![]() |
| | Konu Araçları |
| | #1 |
| | ![]() Niçin ibâdet ettiğimize gelince:* Herşeyden önce, yaratılış gayemiz olduğu için ibâdet ederiz Çünkü Allah, biz insanları kendisini tanıyıp îman etmemiz ve ibâdette bulunmamız için yaratmıştır![]() Bu husus Kur'ân-ı Kerîm'de şu şekilde beyan edilmiştir: "Ben insi ve cinni ancak beni (îmanla tanıyıp) ibâdet etsinler diye yarattım " (ez-Zâriyât, 56)![]() Bir mü'min olarak, âyet-i kerîmenin ifade ettiği yaratılış gâyemize uygun şekilde hareket eder, Yaradanımıza karşı ibâdet ve kulluk vazifemizi yerine getirmeye çalışırız ![]()
Böyle bir nankörlüğe düşmemek için, ibâdet vazifemizi noksansız yapmaya gayret gösteririz![]() Allah bizi yoktan vâr etmiş, binlerce duygu ve cihazlarla donatmış, o duygu ve cihazlarımızın ihtiyacı olan herşey'i yaratmış, hayatla birlikte insâniyet, îman ve hidâyet nimetlerini de vermiştir ![]() Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın nimetlerinin sonsuz olduğu ve saymakla bitmiyeceği şu şekilde belirtilmektedir: "Allah'ın nimet(ler)ini saymaya kalksanız (değil tek tek saymak) topyekün bile sayamazsınız " (en-Nahl, 18)![]() Bu kadar sonsuz nimetler karşısında bizlere düşen vazife: Nimet sâhibi Cenâb-ı Hakk'ı tanımak ve sevmek, ibâdetle tanıyıp sevdiğimizi göstermek, verdiği nimetlerinden dolayı daima şükür ve minnet duyguları içinde bulunmaktır ![]() * Yapmış olduğumuz ibâdet ve şükürler, aslında bu dünyada bizlere verilmiş olan nimetlerin tam karşılığı olmaktan çok uzaktır Halbuki Allah, îman edip ibâdet yaptığımız takdirde, bizler için ayrıca âhirette daha büyük nimetler hazırlamış, Cennette ebedî saâdetler va'detmiştir Bu durumda Allah'ın âhirette vermeyi va'dettiği bu ni'metler, tamamen onun hususî lütuf ve ihsânı, fazlı ve ikrâmı olmaktadır Yoksa, bizim yaptığımız ibâdet ve şükürlerin karşılığı, ücreti değildir![]() Bu hususu Peygamber Efendimiz şu şekilde ifade buyurmuşlardır: "Sizden hiçbir kimseyi, kendi ameli (ibâdeti) Cennete girdiremez Beni de, amelim Cennete koyamaz Bu, ancak Allah tarafından bir RAHMET ile olacaktır![]() ![]() "
Allah'ın rızasına uygun düşen her şey, her hareket, her söz, her fiil, her düşünce ve niyet ibâdet kabûl edilmektedir Allah'ın emirlerini tutmak kadar, yasaklarından kaçmak da ibâdettir Bu bakımdan ibâdeti ikiye ayırmak mümkündür:1 Amel-i sâlih, 2 Takvâ![]() Amel-i sâlih, namaz, oruç, v s gibi Allah'ın emirlerini yapmak demektir![]() Takvâ ise, içki, kumar, zinâ gibi Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçınmak mânasınadır ![]() İbâdetin Ferd ve Cem'iyete Sağladığı Faydalar Nelerdir? 1 İbâdetin mühim faydalarından biri, îtikadî ve imanî hükümleri kalb ve ruhlarda kökleştirip sâbit hâle getirmesidir![]() Bilindiği gibi, bilgi, ancak pratikle, tecrübe ile artar, gelişir, kökleşip meleke hâlini alır Pratiği ve tatbikatı yapılmayan kuru bir bilginin muhafazası zor olduğu gibi, insana hayatta faydası da az olur İmanî ve îtikadî bilgi ve hükümler için de, aynı durum söz konusudur Bu tür bilgi ve hükümlerin insanda kökleşip yerleşmesi, meleke hâline gelmesi, ancak ibâdet sâyesinde mümkün olur Çünkü "Allah'ın emirlerini yapmak, yasaklarından da kaçmak" demek olan ibâdet, îmanın pratiği ve tatbikatı hükmündedir![]() İbâdeti terketmek, îmanın insan davranışları üzerindeki müsbet te'sîrinin zamanla zayıflayıp kaybolmasına sebeb olur İnsan davranışları üzerinde îmanın te'sîri zayıfladıkça da menfî duygular, kötü huylar, zararlı arzular, onun his âlemini kaplar; çeşitli günah ve kötülükleri işlemeye zorlar Bu bakımdan, îman ile ibâdetin birbiriyle yakından alâkası vardır İman bir lâmba ise; ibâdet, rüzgârlar karşısında onu sönmekten kurtarmak ve ışığını daha da fazlalaştırmak için lâmbaya takılan şişe hükmündedir Peygamber Efendimiz ibâdetin îmanı koruyucu rolüne işâreten, "İman çıplaktır