Mumsema islam Arsivi

Geri git   Mumsema islam Arsivi > İman Bölümü > İman Bölümü > İman etmeyenlere cevaplar

Forum Alev


Ateist Yazarlara Cevaplar ile ilgili Benzer Konular
2034 Kez Görüntülendi

ateist arkadaşım
Ateist Kardeş...
Müslüman ve ateist
Ateist bir adam
Müellifin Mukaddimesi (Yazarlara örnek bir mukaddime/sunuş)
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 02-02-2008   #15
 
Standart --->: Ateist Yazarlara Cevaplar


--->: Ateist Yazarlara Cevaplar isimli konu Mumsema.com --->: Ateist Yazarlara Cevaplar
Batıda Dine Bakış
Toplumumuzda geleneksel anlayış, dini çok dar anlamda ele almaktadır Din denilince sadece Allah'a inanmak, ibadet gibi kavramları hemen çağrıştıran inanç sistemleri akla gelmektedir
Oysa inanmak ve ibadet kavramlarını en geniş anlamlarıyla ele aldığımızda herkesin bir şeylere inandığı, bir şeylere yöneldiği (ibadet ettiği) görülür Örneğin: Kimi insanların bilimin her şeyi çözeceğine imanı vardır Kimilerinin gelecekte proleterya (işçi) diktatörlüğü kurulacağına imanı vardır
Batılı ruhbilimcilerden Erich Fromm'un şu tanımı ilgi çekicidir; “Bir topluluğun bireylerince paylaşılan ve o bireylere belli bir yöneliş, belli bir bağlanma amacı kazandıran herhangi bir düşünce ve eylem sistemidir Gerçekten benim benimsediğim bu geniş anlamda din olgusuna sahip olmamış hiçbir kültür yoktur Ve öyle görünüyor ki, gelecekte de olmayacaktır” (Psikanaliz ve Din, s31)
Erich Fromm yine doğru bir tespit olarak bugünkü Batı ideolojilerini de yapıları bakımından ilkel birer din olarak görüyor ki, biz de bunu doğruluyoruz:
“Kültürümüzde totemcilikle karşılaşıyor muyuz? Evet hem de yaygın olarak; ama bu soruna sahip olan insanlar çoğunlukla ruhsal yardıma gereksinmeleri olduğu kanısını taşıyorlar Kendisini bütünüyle devlete bağlı sayan ya da partinin çıkarını biricik değer ve doğruluk ölçütü sayan, yaşadığı topluluğun simgesi olan bayrağı kutsal bir nesne olarak gören bir kişi, tutumu kendisine tamamen akılcı gibi gelse de klan dinine ve totem tapımına sahip bir kişidir Faşizm ya da Stalincilik gibi sistemlerin milyonlarca insanı bütün kişilik ve mantıklarını “doğru da olsa yanlış da olsa benim ülkem” ilkesine kurban etmeye nasıl yöneltildiğini anlamak istiyorsak bu yönelişin totemci, dinsel niteliğini dikkate almamız gerekir”
İnsan hayvanlara, ağaçlara, altından ya da taştan yapılmış putlara, görünmez bir Tanrıya, ermiş bir kişiye ya da şeytanca özellikleri olanlara tapınabilir Atalarına, ulusuna, sınıfına ya da partisine, para veya başarıya tapınabilir Sarıldığı din, yıkıcılığın ya da sevginin, baskının ya da kardeşliğin gelişmesine elverişli olabilir, insanın akıl yeteneğini geliştirebilir ya da köreltebilir İnsan bağlandığı sistemin laik dünyadaki sistemlerden farklı olan dinsel bir sistem olduğunun ayırdında olabilir Ya da hiçbir dine bağlı olmadığını düşünebilir ve güç, para ya da başarı gibi birtakım sözde din dışı amaçlara bağlanmasını kendi çıkarının bir gereği gibi yorumlayabilir Bu noktada DİN Mİ, DİN DEĞİL Mİ? sorusu önem taşımamaktadır, önem yaşıyan ne tür din sorusudur Bağlanılan din, insan gelişimini yalnızca insana özgü olan yeteneklerin açılıp serpilmesini sağlamakta mıdır, yoksa bunları kösteklemek midir?” (s36)
İslam'ın bu açıdan niteliğine baktığımızda şunu görüyoruz: Allah insanın özüne hiçbiri istisna edilmeyerek İlahi sevgi cevherini koymuştur İnsan bu özünü imanın ışığı ile, İslam'ın toprağında geliştirerek mükemmelleştirecektir
Açıkçası İslam, insanı ahlaki sorumluluk ve seçme yeteneğine sahip, gönlünün özünde İlahi sevgi olan bir varlık olarak nitelendirir; “O'ndan geldiniz, O'na gidiyorsunuz” (Bakara, 156), “Onlar (inananlar) Allah'ı sever, Allah da onları sever” (Maide, 54) Şimdi de insanı mükemmelliğe ulaştırmayı amaçlayan İslam (Allah'a yönelme ve teslim olma) dininin özelliklerine bakalım;
Gerçek Dinin Özellikleri
1 Din İlahi Bir Konumdur
İslam dini insan doğasının (fıtratının) dinidir İslam dini mutlak mükemmelliği, yüceliği ve güzelliği temsil eden Yaratıcıya bağlanarak yönelme işidir Bu noktada İslam dini tüm yaratılanları, mükemmelliği temsil eden Allah'a bağlar İnsanı ezeli ve ebedi olan Allah'a bağlayarak ona ebediliğin kapısını açar Onu İlahi rahmetin, keremin, sevginin yeryüzündeki aynası olarak tanımlar; “En sevdiğiniz şeyi vermedikçe imana ulaşamazsınız” (Ali İmran, 92)
İnsanı gerçeğe ulaştıran dinin koyucusu Allah'tır Hiçbir elçi duyurduğu dinin kurucusu değildir Bu yüzden din, kendisini anlatan elçinin adına izafe edilemez
