Mumsema islam Arsivi

Geri git   Mumsema islam Arsivi > İslamda Tasavvuf Bölümü > İslamda Tasavvuf

Forum Alev


Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS) ile ilgili Benzer Konular
522 Kez Görüntülendi

“o Hazret-İ Samİ’dİr” Mahmut Samİ RamazanoĞlu Hazretlerİ
Mahmut Samİ RamazanoĞlu 'dan
Mahmut Samİ RamazanoĞlu
Efendİ Hazretlerİnden
Merkez Efendİ
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 06-11-2008   #1
mfa
 
Mesaj Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS)


Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS) Mumsema İslam Arşivi Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS)
Mahmûd Sami Ramazanoğlu, 1892 yılında Adana'da Tepebağ mahallesinde dünyaya gelmiştir Babası "Ramazanoğulları" diye bilinen aileden Müctebâ Bey, dedesi Abdurrahman Bey, büyük dedeleri İshak ve Hüseyin Efendilerdir Annesi ise Ümmügülsüm Hanım'dır Sami Efendi'nin büyük ceddi Abdülhâdi Bey'in tespit ettiğine göre, Ramazanoğulları'nın aslen Türkle­rin Oğuz boyunun Üçoklar kabilesinden olduğu ve Nureddin Şehid yoluyla Hz Hâlid b Velid (ra) nesli ile münasebeti olduğu anlaşılmaktadır
Sami Efen­di, ilk, orta ve lise tahsilini Adana'da tamamlamış, yüksek tahsil için İstanbul'da o zamanki adıyla Darü'l-Fünûn Mektebi'ne yani İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmiştir Hukuk Fakültesi'ni birincilikle bitirmiştir
Zahir ilimlerini tamamla­dıktan sonra Sami Efendi tasavvuf yoluna girmiştir Nakşî tekkesi Gümüşhaneli Dergâhı'nda bir müddet erbain ve riyâzatla meşgul olmuştur Daha sonra arkadaşı Beşiktaş eski Müftüsü Fuad Efendi'nin babası Rüşdü Efendi'nin delaletiyle Kelâmî Dergâhı Şeyhi ve Meclis-i Meşâyıh Reisi (Şeyhler Meclisi Başkanı) M Esad Erbilli Hazretleri’ne intisâb etmiştir Kısa zamanda kesb-i kemâlât eyleyip seyr u sülûkunu tamamladıktan sonra hilâfetle irşada mezun olmuş ve bir müddet daha mürşidinin yanında kalmıştır Daha sonra memleketi Adana'ya irşada gönderilmiştir
Ramazanoğlu Mahmûd Sami Efendi Hazretleri, tekkelerin kapatılmasından sonra Adana'da bir yandan Câmi-i Kebir'de vaaz ve husûsî sohbetleriyle irşâd hizmetini yürütmüş, öte yandan da bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tu­tmuştur Babasından ve ailesinden kendisine kalan bü­yük serveti almamış ve "Hiçbir kimse kendi kazancından daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir" hadîs-i şerifi gereğince kendi el emeğiyle geçinmeyi tercih etmiştir Adana'da uzun yıllar hizmet etmiştir Yaz aylarını Adana Namrun ve Kızıldağ yay­lası ile Kayseri Talas'ta geçirirdi Hac yolu açıldığında, 1946 yılında ilk defa hacca gitmiştir
1951 yılında İstanbul'a gelmiş ve iki yıl kadar İstanbul'da kalmıştır1953 yılında önce hacca, dönüşte de arkadaşı Konyalı Saraç Mehmed Efendi ile Şam'a gitmiştir ve oraya yerleşmiştir Ailesi de damadı ile birlikte yanına gitmiştir Şam hicreti dokuz ay kadar sürmüştür Dokuz ay sonra tekrar İstanbul'a gelmiş ve İstanbul'a bu gelişlerinde, önce Bayezid-Laleli'ye, sonra da Erenköy’e yerleşmiştir Şam'dan İstanbul'a gelişlerinde zevceleri Râbia Hanım'a: "İstanbul'a tekrar geldik Bizim gönlü­müz Medine'de atıyor Âhir ömrümüzde oraya hicret etmeyi arzu ederiz" buyurmuşlar
İstanbul'da bir yan­dan Erenköy Zihnipaşa Camii'ndeki vaazları ve husûsî sohbetleriyle irşâd hizmetini yürütürken bir yandan da Tahtakale'deki bir ticarethanenin muhasebesi ile ilgilenmiştirOnun bu vaaz, irşâd ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından; fakir-zengin, okumuş-okumamış, esnaf-işçi, memur-tüccar ve fabrikatör binlerce insan istifade ederek feyz almış, istikamet bulmuş ve böylece etrafında yepyeni bir nesil teşekkül etmiştir İhvanını manevî himaye kanatları altında toplayarak onları, cemiyetin her türlü kötülüklerinden korumaya çalışmıştır
Ömrünün son yıllarında şöhretinin artması sebe­biyle uzlete çekilmiştir İhvanı ile gerek devlethanesinde, ge­rekse Ramazan'da hatimle kılınan teravih namazlarında ve diğer husûsî sohbetlerinde görüşmüştür Ramazanoğlu Mahmûd Sami Efendi Hazretlerinin son arzusu Pey­gamber şehrinde Hakk'a varmaktı 1957 yılında kendilerine Eyüp Sultan'dan kabir yeri almayı teklif ettiklerinde: "Herkesi arzusuna bıraksalar biz, Cennetü’l-Bâki'yi arzu ederiz" buyurmuşlardı Cenab-ı Hak, sevdiği kulunun arzusunu kabul bu­yurmuştur 1979 yılında gönlündeki Resûlullah aşkı ile tekrar hicret etmiştir İstanbul'dayken yakalandığı hastalık, orada da nüksetmiştir En acılı, ağrılı zamanlarında bile hiçbir şikâyette bulunmamış, yüzünden tebessümü eksik olmamıştır 10 Cemaziyelevvel 1404/12 Şu­bat 1984 Pazar günü sabaha karşı saat 430’da Medine-i Münevvere’de vefat etmişler ve Cennetü'l-Bakî’ye defnolunmuşlardırr

