|
| | #1 |
| | ![]() ADAMLIĞIMIZIN DEĞER ÖLÇÜSÜ: AHDE VEFA İmanın insana kazandırdığı hasletlerden biri de ahde vefadır Ahde vefa; yani sözünde durmak, yaptığı anlaşmaya sadık kalmak, özünde ve sözünde doğru olmak ![]() ![]() Ayet ve hadislerde olgun müminlerin sıfatları arasında ahde vefa zikredilmiş (Mü'minun, 8; Meâric, 32), pek çok ayet-i kerimeyle de bu hususun üzerinde durulmuştur İnkârcılar arasında bile “el-emîn: güvenilir, sözünde duran” sıfatıyla anılan Hz Peygamber s a v Efendimiz'in vefa ve sadakatle dolu hayatı da önümüzdeki en güzel örnektir O halde ahde vefa, salih amel ve itikatla olgunlaşan kâmil müminin en bariz sıfatıdır İnsanlık nereye giderse gitsin öyledir, öyle olmalıdır Ahde vefa veya kısaca vefa ![]() ![]() Sözünü çiğnememek, sadık kalmak, dürüst olmak![]() ![]() Bu ulvi meziyetler sevginin, dostluğun ve kardeşliğin bağrında yetişir Kin, nefret, haset onu her zaman boğmuş, daha doğmadan öldürmüştür Vefa ancak sevgi, iyilik ve kardeşlik ikliminde boy atıp gelişebilir Bu yüzden sözlükler vefa kelimesine, “sevgi ve dostlukta sebat etmek” anlamını da vermişlerdir Vefa, ödemek, yetişmek manalarına da gelir Hiçbir inanç ayrımına girmeden insanlara karşı maddi ve manevi borçlarını ödemek, sıkıntılı anlarında din kardeşlerinin imdadına yetişip onların ihtiyaçlarını karşılamak da vefanın anlam dairesi içindedir Kur'an-ı Kerim, Allah'a iman eden bir müminin O'nunla ahitleştiğini, bu suretle kendisini hür iradesiyle sadakat mükellefiyeti altına dahil ettiğini açıklar İster Allah'a ister insanlara karşı verilmiş olsun, her vaad ve ahid, yükümlülük açısından mümini borçlu ve sorumlu kılar İslâm ahlâkında bu sorumluluğun yerine getirilmesine “ahde vefa” denir Zaten onu üstün bir fazilet haline getiren şey de, kişinin her an taahhüdünün aksini yapma imkanı varken, verdiği sözüne sadık kalmasıdır Ahde vefanın hükmü ve mesuliyeti Ahitle yemin arasında fark vardır Yemin bozulursa kefaret gerekir Fakat ahitte bu yoktur Ahdi bozmanın günahı kefaretle ortadan kalkmaz (İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'an) Bu sebeple Kur'an-ı Kerim ahde vefanın üzerinde ısrarla durmuştur Bir ayet-i kerimede: “Ahdi de yerine getirin Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk vardır ” (İsra, 34) buyurulmuştur Allahu Tealâ ile insan arasında kulluk ve ilâhlık mukavelesi vardır Bu mukavelenin şartlarına riayet etmek farzlar üstü farzdır “Bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ” (Bakara, 40) ayeti bu mukaveleye işaret etmektedir Yani siz, Allah'a verdiğiniz sözü hayatınıza aksettirip O'na ibadet ve kulluk edin ki, Allah da sizi şeytanın tasallutundan koruyup muhafaza etsin Allahu Tealâ ile yapılan mukavelenin mesuliyeti çok büyüktür Bu sözleşmenin önemli bir boyutunu da, ölümü göze almak teşkil eder Ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Allah, müminlerden mallarını ve canlarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, ölürler, öldürülürler Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir Ahdini Allah'tan daha çok yerine getiren kim olabilir? O halde O'nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin Gerçekten bu, büyük bir kazançtır” (Tevbe, 111) Sahabe-i Kiram