![]() |
| | Konu Araçları |
| | #1 |
| | ![]() Kapağı kırmızı Kırmızı, irfanın rengidir Dualar ve Aminler’i, Heidegger’in makalesine konu olan ünlü sözle birlikte okudum: Anaximander şöyle diyor: “Şeylerin vücuda gelişi nereden olmuşsa mahvoluşları da, zorunlu olarak, oraya doğru olmalıdır; çünkü, zamanın düzenlemesi gereğince, kefaret ödemeleri ve haksızlıklarına karşılık düzeltilmeleri [yargılanmaları] gerekir ” (WW X Cilt, s 26) Nejat Aday’ın dostları için çevirdiği bu enfes makale, Heidegger’in ikinci döneminin ürünü ve ‘varlık’ düşüncesini hayli olgunlaştırdığı, Molla Sadra’nın, Sebzevari’nin vücut telakkisine yaklaştığı bir irfanı haber veriyor Heidegger’in yorumundan ‘kefaret’in Füsusu’l-Hikem’de geçen ‘tesviye’ye yakın bir şey olduğunu anlıyoruz Varlık, Aristo’nun fizik-metafizik ayrımından itibaren ‘düşünce’de kendisini örtmeye başlamış, Batı felsefe tarihi, Heidegger’in ifadesiyle teolojinin egemenliğine girmiştir Varlık’ın kendisini nasıl örttüğü/gizlediği meselesi, bir gazete yazısının sınırlarını çok aşar Bütün bir Heidegger düşüncesi/külliyatı bu temel sorunun cevabını aramaktan ibarettir dense yeridir Varlık’ın, kendini varolanla gizlemesi, sadece Batı felsefi geleneklerinin köktenci bir sapmaya uğramasına ilişkin bir imadan ibaret değildir, bu, Varedici’nin, varettikleriyle Kendini gizlemesi/açığa vurması biçiminde de okunabilir Ümit Meriç’in Dualar ve Aminler’i okunduğunda görülecektir ki, Varlık’ın kalbine sızmanın en selim yollarından biri, duadır Muzaffer Ozak ve Sefer Dal’a ithaf edilmiş olan bu kıymetli eserle, Samiha Ayverdi’nin Yusufçuk’u akrabadır Modern zamanlarda edebiyat, daha trajik ve nihilistik temalara gömüldü ve Scuhon’un ifadesiyle ‘demir çağına giren’, bir ‘bozulma, çürüme ve kokuşma’ süreci yaşayan dünyanın daemonic kutbu ağır basmaya başladı Alabildiğine bayağı şeylerden beslenen birçok Doğulu yazar, Nasr’ın dediği gibi nihilist taklidi yapmaya ve zoraki bir trajedi üretmeye başladı Bizim kendi inisiyatik damarımız, örneğin Risale-i Nur gibi gürbüz bir kola sahipken, ‘bu ülke’nin okur-yazarları, bu irfani geleneğe sırtını dönmeyi tercih etti Ümit Meriç, bu yaygın ‘okur-yazar’ kimliğinin dışında, ruhun özgürlüğü için kendi mecrasını bul(maya çalış)an, Doğu-Batı ayrımı yapmaksızın eleştirel bir nazarla okuyan, gözünü daima ezeli hikmet’in o muazzam birikimine dikmiş nadide aydınlarımızdan![]() ![]() Dualar ve Aminler’de bu yüzden ‘meçhule açılan kapılar’ın ancak ‘duanın nurdan anahtarı’ ile açılabileceğini söylüyor Secdenin, insanın kendisini tümüyle terk ederek, ‘Allahım! Beni Nur kıl’ yakarışındaki gibi, fanilik gömleğinden sıyrılmak anlamına geldiğini belirtiyor Efendimiz’in secdede ettiği bu duayı okurken İbn Arabi, ‘beni Nur kıl’ın, ‘beni Sen kıl’ biçiminde anlaşılması gerektiğini söyler ‘Beni benden al ki, sadece Seninle göreyim, Seninle işiteyim, Seninle yürüyeyim![]() ![]() ’ Secde, ‘kurbet’ yeridir, varolanla Varlık’ın buluştuğu mekanettir Menzil de denir ki, hem Allah’ın dünya semasına inişini sembolize eder hem de kula tenezzülünü İki sevgili bir parkta buluşuyormuş gibidir ve namaza has makam olan ‘Gayret’, burada durulur Bu durulma, Allah’ın, kulunun Kendisi dışında kimseyle/hiçbir şeyle meşgul olmamasını dilemesiyle gerçekleşir Allah Gayyur’dur ve namaza has makam da Gayret makamıdır Namazda başka bir şeyle meşgul olmak bu yüzden çirkindir Secde kulun Allah’a, Allah’ın kula inişidir, menzil denmesi de bu sırdandır İnsan, secdeyle, Allah’ın sonsuz ve mutlak varlığında kaybolmaktadır Böyledir, insan benliğini terk etmeden Allah gelmez Bir gönle iki sevda sığmaz Büyük bilge Rabia, bir gün, iftarda, günlerce açken, evde yiyeceği yok iken, orucunu açmak için zorlukla getirdiği bir desti suyun yere düşüp dağılmasıyla birlikte, başını yukarı kaldırıp, ‘Yetmedi mi artık? Kırk yıldır çektirdiğin yetmedi mi?’ diye naz makamında söylenir Hatiften bir ses gelir: ‘Dünyayı iste sana vereyim ’ Rabia duraklar, eli kolu düşer, bir ses daha gelir: ‘Ama sendeki kırk yılımı geri alırım!’ Bilge tam bir sükuta gömülür, tekrar nida gelir: ‘Bir gönüle iki sevda sığmaz![]() ![]() ’ Esasında dua, bu hikmetin sırrıdır Ümit Meriç’in kitabı bu sırlarla sancımaktadır: ‘Ne kadar isterdim Ya Resulullah! Sen nefes alırken/Yeryüzünde nefes alıp veren/Bir incecik ot olmak/Bir incecik ot olmak/Ve sen/Sevr’e tırmanırken/Kademinin altında/Yan yatıp/Hakk’a secdeye varmak/Ne kadar isterdim/Ya Resulullah!’ Bu içten yakarış, dünyanın bozulma ve dağılmasına ilişkin kaygılarımıza sürülen en şifalı merhemdir Kapıları açan nurdan anahtarlar ![]() ![]() Bugün sosyal bilimlerle, edebiyatla, sanatın çeşitli alanlarıyla meşgul okur-yazarlarımız alabildiğine dışsal formlarla, seküler ve kekeme bir dil’le ve dünyevi bir zihniyetle kıvranırken, varlığını Yaratıcı’nın sonsuz merhametine açmış, ruhun diliyle konuşan bir aydının kitabını okumaktan daha değerli ne olabilir! Hakkıyla namaz kılmayı, her an yeni bir ‘Süleymaniye inşa etmek’ olarak niteleyen bir kitabı ![]() ![]() Bu kitap, ‘Muhammed sevgilimdir’ diye diye Cemal’e yürüyen namuslu ve onurlu bir aydının yolunun kızı marifetiyle Rahman’a ulaşmasıdır O rahmettir ki, haklının da haksızın da üstüne eşit olarak yağar![]() ![]() O arşı kuşatmıştır, kalp de O’nu kuşatır O halde dua, kalbin şarkısıdır Heidegger’in haber verdiği ‘varlığın unutulması’na karşı sığınılacak tek limandır Düşünür şöyle der: ‘Varlığın unutulması, varlığın varolanla farkının unutulmasıdır Farkın unutulması, tek başına hiçbir suretle düşüncenin unutkanlığının bir sonucu değildir Varlığın unutulması, varlığın, üzeri bizatihi bu unutuluşla örtülen özüne aittir O, varlığın yazgısına öylesine esaslı bir biçimde aittir ki, bu yazgının erken dönemi, mevcut olanın örtüsünün kendi mevcudiyetinde açılması ile başlamaktadır Bu, şunu ifade eder: Varlığın tarihi varlığın unutulmasıyla başlar, böylelikle, varlık kendi özüyle birlikte, varolandan farkıyla birlikte, kendine tutunur Fark ortadan kalkar Fark unutulmuş kalır Ancak tefrik olunan, mevcut olan ve mevcudiyet, kendisini açığa vurur ama tefrik olunmuş olarak değil Farkın erken dönemdeki izi, daha ziyade, mevcudiyetin bir mevcut olan gibi görünmesi ve kökenini bir üstün mevcut olanda bulması suretiyle silinir![]() ’ Kendine tutunmanın tek yolu niyazdır Ümit Meriç’in yaptığını tekrarlamaktan başka çaremiz yoktur: ‘Koşa koşa gidiyorum secdeye ve istemeye istemeye koparıyorum kendimi secdeden Kul olmaktan başka hiçbir şey istemiyorum ki![]() ![]() Rabb’imin huzurundan kalkıp da gidilecek neresi var?’Sadık Yalsızuçanlar
|
| |
| İstediğini Bulamadıysanız Üye Olmadan
BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz. |
| | #2 |
| | ![]() teşekkürler paylaşım için ![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #3 |
| | ![]() Paylaşım için Teşekkürler Allah cc razı olsun
|
| |
| | #4 |
| | ![]() Amin ![]() ![]() Yorumlar için teşekkürler![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #5 |
| | ![]() ALLAH c c razı olsun kardeşim ![]() ![]() ßu forumda o kadar güzel konular var ki![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #6 |
| | ![]() Allah razı osun kardes
|
| |
| | #7 |
| | ![]() Amin hepimizden razı olsun inş'Allah ![]() ![]() Haklısın kelebek çok güzel konular var okumaya yetişmek zor oluyor![]() ![]() ![]()
|
| |
![]() |
| Tags: aminler, dualar |
| Konu Araçları | |
| |