılar için yazmıştır
Yazıldığı tarih hakkında da çeşitli rivayetler vardır:
Bunlardan birincisine göre, Kudüs tahrip edilmeden ve Pavlus esir iken, 58 veya 60 senelerinde yazılmıştır İkinci rivayete göre, Luka İncilini, Markos yazdıktan yani Patrus ve Pavlus öldükten sonra yazmıştır
4 Yuhanna İnciline Gelince : Hz İsa'nın «Ulûhiyyet» inden ve Hristiyanlığın şiân sayılan «Teslis akîdesi»nden gayet sarih olarak bahseden bu kitabın yazarı ve yazılış tarihi üzerinde de tarihçiler ittifak edememişlerdir
Hristiyanların ekserisi, bu İncili, Havarilerden «Yuhanna» nın yazdığını iddia ederler Bunlara mukabil, bazı muhakkik hristiyan araştırıcılar, bu İncili Havarilerden olan Yuhannâ'nın değil, onun­la ruhanî bir ilgisi olmayan başka bir Yuhannâ'nm yazdığını söyle­mektedirler Bu iddia, şimdi değil, ta milâdî ikinci asırda başlamış­tır Bu fikirde olanların içinde, Havârî Yuhannâ'nın talebesi olan Polikarp'm talebesi Erinos da blunmakta ve hocasının hocası olan Fîavârî Yuhannâ'ya böyle bir kitap isnad etmediğini belirtmektedir
İkinci asırda başlayan ve gittikçe kuvvetlenen bu fikri, 500 hristiyan âliminin iştirakiyle hazırlanan ingiliz Ansiklopedisi de benimsemekte ve bunu, Matta ve Yuhannâ gibi iki Havârî arasın­da bir tenakuz (çelişki) olduğunu gösterme gayreti güden, felse­fe ile meşgul bir zâtın tezviri olarak kabul etmektedir Mezkûr An-siklopedi'ye göre, bilâhare kilise bu hususu tahkik etmeden, kitabın üzerindeki iddiaya inanmış ve bu İncil'i Havârî Yuhannâ'nın incil'i olarak ilân etmiştir Halbuki onunla hiçbir ilgisi yoktur
Bazı tarihçiler ise, bu incil'i yasanın Yuhannâ olmayıp, isken­deriye felsefe mektebinden bir talebe olduğunu, «Ukmım-i Selâse» nazariyesini kuvvetlendirmek gayesiyle bazı papazların arzusuna uyarak yazdığını, böylece bir kısım papazların -inandıkları «Teslis akidesi» nin Hristiyanlığa maksatlı olarak bu İncil vasıtasıyla yer­leştirildiğini iddia etmektedirler
Bu rivayetlerin hangisi doğru olursa olsun, hepsi de bizi, ayni neticeye ulaştırmaktadır O da şudur:
Yazan, kitabın muhteviyatı, yazılış tarihi ve yazılış sebebi et­rafındaki kuvvetli şüpheler ve bu geniş ihtilâf, böyle bir kitabı, ha­kîkî İncil'in aslı olarak kabul etmemize imkân bırakmıyor Bu kita­bın, değil Hak Teâlâ'ya, Hz îsâ'nın bir talebesine dahi isnadı ve önce hangi dille yazıldığı kesin olarak bilinememektedir
Yazılış tarihi hakkında da çeşitli rivayetler dolaşmaktadır Ez­cümle; Milâdî 68 veya 69 veya 70 veya 89 veya 95 veya 98 inci yıl­da yazılmış olması muhtemel görülmüştür [46]
Nitekim Kur'ân-ı Kerîm de, bu hususu teyid etmekte, Yahudi ve Hristiyanlann Tevrat ve incil'i tahrif ve tebdil ettiklerini (bozup değiştirdiklerini) birçok âyetlerde bildirmektedir [47]
fnciller hakkında buraya kadar özetlediğimiz bilgilerden, bu kitapların hiçbirinin hakîkî tncil olmadığı gibi, Hz İsa'ya, hattâ Ha­varilerine isnadı, ilmî ve tarihî belgelerle sabit olmadığı anlaşıl­maktadır Esasen «Ahd-i Cedid»i teşkil eden 27 kitaptan ilk 23'ün-def bu indilerden hiç bahsedilmem ektedir Bu kitap ve risalelerin hiçbirinde mukaddes kitaplara mahsus olan yüce bir üslûp, ilâhî bir ifade ve manâ bulunmamakta, herbiri diğerini nakzeden îtikadları ihtiva etmektedir Meselâ bugün Protestanlar, Katolikleri ve Vati­kan'ı tanımazlar Her mezhep ehli, asırlardır, diğer mezhep ehlini, İnciFde tağyir ve tebdil yapmakla ve küfürle itham etmektedir
Bu iddia ve itham yalnız biri için değil, tarihçilere göre hepsi için varittir Bu bakımdan, Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid adı altında toplanan ve müteaddid şahıslar tarafından uzun yıllardan sonra yazılan bu kitapların, Tevrat ve incil'in aslı olmasına imkân yok­tur Eğer -yle olsaydı, çeşitli dillerle, müteaddid ellerle yazılan ve birbirine uymayan bu kadar çok kitap bulunur muydu?
Şu husus da tarihen sabittir ki, Milâdî 325 yılına kadar Hris-tiyanlar bu gün Hristiyan âleminde mukaddes kitap olarak inanı­lan kitapların hiç birini bilmez ve mukaddes olarak kabul etmez­lerdi Zira, her milletin elinde başka bir incil nüshası vardı ve yal­nız ona inanırdı Bu sebeple Hristiyan dünyasında bir çözülme baş­lamış, aralarında birlik ve dayanışma (tesanüd) kalmamıştı Bu ha! Hristiyanları telâşa düşürdü Durumun vahametini gören Konstan-tin müdahale ederek, Milâdî 325 senesinde «İznik» te büyük bir «Ruhanî Meclis» kurmaya muvaffak oldu Hristiyan âleminin her tarafından gelen en yetkili ruhanîler, Hristiyan akaaidini yeniden gözden geçirerek, înciller arasındaki ihtilâfı kaldıracak tedbirleri almak üzere toplandılar
Konsile arz olunan yüzlerce incil arasından, Dört İncil ile, bu­gün Ahd-i Cedid'i teşkil eden risaleler seçildi Diğer înciller imha edildi Bu seçme işi, bini aşan Koıısil üyelerinden Hz îsâ'mn Uİû-hiyetine (yani ilâh olduğuna inanan yalnız 318 üyenin ittifakıyla yapılmıştır Bu rakama göre; seçme işi, Konsil'in üçte birini dabi bulmayan bir azınlık tarafından yapılmış oluyor İşte böylece yukarda kısa tahlilini yaptığımız «Dört tncil», Hz îsâ'nın Milâdından tam 325 yıl sonra «Mukaddes Kitap» olarak ilân edilmiştir
Yukarıda Özetlediğimiz sebepler dolayısıyle bu kitaplar, müs-lümanlarca ilâhî vahye dayanan «Semavî Kitap», Hatta Hz îsâ'ya isnad edilen «Hadisler Mecmuası» olarak dahi kabul edilmemekte ve bunlara birer «Siyer ve Mev'iza» kitabı nazarıyla bakılmakta­dır [48]

Kur'ân-I Kerim Ve Hususiyetleri [49]


Eüslümanlar nazarında asılları ilâhî olduğu halde, (yukarıda verdiğimiz bilgilerin ışığı altında) tahrif ve tebdil edilerek ilâhî hü­viyetlerini kaybeden ve birbirine uymayan müteaddid nüshalar ha­line gelen Tevrat ve incil'e mukabil, nazil olduğu tarihten bu güne kadar bir kelimesi dahî değiştirilmeden ilâhî hüviyetini muhafaza eden yegâne semavî kitap, Kur'ân-ı Kerîm'dir Bu, mesnetsiz bir iddia değil, tarihî ve ilmî bir gerçektir Çünkü :
Bu gün, tarihî gerçeklere vâkıf, ilim ve insaf sahibi herkes, Kur'ân-ı Kerîm'i Milâdî 571 senesinde Mekke'de doğan, ümmî, yani okuma yazma bilmeyen, Arapça konuşan ve Arap milletinin Ku-reyş kabilesine mensup, nesebi Hz İbrahim Aleyhisselâma kadar uzanan Abdul Muttalip oğlu Abdullah'ın oğlu, «El-Emîn» lakabıy­la tanınan Muhammed adında, yüksek ahlâklı, mübarek bir zâtın diliyle bildirilen yüce bir kitap olduğunu bilmektedir
Her insaf sahibi şunu da bilmektedir ki, Hz Muhammed (sav) 40 yaşından sonra Peygamberlik iddia ve ilân etmiş, öm­rünün 23 senesini buna hasretmiş, karşılaştığı bütün sıkıntı ve zor­luklara rağmen yolundan dönmemiş, büyük bir cesaret ve maha­retle dâvasını ömrünün sonuna kadar yürütmüş, hiç bir beşere na­sip olmayan büyük bir başarıya ulaşarak, 23 yıl gibi kısa bir müd­det İçinde, tarihin de misline sahid olmadığı, ruhî, ahlâkî ve içtimâi o büyük inkılâbı yapmıştır En büyük mu'cize olarak da, Arap be-lâğat ve fesahatinin zirvesine ulaşmış olan Kur'ân-ı Azimü'ş-şân'i bırakmıştır
Büyük bir dikkat ve itina ile ashabına aynen tebliğ ettiği, ya-, zurnasını ve hıfzedilmesin! emrettiği bu hikmet ve hakikat dolu Köz­lerin, kendi beşerî sözleri olmadığını, Hak Teâlâ tarafından Cebrail vasıtasıyla kendisine vahyölunan Allah Kelâmı olduğunu bildirmiş­tir Hatta, kendi sözlerinin, Allah Kelâmına karışmaması için, söz­lerinin yazılmasını şiddetle menetmiştir
Kendisinin bütün beşeriyeti «Tevhid Akidesi»ne, hak ve hidâ­yet yoluna sevk etmek ve en güzeı ahlâkı tamamlamak için gönde­rilen en son Peygamber olduğunu, getirdiği ilâhî kitabın da bütün insanlık âlemine hitabeden en son ve en mükemmel Semavî Kitap olarak indirildiğini, bu kitaptan sonra kitap, kendisinden sonra da Peygamber gönderilmeyeceğini kesin bir dille ilân etmiştir
Hz Muhammed (sav)'nin bütün hayatı, siyret ve ahlâkı en ince teferruatına kadar zaptedilmis, yirmi üç sene sûreler ve âyet­ler halinde inzal buyrulan Kur'ân-ı Kerîm, Peygamberimizce tayin olunan «Vahiy Kâtipleri» tarafından aynen yazılmış, binlerce sa-hâbî tarafından hafızalarda muhafaza edilmiştir Bütün bu huaus-lar dînî birer gerçek olarak nesilden nesile intikal etmiş ve tevatür yoluyla zamanımıza kadar gelmiştir [50] İslâm'ın büyük Peygam­beri Hz Muhammed (as) bütün sîret ve sünnetiyle, mukaddes ki­tabı Kur'ân-ı Kerîm, bütün hikmet ve azametiyle islâm ve ilim âle­minin her yerinde bilinmekte, bütün bu gerçekler tarihî belgelerle sabit görülmektedir Aradan ondört asra yakın bir zaman geçtiği halde, Kur'ân-ı Kerîm hiç bir tağyir ve tebdile uğramadan ilâhî hü­viyetini aynen muhafaza etmektedir
Kur'ân-ı Kerîm'in dünyada mevcut bütün nüshaları aynıdır İs­lâm âleminin en uzak beldelerinde yasayan hafızlar karşüaştırılsa-lar, okudukları Kur'ân'ın aynı Kur'ân olduğu görülür Bilhassa bu husus, günümüzde çeşitli radyo neşriyatıyla sabit olmaktadır Kı­yamete kadar da bu şekilde devam edeceğini Hak Teâlâ Kur'ân'nv dan ilân etmektedir [51] Yalnız bu gerçek dahi, Kur'ân-ı Kerîm'in Allah Kelâmı ve ilâhî hüviyetini muhafaza eden yegâne semavî ki­tap olduğunu isbata kâfidir
Esasen Hz Muhammed gibi; okuma yazma bilmediği, her angi bir dinden, medreseden, âlim veya mürşidden ders almadığı, ilmî ve felsefî hiç bir mükesebâtı bulunmadığı, kayda değer bir se­yahat yapmadığı sabit olan, ümmî bir zâtın, Kur'ân-i Kerîm gibi Arap fesahat ve belagatının zirvesinde olduğu itiraf edilen, ilâhî gerçek ve hikmetlerle dolu bir kitabı yazabilmesine imktn var mı­dır?
Nitekim Kur'ân-ı Kerîm böyle bir şüpheyi çürütmek için, Arap edebiyatının altın çağı sayılan o zamanda belâğât ve fasâhatlanyla şöhret yapan bütün edip ve şâirleri, önce Kur'ân'ın bir mislini [52] sonra on sûresinin mislini [53] daha sonra bir sûrenin mislini [54] en sonunda da, bir âyetinin mislini [55] getirmeye davet etmiş, Kur'ân'a veya sûre ve âyetlerine benzeyen böyle bir nazîre'nin ne o zaman ve ne de gelecek zamanlarda asla getirilemiyeceğini ilân et­miştir Bu meydan okuyuşun her seferinde, Arap Edip ve Şairleriy-le, bütünj Arapların zamanımıza kadar âciz kaldıkları yine tarihen sabittir
Arapça olarak inzal buyrulan Kur'ân-ı Kerîm'in bir sûre veya âyetine, Üdebâ ve Fusehâ bir nazire getiremediğine göre, Arap ol­mayan milletlerin Kur'ân'a bir nazire getiremiyecekleri daha açık ve bedîhî bir gerçektir O halde Kur'ân, Hz Muhammed (sav) in sözü değil, Cenâb-ı Hak'km yüce katından inzal olunan ilâhî bir söz, edebî bir mu'cizedir
Şu husus da inkârı kaabil olmayan bir gerçektir ki, en kuvvet­li edipler ve şâirler, nihayet muayyen sahalarda maharet göstere­bilirler ve çeşitli üslûplardan bir veya bir kaçında başarı sağlaya­bilirler Meselâ: ahlâkî, hukukî ve ilmî konuların hepsinde de ;ıynı fasâhat ve belagatı gösteremezler Kur'ân-ı Hakîm ise, ihtiva ettiği ilmî, hukukî, içtimâi, ahlâkî ve tarihî bütün sahalarda aynı edebî üs­lûp, fasâhat ve belagatı göstermiş, en derin ve geniş manâları en veciz ve güzel bir ifadeyle beyan buyurmuştur, iste bu sebebledir ki Kur'ân-ı Mübin, dâima zevkle okunur, her okunuşta insana mâ nevî bir haz ve huzur verir
Bu ilâhî kitabın bir imtiyazı da, hiç bir kitaba nasip olmayacak şekilde,kolayca eaberlenebilmesidir Bu sebeple, her asırda Kur'ân-ı Kerîm'i çok genç yaşlarda ezberliyen binlerce hafızlar bulunmakta dır
Diğer bir husus da; Kur'ân-ı Mübin'in bir çok ilmî gerçekleri, keşfolmadan önce bildirmesi, bildirdiği gerçeklerin ilim ve fen ile dâima bağdaşması, müstakbelde vâkî olacak bir çok hâdiseleri Ön­ceden haber vermesi ve bunların zamanı gelince aynen tahakkuk et­mesidir Meselâ Güneşin kendi mihveri etrafında döndüğü[56] Se-mâvât âleminde ve yıldızlarda hayat sahibi varlıklar bulunduğu [57] Kur'ân'da haber verilmiştir
Şimdiye kadar yapılan ilmî keşiflerin hiç biri Kur'ân'ın ilâhi beyanına aykırı düşmemiş, belki onu teyid etmiş ve desteklemiştir Müslümanların Mekke'yi fethedeceklerine [58] insanların bölük bö­lük ve akın akın İslâm'a gireceklerine, [59] İranlılara yenilen Rum­ların, üç ile dokuz sene zarfında iranlıları tekrar yeneğine dair [60]
müstakbel hakkında verdiği haberler, aynen vâkî olmuştur
Buraya kadar beyan etmeğe çalıştığımız Kur'ân-ı Kerîm'in bü­tün özellikleri, lâfız ve manâ bakımından sabit olan ve teslim olunan yüceliği, O'nun beşer tarafından yazılan bir eser olmayıp, lâfız ve manâ bakımından ilâhî bir mu'cize ve mukaddes bir kitap olduğu­nu göstermektedir
Bu bakımdan Kur'ân-ı Mübin, beşeriyete hak ve fazilet, ilim ve irfan, ittihat, terakki ve tekâmül yollarını' öğreten, onlara bir­lik ve beraberlik ruhunu aşılayan, îmân, ibâdet ve ahlâk esaslarını ve sosyal düzeni sağlayan her türlü nizâmı bildiren, insanları en güzel ahlâka ve ebedî saadete erdiren, ilâhî hükümleri ihtiva et­mektedir
taraf-ı ilâhî'den, Cibril-i Emin vasıtasıyla sevgili Peygamberimi) miz Hz Muhammed Aleyhisselâma nazil olan Kur'ân-ı Kerîm'in hem Arapça olan lâfzı, hem de manâsı ilâhî olduğundan, bu ikisi Kur'ân'm mahiyet ve hakikatini teşkil eder İkisinden biri bulun­mazsa, ona Kur'ân denmez
Bu ilâhî kitaba «Kur'ân» kelimesinin özel isim olmasının se­bebi, dâima okunması veya âyetleri ve sûreleri yukarda işaret edi­len yüce hakikatları, ilâhî hükümleri, emir ve nehiyleri ihtiva et-mesindendir
Diğer bir sebep de; kalemlerle bilfiil yazılmış olmasıdır Zira bu isimle tesmiye edilmesinde, bu yüksek kitabın hem kalbîerde, hem de satırlarda hıfzedilmesinin, zârûrî olduğuna ilâhî bir işaret var­dır Nitekim Müslümanlar nazarında, her hangi bir hafızın okudu­ğunu Kur'ân olarak kabul etmek için, Sahâbîlerin icmâ'ı ile sabit olan ve bize kadar tevâtüren naklolan Kur'ân'ın yazık nüshasına uygun olması, her hangi bir kimsenin yazdığını Kur'ân olarak ka­bul edebilmek için de bunun, tevatür yoluyla sabit olan hafızların zihinlerindekine uygun düşmesi lâzımdır
İşte Müslümanların bu dikkat ve ihtimamı ile Kur'ân-ı Kerîm, zamanımıza kadar tahrif ve tebdilden masun kalmış, şu âyet-i ke­rîmenin mealine göre de kıyamete kadar ilâhî hüviyetini muhafaza edeceğini Cenâb-ı Hak va'd buyurmuştur:
«Muhakkak ki Kur'ân-ı Biz indirdik Onun koruyucuları da mutlak surette Biziz» [61]
Daha önce gönderilen ilâhî kitaplar tağyir ve tebdile maruz kaldığı ve ilâhî hüviyetim kaybettiği halde, Kur'ân-ı Kerîm'in mu­hafaza edilmesinin sırrı, Tevrat ve tncü gibi kitapların zaman ve mekânla mukayyet olmaları ve muayyen bir millete gönderilmele­ri, Kur'ân-ı Kerîm'in ise; zaman ve mekânla mukayyet olmayarak,
ebedî ve bütün beşeriyeti kıyamete kadar irşad için gönderilmiş ol­masıdır[62]
«Ey Babbimiz!
Bize doğru yolu ihsan ettikten sonra kalplerimizi (Hak ve ger­çekten) saptırma
Bize yüce katından rahmet bağışla Şüphesiz bağışı sonsuz, olan yalnız Sensin»
(Kur'ân-ı Kerim: Al-i tmrân: 8)[63]