hazretleri, Cenab-ı Allah ile yaptığı anlaşmadan ve Rasulullah s a v 'e verdiği sözden hiç şaşmadılar Sonuna kadar sadakatle devam ettiler Cephelerde ekin biçilir gibi biçildiler, fakat bir adım geriye gitmediler O'nun rızası uğruna mal ve canlarını seve seve feda edecekleri hususunda ahitleşmede bulundular Kur'an-ı Kerim onları söz ve ahitlerine bağlılığı ile destanlaştırırken şöyle buyurmaktadır: “İnananlardan öyle yiğitler vardır ki, Allah'a verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini ispat etmiş; kimisi ahde vefa gösterip canını vermiş; kimisi de (şehitliği) beklemedeydi ” (Ahzab, 23) Allahu Tealâ ile yapılan mukavelenin şartları kullar arasındaki muameleyi de ihtiva etmektedir “Allah'ın ahdini yerine getirin ” (En'am, 152) emrini alimler; “gerek Allah'ın sizi sorumlu tuttuğu ahitleri, emirleri, yasakları ve gerek sizin Allah'a veya Allah n----- diğerlerine verdiğiniz ahitleri, adakları, yeminleri, akitleri; doğru olan her tür taahhüdü yerine getirin” şeklinde izah etmişlerdir Ahde vefanın imandan olduğunu belirten Hz Peygamber s a v Efendimiz de, ahde aykırı davranmayı nifak alametlerinden saymıştır (Buharî, Müslim) Ahde vefasızlar dünyada rezil olacakları gibi, ahiret gününde de teşhir edilerek rezil edilecektir Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak dikilecek; bu filanın vefasızlığıdır, denilecektir ” (Buharî, Müslim) En büyük ahit: Kâlu Belâ Elest Bezmi'nde Allahu Tealâ ile ruhlar arasında bir sözleşme (misak) yapılmıştır Cenab-ı Hak, Hz Adem Aleyhisselam'ın sulbünden zürriyetlerini almış ve onlara hitaben: “Rabbiniz değil miyim?” demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu “(Onlar da) evet Rabbimizsin, şahidiz, dediler Kıyamet günü, bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz ” (A'raf, 172) Böylece insan ruhu, Rabbiyle yaptığı bu misaktan sonra fıtrî ve tabii bir sözleşme altına girmiş, O'nun terbiye ve emanetini kabul edip emirlerini yerine getirmeyi taahhüt etmiştir Ayrıca dünyaya gelip vücut bulduktan sonra mümin, Rabbi'ne ve O'nun Peygamberi'ne iman etmekle yeni bir sözleşme daha yapmıştır Bu sözleşmeye Hz Rasulullah s a v Efendimiz'in bütün emirleri ve O'nun sahabe-i kiram hazretlerinden aldığı bütün ahitler de dahildir: “Sana biat edenler, ancak Allah'a biat ediyorlar Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir ” (Fetih, 10) Antlaşmanın kısaca muhtevası emirlere uyup yasaklarından kaçınmak, şeytana kulluk etmekten uzak durmaktır İnsanlar iman etseler de etmeseler de, emir ve yasakların hududunu aşmakla doğrudan şeytanın emrine girmiş olurlar: “Ey Ademoğulları! Şeytana tapmayın, o sizin düşmanınızdır diye ben sizinle ahitleşmedim mi? (Yasin, 60) AHDE VEFANIN KAPSAMI Vefa, düşman bile olsa verdiği sözden dönmemektir Vefalı insan, dost-düşman herkesin güven ve emniyet duyduğu kimsedir Onun karakterinde yalancılık, döneklik ve kalleşliğin izine rastlanmaz En zor anlarda bile ahde vefa eder Ahde vefa, kulun Allah'a, ümmetin peygamberine, müridin mürşidine, dostun dostuna, aile fertlerinin birbirine, milletin vatanına sevgi ve sadakatidir Vefa, mümkün olduğunca dostundan ihtiyacını gizlemek, ondan bir şey istememek, eziyetine tahammül etmek, lüzumundan