|
| | #1 |
| | ![]() ADALET a-Adaletin Anlamı: ‘Adalet’ (kısaca adl) masdar olarak, düzeltmek, eğri bir yoldan doğru bir yola kaymak, eşit ve muadil olmak, dengede tutmak, dengelemek, tartmak gibi anlamlara gelir ![]() ‘Adalet’, doğru oluşu zihinde sabitleşmiş şeydir Düzgün ve usulüne uygun olmayan şeye ‘cevr’ (haksızlık ve eziyet) denir Doğruluk ve düzgünlük kavramları, sapmazlığı ve şaşmazlığı da içerisine alırlar Adaletin anlam sahası içinde doğruluktan söz ederken; haksızlıktan uzak olma, hakkaniyet sahibi olma manalarına da işaret etmiş oluruz![]() ‘Adalet’ bir başka deyişle, sapmazlık, kesin doğru ve tam düzgünlüktür ![]() Zulmün karşıtı olarak ‘adalet’, bir şeyi ait olduğu yere koymak, hakkını vermek, eşit ve denk yapmak anl----- gelir ![]() Aynı kökten gelen ‘muadil’ kelimesi, eşitlik, eşitlemek, ‘İ’tidal’ ise, ılımlılık, ölçülü olmak, yani denge ve orta yolu izlemek demektir ![]() ‘Adalet’ kavramını tek bir tanımla ifade etmek zordur Bu kavramın kapsadığı alan da çok geniştir ‘Adalet’ olayını çeşitli cepheleriyle ve dereceleriyle anlatan bir kaç sözcük daha bulunmaktadır ‘Adl’ kelimesi bunlardan yalnızca birisidir ‘Kıst, kasd, istikamet, vasat, nasip, hisse, mizan’ gibi kavramlar da adalet kelimesiyle anlamdaştırlar ![]() ‘Adalet’in karşıtı zulüm’dür Tuğyan (azgınlık ve despotluk), meyl (kaykılmışlık) ve inhiraf (sapma) da zulmün anlamdaşlarıdır![]() Said b Cübeyr, ‘adl’ kavramını anlamını soran Halife Abdülmelik’e (öl 705) şöyle cevap verdi:“Adl dört kısımdır: Birinci manası; Allah’ın emrine uyarak hükmedilirken adaletli davranmak, yani insaflı olmaktır (4 Nisa/54)İkinci manası; sözde, konuşmada, haberleşmede adalet olması Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Konuştuğunuzda ölçüyü aşmayın ” (6 En’am/152)Üçüncü manası; kurtuluşun sebeplerine sarılma, yani doğru davranışlara, salih amele yönelme anlamındaki adalet (2 Bekara/123)Dördüncü manası; Allaha eş koşmaktan sakınmaktır “… Ne var ki kâfirler Allah’a (muadil) eş bulurlar ” (6 En’am/1)‘Falanca alancaya adalet etti’ demek, ikisi birbirine yakın ve eşit oldu demektir ![]() Tartı ve ölçüde adalet, boy, ağırlık, değerce ve ölçü yönünden bir şeyin diğerine eşitliğini sağlama durumudur İki şey arasındaki adalet, o iki şey arasında denge sağlanması demektir (Nak İslâmda Adalet Kavramı, s 24)Allah (cc) insanı ‘adl’ üzere; yani düzgün, dosdoğru ve her bir organını yerli yerinde yarattı Onun yaratılışı dünya hayatını rahatlıkla sürdürmesine imkan sağlar![]() “Ey insan, üstün ve kerem sahibi Rabbine karşı seni aldatan nedir? Ki O seni yarattı, sana bir düzen içerisinde bir biçim verdi ve seni bir i’tidal üzere (ölçülü) kıldı ” (82 İnfitar/6-7)b-Adaletin Önemi: ‘Adl’ üzere yaratılan insanın da yeryüzünde ‘adl’ üzere davranması gerekiyor Çünkü adalet; insan, toplum ve tabiat hayatının nizamını (düzenini) sağlar Bu adaleti sağlayacak olan da Tevhid Dini’dir Evrendeki mizan’ı (ölçüyü, dengeyi) koyan Allah (cc) olduğuna göre (55 Rahman/7), insan ve toplum hayatındaki dengeyi ve adaleti de ancak O’nun koyduğu ölçüler sağlayabilir![]() Kur’an insanlara adaletle iş görmeyi, adaleti