2 Din Akıl Sahiplerine Seslenir
İslamın muhatabı akıl sahibi varlıklardır Bu noktada akılcı olmak ile akıllı olmayı birbirine karıştırmamak gerekir Akıl sınırlı, sonlu, zamana bağımlı olarak olayları ve kavramları algılar; sınırsız, sonsuz ve zamana bağlı olmayan olay ve kavramlar aklın kavrayış sınırlarının ötesindedir Dinin bir kısım gerçekleri, aklın kavrayış sınırları içindeyken bir kısmı dışında kalır Bunlar insanın başka bir kavrama yeteneğini içerek kalp/gönül (sezgisel kavrayış yeteneği) tarafından algılanır
Akıl üstü olmakla, aklı merkezi bir rol sahibi görmek nasıl bağdaşır? Yanıt açıktır; bir gücün sınırlarını belirlemek ve o gücü bu sınırlar içinde tutmak onu inkar etmek değil, evrensel işlevini daha iyi yapmaya itmektir Çünkü bir şeyin gücünü inkar kadar ona taşıyamayacağı yükler yüklemek de olumsuz sonuç doğurur Bu evrensel bir yasadır Kuran'ın deyimiyle; “Allah hiçbir kişiye taşıyamayacağı yükü yüklemez” (Bakara, 286)
İslam bir din olarak akıl sahiplerini muhatap alarak akla en büyük değeri verirken, ona kavrayamayacağı şeyi yüklemez Kaynağı bakımından vahye dayalı olan İslam bu nedenle akıl ile asla çelişme ve çatışmaya girmez Zaten aklın da dinin de sahibi tek ve aynı kudrettir O kudretin elindeki iki varlık arasında asla çelişki yoktur; “Rahman olan Allah'ın yaratışında ve yarattıklarında çelişme ve uyuşmazlık göremezsin” (Mülk Suresi, 3)
Akıl ile vahyin çelişir gibi görünmesine insanın inadı ve aceleciliği sebep olur Yani bu noktada sebep, insanın sabırsızlığıdır Bizler öznel dürtülerle yanlış değerlendirmelerle acele ederek vahyin ortaya koyduğu kuralları hemen anlamak istiyoruz Çünkü aklın anlamak, peşinde olduğu şeyi derhal açıklamak ve sebeplere bağlanmak gibi temel bir tavrı vardır İlahi vahiy bazı noktalarda öyle şeylere değinir ki, bunlar ancak zamanla anlaşılabilir Akıl işte bu bakımdan en büyük maharetini; vahye teslim olması gereken yerde durmakla gösterecektir
Aklın vahiy önündeki teslimiyetinin aksiyona dönüşmesine ibadet diyoruz Bu kabul ve teslimiyet aklın mahkumiyeti değil, sınırları içinde ve acele etmeden iş görmesidir Kuran, aklın iş görmesini yüceltmekle kalmaz ayrıca emreder Bunun yanında Kuran, ilk ayetlerden itibaren gaybe inanmayı gerekli görür
Gayb ne demektir? Gayb, vahiy tarafından tespit edilen ve duyu organlarıyla algılanamayan sırlardır Bu sırlar, insanoğlunun önüne vahiy ile açılıyor ve insan bunlara inanmaya çağrılıyor Zaten duyu organlarımızın sınırlılığı bize gaybın olduğunu açıkça göstermektedir Bu noktada bir insanın gaybe inanmaması ve bunları akılla çelişir görmesi “benim duyu organlarım her şeyi algılıyor” demek kadar yanlıştır
Buradan şunu anlıyoruz ki, zamana bağlılık kaydını dikkate almadan vahyin verilerini anında kavramak ve onlara akıldan onay çıkarmak endişesi bizi çıkmazlara sokmaktadır İnsanoğlunun bu hatası bir kenara bırakıldığında akıl ile vahyin çatışma ve çelişmesi sözkonusu olmaz
3 Dinde Serbest Seçim (İnanç Özgürlüğü) Esastır
Allah ile insan arasında hayatın tümünü dolduracak genişlikte ve süreklilikte olan din ilişkisi, hürriyeti gerekli kılmaktadır İnanç hürriyetinin olmadığı yerde dinden söz edilemez Burada kastettiğimiz hürriyet hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın kulun davranışlarını içten bir istekle sergilemesi anlamında bir serbest seçim ve karar vermedir
Dinin gönderilişinde maksat Şatibi'nin ifadesiyle “İnsanı zorunlu kulluktan serbest seçime dayalı kulluğa yükseltmektir” Bunun dayandığı yaratılış yasası Kuran'da şöyle belirtilmiştir; “Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 256)
4 Din İnsanı Mutlak Güzelliğe, Barışa ve Hayra İletir
Evrenin bir düzeni vardır Bu düzenin de çeşitli yasaları vardır Bize göre bu yaradılış düzenine uymak, insanı mutlak güzelliğe, mükemmelliğe iletir
İslam dini mutlak hayra, güzelliğe, mükemmelliğe çağırma ve iletme konusunda insanların farklı görüşlerine değil, genel ve değişmez fıtrat (insan ve evrenin yaradılış) yasalarına öncelik tanır
İnsanın, iletildiği mutlak hayrı her zaman kendi aklıyla açıklığa kavuşturmasını beklemek, insanın gelişimini aksatan ve sonuçta bizzat insanın başına bela olan bir tutumdur Tarih boyunca nice felsefe ve ideolojilerin insanları ne hale getirdiğii açıktır
Unutmamak gerekir ki din sadece hayra çağıran bir kurum değil aynı zamanda ileten bir kurumdur Din aynı zamanda koruyucu bir kurumdur İslam bilginleri bu korumayı beş bölümde incelerler; Ruhsal Yapıyı Koruma, Nefsi Koruma, Nesli Koruma, Malı Koruma, Aklı Koruma