fazla hürmet, tevazu ve hizmetle ona ağırlık vermemektir Vefa, dostunu Allah için sevmek, arkadaşı öldükten sonra onun aile efradına iyilik ve yardım etmek, kapıdaki köpeğine varıncaya kadar her şeyine değer vermektir Allah için birbirini seven, bu sevgiyle bir araya gelip ayrılan kişiler, kıyamet gününde Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgeleneceklerdir (Riyazu's-Salihin) O asla sözünden dönmezdi Her konuda olduğu gibi bu konuda da Hz Peygamber s a v Efendimiz'den sözüne daha sadık bir kimse yoktu Ebu Cehil, Ebu Leheb ve daha müslüman olmazdan evvelki haliyle Ebu Süfyan, O'nun doğruluğunu, iffetini, ahde vefasını biliyor ve kendilerine sorulduğu zaman bunu itiraf ediyorlardı Aslında bütün düşmanları O'nun doğru söylediğini biliyorlardı Fakat onların aşamadıkları nokta farklıydı Abdullah bin Ebu'l-Hamsa r a anlatıyor: Peygamber olmadan önce Hz Rasul-i Ekrem'e alış-verişle ilgili bir şey vermek için filan gün filan yerde buluşmak üzere sözleştik Fakat ben unuttum, ancak üçüncü gün hatırladım Gittim baktım ki, Rasul-i Ekrem s a v orada bekliyor Beni görünce: - Delikanlı beni yordun Üç günden beri seni burada bekliyorum, buyurdu (Ebu Davud) Bedir savaşı için yola çıkıldığı esnada, Huzeyfe el-Yemanî ile babası Huzeyl, Peygamberimiz'in safında savaşmak üzere ardından yola çıkmışlardı Müşrikler baba-oğulu yolda görerek sorguya çektiler: - Siz herhalde Muhammed'in yanına gitmek istiyorsunuz, dediler Onlar da: - Evet, bizim niyetimiz budur, dediler Bunun üzerine müşrikler, onlardan Medine'ye dönmek ve Peygamberimiz'le birlikte savaşmamak üzere söz aldılar Bir müddet sonra Huzeyfe ile babası Bedir'de Peygamberimiz'in huzuruna gelerek başlarından geçenleri anlattılar ve mücahitlerle birlikte savaşmak istediklerini söylediler Efendimiz s a v onların müşriklere verdikleri sözü öğrenince, o anda savaşçıya çok fazla ihtiyacı olmasına rağmen şöyle buyurdu: - Hayır, siz Medine'ye dönün Onlara verdiğiniz sözü yerine getirin Biz de müşriklere karşı Allah'tan yardım isteriz O'nun yardımı bize kâfidir (Müslim) Kur'an-ı Kerim'de ahde vefa ile ilgili ayetlerde, yapılmış antlaşmaların hükümlerine riayet ettikleri müddetçe, müslüman olmayan taraflara dahi verilen söz istikametinde davranılması emredilmektedir (Tevbe, 1, 4, 7) Hz Peygamber s a v , vefat eden dostlarının dostlarına da son derece vefalıydı Hz Aişe r a anlatıyor: Rasul-i Ekrem s a v bir defasında yanına gelen yaşlı bir hanıma çok ikramda bulundu Kadın gidince sebebini sordum Buyurdular ki: - Bu kadın Hatice'nin sağlığında bize gelir giderdi Ey Aişe, ahde vefa imandandır (Hakim) Allah Rasulü s a v 'in Rabbi'ne karşı vefası da dillere destandı Mekke'de binbir çile ve ıstırabın içinde iken bile nafile ibadetlerini aksatmıyordu Kıldığı namazların bir rekâtı bazen saatler alıyor, ayağa kalkmaya dermanı olmadığı zaman oturarak kılıyor, fakat yine terk etmiyordu Mübarek elini Rabbi'ne açtığı zaman, duaların en içteni, en mahzunu ve en güzeli mübarek dilinden semalara yükseliyordu Vefasız dost olmamak için ![]() ![]() Vefa, dostun dostuna dost olmak fakat düşmanına dost olmamaktır Allah Tealâ ile ahitleşen müminin dostu, ancak Allah Tealâ'yı dost bilenler olabilir O'nun düşmanı