yerine getirmeyi emrediyor: “Allah, adaleti, ihsanı (iyiliği ve güzel davranmayı), yakın akrabalara yardım etmeyi; fahşa’dan (aşırılıktan), münker’den (kötü işlerden) ve bağy’den (azıp-haddi aşmaktan) uzak durmanızı emreder ” (16 Nahl/90) “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder ” (4 Nisa/58)Âyetlerde emredilen ‘adalet’in kapsamı oldukça geniştir Hayatın her cephesinde, davranışlarda, hüküm ve karar vermede, insanların haklarını ödemede, sevmede ve ilgi göstermede, yönetim işlerinde ve eğitimde dosdoğru hareket etmek, düzgünce iş yapmak, herkesin hakkını vermek adalettir İnsanların renklerinden, kültür ve eğitim düzeylerinden, ırklarından veya geldikleri bölgelerinden, toplumsal statüleri açısından dolayı farklı davranmamak, haklarına tecavüz etmemektir![]() Adaletin uygulama sahası da geniştir Bunu yanlız hukuk alanında, mahkemelrde düşünmek yanlış olur Adalet, doğru davranmak, eşit düzeyde yapmak, ya da bir şeyi ait olduğu yere koymaktır Öyleyse ahlâk ve davranışlarda, insanların işlerini yürütürken, ya da hakları sahiplerine verirken dengeli olmak ve insafla hareket etmek adaletin gereğidir![]() İslâm adalet ahlâkını, diní bir emir ve toplumsal düzenin temeli olarak görmüş, adaletle davranan ‘adil’ kimseleri övmüş, adaletten ayrılarak zulme sapmış olan zalimleri de hem kötülemiş ve hem de can yakıcı bir azapla tehdit etmiştir (Bakınız: Zalim)Kur’an şöyle buyuruyor: “Andolsun, Biz peygamberimizi apaçık olan belgelerle gönderdik ve insanlar ‘kıst’ı (adaleti) ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte Kitab’ı ve mizan’ı indirdik Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik …" (57 Hadid/25) (Bakınız: Mizan) Peygamberlerin getirdiği apaçık belgeler, insanların yollarını aydınlatır Bu belgelerle yüreklerini temizleyenler, indirilen Kitab'a tabi olurlar ve onun tavsiye ettiği 'mizan'a (ölçüye) uyarlar Böylece bu sağlam ve şaşmaz ölçü ile her konuda adaleti gerçekleştirme imkanı bulurlar![]() c-‘Kıst’ Olarak Adalet: Yukarıda geçtiği gibi adalete eş anlamlı kavramlardan biri 'kıst'tır 'Kıst’; insaf, merhamet, adaletle verilen, adaletle bölüştürülen nasiptir Mizan'ın, yani terazinin iki kefesinde eşit olarak tartılıp bölüştürülen şeydir Tıpkı adalet gibi, eşitleme, orta yolda olma, sağa sola sapmama anlamlarına gelir Türkçe'de kullanılan 'iktisat' kelimesi, aynı kökten gelir, adalet ve hak ile davranrna, aşırı bir yöne sapmadan orta yolu izleme demektir Kur'an, adalet ahlâkını bazen 'kıst' kelimesiyle bildiriyor ve 'kıst' sahiplerini övüyor “Onların arasında hüküm vereceksen, kıst ile (adaletle) hüküm ver Gerçekten Allah adelet yapanları (muksitín'i) sever " (5 Maide/42 ayrıca bak 49 Hucurât/9 60 Mümtehine/8) ‘Kıst' kökünden gelen 'eksat', daha adaletli, hakka daha yakın, 'kıstas' ise dosdoğru ölçü, insaflı ve adaletli ölçü, mizan anlamlarındadır Kur'an, 'dosdoğru kıstas'la ölçün' buyurmaktadır (17 İsra/35) d-İslâm Toplumunda Adalet: İslâm toplumunun temelinde Kitap ve Mizan vardır Müslümanlar Kitab’a uyarak , Mizan'ı yerine getirirlerse, yani ölçülü davranıp aşırılığa, yanlış yollara sapmazlarsa, kıst'ı (adaleti) sağlarlar Mizan'ın dengesi bozulduğu zaman, adalet kaybolur gider İnsanlar en tabii haklarını bile alamazlar Toplumdaki zalimler gücü ellerine geçirdikleri zaman da zulümler artar Kitab’ın yanında indirilen 'demir' güç anlamında alınırsa, şöyle demek mümkündür: Güç ve iktidar adaletin emrinde olmalıdır Bunu sağlayacak olan da insanların Kitab'a ve O'nun hükümlerine uyup, mizan'ı yani ölçüyü korumalarıdır O zaman hukukun üstünlüğü sağlanır ve insanlar haklarına kolaylıkla ulaşırlar Kendini hukukun üstünde gören güçler, adalet anlayışını çiğner geçerler![]() Kur'an'ın emrine göre mü’minler, bütün davranışlarında adaletli olmak zorundadırlar Adaletli davranış kişinin kendi yaratılışındaki dengeye ve düzene uyum sağlatır Ölçülü hareket şüphesiz insana mutluluk kazandırır, çevreye zarar vermekten kurtarır İnsan hayatına denge ve olgunluk ancak adaletin her sahada uygulanması ile mümkün olur İslâm ümmeti 'vasat bir ümmettir' (2 Bekara/143) Buradaki 'vasat' kelimesini tefsirciler 'adalet' ile açıklamışlardır (Tabatabâí, El-Mizan, 1/323 S Kutub, fi-Zılali’l Kur’an, 1/130 İbni Arabí, Ahkâmu’l Kur’an, 1/61 Mevdudí, Tefhimu’l Kur’an 1/123) Buna göre İslâm toplumu, dengeli, aşırılıklardan uzak, adaleti yerine getiren uyumlu bir toplumdur İslâm'a göre bütün insanlar bir ana-babadan meydana geldikleri için birbirlerine karşı üstünlükleri yoktur Doğuştan herkes eşittir Ûstünlük ancak takva ile olabilir Kim Allah'tan hakkıyla çekinip-korunursa onun derecesi daha üstün olur (49 Hucurat /13) (Bakınız: Takva) Adalet aynı zamanda takvaya yakın olmanın şartlarından birisidir "Ey iman edenler, adaletli şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutanlar olun Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten ayırmasın Adalet yapın, ki o, takvaya daha yakındır Allah'tan korunun Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır " (5 Maide/8) Dikkat çeken bir nokta da şurasıdır ki Allah (cc) kendi sözünün (Kitab’nın) doğruluk bakımdan da adalet bakımından da tastaman olduğunu belirtiyor Öyleyse adalet ve doğru olmak, O'nun sözüne (Kitab’ına) uymakla gerçekleşir Kur'an'a göre gerçek adaletin ölgüsü hakk'a uymaktır (7 A'raf/ 159) Hak neyi gerektiriyorsa onu yapmak, hak kime aitse onu sahibine vermek, hak ile hükmetmekten ayrılmamak, her konuda hakk'ı ölçü almak, herkesin ve her şeyin hakkını korumakla adalet yerine getirilir İslâm, hakların yerine ulaşması için adaleti ve kıst'ı emrederken ilâhí adaletin de Ahirette herkese hakkını vereceğini, hiç kimseye haksızlık yapılmayacağını bildiriyor (21 Enbiya/47 10 Yunus/54) Fıkıh açısından adalet, mahkemede şahitlik eden şahitlerin ve hükmeden hakimlerin adil olmalarıdır Kur'an, insanlar arsındaki davaların çözüme kavuşturulabilmesi için ancak adalet sahibi kimselerin şahitliklerinin geçerli olabileceğini açıklıyor (65 Talak/2) Mahkeme işlerindeki adalet; hak ile hükmetmek şeklinde anlaşılmıştır Adaletle hükmedin diyen âyetler bunu emretmektedir (4 Nisa/58 5 Maide 52) İman edenlerin her konuda Allah'ın indirdiği ile hükmetmeleri Rabbimizin emridir Bunu yapmayanlar zalim, fasık