 

mfa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 06-11-2008   #2
mfa
 
Standart --->: Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS)


SEVENLERİNİN DİLİNDEN MAHMUT SAMİ EFENDİ

Gönenli Mehmed Efendi’nin Sami Efendinin bağlılarından Lütfi Eraslan’a söylediği sözler bu özel konumu aydınlatıcı mahiyette:

"Öyle bir zata sahipsiniz ki bütün kafirler bir araya gelse, gökyüzünden onu yere atsalar, yine ayakları üstüne düşer Hiçbir kafir ona bir şey yapamaz Zira Cenab-ı Hak tarafından teyid edilen bir vazifesi vardır… Sami Efendi bu ümmetin en büyüğü idi başka ne söylense boştur"

Esad Erbilli Hazretleri

"Yeryüzünde melek görmek isteyen Sami evladımızın yüzüne baksın Sami evladımın edebine melekler gıpta ederler Mahviyeti benden fazladır''
Bediüzzaman Hazretleri de gençliğinde Esad Erbilli Hazretlerinden Kadiri dersi alırdı Bir defasında Bediüzzaman gittikten sonra, Esad efendi “Bu genç, gençlere hizmetle görevli İstikbalde gençlere iman davasında çok büyük hizmetler yapacak Ama hala kendisi bunu bilmiyor, kendisine söylenmedi” dedi

Abdülvehhab es-Selâhi (Şam’da Halbuni camii imam-hatibi, Nakşibendi meşayihinden)

“Şam ehlüllah diyarıdır Ben bu mübarek zatı daima derin bir hayranlıkla temaşa ederim Sebebi ise bütün güzel sıfatları üzerinde toplayan bu zât kadar Ebu Bekir es Sıddık meşrebinde bir insan görmedim
Muharrem Harrânî

