|
| | #1 |
| | ![]() İSLAMİ HAREKET VE PROBLEMLERİ Günümüz dünyasında müslümanlar, -oldukça sınırlı ve bazı alanlar dışında- İslami olmayan şart ve oluşumların dayattığı ve İslami olmayan bir hayata, bir takım ilişkiler silsilesine mahkum edilmiş bulunuyorlar İslam ise müslümana, İslam’ın öngördüğü bir hayat sürmeyi ve çevresini bu hayatın hedefleri doğrultusunda şekillendirmeyi, bu hedflere uygun bir yapıya sahip kılarak örgütlemeyi hedeflemesini emretmektedir![]() Yani müslüman için içinde bulunduğu şartlar karşısında –özellikle bu şartlar gayri İslami ise- pasif ve edilgen bir tutum takınması mümkün değildir; İslami kimliği ile bağdaşmaz![]() Müslüman, İslami olmayan şartları değiştirme zorunluluğunda olduğuna her şeyden önce sahip olduğu Tevhidi akidesi dolayısıyla inanır ![]() Kitabı Okurken Altını Çizdiğim Bölümler ve Aldığım Notlar: İslami Hareket, İslam’ın egemen olmadığı toplumlarda İslam’ı hakim kılmak yükümlülüğünü Allah’ın razı olabileceği şekilde yerine getirmeyi; Bunun için de İslam’a bütünüyle talip olmayı ve bu doğrultuda hareket etmeyi sağlayacak kapsamlılıkta, gerekli organizeyi sağlamalı, gerçekleştirmeli ya da hedeflemelidir Sayfa 12Cahili düzen ve otoriteler, kendi egemenliklerinin red edilmesi anl----- gelen Allah’ın uluhiyetinin kabul edilmesine asla tahammül edemezler İnsanların, egemenlikleri altına aldıklar, türlü saptırma, zulüm ve baskılarla ellerinde tuttukları allah’ın kullarının kendi inisiyatiflerinin dışına çıkmasına, Allah’ı Rab olarak kabul etmelerine, Allah’ın mutlak egemenliği dışında kalan her türlü beşeri otoriteyi red etmelerine asla tahammül göstermemektedirler Sayfa 20Burada sözünü ettiğimiz “barikat”ten kasıt, İslam ile cahiliye arasındaki farklılıkların derinliklerinin ortadan kaldırılması ya da önemden düşürülmek istenmesidir Sayfa 25İslam coğrafyasında egemen düzenlerin adı ister saltanat, ister emirlik, ister krallık olsun, yönetimleri ister parlamenter demokratik ve laik olsun, ister tek parti ve şef yönetimi olsun, hepsinin ortak bir takım paydaları ya da vasıfları vardır Bunların bazılarına kısaca işaret ederek asıl konumuz olan, bu bozguncu düzenlerin –faraza- isteyecek olsalar dahi ıslah yapma iktidar ve gücüne sahip olmadıklarını açıklamaya geçeceğiz![]() Allah’ın dinini -açıktan olmasa bile- fiili olarak ve anayasal sistemi ile, benimsediği rejimi ile red eden bu düzenler, İslam’a kesinlikle kapalıdırlar; hatta İslam’ı red etmektedirler, daha doğrusu varlıklarının tek sebebi İslam’a hayat hakkı tanımamaktır Bunun için her zaman İslami bir tehlikeye karşı teyakkuz durumunda bulunan zinde güçleri hazır bulundururlar Sayfa 29 – 30Cahili düzenlerde ve bu düzeni ayakta tutanlarda kesin bir gelecek korkusu olmasının yanında, yönettiklerini de sürekli böyle bir korkunun dayanılmaz baskısı altında tutmaya çalışırlar Dünyanın geçim kaynaklarının sınırlılığından, mevcut rezervlerinin şu tarihlerde tükenmesinin kuvvetle mutemel olduğundan söz ederler Sayfa 39Kur’an-ı Kerim’in özel kavramlarından bir tanesi de “teref” ve “mütref” kavramlarıdır ![]() Teref ise; nimetler içinde yüzmek, arzulanan her şeyi ele geçirmek, nimetler dolayısıyla azmak, azgınlaşmak, had, hudud tanımamak demektir ![]() Mütref ise; nimetler