veya kafir olurlar (5 Maide/44, 45, 47) İnsanlar arasında hükmederken , hakemlik yaparken, hak konusunda karar verirken, hatta çocukları eğitirken bile adaletli davranmak İslâmın getirdiği önemli bir prensiptir e-Hadis İlminde Adalet: Adalet kavramı hadis ilminde de kullanılmaktadır Bir hadis rivâyetinin kabul edilebilmesi veya güvenilir sayılabilmesi için o rivâyeti yapan ravinin (rivâyette bulunan kimsenin) adalet ve zapt (haberini iyi alması) şartları aranmıştır İslâm tarihinde Hz Osman'ın şehid edilmesiyle ayrılık hareketleri başladıktan sonra Peygamberimize nisbet edilen uydurma söz söyleme faaliyeti artınca; özellikle Peygaberimizin hadislerinin sonraki nesillere sağlamca aktarilabilmesi için bir takım şartlara uymak gerekli görülmüştür Bu sartlara uymayan haberler sahih (güvenilir) sayılmamış ve diní meselelerde delil olarak kullanılmamışlardır Hadis rivâyet eden ravinin adalet sıfatına sahip olması demek, onun doğru sözlü, güvenilir, temiz ahlâklı ve yüksek karakterli birisi olması demektir Bir ravinin adil sayılabilmesi için şu şartlar aranmıştır:1-Müslüman olmak, 2-Akıllı olmak, 3-Ergenlik yaşına ulaşmış (mükellef-yükümlü) olmak, 4-Kur'an'da sınırları çizilen takva'ya sahip olmak, 5-Karakteri sağlam, kişiliği yüce ve erdem sahibi olmak (Bakınız: Sahih Hadis)Hüseyin K Ece
|
| |
| | #2 |
| Administrator ![]() | ![]() Adalet ve insan haklarına saygı İslam'ın değişmez:" prensiplerindendir Yüce Allah (c Adaletli davranın Hz Bütün insanların eşit olduğunu, can, mal ve namuslarının kutsal olup her türlü tecavüzden korunduğunu cihana ilan etmiştir Bunlar , insanların dokunulmaz haklarıdır Müslüman, başkalarının hakkına saygı göstermek ve insanlara zarar verecek davranışlardan sakınmak mecburiyetindedir Hz "Sizden hiçbir kimse kendisi için sevdiği bir şeyi, kardeşi için de sevmedikçe gerçek mümin sayılmaz
|
| |
| | #3 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() Adalet İfrata ve tefrite girmeden din-i mübinin emirlerini yerine getirmeye adalet denir Ya da Allah tarafından ortaya konmuş, vaz' edilmiş, insan ve toplumdaki umumi ahenk ve dengeyi sağlayacak değerler bütünüdür adalet Adalet “A-d-l” kökünden gelir Bu kelime “Idl” şeklinde okunduğunda bu, birinin veya bir şeyin diğerine denk olması anlamına gelirİslam alimleri Allah'a kul, Peygamber'e ümmet olan bir insana, ferdî, ailevî, içtimaî alanlarda terettüp eden sorumlulukların hepsini adalet sözcüğüyle ifade ediyorlar İçtimaî münasebetler, idarî esaslar hep adalet kavramının muhtevası içinde Usul-ü fıkıh derslerinde de gördüğümüz gibi adalet evâmir ve nevâhînin (emirler ve yasaklar) mecmûundan ibaret Adaleti "sırat-ı müstakim" terkibi ile izah ediyor İbn Miskeveyh Milas Müftüsü Molla Sadık Efendi de o mesele üzerinde çok geniş duruyor Onun kitabı zannediyorum Latince harflerle basılmadı ama önemli bir zat Üstad da adalete ibadet ve kulluk manası veriyor; eserlerinde iki yerde, hem Lemâat'ta, hem de İşarâtü'l-İ'caz'da ariz ve amik (genişçe) bu konu üzerinde duruyorKur'an-ı Kerim'de geçen “kıst” kelimesi mastar olarak kullanıldığında adalet manasına gelir Sıfat ya da ism-i