Şam’da 1965 senesinde hacca giden bir topluluğa şunları söylüyordu: “Siz Mahmut Sami Efendi’yi bilirsiniz Ben arzı tanırım Şarka, garba, kuzeye ve güneye bakıyorum Bu üstaz gibi Muhammediyyü’l meşreb bir veli kimseyi göremiyorum Bu zat asırlar içinde ender görülen bir yüce zâttır Kadir ve kıymetini biliniz

Seyyid Şefik Arvasi(Sultanahmed camii İmam hatiplerinden,Bediüzzaman’ın talebesi):

“Ben yüzlerce meşayih gördüm Fakat bu zata karşı sevgim başka

Konya’daki bir konferansı sonrası Necip Fazıl:

“Sami Efendiyi tanırımİki kere elini öpme şerefine erdim Sami Efendi gökten inen taze yağmur gibidir,idrofilli pamuk gibidir, yaralara konur, tedavi edilir
Altınoluk dergisi yazarlarından Taha Kılınç, iki Allah dostunun münasebetine bir örnekle farklı bir açı getirdi: " Rahmetli Bediüzzaman Hazretleri Sami Efendi ile pirdeş idi

Merhum, doğudan gelen hemşerilerinin tasavvuf yoluna intisap etme arzularını izhar ettiklerinde, onlara adres olarak sadece Sami Efendi Hazretleri'ni gösterir ve eklerdi: 'İrşadla görevli kişi Sami Efendi'dir ona gidiniz, biz sadece iman hakikatlerini yazmak ve yaymakla memuruz'"

Allâh rahmet eylesin Şefaatinden bizleri de hissedâr eylesin
Ruhuna bir Fatiha-i şerife, üç ihlas-ı şerif okuyalım



Doksan dört yıllık ömrü boyunca bir kere ayağını uzatmamış, bağdaş kurup oturmamış olan O gül yüzlü melek, sırtını bir yere dayayarak bir lokma yemek yemediği gibi, vefatından sonra da bacaklarını uzatmamış, cenazesi bu halde yıkanmış, kefenlenmiştir Namazı Ravza'da kılınıp Cennetü'l-Baki'ye gelinceye kadar yine ayaklarını uzatmayan bu mübarek zat, kabre yerleştirenlerin şehadetiyle, ancak kabre konulurken ayaklarını uzatmışlardır

 

mfa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 06-11-2008   #3
mfa
 
Standart --->: Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS)


Günlük Hayatı:

Kuran’a çok düşkün, anlayarak okunmasını tenbih ediyor, telkin ediyor Değerlerine düşkün Çok iyi lisan bilmesine rağmen Latince ilaçlara bile "kırmızı hap, pembe şurup" diye kendi lisanınca anıyor

Kendisi sünnet üzere günde iki öğünden fazla yemezdi Yediği zaman da yarım dilim ekmek ve birkaç lokma katıkla kifaf-ı nefs ederlerdi

İnsana çok düşkün, kimse kapısından ağırlığınca ağırlanmadan gitmiyor Torunu yaşındakilere bile hitap ederken isimlerinin sonuna “efendi” “bey” sıfatlarını ekleyerek konuşurdu

Pek az yerler, pek az uyurlar, az konuşurlardı Konuştukları zaman ya hikmet söylerler veya nasihat ederlerdi Değilse sukûtu ihtiyar ederlerdi Zaruret halinde pek kısa kelimelerle muhatabın seviyesine göre konuşurlardı, mühim olanları üç kez tekrar ederlerdi Daima kıbleye karşı iki dizi üzerine otururlardı
Geceleri muhakkak ihya ederlerdi Evinde misafir kalanlar ve kendileriyle bir yolculuğa çıkanlar, gecenin hangi saatinde kalksalar onu ayakta bulurlardı Seher vakitlerinde ibadete çok ehemmiyet verir, “Bir insan seher vakti kalkmazsa, seher vakti dışında bütün gün seccadeden başını kaldırmasa, yine de o vaktin ecrine ulaşamaz” buyururlardı Yine “Seher vakti öyle kıymetli bir vakittir ki, bir kıvılcım gelir, letaifleri parlatıverir” demişlerdi

