2 Aklın Korunması Allah Teâlâ, insanları yaratırken onlara iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırma; güzeli çirkini bilme kabiliyeti vermiştir Bu kabiliyet, akıl ve iradedir İrade, yani iyiyi kötüden tefrik etme kabiliyeti, insanlara verilmiş nimetlerin en büyüğüdür Hatta denebilir ki, insanı diğer varlıklardan farklı yapan, onu dinî ve beşerî sorumluluk sahibi kılan en önemli özelliği insanın akıl ve irade sahibi olmasıdır İrade, insanın bir şeyi dileme ve yapma isteği olarak tanımlanabilir Âyet-i kerimede insana verildiği bildirilen "emânet" (Ahzâb sûresi, 72) bazı âlimler tarafından irade olarak yorumlanmıştır Buna göre, insanî ve dinî bütün sorumluluklar iradeye bağlıdır İrade, insanı mesuliyet sahibi yapan ulvi bir emanettir
Bu nedenle aklın kontrol mekanizması olan iradenin korunması dinî bir zorunluluktur Akıl ve iradeyi etkisiz hale getiren bütün maddeler, sarhoşluk vermeseler bile İslâm âlimlerinin icmâı ile haram kabul edilmiştir
İnsanoğlu kötülük yapmaya müsait bir şekilde yaratılmıştır Zira insan yaratılıştan hata, unutma, yanılma ve gaflet gibi bazı eksikliklerle kuşatılmıştır Bu eksiklikler, insanla ilgili kötülüklerin birçoğunun sebebidir Zira bu kabil beşerî zaaflardan kaynaklanan sürçmelerden insanların hiçbirisi kurtulamamıştır Ancak bunlar sürekli ve bilerek yapılmadığı sürece, gerçek manada kötülük olarak kabul edilmemiştir Aksine alışkanlık hâline getirilen küçük günahlar, büyük günah gibi telakki edilmiş; böylece insan fiillerindeki kötülüğün temel niteliklerinden birisinin alışkanlık olduğu vurgulanmıştır
İslâm hiçbir şeyin vazgeçilmez alışkanlık haline getirilmesini onaylamaz Hatta ibadetlerimizin bile alışkanlığa dönüşmesi, onların kıymetini düşürür Zira insanın fiillerini anlamlı kılan, niyetlerini değerli eyleyen kasıt ve iradedir İradenin devre dışı kalması, yapılan işin kıymetini düşürmektedir Dinin kınadığı fiilleri sürekli yapmak ve alışkanlık edinmek ise, şiddetle yasaklanmıştır Peygamber Efendimiz, "Allah, dünyada içki müptelası olup tövbe etmeyene ahirette cennet içeceklerinden içirmez" (Müslim, Eşribe 73) buyurarak kötü alışkanlığın akıbetini bildirmiştir Bir başka hadislerinde ise "İçkiye devam eden kişi puta tapan gibidir" (İbn Mâce, Eşribe 3) buyurarak, içki alışkanlığını putperestliğe benzetmiştir Putperestler nasıl kendilerine hiçbir fayda vermeyen putlara akıl ve mantık dışı bir alışkanlıkla tapınıyorlarsa içki müptelaları da kendilerine zarar veren içki alışkanlığını benzer şekilde devam ettirmektedirler
İradesi zayıf insanlar bütün kötülüklere açıktır Bu sebeple insanları etkilemek ve bâtıl davalarına destekçi yapmak isteyen şahıs ve gruplar, önce onların iradelerini devre dışı bırakmanın yollarını aramışlardır Bir kısmı psikolojik etkileme yöntemlerini kullanarak ya da kitle ruh haletinden yararlanarak insanların iradelerini etkisiz hale getirmeye çalışmışlardır Bunun yanında, bu tür art niyetli gruplar, insan iradesini zayıflatan içki ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan da tarihin ilk zamanlarından itibaren yararlanmışlardır
Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi, İsmâîlî mezhebinin önde gelen dâilerinden Hasan Sabbah'ın Alamut kalesinde kurduğu "Haşhaşiyyûn" (Afyoncular) çetesidir Afyon ve benzeri alışkanlık yapan maddeler vasıtasıyla zayıf iradeli kişileri kendilerine kul, ideolojilerine köle yapmaya çalışmışlardır Bazı Doğu dinlerinde afyon ve benzeri keyif verici uyuşturucuların, insanları etkilemek, onları sahte bir mistik havaya sokmak için eskiden beri kullanıldığı bilinmektedir Günümüzde Batı'da yeni ortaya çıkan bazı din görünümlü organizasyonların afyon ve benzeri uyuşturucu maddelerden aynı maksatla yararlandıkları; hatta bazı grupların bu şekilde etki altına aldıkları mensuplarını toplu intiharlara sürükledikleri bilinmektedir