fail olarak kullanıldığında ise zalim manasına gelir “Kasıtîn”de olduğu gibi (Cinn, 72/14) “Muksitîn” şeklinden if'al babından kullanıldığında zulmü izale etmiş manasına, "adil ve müstakim olanlar" demektir Onun için Kur'an “İnnallâhe yuhibbul muksitîn - Şüphesiz Allah âdilleri sever” (Mâide, 5/42) derken, “Ve emmel kâsitûne fekânû licehenneme hatabâ - Hak yoldan sapanlar ise, cehennem odunu olurlar” (Cinn, 72/15) buyurur Adaletin bir de "insaf" manası var ki bu da dengeli davranma demektir Hakkınızı almak ya da bir hakkı yerine getirmek istediğinizde dengeli davranmak da adalettir Çünkü bu tür durumlarda insanlar genelde hakka, hakkaniyete çok riayet edemeyebilirler ki bu da insafla aşılabilir Adaletin ilk adımı ferdin şahsi hayatında Müslümanlığını yaşaması ile atılır Sonra daire genişletilir, aileden topluma uzanan çizgide ibadet duygusunun, ibadet duygusu içinde itidalin ve aynı zamanda istikametin hakim olması adımları gelir “I'dilû hüve akrabu li't-takvâ - Âdalet edin, takvaya en yakın olan şey adalet ve istikamettir ” (Maide, 5/8) buyuruyor Kur'an Haddizatında Kur'an'dan istifadenin yolu takvadan geçer ve takva ile en içli-dışlı olan şey adalet ve istikamettir Her Cuma hutbelerde okuduğumuz, dinlediğimiz “İnnallâhe ye'müru bi'l-adli ve'l-ihsani” (Nahl, 16/90) ayetinde de ilk önce adalet emrediliyor, sonra ihsan geliyor Yani kulluğu yerine getirirken Allah'ı görüyor gibi yerine getirme, yapacağı her şeyi Allah tarafından görülüyor mülahazasıyla yapma Sonra “ve îtâi zi'l-kurbâ” geliyor: yakınlardan başlayarak yardımda bulunma Kur'an'da değişik yerlerde ele alındığı ve yakınlık çerçevesinin belirlendiği gibi, kan akrabaları, mahalledeki müslim-gayri müslim yakınlar hep bu kayda dahilDinin istikamet içerisinde yaşanması da adaletin ayrı bir tezahürüdür aslında Hamdi Yazır'dan Fahruddin Razi'ye, Seyyid Kutub'tan Üstad Bediuzaman'a kadar herkes “İhdinâs sırâtal müstakim Sırâtallezine en'amte aleyhim, gayril mağdubi aleyhim” (Fatiha, 1/6-7) in tefsirinde istikamete böyle mana verirler Akıl, şehvet, gazab gibi üç esasın adl u istikamet üzere kullanılmasını anlatırlar Üstad bazı eserlerinde inat, hırs gibi duyguları buna ilave eder, bunların ifrat ve tefriti adına örnekler verir İmam Gazzali ise mühlikât (insanı helake götüren kötü şeyler) ve münciyât (insanı kurtaran iyi şeyler) başlıkları altında bunları çoğaltır ve geniş geniş üzerinde dururAslında mühlikât veya münciyât, hangisinde olursa olsun insanda var olan hisler iyi ya da kötü şekillerde kullanılabilir Mühim olan o hissin niçin verildiğinin farkında ve şuurunda olup öylece kullanmaktır Mesela şehvet duygusu tenasül (neslin devamı) için çok önemlidir Muamele-i zevciyyeden alınan zevk de ücret-i âciledir (peşin) Humûdet (hissizlik) bu konuda katiyyen matlup değildir, tefrittir o Öte taraftan fuhşa açılma, bohemlik içinde bulunma ise ifrat "İffet" bu ikisinin ortasıdır ki “adl” buna denirHasedi yani insandaki çekememezlik ve kıskançlık hissini ele alalım Herkesi ve her şeyi kıskanma ifrat, hiçbir şeyin umurunda olmama, boş verme tefrit Ortası gıptadır bunun Madem çekememezlik