Edebi:

SAMİ EFENDİ’nin en önde vasfı ihlâsı ve mahviyetkârlığı Dergâhta ihvanın hizmetini görürken hizmetine içinlik izi taşıyacak hiçbir fiil karıştırmıyor
Cide müftüsü Hacı Hüseyin Efendinin hastalığının şiddeti her geçen gün artar Ve nihayet Müftü Efendi yatağından kalkamaz olur; Müftü Efendi'ye ben baksam ve âilesine telgraf çekilmese, der Es'ad Efendi de bu teklifi memnûniyetle kabûl eder Sami Efendi bundan sonra tam on sekiz ay Müftü Efendi'ye en güzel şekilde hizmet ederler Görenler onun bu hizmetine imrenirler Müftü Efendi de yaşlı gözlerle: , "Allâhım! Bana ne ihsanda bulunmuşsan Sami Efendi’ye bağışlıyorum" yakarışında bulunur ve Es’ad Efendi’ye, "Sami Efendi evladımız bize hizmetle inşallah Hakkın rızasına erdi" diye müjde veriyor

“Edeb bir tâc imiş nur-i hüdadan,

Giy ol tâcı emin ol her beladan” beytini okuyarak kendi yaşadığı edebi anlatırdı

Tevazuu, tarife sığmazdı Herkesi kendinden üstün görürdü Herkesin horladığı, küçük ve hakir gördüğü miskinlerin ziyaretine gider, kendilerinden dua talebinde bulunurdu
Musa Topbaş beyefendi, şöyle anlatıyor:

“Vermek, vermek, gaye vermek Kendilerine hediye edilen en kıymetli halı, seccade, tesbih, kalem, kumaş ve emsali en nadide paha biçilmez eşyayı günü gününe ehlini bulup vermek, en büyük zevklerinden birini teşkil ederdi Hülasa güneşler gibi, ummanlar gibi sehavet merkezi idi

Bir kişi kendilerine müracaat etsin de eli boş dönsün imkansızdı

Nefislerin Tehlikesinden Korunabilmek için şu tavsiyelerde bulunurdu: Sohbetlerinde nefs düşmanının insana kurduğu tuzaklardan bahseder,

• Açlık ve az yemek yiyerek oruca devam etmek

• Az uyuyarak, teheccüde devam etmek

• Huşu ibadete, manasını düşünerek Kur’an okumaya devan etmek

• Zikri daim içinde bulunmak

• Salih ve sadıklarla beraber olmak
Sami Efendi Hazretleri, her nefesinin son nefesi olabileceği düşüncesiyle daima abdestli bulunmaya ve abdest üstüne abdest almaya büyük itina gösterirdi Nitekim muhasebesini tuttuğu bir zatın tesbitine göre Efendi defterleri abdestli yazardı Yazma işi bitince defterleri kaldırır, abdest alır, biraz Kur'ân okurdu Az sonra ezan okununca bu sefer namaz için tekrar abdest alırlardı

Mahmûd Sâmi Efendi hiç kimseye; "Bizden ders al, bizim sohbetimize katıl, sakal bırak, sarık sar, cübbe ve şalvar giy" gibi emirler vermezdi Dikkat çekecek, fitne uyandıracak hareketlerden kaçınırdı " • Bizim kapımız, hak kapısıdır Nasîbi olan gelir Hiç kimseyi zorlamayınız" derdi

İnsanların kusurlarını yüzüne vurmaz, hatalarından dolayı onları azarlamaz ve hele nefsi için hiç kızmazdı Kimseye kırılmaz, kimseden karşılık beklemezdiOnlara örnek olmak suretiyle irşad etmeyi tercih ederlerdi
Yakınlarından Ali Hüsrevoğlu diyor ki: “Sohbetleri kısa tutar ve sohbet edenleri de zaman zaman şu şekilde ikaz ederdi: “Bir insanın bir defada dinleme takati kırk beş dakika olarak tespit edilmiştir Sözün bundan fazlasının faydası yoktur”