müminin de düşmanıdır Kur'an-ı Kerim'de buyurulur ki: “Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir ” (Tevbe, 23) Fakat bu durum onların hukukuna riayet etmeye engel değildir Kâfir bile olsa insanlara yeri geldiği zaman Allah için iyilik ve ikramda bulunmak güzel bir haslettir Bu bir bakıma yaradılanın hatırını Yaradan'dan ötürü gözetmektir Kalplerin yumuşamasına ve imana dair mevzuların konuşulabileceği bir zemininin hazırlanmasına da sebep olur En azından size ve sizin temsil ettiğiniz yüce değerlere karşı yumuşamayı sağlar Hz Esma r a kendisine misafirliğe gelen müşrike annesine, Efendimiz s a v 'den izin alarak iyilik ve ikramda bulunmuştur Yine kendisi için koç kesilen İbn-i Ömer r a , yahudi komşusuna etten ikram edilmediğini duyunca telaşlanmış ve etin diğer komşulardan önce ona ikram edilmesini emretmiştir Vefa işte böyle davranmayı gerektirir İslâmiyet, bu gibi faziletlerin gönülleri yumuşattığı, insanları kendine meftun ettiği rahmet ikliminde kısa zamanda yayılmıştır Fakat her şeye rağmen Kur'an ve Sünnet'in ölçüleri, iman etmeyenlere karşı dostluk sayılabilecek ölçüde muhabbet ve sırdaşlığa engeldir Onlardan zuhur edebilecek kötülüklere, sahip oldukları inanç ve düşüncelere karşı en azından kalben mesafeli olmak da yine Allah'ın emridir Söz verirken ![]() ![]() Mümin, Allah Tealâ ile ahdini bozacak şekilde birine söz vermemelidir Zira ancak fasıklar Allah ile sözleşmesini iptal eder Böylelerinin hiçbir ahde saygı göstermesi de beklenemez “Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar![]() ![]() İşte lânet onlara; (dünya) yurdunun kötü sonucu onlaradır ” (Raad, 25) Fakat gafletle mesela bir haram işlemek üzere birine söz verilmişse, Allah'a verilen söz hatırlanıp, tevbe edilerek bu batıl sözden vazgeçilmelidir Yine birine söz verirken, “inşallah: Allah dilerse” demek gerekir Hz Peygamber s a v Efendimiz söz verdiği zaman bunu kat'i olarak vermezdi “Belki” kaydını koyardı İbn-i Mesud r a da inşallah derdi Evlâ olanı da böyledir Fakat bundan kesinlik manası anlaşılırsa, meşru mazeret olmadıkça muhakkak ahde vefa gerekir Yani kişi kendi dönekliğini inşallah demiştim diye Cenab-ı Allah'a fatura etmeye kalkmamalıdır Birazcık düşünülürse, bu dehşetli bir vebaldir Şayet kişi söz verirken içinden yapmamaya kararlı ise bu nifakın ta kendisidir Verdiği sözde mazeretsiz olarak durmamak da aynı şekilde nifak alametidir O bakımdan, neye mal olursa olsun, verdiği sözü bozmamalı veya bozacağı sözü vermemelidir O günler geride mi kaldı? İslâmiyet'in gönüllerde hükmünü icra ettiği devirlerde millet bir vücudun uzuvları gibiydi Kalplerde vefa, davranışlarda incelik ve zarafet vardı Allah haşyetiyle nurlanan sinelerde şefkat, merhamet ve emanet şuuru hakimdi Farklı düşünceler birer zenginlik kabul ediliyor, hemen her din salikinin var olduğu cemiyetin içinde inançlara saygı gösteriliyordu “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” denilerek küçük bazı anlaşmazlıklar vefa duygusundan hareketle olgunlukla karşılanıyordu Çarşılar, sokaklar hayâ, edep ve iffeti temsil ediyordu Yalancılık, sahtekârlık ve haramilik gibi gayri ahlâkî davranışlar en büyük arsızlık sayılıyor, bu gibi işleri yapanlar, ailesi, köyü