LÜGATÇE
Abes: Bog, saçma şey, faydasız-Acz : Beceriksizlik, güçsüzlük Acz-ı Hâlıeyn : Var olduğu fafzettiien her iki ilâhın da, aciz ve güçsüz oî ması
Âdâb : Edepler, bütün aoz ve hare­ketlerde terbiyeli davranışlar Aı'âleı-t İlâhîyye : İlâhi adalet Yüce Allah'ın şaşmax adaleti Adem : Yokluk, varlığın, vücudun zıddı
Âdem : ilk yaratılan insan ve ilk pey­gamber (Nebi) Hz Âdem (asj Âdil-İ Mutlak : Mutlak adalet sahibi olan Yüce Allah (cc) Ağyarım mani : Yabancı unsurların girmesine engel (<Bir ilmin tarifi O ilimden olmayan yabancı unsurları tariften çıkarmalıdır* anlamında kul­lanılmıştır Mantık terimidir) Ahâd Hat'isler : Peygamberimizden bir veya birkaç emin kişi tarafından rivayet edilen hadisler Ahbâr : Haberler, ortada dönen söy­lentiler
Ahd-ı Atik : İsrail oğullarına Hz İsa'­dan Önce gönderilen peygamberlere indirilen kitaplara verilen bir isim (Tevrat, Zebur ve Mezamir gibi) Ahd-ı Cedirî : Hz İsa'ya indirilen ilâ-
hî kitap İncil ile sonradan yazılan ve İncil adı verilen kitaplar ve ekleri Ahfâ - min kesbi'l Eş'arî : îmam ı Eîş'arî'nin kaza - kaderdeki <kesp na-zariyesi>nden daha kapalı, daha zor Bu nazariyeye göre; kul ihtiyari fiil terinin kâsibh yani kazamcisı, Hak Teâîâ İse halikı (yaratıcısı)dır Âhir : Son sonraki, en sonra Âhirel : Öbür dünya, öteki dünya, kıyametten sonra kurulacak ebedi hayat yeri
Âbiret Ahvali : Âhiret hayatına mah­sus olan haller; Hesab kitap, mizan sırat, cennet, cehennem ve sevab ikab gibi dinî gerçekler Kur'an âyet-leriyle sabit olan hakikatler Ahkâm : Hükümler, emirler Ahkâmı Akliyye : Akli hükümler Yani; akla dayanarak çıkarılan hü­kümler B i; Ahkâm-ı Ameliyye ; Ameli hükümler Dinin amel (işler ve fiiller) ile ilgili olan fer'î ve fıkhı hükümleri Ahkâm-ı Fer'iyya : Fer'i hükümler Dinir akaid gibi temel esasları dışın­da kalan fıkhî ve cüz'i mes'eleler Ahkâm-ı Hulukiyye : Ahlâk ile ilgili olan «ahlâkî hükümler, prensipler Ahkâm-ı İtikadiyys: İtikadı hüküm ler, itikad ile iman ve inançla İlgili dini hükümler
Aitkâm-ı Şer'iyye : ger'i hükümler Kur'an ve hadise dayanan dinî hii kümler, emir vs yasaklar Ahvâl : Haller, durumlar, oluşlar Aka id : Akideler, dinî inançlar, ina­nılan şeyler Dinin esasını teşkil eder> îmanla ilgili inanılan şeylerin tamamı m içine alan ve onlardan bahseden ilme verilen îsimlerdan biri (Akidenin çoğulu) -
Akıbet : Nihayet, son Akide : îman, itikad, inanç, dini ina­nış
Akl-i Selim : Sağ duyu İyi ve doğru düşünüp isabetli kararlara ulaşabi -len akıl, kusursuz olan sıhhatli akıl
Alâka : İlgi ilişki, münasebet Alâmet : İşaret, nişan, belge iz
Âlem : Kâinat, dünya, cihan Allah' tan başka mevcut varlıkların hepsi Aleni : Açık, gizli olmayan
Âlim : Bilgin, çok okuyan ve bilen kişi
ÂÜm-i Mutlak : Mutlak âlim yani her şeyi bilen Yüce Allah (cc) Amel-i Salih : İyi, yararlı işler, di­nen yapılması emredilen güzel şeyler
Âmeli İcma' : Azimet fkararlılık) yolu ile İslâm Müctehitlerinin yaptık­ları ve dinen kesinlik ifade eden sa­rih (açık) icma, yani kavli (sözlü) icma'
Âmil : Yapan, işleyen, sebep olan Analiz : Tahlil, esas unsurlara ayır­ma, çözümleme Mantık ilmi dilinde is-tidlâî yollarından biri olan temsil» Araz : İşaret, alâmet, sonradan baş ka bir cevherle meydana gelen, hal keyfiyet
Ânz obnak : Bir şeyin aslında yok­ken sonradan hâsıl olan, ortaya çıkan Arifin : Marifet ehli hakka1! - yakîn derecesine ulaşan, Allah dostu olan kişiler
Ashab ; Hz Peygamberi gören ve O'nunla -sohbet eden mü'minler
Asi : Karşı gelen, günahkâr, ahlâkı bûzuk
Âsîm : Günahkâr, kabahatli Aslah : Daha iyi, daha sâlih, daha uygun (Bkz Salah - Aslâh, Kelâm il­minde meşhur bir konu) Aslî Rükün : Aal ve esas rükün, te­mel dayanak
Ast'uî-usul: Asılların, köklerin aslı ■ Kitâbullah olan Kur'an-ı Kerîm, dini delillerin asl'ul usulüdür Asr : Yüzyıl, çağ zaman Bazı mü-fessirlere göre ikindi vakti Aşikâr: Belli, açık, meydanda, ba­riz
Atalet : Tembellik, işsizlik, hareket­sizlik, durgunluk
Ateist : Allah'ı inkâr eden Allah'a İnanmayan dinsiz, imansız kişi Âvâne : Tâbi olanlar, uyanlar, kafa darlar
A'yân : Cevher, öz, âlemi teşkil eden esas varlıklar, asıl unsurlar Ayet-i Celile : Allab'm yüce âyetleri Ayne'l yakın : Gözlem ve deney yolu ile elde edilen bilgiler Azimet: Kararlılık, kararda titizlik takva ile amel ediş, gidiş, gitme
Azrail : Dört büyük melekten birinin adı Ruhları almaya memur edilen clüm meleği
— B —
Bab : Konu mesele, mevzu, bölüm
kısım
Bahis : Konuşulan şey, konu söz
Bakaa : Sonu olmamak Allah'ın Selbİ
ve Tenzihi (olumsuzlukla ilgili, noksanı
kaldıran) ilâhi sıfatlarından biri
Baki : Dâima var olan (Allah (cc)
m yüce isimlerinden biri)
Baliğ : Buluğa eren, erişmiş, ergin
Bârı : Yaratan, yaratıcı Yüce Allah'
m güzel isimlerinden biri
Bariz: Açık aşikâr, meydanda
Ba's : Ölümden sonra dirilme

Basar : Görmek Allah'ın subütî (yanı Zâtına ezelde sabit olan kemâl sıfat larından biri)
Bâsıra : Görmek hassası, görme kuv veti, göz
Basir : Gören, iyi görüp anlayan {Al­lah'ın yüce isimlerinden biri) Basiret : Seziş, İleriyi görüş, uyanık Uk
Ba'sa Ba'del Mevt : Öldükten sonra dirilme, kabirlerden çıkarılıp Man şer'e, İlâhi Hesap yerine gönderilme Ba'sn Cismani: Cisimle dirilme Bâtıl : Hükümsüz, boş, çürük, yalan; yani doğru olmayan ve gerçeğe uy mayan, gerçek dışı Bedihî : Apaçık olan, delilsiz bilinen Belagat : İyi, güzel, pürüzsüz ve ye­rinde söz söyleme
Beliğ : Fasih, düzgün söz söyleyen, durumun gerektirdiği şekilde konuşan
Bereket : Bolluk, Allah'ın verdiği ni metleri ve rızkı arttırması
Berzah : Dünya ile âhiret arasında geçen kabir hayatı Âhiret'in başlan­gıcı
Beşaret ve Ta'lim : Müjde ve öğre­tim, müjde alâmetleri Beşer : însan, insanoğlu Beşeriyet : İnsanlık âlemi, bütün in sanlık
Beyan : Bildirme, söyleme, açıklama Beyan etmek : Açıklamak, bildirmek
Beyne'l ■ Havfi ve'r - Recâ : Korku ile ümit arasında olmak Allah'ın rah­metini umarken, azabından da kork­mak İkisi arasında olmak
Bİd'at: Dinin aslında olmayan, son­radan ilâve edilen, ihdas ve icad olu­nan, yapılan yeni İşler
Bid'at ehli : Dinin aslında olmayan, sonradan yapılan ve ihdas edilen şey­lerin peşinde giden kişiler, gruplar
Bidayet: Başlama, başlangıç Bilâhare : Sonra, sonradan, sonunda

Bil'akis : Aksine, tersine
Bilfiil : Gerçekten, fiilen
Bilhassa : Hususi olarak, özellikli1
hususiyle, tahsisen
Bil • vasıta : Vasıtalı, aracı ile
Binaen ; der,, dolayı
Binaenaleyh : Bunun özerine, buno göre
Binnetice : Netice, sonuç olarak Bi'set: Allah'ın İnsanlara peygam­berler göndermesi Bizatihi : Kendiliğinden, zâtı ile Burhan : Kesin delil, kuvvetli delil Burhanı deliller : Kesinlik ifade eden akli, kuvvetli deliller Borhân-ı tatbik : Teselsülün bâtıl ve imkânsız olduğunu übat eden aklî vr mantıkî kuvvetli bîr delil Burhan-1 temana' : Allah'ın birliğini isbat eden aklî kesin bir delil (İki ilâhın —eğer varsa- aralarında çıka­cak ayrılığa, zıtlaşmaya dayanan mantıkî delil)
Burhan-ı tevânıt : Allah'ın birliğini isbat eder, aklî kesin delil Farzedilen iki ilâhın anlaşırlarsa âciz olacakları esasına dayanan delil Butlan : Bâtıllık, boşluk, çürüklük Bühtan : Yalan, iftira, asılsız ve kötü bir şeyi bir kimsenin üzerine atmak, ona isnad etmek, dayamak
Biiluğ : Erginlik çağına girmiş ol­mak
Caiz ; Yapılmasında dinî bakımdan mahzur olmayan şey, sakıncasız Câizât: Caizler, sakıncasız olan ya pılmasına izin verilen şeyler Câiz-i akli : Akıl yönünden olabile­cek, aklen mümkün olan, muhal olma yan şeyler Cânib : Taraf, cihet, yan
Cazibe : Alımlılık, sevimlilik, cezbe­den, çeken Cebbar : Kuvvet ve kudret sahibi
Cebel-i tûr : Tûr dağı Ceberut ; Aşırı büyüklük, aşın pek ziyade kibir
Cebrail : Vahy meleği, dört büyük melekten biri
Cebr-i Mutavassıt : Vasai orta cebir, erta zorlama îtikâdî meşhur mezhep­lerden biri olan Cebriye mezhebinin • Mutlak cebir- fikrî ile, Kaderiyeci' leiin «mutlak ihtiyar» fikri arasındaki «ortak cebir> fikri Yani kul, ihtiyari fiillerinin kâsibi (kazanıcısı) Yüce Allah Yaratıcısı
Cebriyye : İnsanın kudret ve irade­sini inkâr ederek, onu hayrı veya şer­ri yapmaya mecbur ve zorunlu gören ve yaptıklarından sorumsuz sayan bâ-Ul bir mezhep Ced : Dede, büyük baba Ccdel : Sert tartışma, zan ifade aden sözler Cehalet : Cahillik, bilgisizlik
Çalışma, çabalama, gayret
Bilmeme, bilgisizlik Toplama, bir araya getirme Gizledi, örttü (fiil-i mazi si-
Cehd : etme Cehil :
Cem : Cenne
gası)
Cevaz : İzin müsaade
Cevher : Öz kendi kendine ayakta
duran ara unsur
Cihet ; Yan, yön, taraf, sebep, ilgi
Cismâni : Bedenle ilgili
Cismâniyet : Cisim, vücut, cisimlilik
Cismî : Bedene, vücuda, cisme âit
filan
Cumhur : Halk, ahali, kalabalık, bü­yük çoğunluk
Cumhur-u Fukahâ : Fakihlerin yani İslâm hukukçularının büyük çoğunlu­ğu-
Cumhuru Muhakkıkiyn : İnceleme ve araştırma sahibi olan Ehl-i Sünnet âlimlerinin, yara Muhakkıkların bü­yük çoğunluğu Cumhuru Mu'tezile : tMu'tezile» adı
verilen kelâmı (itikadı) mezhep âlim lerintn ekserisi (çcğunluğu) Cumhur-u ulema : Âlimlerin, bilginle rin büyük çoğunluğu Cünun : Delilik
Cüz : Parça, bir bütünü meydana ge­tiren parçalar, zerreler Ciiz'i : Az miktarda küUTnin zıddı Cüz'iyyât : Cüz'i, basit olan ufak te fek şeyler, Önemsiz sayılanlar Ciiz'iyye : Az pek az az miktarda olan
Cüz-ü lâ yetecezze' : Parçalanmadığı sanılan en küçük zerre —Bölünme­yen en küçük parça— (Yeni ilmî ge­lişmelerle atom parçalanmış, ilim ve tekniğin hizmetine girmiştir)
_ D —
Dalâlet : Sapıklık Hidâyet'in doğru yolun zıddı
Delâlet : Yol gösterme, kılavuzluk Dercetmek : Sckmak, arasına koy mak, dürmek
Delil : Yol gösteren, belge, tanık, şa­hit
Delil-İ Hulf : Bir dâvanın (iddianın! aksini iptal e'derek, o dâva ve iddia­nın aslını isbat eden mantıkî bir delil
Delil-i Kat'î : Kesin delil Zan ve
şüpheden uzak olan delil, belge
Delili Zannî : Zan ifade eden kesin
olmayan delil
Dinamik : Kuvvetli, hareketli
Dünyevi : Dünyaya âit dünya ile il
gili
Dünyevi ahkâm : Dünya ile ilgili hü
kümler
Düstur : Kanun, kaide, anayasa
— E —
Ebert : Sonu olmama EbeCi : Sonsuz, sonu olmayan Ebedi saadet : Sonsuz mutluluk, Âhi-ret mutluluğu
Ebediyyet: Sonsuzluk, sonu olma­mak
Ebeveyn : Ana - baba Ebu'l Beşer : insanların babası ve en büyük ceddi olan ilk insan (Hz Âdem) Ecel : Bir şeyin bütün müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu Ömrün' son ânı, ölümün geldiği an Ecir : Âhirete ait sevap, mükâfat, üc ret,
Ecxâ ; Cüzler, parçalar, kısımlar Ed - dâıû'l - Âhire : Âhiret, ahim evi Edeb : Terbiye, güzel ahlâk Ediîli! : Deliller, esaslar Edilley-i Şer'iyye : İlâhî bir esasa da yanan dinî - nakli deliller Ef'âl : Fiiller, yapılan işler Ef'âl-i Hissiye : Hİ3se dayanan fiil­ler, işler
Ef'âl-i İbad : Kulların yaptıkları fiil­ler, işler
Ef'âl-i İhtiyariye : Kulların kendi iradeleri ile yaptıkları işler Efdal : En faziletli, en erdemli, ^fâaliyet : Daha faziletli, daha üs­tün olma
Efrad : (Ferdin çoğulu), fertler
Efradını cami : Fertlerini toplayan (Bir ilmin tarifi, o İlmîn bütün konu­larını içine almalı ve) Mantıkî bir tarifte aranan şartlardan biri (Cins) Ehad: Her yönden bir, tek (Allah ehaddır)
Ehâdis : Hadisler, peygamberimizin sözleri, hadisin çoğulu
Ehemmiyet : Önem mühim olma, kıy­met, değer
Ehl-i Beyt : Peygamber efendimizin hane halkı, çocukları, torunları ve ya­kın akrabaları
Ehl-i Ma'rjfet: Arifler, hakka'l yakın derecesine ^ulaşan seçkin zevat, seç­kin kişiler
Ehlü'l Hak : Hakikat ehli îmanı bü­tün, doğru kişiler
Ehl-i Sünneti Âmme : îtikadda «Ehl-i Sünnet Mezhebi» olarak bilinen Eş'a-riyye ve Matüridiyye mezheblerine verilen isim (Sünnet ehlinin umumu)