“İncinmemek incitmemekten daha zordur Çünkü incitmemek eldedir Ama incinmemek elde değildir”derlerdi

Hiç kimseye; "Şunu niye yaptınız veya şunu niye yapmadınız" demez, yeme, içme ve giyinme husûsunda; "Şunu alın yiyelim, bunu alın içelim, şöyle olsun veya böyle olmasın" demezdi
Kendisi ile bir konuda istişare edenlere:
- Büyükler şöyle yaparlarmış, veya biz sizin yerinizde olsak şöyle yaparız diyerekten emir vermekten kaçınırlardı

Hayatı belli bir düzen, nizam ve intizam içerisinde idi Nitekim Erenköy'deki evlerinden Tahtakale'deki iş yerine gidişlerinde vapur ve trene aynı saate biner, gişe memurlarını meşgul etmemek, yolcuları bekletmemek için bilet ve jeton paralarını devamlı surette bozuk olarak verirlerdi

Rüya ve kerametlere ehemmiyet vermezler ve “En büyük keramet Cenab-ı Hakkı görürcesine ubudiyet vazifemizi kemaliyle ifa edebilmektir” derlerdi
Bizim çocukluğumuzda Adana’da biz bir bukalemun yakaladık, getirdik, kaçmasın diye onu bir fesin altına kapattık Fes kırmızı idi Açtığımız zaman baktık ki, bukalemun da kıpkırmızı olmuş Bir müddet sonra eski rengine dönmüş Sonra siyah bir kadın çarşafı ile örttük Açtığımız zaman da simsiyah bir renge girmişti Sonra da eski rengine dönmüştü Bukalemun hangi rengin yanında olursa o renge girdi

İşte kalp de böyledirYanındakilerden renk alma kabiliyeti vardır Huzurlunun yanında huzur alır, gafilin yanında gaflet alır

 

mfa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 06-11-2008   #4
mfa
 
Standart --->: Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS)


SEVENLERİNİN DİLİNDEN MAHMUT SAMİ EFENDİ (2):

Ali Yakup Cenkçiler Hoca efendi:

“Takva babında bütün evsafıyla selef-i salihinin zahid ve abidlerini andıran bu zatın kemalat-ı maneviyesi hakkında söz söylemek bizim gibi naçiz bir abd-i acizin kârı değildir

Mahir İz (v1974)

“O Hazret-i Sami’dir Biz devr-i padişahiden beri neler gördük, fakat böylesine tesadüf etmedik
Ali Yekta Efendi (Esad Erbili'nin halifelerinden):

"Evliyâullah'ın tasarrufları ya kavlen ya da hal ile olur Sâmi Efendi'nin tasarrufu hal iledir Kelâmi dergâhının en feyizli günlerinde oraya devam eden pek çok ulemâ ve fuzalâ vardı Fakat Sâmi Efendi o zaman pek genç olmasına rağmen bugünkü gibi kâmil ve hâl sâhibi idi"

Ali Yektâ Efendi, müftülüğünün yanısıra Kelâmî dergâhında seyr u sülûkunu Es'ad Efendi'den tamamlayarak hilâfet icâzetnâmesi almış bir zattır O, bu icâzetnâmesini ömrü boyunca saklamış ve bir gün tesâdüfen o icâzetnâmeye muttali olan yakınlarına "Onu sakın kimseye söylemeyin O vazifenin ehli ve salâhiyetlisi Sâmi Efendi'dir" Demişti

Süleyman Hilmi Tunahan:

Süleyman Efendi kendisini ziyarete gelen Sami efendi’yi gülümseyerek karşılar ve “Şeyh baba hoş geldin Ben senin ziyaretine gelemedim ama”dermiş
Mahmud Ustaosmanoğlu Efendinin Şeyhi Ahiskalı Ali Haydar Efendi:

Sami Efendinin kendisini mükerrer ziyaretlerinin birinde oradakilere şöyle demişler: “Bu zatın bizi sekizinci ziyaretidir Biz henüz bir defa bile gidemedik İşte Allah için ziyaret budur, kemalat da budur"

