|
| ||||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Kelime Ara | Tags | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et | SiteMap |
| |
![]() |
| | Konu Araçları |
| | #1 |
| | ![]() Daha önce de anlattığımız gibi, Müslümanlar, Hulefa-i Raşidîn döneminin sonlarında ve Emeviler döneminde «Kaza ve Kader» meselelerini tartışmaya girişmişlerdi Bunlardan bazıları çok aşırı giderek, insanın, yaptığı işlerde hiçbir iradesi olmadığını ileri sürmüşlerdir Bunlar, daha önce açıkladığımız Cebriyecilerdir![]() Bunlara mukabil, Kaderiyeciler de, diğer bir cihetten aşırı gitmişler, insanın yaptığı bütün işlerin, -Allah'ın iradesinden müstakil olarak, tamamen kulun kendi iradesinden kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir «Mutezililer» de bu görüştedirler Ancak «Mutezilîler» ilmi kelâmın başka meselelerinde de meşhurdurlar Bu sebeple, «Mutezilik» ayrı bir mezheptir Kaderiye mezhebine dahil değildir «Kaderiyeciler» «Mutezilîlerle» birleştikleri bu aşırılıklarıyla kalmamışlar, içlerinden, daha aşırı giderek, «ilim ve takdir» anl----- gelen ilâhi kaderin bulunmadığını iddia edenler çıkmış ve «İşler, kendiliğinden, takdirsiz olarak meydana gelir ve onu Allah, meydana geldikten sonra bilir» diyenler bulunmuştur![]() Bunların liderlerinden Ma'bed b Halid el-Cühenî'nin, «Kadere sarılarak günahlardan kurtulmak isteyen bir kişinin sözlerini duyunca ona şu cevabı verdiği rivayet edilir: «Kader diye bir şey yoktur İşler, takdirsiz olarak, kendiliğinden meydana gelir » Cüheni, bu sözleriyle, 'Allah Tealâ'nın, ezeli iradesini ve ezeli ilmini inkâr etmiş olur Buda Kur'an ilmini, yüce Yaratıcı'nın kudretinin dışına çıkarmak olur![]() Bazı tarihçiler, bu fırkanın, «Kaderiye» diye adlandırılmasına hayret etmişlerdir Çünkü bunlar, kaderi inkâr eden kişilerdir Nasıl olur da, kader'e nisbet edilerek «Kaderiyeciler» denir?Bazıları, bunların söylediklerinin tam aksi ile isimlendirilmelerine engel bir durum bulunmadığını, zira bazı şeylerin, zıtlarıyla isimlendirilmesinin bir vakıa olduğunu söylemişlerdir ![]() Diğer bir kısım insanlar ise bu durumu, şöyle izaha çalışmışlardır «Kaderiyeciler kaderin Allah Tealâ tarafından olmadığını ve kullara ait olduğunu iddia ettikleri için «Kaderiyeciler» diye adlandırılmışlardır Çünkü bunlar, herşeyi, insanın irade ye kudretine dayandırmışlar ve böylece bir nevi insanı kadere hakim olan bir varlık kabul etmişlerdir »Bazı yazarlar ise, bunlara «Kaderiyeci» adının, muhalifleri tarafından takıldığını «Bu ümmetin mecûsîleri de Kaderiyecilerdir »[30] hadis-i şerifinin kaps----- girmeleri için böyle yaptıklarını ileri sürmüşlerdir![]() Türkiye'nin eski Şeyhülislâmı merhum üstad Mustafa Sabri hoca efendi, Kaderiyecilere bu ismin verilmesine başka bir sebep göstermektedir O sebep te şudur; «Kaderiyecilerin inançlarının, mecûsilere benzemesidir Mecûsiler, ilâhın iki tane olduğunu, hayırı yaratan ilâhın NUR, şerri yaratan ilâhın ise KARANLIK olduğunu iddia etmektedirler Kaderiyeciler ise, hayır ile şerrin arasını ayırmakta, hayrın Allah'tan olduğunu, şerrin ise şeytandan kaynaklandığını ve 'Allah'ın, şerri