Ehl-i Sünnat-i Hassa : •Selefiyye» mezhebi elarak bilinen ilk Ehl-i sün­net âlimlerine verilen özel ad Ekmel : En mükemmel, kusursuz, ek­siksiz
Ekseri : Çek defa, çoğu zaman Ekvân-ı Erbaa : Dört clu§ : Harekeı sükûn, içtima (toplanma) vt iftirâu (ayrılma)
El - emin : Güvenilen kişi Hz Mu bammed (savje Peygamberliğinden ence verilen isim, sıfat Elfâz : Lâfızlar, kelimeler, sözler Ei - Kaza; ve'l - Kader : Kader; her şeyin ezelde tesbit edilen ilâhî ölçü­sü, kaza ise; bu ilâhî ölçüye göre vak­ti gelince icad edilmesi îman esas­larından biri
El - Kebire : Büyük günahlar, büyük fesada sebep olan, dinen sjddetli ce­zayı gerektiren kötü fiiller El - menziletü beyne'l menzÜeteyn : Mu'tezile'ye göre büyük günah işle­yenlerin kalacağı cennet ile cehen­nem arasındaki bir menzil, bir mekân bir yer
Emin : Kendisine güvenilen, emniyet olunan kişi veya şey Emniyet : Eminlik, korkusuzluk, inan mak, güvenmek Emsal : Eşler, benzerler, örnekler
Enbiyâ : Peygamberler, nebiler, ilâhi elçiler Allah'ın gönderdiği elçiler Erkân : Rükünler, bir bütünün par­çaları
Ervâh-ı Ulviyya : Ulvi, yüce ruhlır fizik ötesi ruhanî varlıklar Ervâb-ı Süfliyye : Süfli, kötü ve âdi ruhlar
Esas-ı îman : îmanın aslı Kalb İle tasdik, dil ile ikrar Esbâb : Sebepler, nedenler Esbaba Tevessül : Sebeblere sarılma Mü'minin tedbir almakta n kusur iste­memeye dikkat etmesi Esbabu'l - İlm : İlmin sebepleri, sağj lam beş duyu organı, akıl ve sâdık haberler
Esfâr-ı Hamse : Beş büyük kitap Hz Musa'ya risbet olunan beş kitap : Tekvin, Huruç, Levüiler, Sayılar ve Tesniye
Esîr : Kâinatı dolduran ve bütün ci­simlere nüfuz eden çok küçük zerre­cikler
Esmâ-i Hiisnâ : Allah'ım Yüce Zâtına mahsus güzel isimleri olup >99> adet­tir
Eş'ariyye : İmam, Ebu'l Hasan el -Eşarî'nin kurduğu itikadı mezheb Bu mezhepte olanların görüşleri Etüö : İnceleme, araştırma, çalışma Evham : Sanılar, zanlar, şüpheler kuşkular, kuruntular (Vehmin ço gulu)
Evleviyyet : Üstün tutulma, üstünlük daha uygun
Evliya : Erenler, Allah'a daha yakın olanlar, keramet sahipleri Evsâf: Kaliteler, vasıflar, sıfatlar, tâtelikler
Evvelâ : İlk olarak, her şeyden önce ilk önce
Ezelî : Evveli, öncesi, başlangıcı ol­mayan
Fail : Yapan, İşleyen Fail ve Mûcid : Yaratan, icad eden Her şeyi yaratan Yüce Allah (cc) Fâil-i Muhtar : Dilediğini yapmakta serbest olan Yüce Allah
Fakih : Fıkıh âlimi, İslâm hukukçu­su
Fakru zaruret : Zaruret ve çaresizlik içinde olmak, yoksulluk, fakirlik Fâni : Ölümlü, geçici, muvakkat
Dinen yapılması kesin olarak emredilen, yapılmaması yasaklanan, bu husus kesin bir dinî delil ile sabit olan hüküm
Farz-ı Ayn : Her müslümamn yap­ması dini kesin delille sabit olan ilâhi emirler
Farz-ı Kifâye : Bir kısım müslüman-
lann' yapması ile diğerlerinden sakı! olan (düşen) dinî emirler Fâsık : Allah'ın emirlerine aykırı ha­reket eden, açıktan günah işleyen kimse, (Fısk'dan gelir) Fâsid : Bozuk, kötü, yanlış şey Fatihâtü'l — Kitab : Fatiha sûresine verilen isimlerden biri Fâzıl : Faziletli, fazilet sahibi, erdem­li, üstün
Fazilet : Erdem, güzel vasıf, iyi huy Fazl : Fazla, ziyade, erdem, fazilet, lütuf
Fedakâr : Kendini ve şahsî imkân ve menfaatlerini başkasından esirgemi yen, feda eden, cömert Fena : Son bulma, ölüm, yok olma Fer : Dal, budak, şube Feragat: Vaz geçme, başkası adına kendi yararından vazgeçme Fer'î : Asıl olmayan, ikinci derece­deki ferde, cüz'e, şubeye mensup olan Şey
Fesahat : Güzel ve düzgün konuşma İyi söz söyleme yeteneği Fesat : Bozukluk, fitne Fetânet : Zihin açıklığı, akıllılık, ça­buk kavrayış
Fetret Devri : İki peygamber arasın­da, peygambsrsız olarak geçen zaman Fevc : Bölük, cemaat, takım Feyiz : Bolluk, verimlilik, lütuf ve ih san
Feyz-i İlâhî : Allah'ın verdiği bolluk, maddî, mânevi verimlilik İlâhi lütuf, nimet ve ihsan Feza : Uzay
Fıkıh : Şeriat ilmi, şeriatın amel ile ilgili olan hükümleri, amelî ve şer'i mes'elelsrden bahseden ilim Fıkh-ı Ekber : En büyük fıkıh İslâm inançlarından bahseden akaid İlminin diğer bir ismi İmam-ı A'zamın akaid-de yazdığı meşhur kitabın adı Firak: Bölükler, fırkalar, takımlar £hl-i Sünnet ve cemaattan ayrılan fır kalar
Firak-ı İslâmiye : İMmi fırkalar, iti kadi konularda ortaya çıkan fırkalar
Fırlta : İnsan kalabalığı, grub Muay­yen bir inanç görüş ve prensipler et­rafında toplanan bir zümre Fısk : Hak yoldan çıkmak, Allah'a is yan
Fısk-ı Fücur : İsyan, işret (içki iç­mek), sefihtik (akılsızlık, adilik), gü­nahkârlık ve ahlâka aykırı haller (içki içmek, zina etmek ve eğlence­lere dalmak gibi) Fıtri : Tabiî, yaratılıştan , Fıtrat: Yaratılış, tabiat, mizaç, huy Fiilî : İşe, eyleme âit Fİil-i Cevârih : Uzuvların, yani bir vücudun azalarının yaptığı fiiller FİİÎ-i Kalb : Kalbi fiil Kalbden çı­kan, kalbde olan fiil FİU-i Lisan: Dilin yaptığı iş, yani dille söylenen sözler Fiilî Sünnet: Peygamberimizin fiil ve hareketleri, davranışları FîiUyyât: Gerçekten yapılan işler, fiilen var olan şeyler Filhakika : Hakikaten, gerçekten, doğ­rusu
Fİr'avn : Mısır'da M Ö yaşayan ve Hz Musa ile mücadele eden kâfir hü­kümdar
Furkan: îyi ile kötü ve doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren, hak­kı bâtıldan ayıran Kur*an-ı Kerîm Ftinun : Fenler, san'atlar, hünerler
— G —
Gafur: Affedici, bağışlayıcı Yüce Allah'ın bir sıfatı Gâib : Görünmeyen, hazır olmayan Galebe : Galib gelme, yenme, üstün­lük, çokluk
Garb: Güneşin battığı taraf, batı gün batısı (Batı; Memleketimizin yö­nüne göre, Avrupa) Gaybi : Göze görünmeyen şeylare âit, görünmezlik dünyasına âit Gayhiyyât: Göze görünmeyen şeyler, görünmezlik dünyasına mensup var­lıklar
Gaye-i Hilkat : Yaratılıştaki gaye, a maç
Gazab : Kızma, hiddetlenme Öfkelen­me
Gazve: Akın, cenk, din düşmanları üzerine yapılan sefer Gufran : Affetmek, merhamet etmek, bağışlamak
Günâh-i Kebâir: Büyük günahlar Ehl-i Sünnet ile Mu'tezile arasında tartışılan itikadı Önemli bîr konu
— H —
Haber-i Meşhur : Meşhur haber, Pey gamberimizden bir veya birkaç râvi tarafından rivayet edildiği halde, da­ha sonra 2 ve 3 asırlarda şöhret bu­lan hadis Hadis nev'ilerinin ikincisi Haber-İ Mütevâtır: Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan büyük bir topluluğun bildirdikleri ha­ber Hadis nevilerinden biri (üçüncü nev'i)
Haber-i Resul: Peygamberlerin ver­dikleri haber Mu'cîze ile peygamber ligi sabit olan Enbiyâ'nm verdiği ha­ber
Haber-i Sâdık: Sâdık, doğru haber, bir hakikatin ifadesi olan gerçek ha ber
Haberi Vahic1: Bir veya bir kaç râvi (emîn kişi) tarafından peygamberi-mizden nakledilen haber ki, «zan» ifade eder Hadis nev'il erinden biri Hadd-i zâtında : Zaten, esasen, yara tıhşta, aslında Hadis : Sonradan olan Hâdise: Vakıa, olay, yeni bir $ey ilk defa çıkan $ey Hatfs : Zan, tahmin, se/gi Hafaza : Kur arı'da «Kiramın Kati; ; bin» adı verilen insanların yapi^ı H leri yazmakla görevli melekler Koru yucu bekçiler (Luğat mâıâsO Hafıza: Görüler, işitilen ve okuman şeyleri zihinde saklayan hasse, tisi lek
Haham : Yahudilerin din adamı Hakâık : Hakikatlar, gerçekler Hakikat : Gerçek, doğru olan şey Hakikat'ül - İslâm : îslâmın hakikati Hakikî : Gerçek, doğru, hakikat Hakim : Hikmetli söz söyleyen, âlim kişi, düşünen bilgin, filozof Yüce Al­lah'ın güzel isimlerinden biri Hakka'l - Yakın : Gerçekliğinden hiç şüphe olunmayan, kalb ile sezilip, biz­zat duyulan ve fiilen yaşanarak bili­nen kesin bilgi CKelâmcüarca; ilmin en yüksek derecesi kabul edilmiştir) Hali hazırda : Şu anda, şimdi Hâlık : Yaratıcı, Yüce Allah (cc) Hâlıkıyyet t Yaratıcılık Hâlık-ı Zülcelâl : Celâl sahibi olan Yüce Yaratıcı Allah'u Teâlâ Halkı Efali İbad : Kulların yaptık lan işlerin yaratılması Hamd,: Şükür, sena etmek, Allah'a şükran duygularını bildirmek Haram : Yapılması dinen kesin nass-larla (delillerle) yasaklanan şeyler Haram: dinen mükellef olan müslü-manlarla ilgili dinî hükümlerden biri­dir Yalan söylemek, içki içmek gibi Harici : Harice, dışarıya mensup, Hz Ali'ye karşı çıkan ve isyan eden ce­maatın bir Terdi
Harikulade : Âdetin üstünde, haricin­de, fevkalade
Hasebiyle: Sebebiyle, itibariyle, do-layısiyls
Hasenat : İyilikler (Hasen'in çoğulu) Hâsıl olan : Meydana gelen, olan, tü­reyen, ortaya çıkan Hasım: Düşman, düşmanlık duyulan kişi, rakib
Hatabî : Zan ifade eden, kesin olma­yan
Hatabi deliller : Zan, tahmin ifade e den aklî deliller
Hâtera-i Nübüvvet : Peygamberlik mührü
Havâriyyûn: Hz İsa'nın oniki kişi­den ibaret yardımcıları, yakın arka­daşları
Havass-ı selime-: Sağlam duyu or-g anları
Havi : İhtiva eden, içine alan, topla yan
Hayât-ı İnsâniyye : İnsanlık hayatı Hayrat : Sevap kazanmak için yapı lan hayırlı şeyler, işler Hayy : Hayat sahibi, diri Yüce Al­lah'ın güzel isimlerinden biri Hayvân-ı Nâtık : Konuşan düşünebi­len hayvan, yani insan Mantık ilmin de insanın tarifi
Hayyiz : Mekân, mevki, meydan Felsefede; uzam, boşluk Hazer etmek: Sakınmak, gocunmak, kaçınmak, çekinmek Hazf : Yok etmek, ortadan kaldırmak, aradan çıkarmak, silmek Helak : Mahvolma, yok olma
Hicret-t Nebeviyye : Peygamber aley-hisselâm efendimizin Mekke'den Me­dine'ye göç etmeleri Hidâyet: Hak yoluna, doğru yola kılavuzlama
Hikmet: Anlamlı söz, bir şeyin akla uygun olması
Hikmet-i İlâhiyye: Ancak Allah'ın
bilebileceği şeyler, Allah'ın fiillerinde
ki gaye, amaç ve yüce hikmetler
Hilaf : Karşı, zıt, yalan
Hilkat : Yaratılış
Himmet: Gayret etmek, çalışmak,
çabalamak
HÎS5-İ Bâtıni: Kalb ile sezmek, altın
cı his
Hiss-i Müşterek : İç âlemde duyulan
ortak his, kalb ile sezgi, buna hissi
bâtını de denir
Hurius : Sonradan var olmak
Huief â-i Râşİdln : Peygamberimizin
dört büyük hâlifesi : Hz Ebu Bekir
Hz Ömer, Hz Osman ve Hz Ali (R
Anhun)
Huruç : Çıkış, çıkmak
Huruf : Harfler
Husul: Üreme, türeme (bkz hâsıl a
lan)
Hususiyet: Bir kişinin özel hayatı ite
ilgili şey özellik
Hutama : Cehennemin beşinci katı,
kırmak, dökmek
Hüccet : Delil, senet, vesika
Hülâsa : Bir şeyin kısası, bîr sözün
Özü
Hüsün : Güzellik Dünyada medhe,
âhiretie sevaba vesile olan
Hüsün Liaynihi: Zâti güzellik, zâti
bakımdan güzel olan
Hüsün Lİgayrihi : Zâtı ile değil, zâtı dışındaki bir şeyle güzel olan Hüsün ve Kubiıh : Güzellik ve çirkin­lik Dinen emrolunanlar güzel, ya­saklananlar da çirkindir
Hüviyet : Mahiyet, bir şeyin aslı, ha­kikati, bir kişiyi tanıtan kimlik
— I —
Idlâl : Dalâlete düşürme, saptırma, azdırma, doğru yoldan çıkarma, kötü­lüğe sevk etme
T'kab : Ceza, azap, eziyet Inkıyad etmek: Boyun eğmek, itaat etmek
Islâh : tyi hale koymak, düzeltmek Israr : Ayak direme, direnme, diret­me
Istılah: Tâbir, terim, bir kelimenin bir ilimdeki karşılığı
Itlak : Salıverme, koyuverme Izdırari : Mecburi, irade ve istek dışı
-I —
İbadât : İbadetler Allah'ın emirlerine uyarak, ilâhi rızasını kazanmak ve O'na tapmak gayesi ile, bedenle, mal la yapılan taatlar
İbadet re taat : Allah'ın emirlerine uyarak, O'na tapmak, tapınmak; Al­lah'ın her emrini yerine getirmek O'na itaat etmek
İbarede Vücud : Zihinden geçen bir anlamı sözle ifade etmek İbda' : Eşi, benzeri vs örneği olma­dan yaratmak
İbda' ve İUet-i Gâiyye : Allah'ın var­lığını, yaratmadaki eşsiz ve üstün ga­yeye dayanarak isbat eden bir delilin ismi
İblis : geytan, hilekâr İcabet : Kabul etmek, uymak îcâbiyye : Mutlak cebir fikrine daya­nan ve maddî cebircilik (determinizm) adı ile tanınan felsefî ve sapık bir mezhep
îcma* : İttifak, toplanma, bir araya gelme (Terim olarak ise; aynı asırda yaşayan İslâm müçtehidlerinin şer'î bir hüküm üzerine birleşmeleri) İcmâ-ı Ümmet : Ümmetin, yani İslâm âlimlerinin ittifakı Peygamber Aley-hisselâmın vefatından sonra herhangi bir asırda, o asırda yaşayan İslâm müçtehidlerinin dinî bir hüküm üze­rinde birleşmeleri
îemâlen : Kısaca, toplu olarak İcmâlî : Kısa, toplu, tafsilât olmaksı­zın, geniş olmayan
İcmali îman: Peygamberimizin bil­dirdiği dinî esas ve hükümlerin tama­mına toplu olarak inanmak, îmân et­mek
İcra : Yapma, yerine getirme icra etmek : Yapmak, bir İşi yerine getirmek
İçtİhad : Fer'î olan dinî bir hükmü ana kaynaklarından çıkarma hususun­da bütün takat ve kudreti (daha faz­lasından âciz kılacak kadar) sarfet-mek
fçtima' : Toplanma, biraraya gelme İçtimai : Topluma âit, sosyal, toplum­sal
İçtima-i Nakizeyn : İki karşıtın bir­leşmesi Vücud ve adem gibi iki kar-51tan bir anda bulunması (Bu mantı­ken muhaldir, mümkin değildir) İdâme : Devamlı, daimî kılma, devam ettirme, sürdürme
İddia : Haklı haksız bir hükümde di renme
İdhal etmek : Dâhil etmek, içeri s m ak İdrak : Arlayıg akıl erdirme
4YU
İfa etmek t Yerine getirmek, bir işi -apmak
îfrat : Aşırılık, İleri gitme, haddi aşma
İftirak : Ayrılma, birbirinden ayrı olma
Ihâtâ : Kavrama, anlama İhiâs : Kanşıfcsız, riyasız ve samimi inanç
İhtilâf: Ayrılık, aykırılık, anlaşmaz­lık
İhtimal: Mümkün olma, bir şeyin olabilmesi
İhtimam : Dikkatle, gayretle sarılma, özenerek iş görme İhtira: tcad etme, benzeri olmayan bir şeyi meydana getirme İhtirak : Tutuşup yanma İhtisas : Uzmanlık, her hangi bir ko­nuda derinliğine bilgi sahibi olma İhtiva : tçine alma, içinde bulundur-,ma
İhtiyaç : Muhtaç olma, gerek duy­ma
İhtiyar : Seçme, seçilme, seçme gücü İhtiyar etmek: Seçmek, beğenmek, seçip yapmak
İhtiyari: İsteğe bağlı olan, mecburî ve zarurî olmama
thve-i selâse : Üç kardeş (bu isimle meşhur olan itikadı bir mes'ele)
İhya: Diriltme, canlandırma, uyan­dırma Hayat verme İkame : Ayakta durdurma, yerine koyma İkna : Razı etme, kandırma
İktila : Yeter bulma, aza kanaat et­me, yetinme
İktisab : Kazanma, sahip olma Edin­me, cebretme, zorlama
ikrah : Tiksinme, kötü görme, iğren­me
İkrar : Kalb ile tasdik edilen şeyi dil ile söyleme, kabul etme,
tîrtiza : Lâzım gelme, gerekme İlâhi Adalet: Allah'ın Yüce adaleti İlâhiyyât: Allah'ın Zât ve Sıfatların­dan ve Allah (cc) ile ilgili mevzu­lardan bahseden bir ilim, bir bölüm
İlâhiyyûn : Yüce Allah'ın Zât ve Sı­fatları ile ilgili konulardan bahseden ilahiyat filozofları
İlhâd : Allah'ın varlığını ve birliğini inkâr, gerçekten hak din olan İslâm'­dan dönme, cayma İlham : îçe doğuş, seziş Allah tara­fından insanın kalbine bir hayrın, bîr şeyin doğması
İlhamcılar : Aklı değil, yalnız ilhamt esas alanlar, Allah'ın ilhamına daya­nanlar
İllet : Sebep, gaye, hedef İİlet-i Gâiyye: Allah'ın varlığını is-bat etmekte, kâinatın yaradıhgındaki hikmet ve gayeleri esas alan aklî de­lil Gaye esasına dayanan delil Üliyyûn : Cennetin ve gök yüzünün r-n yüksek tabakası, Allah'a dâima ibadet eden melekler
İltifat-ı İlâhî : İlâhi iltifat, Allah'ın Yüce iltifatına, lütfuna erme, erişme İlmııllah: Allah'ın ezelî ve herşeyi kuşatan ilmi
îlm-i Ezelî : Allah'u Teâlâ'ya mahsus olan ezelî (Öncesi olmayan) ilâhî (mutlak, külli) ilim İlm-i İlâhî : Allah'ın Yüce Zâtına mahsus olan ilâhi, külîî ilmi îlm-i Nakli : Birinden diğerine geçen, intikal eden naklî ilim İlzam : Cevap veremez hale getirme, susturma
îman : İnanç, inanma, bir şeyin doğ u ve gerçek olduğunu tasdik etme İslâm'ın bildirdiği bütün gerçekleri dil ile ikrar ve kalb ile tasdik etme İman-i Hükmî: Hakikî iman olmayıp, galip bir zanna dayanan tasdikler Ha kikî ve yakînî imanın karşıtı (Mu kallid'in İmanı gibi) İman-ı Şer'i : Şer'î İman Din dilinde­ki imanın mânâsı, iman edilmesi ge­reken şeyleri kalb ile tasdik, dil iîe İkrar etmek
İmtina : Geri durma, çekinme, (men" den gelir) *
İndî: Kendince, kendi görüşüne da­yanan
udinde : Katında, yanında, nazarın­da
jnâdiyye : Eşyanın hakikatim, mahiye tini inkâr eden sapık bir felsefî ekol (Sofistlerden bir kol)
İnayet : İyilik etmek, bağışlamak İnâyet-i İlâhiyye : Allah'ın görüp gö­zetmesi
înd-i İlâhi : Allah indinde Allah ka­tında
înûiyye: Eşyanın hakikati, zâtı de­ğil nisbidir, indîdir diyen felsefî ekol (Sofistlerden ikinci kol) İnfial: Gücenme, darılma, feveran etme
İnhisar : Tekel, bir şeyi bir maddeyi, bir işi, yalnız bir kişiye veya kuruma İnkâr : Kabul etmeme, reddetme (Al fah'ı Peygamberi veya Âhireti kabul etmeme gibi), verme
İnkişâf: Meydana çıkma, açılma, gelişme
İnsicam : Bir kararda uyumlu olma, bir düziye gitme, düzgün söz söyleme İnşikak : Yarılma, çatlama, ikiye ay nlma
İnşirah : Açılma, açıklık, ferahlık İntikal: Bir yerden başka bir yere geçme, bir konudan başka bir konu ya geçme
İntizar: Bekleme, beklenilme, gözle me, gözlenilme inzal : İndirme, indirilme İptidai : İlkel
iptal etmek: Kabul etmemek, yaniı? lığını isbat etmek, çürütmek İrad : Getirme, söyleme, îrado-i İlâhİyye: Allah'ın iradesi, muradı
İrade vf, ihtiyar : İstemek ve seçmek İrade-i Cüz'iyve: Her insanda bulu­nan seçme gücü İnsanın elinde olan kendi iradesi
îrade-İ Knllİyye : Külli, tam, tüm irade Allah'ın mutlak, külli ve ilâhi iradesi Keîâm âlimlerînce insanlar arasındaki ortak iradeye de bu iti bara göre «Millî irade» adt veriliyor
çevirme, geriye
irca' : Eski haline döndürme
İrşad : Uyarma, doğru yolu gösterme İrtifâ-i Nabizeyn : Karşıtların ikisi­nin birden kalkması ki aklen müm-kin değildir (Vücud ve ademin "yok­luğun" ayns anda kalkması gibi Man­tıkçılara göre bu imkânsızdır) İrîihâl : Göçme, göç etme ölme İrtikâb et'en : Kötü bir iş yapan, rüş­vet yiyen
İsbat: Bir şeyin doğruluğunu delil veya sözle ortaya koymak İsbât-i Halâ: Boşluğun (bir mefhum, bir anlam olarak) isbatı
İskâr : Sarhoş etme, sarhoşluk yerme İsrafil: Dört büyük melekten biri İstidat: Yetenek, kabiliyet Bîr şeyin kabulüne, kazanılmasına olan tabii meyil, anlayış
İstidlal: Bir delile dayanarak, bir şeyden bir netice çıkarma, delil İle anlama
İsmet-i Enbiya : Günahlardan uzak
olma Peygamberlere vâcib olan bir
sıfat
İsm-t fail : İşi yapan, kendisinden iş
çıkan kimselere verilen isim Cümlede
geçen özne
tsnad : Dayandırma, dayama
İstihkak: Hakkı olma, hak kazam îan, hak edilen şey İstihsal: Hâsıl etme, meydana getir­me, üretme, elde etme İstihsan : Beğenme, güzel bulma İstikra' : Bir şey hakkında etraflı bilgi edinme Çoğu cüz'î ve özel olan hükümlerden, genel ve külü hüküm lere, önerilere varmak İstikrâ-i Nakıs : Noksan bilgi edinme Bazı cüzleri (nevi ve cinsleri) incele­yerek yapılan ve zan ifade eden nok­san bilgi Aklî istidlal yollarından biri İstikra-i Tam : Bütün cüz'îleri tetkik­le yapılan ve kesinlik ifade eden bil­gi edinme
İstikrar : Karar bulma, kararlaştır ma