Elbisesi ise takvâdır" buyurmuştur Takvâ, bilindiği gibi, Allah'ın nehiylerinden kaçınmak, haram ve günahlardan uzak durmak demektir ki, bunun ibâdet olduğunu yukarda belirtmiştik![]() 2 İbâdet, ferdî hayatın tanzîminde de büyük rol oynar Çünkü, ibâdet, fikirleri Cenâb-ı Hakk'a çevirttirir; zihinlerde Allah'ın azamet ve büyüklüğünü yerleştirir Bu ise, kulun, her yaptığı işte Allah'ın rızasını düşünmesini, İlâhî emirlere ve yasaklara riayet ve itâatini netice verir![]() Böylece, kulun şahsî hayatı, dînin gösterdiği istikamet üzere tanzîm edilmiş, maddî ve mânevî bir disiplin altına alınmış olur ![]() 3 İbâdetin ferdleri birbirlerine kaynaştırmada ve cem'iyette huzur ve âhengi sağlamada da büyük rolü vardır Aynı kıbleye yönelerek ibâdet etmek, Müslümanlar arasında kopmaz bir bağlılık ve bitmez bir alâka te'sîs eder Bu bağlılık ve alâka da sarsılmaz bir kardeşliği, ciddî bir sevgiyi, samimî bir dostluğu netice verir![]() Bu sâyede, cem'iyet hayatı huzur ve rahata kavuşur; maddî ve mânevî terakkiye ulaşır ![]() 4 İbâdetin insanın moral dünyası, ruh âlemi üzerindeki te'sîrine gelince:İbâdetini yerine getiren bir mü'min, kalben müsterihtir Ruhen kuvvetlidir Mânen güçlüdür Hayatı boyunca, vazifesini yerine getiren bir insan psikolojisi içinde, gönül huzuru ile, mutlu yaşar![]() Ruhen daralmaz, bunalmaz, morali bozulmaz Engeller, zorluklar, imkânsızlıklar karşısında hüzne ve ye'se kapılmaz; metanet ve güvenini kaybetmez İbâdet yapan kimsenin iç âlemi, düzenli ve kararlıdır Ruhî fırtınalar, tenakuz ve çatışmalar onda görülmez![]() 5 İbâdet şahsî kemalât ve olgunluğa da en büyük vesiledir![]() Bilindiği gibi insan, cismi itibariyle küçük, zayıf ve âciz bir varlıktır Buna mukabil o, yüksek bir ruh ve büyük bir istidadın sâhibidir Meyil ve arzuları sonsuza kadar uzanmış; emellerine, duygu ve hislerine yaratılıştan hiçbir sınır konulmamıştır![]() İşte böyle bir fıtratın sahibi olan insanın ruhunu yükseltip genişlendiren ibâdettir ![]() İstidât ve kâbiliyetlerinin inkişafını sağlayan ibâdettir ![]() Meyil ve arzularını ulvîleştiren ibâdettir ![]() Emellerini gerçekleştiren, ümidlerini, filizlendirip yeşerten ibâdettir ![]() Fikirlerini disiplin altına alarak doğru düşünce ve sıhhatli muhâkemeyi te'min eden ibâdettir ![]() Duygu ve hislerini had altına alan, ifrat ve taşkınlıklardan kurtaran ibâdettir ![]() Özetle diyecek olursak, insanı insandan beklenen kemâlâta, ahlâkî ve ruhî olgunluğa ulaştıran ibâdettir ![]() ![]() ![]() Alıntı
|
| |
| İstediğini Bulamadıysanız Üye Olmadan
BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz. |
| | #2 |
| | ![]() Allah razı olsun
|
| |
| | #3 |
| | ![]() Rabbim cümlemizden razı olsun ![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #4 |
| | ![]() İbadet; kulun, Allah-ü Teâlâ’ya karşı tekbir, hamd, şükür gibi vazifelerini Onun emrettiği tarzda yerine getirmesidir İnsan; Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz ihsan, ikram ve nimetleriyle beslendiğini düşünerek Ona karşı hamd ve şükür görevini yerine getirmekle sorumludur Bu ise, ancak ibadetle olur İbadet eden insan, bu dünya misafirhanesinde, Allah’ın emri dâiresinde oturup kalkar, yiyip içer, her türlü fiil ve hareketlerini Onun emirlerine göre tanzim eder Allah’ın kulu olarak yaşar Bu kulluk onu, hakiki insaniyete, gerçek şerefe kavuşturur Zaten insanların yaratılış gayesi ibadet ile bu şerefe nâil olmaktır Nitekim, Cenâb-ı Hak Zâriyât Sûresinde (Ayet, 56); “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etmeleri için yarattım ” buyurmaktadır Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyuruyor:“Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelki insanları yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki takvâ mertebesine nail olasınız Ve yine Rabbinize ibadet ediniz ki, Arz’ı size