dilemediğini ileri sürmektedirler [31]Tarihçiler, insanları bu mezhebe davet eden kişinin kim olduğu ve bu mezhebin nerede meydana çıkıp yayıldığı hakkında derin araştırmalara girişmişlerdir ![]() Bizim kanaatimize göre, insanlar arasında ortaya çıkıp yayılan görüşlerin, bir takım tahminlere dayanmaksızın, başlangıç noktasını kesin olarak tesbit etmek çok zordur Kaderiyecilik konusunda da durum bundan ibarettir Ancak, araştırıcıların çoğu, bu dvşüncenin, görüşlerin çarpıştığı, fikirlerin çeliştiği ve inançların karmakarışık olduğu bir dönemde ilk defa Basra şehrinde ortaya çıktığını ileri sürmüşlerdir![]() Bütün Irak toprakları bu tip çatışmalara sahne olmuştu «Sarh el-Uyûn» adlı kitapta, şunlar anlatılır: «Kader meselesinde ilk önce konuşan kişi Irak'lı birisidir Bu adam daha önce hristiyan idi Sonradan müslüman oldu Ma'bed el-Cuhenî ve Ğaylan el-Dımışkî, Kaderiyeciliği bu adamdan öğrenmişlerdir Bundan da anlaşılıyor ki, Kaderiyecilik düşüncesi sonradan İslâma sokulan bir fikirdir Müslümanlar arasında, yabancı birisi tarafından, İslâm adına yayılmıştır Bu fikri yayan yabancı ise, art niyet taşımaktadır »Daha önce hristiyan olan bu Iraklı adamdan «Kadercilik» düşüncesini iki kişi almıştır Bunlardan biri, bu düşünceyi Irakta yayma vazifesini üzerine alan Ma'bed el-Cühenî'dir Diğeri ise, Samda halkı bu mezhebe davet eden Ğaylan el-Dımışki'dir![]() Ma'bed el-Cühenî, insanları kısa bir süre bu fikre davet etme imkânı buldu Abdurrahman b el-Eş'as'ın isyanı ortaya çıkınca, hemen ona katıldı Eş'as mağlup olunca Ma'bed, bu fikre davet eden ve yardım eden bir kişi olduğu için Haccac tarafından öldürülen kişiler arasında bulunuyordu Görülüyor ki, Ma'bed, ortaya çıkan her fitnede sinsice yer alıyor ve çeşitli tuzaklara başvuruyordu Nihayet boynu vuruldu![]() Ğaylan el-Dımışki'ye gelince : Bu adam, Şam'da halkı kaderciliğe çağırmaya devam etti Bu mevzuda Ömer b Abdülaziz ile dahi münakaşa etmişti Ğaylan, Ömer b Abdülaziz'e mektuplar yazarak, onu adaletli olmaya davet etti Ona yazdığı mektuplardan birinde şöyle diyordu : Ey Ömer! Bakıyorsun fakat göremiyorsun, farkediyor ama tam anlamıyorsun İyi bil ki Ömer, sen, İslâmda çürümüş kalıntılara ve silik bir takım izlere yetiştin![]() Ey ölüler arasında bulunan ölü! Ne takibedecek bir iz bulabiliyorsun, ne de faydalanacak bir ses işitebiliyorsun Sünnetler çiğnendi, bid'atlar ortaya çıktı, âlimler sindirildi konuşamaz oldular, cahillere nasihat edilecekken, meseleler onlardan sorulur oldu Halife vardır ki, ümmet onunla kurtuluşa erer Yine halife vardır ki, ümmet onunla helak olur Ey Ömer! Sen, bunların hangisindensin? Allah Tealâ buyuruyor ki, «Onları, emrimizle, doğru yolu gösteren önderler yaptık »[32]İşte bu sıfatta olan bir halife, hidayet Önderidir Ona uyanlar da hidayettedir Bunun aksi olan halife hakkında ise, Allah Tealâ şöyle buyuruyor: «Biz onları dünyada cehennem ateşine çağıran önderler yaptık Kıyamet günü de yardım edilmeyeceklerdir »[33]«Ateşe gelin» diye çağıran hiçbir davetçi bulamazsın Aksi takdirde ona kimse uymaz Burada «ateşe davet edenler» den maksat, insanlar: Allah'a