 

Efdal isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-02-2008   #16
 
Standart --->: Ateist Yazarlara Cevaplar


Din Afyon Mudur?
“Din afyon mudur?” sorusuna verilecek doğru yanıt “Evet afyondur” ya da “Hayır afyon değildir” demek olamaz Bu soruya önce “siz hangi dinden sözediyorsunuz?” diyerek ilk “yanıtı“ vermek gerekir Marks’ın dediği gibi evet bazı dinler afyondur Ama hangileri? İşte Marks’ın soramadığı bu soru onun çelişkisidir
Kuran birçok ayette dini; çıkarları hesabına kullanan, değiştiren, ekleme ve çıkarma yapanlara dikkatimizi çekmektedir Kuran’da hak dine karşı çıkanlar üç sınıfa ayrılmıştır:
a) Kendilerini Allah’ın yerine koyarak hüküm koyan veya onları saptıran din bilginleri
b) Hak dinden dolayı çıkarlarını kaybeden, sömürü çarkları bozulan sermaye sahipleri (Marks’ın kulakları çınlasın)
c) Hak dinin gelişiyle iktidarları yıkılan (veya yıkılacak olan) iktidar sahipleri
Şimdi insafla soralım;
İktidar sahiplerini yerlerinden eden, sömürücü sermaye sahiplerinin rahatını ve keyfini kaçıran, din yoluyla kendilerine çıkar sağlayanları uyaran ve onlara cehennemi müjdeleyen bir din (İslam) afyon olabilir mi?
Böyle bir dine afyon diyenin ya aklı ve vicdanı yoktur ya da afyonla uyuşmuştur Yahut kendi yaptığı yeni bir din ile insanları uyuşturmak istemiştir
Evet soruyoruz:
İnsanları köleleştiren Mekke aristokrasisine başkaldırmayı emreden din mi afyondur? Köle olan Bilal’e efendisine! başkaldırma bilinci veren din mi afyondur? Sömürü düzenleri bozulmasın diye Peygambere para, kadın ve mevki teklif eden Mekke burjuva ve diktatörlerine, “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz de ben bu dinden vazgeçmem” diyen Peygamber’in getirdiği din mi afyondur?
Kızını öldüren müşrik Ömer’den, adaletin zamanlar üstü örneği olan HzÖmer’i çıkaran din mi afyondur?
Hak ve adaletin yeryüzünde yayılması için bütün varlığını feda eden, kadınlık timsali HzHatice’yi şekillendiren din mi afyondur?
15-20 yılda İran’ı, Bizans’ı, Afrika’yı sarsan ve fetheden insanları yetiştiren din mi afyondur?
Okuma-yazma öğretmeleri karşılığında savaş esirlerini serbest bırakan bir din mi afyondur?
Yaratılış Nedeni?
İnsan tanrısal özüyle evrenin hem çekirdeği hem meyvesidir; maddesiyle topraktan, ruhuyla yaratıcı Ruh'tan gelmektedir ve bu dünyada bir çekirdek olan özünü tanrısal sevgiyle filizlendirmek durumundadır
“Ten, sana topraktan emanettir, Ben (öz), sana kimden emanettir?”
Evren ile insanın yaratılma nedeni: Aşk'tır Başka bir deyişle; Allah insanları ve evreni sevdiğinden dolayı yarattı
Biliyoruz ki Allah sonsuz ilme sahiptir Bu sonsuz ilmi içinde, sonsuz çeşitlilikte varlık birimleri bulunmaktadır Bu varlıklar ilmi (bilgisel) bir niteliktedir (Ressamın veya heykelcinin zihnindeki resim ya da heykel gibi)
İşte Allah bu varlıkları sevdiğinden dolayı belirli bir zaman ve mekan düzleminde yaratır Açıkçası, nasıl bir ressam düşünce ve duygu dünyasında var olan bir şeyi sevdiği için kağıda döker Tıpkı bunun gibi de Allah sonsuz ilminde var olan varlık birimlerini, "sevdiğinden dolayı" yaratmıştır; varlık, sevginin meyvesidir! Evrende var olan her varlık, yaratanın sevgisiyle yaşıyor ve O'nun sevgisiyle yaşayacaktır da! Gördüğümüz yıldızlar evreni, güneş ve gezegenlerin tümü de sevgiden doğmuştur Kozmos (evren), kısacası herşey sevginin yansımasıyla var olmuştur
İnsan ise, hem yükselmeye hem de alçalmaya uygun olarak ve mükemmelleşmek için yaratılmıştır Kuran'da insanın bu yapısına ve önündeki seçeneklere şu ayette değinilmiştir: "Ona (insana) fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve o kötülüklerden sakınıp Tanrısal bilince ulaşmayı ilham edene (and olsun)" (Şems 8)
İşte sınavdan kasıt; bu iki seçenekten birisini seçmektir Açıkçası; sınav kavramı basit bir bilip bilmeme olgusu değil, iyi veya kötülükten birini tercih etme ve bunun uygulamasını yapıp yapmama olayıdır
İbadetler olgunlaşmak için insana sunulmuş ilahi formüllerdir Bunlarla insan olgunlaşarak sonsuz huzur, barış ve sükunete kavuşacaktır Buna karşın insan sahip olduğu potansiyeli örter, bozar, günahlarla bir takım ruhsal mutasyonlara (ki mutasyonlar zararlıdır) maruz bırakırsa mutsuzluğun, basitliğin uçurumuna yuvarlanır, zarara uğrar! (Şems 9-10)
İnsan sahip olduğu potansiyeli ve özü Tanrısal formüllerle -ibadetler- filizlendirmek ve geliştirmek için yaşam toprağına atılmıştır Kulluk, insanın benliğini inkarı, etkisizliği ya da mahkumiyeti değildir Kuran'ın anlayışına göre kulluk, bir karşılıklı aşk ve saygı ilişkisidir Bu ilişkide taraflardan ikisi de etkindir ve Allah, kulunun ibadet ilişkisi içinde bütün etkinlik ve yalvarışlarına karşılık vermektedir (bk Bakara 152, 186; Mümin 60)

 

Efdal isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-02-2008   #17
 
Standart --->: Ateist Yazarlara Cevaplar


Korku; En büyük sorumluluk sevgiden doğar!
İslam’ın korku dini olup, korkuya dayalı olduğu yargısı doğru değildir "Rahmeti her şeyi çepeçevre kuşatan" (Araf 156) Allah'a korkutucu Tanrı diyenler biraz daha düşünmelidirler Öyle ki, 114 kez Besmele ile Allah kendisini, Rahman ve Rahim (sımsıcak bir sevgili) olarak tanıtmaktadır
Ümitsizliği ve ziyana uğrama korkusunu insanın kendi kendine zulmetmesi olarak nitelendiren (Zümer 5) Kuran, Allah’ın rahmet ve sevgisi ile her şeyi kuşattığını belirtmektedir
İman ve İslam'ın temeli sevgidir Sevgi asıldır, korku sevgiden sonra duyulur ki, bu korku, sevgiyi yitirme korkusudur Nitekim Allah ile müminler arasındaki asıl ve temel ilişki sevmek ve sevilmek gerçeğidir ki, aşağıdaki ayet bunu belirtmektedir:
« Ey inananlar! Sizden kim dininden dönerse iyi bilsin ki, Allah (sizin yerinize) öyle bir topluluk getirir ki, O onları SEVER, onlar da O'NU SEVER » Maide 54
Görülüyor ki, müminlerin temel sıfatı Allah'ı sevmek olduğu gibi, Allah’ın temel sıfatı da müminleri sevmektir Yine, başka bir ayette Allah inananları söyle tanıtıyor:
« İnananlar ise Allah'ı çok, hem de pek çok severler » Bakara 165
Meryem 96'da Allah, kendisine inanan ve inandığını yaşayanlara vereceği şeyin sevgi olduğunu bildirmektedir:
« İman edenler ve salih amel isleyenler için Rahman (olan Allah yüreklerinde) bir sevgi yaratacaktır »
İslam korku dinidir diyenler acaba şu ayetlere ne derler:
« De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın » Ali İmran, 31
« Allah tövbe edenleri sever », « Allah arınanları sever » Bakara, 222
« Allah sabredenleri sever » Ali İmran, 146
« Allah iyilik yapanları sever » Bakara, 195
Peki Allah Kuran’da insanları bazı şeylerden korkutmuyor mu? Evet korkutuyor Öyleyse bu sevginin yanında bu korku nedir?
Evet bu korku kötü olma, bozulma, çürüyüp gitme, filizlenememe korkusudur İnanan insan için "cehennem korkusu" cezalandırmanın çok ötesinde alçalmaktan, basitlikten, özünü yitirip bir madde haline gelmekten korkmaktır Daha üst planda Kuran’da korkma ile belirtilen şey, Allah’ın sevgisini yitirmekten korkmaktır ("Haşyet" sözcüğünün korku biçiminde çevrilmesi eksik ve hatalı bir çeviridir)
Allah'tan korkmak, Onun rahmetinin şefkatine yol bulup sığınmak demektir Korku bir kamçıdır, insanı Allah’ın kucağına atar Nasıl ki bir ana yavrusunu korkutup kucağına çeker O korku da, o yavru için oldukça tatlı, lezzetli bir duygudur Çünkü şefkatin kucağına götürüyor Düşünün ki bütün anaların şefkatlerinin toplamı, ilahi rahmet ve şefkatin tek bir parıltısından ibarettir (BSN)
Cehennem İşkence Yeri mi, Yoksa İlahi Tedavi Merkezi mi?
Cennet ve Cehennem bizim duyu organlarımızla algılayamadığımız gerçekler oldukları için; bize simgelerle anlatılmıştır Cennet mükemmelliğin, güzelliğin, pozitifliğin merkezleştiği ilahi sevgi ve rahmet ortamıdır Cehennem ise eksikliğin, çirkinliğin, negatifliğin merkezleştiği yerdir!
Buralar bize hep simgelerle anlatılmıştır Dünyada insanın en çok huzur ve sükunet bulduğu ortam; ağaçlar, ırmaklar ve yeşillik ortamdır Bundan dolayı cennet bunlarla simgeleştirilmiştir Dünyada insana en çok acı veren şey ise ateştir Bu nedenle cehennem ateşle simgeleştirilmiştir
Allah korkusu, Kuran'ın genel mantığı içinde Allah’ın sevgisini yitirmekten çekinmektir Yoksa yüksekten korkmak ve yılandan korkmak anlamındaki korkmak değildir
İslam’da temel olan sevgidir Aşağıdaki ayette görüleceği gibi müminin en temel ve öncelikli niteliği Allah sevgisine sahip olmasıdır:
« Onlar Allah'ı sever, Allah da onları sever » 5 Maide 54