ve oymağıyla birlikte bir ömür boyu unutulmuyordu Zulme zulümle mukabele edilmez, defalarca aldanılsa bile bir kere aldatmaya tenezzül edilmezdi Sonra o devirler yavaş yavaş geride kaldı Sinelerde Allah sevgisi inkıraza uğradı Nihayet çoğunluk itibariyle vefa ortadan kalktı Bugün vefanın olmadığı yerde sevgi ve samimiyetten bahsetmek mümkün değildir Böyle bir toplumda birlik, beraberlik ve gerçek bir dayanışmadan söz etmek de imkansızdır Zaman zaman vefasızlardan zuhur eden bu gibi haller, menfaat, mürailik ve iki yüzlülükten başka bir şey değildir Zira Allah için sevmeyen, kalbî hayatında istikrar olmayanlarda, böyle ulvi şeyler zuhura gelmez Her gün birkaç defa yeminini bozan, her defasında sözünden dönen, vefa, mertlik ve yiğitlik duygusundan mahrum, dönek, ödlek tiplerden vefa beklemek, gaflet ve aldanmışlığın ta kendisidir Onlarla yola çıkan yolda kalır Onlara bel bağlayan sırtından hançerlenip iki büklüm olur Ne yazık ki, son birkaç asrın manzarası genel itibarıyla işte budur Yalan, hıyanet, kabalık ve döneklik sermaye haline gelmiş; sokaklar arsızlık, zulüm ve hakka tecavüzle dolmuş, haramilik iş bilirlik şekline dönmüştür Merhum Akif'in dediği gibi: Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde! Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî-medlûl Yalan râiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul Beyinler ürperir, Ya Rab ne korkunç inkılâb olmuş: Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş Birbirlerine devamlı şüphe ve güvensizlikle bakan, birbirine yabancı, vefasız bir toplumun iflahı zordur Ne yazık ki, milli birliğimiz için ciddi tehlike sinyalleri çalmaktadır O bakımdan bir kere daha Allah'a dönüşten başka bir çare görünmüyor MÜRŞİDE VEFA Müridlerin bir mürşide intisap ederken yaptıkları biat, verdikleri söz de bir ahittir Buradaki ahdin manası, tam bir sadakat ve dürüstlükle kâmil mürşide bağlanacağına, harfiyen emirlerini yerine getireceğine söz vermek, bu uğurda her türlü meşakkat ve çileyi de göze almaktır Allah'ın rızasını kazanmak büyük bir iştir Velî olmak manasına gelir Nefsi terbiye etmeden O'nun rızası elde edilemeyeceği gibi, Hak dostlarının kapısına varmadan nefsin terbiye edilmesi de zor ve neredeyse imkansızdır Allah'a vasıl olanların hemen tamamı, az veya çok Hak dostlarının terbiyesinden geçmişlerdir Meselenin ehemmiyetinden dolayı Cenab-ı Hak: “Bana yönelen kimsenin yoluna uy ” (Lokman, 15) diye emretmiş, diğer bir ayet-i kerimede ise: “Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun ” (Tevbe, 119) buyurmuştur Kalpleri Allah Tealâ'nın nazargâhı olan kâmil mürşidler, manevi Kâbe hükmündeki zatlardır Hz Rasulullah s a v 'in sevgilisi, vekili, vârisi ve emanetidirler Dolayısıyla onlarla ahitleşmek, Allah ve Rasulü ile ahitleşmektir Onlara itaat etmek, Alemlerin Rabbi'ne ve İki Cihan Güneşi'ne itaat etmektir İsyan da yine onlara isyandır Mürşidi can u gönülden sevmek Allah ve Rasulü'nü sevmeye ve kâmil imanı elde etmeye sebep olur Hadis-i şerifte: “Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, ben bir kimse için ailesinden, çoluk çocuğundan, anne babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, o kimse gerçek manada iman etmiş olmaz ” (Buharî, Müslim) buyrulmaktadır Tasavvuf alimleri ittifak etmişlerdir ki, aynı şekilde bir mürid mürşidini sevmeden Hz Fahr-i Kainat s a v 'i sevemez O bakımdan ahde vefa ve civanmertlik odur ki, mürid yüzünü bir kere mürşidine döndürür ve başka dönmek nedir, ölünceye kadar bilmez Var gücüyle ona muhabbet eder, sadakatle emirlerini yerine getirir Hatta mürşidi onu kapıdan kovsa, Şah-ı Nakşibend Hazretleri gibi döner, mürşidinin ayaklarının altındaki merdiven gibi, usulca başını eşiğe kor Mürid, mürşidinin sevdiği her şeyi sever Onu üzen her şeye üzülür Mürşidinin canını sıkan bir şey oldu mu, bunu ferasetiyle anlar ve derhal gereğini yapar Huzura her varışta edeple varır Gıyabında da edeple oturur, edeple kalkar Zihninde, hayalinde, tasavvurunda, hatta rüyalarında bile onunla konuşur, onunla gezer Hızır Aleyhisselâm yanına gelse, kendisiyle konuşsa, kalbinin asıl iltifatı yine mürşidinedir Zira ahdinde ve muhabbetinde ihlâslıdır Bilir ki, bir kalpte iki padişah olmaz Gönlünde çatallaşma başlayanların hemen hepsi yolda kalmışlardır Güneş gibi dört bir yanı aydınlatan kâmil ve mükemmil bir mürşidi buluncaya kadar belki çok gezer ve çok yorulur Fakat bulunca elsiz ve dilsiz emrine amade olur Neden, niçin, nasıl sorularıyla gönlünü karartıp teslimiyetini yıkmaz Hiçbir sırrını ondan saklamaz Olanca gücüyle hizmet eder Ondan iltifat beklemez Çünkü kalpten kalbe iltifat edenler, zahiren iltifat etmezler Kapıya yeni gelenlerden esirgemedikleri gonca güller gibi tebessümlerini, bazen kırk yıllık talipten esirgerler Onların işi maneviyatladır, adetleri böyledir Zahiren hep cefa eder gibidirler Fakat talibe gereken vefadır Talip, Hakk'a vasıl oluncaya dek adım adım sabır ve metanetle hedefine yürür Sağa-sola başını çevirmez Manevi zevklerle sarhoş olup yolda eğlenmez Hakk'a vasıl olduktan sonra da rehberini hiç mi hiç unutmaz Ne zaman bir sohbet açılsa, hemen ondan bahseder O'nun ruhaniyetinden istimdad eder Yıllar bir türlü onu sinesinde eskitemez Mürşidini hatırlatan her şey, mürid için muhabbet kaynağı olur Mürşide vefa göstermek, hakikatte Allah ve Rasulü s a v 'e vefa göstermektir ve ebedi selamete vesiledir Böyle bir selamet, ebedi kurtuluş, cefa çekmeye değmez mi? Kaynak: Semerkand dergisi, 10/2004
|
| |
| | #2 | |||||||||||||||||||
| Üye | ![]()
c razi olsun kardesim harika bir paylaşım
| |||||||||||||||||||
| |
| | #3 |
| Üye | ![]() eline, yüreğine sağlık ![]() ![]() güzeldi![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #4 |
| Administrator ![]() | ![]() Allah cc razı olsun ![]() ![]() ![]()
|
| |
![]() |
| Tags: 214lcusu, ahde, de287er, vefa |
| Konu Araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | son Mesaj |
| Vaaz ve Sohbet Konuları: Ahde Vefa | mumsema | Vaaz ve Sohbet Konuları | 3 | 10-26-2008 17:22 PM |
| Ahde Vefa ile ilgili sözler | LeoparGS | Konuya Göre güzel sözler | 2 | 07-12-2008 02:11 AM |
| Adamlığımızın Değer Ölçüsü: . Ahde Vefa | İnşirah | Güzel Ahlak Sıfatları | 1 | 06-22-2008 21:39 PM |
| Ahde Vefa ile ilgili bir kıssa | elif07 | Sahabelerin Hayatından Öyküler | 2 | 05-30-2008 19:33 PM |
| ahde vefa göstermeyenin dini olmaz | kardelen | Dini, Güzel Yazılar / Makaleler | 3 | 05-19-2008 20:41 PM |