duygusu size verilmiş, onu istikamet ve adl üzerine kullanın ki o da gıptadır “Allah falana şunu ihsan etti, niye bana ihsan etmesin ki Zaten O'nun rahmeti çok geniş ” demek lazım Dikkat edin “Niye ona ihsan etti ki!?” değil Bu mahzurlu Ya da alâkasız kalma, o da mahzurlu “Niye bana ihsan etmesin ki?" Mahzursuz olan budur Zaten “Febizâlike fe'l-yetenâfesil mütenâfisûn - İşte yarışacaklarsa insanlar, bu Cennet devletine konmak için yarışsınlar! (Mutaffifîn, 83/26) buyuruyor Kur'an-ı Kerim![]() Misalleri çoğaltabilirsiniz Mesela cerbeze ve demagoji aklın kullanılmasındaki ifrat durumudur Tefriti ise âtıl, tembel, uyuşuk, miskin, her şeye eyvallah demek Ama hakk u hakikatı kabul, din-i mübinin emirlerine muhatap olma, tenevvür etmiş hâliyle kalbe refâkatı, mükellefiyetin şuurluca idrakinde bulunma, içtihadî faaliyetler![]() ![]() onun adl u istikamet içinde kullanımı demektir![]() İnsana verilmesi mezmum gibi görünen bir başka duygu var: inat Doğru olmayan, yanlışlığı muhakkak bir meselede diretme, illâ böyle olacak deme ifrattır Yanlışlar karşısında hiç dayanamama, direnmeme, karşı koymama![]() ![]() bu da tefrit Adl u istikameti ise hakta sebattır “Ben hakkı duydum, tanıdım Beni makasla doğrasanız, demir taraklarla etimi kemiğimden ayırsanız dinimden dönmem ” deme inadın müsbet olarak kullanılmasıdır![]() Gayz, kendi kendine kaynayıp köpürme demek Kur'an cehennemi tasvir ederken “Tekâdü temeyyezü mine'l-gayz - Cehennem, gayzından, öfkesinden neredeyse çatlayacak haldedir ” (Mülk, 67/8) ayetiyle anlatır bunu İnsan da bazı hadiseler karşısında köpürüp çatlayacak hale gelir Bazen de hiçbir şeyden anlamaz, duymaz, umursamaz, neme lazımcı tavır takınır Size miskinlerin halini anlattığımı hatırlıyorum: yangının alevleri miskinin yattığı odanın önüne kadar gelmiş, ama o yerinden kalkmıyor Üstelik alevler biraz daha yaklaşsa da sigaramı bir yaksam diyor Denize atsan böylelerini üzerine bir damla nem bulaşmıyor Havadan nem kapma bir ifrat, denize atıldığında ıslanmama bir tefrittir Aynen böyle de olmayacak şeylerden dolayı köpürüyor insan Mesela ortada öyle bir durum söz konusu olmasa bile "hakkım yendi" iddiasıyla adam dövünüyor, yırtılıyor, kahroluyor, kan kusturdunuz tafraları yapıyor Halbuki çok basit bir şey bu Bu şekilde gayzetmenin, bu kadar küplere binmenin de alemi yok Çünkü Allah var, ahiret var, hesap, mizan, Cennet, Cehennem var Fakat aynı adam Allah'ına, Peygamberine küfredildiği zaman hiç ortalıklarda yok Şahsî dunyası, menfaati ile alakalı şeylerde yeri göğü inleten bu insan ağız dolusu dine-diyanete hem de her gün küfredenler karşısında hiç rahatsız olmuyor, rahatlıkla başını yastığa koyup miskin miskin uyuyabiliyor İşte bunun biri ifrat diğeri tefrit Adl u istikameti ise yerinde, usûlünce tepkide bulunma![]() Evet, insan Allah'a, Peygamber'e küfredildiği zaman Ashab-ı Kefh gibi “İz kâmû fe kâlû Rabbünâ Rabbü's-semâvâti ve'l-ardi len ned'uve min dûnihî ilâhen lekad kulnâ izen şatatâ - Onlar ayağa kalkıp “Rabbimiz,” dediler, “göklerin ve yerin Rabbidir Ondan başka hiçbir ilaha yönelmeyiz Şayet böyle bir şey yapacak olursak, gerçek