Kurban kesmeyi Peygamberimiz sav hiç terk etmedi
Kurban, kelime olarak “ka-ru-be” kökünden mastardır ve Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey anl----- gelir

Dinî bir terim olarak ise “İbadet maksadıyla belli bir vakitte belirli şartları taşıyan bir hayvanı usulünce kesmek” demektir

Başka bir tanımla Allah (cc)’ın rızasını elde etmek ve O’nun yakınlığını kazanmak amacıyla kesilen hayvana verilen addır

Bu ve benzeri düşüncelerle kurban kesmek, hemen her dinde mevcut olan bir ibadet şeklidir

İnsanlık tarihi boyunca hemen her millet ya da din mensupları, aralarında farklılıklar olsa da kendilerince değer ve kıymet atfeden şeyleri kurban etmişlerdir

Kur’an’da Hz

Adem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir

Habil ve Kabil’in sunduğu Kurban bu ibadet şeklinin Kur’an-ı Kerim’in ihbarıyla Hz

Adem’den (as) beri, yani insanlığın var olduğu günden bu yana mevcut olduğu bilinmektedir

Kur’an’ın bu mevzudaki ifadesi şu şekildedir: “Onlara Adem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku

Hani onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi de, ikisinden birininki kabul olunmuş, öbürününki kabul olunmamıştı

” (Maide, 5/27) Görüldüğü gibi ayet, Allah’a yaklaşmak amacıyla kurban sunmanın, insanlıkla birlikte başladığını açık bir şekilde ifade etmektedir

Bu mevzudaki rivayetlere göre, ayette kabul edildiği belirtilen kurban Habil’e aitti ve sunulan kurban ise bir koçtu

Kabul edilmeyen kurban ise Kabil’e aitti ve onun sunduğu kurban da ekindi

Bundan çıkarılacak bir başka mana ise, ilk dönemlerde kurban sunmada önemli olan kurbanın vasfı değil, bu yolda yapılan hareket tarzıdır

Zira, genel manada kurbanda ön plana çıkarılması gereken de takva yönüdür

Cenab-ı Hakk’ın da, “Kurbanların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşacaktır

Allah’a ancak sizin takvanız ulaşır


” (Hacc, 22/37) şeklinde bildirdiği üzere onunla Cenab-ı Hakk katında elde edilecek kurbet/yakınlık ayrı bir ehemmiyeti haizdir

Ancak, İslam’da kurbanın hangi hayvanlardan olacağı bellidir

Hz

Peygamber’in (sas) sünnetinde önemli açıklamalar yer almış bu çerçevede oluşan fıkıh literatüründe de konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hükümler derlenmiştir

Tarih içinde farklı uygulamalarına şahit olduğumuz kurbanın, zaman zaman en kıymetli varlıklara kadar ele alındığına şahit olmaktayız

Mesela Hz

İbrahim’in (as), gördüğü sadık rüyanın akabinde oğlu İsmail’i (as) kurban kesmesiyle Efendimiz’in dedesi Abdulmuttalib’in, oğullarından birini kurban olarak adaması ilk akla gelenlerdir

Kur’an-ı Kerim, Hz

İbrahim’in Hz

İsmail’i kurban etmek istemesini şöyle ifade etmektedir: “Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum

Bir düşün ne dersin?”

O da, “Ey babacığım! Ne ile emrolundun ise yap

Allah dilerse sabredenlerden olduğumu göreceksin” dedi

” (Saffât, 37/102) Mevzu ile ilgili rivayetlerde, Hz

İbrahim’in çocuğu kurban etme hazırlıklarını yapıp onu keseceği sırada Hz

Cebrail tarafından bir koçun indirildiği ve oğlu yerine, lütf-u ilahi olarak gönderilen koçu kurban ettiği bilinmektedir

Her ne kadar tarihte insanın kurban edilmesiyle ilgili yaklaşımlar sergilenmiş olsa da, bunun gerçekleştiği herhangi bir vaka bilinmemektedir

Hem Hz

İbrahim-İsmail olayında hem de Abdulmuttalib’in niyetinin hemen akabinde, kurban edilmesi düşünülen kişiler bir başka bedelle değiştirilmiş ve aslında hikmet bazında kurbanın ehemmiyeti vurgulanmıştır

Asr-ı Saadet’te kurban ise, “Rabb’in için namaz kıl ve kurban kes” (Kevser, 108/2) ayetiyle ümmete bildirilmiş ve tarih boyunca devam edegelen bir uygulama, Kur’an ve hadis tasdikli yürürlüğe konulmuştur

Yukarıdaki ayetin yanında Allah Resulü’nün uygulamalarıyla da netleşen kurban ibadeti, ümmetin sadakatini Allah’a takdim etme adına güzel bir fırsat olarak yerleşmiş ve halen de devam etmektedir

Peygamberimiz (sas), Arafat’tan inip geceyi Müzdelife’de geçirdikten sonra bayram günü Mina’da kurban kesmiş, kendisine “Bu kurban nedir?” sorusuna karşı da, “Atanız İbrahim’in sünnetidir

” diye cevap vermiştir