içerisinde yüzen, ancak bu nimetlerden meşru bir çerçeve içerisinde yararlanmak yerine, dünyevi zevk ve şehevi arzularını gerçekleştirmekte alabildiğince aşırıya kaçan kimse demektir (Mu’cmu Elfazi’l – Kur’ani’l Kerim, I, 154) Sayfa 40Cezayir’deki cunta yönetimi gibi –düzenin kendi kurallarına göre dahi yönetimi bileğinin hakkıyla ele almaları gereken İslami Harekete karşı çıkıp, o hareketi bastırmak, fertlerini tasfiye etmek için, Dünya Bankasından krediler ve patronlarından bu doğrultuda direktifler alacak zillete ulaşılmışsa-, o toplumun yöneticilerinin yönetimleri altındakileri mutluluğa götürebilme selahiyeti ve kabiliyetleri ne olabilir? Sayfa 41 İnsanoğlunun yaptığı her işe uygun ve adil olan karşılığını vermek, hayırsa mükafatlandırıp şer ise cezalandırmak, ilahi adaletin bir gereğidir Allah’ın dinini kısmen ya da tamamen red etmenin de belli bir cezası vardır İnsanoğlunun birçok fiili hakkında sözkonusu olduğu gibi, Allah’ın dinini kısmen ya da tamamen red edip onun yürürlülükten kaldırmanın da uhrevi cezasının yanında dünyevi bir cezası da vardır:“…Yoksa siz, Kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkar mı ederseniz? İçinizden böyle yapanların cezası dünyada hakir ve zelil olmaktan ahirette de azabın en şiddetlisine uğratılmaktan başkası değildir ” (el-Bakara, 2/85)İslam ümmetinin karşı karşıya bulunduğu bu zilleti açıklamak için başka bir sebep aramaya gerek var mıdır? Şunu unutmamak gerekir ki karşı karşıya kalınan bu dünyevi ceza, hak edilen cezanın tamamı değil, yalnızca bir kısmıdır: Sayfa 42 Küfür demek, zaten gerçekleri örtmek demektir Dolayısıyla Tevhid bir hakikati kabul etmeyip şirk bataklığına sürüklenenlerin hakikati tersyüz etmeleri ve bu alanda özel bir beceri ve başarının sahibi olmaları gayet tabiidir Sayfa 49Küfrün tabiatına uygun olarak sergiledikleri davranışları anlamak ve açıklamak için biz müminler için gayet kolaydır Ancak açıklanması güç olan belki de şudur: Biz Müslümanların bize yakışmayan bu duyarsızlığımız, bu tepkisizliğimiz, bu yerinde olmayan teslimiyetçiliğimizdir Halbuki İkbal seneler öncesi bu ümmete söyle seslenmişti: “ Ey uyuyan gonca gül kalk, kalk da etrafına bak… Hemedan’dan tuğyan et, zincirlerini kır…” Akif merhum da aynı duyguları şöyle dile getiriyordu: “Ey dipdiri meyyit, iki el bir baş içindir / Davransana eller de senin, baş da senindir…” Sayfa 51…”İslami Hareket” derken ne anlaşabileceğini şöylece toparlayabiliriz: İslam’ın gösterdiği hedefleri, İslam’ın meşru kabul ettiği araçları kullanarak İslam’ın öngördüğü düzenlilik içerisinde gerçekleştirmek amacıyla harcanan bireysel ve kitlesel çabalar… Sayfa 53 O bakımdan ahireti hesaba katmayan bir düşünce, bir inanç ve bir hayat sistemi, şeytanın karanlık üstü karanlık yolunun en belirgin özelliğidir İslam-dışı laik sistemlerde ahiretten söz edilmez, onların sistemlerinde ahirete yer yoktur Onlar dünya işlerine ahireti ya da dini karıştırmamakla öğünseler bile aslında bu “Kıptinin kahramanlığını dile getirmek isterken hırsızlığını anlatmasından” farksız birşeydir Sayfa 62 – 63Diğer taraftan, insan yolunu aydınlatabilmek özelliğine sahip biricik kaynak olan Kur’an-ı Kerim ile bu aydınlık yolun yol göstericisi ve baş izleyicisi olan Muhammed