isyana davet edenlerdir![]() O halde ey Ömer! Ayıpladığı bir şeyi yapan veya yaptığı bir şeyi ayıplayan yahut uyguladığı hükümlere uyanları cezalandıran, yahut da suç saydığı hükümleri tatbik eden herhangi bir hikmetli davrananı gördün mü? Yine sence, kullarını, güçlerinin yetmediği şeylerle mükellef tutan yahut, takdirine boyun eğenleri cezalandıran bir merhametli yüce mevla olur mu? Yine sana göre, insanları zulmetmeye, zulme karşı zalimce davranmaya sevkeden, adaletli bir ilâh bulunur mu? Ve yine sana göre, insanları yalan söylemeye, birbirlerini aldatmaya sevkeden, doğru sözlü bir mevla mevcut mudur? Bu kadar izah, açıklama olarak yeter Kör'ün körlüğünü artırmak için de kâfidir »[34]Evet, işte bunlar, Ğaylan el-Dımışkî'nin Ömer b Abdülaziz'e yazmış olduğu mektup veya mektuplardan bir kısmıdır![]() Ömer b Abdülaziz'in Ğaylan'ı davet ederek, düşünceleri hakkında onunla tartıştığı, neticede Ömer'in, Ğaylan'ın delillerini çürüttüğü ve Ğaylan'ın, Ömer'e şunları söylediği anlatılır -Ey müminlerin emiri, ben sana sapık bir kişi olarak geldim, sen ise beni hidayete erdirdin Kör olarak geldim, basiretimi açtın Cahil olarak geldim, bana ilim öğrettin Allah'a yemin olsun ki bu mesele hakkında artık hiçbirşey konuşmayacağım »Ancak, anlaşılmaktadır ki Ğaylan, müminlerin emiri Ömer b Abdulaziz öldükten sonra tekrar eski düşüncelerine dönmüştür Murtaza, «el-Munye vel Emel» adlı eserinde Ömer b Âbdülaziz'in Ğaylan'a şunları söylediğini anlatır «Yapmakta olduğun vazifede bana yardımcı ol » Ğaylan ise Ömer'den şunu istemiştir «Beni, hazine mallarını satmaya ve haksızlıkları giderme vazifesine tayin et » Ömer, Ğaylan'i, bu vazifeye tayin etti Ğaylan, hazine mallarını satıyor ve insanlara şöyle diyordu : «Gelin hainlerin malına! Gelin zalimlerin malına! Gelin Resuîullah'ın sünnetine ve davranışlarına uymayarak onun ümmetine halife olanların yığdıkları dünya metaına!»[35]Ğaylan, Ömer b Abdülaziz vefat ettikten sonra da insanları bu dâvasına davet etmiştir Nihayet, Hişam b Abdülmelik dönemi başlamış, bu düşünceler çokça yayılmış, Fars ve Horasan bu düşüncelerin temerküz ettiği yerler haline gelmiştir Hişam b Abdülmelik, buralarda devletine karşı tehlikeler hissetmiş, Horasan ve Fars'tan esen her rüzgâra karşı savaş açmıştır Daha önce, Horasan'da bulunan valisinin, Ca'd b Dirhem'i «Kur'an-ı Kerim mahluktur» dediği için öldürdüğünü anlatmıştık Tabii ki Hişam b Abdülmelik Ğaylan'ın peşini bırakamazdı Onu, dâvasını yaymaya devam etmekte serbest bırakmazdı![]() Fakat Hişam, delilsiz, dâvâsız bir şekilde Ğaylan'ı öldürmek istemiyordu Bu sebeple onu, zamanının en büyük fıkıhçısı olan İmam Evzai ile tartışmaya davet etti «Ikd el-Ferid» ve «Şerh el-Uyûn» adlı eserlerde zikredildiği gibi, imam Evzaî, Ğaylan ile tartışmış ve onu susturmuştur Bu tartışmayı «Mehasin el-Mesaî fî Menakıb-i Ebu Ömer el-Evzaî» adlı kitabın sahibi zikretmiş ve «Bu, bir kaderiyeci ile yapılan münakaşadır » demiştir![]() Bu tartışma "Ikd el-Ferid" ve «Şerh el-Uyûn» adlı eserlerdeki ile karşılaştırıldığı zaman, Kaderiyecinin, Ğaylan el-Dımışkî olduğu anlaşılır «Mehasin el-Mesaî» adlı