Abdülvahid Mutkan Bey anlattı:

“Sami Efendi Hazretleri benim tespit ettiğime göre Üstad Bediüzzaman Said Nursi'yi birkaç kez ziyaret etmiş Birisinde Draman’da, birisinde zannedersem Akşehir palas otelinde

Orada Üstadımız daha önceden ağabeylere tembihte bulunuyor ki: “Hocaefendi geldiğinde elini öpün” diye”

Lütfi Eraslan anlatıyor;

“Yunak müftüsü Süleyman efendi bir gün M Sami Üstadımıza sormuş: “Efendim, Said Nursi hazretleri o karanlık günlerde nasıl korkusuzca cihada devam etti?
Mahmud Sami Üstadımız cevaben buyurmuşlar ki: “Bir insanın Allah korkusu her tarafını ihata ederse,sair korkular onun bedenine girmeye yer bulamaz

Sâdık Dânâ hazretleri:

“Muhterem üstad hazretlerinin hiçbir fert ile çekiştiklerini; münakaşa ettiklerini, gıybetini yaptıklarını gören, işiten yoktu O büyük Allah vesilesinin her an kader bahsine hakkıyla vukufları olduğu için hiçbir kimse hakkında su-i zanda bulunmazlardı

Sevenlerini katiyyen ümitsizliğe düşürmezdi Huzur-ı âlîlerine gelenler (her ne kadar ihmalci ve hatalı halleri var ise de) büyük bir huzur ve ümit içinde yanlarından ayrılırlardı Sükût ve edeb ehlini çok severler, yanlarından yer ayırır, iltifatta bulunurlardı Hülasa o, asırların yetiştirdiği ististani bir şahsiyetti
Mehabetinden yüzüne bakmak, hele göz göze gelmek kâbil olmazdı Etrafa ziyâlar saçan gözlerinin isabet ettiği vücûd, tir tir titrerdi Hatta O' nun nazarlarından müteessir olup cezbeyle düşüp bayılanlar bile olurdu

Sohbetlerinde sıkça az yemenin faziletinden çok yemenin zararlarından bahseder bunu âyet, hadis ve hikmetli sözlerle anlatırdıİhvanla birlikte yenildiğinde "ihvanla yenilende bereket vardır ve bundan suâl olunmayacaktır" buyurarak fazlaca yenilmesine müsâade, hatta teşvik ederlerdi
En ciddi insanların, en otoriter simaların bile bir zaaf ve hafiflikleri bulunabilir Fakat onun hayatında böyle bir zaaf ve hafiflik hiçbir zaman görülmemiştir İstikamet ve edebi her yerde ve her an muhafaza edebilmek keskin kılıcın üzerinde yürümeye benzer Bu ancak kemâl ehli, tevfik-ı ilâhiye mazhar kimselerin kârıdır

Allah Rasûlü (sa) Efendimiz'in "Emrolunduğun gibi istikamet üzre ol!" (Hûd, 112) ayeti beni ihtiyarlattı" buyurması, bu işin güçlüğüne en güzel delildir
Şöhretten ve aşırı hürmetten çok rahatsız olurlardı Nitekim İstanbul Tahtakale'de çalıştığı yıllarda önceleri öğle ve ikindi namazlarında Rüstempaşa ve Marpuççular camilerine cemaata devam ederlerdi Camide kendisini tanıyanların aşırı tâzim ve hürmeti onu rahatsız etmiş, bilâhare bu namazları yazıhanede kılmaya başlamışlardır Yalnız, ihvâna;

- Siz cemaata devam edin, o şeref ve faziletten mahrum kalmayın, buyurmuşlardır
Kanser olan Gürses'e ilginç müjde

Merhum Reisülkurra Abdurrahman Gürses, Sami Efendi'nin hayatında müstesna bir yere sahipti 1970'li yıllarda prostat kanseriyle doktorlar hayatından ümit keser gibi olduğunda, hastanede ziyaret eden Sami Efendi, manevî bir işaretle yeniden sağlığına kavuşup uzun yıllar Kur'an–ı Kerim'e hizmet edeceği müjdesini verdi