Mustafa’nın ( sav ) yolunu bir kenara bırakarak, yani Kur’an ve Sünneti dışlayarak yol aramak, kişiyi “aydın” yapmaz, aksine şeytanın iteklediği ve rehberliğini yaptığı katmerli karanlıkların içinde kalmaya mahkum eder ![]() Gerçek aydınlığa, dünya ve ahiret mutluluğuna sahip olmak istemeyenlerin yapabilecekleri tek şey vardır Kur’an’ın açtığı aydınlık yolda yürümek Sayfa 65Akıl, bir şeye sınır koymak manasına da geliyor Yine ahmaklığın zıddı anl----- da gelir Hepimizin “akıl” denildiği zaman hatırımıza gelen tek anlam: ahmaklığın zıddı, akıllı yani akil ise kendisini hevasının peşine gitmekten alıkoyan kimse demektir Sayfa 77Akıl; bir şeyi zapt-u rapt almak, bir şeyi hudutları içerisinde tutmak ve bir şeyi olması gereken noktada hapsedebilmek; orada o sınırda tutabilmek, sınırını aşmasının önüne geçmek demektir Bu gibi haller ve bu gibi durumlarla alakalı olarak akıl ve türevleri kullanılıyor Sayfa 77 – 78Güneşe karşı gözlerimizi kapatsak güneşin ışığı yerinde durur fakat görmeyen biz oluruz Vahiyde aynen güneş ışığı gibidir, o olduğu yerde duruyor, aydınlatmasına kesintisiz olarak, her an ve her lahzada devam ediyor Onu görüp görmemek kişinin kendisi ile alakalı bir hadisedir Görürse kendisi aydınlanmış, o görmenin faydasını kendisi görmüş olur O görmenin faydası kişiye racidir Yine aklı ile o vahyi dinler, kabul ederse kendisi bundan yaralanır Yani fıtri akıl, Allah’ın göndermiş olduğu mesmu’ aklı kabul ederse bundan o faydalanır İşte bundan dolayı akıl, kişinin kendisini, yani akıl sahibi varlığı tehlikeli olan şeylere düşmekten alıkoyduğu için, bu adı almıştır Sayfa 79 - 80 Kur’an-ı Kerim –bakınız- birçok yerde kafirlere “akılsızlar” diyor Niye? Çünkü onlar akıllarını gereği gibi kullanmıyorlar Akıllarının gereğini yapsalar matbu’ olan akılları yani fıtri olan akılları mesmu’ olan akılla örtüşecek, onu kabul edecektir Sayfa 82Kapitalizm ne demek? Bunun için çok ilmi ve felsefi tariflere, bilmem nelere, sosyolojik tabirlere, yorumlara gerek yok Kapitalizm; serveti, zenginliği elinde bulunduranların menfaatlerinin korunduğu sistem demektir Buna sahip olmayan insanların sürekli olarak ezildiği, mahkum edildiği sistem demektir Günümüzün egemen sistemi bunun ispatı için yeterlidir Dolayısı ile işte burada akıl ne yapıyor? Hevasının esiri oluyor Niçin? Vahyi reddettiğiği için Sayfa 102 – 103İşte bu, imanın doğrultusunda çalışan aklın kullanacağı bir ifadedir Allah bizimle beraberdir ve biz Allah’ın yolundayız; biz Allah’ın emirlerine uyarak iş yapıyoruz, kendi kafamıza göre takılmıyoruz şimdiki tabiri ile Allah’ın bize verdiği bir emir vardır ve bu emir çerçevesinde hareket ediyoruz O halde yakalasalar da bizimle beraberdir, yakalamasalar da bizimle beraberdir Netice önemli değil, Allah bizimle beraber olduktan sonra onlar ha yakalamış ha yakalamamış Allah sonunda emrini yani takdirini neticeye ulaştıracaktır Nasıl dilemişse öyle olacaktır Sayfa 104…Tavhid, Kur’an-ı Kerim’in bize sunduğu boyutlarıyla anlaşılmadığı taktirde, müslümanın eşyayı, kainatı ve olayları sağlıklı bir şekilde algılaması, anlaması ve yorumlaması mümkün değildir Bu mümkün olmayınca, müslümanın kimliğini, toplumunu, akidesini olduğu gibi ortaya koymasına imkan kalmaz, etrafında gelişen