kitapta zikredilen tartışma ve o tartışmanın girişi şöyledir:«Hişam b Abdülmelik döneminde Kaderiyeci bir adam vardı Hişam, birgün ona bir kişi göndererek onu huzuruna çağırdı ve şunları söyledi: «Senin hakkında çok, dedikodu edildi » Kaderiyeci şu cevabı verdi: -Evet, Ey müminlerin emiri, dilediğini çağır onunla tartışalım Eğer onun vasıtasıyla benim hatalı olduğumu ortaya koyabilirsen boynumu sana teslim ederim » Hişam, «İnsaflı konuştun ” dedi İmam Evzaî'ye bir kişi gönderdi Evzaî gelince, Hişam ona «Ey Ebu Ömer, bu Kaderiyeci ile bizim adımıza tartış » dedi Bunun üzerine :Evzaî — (Ğaylan'a hitaben) İster üç, ister dört, istersen tek bir mesele seç ![]() Kaderiyeci Ğaylan — Üç mesele olsun ![]() Evzaî — Söyle bakalım Allah Tealâ yasakladığı birşeyin yapılmasına müsaade eder mi?Kaderiyeci Ğaylan — Bu mesele hakkında hiçbir fikrim yoktur ![]() Evzai — Birinci mesele bu idi İkinci olarak, söyle bakalım Allah Tealâ emrettiği bir şeyin yapılmasına mâni olur mu?Kaderiyeci Ğaylan — Bu mesele birincisinden daha zor Benim, bu hususta da bir fikrim yoktur![]() Evzaî — Ey müminleri emiri, bu ikinci meseledir, dedi ve Kaderiyeciye hitaben şöyle söyledi «Söyle bakalım, Allah Tealâ, haram kıldığı birşeyin yapılmasına yardım eder mi?Kaderiyeci Ğaylan — Bu mesele birinci ve ikinci meseleden daha zordur Benim, bu hususta da herhangi bir düşüncem yoktur![]() Evzaî — Ey müminlerin emiri, işte üç mesele, bundan ibaret ![]() Bunun üzerine Hişam emretti ve Kaderiyecinin boynunu vurdurdu Sonra da Evzaî'ye yönelerek «Bize bu üç meseleyi izah et bakalım » dedi Evzaî: «Peki, ey müminlerin emiri!» dedi ve şöyle devam etti: «Ey müminlerin emiri bilmiyormusun ki, Allah Tealâ, yasakladığı bir şeyin yapılmasına müsaade etti Hz Âdem'in, ağaçtan yemesini yasakladı, daha sonra ise ondan yemesine müsaade etti Âdem'de yedi Ey müminlerin emiri, yine bilmiyor musun ki, Allah Tealâ bir şeyi emretti, sonra da yapılmasına mani oldu İblis'e, Hz Âdem'e secde etmesini emretti, sonra da onun secde etmesine mâni oldu Ve yine bilmiyor musun-ki, ey müminlerin emiri, Allah Tealâ birşeyi haram kıldı, sonra da onun işlenmesine müsaade etti Leş, kan ve domuz etinin yenmesini yasakladı, sonra da, zaruret halinde bunların yenmesine müsaade etti![]() Bunun üzerine Hişam; «Söyle bakalım, ona soracağın tek mesele hangisiydi?» dedi Evzaî şu cevabı verdi: «Ona diyecektim ki; «Söyle bakalım, Allah Tealâ, seni yaratırken kendi dilediği gibi mi, yoksa senin istediğin gibi mi yarattı? Kaderiyeci; «Kendi istediği gibi yarattı » diyecekti Ben de ona diyecektim ki; «Allah seni, senin istediğin zaman mı, yoksa kendi dilediği vakit mi öldürecektir?» O da diyecekti ki; «Kendisi dilediği zaman » Bunun üzerine ben ona diyecektim ki; «Söyle bakalım, Allah Tealâ seni öldürdükten sonra nereye gideceksin? Onun dilediği yere mi, senin dilediğin yere mi?» O diyecekti ki, «Onun dilediği yere »Ey müminlerin emiri! Şurası bir gerçek ki, kendi yaratılışını güzelce yapmaya, kendi rızkını artırmaya, ecelini ertelemeye ve kendisini dilediği yere koymaya gücü yetmeyen bir varlığın elinde hangi güç ve