 

Efdal isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-02-2008   #18
 
Standart --->: Ateist Yazarlara Cevaplar


Cehennem Nedir?
Dünyadaki olgunlaşma sürecini tamamlayamayanlar (bütünlemeye kalanlar) ötede yeni bir eğitimden geçecekler Açıkçası, dini prensipleri uygulamadan, ahiret yurduna girenler eksik ve hasta olmuş olup dünyada olgunlaşıp arınamadıklarından dolayı, cehennem denilen hastahanede tedaviye tabi tutulurlar (Tedavi sınırını geçmiş hastalar tecride bölümünde sonsuz kalabilirler)
Bilgisiz insanlar, nasıl hekim ve hastabakıcıları işkence yapıcılar gibi görürlerse cehennem ehli de, çektikleri tedavi ızdırabını önceleri işkence sanırlar ama sonra gerçeği görürler Dünyada nasıl bazı hastalıkların tedavisi için acı ilaçlar, pansumanlar, dağlamalar, yakıcı merhemler, söktürücü sıvılar, serumlar gerekiyorsa cehennem tedavi merkezinde de zakkum simgesiyle belirtilen acı ilaçlar, değişik işlemler, serumlar vardır
Bir benzetme olarak şöyle diyebiliriz: Dünyada yaptığımız her şey bir kozmik bilgisayara işlenir Bunda sorumlu herkesin disketi (kitabı) bulunur Sorgu gününde Allah herkesin disketini ilgili düğmeye basarak önüne getirecek ve şöyle diyecektir; Oku kitabını: Hesaba çekici olarak bugün sana öz nefsin yeter (İsra 14)
Cehennem nasıl sonsuz ruhsal yükselme ortamı ise cehennem azabından amaç da işkence değil, insanı temizlemek ve onu ruhsal yükselmeye layık bir duruma getirmektir Cehennem, bu hayatta kendilerine verilen fırsatı kaybeden insanların, ilahi adalet kanununa bağlı olarak yaptıklarının karşılığını görmelerini ve bu sayede kendi elleriyle ruhlarında meydana getirdikleri hastalıklardan kurtulmalarını ifade eder Aslında cehennem hayatı bu dünyada başlar, Kuran bu esası ifade ederken; cezanın bir tür tedavi olduğunu gösterir; « Sizden önce nice topluluklara elçiler gönderdik; onları varlığa ve sıkıntıya uğrattık ki doğruyu görsünler » (Enam 42)
Burdan anlaşılıyor ki, cezadan kasıt yola gelmek, uyanmak ve daha yüksek bir hayata kavuşmaktır Cehennem cezasının hedefi işte budur Kuran Allah’
ın rahmet sıfatına işaret etmekle, bütün mahlukatın ilahi rahmetten yararlanmak için yaratıldıklarını söylemekle, nihayet hepsinin bu konuda birleşeceklerine işaret eder Cehennem, bütün dehşeti ile birlikte günahkarlar için "Mevla" (Hadid 15) açıkçası dost ve "ümm" (Karia 9) yani ana olarak Kuran’da haber verilir Bununla Cehennemin asi ve günahkarları temizleyeceği anlaşılıyor Bundan dolayıdır ki; cehennem asiler ve günahkarların dostudur Onlar cehennemin sinesinde yeniden yetişecekleri için cehennem onların anaları olur
Kuran’
ın Nebe Suresinde günahkarların Cehennemde "ahkab" yani uzun devirler kalacağı ifade edilmektedir Cehennemde ne kadar kalınacağından söz edilirken "Allah’ın dilediği kadar" denilmekle yine bu nokta söyle belirtilmektedir; « Mutsuz olanlara gelince; onlar ateştedirler, onlar orada içlerini çeker ve inlerler Gökler ve yer durdukça orada kalacaklardır Rabbinin dilediği başka Çünkü Rabbin ne dilerse onu hakkıyla yapandır » Hud 106-107
Bu ayetler, cehennem azabının sürekli olmadığını gösteriyor Bu ayeti onu izleyen ayetle karşılaştırdığımızda bu durum daha da açıklığa kavuşur: « Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler Orada gökler ve yer durdukça kalacaklardır Rabbinin dilediği müstesna, bu kesintisi olmayan bir lütuftur » Hud 108
İki ifade arasında şu ilişki vardır: Cennettekiler de Cehennemdekiler de yer ve gök kaldıkça yurtlarında kalacaklardır Sonra bu ayetin ikisine de birer istisna ilave ediliyor Fakat sonuncu ayetler değişiyor Ve Cennetten çıkmak olasılığını bütünü ile ortadan kaldırmayı ifade etmek için onun ardı kesilmez bir lütuf olduğu belirtiliyor Cehennem konusunda ise en nihayet "Rabbin dilediği kudretle yapar" deniliyor
Allah Gökte Midir?
"Men fissemai" gökte olan Burada gökte olandan maksat meleklerdir "Men" sözcüğü tekil olmakla birlikte anlam olarak çoğuldur, genelleme anlamını verir F Razi, bundan kasıt "Allah’tır" demiyor, "Allah’tır" diyenlerin görüşünü alıp yanıt veriyor Çünkü kendisi Eşari'dir Eşariler Allah'a mekan isnat etmeye şiddetle karşıdırlar
Bakara 210'da geçen "Allah’
ın gelmesi" deyimi bütün İslam düşünürlerince "Allah’ın azabı" olarak yorumlanmıştır Ve bu anlam, Nahl Suresinin şu iki ayetinde çok belirgin olarak görülmektedir; Bilindiği gibi Allah’ın azabı, radyasyon, zehirli yanardağ dumanları, şiddetli fırtınalar olarak bulutlar şeklinde görünür ve gelir
“Onlardan öncekiler düzen kurmuşlardı Bunun üzerine Allah, binalarının temelini çökertti de tavanları başlarına yıkıldı Azap, onlara farketmedikleri yerden geldi” Nahl 26
Zerre kadar dil mantığını bilen birisi, bu ayetin öbür ayete bir açıklama olduğunu görür Şu ayet ise konu edilen ayetin net ve yorum götürmez bir ifadesidir:
“Onlar kendilerine yalnız meleklerin veya senin Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı Allah onlara zulmetmemişti, ama onlar kendilerine yazık ediyorlardı” Nahl 33
Elbette ki Allah’
ın azabı, radyasyon, kükürt, fırtına seklinde bulutlar olarak göründüğü gibi; Allah’ın rahmeti, gecenin temiz, sakin, huzurlu kısmı olan seher vaktinde görünür
Gecenin seher vaktinde insanın ruh ve bedeni dinlenir, insan, içindeki derinlik ve enginliği yakalar Evrenin içini ve dışını kuşatan engin rahmet ve huzurun gizemini görmüş olur