İstilâ : Kaplama, kuşatma Bir yeri kuvvet kullanarak ele geçirme İstilzam : Gerektirme, gerekme, ge­rekli kılma
İstinaf! : Dayanma, güvenme İstinbat: Bir söz veya bir işten giz­lenmiş mânâyı çıkarma İstiva : Denk olma, kaplama, kuşat­ma
İtibar : Saygı gösterme, değer verme İtibari : Gerçek olmayan, var sayı­lan
İtidal: Ölçülü olma, ağın olmama, orta yolda olma, mutedil olma İtikad : İnanma, iman etme, kalb île tasdik etme
İtikâd-i Câzim: Kesin inanç, şüphe olmayan iman
İtikat : İnanmaya âit, imanla İlgili İtimad : Dayanma, güvenme, emniyet etme
İtiraz: Bir fikri, bir hükmü kabul etmeme, çürütmeye kalkma, karşı koyma, karşı çıkma İtiyad : Alışkanlık
■ İtmİ'nan : Güvenme, kalbteki huzur ve sükun
İftihad : Bir olma, birleşme, aynı fi­kirde olma birlik İttihaz : Edinme, kabul etme İttikaa : Sakınma, Allah'tan korkma İttisal: Bitişme, kavuşma, ulaşma, birbirine dokunma
İzafî: Bağlı bulunduğu şey ite bera­ber değişen
izafî ve İtibari : Bağlı bulunduğu şey ile değişen ve gerçek olmayan, haki­kî olmayan
izahat: Açtk anlatma, açıklama İzâle : Giderme, giderilme, yok etmp İz'an : Anlayış ve kavrayış İzhar : Gösterme, meydana çıkarma
— K —
Kaabil: Mümkin, olabilen, kabul edi­len (Hz Âdem'in bir oğlunun adı) Kaadir: Muktedir, güçlü Yüce Al­lah'ın bir kemâl sıfatı
Kaadiri Mutlak : Mutlak kudret sa­hibi olan Yüce Allah (cc)
Kaadiriyyet: Kudretülik, güçlülük
Kaaim : Başka bir seyir, yerini tutan,
ayakta duran
Kabili : Çirkin, yakışıksız, kötü, fena,
dinde yasak edilen
Kadler: Allah'ın ezelde takdir ettiği
ilâh! ölçü
Kader-i Muallak : İnsan İradesine
taalluk eden ilâhi ölçü
Ka£er-i Mübrem : İnsan irade ve
kudreti dışında olan ilâhi ve değiş­mez kader
Kadim : Başlangıcı olmayan, ezelî Yüce Allah'ın zâtı ve selbi bir sıfatı Kâfir : Küfreden, küfredici, hakkı ta-nımıyan bilmeyen, Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan Kaide : Kural, esas, temel, usui, ni­zam
Kâinat : Var olan şeylerin hepsi, ya­ratıkların tamamı, evren Kâmil: Olgun, yetişkin, gelişmiş Kasd-ı evvel: İlk istek, ilk amaç önceki kasıt
Kasd-ı sânı : İkinci kasıt, ikinci is­tek, birinci derecede olmayan amaç, gaye
Kâsib : Kazanan, kesb eden, yapan, işleyen
Kasr : Kısa kesme, kısaltma, kısma Kaasır : Zorla işleten, kusurlu Kat'î : Kesin, tereddüde mahal olma yan şey
Kat'iyyet : Kat'ilik, kesinlik Kavlî Sünnet: Peygamber Efendimiz (sav)'İn söylediği «Hadis-i Şerîf>ler Kayyûm : Baaki ve kaaim olan, ezelî Allah (cc)
Kayyûmiyyet: Devamlılık Devamlı, baakî kalmak
Kâzİb : Yalancı, yalan söyleyen Kaziyye : Mesele, dâva, teklif Man­tık dilinde önerme
Ktbâir : Büyük günahlar, büyük fe­sada sebep olan ve dinen şiddetli ce­zayı gerektiren suçlar (Zina gibi) Kebîre : Büyük günah (Kumar gibi)
Kelâm Binefsifi : Allah'ın Kelâmı, sözleri
Kelâm Sıfatı: Allah'ın subutî, zâtına sabit ve mahsus olan kemâl sıfatla­rından bîri Yüce Allah'ın sese, harfle­re, telime ve cümlelere muhtaç olma­dan konuşması
Kelâm-! İlâhî : Yüce Allah'ın ilâhî kelâmı, yüce sözü
Kelâm-ı Lâfzı: Lisan ile, dil ile ifa­de olunan söz
Kelâm-ı Lâfn-İ ilâhi : Yüce Allah'ın Zâtı ile kaaim, -Kelâm-ı Nefsi» yi idrâke vâsıta olan ve ona delâlet eden ibare ve işaretler, âyet ve sûrelerden meydana gelen ilâhî kelâmı, sözleri Kelâm-ı Nefsi : Nefiste bulunan ve nefis ile kaaim olan mânâ Kalbde mevcut söz
Kelâm-ı Nefsî-î İlahî: Yüce Allah'ın Zâtında bulunan ve O'nunla kaaim (var ve sabit) olan ilâh! mânâlar Yüce anlamlar, sözler Kelâmullah: Allah'ın Kelâmı, Kur'an-ı Kerîm
Kelâmuİlah-ı Kadim : Kadîm ve ezeli olan Allah'ın Kelâmı, Kur'an-ı Kadim gibi
Kelîme-i Şehâdet: Şehadet Kelimesi Bu kelimeyi, yani Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Hz Muhammed'İn Al­lah'ın Resulü olduğuna kalbiyle İna­narak söyleyen kimse müsîüman olur Kelime-İ Tevhid : Allah'ı birleme sözü, yani «Lâ ilahe İllallah» demek Kelimetollah : Allah'ın Kelimesi, ilâ M sözü Allah'ın Kelimesi ki; Kur'an ile bildirilen Müslümanlığı yüceltmek, her müslümanın vazifesidir Kemâl: Olgun, yetkinlik, tamlık Kemâlât: İnsanın bilgi ve ahlâk gÜ zslliği bakımından olgunlukları Kemâlât-ı îlâhiyye : Allah'ın mükem mellikleri, Kemâl Sıfatlan Kemâl-i İman : İmanın kemâli, olgun luğu, en yüksek derecesi İbadetler ve sâlih ameller, imanın kemâlinden dır
Kerâhiyyei : İğrenme, tiksinme, baskı ile yapma Kelâmcılara göre; irade­sizlik, acizlik, irade sıfatının zıddı Keramet : Evliyâ'nın, Allah'ın izniyle gösterdiği fevkalâde hâdiseler, kerem bağış
Kerem : Cömertlik, lütuî, ihsan Kesb : Çalışıp kazanma, bir şeyi ira­de ve ihtiyar sarfederek elde etme Kesbi: Kesb etmeye, kazanmaya âit Kesb ve ihtiyar : Kendi isteğiyle, ira­desiyle seçme, kazanma Kevnî : Var olmaya âit, var varlık
Keyfiyet : Nitelik, husus Bir şeyin iyi veya kötü olma cihati Kıdem: Evveli olmama Allah'ın sıfatı (Selbî sıfatlarından biri) Kıraat : Okuma, devamlı ve düzgün okuma
Ktyam binefsihi : Kendi Zâtı İle kaaim olan Allah'ın- Selbî (tenzihi) Sıfatla­rından biri
Kıyamet : Kâinatın nizamının bozul ması, her şeyin altüst olarak son bul­ması
Kıyas : Dinî delillerden biri Bir veya daha çok noktalarda birbirine benze­yen şeyleri Ölçmek, bir şeyin hükmünü benzerine vermek Mantık ilminde kul­lanılan İlmî bir terim Kıyas-ı OH : Açık kıyas İlleti, yani sebebi açık elan ve Müctehid tarafın dan kolayca anlaşılan kıyas nev'i I Kıyas-ı Fukaha : Fakihlerin, yani Fi kıh âlimlerinin yaptıkları ilmî kıyas Ser'î bir delil ile daha önce sâbii olan bir şey hakkındaki hükmün mis lini, ortak bir illete (sebebe) dayana rak, diğer bir şeyde izhar etmek ve açıklamaktır
Kıyas-ı Hafi : Kapalı kıyış İlleti ka | palı olan kıyas ki, buna «İstihsali* da denir
Kinaye: Maksadı kapalı olarak an latma
Kirâmen Kâtibin : Şerefli yüce yazı cılar, insanların yaptıklarım yazarı melekler
Kitâbu'l - Hakk : Doğru ve gerçek o-lan kitap Kur'an-ı Kerîm'in bir ismi Kftabullafc : Allah'ın Kitabı, Mukad­des Kitabımız Kur'an-ı Kerîm Kitâbu'l ■ Münir : Kalpleri ve fikirleri aydınlatan ilâhî hitap; Kur'an-ı Ke­rîm
Kitabede vücud : Zihinde geçen bir mânâyı yazıya dökerek ifade etme Kizb : Yalan, doğru olmayan Kubuh : Kötü, çirkin, Allah'ın yasak kıldığı
Kubuh Liaynihİ : Zâtında bulunan bir sıfattan dolayı çirkin olan Kubuh Ligayrihi : Zâtı dışındaki bir şeyden dolayı çirkin olan Kudenıa : Kadimler, yani öncesi ol mayan şeyler Varlığının evveli olma­yan varlıklar «Kadim» olan yalnız Yüce Allah'dır
Kudret: Kuvvet, takat, güç, Allah'ın ezelî gücü, Kemâl sıfatlarından birisi Kadref-î îlâhiyye : Allah'ın Yüce ve sonsuz olan kudreti Kudretullah : Yüce Allah'ın ezeli kud reti, ezelî gücü
Kutsi : Mukaddes, ilâhî, Allah'tan ge­len ve indirilen kutsal şeyler Kutsiyet : Yücelik, ilâhhk, Kur'an-ı mesmu: Okunarak işitilen Kur'an-ı Kerîm
Kuvve-i te'yidiye : Destekleyici kuv­vet
Küfür : Allah'a ve dine âit şeylere i Banmama, Cenâb-i HaBr's orlak koş ma, dinsizlik, imansızlık, İslam dininin esaslarına uymayan davranışlarda bu­lunma
Küllî : Bütün, umumî, tam, çok, pek çek
Küllîyyat : Külli, umumi, genel oHn şeyler
Künh : Bir şeyin ash, hakikati, te­meli
Kütübin : Tevrat ve Ahd-İ Atikden bir kısım, özel bir terim Kütüb-Î Münzele: Allah tarafından Peygamberlere indirilen Mukaddes Ki­taplar
Kütübü Sİtte : Altı Kitap En mute­ber en sağlam meşhur altı hadis ki­tabı
Lâ Edriyye : Sofistlerden bir zümre, hiç bir şeyi kesin olarak bilmedikle­rini iddia eden felsefî sapık bir ekol (Sofistlerin üçüncü kolu) Lâfız : Söz, kelime, harf Lâfz-ı ilâhî : İlâhî söz, Allah kelâmt Kur'an-ı Kerîm ve âyetleri Lâhik : Yetişen, ulaşan, eklenen
Lâmİse : Dokunmakla olan duyma
duygusu Temas eden el ve vücud de­risi
Letafet : Lâtiftik, güzellik, hoşluk
nezaket
Levh-i Mahfuz : Allah'ın ezelde tak
dir ettiği, kaza ve kaderin yazıldığı
ilâhi levha
Lczâ : Ateş alevi, cehennemin bir
ismi
Lİzâtihi ve bizatihi : Vücudu, zâtı için
vücudu zâtına vâcib, yani zaruri olan
Yüce Zât
Lütuf : îkram etma, istekle verme
— M —
Mâ bihi'l - İmtiyaz : Kendisiyle ayrı­lan ve temayüz olunan (seçilen) şey ki, buna -tfantık dilinde, «fasıl» de­nir
Mâ bihi'l - İştirak : Kendisiyle iştirak, ortak olunan şey Buna Mantık ilmin­de «cins» denir
Ma'bud: îlâh, kendisine ibadet olu­nan, tapılan Yüce Allah (cc) Maddiyyım : Maddeciler, yalnız mad deye inananlar
Ma'dom : Var olmayan, yok olan şey Mağfiret: Affetmek, bağışlamak, ört bas etmek Allah'ın kullarım affetme-
Mahdut : Sınırlı, belirli Mahiyet : Bir şeyin ash, hakikati Mahiyet-i Mahlâta : Karışık mahiya Bunlar, hariçte mevcut olan şeylerdir Mâhiyet-i Mutlaka : Mutlak mahiyet Kelâmcılara göre zihinde mevcut olan bu gibi şeyler, hariçte fiilen oîa-bilir de, olmayabilir de Mâhiyet-i Mücerrede : Mücerred, so­yut mahiyet, hariçte bulunmayan, fakat zihinde mevcut olan şeyler Mahluk : Yaratık, yaratılan her var­lık
Mahlukât: Yaratıklar, yaratılmış bü­tün şeyler, varlıklar, canlılar Mahsusât: Hissedilen, gözle görü Ien şeyler
Mahzun : Tasalı, kaygılı, hüzünlü Makâsıt: Maksatlar, niyetler, istek-lar, amaçlar, arzular (maksad'ın ço­ğulu)
Makastarı Aslîye : Aslî maksatlar Bir ilimde hedef oîarak kabul edilen şeyler, esaslar, temel konular Makbul : Kabul olunmuş, alınmış şey, beğenilen, hoş karşılanan , Makîs : Kîyas erlilen, benzetilen, (Kı­yâs kelimesinden türetilmiştir) Maksat; Kasd olunan, istenilen §ey, amaç, hedef
Maktul : Öldürülmüş, vurulmuş kini se
Ma'kulât: Akıl ile bilinen, aktın >;>-gun bulduğu, hislerle görülmeyen şey­ler
Mâlâyâni : Boş, faydasız, anlamsız, şey, mânâsız söz
Mâlik: Sahip, bir şeye sahip olan, (Yüce Allah'ın ulûhiyyet afatlarından biri)
Ma'lum : Bilinen, belli olan şey Malûmat : Malum olan, bilinen şey­ler
Mâni : Engei, men eden, geri bira kan, alıkoyan
Ma'rife* : Bitmek, biliş, hüner, usla tık
Marifetutlah : Allah'ı bilmek (Her İnsan Allah'ı eserlerine bakarak aklı ile bilebilir, bitmekle mükelleftir) Ma'nıf : Herkesçe bilinen, tanınan Masdar : Bir şeyin çıktığı yer, kay­nak, membaa
Ma*siyet: İşlenen bir günah, isyan, asilik, itaatsizlik
Maslahat: İş, emir, husus, keyfiyet, ehemmiyetli iş, menfaata uygun olan Maslahat ve Mebsedet: Menfaat ve zarar, maksada uygun olan ve olma­yan
Massetmek : Emmek Masun : Korunmuş, korunan Materyalist: Maddeci, her şeyin as hm maddeye dayayan kimse Matlub : Talep edilen, istenilen, ara nılan şey
Matuf : îsnad olunmuş, yöneltilmiş Mâturidîyye : Ebû Mansur Muham-med b Muhammed, b Mahmut el-Ma-tûrîdî'nin kurduğu itikadda Ehl-i Sün-net'in ikinci hak mezhebi, itikadda mez
nebimiz
Mâ yüntefau bihi : Kendisinden fay
dalamlan şey
Mâzİ : Geçmiş zaman
Mead : Sonunda dönülen yer âhiret
Mçâl: Bir yazının, sözün anlamı, özü
Mebâdi' : İlk esaslar, temel unsur
lar, prensipler,
Mebfc t Başlangıç, prensip, ilk üi>
sur, ilmin ilk kısmi
Mebde-i İlliyyet: İlliyet kanunu, İl­let ve ma'lul sebep ve müsebbeb üiş
kişini gösteren kanun
Mebde-i İştikak: Bir kökten gelen
kelimelerin birbiri ile olan ilişkilerinin
asîı
Mebdei Tekvin: Var olmanın asft
başlangıcı: Tekvin Sıfatının aslı
Metmi : Bir şeye dayanan
Mecburi : Zorunlu, mecbur, yapma
zorunda olma ister istemez: zar al
tında
Mecelle : Kitap, mecmua, dergi İs­lâm Hukuku ve Kanunu ile ilgili ola­rak hazırlanan meşhur bir eserin is­mi
Mecmu* : Toplanıp biriktirilmiş, tertip ve tanzim edilmiş şeylerin hepsi Mecûsî : Ateşe tapan Meçhul ; Bilinmeyen Medar : Bir şeyin üzerinde dönece ği, devredeceği, hareket edeceği yer Medih : Övme
Medlul: Üzerine delil getirilmiş olan şey
Mefhum : Anlaşılmış, sözden çıkarı lan mânâ kavram Mefsedet : Fesatlık, münafıklık, boz­gunculuk
Mekârim-i Ahlâk : Övülmeye lâyık olan yüksek ahlâk, güzel huylar Mekkî : Mekke'ye ait, -Mekke'de Pey­gamberimiz (AS)'e indirilen âyet ve sûreler
Meknuz : Yere gömülü, hazinede sak' h
Mekruh : Hoşa gitmeyen, tiksinti ve ren, iğrenç İslâm dinînde haram de recesine varmayan ve zannî deliller­le sabit olan yasak şeyler Melâike : Melekler Meleke: Alışkanlık, tekrarlaya tek-rariaya meydana gelen bir hassa, bir huy
Melekut : Melekler ve ruhlar âlemi Memat: Ölüm (Hayatın zıddı) Menba*: Kaynak
Mendub : Yapılması iyi, uygun görü­len Dini emir ve yasaklardan olma yan, fakat yapılması iyi ve makbul olan şeyler
Menfaat: Yarar, fayda Menfî : Olumsuz, sürgün edilmiş, her şeyin olmayacak tarafını, aksini dü­şünen
Mcnkabe : Çoğu tanınmış veya tari he geçmiş kimselerin hallerine âit fık­ralar, hikâyeler
Men lem yezak lem ya'rif : Bir şeyi tatmayan, onun ne olduğunu bilmez Menşe*: Bir şeyin çıktığı yer
Kulsi : Kutsal, yüce ve ilâhi kaynak
Menşe-i Tekvin : Tekvin (Var- etme, yaratma) sıfatının kaynağı Menzile : Mertebe, derece, yükseklik derecesi
Mertebe : Derece, rütbe paye Merzuk : Rızıklanmış, rızık verilmiş Mesâil : Mes'eleler çözülmesi gere­ken işler
Mes'ele : Sorun, çözülmesi ve karsı-lığı istenen şey, problem Meserret : Sevinç, sevinme Mesnet : Dayanak, dayanılan §ey Mesnetsiz : Dayanıksız, asılsız
Mes'ul: Sorumlu, sual sorulmuş, ken­disinden sorulmuş Mes'ulîyet : Sorumluluk Meşhur : Şöhretli, şöhret kazanmış, ün almış
Meşiat : Dileme, irade £tme, iiteme Meşru : Şeriatın, dinin müsade ettiği, toplumun uygun gördüğü, aklın ve vicdanın kabul ettiği şey
Metafizik: Fizik ötesi, tabiat Ötesi Metodoloji : Metotlar ilmi Mevcudat: Var olan şeyler, mahluk lar, yaratılanlar
Mevcudiyet : Mevcut olma, varlık Mevhibe : İhsan, bağış Mevhibe-i İîâhiyye : îlâhî vergi, Al­lah'ın lütfedip verdiği üstün yetenek Mcv'izs : Nasihat etme öğüt verme Mevzu : Konu bahis Mevzmıbahs : Söz konusu, bahis ko­nusu, bahsotunan
Meze etmek : Katmak, katıştırmak Mezheb : Gidilen, tutulan yol bir di nin itikad veya ameli hükümleri etra­fında teşkil edilen ekol
Mihver : Eksen
Mikâil: Dört büyük melekten biri
Misli: Benzeri, tıpkısı
Muâhaze : Azarlamak, kusurlu gör
inek, sorumlu tutmak
Muamelât : Kayıt, takip ve saire gibi
işler İnsanların aralarındaki işlerle ü
gili dinî amelî hükümler
Muasır : Çağdaş, bir asırda yaşa­yanlardan her biri Muattal : Tatil edilmiş, bırakılmış, kullamlmaz
Muazzam : Çok büyük Mûcid : İcad eden Mu'cîze : Âdetler üstü, fevkalâde bir olay, benzeri yapıîamıyan bir şey, bir olay
Mu'cizii'l-Beyan: Okuyan ve duyan lan âciz bırakan fevkalâde üstün be­yan Kur"an-ı Kerim, mu'cizü'l-beyan'-dır
Mufassal: Uzun U2un anlatılan, taf süâtlı detaylı olarak bildirilen Mugayir : Aykırı, başka, uygun ol­mayan MııgayyebiU : Görülmeyen şeyler, gâ-
ib âlemi
Muğlak : Kapalı, çapraşık, özü anla­tılmayan
Muhafaza: Saklama, koruma, hıfzet­me
Muhakkak: Kesin Doğruluğu ve gerçekliği belli olan şey Muhakkikim : Tahkik eden inceden İnceye araştıran âlimler Muhal: İmkânsız, olmayacak bir
şey
Muhalefet: Muhaliflik, aykırılık, uy­gunsuzluk
Muhalefettin H-1-Havâdis : Yüce Al­lah'ın hâdiselere, yaratıklara benze memesi (Yüce Allah'ı noksanlardan tenzih eden Selbî Sıfatlardan biri) Muhalif : Karşı çıkan, aykırı görüş sahibi, zıt görüş, aykırı, zıt Muhatab : Kendisine söz söylenen, hi tap olunan, dinleyen Muhayyile : Hayal etme gücü Muhdis : Yok iken var eden icad eden yaratıcı
Muhit: Çevre, etrafını çeviren, kuşa­tan Yüce ALLAH (CC)'m isimlerin den biri
Muhkem : Tahkim edilmiş, sağlam kılınmış, sağlam, kuvvetli Muhtasar : Kısaca, özetle Muhtelif : Birbirine uymayan, zıt çe­şitli, türlü
Maliyi : Hayat veren, dirilten, can­landıran Yüce Allah'ın isimlerinden
biri
Mukabil: Karşı karşıya gelen, birse-yin karşısında bulunan, karşılığında Mukadder : Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, alnında yazılı olan kaderi Mukadderat : Ezelde takdir olunan, Allah'ın takdir ve tesbit ettiği şeyler Mukaddes : Takdis edilmiş, mübarek kutsal, temiz, ilâhî Mukaddime : Önsöz, giriş, başlangıç, Mukallit: Taklit eden, başkasına ben­zemeye Özenen
Mukarrebön: Allah'a yakın olan yaklaştırılan melekler Mukayese: Karşılaştırma, Ölçme, kt yaslama
Muktedir: îktidarh, yapma gücüne sahip olan, güçlü kişi Mukt*za : Gereken, îcabeden Mukteza-i Hikmet: Hikmet icabı, Hik­metin gerektirdiği şey Muktezi : îcabeden, iktiza eden, lâ­zım gelen, icabettiren, gerektiren Murad : îstenen, irade olunan Murad etmek: İstemek, arzulamak Murad-ı İlâhi : İlâhî istek Allah'ın yüce isteği, ezelî iradesinin gereği Musahhar: Teshir olunan, emrine, iradesine verilen Mutabık : Birbirine uyan uygun
uyumlu
Mutasarrıf : Tasarruf eden, dilediğini yapan, tasarruf hakkına vs gücüne sahip olan Muteber : İtibarlı, şerefli, hatırı sayı­lır, saygın İnanılır, güvenilir Mu'tezile : Ehl-i Sünnet dışı sayılan itikadı bir mezhep Kaderi ve Allah'ın Subûtî sıfatlarını inkâr ederler Kur'-an'a mahlûktur derler Mutlak : Kayıtsız, şartsız Mutlak Hayır : Kayıtsız, şartsız ha­yır
Mutlak Kemal : Kayıtsız kemal Al lah'a mahsus olan kemal, olgunluk yücelik Mutmain : Huzur içinde olan
Muârrız : Ta'riz eden, dokunaklı sÖ2 söyleyen, taş atan, sataşan Muttali: Öğrenmiş, haber almış Ha­berli
Muttasıf : Vasıflanan, nitelenen Mnvâcehe : Karşı karşıya, yüzyüze gelme, yüzleşme
Muvafakat : Uygunluk, uyma uzlaş ma, razı olma
Muvaffak : Başarılı, işi rast giden, beceren, Allah'ın yardımına erişen, mazhar olan
Mnvaffık : Muvaffak eden, başarı ka­zandıran Yüce Allah Muvafık : Uygun, yerinde-Muzdar : Çaresiz, mecbur Mubah : Yapılması da, yapılmaması da dinen ca'iz olan şeyler Yemek, iç­mek gibi (Cezasız, sevapsız işler) Sa­kıncasız
Mübahâse: Bir iş etrafında karşı lıklı konuşma, bahse girme, iddialaş ma
Mübîn : Hayrı şerri, iyiyi ve kötüyü beyan eden açıklayan Mübrem: Lüzumlu, kaçınılmaz, aci­le yapılmasî gerekli olan zorunîu o!an §ey
Mücâdele : Savaşma, uğraşma, bir konu etrafında çekişme Mücâzât : Ceza, karşılık verme, ce­zalandırma
Mücbir ve muzdar: Mecbur, icbar olunan, zorlanan, yapmak mecburiye­tinde, zorunîuğunda olan Müceddid : Yenileştiren, yenilik ha­reketine girişen
Mücehhez : Donanmış, donatılmış Ha­zırlanmış
Mücerred : Diğer bir şeyle kanşik ve­ya beraber olmayan, sırf yalnız, so­yut
Müctehid : İctihad eden Gücü yetti­ği kadar çalışarak, dinî hükümleri kaynaklarından (âyet vt ı> a dişlerden) çıkarmaya muktedir olan büyük din âlimleri, imamları
Müdafaa: Karşı koyma, savunma, bir saldırışa karşı koyma Müdahale : Karışma, araya girme
Müddet : Süre, belirli bir zaman Müdebbirât : Tedbirli, düşünceli Kâi nat nizamı ile görevli oîan melekler Müesses : Tesis edilmiş, kurulmuş Müessir : Tesir eden, etkin, etkili MÜeyy*d: Te'yid olunan, destekte' nen
Miifret : Tek, yalnız, basit Müfsit: Bozan, ifsat eden, şartları­na uygun olan bir şeyi, bîr hükmü ve­ya bir ibadeti bozan şey Mühim : Önemli, gerekli, lüzumlu, ehemmiyetli
Muhtedİ : Vaşaklardan kaçınan, hidâ­yete eren, doğru yolda olan Mükâfaat: îyi ve güzel bir hizmet karşılığında verilen şey Mükellef : Bir şeyi yapmaya mecbur olan vazifeli, (sorumlu) yükümlü Mükellefiyet : Yükümlülük, yapmak zorunluluğu (sorumluluk) Mükemmel: Olgun, kusursuz, kema­le erdirilmiş
Mükevven: Tekvin olunan, yaratı­lan
Mükevvin: Tekvin eden, yaratan Yü­ce Allah (cc) Mülâhaza : İyice düşünme Mülayim : Uygun, yumuşak huylu, uy­sal,
Mülhid: Allah'ı İnkâr eden, dinsiz, imansız Mamaselet: Denklik, benzerlik
Mümkün : Olabilen, olabilir, olması da olmaması da caiz olan şey
Mümkinât: Olabilecek şeyler Münkinü'l-VÜcnt : Vücudu, varlığı başkasından olan, var olmak için bir
yaratıcıya muhtaç bulunan şeyler
Mümtaz : Seçkin, temayüz eden Mümteni' : Mümkün olmayan, im­kânsız
Münafık : Kâfir olduğu halde kendi­sini müslüman gösteren, nifak sokan Mİtnâfi : Zıt aykırı, uymayan Münâkaşa : Tartışma, çekişme, atış­ma
Münâsebet; İlgi alâka, yakınlık, uy­gunluk, vesile, sebep, ilişki
Münazara : Kural'ava uygun olarak karşılıklı konulma, ilmî tartışma (Mantık terimi)
Münevver : Aydır; kimse, aydınlatıl­mış, nurlandırılmış Mâneızeh : Temiz, kusur ve noksa m bulunmayan, hiç bir şeye muhtaç olmayan
Münferid : Tek, yalnız olan, ayrı kendi başına
Münkariz : Sonu gelen, son bulan Münkeşif : Keşf olunan Münker : İnkâr olunan Münkerât: İnkâr olunan şeyler (ço gul)
Münker ve Nekir: Soru melekleri (Ölen bir kimseye dini belirli sorulan soran bu adla bilinen melekler) Münkir : İnkâr eden, İnanmayan Müreccih : Tercih eden, ihtimallerden birini seçen
Müreccihsİz : Tercih edici olmadan Mürekkeh : Birleşmiş, karışmış, teş­kil olmuş, tertip olunmuş, cüzlerden meydana gelmiş olan şey
Mürid : İrade eden emreden, buyu­ran, isteyen, irade sahibi (Allah'ın i-, simlerinden biri)
Mürşîd : Doğru yolu gösteren, iyiliğe yönelten, rehber, önder Mürted : Dinden dönen îslâm dinin­den çıkan, irtidad eden Müsait: Elverişli, uygun, yardım eden
Müsavi : Eşit,
Müsellem : Teslim edilmiş, doğruluğu herkesçe kesinlikle kabul edilmiş Müstağni: Muhtaç olmayan Miisiiihii : İmkânsız, boş, mânâsız, saçma şey, var olması imkânsız olan Müstecab : Kabul olunan Müstehab : Peygamber (AS)'ın se­vap olduğunu bildirdiği ve kendisinin de bazen yaptığı şeyler Müstehak : Lâyık olan, hak eden Müstahilât : Var olması imkânsız olan şeyler
Müstelâhu'l-Hadis : Hadis İstılahların­dan, hadisin nevilerinden, derecelerin­den bahseden Hadis Usuîü ilmi MüsteSzîm : İstilzam eden, icab eden, gerektiren
Müstenid : îstinad eden, dayanan Müşabehet : Benzerlik Müşahede : Gözlem Müşkil : Zor, çetin, kolay değil, en­gel, mâni
Müşkilât : Güçlükler, zorluklar, mâ­niler, engeller
Müşrik : Allah'a eş, ortak koşan Müştakkât : Bir kelimenin kökünden türetilen yeni kelimeler, ism-i fail gi­bi
Müşterek : Ortaklaşan, ortak olan -Mütalaa : Görüş, düşünce, okuma Müteaddit: Birkaç, birçok, bîrden çok, türlü türlü
Müteahhirûn : Sonradan gelenler, da­ha sonra gelen âlimler Müteâref : Herkesin bildiği, ünlü meşhur
Mütedeyyin : Dindar, dinî esaslara bağlı
Mütefekkir : Düşünür, tefekkür sahi bi
Mütekâbilât : Nakizler ve zıtlar MÜtekad^imûn : Önce gelen ilk âlim 'er
Mütekâmil : Olgun, kemal sahibi, ka mil, kemale eren Mütekellîm : Kelâm âlimi MiUekellimım : îlm-i Kelâm âlimleri, kelâm ilminde bir terim, bütün kelâm âlimleri
Mütemerrld : Dik başlık eden, inat eden, direnen
Mütenâhî: Nihayet bulan, sona eren Mötenâkız : Birbirini bozan, birbiri­ne uymayan
Mütenâsip : Uygun olan her bakım­dan birbirine uyan
Mütevakkıf : Bir şeye bağlı olan, an­cak onunla olabilen, duran, bekleyen Mâtevassıt : Tavassut eden vasıta olan, orta vasat şey
Mütcvntir : Ağızdan ağıza geçerek ge [en (Bkz tevatür) Müteveccihen: Yönelerek, niyetlene­rek, yönelenler
Mütevetlidât : Yapılan bir İşten do­ğan, o iş dolayısıyla icab eden ve or ıya çıkan şeyler Kelâm ilminde bit­terim
Müveeet» : Tevcih edilmiş, yüzü bir tarafa döndürülmüş, herkesin teveccüh ettiği
Müyesser: Kolayı bulunup yapılan kolay gelen
Nafile : Farz ve sünnetler dişindi yapılan ibadetler olup, yapılmasında sevab vardır Nafile, namaz ve sada­kalar gibi
Nâfai : Nehyeden, yasaklayan, önle­yen, meneden
Nakd-ı Rical : Hadis râvileri ile ilgi­li Hadis ilmi (Usûlü Hadisten, Hadis İlimlerinden biri Diğeri ise; Musta-lahu'l-Hadis'tir)
Nakıs: Noksan, kusurlu, eksik, tam olmayan
Nakîz : Zıt, karşı, karşıt Nakİ7İerin içtimai: îki karşıtın bir araya gelmesi Varlık Üe yokluğun bir anda bir araya gelmesi gibi ki bu aklen imkânsızdır
NaJtîzlerin irtifâi : İki karşıtın bîr anda ortadan kalkması Bir şeyin ne var, ne de yok oîması gibi Nakli ; Akla değil, dinî metinlere, ya­ni nakle dayanan Nakz: Bozma, çözme, kırma
Namütenahi : Sonsuz, ^sonu olmayan,
uçsuz, bucaksız
Nasib : Kısmet, pay, hisse
Na*« : Sarihlik, açıklık, kat'ilik, mâ- ■
nfisında kesinlik ve açıklık bulunan
Kur'an âyetleri Dinde delil darak
gösterilen dinî metinler
Nazar ; Bakma, göz atma, düşünme
Nazar-ı aklî : Akla dayanarak irice îemek, araştırmak, bir şeyi îsbat et­mek
Nazarî istidlal : Nazar! ve aklî ola­rak düzenlenen delilden netice çıkar­mak
Nazır : Nezaret eden bakan gö>e-ter
Nazire : Örnek, karşılık, benzer Nazil: Yukarıdan aşağı inen, Allah tarafından indirilen Nebat : Bitki
N^bî : Peygamber, Allah'ın elçisi Nebiyyi zişân : Peygamber efendimiz Hz Muhammed (sav,) Kadri yüce olan Nebi
Nefsânî: Nefisle ilgili, nefse âit Nefs-i emr : Gerçek Vakıaya, gerçe­ğe uygun olan
Nefs-i Natıka: însan ruhu İnsanın canlılar arasındaki yerini belli eden cevher, akıl veya aklın bir kuvveti Nefy : Sürme, sürgün etme, uzağa gönderme
Nchiy : Bir şeyin yapılmasını yasak etme
Neş'et: Doğuş, meydana gelme, çık­ma
Neşretmek: Yazmak, dağıtmak, her­kese duyurmak „__ Neşvünema: Yetişip büyüme, canla­nıp var olma ve gelişme Nezâhet : Temizlik, paklık, incelik Nezih : Temiz, pak Nifak: Bozgunculuk, münafıklık, iki yüzlülük, arayı bozma Nihayetsiz : Sonsuz, uçsuz bucaksız Niyaz : Yalvarma, yakarma Nizâm : Düzen, zamanın şartianna göre konulan belirli esaslar Nizâm-ı âlem : Âlemin nizamı, düze­ni, Allah'ın varlığım isbat eden aklî bir delil, {i
Nübüvvât : Peygamberler ve Peygam­berlikle İlgili mes'eleler bölümü Nübüvvet: Peygamberlik Nüfusu Mücerrede: Maddeden uzak olan soyut cisimler Nüzul: Aşağı inme, indirilme
— P —
Paye : Rütbe, mertebe Peygamber : İlâhî elçi, Allah'ın Re sulu, Nebîsî
Protoplazma: Hücreyi dolduran kim­yevî sıvı madde (Stoplazma)
— R —
Rabb : Terbiye eden, yetiştiren ve kemâle eriştiren Yüce Allah Rabbu'l - Âlemin : Âlemlerin Rabbi, yani herşeyin yaratıcısı olan Allah (cc)
Râcî : Âit, ilgili
Rahim : Mü'minlere acıyan, merha met eden Yüce Allah (cc) Rahman : Bütün insanlara merhamet eden, merhameti sonsuz olan Yüce Al­lah
Râvi: Rivayet eden, Peygamberimiz­den hadis nakleden kimseler Râzık : Rızık veren (Bkz Rezzâk)' Re'sen : Kendi kendine, kimseye da­nışmadan
Resul: Peygamber, Allah'ın elçisi, ne­bi
Resuîullah : Allah'ın Peygamberi, el­çisi Hz Muhammed (sav) Resul-ü Ekrem: Peygamber Efendi­miz
Resnl-fi Zişân: Peygamberimiz Hz Muhammed (sav) Kadri, derecesi yüksek olan Allah elçisi Revaç : Sürüm, geçerlik Rey : Görüş
Rezzâk : Rızık veren, her canlıya rız­kını veren Hak Teâlâ (Allah'ın yüce isimlerinden)
Rezzâk-ı âlem: Âlemde mevcut her canlıya nzlunı veren Yüce Allah Rıdvan : Razı olma, hoşnutluk Rıza : Hoşnutluk, memnunluk Riza-ı ilâhi : Allah'ın hoşnutluğu, rı­zası
Rizâ-İ Kalb : Kalb rızası, kalb hoş­nutluğu
Rızk : Yiyecek, içecek şey, Yüce Allah'ın herkese verdiği nimet Riâyet : Gözetme, gütme, saygı Risale : Mektup, kısa yazılmış küçük kitap, mecmua, dergi Risalet : Peygamberlik, elçilik, nebî-Hk
Rivâyat : Söylemek, bir haber, söz ve­ya hadisenin nakledilmesi, bildirilme­si
Bîyazî : Hesap ile, matematik ile il-güi
Rububiyet Sıfatlan :' İîâhlık, ulûhiyet sıfatları (Rab, Rahman, Rahim ve Mâ­lik)
Ruhanî : Ruha âit, ruhla ilgili Gözle görülmeyen, cismi olmayan Ruhu't Emin : Vahiy meleği olan Cebrail (a'3)'ın diğer ismi Ruhu'l-Kadüs ; Kutsi ruh, vahiy me­leği (Hristiyanlıkta Hz Meryem kas-dedilir)
Rnsul-i Kiram : Şerefli, keremli, pey­gamberler, Allah'ın resulleri, nebileri Rükn : Temel, esas, bir şeyin en sağlam tarafı, istinadgâh, dayanak Rü'yetullah : Mü'minlerin âhirette A1T lah'ı (c,c) görmeleri
-s-
Saadet: Mutluluk, huzur ve neşe için­de olma
Sabim : Yıldızlara tapanlar Sabit : Hareketsiz, kımıldamadan ye­rinde duran
Saded : Asıl mevzu, konunun Özü Sahih : Gerçek, doğru, hâlis kusur­suz, ayıpsız güzel
Sahihân : Buhari ve Müslim adıyla meşhur olan iki sahih hadis kitabı Saik : Sevk eden, süren, yön veren, sürücü
Sakıt: Düşen, düşücü, hüküm ve iti­bardan düşmüş, hükümsüz Salih: îyilik yapan, dindar, dinin icaplarını yapan, iyi insan Salih amel: İyi, güzel işler, dinin ya­pılmasını emrettiği şeyler