kudret bulunur? Kaderiyeciler ne Allah'ın kel-----, ne peygamberlerin sözlerine, ne cennettekilerin sözlerine, ne cehennemliklerin sözlerine, ne meleklerin sözlerine, ne de kardeşleri îblis'in sözüne rıza gösterirler ![]() Allah Tealâ'nın kelamı şudur: «Rabbi onu seçerek salih kullardan eyledi »[36]Meleklerin ki işe şudur- «Bize öğrettiklerinin dışında hiçbir bilgimiz yoktur »[37]Peygamberlerin sözüne gelince, Şuayb (A S ) şöyle demiştir: «![]() ![]() Muvaffakiyetim ancak Allah'tandır Sadece ona güvenirim ve ona yönelirim »[38]İbrahim (A S ) de şöyle demiştir: «Eğer rabbim beni doğru yola sevketmeseydi yemin olsun ki sapık kavimden olurdum »[39]Nuh (A S ) ise şöyle demiştir: «Eğer, Allah sizi azdırmayı dilerse, öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda vermez O, sizin rabbinizdir »[40]Cennetlikler şöyle demişlerdir: «Bizi, buna erdiren Allah'a hamdolsun Eğer, Allah bizi doğru yola sevketmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık »[41]Cehennemliklerin sözü ise şudur : « ![]() ![]() Eğer, Allah bizi doğru yola sevketmiş olsaydı, biz de sizi o yola sevkederdik![]() ![]() »[42]Şeytanın sözüne gelince; O da; «Rabbim, beni saptırdığın için ![]() ![]() »[43] demiştir![]() Şayet bu tartışma doğruysa,— ki bize göre doğru olmaması için bir sebep yoktur— bu, eşit olmayan iki taraf arasında cereyan eden bir tartışmadır Taraflardan biri, soru sormakta tam olarak serbest iken, diğeri, hiçbir açıklama isteyemeden sorulara olduğu gibi cevap vermek zorundadır Ya cevap verecektir, yahut da boynu kılıçla kesilecektir Tartışmanın başlangıcından da anlaşılmaktadır ki, tartışmaya girişilmeden önce idama karar verilmiş, daha sonra insanların huzurunda kararı haklı göstermek için tartışma açılmıştır Yoksa, Kaderiyecinin öldürülmesinin sebebi bu tartışma değildir Bu mesele, önce hüküm verip, daha sonra onu uygulamak için şahitleri dinlemeye benzer![]() Diğer yandan bütün sorular tek amaca yöneliktir, rumuzlar kadar kapalıdır Öyle ki; Hişam b Abdülmelik'in kendisi bile soruları anlayamamıştır Eğer Hişam, meselenin gerçek yüzünü öğrenmek için tartışma açtırmış olsaydı, adamı öldürmeden önce, soruların ne demek olduğunu öğrenmek isterdi Sorular, soru olmaktan ziyade bilmecelere benziyorlardı Bu, bir tartışma değil, daha önce kararlaştırılmış ölüme bir bahane ve bir gerekçe hazırlamaktı![]() Münakaşa nasıl olursa olsun bu, Evzai'nin," Kur'an-ı Kerim'i incelikleriyle bildiğini ve tartışmadan önce buna hazırlandığını göstermektedir Evzaî, tartışma esnasında, zahirleriyle Kaderiyeciliği reddeden birçok âyet-i kerîme zikretmiştir![]() Gaylan öldürüldü ama, mezhep te öldü mü? Tek kelimeyle; hayır ölmedi Bazı âlimlerin söyledikleri gibi başka mezhepler içinde de erimedi Çünkü bu mezhep daha sonraları Mutezile mezhebine karışmasına rağmen, Basra'lıîar arasında uzun süre yaşamış, dalîan-mış-budaklanmış, hatta Kaderiyecilerin bazı fırkalarının «Dualizm» anlayışına benzeyen bir mezhebe dönüşmelerine sebep olmuştur «Dualizm» mezhebine mensup olanlar, kâinatın, aydınlık ve karanlık olmak üzere iki güce boyun eğdiğine, hayırın aydınlık, şerrin