olaylara karşı gereği gibi sağlıklı tavrını ortaya koyması da beklenemz Sayfa 111Başlarındaki bir tiranın, bir zorbanın rızkında tasarruf sahibi olduğunu kabul eden miskin fertlerle, uluslar arası güçlerin ambargolarına maruz kalırım korkusuyla takınmaları gereken İslami tavırları cesurca takınamayan zavallı toplumlardan, hiçbir zaman müminden beklenen ve ancak müminin takınabileceği ve iman mantığıyla açıklanabilen türden asil ve müstesna davranışlar beklenemez Sayfa 114 – 115…mümin kişi bilir ki, Allah’ın hükümlerine aykırı hükümlere isteyerek itaat ettiği taktirde, itaat ettiği o hükümler çerçevesinde o hükümlerin koruyucusu ya da koyucularına itaat etmiş olacaktır Sayfa 117Unutmamak gerekir ki, müslümanın davranış ve tutumları, meşruiyetini Allah’ın hükümlerine uygunluktan alır İslam’ın temelden red ettiği İslam dışı hukukların hükümleri, müslümanların İslam’ın emri olan İslam’ı, İslam hukukunu hayata egemen kılma mücadelesini hukuki bakımdan değerlendirmeye ya da mahkum etmeye esas ve kıstas alınamaz Sayfa 129Nasıl ki, hilafet hukukunu belirleyen hidayeti kabul etmek ya da red etmek insanın iradesine ve bu konudaki cehdine bağlı ise amaca giden yolda başarılar elde etmesi ya da başarısızlığa uğraması gayretinin bir sonucu ise; kainattan gereği gibi yararlanmak da Allah’ın bu konuda insana bahşetmiş olduğu fıtri imkanlarını bu doğrultuda doğru bir şekilde kullanmasına bağlıdır Sayfa 134İslam ne yalnızca (anlaşılan dar anlamlamlarıyla) bir tashihi iman, ne de yalnızca ahlaki bir çağrı, ne de yalnızca ruhi bir tezkiye ve zikir, ne yalnızca ibadet, ne de yalnızca bir siyasal… davadır… İslam, bütünüyle hayatı –ferdi ve toplumsal, ekonomik ve siyasal, imani ve ameli- ahlaki boyutlarıyla kapsayan bir davadır İnsanı başka yaratıklara kulluktan kurtararak, Allah’a kul ederek gerçek özgürlüğe kavuşturmayı hedefleyen bit mücadeleyi öngörür Sayfa 149İslam’ı istenen şekilde anlamakla birlikte, tam anlamıyla ya da bütünüyle İslam’a talip olmayışın bir sebebi de, - çeşitli zaaf ve etkenler dolayısıyla – müslümanların halihazırda gündemlerini işgal etmesi gereken hususlar üzerinde durmaktan sarf-ı nazar edip, çeşitli gerekçelerle zamansız ve yersiz –belki de hiçbir zaman zamanı ve yeri gelmeyecek- konuları gündem etmektir Rahmetli Seyyid Kutub, bu gibi yaklaşımlara, “İslam’da sigorta var mı, İslam ekonomi düzeninde bankacılık nasıl işleyecektir, doğum kontrolü İslam düzeninde nasıl uygulanabilecek, ya da bunun politikası nasıl belirlenecek” gibi soruları gündeme getirenleri örnek vermekte idi… Sayfa 150Müslüman olarak Kur’an ve Sünnet tarafından belirlenmiş nasslar ile bu nasslar ışığında ya da onlardan saparak ortaya çıkmış tarihi mirası birbirinden ayırd edebilecek yetenek, bilgi ve feraseti göstermeye ne kadar ihtiyacımız varsa; bunları birbirinden ayırd etmek yoluna gitmeksizin, hepsini bir arada ve eş değerde imişler gibi sunmak ve bu karmaşıklığa rağmen gelecekte nasıl bir şekil alacağı adına projeler üretmenin ilmi hiçbir yanı yoktur “İnsanlar aya gidecek olursa namaz için kıblelerini nasıl tayin edeceklerdir,” sorusunu ortaya atmaktan pek farkı olmaz Sayfa 150 – 151Dünyanın neresinde olursa olsun bir müslümanın Bosna, Çeçenistan veya Afganistan’daki bir