Salim: Sağlam, sıhhatli, sakatı ve rksiği olmayan
Sâmia : İşitme, işitme kuvveti, ku­lak
Sarahat : Açıklık, ibare ve sözde açık­lık
Sarih :: Açık meydanda, belli Sebat : Sözünde durmak, kararından dönmek, işine ve sözüne bağlılık Sebkat :: Geçme, ilerleme Sebkat etmek : Önceden gelmek, iler­lemek Önce meydana gelmek Sehv :: Yanlış, yanılma Sehven : Yanlışlıkla, yanılarak Sekenât : Durma, duruş, davranış (lar) (Sekne'nin çcğulu Dilimizde müf-ret gibi kullanılır) Sekr : Sarhoşluk
Selb :■ ■ Kaldırma, giderme, olumsuz-iaştırma
Selbî : Olumsuzlukla ilgili Allah'ın bazı sıfatlarına verilen isim Selef : Önce gelip geçenler Selefiyye :: Sahabe ve Tabiîlerin Kur'an ve Hadislere dayanarak ortaya koydukları yolda elan Fukaha, Muhad-dis ve ilk Kelâmcılar Bunlara Kelâm âlimlerince «Ehl-i Sünnet-i Hassa> adı da verilir
Selim : Sağlam, kusursuz doğru Semavât: Gökler, semalar Semavî : Sema ve gök ile ilgili Sem'î : İşitilerek bilinen, işitmekle il­gili-
Sem'iyyât : İşitilerek bilinen şeyler Dinî nasslarm metinleriyle bilinen hü­kümler
Sem' : îşiten, işitme kuvveti olan Yüce Allah'ın Subûtî Sıfatlarından biri Sena : Övme, övüş, övgü Scneviyye :: Hayır ye şer ilâhı diye iki ilâha tapanlar (Bâtıl bir din) Serdetmek : Düzgün ve uygun söz söylemek
Sevap ve İkap : Mükâfaat ve ceza, azab
Sevk : Önüne katıp sürme, ileri sür­me, gönderme S&vk-i Tabii : İç güdü Sıtfk : Doğruluk, gerçeklik, kalb te-
mizliği, P2ygamberlere vâcib olan sı
Tatlardan biri
Sıfât-ı Bârî : Allah (cc)'ın Mukad
des Sıfatlan
Sıfât-ı İkram : Allah'ın Subûtî Sıfat
larıca verilen isimlerden biri
Sıfât-ı Fiil : Yaratma, rızık verme
diriltme ve Öldürme gibi ilâhî fiille
rin râcî olduğu «Tekvin Sıfat» na ve
rilen bir isim
Sıfat-ı itibarî : İtibari sıfat, hakiki
olmayan sıfat
Sıfât-ı Kemal : Allah'ın Kemal sıfat­ları
Sıfât-ı Meâni : Allah'ın Zâtına sabit
olan Subûtî Kemal Sıfatları
Sıfat-ı Nefsiyye : Allah'ın Zâtına
mahsus olan «Vücud Sıfatı*
Sıfât-ı Selbiyye: Allah'ın sânına ya
kısmayan ve O'nu noksanlardan tenzih
eden sıfatlar Kıdem, Bekaa ve Vah
daniyet gibi,
Sıfât-ı Subütiyye : Allah'ın Zâtına sâ bit olan Kemal Sıfatlan (Hayat, İlim, rade ve Kudret gibi)
Sıfât-ı Tenzih : Yüce Allah'ın noksan
lardan uzak olduğunu bildiren sıfatlar Sıfât-ı Zâtiyye : Allah'ın Yüce Zâtına sabit olan Selbî ve Tenzihi adı verilen sıfatlar
Sifâtullah : Allah'ın mukaddes sıfat­lan (Selbî-Zâtı ve Subûtî sıfatlar) Sırat: Cehennem üzerinde uzanan son derece ince ve keskin bir köprü Silsile : Zincirleme, ard arda olan şeylerin meydana getirdiği sıra Siyer : Sîret'in çoğulu Hal, gidiş, gi­dişat, ahlâk ve yüksek vasıflar Pey­gamberimizin hayatını- anlatan kitap­lar
latan kitaplar, ahlâk ve yüksek va­sıflar
Siycr-i Nebi : Peygamberimiz (sav) in sîreti, güzel ahlâkı ve hayatı, bu­nunla ' ilgili ilmin İsmi Su^ûr : Meydana çıkma, olma Sahuf : Sahîfeler, Cenâb-i Hakk'ın bazı peygamberlerine indirdiği fcudsi sahifeler, Su-i zan : Kötü zan, kötü sanı
Sukûti : Sessiz, suskun Sûr : Kıyametin kopmasını ilân eden ve mahiyeti bilinmeyen ilâhî boru Siibiiî : Sabit olma, gerçekleşme Söbutî : Sübut ile ilgili, Allah'ın Zâ­tına sabit olan sıfatlara verilen isim Süfli : Aşağı, aşağılık Sükûn : Durma, kımıldamama, hare ketsizlik
Sükut : Susma, konuşmama, söz söy­lememe
Sünnet : Peygamberimizin sözleri, iş: leri ve tasvip ettiği şeyler Sühnetullah : Allah'ın koyduğu ilâhi nizam, ilâhî esaslar SÜnnet-i İlâhiyye : İlâhî sünnet Al-lah'm koyduğu yüce esaslar SÖnnet-i gayrî müekkede : Peygam­berimizin bazan yapıp, bazan yapma­dığı fiiller Yatsı namazının ilk sün­neti gibi
Stinnet-i Müekkede : Peygamberimizce çok defa yapılıp pek az terkedilen farz ve vâcib dışındaki işler
jâhetii - Vücuh : Yüzleri kara olsun Şamanîst: Şamanizme inanan kimse Eski Türklerin inandığı bâtıl dinde olan kimse
Şâmil : İçine p'an, kaplayan, çevre leyen
Şâmme : Koku alma kuvveti, b;irun Şâri-i: Hakîm, hikmet sahibi olan ilâhi kanun koyucu (Allah cc) Şâri-i Miibin : İlâhî kanun sahibi Yüce Allah
Şecaat : Yiğitlik, yüreklilik Şefaat: Bir suçun bağışlanması için rica etme, affını isteme Şehâdet : Tanıklık, şahitlik, bir şeyin doğruluğuna inanma; Allah yolunda şehit olma
Şehâdet-i Amme: Bütün insanların tanıklığı (aklî bir delilin ismi) Şemm : Koklama, koklanma Şer'an : Şeriatça, dinen, şeriata uy­gun olarak Şcr'î : Dini, şeriata dayanan şey
Şcr'î Ahkâm : Dinî hükümler Şeriat : Cenâb-ı Hakk'ın kullan İçin koymuş olduğu dinî ve dünyevî hü­kümlerin tamamı
Şer'i İman : Dinin bildirdiği şekilde inanma Şerik : Ortak
Şerir : Şerli kişi, çoğu kez kötülük ya­pan
Şeyâtin-i Cin : Cin şeytanları Şeyâtin-i İns : İnsan şeytanları Şeytânü'l Arab : Arab dilcilerince A-rap şeytanları adı verilen yılan Şirk : Allah'a ortak koşma Allah'tan başka mabud olduğuna inanma Şirk-î İstiklâli : Allah'tan başka canlı veya cansız, bîr veya bir çok müs­takil varlıklara tapınma Şirk-i Takrib : Allah'ın birliğine inan­makla beraber, O'nun katında şefaat­çi bulmak amacı ile Allah'ı bırakıp putlara tapma
Şirk-i Teb'îz : Allah'a inanmakla be­raber, O'na bazı şeyleri ortak kabul etmek (teslis inancı gibi) Şumûl: İçine alma, kaplama, âit ol­ma, delâlet etme, kaplam, kapsam Şuur : Bilinç, anlama anlayış, hisset­me, duyma
Şüyu : Duyulma, yayılma, bilinme, da­ğılma
_ T —