 

Efdal isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-02-2008   #19
 
Standart --->: Ateist Yazarlara Cevaplar


Neden Ay ve Güneş?
Evet, İslam saati değil de ay ve güneşi ölçü tutmuştur Bunun birçok hikmeti vardır;
* İnsanların çoğu teknik bilgiye sahip değildir Dolayısıyla vakitleri daima güneşe göre ayarlarlar Bu asırdaki gibi saat imkanı da her zaman bulunmaz
* Vakitlerin esnek, kaygan olması insan ruh ve sağlığı için çok önemli bir unsurdur İlk olarak insanı sıradanlıktan kurtardığı gibi, canlı, esnek bir düzen verir
* Dünyanın 24 saati, senenin 4 mevsimi, bu 4 mevsimdeki gün ve gecelerin kısalık ve uzunluktaki değişkenliği, doğallığı ve bu değişkenlik içinde sürekli bir ibadet ortamı nerede? Sabah saat 8, akşam 18 monotonluğunun bunaltıcılığı nerede?
* İnanmış insan vaktin kısalığına, uzunluğuna, sıcağına, soğuğuna bakmadan, her halükarda günlük görevlerini yerine getirir Böyle bir durum ise insana güçlü bir eğitim ve sağlık veren bir eylemdir
* Eğer Ramazan orucu aya göre, namaz güneşe göre ayarlanmasa idi, Dünyanın bir tarafı hep sıcak günlerde oruç tutacaktı ve hep sıcak saatlerde namaz ödevini yerine getirmek zorunda kalacaklardı
Kuran’da İsra 78'i "Güneş için namaz kıl!" şeklinde tercüme etmek Kuran’
ın tümüne zıt bir açıklama olur Burada Lam harfi illet ve ecliyet içindir, amaç tahsis değildir Yani "Güneş batıya dönünce namaz vacip olur" demektir Yoksa "Güneş batıya dönünce güneşe ibadet edin" demekle Kuran’ın tek Tanrı inancı ve sıfatları hakkındaki ayetlerini; Kuran’ın güneşe tapanları yeren kısımlarını görmemek gibi bir ahmaklık olur "Güneş doğunca uyan, batınca yat" denildiğinde acaba uyumak ve yatmak Güneş için mi olur?
Ümmet-Ulus İkileminde İslam’
ın Konumu
Ümmet sözcüğünün kavramsal anlamı aynı amaç ve kurallara bağlı olarak bir arada olan topluluk demektir Bu anlamıyla birden çok ırk ve milliyeti içinde barındırması doğaldır
Kuran-ı Kerim kavimlerin (milliyetlerin) çokluğunu kaynaşmaya vesile sayar İslam’da hiçbir ırkın veya rengin diğerine üstünlüğü düşünülemez Son elçinin Arapların içinde ve onlardan biri olarak gelmesi Araplara ümmet içinde bir ayrıcalık getirmez
Ulus ise daha çok kan, dil, toprak ve kültür birliğine dayalıdır Şimdi ümmete karsı milliyeti savunanlara soruyoruz; ilerici, çağdaş ve barışçı olmak 6 milyar insanı milliyetlere bölmeyi mi gerektiriyor? Yoksa insanlık alemini aynı barış ve adalet kuralları çevresinde birleştirmek mi gerekir?
Kuran’daki ümmet sözcüğü kullanışı açısından bize önemli ipuçları vermektedir:
Arap dil bilgini İbn Manzur, Lisanül Arap'ta ümmet sözcüğü hakkında şunları söylüyor: "Ümmet insan nesli demektir Her elçinin ümmeti tebliğ için gönderildiği bütün insanlardır" Kuran’da ümmet kavramı içine bir fikir ve ideal etrafında toplanan insanlar girer Aynı kategoriye giren hayvanların oluşturdukları topluluklar da (sürüngenler gibi) birer ümmet oluştururlar (Enam 38)
Tevhid ilkesinden hareket edersek temel yapı ve hedef bakımından özde aynı olan insanlık bir ümmet oluşturur Aksiyonlarıyla tarihe büyük değerler bırakmış yüce kişiler de ümmet olarak Kuran’da anılır (Hzİbrahim gibi)
İnsanların, farklı milliyetler halinde yaratılmış olduğu bir gerçektir Fakat bu farklılığın sonucu insanlar arasında düşmanlık duygusunun yerleşmesi değildir Milletler arasındaki farklılıklar yardımlaşma, tanışma ve dayanışma gibi duyguları temelinde taşıyan bir amaç içindir
Irk ve milliyet gerçeğini insanlığın yardımlaşma ve dayanışma sebebi olarak gören ve aradaki farklılıkların bu açıdan değerlendirilmesini isteyen düşünce, sadece Dine özgü bir görüştür Böylece ırk ve milliyet farklılıkları herhangi bir üstünlük savının konusu olmamakta ve farklı ırklar bir bütünün unsurları halinde uyumlu bir içi çelik sergilemektedir
İslamiyet birbirinden farklı kavimleri, ırkları kaynaştıran bir anlayış getirmiştir Bu anlayışa göre insanın kendi milliyetini ve ırkını sevmesi diğerlerine düşmanlık beslemesine sebep olmamalıdır Tersine insan farklılık ve renklilik içindeki uyumu görerek diğer milliyet ve ırkları kucaklayan evrensel bir sevgi anlayışına sahip olmalıdır Bu evrenselliğe zıt görüşler insanlığı daima savaşa sürüklemiştir Tarihsel sürece baktığımız zaman görürüz ki ırkçılık başkasını yutmakla beslenmektedir ve sömürgeciliğe kapı açmaktadır
Bu anlamda ırkçılık, başka ırk ve milliyetleri aşağılama ile varlıklarını inkara kadar gider Irkçılığın kendini üstün görme, hakim olma seklindeki tutumu başka ırk ve milliyetlerin varlığını inkar sonucunu verir ki, böyle bir düşünce tecavüz ve sömürgeleştirmeye sebep olduğundan dolayı İslam ırkçılığı reddetmiştir (İslam düşüncesinde Yahudi düşmanlığı yoktur Müslümanların karşı olduğu şey ise siyonizmdir)
Buradan anlaşılıyor ki evrensel olmak, tüm insanlığın acı ve ızdıraplarını ve doğal olarak sevinç ve mutluluklarını benliğinde duyabilmeye bağlıdır Yalnızca kendi topluluğunu, ırkını, bölgesini düşünenler evrensel olamazlar HzPeygambercin Taif'teki insanları iyiye, doğruya ve güzele çağırmasına karşılık Taifliler Onu taş yağmuruna tutup bedenini kanlar içinde bırakmışlardı O ise ellerini açarak şöyle yakarmıştı: "Rabbim, benim şu topluluğuma doğruyu göster, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar"
Sizi kanlar içinde bırakanlara benim topluluğum demek, bir başka deyimle düşmanlarınızı bile kendi benliğinizin bir parçası gibi görerek ruh enginliğine ulaşmak Evrensellik işte budur