müslümanın problemiyle ilgilenmesi, bu ümmet anlayışın, bizde, müslümanlar arasında şu anda, her an çok canlı ve diri olduğunun bir göstergesidir ![]() Böyle bir anlayış olmasaydı esasen bir müslümanın kendisinden şu kadar kilometrelerce uzak, hakkında belki hiçbir şey bilmediği ya da çok az şey bildiği ve ancak bir takım olaylar sonucunda varlığından haberdar olabildiği pek çok müslümamla ilgilenmesi de sözkonusu olamazdı ![]() Yani birbirinden binlerce kilometre uzaklıktaki Müslümanların birbirine –mütevazi bir şekilde de olsa- yardım ellerini uzatmalarının temelinde –silik de olsa- sahip oldukları ümmet olma şuuru yatıyor ![]() Bu anlayışında, Müslümanların tek bir vücut oldukları anlayışı müminlerin kardeş oldukları anlayışı yatıyor Bunlar aynı anlayışın farklı ifadeleridir ki Peygamber (sav): “Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen onlardan değildir” gerçeğini ifade ederken o hal günümüzde birçok müslümanlarda bir vakıa olarak yaşamaktadır![]() En azından müslüman bir şeyler yapabilmek için çırpınmakta, bir şeyler ulaştırmanın yollarını aramakta, hiçbir şey yapamasa dualarında o müslümanları hatırlamya çalışmaktadır ki bu da ümmet şuurunun çok önemli bir göstergesidir Sayfa 169İnsan topluluklarının en üst ve ileri seviyesinin “ümmet” olduğunda şüphe yoktur Çünkü “ümmet” belli bir inancın etrafında kenetlenmiş ve aralarında bu inanç bağı ile bir birlerinin her türlü meselesiyle yakından ilgilenmeyi kendisi için bir sorumluluk ve yükümlülük olarak bellemiş fertlerden oluşan bir topluluktur Bu topluluğu birbirine bağlayan temel esas inançtır, imandır Sayfa 173 – 174İnsanları sahip oldukları inanç esaslarına göre mümin ve kafir olarak ayıran İslam dininin bu ayrımdan esas amacı, insanların kendi iradesiyle yaptıkları tercih sonucunda, yine birbirleriyle ilişkilerini karşılıklı anlayış ve uygun münasebetler çerçevesinde düzenlemektir Sayfa 174İslami Harekette diğer hareket gibi fertlerle ayakta durur İslami hareketin sağlıklı bir hareket olarak ortaya çıkması ve aynı şekilde varlığını sürdürebilmesi işte bu potansiyelin hem keyfiyet hem kemmiyet itibariyle yeterli olması şartına bağlıdır Keyfiyete öncelik tanımamızın gereğini vurgulayan gerçek ise “Nice az bir topluluğun pek kalabalık bir topluluğu Allah’ın izniyle yenik düşürmüş olası” (el-Bakara, 2/249 ) gerçeğidir Bu gerçek hem tarihte hem günümüzde o kadar büyük boyutlarıyla ortaya çıkmaktadır ki buna “ilahi bir sünnet (Allah’ın değişmez bir yasası)” nazarıyla dahi bakabiliriz Sayfa 180Kur’an’la birlikte çağdaş herhangi bir dine muhtaç değiliz Bizim demokrasiye, kapitalizme, laikliğe… ihtiyacımız yok Bunları İslamileştirmek gafletine düşmenin de aynı şekilde Kur’an’i hidayetten uzaklaşmak anl----- geldiğine inanıyoruz Buna karşılık deneysel ilimlerin gerçekleştirdiği keşiflerin Kur’an tarafından haber verilmiş olduğunu belirterek Kur’an’ı –yarın nasıl bir kimliğe büründürüleceği belli olmayan- bir fizik ya da kimya kitabı seviyesine indirmeyiz Sayfa 181 İslam inandıklarını fiili olarak uygulamayan, bildiklerini pratiğe indirgemeyen, oldukça bilgili ve bu bilgileri aracılığıyla yaptıkları sentez ya da türettikleri tezlerle yetinenler anlamında “aydın” ile aydınların ürettiklerini uygulamaya