Sami Efendi hafızdı ve Kur'an–ı Kerim'e aşk derecesinde bağlıydı Hamele–i Kur'an'a çok saygılıydı Kur'an–ı Kerim dinlemeyi severdi Huzurlarında bir hafızın Kur'an okuması gerektiğinde onu yanına çağırır, mutlaka yüksek bir yere oturturdu Kur'an'ı en iyi anlama yolunun onu yaşamaktan geçtiğini sık sık ifade ederdi
Sami Efendi, İslam hukukuna ve fıkhî malumata vâkıf olmasına rağmen fetva istemek üzere kendisine gelenleri İstanbul müftüsüne havale ederdi Meseleyi ehline havale etmenin ve akademik ihtisasa hürmetin önemini bu hareketiyle gösteriyordu Madde ve mânâ dengesine dikkat eder ve zahirin desteklemediği batına önem atfetmezdi
Nakşibendiyye’de “Silsile-i Âliye”nin otuz üçüncüsüdür Sahibü’z-Zaman’dır Muttakiler imamı, veliler başbuğu, arifler sultanı, bâb-ı Ebâ Bekirü’s-Sıddîk (ra)’ın son dönem postnişinlerindendir Zü’l-cenaheyndir Haya, edeb, takva, vera’, hikmet, irfan, nezaket timsâlidir

Cenâb-ı Hak Teala’nın ümmet-i Muhammed’e asrımızda bahşettiği Hak dostu, Hak rahmeti ve Hak nurudur Gününün yirmi dört saatini Rasûlullah Hazretlerinin (sav) “Sünnet-i Seniyye”lerine ve “Her biri birer hidayet yıldızı” olan Ashâb-ı Kiram (ranhüm) hazeratına uyduran ahlak-ı hamide sahibi bir veli-yi âli-i kadir’dir Yetmiş yılı aşan irşad dönemlerinde ümmet-i Muhammed’den binlerce kimse kendilerinden, sohbet ve telifatlarından feyz almışlardır
Sade, mütevazı ve muntazam bir hayatları vardı Ahlakları, dillerinden düşürmedikleri Sahabe (r anhüm)’nin ahlakına benzerdi Emanete riayet ederler ve verdikleri söze titizlikle sadakat gösterirlerdi

Bu uzun ve mübarek ömrü Hakk Teala’nın emrinde ve taatinde geçirmişlerdi Allah u Teala’nın zikriyle, fikriyle ve şükrüyle dopdoluydular Öyle ki en çetin ızdırapları çektikleri günlerde bile zikir, fikir ve şükürden bir lahza ayrılmamışlardır
Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış cennetler vardır
(Lokman Suresi, 8)

 

mfa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 16-12-2008   #5
 
Standart --->: Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS)


Ellerine sağlık kardeşim

 

musab b.umeyr isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 17-12-2008   #6
mfa
 
Standart --->: Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS)


Alıntı:
Ellerine sağlık kardeşim
Teşekkür ederim kardeş

 

mfa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 17-12-2008   #7
 
Standart --->: Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS)


Allah(cc)razı olsun

 

GiZlI KaRtAl isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Tags: abidesi, efendi, mahmud, sami, tevazu

Tasavvufun Seçkin Simaları | Sırlar Okumadan yazmak, yazmadan okumak usta işidir O da Bir’ dir

Konu Araçları


Tevazu abidesi: MAHMUD SAMİ EFENDİ (KS) ile ilgili Benzer Konular
522 Kez Görüntülendi

“o Hazret-İ Samİ’dİr” Mahmut Samİ RamazanoĞlu Hazretlerİ
Mahmut Samİ RamazanoĞlu 'dan
Mahmut Samİ RamazanoĞlu
Efendİ Hazretlerİnden
Merkez Efendİ

Powered by vBulletin® Version 3.6.11 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forumacil | Forumalev | Dantel | Rüyatadı | Mumine | Örgü | Netalemi | Google | Şiirler | validator.w3 |

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369