 

Efdal isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-02-2008   #20
 
Standart --->: Ateist Yazarlara Cevaplar


Din ve Millet Sözcükleri
Kuran’da milletle din kelimesi arasında şöyle bir ilişki vardır: Kuran’da millet Allah'a değil kişilere izafe edilir Sözgelimi hiçbir zaman Allah’
ın milleti denmez Buna karşılık İbrahim milleti deyimi birçok yerde geçer Kuran’da dikkatimizi çeken olgu şudur:
Allah'a ve Resulüne itaat edilir, dinde ihlaslı olunur ve din gerekleri yerine getirilir Buna din denilir Toplumsal düzen ve birliğe bağlı kalmak da millet demek olur Bu bakımdan "millet" sözcüğü Elmalılı Hamdi Yazır'ın belirttiği gibi dinin toplumsal yanını ifade eder Yani tarih boyunca Müslümanlar İbrahim'in milleti üzere olmuşlardır Hzİbrahim’den beri İslamı din kabul eden ve bu din üzerinde bir millet halinde ümmet oluşturan insanlar hep kardeştirler Dinden ümmete giden yolun adıdır millet, yani millet bir gidiş, bir yol tutuş demektir İslam terminolojisinde milletin bugün Türkçede kullanıldığı sekliyle ulus, ırk, kavim ve yabancı dillerdeki nation kelimeleriyle hiçbir ilgisi yoktur
Mucize Nedir?
Bütün elçiler, elçiliklerine delil olarak mucizelerle donatılmışlardır Bu mucizeler, her şeyin hakimi olan Yaratıcımdan geldiklerine bir delildir Çünkü Allah kainattaki genel bir kuralı yalnız gönderdiği elçi için değiştirmektedir
Mucizelerin çeşitleri;
a) İç mucizeler: Bunlar ekçilerin doğruluğu, emin oluşları, üstün zekaları, yalan söylememeleri gibi mucizelerdir İyi düşünen bir insan bu gibi özellikleri üzerinde toplayan bir kişinin yalan söylemeyeceğini anlar ve onun elçiliğine inanır inanması için başka mucizelere gerek kalmaz Nitekim, HzHatice ve HzEbubekir gibi kişiler Peygamberimizin bu yüce vasıflarına bakarak ona inanmışlardır
b) Evrenle ilgili mucizeler: Gaflet ve cehalet içinde olan, fakat gerçeği kabule niyetli bulunan kimseler için kainatla ilgili mucizeler gösterilir Bu kişiler bu mucizelere bakarak iman ederler Mesela: Firavun'un sihirbazları, HzMusa'nın asasının bütün sihirleri iptal ettiğini görünce HzMusa'yı tasdik etmişlerdir
Elçilerin mucizelerinin Kuran’da zikredilme nedenleri;
a) Elçilerin icraatlarını, Dolayısıyla ilahi faaliyetleri insanlara anlatmak; böylece Allah’
ın kainattaki kudret ve irade tecellilerine dikkat çekmek
b) Maddi ilerleme için gereken örnekleri insanlığa göstererek insanları sanat ve teknolojide teşvik etmek Mesela; Hzİbrahim’in ateşte yanmama mucizesi, ateşte yanmayan maddelerin keşfedilmesi için bir teşviktir HzSüleyman'ın zamanında Sebe Melikesi Belkıs'ın tahtının bir anda HzSüleyman'ın önüne gelmesi eşyanın aynen naklinin mümkün olacağına işaret etmekte ve insanları bu yönde çalışmaya teşvik etmektedir HzSüleyman'a kuş dilinin öğretilmesi mucizesi, insanların hayvan seslerinin ne anlama geldiğini öğrenmelerine bir teşviktir
Hzİsa’nın ölüleri diriltme mucizesi, insanların kısmi bir ölümden sonra canlandırılabileceğine bir örnektir (Nitekim insanların dondurulduktan sonra, yani kısmi ölümden sonra tekrar canlandırılması ile ilgili çalışmalar bugün yapılmaktadır)
Kısas Ne Demektir?
Kısas ayetinin tam meali şöyledir:
"Onlara (Yahudilere) bir yasa olarak: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralanmalarda da kısas vardır Kim bu kısasdan vazgeçip bağışlarsa, o, onun için bir kefarettir (temizlik ve sevaptır)" (5:45)
Kısas İslamda denklik, adaletin sağlanması, karşılıklılık demektir Kısacası asil insan gözü, köle gözü vs farkı yoktur
Uzvun uzva denk olduğunu göstermek için göze göz gibi ifadeler kullanılmıştır Yoksa uzva karşılık uzuv kesilmesi, göz çıkarılması vs gibi bir ceza yoktur Çünkü böyle bir kısasta eşitlik tam olarak uygulanamaz Onun için aslolan diyettir Uzvun diyetinde tam ve istisnasız bir eşitlik vardır
Müslümandan Başkası Cennete Giremez mi?
Müslümanların dışındaki insanlar cennete girebilirler mi? İslamdan haberi olmayan insanların inançlarından ve yaptıklarından dolayı sorumlulukları var mıdır?
Hz Muhammed'den önce gelen peygamberlerden herhangi birine inanarak onun getirdiği ilahi mesajı yaşayan insanlar sonsuz mutluluğa erişmeye hak kazanmışlardır Yine Hzİsa'nın devrinden HzMuhammed'in zamanına kadar olan süre içinde Hıristiyan olarak yaşayan insanlar sonsuz mutluluk yeri olan cennete gireceklerdir Daha önceki insanların durumu da bu örneğe göre değerlendirilebilir Peygamberlerin mesajını işitmeyen insanlara gelince, bunlar üçe ayrılır;
a) HzMuhammed'in elçiliğini hiç duymamış insanlar Bu insanlar İslamdan sorumlu değildir
b) Allah'ın sonsuz mesajı olan İslamı GEREĞİ KADAR duymuş, fakat ihmal, gerçeğe gözünü kapama, gurur veya inat gibi nedenlerden dolayı inanmayan kimseler Bu gruba giren insanlar sorumludurlar
c) HzMuhammed'in, Kuran’
ın ve İslamiyetin sadece adını duymuş fakat gerçek niteliklerini öğrenme imkanına sahip olamamış kimseler, bu insanlar da ilk grup gibi sorumlu değillerdir
Nitekim İsra Suresinin 15 ayetinde Allah;
« Kim gerçeği kabul ederse kendisi için kabul etmiş olur Kim gerçeğin yolundan saparsa kendi aleyhine olur Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez BİZ RESUL GÖNDERMEDİKÇE CEZA VERECEK DEĞİLİZ» demektedir
Burada geçen Resul kelimesini incelersek: RESUL "gönderilen, söz, mesaj" anlamına geldiği gibi "sözü, mesajı getiren" anlamına da gelir
Bu ayeti ve ayette geçen RESUL kelimesini incelediğimiz zaman şunları söyleyebiliriz: Allah insanlara ilahi mesajları ve ilhamları Peygamberler aracılığı ile gönderdiği gibi peygamberler dışındaki bir kısım vasıtalarla da gönderir Bu vasıtalar rüya, düşünsel veya sezgisel ilhamlar olabilir Yani evrenin her bir parçasının insan aklında ve duygularında çağrıştırdığı şeyler, rüyalarla anlatılan bir kısım gerçekler "gönderilen söz, mesaj" kapsamında düşünülebilir Tabii ki gönderilen söz ve mesajlar özeldir, yani sadece o kişi tarafından algılanabilir ve bilinebilir Onun dışındaki insanlar için bunlar bilinmezlik perdesi altındadır Dolayısıyla diyebiliriz ki Allah'ın insanlara gönderdiği mesajlar çok çeşitlidir
Ve Allah bu gönderdiği mesajların niteliklerine göre insanları sorumlu tutacaktır
Şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki Allah insanlara ne verdiğini ve insanların ne alacağını bilir Allah adildir İnsanlara adil davranır
Son söz olarak; Allah'a inanan, Ahirete (yaptıklarından sorumlu olduğuna) inanan, salih amel (yani iç ve dış barışı sağlayıcı fiiller) işleyen herkesin cennete girmesi ilahi rahmetten beklenir (doğrusunu Allah bilir)