geçirmekle yükümlü değişik kademelerdeki “pratisyenler” ikilemini kabul etmez Sayfa 182Unutmayalım ki sahipleri tarafından ihmal edilen öğütlerle, lafzıyla öğütleri belleyen yığınlar yetiştirilebilir belki ama inandığını yaşayan, söylediğini uygulayan “hayırlı bir ümmet” ortaya çıkartılamaz… Bildiklerinden uzak bir yaşayış sergileyen ikiyüzlü güruhlarla karşı karşıya kalınır… Sayfa 182 Ödünç kavramlar ödünç alındıkları düşünce sistemlerinin etkilerini tarihsel gelişim ve arkaplanlarını da beraberinde taşır Bu gerçek, ödünç kavramlarla açıklanmaya çalışan tezin bulanıklaşmasına sebep olur Yahut da ulaştırılmak, anlaşılmak istenen mesaj ödünç alınan kavramlara bürünür Sayfa 183Müslümanlar kumda kaybolup giden yağmur damlaları olmak yerine, görünen ve görünmeyen kollarıyla, besleyici sızıntılarıyla, gittikçe büyüyerek asli yatağında hedefine doğru akan bir ırmak gibi olmalıdırlar Sayfa 187İslam’ın belli bir yapı içerisinde ulu’l-emr ve reaye ilişkisini, bu ilişkinin marufta itaati esas aldığını ifade etmek, İslami Hareketin eksik bir yönünü dile getirmek değildir Aksine bu İslami Hareketin bir üstünlüğü bir ayrıcalığıdır Bunun bir eksiklik haline gelmesi müslümanın itaat edilmesi gerekmeyen konumdakilere yani bu işe esasen ehil olmayan kişi ve makamlara İslam’ın o konudaki emir ve hükümlerine rağmen itaat etmesi, uyması, bağlanmasıdır Şer’an otorite olmak vasıf ve ehliyetine sahip olmayan kişi ya da kurumları bu mevkide bu vasıf ve ehliyette görmesidir![]() Müslümanların başlarına çöreklenmiş, hayatları ve zenginlikleri üzerinde tasallut kurmuş, cebellut yönetim ve yöneticilerden tutun da çevrelerindeki insanları bid’at, hurafe ve türlü şaklabanlıklarla oyalayıp parsel parsel cennet vadeden hurafe tacirlerine kadar İslami ölçülere uymayan her türlü itaat şekli ve her tür körü körüne itaat ettiren mihraklar sağlıklı İslami Hareketin önünde önemli birer engeldir Türü itibariyle bu engel “bir” sayılsa bile sayısal olarak elbetteki pek çoktur Bünyenin dışında olanı ile ayrı uğraşmak, ayrı mesaj ve etkinliklerle yönelmek zarureti vardır Çünkü şer’i ve ehil olmayan bu itaat odaklarının muhatabı ile İslami Hareketin muhatabı aynıdır Aynı alanda aynı anda farklı iki yapı oturtulamaz Yüce Allah’ın ”Allah bir kimsenin içinde iki kalp yerleştirmemiştir” (el-Ahzab, 33/4) buyruğu da bir bakıma bunu ifade eder İslami Hareket de gayri İslami hareket odakları da aynı muhataba seslendiğine göre ve bu Hz Adem’den bu yana böylece sürüp geldiğine göre; İslami Hareketin ehil olmayan mihraklara itaat ve bağımlılığa karşı da gereken mücadeleyi sürdürmesi, bunu göz ardı etmemesi gerekir Hatta bu bir zorunluluktur Yoksa insanlar isabetsiz mihraklara bağımlı kalmaya devam eder giderler Sayfa 189 Yüce Rabbimiz “zalimlere meyletmeyin, o taktirde ateş size dokunur ” (Hud, 11/113) diye buyurmaktadır Zalimlere zulümlerini benimsemek, reddetmemek, karşı çıkmamak anlamıyla pasif bir yakınlık dahi kişiyi ateş azabına maruz bırakabilecek bir tehlikedir Kafirlere ve münafıklara herhangi bir şekilde itaat da müslümanlara yasak kılınmıştır (el-Ahzab, 33/1) İslami Hareketin hareket planında kalplerinde, kendi özel ilişkilerinde bu tehlikeye karşı gerektiği gibi hassas olmaları bir zorunluluktur