karanlık tarafından meydana getirildiğine karar vermişlerdir Ka-deriyeciler ise; hayırın Allah'dan, şerrin ise Allah'ın iradesinin bir katkısı olmaksızın, kendi nefislerinden kaynaklandığına hüküm ver-, mislerdir Böylece Kaderiyeciler, Allah Tealâ'nm iradesine karşı inatlaşmışlardır «Allah, onların iddialarından münezzehtir, çok yücedir »[44]Bir Kaderiyeci ile bir Sünnî arasındaki tartışma[45] İbnül Kayyım, bir Kaderiyeci ile bir Sünni arasında şöyle bir münazara tasavvur eder Münazarada taraflardan herbiri, diğerine karşı deliller ileri sürer İbnül Kayyim, tartışmada her iki mezhebe yer vermesine rağmen, Sünni'yi Kaderiyeciye galip getirmeye çalışır Biz burada bu tartışmanın bir bölümünü zikredeceğiz:Kaderiyeci — Allah Tealâ, amelleri, kullara bazan genel olarak, bazan da özel olarak nisbet etmiştir: Kulun genel olarak her ameli yapmaya gücünün yettiğini beyan eden deliller şunlardır ![]() a) Allah Tealâ şu âyet-i celilede kulun, amelleri yapmaya güç yetirebileceğini beyan eder: «Sizden hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse ![]() ![]() »[46]b) Şu âyet-i kerîmede de kulların herhangi bir şeyi dileyip dilememe gücünün bulunduğunu beyan eder: «Bilhassa, içinizden, doğru yolu bulmayı dileyenler için »[47]c) Allah Tealâ şu âyet-i kerîmede de bir şeyi isteyip istememe gücünün bulunduğunu beyan ederek şöyle buyurur: «Onu kusurlu (arızalı) yapmak istedim »[48]d) Şu âyetlerde de kulun, birşeyi yapmaya, kazanmaya ve İmal etmeye gücünün yetebileceğini beyan ederek şöyle buyurur: « ![]() ![]() Yaparlar »[49] «![]() ![]() Amel ederler »[50] «![]() ![]() o halde kazandıklarınızdan dolayı![]() ![]() »[51] «Bu işledikleri ne kötü bir şeydir »[52]Kulun, sadece bazı işleri yapmaya gücünün yettiğini beyan eden deliller ise şunlardır Kulun namaz kılması, oruç tutması, hacc gitmesi, temizlenmesi, zina işlemesi, hırsızlık yapması, cana kıyması, yalan söylemesi, kâfir olması, günahkâr olması ve benzerleri![]() ![]() ![]() Bu çeşit fiilleri, kullara değil de sadece Allah'a nisbet etmek, yahut hem kullara hem de Allah'a nisbet etmek mümkün değildir O halde, bu fiiller sadece kullara nisbet edilir![]() Sünnî — Bu sözde hak da var bâtıl da «Allah fiilleri kullara nisbet etti » şeklindeki sözün, şüphesiz ki doğrudur Fakat, «Bu fiillerin kullara nisbet edilişi, Allah'a nisbet edilmelerine engeldir » şeklindeki sözün, anlaşılmayacak kadar kısa ve karışıktır![]() Şayet sen, bu işlerin Allah'a nisbet edilemeyeceği sözünde, bunları Allah'ın bizzat yapmadığını, bunlarla sıfat!anamayacağını, bunlara terettüp eden hükümlerden, Allah'ın yükümlü olmayacağını ve bu fiillerden isimler türetilerek, Allah'ın bu isimlerle isimlendirilemiyeceğini kastediyorsan, doğru söylüyorsun Bu itibarla bu fiillerin hiçbiri Allah'a nisbet edilemez![]() Fakat, "Bu fiillerin Allah'a nisbet edilmesi mümkün değildir " sözünle, Allah'ın, bunları bilmediğini, gücünün bunlara yetmediğini, bunları dilemediğini ve bunları yaratmadığım kastediyorsan, şüphe yok ki bu sözün bâtıldır Çünkü Allah Tealâ bu fiilleri bilmekte, takdir etmekte ve yaratmaktadır Bu fiillerin