döşek, semâyı binanıza dam yapmış; ve semâdan suları indirmiş ki, sizlere rızık olmak üzere yerden meyve ve diğer gıdaları çıkartsın Öyle ise Allah’a misil ve ortak yapmayınız (Bilirsiniz ki, Allah’tan başka Ma’bûd ve hâlıkınız yoktur) ” (Bakara Sûresi, 21-22)Evet, Cenâb-ı Hak, semavatı güneş ve yıldızlarıyla, zemini deniz ve karalarıyla en mükemmel bir sûrette yarattı İnsanın ruhuna, her biri kâinattan daha kıymetli lâtifeler yerleştirdi Ona her tür güzellikleri seyredebilecek bir göz, yiyeceklerin ayrı ayrı tatlarını zevk edebilecek bir dil verdiği gibi, bu duygularla elde ettiği zevkleri, ilim ve irfana çevirecek bir akıl ihsan etti Ve insana, gerek kâinattan süzülerek onun imdadına gönderilen nimetleri ve gerekse kendi vücuduna yerleştirilen maddî ve manevî ihsanları takdir edebilecek bir vicdan lütfetti![]() İnsan, kendisine hediye edilen o akıl ile, sadece bu dünya için yaratılmadığını, kendisinin, vazifesiz ve gayesiz olamayacağını idrâk eder ![]() Vicdanıyla, ona yapılan bu sonsuz ihsanlara karşı Rabbine hamd ve şükretmesi gerektiğini bilir Ubudiyetini yalnız Allah’a hasreder Ona ortak koşmaz![]() Ve kalbiyle ancak Allah’a muhabbet eder; sevilmeye lâyık bütün yaratılmışları da yine Onun için sever ![]() Faraza, insan dinen ibadetle sorumlu olmasa bile ondaki akıl, kalp ve vicdan Allah’a ibadeti ve itaati emreder Zira, bunları ancak ibadet tatmin eder![]() Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan O Ganiyy-i Mutlak’ın bizim ibadetimize ihtiyacı olmadığı açıktır Bilâkis, biz ibadete muhtacız![]() İster istemez varacağımız o mahşer meydanında, o dehşetli hesap gününde, Cenâb-ı Hak biz insanlara: “Ey kullarım! Ben sizleri yoktan var ettim Sizin sonsuz ihtiyaçlarınızı yerine getirmek için bütün kâinatta olan nimetlerimi size yönelttim Vakti vaktine ihtiyaçlarınızı yerine getirdim Ben dünyada rahmet ve inâyetimle sizinle beraber idim O zaman siz kiminle beraberdiniz? Şükür ve kulluk bana lâyık iken siz beni unutup şükür ve ubûdiyetinizi kimlere takdim ettiniz?” derse ne cevap vereceğiz? O mukaddes huzurda utanma ve hayâdan ortaya çıkan manevî azap, Cehennem azabından daha dehşetli olmayacak mıdır? İşte, kâfirlere; “Keşke toprak olsaydık ” dedirten de bu hâlden gelen şiddetli utanç duygusu olsa gerektir![]() Evet, insan ibadetsiz olmayacağı gibi, İslâmîyet de ibadetsiz düşünülemez Bu hakikati şöyle bir örnekle açıklayalım: Bir Müslüman köyü düşününüz Bu köyde ezan okunmasın Hiç kimse - ne bayram, ne cuma, ne de vakit - namazlarını kılmasın Hiçbir fert oruç tutmasın, zekât vermesin, hacca gitmesin O köyde yaşayanlar Kur’an okumasın, haram-helâl tanımasın, farz-vacip nedir bilmesinler Kalplerinde Allah’ın sonsuz nimet ve ihsanlarına karşı, hiç kimsenin hatırına hamd ve şükür etmek gelmesin![]() ![]() ![]() Böyle bir köyün ahalisi, Kur’an-ı Kerim’in emirlerine, Peygamber Efendimizin (asm ) sahabelerin, evliya ve asfiyanın, müçtehitlerin, müfessirlerin, mücedditlerin hayat tarzına ters düşen bir yola girmiş olmaz mı?Evet, İslâm sadece teorik ve vicdanî bir sistem değildir Kur’ân-ı Kerim’de birçok ayet-i kerimede imandan sonra hemen amel-i salih kavramı kullanılmakta ve salih amelin, imanın bir sonucu olduğu ders verilmektedir![]() Evet, peygamberlerin gönderiliş hikmeti, imanın esaslarıyla İslâm’ın şartlarını insanlara öğretmektir Yani, onların kalplerine, başta Allah’a iman olmak üzere, bütün iman hakikatlerini yerleştirmek ve bu imanlarını kemâle erdirecek ibadet vazifelerini onlara hakkıyla öğretmektir İnsanın imanı, ancak bu ibadetlerle olgunlaşır Bir kulun Allah katındaki değeri, Ona karşı kulluk vazifesinde göstereceği hassasiyet nispetindedir![]() Alaaddin Başar (Prof Dr )
|
| |
| | #5 | |
| | ![]() Alıntı:
![]()
| |
| |
![]() |
| Tags: demektir, ederiz, ibadet, nicin |
| Konu Araçları | |
| |