Taaddiid : Birden çok olma Vahdani­yetin zıddı
Taakkul: Akıl erdirme, zihin yora­rak anlama, hatırlama Taalluk : Bir şeyin başka bîr şey ile ilgili olması
TaaDok&t-ı Ezeliyye : Ezelde takdir edilmiş olan şeylerle ilgili Taalluk-ı Lâ Yezâli : Taalluk-ı Hadis Allah'ın ezelî iradesine göre her şeyin zamanı gelince olması veya olmaması TaaUnku Hadis : Kudret Sıfatının i-kinci taalluku olup, ezelî iradenin ter cihine göre herhangi bir şey bunun­la var veya yok olur (Bk Taalluku Lâyezalî)
Taalluku Kadim : Kudret Sıfatının eze­lî olan birinci taalluku olup, bir müm kinin fiilen var olmasını temin eden ezeli ilgi ilişki
Taassnb: Birine taraftarlık etme, kendi dinini üstün görüp başka dinde-kilcre düşman olma Taat : îbadet, itaat, Allah'ın emirle­rini yapma
Taayyün : Belirme, belirli olma Tâbi : Bağlı
Tabiin : Sahabeden hadis dinleyen­ler Sahabe devrinden sonra gelen de­virde yaşayan müslüman bilginler Sahabeye uyanlar Tadil ; Değişiklik, doğrulama Tafsil : Etrafıyla, derinliğine olarak bildirme, uzun uzun açıklama Tafsilî : Geniş ve etraflı olarak an îatma Uman esaslarım, tafsili, etraflı olarak bilme, anlatma, tamamına inanma gibi)
Tafsili îman : Peygamberimizin va­hiy yoluyla Allah'tan getirdiği kesin olarak bilinen dinî esas, hüküm ve haberlerin tamamına iman etmek Bunları kalb ile tasdik, dil ile ikrar Tağyir : Değiştirme, bozma, başkalaş-tırma
Teadtfi: Meydan okuma Tahakkuk : Hakikat olarak ortaya çık­ma, gerçek olduğu anlaşılma Tahalluk : Bir huy, bir tabiat edinme Tahfiirt : Kısıtlama, sınırlama Tahlil : Bir şeyi ana unsurlarına göre ayırma, çözme Tahrif : Değiştirme, bozma Tahrimen Mekruh : Harama yakın derecede mekruh olan, kerih görülen Tahsis : Ödonek, bir şeyi birine veya bir yere mahsus kılma Tahzîr : Men etme, yasaklama, sa­kındırma
Taife : Bölük, gurup, kavim, kabile Takat : Güç, kuvvet Takdir : Değer verme, beğenme Takdir-i İlâhi : Ezelde Allah'ın olma­sını istediği ve tesbit ettiği şeyler Takrir : Yazma, anlatma, yerleştirme, bildirme
Takriri Sünnet : Peygamberimizin hu zurunda söylenen sözleri veya yapı lan işleri sükûtla karşılamak suretiy­le onları takrir vekabul etmesi Takva : Allah'ın azabından korkarak emirlerini dikkatle tutma, yasakların­dan titizlikle kaçınma Talim : Öğretme
Tarif : Etraflı olarak arlatma, etrafı ile bildirme, bir şeyi bütün gerekli noktalarıyla bir ibarede anlatma Tasavvur : Zihinde şekillendirme, zi­hinde göz önüne getirme Takdis : Kutsallaştırma, ululama, bü­yük sayg gösterme Mukaddes sayma, Tasavvurât : Tasavvurlar Mantıkta­ki önermelerin zihinde meydana ge­lişi
Tasdik : Doğrulama, gerçek olduğunu söyleme, onaylama
Tasdikât : Tasdik edilen şeyler, dinen inanılması gereken şeyler Tasdik'î fiilî : Söylenen sözün gereği­ni bilfiil yapma
Tasdik-i gaybî : Gözle görülmediği halde varlığına delâlet eden bir eser vasıtası ile tasdik
Tasdik-İ Kavli: Yalnız dil ile ikrar etme
Tasdiki Şuhûdi : Görülen ve bilfiil mevcut olan bir şeyi tasdik etme Tasrih : Açık açık söyleme, açıkça -bildirme
Tatbik etmek : Uygulamak, bir şeyi diğer bir şeye uydurmak Tatminkâr : Emniyet ve huzur verici olma, doyurucu
Tâyin : Ayırma, belli etme,, belirle­me
Tazammun : İçinde olan başka şey­ler arasında bir şeyi daha çok ihtiva eden
Ta'zim: Büyükleme, ululama, saygı gösterme
Teatî: Alıp - verme, birbirine verme (Teati-i sfkâr), karşılıklı fikir verme, fikir alış - verişi yapma Teâvira : Birine yardım etme,- yar: dımlaşma
Tebcil : Ululama, büyükleme, ağırla ma
Tebeddül : Değişme, başka hale gir­me, bozulma
Tebeyyün : Belli olma, anlaşılma, meydana çıkma
Tebdil : Değiştirme, başka şekle sok ma, bozma
Tebliğ : Bildirme, eriştirme Tebligat : Tebliğler, bildiriler, duyu rular
Tecâvüz ; Sınırı aşma, saldırma, sa taşma
Teceddüt : Tazelenme, yenilenme Tecelli : Belirleme, görünme, açık­lanma
Tecezzi' : Kısım kısım bölünme, cüz­lere ayırma
Tecrübe : Deneme, sınama, bir konu­da bilgi sahibi olma Tecviz : Caiz görme, izin varme, ka­bul etme
Tedricî : Yavaş yavaş,■ azar, azar derece derece
Tec'vîn : Bir araya toplayarak tertip­leme, derleme, kitap haline getirme Teemmül : İyice, bütün yönleriyle dü­şünme
Tefekkür : Düşünme, akıl yürütme Teferruat : Ayrıntılar, detaylar Teferrnt : Ayrılma, dağılma, kopma Tefrik : Ayırt etme, ayırma Tefrit: Geri kalma, azalma Tehdîd: Korkutma, gözdağı verme, gözünü yıldırma
Te'hir : Erteleme, sonraya bırakma Tekâmül : Olgunlaşma, kemale erme Tekasüf : Sıklaşma, fazlalaşma Tekbir : Allah'ın büyüklüğünü anmak için söylenen; «Allahuekber»' sözü Tekebbür : Kibir gösterme, büyüklen-me Allah'ın Yüce zâtı ile ilgili sıfat­larından biri
Tekvin : Yaratma, Yüce Allah'ın ya­ratma sıfatı
Teksir : Çoğaltma, çoğaltılma Tekzib : Yalanlamak Tekerrür : Tekrarlama, bir daha olma Telâffuz : Söyleyiş, söyleniş Tdâkki etmek : Almak, kabullenmek
Telkin : Bir fikri aşılama, bir şeyi zihnine koyma
Temayüz : Kendini gösterme, sivril­me, yükselme, ilerlems, üstün olma Tenakuz : Çelişme, insanın bir sözü­nün diğerine uymaması Teneffüs : Nefes alma, soluk alma, yorgunluğu gidermek için dinlenme, -Tenfîz : Hükmünü yürütme Tensib : Uygun görme, münâsip bul ma
Tenkid : Eleştirme, bir konuyu bir ya­zıyı değerlendirmek üzere gözden ge cirme «
Tenvir : Aydınlatma Tenzih : Kusur kondurmama, eksik -likten uzak olduğunu kabul ve itiraf etme
Tenzihsn mekruh : Helâle yakın dere cede mekruh, kerih görülen Tenzih-i Bari : Çenâb-ı Hakk'ın bü tün noksanlardan uzak olduğuna inan­mak ve itiraf etmek
Tenzih ve Tthlil : Allah'ın noksan sı­fatlardan uzak olduğunu kabul etmek ve «Lâ ilahe İllallah» demek Tenzil : İndirme, azaltma Terâkki : İlerleme, yükselme, gelişme Tercih : Üstün tutma, beğenme Tereddüt: Kararsızlık, düşünme, ka­rar verememe, duraklama Tereddütsüz: Kararlı, inançlı, kesin Terfittüb : Sıralama, sırası gelme, ge-rc-kme-
Teslis : Hrisüyanlıktakİ üçleme (Ba­ba, Oğul, Ruhu't Kudüs) akidesi Tesmiye : Adlandırma, isim verme Tesniye: Hz Musa (as)'ya indiri len Tevrat'ın beş kitabından biri Teşahhas ve Teayyün : Bir şeyin ha­riçteki görünüşü ve bunun hariçte fii­len bulunması
Teşvik : İsteklendirme gayrete, şevke getirme
Tetkik : İnceleme, araştırma Tetkikât : İncelemeler Tevakkuf : Durma, bekleme
İ
Tevarüs : Bir şeye, bazı ■ sıfat ve has letlere vâris olma
Tevatür : Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun verdikleri haber Bir haberin ağızdan ağıza dolaşarak yayılması Teveccüh : Çevrilme, yöneltilme, sev­gi ve sempati gösterme Tevekkül : Allah'a ve- takdirine boyun eğme
Tevessül ; Sarılma, girişme, başvur­ma
Tevhîd : Bir Allah'a inanma ve O' nun eşi ve ortağı olmadığını kabul et­me
Tevhidi Ameli : Allah'ı birleme ve O'na ortak koşmayarak ihlâsla iba­det etme
Tevhid-i Hâlıkıyyet : Allah'ı yaratıcı clarak birleme, ibadete lâyık tek ma-bud olduğunu kabul etme Tevhid-i İlâhî : Yüce Allah'ı birleme, O'nun birliğine İnanma (Bk TevhidV
Tevhid-i İlmî : Allah'ı ilim ve sözle birleme;
Tevhid-i İradî : Allah'ı söz ve irade ile birleme
Tevhid-i Mabûdîyyet : Allah'ı hem sözle, hem de irade ve amelle birle­me
Tevhid-i IJlûhiyyet : Cenab-ı Hakkın bir tek ilâh olduğunu bilerek O'nu bir­leme
Tevhid ve Tenzih âkidesi : Allah'ı bir temek ve O'nu noksanlardan uzak tutma inancı
Tevâfuk : Uyuşma, birbirine uygun cima
Te'vil : Sözü çevirme, söze ayrı mânâ vermeye kalkışma (Bu mânâ dilcilere göredir Tefsir ilminde bir ıstılah olup mânâsı başkadır)
Te*yid : Destekleme, kuvvetlendirme Teyid etmek: Sözle veya fiille bir şeyi desteklemek, kuvvetlendirmek Tezahür : Meydana çıkma, belirme Tezad : Zıt, karşıt, aksi, ters Tilâvet : Kur'an-î güzel sesle ve usu-
lüne göre okumak, O'nun usulünce o-kunması
Töhmet : Zann, isnat, işlendiği sanı­lan, fakat İşlendiği kesinlik kazanma­yan suç
— V —
Uhrevi : Âhİretle ilgili, öbür dünyaya âit
Uhrtvî Ahkâm : Âhiret ile ilgili hü­kümler
Uknum-ı stlâse : Üç uknum (EkaaninV in müfredi, tekili) Hristiyanlardaki «Baba, oğul ve ruhul kudüs» şeklin deki bâtıl inanç, (Teslis akidesi) Ukûbât : Ceza ile ilgili hükümler Fi kın ilminde büyük bir bolümün adı Ukûlu âliye : Yüksek akıllar, madde dışındaki manevî âlemde bulunan var lıklar
Ulemâ: Âlimler, ilim sahibi kimse ler
Uhıhiyet : Tanrılık, ilâhlık Ulûm : îlimler, bilgiler Ulvî : (Mânevi ve fikrî şeyler hak kında), pek yüksek, pek büyük Unsur : Bir bütünü meydana getiren parçalardan her biri Usul-ı Fıkıh : Fıkıh ilminin mstodla rından yöntemlerinden bahseden ilim Usul-i Hadis : Hadis ilminin dayandı ğı esaslar, hadis ilminin metod ve yöntemlerinden bahseden ilim Usulu'f* - Dîn : Dînin asılları, temel­leri, tslâm inançları, akaid
-ü-
Üç Uknum : Teslis (Üçleme) inancı (Hristiyanlardaki baba oğul, rühul kudüs) akidesi, (Bkz Uknum-ı selâse maddesi)
Üramü'î - Kitab : Arşın üzerindeki kaza ve kader levhası, (Tefsir ilmi­ne göre, Fatiha sûresinin isimlerinden biri), Fatiha sûresi
__V__
Vâcib : Terki caiz olmayan, yapılma­sı dînen lüzumlu olan, farz derecesi­ne yakın bulunan
Vâcibât : Yapılması zorunlu olan şey­ler
Vâcibu'l - Vücut : Yokluğu olmayan, varlığı zarurî ve vücudu zâtının i-cabı olan Yüce Allah (cc) Vâeib Hğâyrihi : Zâtından dolayı 02-ğil, zâtı dışındaki bir varlıkla vâcib olan Buna «MÜmkin lizatihi» de denir Vâcib lizatihi : Zâtından dolayı vâcib
lan şey Yani vücudu zâtına vâcib elan Allâhu Teâlâ (cc) Vâfİ : Yeter, vefalı, sözünün eri Vahdaniyet : Allah'ın birliği, Allah'ın en önemli sıfatlarından biri, Allah'ın Zâtında ve Sıfatlarında bir, eşsiz ve benzersiz olması
Vahşet : Vahşîlik, yabanîlik Vahy : Allahu Teâlâ'nın dilediği hü­kümleri, hakikatleri peygamberlerine bildirmesi
Vahy-i gay-i metîuv : Kelimeler ha­linde okunmadan indirilen vahy Vah­yin bir türü Hadis-İ kudsî gibi
Vahy-ı hafi : Gizli vahy Açıktan, a-lenî olarak indirilmeyen vahy
Vahy-ı İlâhî : İlâhî vahy Allahu Teâlâ'nın dilediği şeyleri, emir, yasak, hüküm ve haberleri, seçtiği peygam­berlere vahy meleği ile veya doğru­dan doğruya bildirmesi Vahy-ı metluv: Okunarak kelimeler halinde indirilen vahy Kur'an-ı Kerîm âyetleri gibi, Allah kelâmı Vahy Kâtipleri : Peygamberimize in­dirilen Kur'an âyetlerini yazmak için Peygamberimizin görevlendirdiği Sa habîler
Vahy meleği : Allah'ın vahyini pey­gamberlere tebliğ etmekle görevli o-ian büyük melek, Cebrail (as) Vaîd : Birini iyiliğe yöneltmek ve kö­tülükten men etmek için korkutma Vâki : Meydana gelen, ortaya çıkan Vâki olan : Gerçekleşen, vuku bulan
Vârid : Gelen, hâsıl olan, ulaşan Vasıf : Nitelik, özellik Vâsıl : Ulaştıran, kavuşturan, birleş­tiren
Vasıta : Aracı, ulaştıran, vesile Vaz' etmek : Koymak Vâzı-ı hakikî : Gerçek koyucu, Allah (cc)
Vecîbe : Görev, dinin, ahlâkın yerine getirilmesini istediği şey, vazife, bir nevi borç
Veciz : Kısa ve hikmetli anlatılan Vefakâr : Vefalı, sözünde duran, sö­zünü yerine getiren, dostluğuna güve­nilen
Vehbî : Allah yergisi, kesbî olmayan, çalışılarak değil, Allah'ın lutfu ve ih­sanı olarak verilen Vehim : Şüphe, kuruntu, yersiz korku Velî : Allah (cc)'a çok ibadet eden, Allah'ın hoşnutluğunu kazanan sevgili kulu
Vtseniyye : Putperestlik, puta tapan Vuku : Olma, meydana gelme, ger­çekleşme
Vusul : Ulaşma, erişme, yetişme Vücud : Var olma, varlık Vüeudî : Vücuda âit, vücutla ilgili Vücud Sıfatı : Allah'ın Zatî Sıfatla­rından biri Zâtı'nın aynı olan ve Zâtı1-na vâcib bulunan Allah (cc)'ın ilâhî vücudu
Vücudu Bari : Allah (cc)'m ilâhî, mukaddes vücudu
Vücudu Zâti : Allah (ec)'ın Zâtı'ntri aynı olan, kutsal vücudu Vücudu Zihni : Zihinde mevcut olan vücud
Yakîn: Kalben bir şeyin sıhhat vp hakikatına inanıp asla şüphe ve tered­düt etmeme
Yakîniyyât: Kesinlik ifade eden bil­giler
•Yeitcellâ : Açığa çıkar ve belli olur, anlamında, müzârî istikbal fiili
— Z —
Zabıta : Tutan, itaat zorunda bırakan Zabt-ı Tam : Tam kaydetme Sahih hadisleri bilmekte gerekli üç esastan biri
Zafiyet: Zayıflık, güçsüzlük, halsiz­lik
Zahir : Açık, anlaşılır, belirli görü­nen
Zahiren : Görünüşte, görünüşe göre meydanda olarak
Zahirî : Görünen Zahire, görünene âit Zâid : Fazla
Zâid rükün : Aslî olmayan, fazladan olan esas
Zât-ı Ezelî : Vücudunun evveli olma­yan Yüce Zat, Yani Allah (cc) Zâika : Tatma, tat duyurucu kuvvet Zail: Sona eren, devam etmiyen, geç­miş
Zann : Tahmin, sanı, öyle sanma Zanni : Tahmini, kesin değil Zannî delil: Zan, şüphs, tereddüt ifa­de eden delil Kesin hüküm ifade et­meyen delil
Zann-ı gâlîb : Daha kuvvetli bir sam
Zarûrât-ı Diniyye: Dinen bilinmesi
zorunlu olan şeyler İman ve İslâm
esasları gibi
Zaruret : Mecburiyet, zorunluluk
Zarurî : Mecburî, zorunlu
Zât-ı Bari : Allah (cc)'ın Yüce Zâtı
Zât-ı İlâhî : Allah (cc)'ın Yüce Zâtı Zâtı : Kendisiyle ilgili, zâtına âit Zâti ve Subûtî Sıfatlar : Allah (cc)'ın Yüce Zâtı hakkında vâcib olan îlâhî Sıfatlan
ZâtoIIah : Allah (cc)'ın Yüce Zâtı Zât ve Âlimiyyet : Allah'ın Zâti ile, bi­linmesi gereken şeyler arasındaki nis-bet,
Zât ve Kaadiriyet : Allah'ın, Zâta He yaratılacak şeyler arasındaki nisbet Zât-ı Akdes : En kudsî olan Zât Yani Yüce Allah' (cc)
Zâti ve hakikî : Zâta âit olan gerçek şey
Zaviye : Açı, köşo Zer t üş t : Bâtıl bir din, ateşe tapan Zerre : Tane, en küçük cüz çok kü­çük parça Zeval : Yok olma
Zeval bulmak : Yok olmak, kolay ol maya yüz tutmak
Zevat : Kişiler, şahıslar (zâtın ço­ğulu)
Zevk-i vicdani : Ariflere mahsus olan ve basiret (kalb gözü) ile varılan ma­nevî zevkler
Zeydiyye : Hz Hüseyin'in evlâdından Zeyd b Ali Zeynelâbidin'e tabî olan­lara verilen ad, Zeydiyye mezhebi Zımnî : Üstü kapalı, açıktan olmaya­rak, dolayısıyla anlatılan Zîkr : Anma, bir şeyi söyleme (Ta­savvufta bir terim -Allahı» zikir) Ziyâde : Artma, çoğalma, fazla Kıymetli eşya Karanlık
Zubûl : Yanılarak yapılan yanılma Zohûr : Görünme, meydana çıkma, tü­reme
Zulmanî ; Karanlığa âit, karanlığa mensup
Zöhf1 ve takva : Allah (cc)'m aza­bından çekinerek, her türlü maddî zevklere karşı koyarak ibadet etmek Muttaki müslüman, Allah'tan ziyade­siyle korkan, emirlerine sarılan, ya­saklarından kaçan
Zö'l - Cenâheyn : İki kanat sahibi, 7âhirî ve bâtını, yani dünya ve âhiret bilgisi geniş olan kimse
Ziynet : Zulmet
BİBLİYOGRAFYA
ABDULBÂKÎ, Fuad Muhammed : Mu'Cenıu'l - Müfehres U Elfâzı'l Kur'ân (Kur'ân Lâfızları Alfabetik Fihristi), Kahire -1958
ABDUH, Muhammed : El - İslâm, ve'n - Nasrâniyye, Kahire, 1953
ABDUH, Muhammed : Risâletü't - Tevhid, Kahire, 1956
ABDURRÂZIK, Mustafa : Temdîd li Dirâseti'l - Felsefeti'l - İsla-miyye, Kahire -1944
el-AKKAD, Abbas Mahmud : Hakâiku'l - İslâm ve Ebâtılu Husûmihî
el-AKKÂD, Abbas Mahmud : El - Felpefetü'l - Kur'âniyye, Kahire -
1947
el-AKKAD, Abbas Mahmud, Hakaik-ul îslâm ve Ebatıl-u Husûmihî AKSEKİ, Ahmet Hamdi : İslâm (Tabiî ve Umumi Bir Din'dir) AYDIN, Ali Arşlan : El - Ba'su ve'l - Hulud Beyne*! - Mütekellimi-
ne ve'l - Felâsife, Kahire, 1961 (gayrı matbu) AYDIN, Ali Arslan : İslâm - Hristiyan Diyalogu ve İslâm'ın Zaferi,
Ankara -1977 el-BAĞDÂDİ, Ebu Mansur Abdulkaahir b Tahir : Usulu'd - Dîn,
İstanbul, 1928 el-BAĞDÂDl, Ebû Mansur Abdülkâhir : El - Farku beyn'el - Firak,
Kahire -1948 el-BAKİLLÂNÎ, Ebû Bekr Muhammed : Et - Temhid fi-r-Beddi ala'l'-
Mülhideti'l-Muattala Kahire-1947
el-BEYDÂVÎ, Ebû Saîd Abdullah b Ömer: Envâru't - Tenzil ve Esrâru't - Te'vîl (Tefsir-i Beyzâvî), Kahire, 1305 H
la BEAUME, Junes : Tafsilu'l - Âyâti'I - Hakim (Mevzu'ya Göre Kur'ân Fihristi) Arapçaya nakleden : M Fuad Abdulbâkî, Ka­hire, Tarihsiz
BİLMEN, Ömer Nasûhi : Tefsir Tarihi, Ankara -1955
de BOER, T J : Tarihu'l - Felsefe fi el - İslâm M Abdulhâdî Ebû Ride Ter Kahire-1938 (Dilimize Çev Yaşar Kutluay; İslâm'da Felsefe Tarihi, Ankara -1960)
el-BUHÂRÎ, Ebû Abdillah Muhammed b ismail : Sa-hihu'l - Bıihâ-ri, Kahire, 1378 H
ÇANTAY, Hasan Basri : Kur'ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerîm, İstanbul -1945
el-CÜRCÂNÎ, Es-Seyyid Ali b Muhammed : Şerhu'J - Mevâkıf, Ka­hire, 1311 H
el-CÜVEYNl, Abdulmelik b Abdillah : Kitâbu'l - trşad ilâ Ka-vatı-ı'l - Edille fi Usuli'I - î'tikad, Kahire, 1959
ÇANKI, Mustafa : Büyük Felsefe Lügati, istanbul -1954
DÂVUD, Abdulehad : İncil ve Salîb, istanbul -1913
el-DEMİRDAŞ Abdu'l - Hamid Serhan : Allahu Yetecellâ fi Asrı'l îlm (Ingilizceden Arapçaya terceme 1958, Kahire, Türkçe ter-ceme «Niçin Allah'a İnanıyoruz?» ist 1977)
DESCARTES, Rene : Metafizik Düşünceler, Çeviren : Mehmet Ka-rasan, Ankara -1948
DESCARTES, Rene : Metot Üzerine Konuşma, Çeviren : M Ka-rasan, Ankara -1947
DEVELÎOĞLU, Ferit : Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lügat,
Ankara, 1970
el-DEVVANÎ, Muhammed b Celâl : El-Akâidu'I - Adııdİyye, Kahi­re, 1322 H
DIRAZ, Muhammed Abdullah : En - Nebeu'l - Azîm, Kahire, 1952
DIRAZ, Muhammed Abdullah : El - Dîn, Kahire, 1952
EBU-S - SUÜD b Muhammed el - İmâdî : trşadu - Aklı's - Selim ilâ
Mczâyâ'l - Kitah el-Kerîm (Tefsiri Ebû's-Suûd) (Mef âtihul* -
Gayb kenarında) EBU ZEHRE, Muhammed : Muhâdarât fi'n - Nasrâniyye, Kahire,
1949 I -
EBU ZEHRE, Muhammed : El - Hadîs ve'l - Muhaddisûn, Kahire,
1958