 

Efdal isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-02-2008   #21
 
Standart --->: Ateist Yazarlara Cevaplar


İslam Savaş Hukuku - İslamda Cihad Niçin Yapılır?
Şunu açıkça belirtmek isteriz ki cihad denince akla hemen silahlı savaş gelir Halbuki cihad çok geniş bir kavramdır Cihad, çaba, mücadele, gayret anlamlarına gelen bir kavram olup sözlü ve fiili düşünsel, psikolojik ve fiziksel tüm çaba ve mücadeleleri içine alır Bu kısa açıklamadan sonra merak edilen silahlı savaş konusuna geçelim
İslamda savaş asla dini zorla kabul ettirmek için yapılmaz Bu konuda Allah'ın emri açıktır "Dinde zorlama yoktur" (Bakara:256)
Savaş saldırıyı püskürtmek için yapılır Bu konuda Kuran'ın şu ayetini görüyoruz "Kim sizin üzerinize saldırırsa, sizde tıpkı onların saldırdıkları gibi (saldırılarına karşılık olarak) saldırın Allah'tan sakının Ve, Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin" (Bakara:194)
Bu ayetlere göre Kuran, inananlara saldırmayanları kendileriyle iyi geçinilmesi gereken kimseler olarak görür Ama Müslümanlara saldırdıkları zaman Müslümanlar bu saldırıya cevap verir "Sizinle din konusunda savaşmamış, sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik yapmak ve adaletli davranmaktan Allah sizi men'etmez; çünkü Allah adaletli davrananları sever Allah sizi ancak sizinle savaşan, yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza arka çıkmış olanlarla dostluk etmenizden meneder" (Mümtehine:8-9)
Saldırıyı önlemek söz konusu olduğu zaman; Kuran saldırının ilk işareti görülür görülmez savaşa girilmesine izin vermez Hatta saldırı başladıktan sonra bile savaşa meydan vermeden mümkünse onu durdurmaya çalışır: "Eğer herhangi bir ceza ile karşılık verecekseniz size yapılanın aynısı ile karşılık verin Sabrederseniz andolsun ki; bu elbette daha hayırlıdır" (Nahl:126)
İşte, oldukça açık yargılar taşıyan bu ayetler ispat etmektedir ki; Peygamber uygulamasında kendini bulan, İslam Dini'ne göre savaşın sebebi; bir ideolojiyi veya bir dini başkalarına zorla kabul ettirmek değil aksine bir saldırının önünü almaktır
Peygamberimiz zamanında savaş iki nedenle yapılmıştır:
1- Düşmanlar saldırılarını doğrudan doğruya Peygambere yöneltiyorlardı; O da bunlara karşılık veriyordu
2- Müslümanları inançlarından döndürmeye zorluyorlardı Bu durum karşısında Peygamber, düşünce ve inanç hürriyetine dokunulmasına engel olmaya çalışıyordu Gerçekten de eğer Peygamberimiz savaşa girmişse bu sadece düşünce hürriyetini sağlamak ve inananları inançlarından döndürmeye çalışan kimselere karşı savunma içindi Bu kesinlikle anlaşılmalıdır ki; Müslüman değil diye hiç kimse öldürülemez İnançsızlığı yüzünden kimseye dokunulmaz
Şimdi Kuran'daki diğer ayetlere geçelim
"Size savaş açanlarla, siz de Allah yolunda savaşın, ancak aşırı gitmeyin Şüphesiz Allah aşırı gidenleri sevmez; onları (size savaş açanları) nerede yakalarsanız öldürün Onları sizi çıkardıkları yerlerden (işgal ettikleri yerlerden) çıkarın Fitne öldürmekten daha kötüdür Onlar Mescid-i Haram yanında orada sizinle dövüşünceye kadar siz de onlarla dövüşmeyin Fakat sizi öldürürlerse siz de onları öldürün Bununla beraber vazgeçerlerse siz de bırakın Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir Fitneden eser kalmayıncaya, din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın Vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık edilmez" (Bakara:191-192-193)
Bu ayetler "İslamın savaş tüzüğü" olarak kabul edilmektedir İslam bilginleri bu ayetlerden savaşın ancak saldırıyı püskürtmek amacı ile yapılabileceği sonucunu çıkarmış ve şu yargıları ortaya koymuşlardır:
1- Size savaş açanlarla Allah yolunda "İlahi adaleti ve barışı yayma yolunda" siz de savaşın Şu halde Müslümanlara savaş izninin verilişi, düşmanların saldırısına bağlanmıştır
2- Ancak aşırı gitmeyin
Ayete göre savaşmayan kimseler ve savaş meydanında hiç bir fonksiyonu bulunmayan ve asla savaşa katılmayan insanlara saldırmak yasaktır
3- Fitneden eser kalmayıncaya kadar, onlarla savaşın Savaşın amacı; baskıyı, sömürüyü kaldırmak barış ve adaleti sağlamaktır Herhangi bir dinin, ideolojinin zorla benimsetilmesi de fitnedir İslam bunu da reddeder ve bununla mücadele eder
4- Düşmana, davranışının aynısıyla karşılık verilmelidir Fakat saldıranlar ahlak kurallarından uzaklaşmışlarsa İslam savaşçısı bu yolda düşmanı izleyemez
Ahlak dışı konularda karşılıklı davranış kanunu uygulanamaz Mesela onlar kadınlara saldırırlarsa biz de aynı şekilde davranamayız Ölülerimizin cesetlerine saygısızlık yaparlarsa bizler hiç bir zaman onları bu yolda taklit edemeyiz
5- Savaşta meşru olan ve olmayan hareketler:
a) Din adamlarına dokunulmaz
c) Çocukları, ihtiyarları ve kadınları öldürmek yasaktır
d) İslam bir toplumu imhayı reddeder
e) Savaşılan ülkeyi tahrip yasaktır (M Ebu Zehra İslamda Savaş Kavramı)
Savaş Esirleri:
Savaşta bile insan onuruna saygı gösteren İslam, Müslümanları esirlere karşı da merhametli olmaya çağırır Peygamberimiz "Esirlerinize iyilikle davranınız!" demiştir Bedir Savaşında alınan esirlere iyilikle ve saygılı bir şekilde davranılmasını emretmiştir Müslümanlar da bu emre uyarak yiyecek konusunda esirlere öncelik tanımışlardır