kullara nisbet edilişi, bu son izah tarzıyla Allah'a nisbet edilmelerine engel değildir Bu durum şu misâle benzer: «Bütün mallar Allah Tealâ tarafından yaratılmıştır ve gerçekte onun mülküdür Buna rağmen Allah Tealâ, malların mülkiyetini kullara nisbet eder »Evet, bütün ameller ve mallar, Allah'ın yarattığı ve mâlik olduğu şeylerdir Allah TeaJâ bunları kullarına nisbet eder Kullarını, mallara sahip kılan ve onlara amelleri yaptıran O'dur Bu sebeple amellerin, hem Allah'a hem de kullara nisbet edilmesi, doğrudur![]() Ameller de, mallar da kulların kesb ve iradeleriyle meydana gelir Mallan ve onları kazananları, amelleri ve onları işleyenleri yaratan Allah'tır O halde kulların mal ve amellerinin gerçek sahibi ve mutasarrıfı, Allah'dır Kulların duymalarının, görmelerinin ve ruhlarının sahibi ve mutasarrıfı olduğu gibi![]() ![]() ![]() Kullarına işittiren, kullarını gördüren ve kullarına amel yaptıran O'dur Duyma ve görme organları ve gücünü, duyma ve görme fiilini kullarına veren O'dur![]() Yine, amel etme vasıtasını, gücünü ve amelin kendisini kullara, Allah vermiştir Bir işin yapılmasını el'e nisbet etmek, bir sözün söylenmesini dil'e nisbet etmek, duymayı kulağa, görmeyi göze nisbet etmek gibidir Görme ve duymanın, gören ve duyan organlara nisbet edilmeleri, konuşma ve herhangi bir şeyi tutmanın dil ve ele nisbet edilmesi gibidir Şayet kullar, görmeyi ve duymayı yarattıysalar, görme, duyma organlarını ve gücünü ve görmeye duymaya vasıta o!an birçok sebepleri de kullar mı yaratmıştır? Yoksa tek ve kah-har olan, her şeyin yaratıcısı olan Allah mı yaratmıştır?Kaderiyeci — Eğer kulların fiillerini Allah yapmış olsaydı, yapılan fiillerden isimler türetilerek onların Allah'a nisbet edilmesi gerekirdi Bu fiillerden türetilecek isimlerle anılmaya Allah, kullardan daha lâyık olurdu Çünkü, dinleri, dilleri ve örfleri değişik olmasına rağmen bütün insanlar, ayakta durana «ayakta» derler Yemek yiyene «yiyen» derler Hırsızlık yapana «hırsız» derler Diğer bütün işler bunlar gibidir![]() Siz, işi tersine çevirdiniz Gerçekleri alt-üst ettiniz Kullarda görülen fiillerden isimler türetilerek, o fiillerin gerçek yapıcısı olarak kabul ettiğiniz Allah Tealâ'ya, türetilen isimlerin nisbet edilemiyeceğini, aslında bu fiilleri yapmayan kullara nisbet edilebileceğini iddia ettiniz Bu ise, akla, lügatlara ve milletlerin örflerine ters düşmektedir![]() Sünnî — Fiilin gerçek yapıcısı kul, onu yaratan ve onun gizli ve aşikâr vasıtalarını halkeden, Allah'tır Bu fiillerden isimler türetilerek onları yapan kullara nisbet edilir ve meselâ: Ayağa kalkana «ayakta», oturana «oturan», namaz kılana «namaz kılan», hırsızlık yapana «hırsız», zina edene «zânî» denir Çünkü iş, kim tarafından yapılırsa o işin hükmü başkasına değil ona aittir O fiilden isim türetilerek, onu yapmayana değil, yapana nisbet edilir Ortada dört husus vardın İkisi mânevidir, ikisi de maddi Mânevi olanlar, birşoy hakkında olumlu veya olumsuz hüküm koymaktır Bu ise Allah'a aittir![]() Maddî olanlara gelince; hükümden sorumlu olmak veya olmamaktır Yeme, içme, zina etme, hırsızlık yapma fiilleri