EFENDİ, Mütercim Âsim : Kâmûs Tercümesi, İstanbul, 1272 H EFENDİ, Büyük Haydar : Usûl-i Fıkıh Dersleri, istanbul, 1326 H ELMALILI, Muhammed Hamdi Yazır : Hak Dini Kur'ân Dili, is­tanbul -1935 , I
EMİN, Osman : Descartes, Kahire -1942
el-EŞ'ARÎ, Ebû'l - Hasan : Makâlâtü'l - tslâmiyyin, tstanbul - 1928 el-EŞ'ARÎ, Ebû'- -Hasan : KitâbuM - Luma, Kahire - 1955 el-FÂHÜRÎ, Hanna ve Nalil CER : Târihu'l -Felsef eti'l - Arabiyye,
Beyrut -1957 FENNİ, ismail : Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali, istanbul - 192S
FENNÎ, ismail : Lûgatçe-i Felsefe, istanbul, 1341 H GAUTHÎER, Leon ; El - Medhal fi Dırâseti'l - Felsefeti'l - İslâmiyye
Muhammed Yusuf Musa Tercümesi, Kahire -1945 el-GAZÂLÎ, Ebû Hamid Muhammed b Muhammed : El - îktisâd fi'1
t'tikâd, Kahire (Tarihsiz) el-GAZÂLÎ, Ebû Hâmid Muhammed : İhyâu Ulumi'd - Din, Kahire,
1933 GELENBEVI, ismail : Haşiye alâ Şerh-i Ceİâleddin el - Devvânî,
Kahire -1958 el-GURÂBÎ, Ali Mustafa : Târihu'l - Firakı'l - Islâmiyye, Kahire -
1958
el-HARBÜTÎ, Abdullâtif : Tenkihu'I - Kelâm, istanbul, 1330 H el-HATÎB, Abdulkerîm : El - Kaza ve'! - Kader, Kahire - 1961 HALLÂF, Abdulvahhâb : tlmu Usuli'I - Fıkh, Kahire, 1354 H ÎBNl KESİR, ismail : Ihtisâru Ulumi'l - Hadîs, Kahire, 1355 H İBNt RÜŞD, Ebûl - Velîd Muhammed b Ahmed, b Muhammed :
Menâhicu'I - Edille fi Akaidi Ehli'l - Mille, Kahire, 1955 İZMİRLİ, İsmail Hakkı : Yeni tlm-i Kelâm, İstanbul, 1341 H İZMİRLİ, İsmail Hakkı : Şerh ve İzahlı Kur'ân-ı Kerim Tercümesi,
istanbul -1932 ÎNAN, Abdülkaadir : Şamanizm Kalıntıları (Türk Tarih Kurumu
Yay) İstanbul -1932
el-KÂRİ, Molla Ali: Şerhu'l - Fıkhı'l - Ekber, Kahire, 1323 H KEREM, Yusuf : Târihu'l - Felsefe el - Hadîse, Kahire - 1949 MAHLÜF, Hasaneyn Muhammed : Safvetü'I - Beyân li Meâni'l -
Kur'ân (Tefsir), Kahire - 1956 el-MÂTÜRÎDÎ, Ebû Mansûr Muhammed b Muhammed b Mahmud :
Kitâbu Şerhi'l - Fıkhı'l - Ekber, Haydarâbâd, 1321 H MATTA ve Difer İnciller : Ahd-i Cedid, istanbul, 1895 İbni MANZÜR, Ebû'l - Fadl Ceİâleddin Muhammed b Mukrin : Li-
sânu'I - Arab, Mısır, 1303 H MİMARZÂDE, Muhammed Emîrullah : Mir'ât-i Edyân ve Mezâhib
İstanbul, 1330 H
MONSMA, John Clover : Allâhu Yetecellâ fi Asrı'l - Hadis, Ingiliz­ceden Arapçaya Çeviren : El - Demirdas Abdulmecid Serhan, Ka­hire -1958
el~MUTTAKÎ, Ali : Kenzu' 1- Ummâl (Hadis), Haydarâbâd, 1312 H en-NECCÂR, Et-Tayyib Hasan : Teysîru'l - Vusul ilâ tlnıi'l -
Kahire -1951
en-NEVEVl, Ebû Zekeriyya Yahya : Şerhli Sahih-î Müslim, Kahi­re
NOFEL, Abdurrezzâk : Allâhu ve'l - İlmu'l - Hadîs, Kahire - 1957
NURBÂKÎ, Haluk : Tek Nur, İstanbul, 1958
RAHMETULLAH, Hindî : Izhâru'l - Hak (Tercüme), İstanbul (Ta­rihsiz)
er-RÂGIB, el - Isfahânî Ebû'l - Kasım Hüseyin b Muhammed b el -Fadl : El - Müfredat fi Garibi'l - Kur'atı, Kahire, 1328 H
el-RÂZÎ, Muhammed Fahreddin : El - Erbain fi Usuli'd - Dîn, Hay-darâbad, 1353 H
el-RÂZİ, Muhammed Fahreddin : Mefâtîhu'I - Gayb (Tefsir-i Ke­bîr), İstanbul, 1307 H
RIZA, Muhammed Reşîd : Tefsiru'l - ^
i'l - Hakim, Kahire -
1945
RIZA, Muhammed Reşîd : El - Vahyu'l - Muhammedi, Kahire -1956
SABRI, Mustafa : Mevkıfu'I - Beşer tahte Sultânı*! Kader, Kahire -1352 H
SAMİ, Şemseddin : Kâmûs Türfeî, İstanbul - 1316 H
es-SUYÜTÎ, Abdurrahman Celâleddin : El - Câmra's - Sağır fi Aha-disi'l - Besir en - Nezir, Kahire, 1321 H
es-StlYÜTÎ, Abdurrahman Celâleddin : El - ttkân fi Ulumil - Kur'-ân, Kahire - 1951
es-SUYÛTÎ, Abdurrahman Celâleddin : Fethu'l - Kebîr, Kahire -1351 H
ŞEHRİSTÂNÎ, Ebû'l - Feth Muhammed b Abdulkerim : El - Milei ve'n - Nihal, Kahire - 1949
ŞEREF, Salih MUSA : Müzekkirât fi't - Tevhîd, Kahire - 1952
SCHMMEL, Annemarie : Dinler Tarihîne Giriş, Ankara -1955
ŞELTUT, Mahmud : El - tslâmu Akîdetün ve Şerîa, Kahire -1960
et-TABBÂRA : Afif Abdülfettah, «Ruhu'd - Dîni'l - tslâmî, Kahire -1964» (Terceme : Mustafa Öz, İst 1977 «timin Işığında İslâ­miyet» )
TAFTÂZÂNİ, Sâdeddin Mes'ûd b Ömer : Şerhu'l - Makâsıd, İs­tanbul, 1277 H
TAFTÂZÂNÎ, Sâdeddin Mes'ûd b Ömer : Şerhu'l - Akâidi'n - Ne-sefıyye, Kahire-1939
et-TÜSÎ, Alâeddin Ali : Kitâbu'st - Zahire, Haydarâbâd (Tarihsiz)
ZEMAHŞERÎ, Mahmud b Ömer : El - Keşsâfu an Hakâıkı't - Ten-zil (Tefsir-i Zemahşerî), Kahire-1948
es-ŞEYH, Muhammed Yusuf : Müzekkirât fi't - Tevhîd, Kahire -1952 '