Savaş esirleri konusunda İslamın temel direktifleri nelerdir? Onlara hürriyetlerini mi verir yoksa kendilerinden fidye mi alır?
Bu konudaki ayetler şöyledir:
"Nihayet onların gücünü kırdığınız zaman artık bağı sıkı tutun(onları öldürmeden ve yaralamadan tutsak edin) Ondan sonra ya iyilik yapın (karşılıksız serbest bırakın) yahut fidye alın" (47:4)
Kuran’
ın bu ayeti iki şıktan birinin seçilmesi gerektiğini göstermektedir Ya karşılıksız serbest bırakma, yahutta fidye ile serbest bırakma, bunun dışındaki uygulamalar İslami değildir
Savaşta bile işkence yasaktır
"El, ayak, burun, kulak keserek cezalandırmak yasaktır"(Sünen-i Ebu Davud, Tercemesi, Cilt:10 sh 217)
"Öldürmede bile insanların en iffetlisi, merhametlisi müminlerdir"(Ebu Davud Hds No:2666)
Buradaki iffetli (merhametli) kelimesi en şefkatli, en merhametli ve yaratıkların organlarını kesmek ve bağlamak şeklinde onlara işkence etmekten en çok sakınan manalarına gelir Çünkü İslam "Şüphesiz Allah her şeyde iyi ve mükemmel olanı farz kılmıştır O halde siz öldürdüğünüz zaman, öldürmeyi (merhametlice) yapın Bir hayvanı keseceğiniz zaman bıçağı iyice bileyin ve hayvanı dinlendirin" (Tirmizi diyet:14, İbni Mace Zebaih:3) (Ahmed Bin Hanbel 4:123125) İslam, bu gibi buyruklarla Müslümanların kalplerine merhameti ve şefkati yerleştirmiştir Bu nedenle gerçek Müslümanlar bir şefkat ve merhamet örneği oldukları için savaşta düşmanı öldürürken dahi onun organlarını keserek ona işkence yapamazlar Bu kesinlikle yasaktır (Ebu Davud C10 s 270)
Savaşta kadınları öldürmek yasaktır
Abdullah bin Ömer'den rivayet edildiğine göre: Resulullah'ın bulunduğu savaşlardan birinde bir kadın ölü bulundu Bunun üzerine Resulullah kadınlarla çocukların öldürülmesinin İslamda yasak olduğu söyledi (Ebu Davud, Hds No:2668, Buhari Cihad 147-148, Müslim Cihad 25-26, Tirmizi Siyer 19, İbni Mace Cihad 30, Darimi Siyer 24, Muvatta Cihad 29, Ahmed Bin Hanbel c 2: 23-22, 76, 91)
Yani savaşta savaşmayan insanlarla savaşılmaz, silahsız insanlara dokunulmaz (Aliyyül Kari, Mirkatül Mefatih c 4:237)
Peygamberimiz Mekke fethinde Mekke halkına şöyle seslenmiştir: "Ey Kureyş topluluğu! Şimdi hakkınızda benim ne yapacağımı tahmin edersiniz?" diye sordu Kureyş topluluğu: "Sen kerem ve iyilik sahibisin Bize hayır ve iyilik yapacağını umarız" dediler Bunun üzerine Peygamberimizi; "Benim halimle sizin haliniz, Yusuf'un kardeşlerine yaptığı gibidir HzYusuf kendisine komplolar kuran kardeşlerine şöyle seslenmiştir: `Bugün ve bundan sonra benim tarafımdan size başa kakma ve serzenişte bulunma gibi herhangi bir eza ve cefa düşünmeyin Ben hakkımı helal ettim` " diyerek hepsini AFFETTİ (Taberi, İbni Sad)
HzPeygamber daha Medine'ye gelir gelmez yerli ahali ve Yahudilerle imzaladığı vesikayla karşılıklı hak ve yükümlülükleri açıkça tanımladı Ve ortak bir konsensüs sağlamayı başardı Buna göre Müslüman olmayanlar kendi din ve düşüncelerinde yaşama biçimleri ve ibadetlerinde özgür olacak, kimse onlara müdahale etmeyecek ve İslam Devletine verdikleri vergi karşılığında yabancı saldırılara karşı korunacaklardı HzAli, Mısır Valisi Malik bin Eşter'e gönderdiği mektubunda bunu sistemli bir hukuki ifadeye döktü HzAli'ye göre Müslümanların yönetiminde yaşayan insanlar iki gruba ayrılıyordu Biri "dinde kardeşlerimiz olan Müslümanlar" diğeri de "yaratılışta eşlerimiz olan gayri müslimler" Her ikisinin de korunmuş hakları vardı Tarihte hiçbir kültür kendinden başkasını böylesine ontolojik ve insanı bir temele oturtup yüceltebilmiş değildir Nitekim HzAli'nin bu çarpıcı tanımı Kuran’
ın bütün insanları tek bir nefisten yarattığına ilişkin bir ayetine ve Peygamberin "bütün insanlar Adem'in çocuklarıdır Adem de topraktandır" hadisine bir vurguydu
Müslüman olmayan cemaat ve halkların kendi din ve hukuki inanışlarını sürdürme haklarını teminat altına alan bu geniş ve özgürlükçü perspektif, İslam toplumunda sosyal kültürel temele dayalı bir çoğulculuğun gelişmesine yardım etti ve Hıristiyan, Yahudi, Mecusi, Hindu, Budist ve benzeri din ve inanışlara bağlı kültür ve cemaatlerin günümüze kadar din ve kültürel varlıklarını koruyup sürdürmelerini sağladı Şu bir gerçektir ki, eğer Müslümanlar, batılılar gibi diğer kültürler, dinler ve halklar karşısında baskı ve asimilasyon politikası uygulasalardı, İslam'ın devlet olduğu ülkelerde ne Hıristiyan ne de Budist ve benzeri kalırdı Örneğin; İslam (Endülüs Emevileri) İspanya'da yüzyıllarca devlet olmasına rağmen Hıristiyanları {ve Yahudileri} inançlarında zorlamamış, onları asimile etmemiştir Buna karşın Hıristiyanların hakimiyetindeki İspanya'da tek bir Müslüman kalmamıştır

 

Efdal isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Tags: ateist, cevaplar, yazarlara

ALLAH'ın ayetiyle alay edenlerle birlikte oturmak | Ateist Kardeş...

Konu Araçları


Ateist Yazarlara Cevaplar ile ilgili Benzer Konular
2034 Kez Görüntülendi

ateist arkadaşım
Ateist Kardeş...
Müslüman ve ateist
Ateist bir adam
Müellifin Mukaddimesi (Yazarlara örnek bir mukaddime/sunuş)

Powered by vBulletin® Version 3.6.11 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forumacil | Forumalev | Dantel | Rüyatadı | Mumine | Örgü | Netalemi | Google | Şiirler | validator.w3 |

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369