Sayfa 192…zayıf müminlerin problemleriyle ilgilenmek, bu problemlere edebiyat yaparak değil, çözüm üreterek eğilmek de İslami hareketin ve bu harekete mensub olanların gözardı etmemeleri gereken bir sorumluluktur Sayfa 192Mevcut egemen sisteme şu ya da bu oranda muhalif ya da ondan farklı olarak ortaya çıkan her söylemin, öncelikle mevcut sistemin kuşatması altında olduğunu hatırlaması gerekir Egemen sistemin, bünyesi içerisinde ortaya çıkacak her bir muhalefeti kuşatması altında bulundurması, elbette ki onun için büyük bir avantajdır Ancak bu avantajı ile birlikte, kendisine muhalif söylem ve eylemlerinortaya çıkmasına sebep olan ya da haklı kılan yönleri de onun önemli zaaflarını ve dezavantajlarını ortaya koymaktadır Bu, basit bir tez-antitez çelişkisi olarak anlaşılmamalıdır Bu, esas itibariyle İslam’a göre, kötü bir ağacı temsil eden batılın, iyi ve yararlı meyveler vermesini imkansız bir geçeklik olarak ortya koyan ve hak geldimi yok olup gitmek zorunda bulunmasının tabii mahkumiyetinin bir ifadesidir Sayfa 223Peygamberi davetlerin seyir çizgisini incelediğimiz taktirde şu karakeristik çizgileri yakalamamız mümkündür: Öncelikle daveti açık seçik, kendisini kendisi yapan ve diğer sistemlerden ayırdedici özellikleriyle kavrayan ve mahdur saıdaki fertlerle davet, İslam-dışı bir sistemin içerisinde, ama her şeyiyle bağımsız bir kimlikle ortaya çıkar Sınırlı sayıdaki şahısların sahiplenmesiyle ortaya çıkan bu davet, açık ve kesin ifdelerle, net ve belirgin kimliğiyle tebliğ edilerek, her geçen gün bu davayı benimseyen insanların sayısı ile güçlenir Sayfa 225Hatırımızda tutmamız gereken bir gerçekte şudur: Her bir muhalif hareket, belli bir sistem ile kuşatılmış olarak ortaya çıktığına göre, öncelikle inanç ve fikriyatıyla; ikinci olarakta pratiğiyle kendisini kuşatan düzenle tam anlamıyla ayrı olduğunu ortaya koyamadıkça, ne kimliğini koruyabilir ne de egemen sisteme karşı sağlıklı, doğru ve ciddi, tam ve mükemmel bir alternatif olduğunu ispatlayabilir Sayfa 227Dolayısıyla insanın fıtratını vareden kudret ile bu fıtratı doğru olarak yönlendiren, doğru ve insanın hayrına olan hedefler gösteren kudret aynıdır Bu kudret ise yüce Rabbimiz Allah’ın kudretidir Sayfa 229M BEŞİR ERYARSOY – İSLAMİ HAREKET VE PROBLEMLERİKitap Adı:İSLAMİ HAREKET VE PROBLEMLERİ Yazar: M M Beşir ERYARSOYYayın Evi:Buruc Yayınları
|
| |
| | #2 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Allah razı olsun, dogru yerde dogru zamanda dogru hareketi yapma/davranisda bulunmak duasiyla
|
| |
| | #3 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Allah razı olsun
|
| |
![]() |
| Tags: hareket, islami, problemleri |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| İslami Arşivim : Benim İslami Hazinem ,içinde yok yok | HARUN9045 | Dini Programlar | 12 | bir Hafta önce 09:23 AM |
| İslami Arşivim : Benim İslami Hazinem ,içinde yok yok | HARUN9045 | Geri Dönüşüm Kutusu | 1 | 2 Hafta önce 15:04 PM |
| "Islamic movement" değil "İslâmî hareket" | mumsema | İslami Hareketler | 1 | 02-26-2008 22:41 PM |
| Gençliğin Problemleri | İnşirah | Kişisel Gelişim | 6 | 10-01-2007 14:32 PM |
| Gencligin Problemleri 1 | hayrunisa | Dini, Güzel Yazılar / Makaleler | 0 | 06-24-2007 20:57 PM |