[1] ) Hz Musa (AS) ya indirilen Tevrat, Hz Dâvud (AS) indirilen Zebur Hz tsa (AS) a indirilen İncil gibi

[2] Hz Muhammed (SAV) e indirilen en son ve en mükemmel ilâhî kitapKur'ân-i Kerim gibi

[3] İbrahim : 32-33; Nahl : 12 14; Hacc : 37,65

[4] Isrâ : 53; Yasin : 60; Fâtır : 6

[5] Bakara ; 35-37 Bu hâdisenin vuku bulmasmdaki ilâhî hikmet, insanları ikaz irşad ve onlara ilâhî bir derstir

[6] Bakara : 37,£em, Rabbinden kelimeler öğrenip aldı (Rabbine yalvarıp mağfiret diledi) O da tevbesini kalıul etti Çünkü tevbeyi en çok kabul eöcti,
en çok acıyan O'dur»

[7] Bakara : 38

[8] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 419-420

[9] Fâtır : 24Ayrıca İsrâ sûresinin 15 inci âyetini? bakınız

[10] Yûnus 47

[11] Bakara : 213

[12] Bakara : 4, 117, 285, Nisa : 136

[13] Bakara :75,113; Nisa : 45; Mâide : 13, 41; Araf : 162

[14] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 420-423

[15] Bakara: 53, 87; İsrâ : : 2; Kasas : 43; A'Iâ : 18

[16] Âl-i İmrân : 48, 50, 65 93; Mâide : 46,66

[17] Nisa : 163; İsrâ :55

[18] Mâide : 46

[19] En'âm : 19; Tevbe 111; Yûsuf : 3; Sûra : 7 ve daha birçok âyetler

[20] Bakara : 4, 177285; Nisa :136

[21] Beyyine :3

[22] Ra'd : 43

[23] Bakara : 185; Âli İmran : 119

[24] Bakara : 178, 183; Enfâl : 68

[25] Abese : 13; Beyyine : 2

[26] Şuarâ : 195; Kamer : 43

[27] Rahmetullah el-Hindî : Izharu'1-Hak C I

[28] Kıyamet : 17-18 «Onu Yani Knr'âş'ı kalbinde) toplamak ve ona (âililc) okutmak şüphesiz bize âiddir O halde (Biz) onu okuduğumuz zaman (sem muin kıraatma uy»

[29] Prof Muhammed Abdullah Dıraz: En-Nebe-uI-Azîm s 5-6 Kahire 1957

[30] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 423-426

[31] Lisanu'I-Arab : CXX, s257; Kâmusu'İ-Muhit Tercümesi : CIII, s 945: Müfredât-ı Rağıb, s 36

[32] Bak; Bal arısına: Nahl : 6869 - Yer ve Gök için: Fussiiet :1112: Melekler için : Enfal : 12; Necm : 10; Şeytan için : En'âm : 112, 121

[33] Âyet : 51

[34] Bu konuda daha geniş bilgi, ikinci ciltte verilecektir,

[35] M Reşid Rıza: El-Vahy-ut-Muhammedî s39-40, Kahire 1955

[36] Bakara : 34: ÂUi İmrân : 33 4

[37] Mâide : 3

[38] Âl-i İmrân :85

[39] Hicr : 9 Meali :Muhakkak ki Kur'ân1! Biz indirdik da mutlak surette Bizubkoruyucuları

[40] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 429-426

[41] Annemarie Schimmel :Dinler Tarihine Giriş Ankara,1955, s101

[42] Ayni eser, s 100

[43] Tafsilât için bak : Rahmetullah (Hintli) İzbârHıl-Hak Birinci ve ikinci bablar Mimârzade MEmrullah: Mir"âM Edyân ve Mezâhib s30-124

[44] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 430-432

[45] Annemarie Schİmmel : Dinler Tarihine Giriş : sUT

[46] Muhammed Ebu Zehre: Muhâdarât fin-Nasrâniyye, s 38-54, Kahirs 1949: Rahmetullah (Hintli) İzhâm'1-Hak, s 84-330; Abdulehad Dâvud : İncil ve Salib 1, 3 ve 5 inci bablar, İstanbul 1913 Muhammed Abduh : El - İsiâmu ven Nasrâniyye Kahire, 1954

[47] Bakara : 75, 113; Nisa : 48; Mâide : 13, 41; Ârâf : 162

[48] Bu konuda daha fazla bilgi edinmek istiyenler; Dinler Tarihinden, Hıristi­yanlık ve Ahd-i Cedid'den bahseden {bilhassa <Bibliycğrafya-da kaydedilen) kitaplara müracaat etmelidirler
Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 432-438

[49] Hazret-i Muhammed (sav) "ir en son Peygamber, Kur'ân-ı Kerîm'in de, en büyük mu'cizesi olduğu hususları, kitabımızın ikinci cildinde,, <Hz, Mu-hammed'in Peygamberliği ve Mu'cizeleri bahsinde etraflıca izah ve isbat Sunacaktır Bu bölümde ise, îmân esaslarından olan ilâhî kitaplar, bu ara­rla, Vahiy ve Kur"an-ı Kerim hakkında kısa ve genel bileüer verilmekle yeinilmisür

[50] Kur'ân ı Kerimin nasıl yazıldığını, nasıl toplanıp bir kitap haline getirildi­ğini, Dini Hükümler ve Kaynaklarından bahseden birinci kısmın birinci bölümünde beyan ettik

[51] Hicr : 9

[52] İsrâ : 88 (Bu âyette bütün insanlık ve cin âlemine meydan okunmuştur)

[53] Hûd : 13

[54] Bakara : 23; Yûnus : 38

[55] Enbiyâ : 5

[56] Yasin : 38

[57] gûrâ : 29

[58] Fetih: 1, Nasr : 1

[59] Masr : 2

[60] Rum : 1-4

[61] Hicr : 9

[62] Bu konu, kitabımızın ikinci cildinde daha etraflı olarak incelenecektir Daha fazla bilgi için bakınız : M Reşit Rıza : El-Vahyu'1-Muhammedî, Ka­hire 1956; Muhammed Abduh : El-îslâm ven-Nasrâniyye Kahire 1954; M Ab­dullah Dıraz : En-Nebe'ul-Azim, Kahire 1957
Ömer Nasuhi Bilmen : Tefsir Tarihi, Ankara 1955

[63] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 438-443

 

mumsema isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 24-06-2008   #2
 
Standart --->: Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?


Allah cc razı olsun

 

Sümeyye_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 07-07-2008   #3
 
Standart --->: Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?


Allah cc Razı Olsun Hocam

Semavi Kitaplara İman
Yüce Allah, insanlara yine insanlardan peygamberler göndermiştir Bu peygamberlerden bir kısmına da kendi emirlerini ve yasaklarını, kendisine ibadet şekillerini öğreten kitablar indirmiştir
Bu kitablardan bir kısmına "Suhuf" denir Bunlar birkaç sayfalık kitablardır Kitablardan dördü de büyük kitablardır İnişleri şöyledir:
On sahife Hazret-i Adem'e, elli sahife Hazret-i Şit'e, otuz sahife Hazret-i İdris'e, on sahife Hazret-i İbrahim'e verilmiştir diye rivayet edilir
Büyük kitablara gelince: Tarih sırasına göre bunlardan birincisi Hazret-i Musa'ya verilen Tevrat'dır İkincisi Hazret-i Davud'a verilen Zebûr'dur Üçüncüsü Hazret-i İsa'ya verilen İncil'dir Dördüncüsü de, bizim peygamberimize verilen Kur'an'dır
Yüce Allah bu kitabları vahy yolu ile göndermiştir Ya Cibril-i Emin adındaki bir melek aracılığı ile bildirmiş yahut başka bir şekille ilham etmiştir Bu kitablara "İlâhî Kitablar" denildiği gibi, taşıdıkları yüksek vasıftan dolayı "Semavî Kitablar" ve Cibril-i Emin aracılığı ile indirilmiş olduklarından da "Münzel Kitablar" denir
Yüce Allah'ın bütün kitablarına iman etmek her mümin için farzdır Biz bugün diğer milletlerin ellerinde bulunup da semavî oldukları söylenen kitablara değil de, Allah'ın aslen peygamberlerine göndermiş olduğu kitabların tümüne iman ederiz Çünkü Kur'an'dan başka olan kitablar değişikliğe uğramışlardır Kur'an-ı Kerim'in hiç bir sözü zamanımıza kadar değişmediği gibi, kıyamete kadar da değişmeyecektir; çünkü Allah onu değişiklikten koruyacağını yine Kur'anda bildirmiştir
Bütün semavî kitablar insanlar için birer rahmet olmuşlar ve hak yolu göstermişlerdir Onun için hepsine iman etmek zorundayız Bu kitâplardan herhangi birini inkâr etmek hepsini inkâr demektir Gerçek mümin o kimsedir ki, Yüce Allah'ın bütün kitablarına inanır Yüce Allah'ın en son kitabı olan Kur'an-ı Kerime sarılır ve onun hükümlerini gözetmeye çalışır
Bugün Kur'an-ı Kerim'den başka diğer Semavî kitablar tüm olarak yeryüzünde mevcut değildir Aradan asırlar geçmiş ve bir çok milletler tarihe karışmış olduğundan kitabların birçoğu tamamen kaybolmuş, bir kısmı da büyük değişikliklere uğrayarak İlâhî vasıflarını kaybetmişlerdir
Bugün elde bulunan Tevrat, Zebûr ve İncil nüshalarından hiç biri, Yüce Allah'ın Musa'ya, Davut'a ve İsa'ya indirmiş olduğu kitabların aynı değildir Ancak Kur'an-ı Kerim asliyyetini olduğu gibi korumaktadır, bir kelimesi bile değişikliğe uğramamıştır
Kur'an-ı Kerim'in bütün âyetleri, daha başlangıcında bizzat Hazret-i Peygamber Efendimiz tarafından ezberlenmiş olduğu gibi, ashabın bir çokları tarafından da ezberlenmiş ve yazılmıştı Hazret-i Peygamberin âhirete göçmesinden sonra Hazret-i Ebû Bekir, bütün ashab-ı kiram huzurunda Kur'an'ın birer nüshasını yazdırarak onu değişiklikten korumuştu Hazret-i Osman'ın halifeliği zamanında da bu asıl kitabdan yeterince yazdırılarak büyük İslâm merkezlerine birer nüsha gönderilmişti Bunların herbirine "Mushaf-ı Şerif " adı verilmiştir Daha sonra bütün Mushaflar bu asıllara göre aynen yazılagelmiştir
Her asırda yüzbinlerce Mushaf-ı Şerif yazılmış Ayrıca Kur'an-ı Kerimi baştan sona ezberleyen binlerce hafız yetişmiştir Bu özellik semavî gereğidir: Çünkü diğer semavî kitaplar arasında yalnız Kur'an-ı Kerime nasip olmuştur Bu da bir hikmet kitablar belli bir kavme ve belirli bir zamana ait olarak peygamberlere indirilmişlerdi Kur'an-ı Kerim ise, bütün insanlık âlemine ve bütün asırlara mahsus olarak peygamberimize indirilmiştir Onun için bu kitabın Allah tarafından korunması bir hikmet gereği olmuştur
Kur'an-ı Kerim'in bir âyeti bile değişikliğe uğramayarak aslı üzere kalması, öyle bir gerçektir ki, bunu bir kısım müsteşrikler (şarkıyat ilimleri ile uğraşanlar) bile insaf göstererek doğrulamaktadır Bunun aksini iddia edenler, müslümanlık aleyhine propoganda yapan siyasi maksadlı ve körü körüne bâtıla saplanmış kimselerdir Bugün Kur'an-ı Kerim her yabancı dile tercüme edilmiş durumdadır Bu diller arasında, Türkçe, Farsça, Hindce, Almanca, Fransızca, İngilizce, Rusça, Felemenkce ve Çince'ye tercüme edildiği gibi, Cava, Bengal ve Malaya dillerinde de tercümeleri vardır
Sonuç olarak, bugün Kur'an-ı Kerim'in İlâhî ifadeleri bütün beşeriyetin kulaklarına çarpıp durmaktadır İnsanlığı bir kardeşlik, bir selâmet ve mutluluk üzere toplanmaya çağırmaktadır
"Kur'an bütün âlemler için bir uyarıcı, bir zikirdir" (Kalem: 52)


 

ßaran isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 24-11-2008   #4
 
Standart --->: Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?


Allah razı olsun

 

Fatımatüz`Zehra isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 09-05-2009   #5
 
Standart --->: Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?


Cezâkellâhu hayran (Allah hayırlı mükâfaat versin)

 

LeyL! isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 16-12-2009   #6
 
Standart --->: Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?


amin Allah sizede mukafat versin ve faydalı ilimleri nasip etsin

 

mumsema isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Tags: demektik, gonderilmistir, ilahi, kitap, kitaplara, man, nicin, semavi

İncildeki 333 çelişki | Kur'ân-ı Kerîm Niçin Arabça Olarak Gelmiştir

Konu Araçları


Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir? ile ilgili Benzer Konular
8886 Kez Görüntülendi

İlâhî Kitap Kavramı ve Kitaplara İman
Kitaplara iman neyi içerir?
Hz. Nuh’un oğlu niçin iman etmedi?
İlâhî Kitaplara İman
Kitaplara iman ne demektir?

Powered by vBulletin® Version 3.6.11 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forumacil | Forumalev | Dantel | Rüyatadı | Mumine | Örgü | Netalemi | Google | Şiirler | validator.w3 |

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369