dışı, pek saçma bir söz söylemiş oluruz ” (Kehf, 18/14) diyemiyor, için için kaynayıp köpüremiyor, ne yapabilirim diye uykuları kaçmıyorsa Hak adına hiçbir gayreti yok demektir![]() Korku da insanda ayrı bir histir Allah'a karşı bir rehbet, bir havf, bir mehabet duymak ve işfak hissini körüklemek için verilmiştir “Ellezine yahşevne rabbehüm bil-gaybi ve hüm mines sâati müşfikûn- O müttakiler, görmedikleri halde Rab'lerini gıyabında tazim eder ve hem de kıyametten, o dehşetli andan korkup tir tir titrerler ” (Enbiya, 21/49) diyor Kur'an-ı Kerim Ama insan bu hissi burada değil de olur olmaz her şeyden korkmak suretiyle kullanırsa tefrit eder Gökte şimşek çakar, korkar Bir yerde gürültü-patırtı olur yüreği ağzına gelir Aç kalacağım diye ürker Gün gelir bir yerde korku başına bela olur Ahireti bile umursamayacak ölçüde hiçbir şeyden korkmama ise ifrattır Gözünü budaktan esirgemez derler ya, işte bu hal içinde bulunma; intihar komandoları gibi Adl u istikameti onu gerçek sahibine vermekle olur Dağınıklıktan kurtulur, derlenir, toparlanır insan o zaman Yani sadece Allah'tan korkar, ciddi bir mehabet ve mehafet hissiyle O'na yönelir ve bütün o sûrî korkulardan sıyrılmış olur Hasılı, hepsinin bir ifrat bir tefrit, bir de dengeli olan yanı var İnsan bunlardan dengeli, defter-i hasenâtına hayırlar yazılmasına vesile olabilecek yanı seçecek, mesâviye (günahlara) bakan tarafa yönelmekten/yönlendirilmekten sakınacak ve böylece “adl”i sağlayacak "İnnallâhe ye'müru bi'l-adli![]() ![]() - Allah başkalarına adaleti, hatta adaletten de fazla olarak ihsanı, en güzel davranışı ve muhtaç oldukları şeyleri yakınlara vermeyi emreder Hayasızlığı, çirkin işleri, zulüm ve tecavüzü yasaklar Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir ” (Nahl, 16/90) ve “![]() ![]() I'dilû, hüve akrabu li't-takvâ![]() ![]() - Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet nümunesi şahitler olun! Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin Âdil davranın, takvâya en uygun hareket budur Allah'a karşı gelmekten sakının! Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır ” (Maide, 5/8) ayetleri bu hakikati anlatmaktadır Günümüzde adalet derken biz hep sosyal adaleti anlıyoruz İçtimaî adaletin gerçekleşmesi sağlam iman ve müslümanlığın doğru yaşanmasına bağlıdır Bu olursa devletin kanunlarla tepenize binmesine, dayatma ve baskı yapmasına gerek kalmadan siz yapılması gerekli şeyleri içinizden gelerek yaparsınız Bir başka tabirle adil olursunuz Hazreti Ömer, Ömer b Abdülaziz gibi büyük ölçüde Sahabe ve Tabiin Efendilerimiz ve nice İslam büyükleri gibi adil olur, adaletle davranırsınız Adaletin mebadisi yani alt yapısını kurmadan gerçekleştiremezsiniz onu içtimai hayatta![]() Fethullah Gülen
|
| |
![]() |
| Tags: adalet |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| Vaaz ve Sohbet Konuları: Adalet | mumsema | Vaaz ve Sohbet Konuları | 3 | 10-26-2008 16:56 PM |
| ADALET | İnşirah | Güzel Ahlak Sıfatları | 1 | 10-25-2008 17:57 PM |
| Adâlet | Yetim | A-B | 1 | 06-19-2008 22:56 PM |
| Adalet | sempatik | Dini Hikayeler | 0 | 04-05-2007 18:26 PM |