kul tarafından yapıldığı için, bu fiillerin hükümleri kula aittir ve kul, bunlardan türetilecek isimlerle adlandırılır Bu fiillerin hükümlerinin Allah'a 'ait olması ve bunlardan türetilecek isimlerin ona nisbet edilmesi mümkün değildir Fakat bu hal, hiçbir zaman bu fiillerin, Allah'ın bilgisi ve kudreti dışında meydana geldiklerini ve Allanın, kullarına verdiği bir güçle meydana gelmediklerini ve bunları, Allah'ın yaptırmadığını ifade etmez![]() Kaderiyeci — Eğer Allah, bu işlerin yaratıcısı olsaydı, bu sayılanlar, Allah için de söz konusu olurdu ![]() Sünni — Senin bu iddian bâtıldır ve yalan bir dâvadır Çünkü, Allah Tealâ'nın, mahlukatında yarattığı fiillerden isimler türetilerek ona nisbet edilmez ve bu fiillerin neticeleri Allah'a izafe edilemez Bilakis, o fiillerden türetilen isimler o filleri bizzat işleyenlere izafe edilir Meselâ: Allah Tealâ renkleri, çeşitli tatları, kokulan ve hareketleri yaratmıştır Fakat bunlardan türetilen isimler ve bunların hükümleri Allah'a izafe edilmemiştir![]() Hükümlerin izafe edilmesi demek «falan oturuyor», «falan yiyor», «falan içiyor» şeklinde ifadelerde bulunmak demektir [53]Burada, İbnül Kayyim'in, ehl-i sünnet vel cemaat mezhebini kendi görüşü ve hocası İbni Teymiyye'nin görüşüne göre tasvir ettiği görülmektedir Çünkü İbnül Kayyım, kulun fiillerinin, yaratıcısının Allah Tealâ olduğunu, buna rağmen onların kula nisbet edileceğini, zira, Allah Tealâ'nın kulda yapıcı bir güç yarattığım ve işin, kul tarafından başarıldığını ileri sürdüğünü görmekteyiz İbnül Kayyim'e göre, kulun, kendisine nisbet edilen fiillerle ilgisi, Allah Tealâ'nın, yarattığı şeyleri bizzat kesbedenin o işle olan ilgisi kadardır Kesbetmek (kazanmak) de yine, Allah Tealâ'nın kula verdiği bir güç ile gerçekleşir![]() İbnül Kayyım, bu izahatıyla bu mesele hakkındaki İmam Eşarî’nin görüşünü, ehl-i sünnet vel cemaatin görüşü olarak kabul etmemekte, bilakis, bunları Cebriyecilerden saymaktadır İleride bu meseleyi anlatırken, Sünnilerin görüşlerini izah edeceğiz [54]
|
| | |
| | #2 |
| Devamlı Üye ![]() | ![]() [30] Ebu Davud Kitab es-Sünne bab; 17, Eî-Müstedrek, Hâkim'Şerh-i Nevevi C 1, Sh 253 -156[31] Not: Son paragrafın tercümesinde, Müslim şarii Nevevî'nin ifadesi, Kitaptaki ifadeye tercih edilmiştir ![]() [32] Enbiya suresi âyet; 73 [33] Kasas suresi âyet; 41 [34] El-Munye vel-Emel, Murtaza [35] EI-Munye vel-Emel [36] Kalem suresi âyet; 50 [37] Bakara suresi âyet; 32 [38] Hud suresi âyet; 88 [39] En'am suresi âyet; 77 [40] Hud suresi âyet; 34 [41] A'raf suresi âyet; 43 [42] İbrahim suresi âyet; 21 [43] Hicr suresi âyet; 39 [44] Isra suresi âyet; 43 [45] Bu münazara, İbn-i Kayyim'in «Şifaül Alîl fî mesailii kaza vel Kader ve Hikmeti ve etta'lil» adlı kitabında tasavvur ettiği şekildedir ![]() [46] Nisa suresi âyet; 25 [47] Tekvir suresi âyet; 28 [48] Kehf suresi âyet; 79 [49] Yunus suresi âyet; 36, 46 [50] Yusuf suresi âyet; 19 [51] A’raf suresi âyet; 39 [52] Maide suresi âyet; 63 [53] Bkz Şifaul Alil; Bu eserde münazaranın tümü mevcuttur![]() [54] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/137-147![]()
|
| | |