Mumsema islam Arsivi

Geri git   Mumsema islam Arsivi > Dini, Güzel Yazılar / Makaleler / Şiirler > Dini, Güzel Yazılar / Makaleler

Forum Alev


Ölüm Treninden Bozkıra Savrulanların Aşkı Biter mi? ile ilgili Benzer Konular
222 Kez Görüntülendi

O zaman oyun biter
Mum biter gece söner
Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter.
* Oyun Biter
Sevgi de biter mi?
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 14-01-2008   #1
 
Standart Ölüm Treninden Bozkıra Savrulanların Aşkı Biter mi?


Ölüm Treninden Bozkıra Savrulanların Aşkı Biter mi? Mumsema İslam Arşivi Ölüm Treninden Bozkıra Savrulanların Aşkı Biter mi?
Kompartımanın kapısının açılmasıyla gözlerin, askerlerin kolundan tutarak içeri ittikleri genç kıza çevrilmesi bir oldu Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş, hatta şuurunu yarı yarıya kaybetmişti "Bak bakalım" diye gürledi sağındaki asker, "bunların hangisi baban?" Başını kaldırdı, gözlerini perdeleyen saçlarının arasından taradı içeriyi Köşede, cam kenarında oturan kirli sakallı ihtiyarla göz göze geldiklerinde ta derinlerden bir "Ah!" yükselip boğazında yankılandı da umutsuzca debelenip kuyunun içinde kaybolan sesler gibi kimse duymadan kayboldu sonra "Yok" diyebildi kız, "bu kompartımanda da yok babam" Solundaki asker iki büklüm olmuş kadının yüzüne diziyle vurduktan sonra "Gidelim" dedi yanındakine Onlar kompartımandan çıkarken çaresiz bir babanın küllerinin havaya savrulduğunu kimseler göremeyecekti
Ölüm Treninden Bozkıra Savrulanların Aşkı Biter mi? Bu öyküyü Üsküdar'da, Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan'ın adına Sinan'ın yaptığı caminin avlusunda Zafer öğretmenden dinlemiştim İri çınarın yaprakları, bir güz alacasını eliyordu üstümüze Caminin geniş saçaklarına gölgeler abanıyordu Türkçe öğretmeni olan Zafer Bey'in söyleyeceklerini, tarihin mermer tenine kulaklarını dayayıp dinleyen arkeologlar kadar merak ediyordum
1995'in serin bir Eylül sabahı, dersine geç kalmış bir talebe gibi hızlı adımlarla okuluna yürüyor Zafer öğretmen Her daim giydiği koyu lacivert takım elbisesi üzerinde, rüzgâr alnına dökülen siyah saçlarını hafifçe dalgalandırmaktadı r Bugün yeni bir sınıfla tanışacağı için heyecanlıdır
Sınıfa girdikten sonrasını o anlatıyor, ben not alıyorum:
İlk sevdaları…
"Arkadaşlar" dedi çocuklara, "hem tanışalım, hem de başımızdan geçen ilginç olayları konuşalım" Talebeler sırayla kendilerini tanıtıyor, ardından da unutamadıkları bir hatırayı anlatıyorlardı Sıra Aydos 'a gelmişti Usulca kalktı sıradan Kesik kesik ifadelerle, zar zor duyulabilecek bir ses tonuyla başladı hikâyesini anlatmaya:
- Ahıska Türklerindeniz Ailem Batum'un güzel ve şirin bir kasabasında yaşıyormuş İkinci Dünya Savaşı'nın olanca şiddetiyle devam ettiği 1944 yılının soğuk bir Kasım günü Büyükbabam 20, büyükannem de 18 yaşındalarmış Evleneli üç ay olmuş olmamış Birbirlerini ölesiye sevdiklerinden kasabada adları Ferhat ile Şirin'e çıkmış En taze baharlarını yaşadıkları günler Büyükbabamın koynunda büyükannemin işlediği mendili, büyükannemin boynunda ise onun kolyesi varmış İlk sevdalarını, bir kayanın üzerinden Karadeniz'in hırçın dalgalarına cemre gibi bırakmışlar:
-Sen benim ay ışığımsın / Sen de benim gün ışığım
İşte o Kasım gecesi Şiddetli rüzgâr kasabayı kasıp kavurmaktadır Gecenin sessizliğini askerî kamyonların gürültüsü bozmuştur Karanlığın derinlerinden uzanan farların ışıkları, kasabanın meydanını gündüze çevirmiştir
Gecenin ikisi Evlerin kapılarını dipçiklemekte askerler Korkularından cevap veremeyenlerin kapıları kırılmış, askerler, gecenin ayazı ile birlikte girmişlerdir kırılan kapılardan içeri Tahmin edeceğiniz gibi sessizliğin koynundaki evlerden figanlar yükselmiş semaya
Köye son bakış
Herkes 15 dakika içinde kamyonlara binmeliymiş Almanlar çok yaklaşmışmış, Moskova'nın emriymiş, sınır boylarındaki cümle köyler boşaltılıyormuş, kendi güvenlikleri içinmiş bütün bunlar Velhasıl bu sinsice planı haklı gösterecek bütün mazeretler sıralanmış Çocuklar uyandırılmış, genç, ihtiyar, hasta demeden gecenin ayazında bindirilmişler kamyonlara Düne kadar nice güzelliğin çiçeklendiği köylerine gecenin karanlığında son kez bakmışlar buğulu gözlerle Kamyonlar gecenin bağrına açtığı yırtıcı hırıltılarla silkelemiş yığınları tren istasyonuna
Vagonlara balık istifi gibi doldurulan insanları nasıl bir sonun beklediği, kapıları dışardan tahtalarla çaprazlama çivilenirken anlaşılmış Yanlarına ne yiyecek, ne de doğru dürüst giyecek alabilmişler Tren uçsuz bucaksız bozkırlarda günlerce yol almış Kimi açlıktan, kimi korkudan, kimi soğuktan, kimisi de hastalıktan birer birer ölüyormuş insanların Ölenler umursamazca atılıyormuş trenin penceresinden Bozkırlar açık mezar olmuş binlerce insana Her ölünün arkasından boğazlara düğümlenen çığlıklar, ağlamanın bile isyan sayıldığı bu vagonların ortak sesi olmuş

Acı sirenler çalarken
Yaşlı annesi, büyükbabamın dizinde verir son nefesini İnsanlar tuvalete bile bırakılmazlar Nice iffet abidesi kadınların öd torbaları patlar hicabından Ay ışığı ve gün ışığı, bu yolculuğun sonu olmadığını anlamış ve nöbetçilerin bir anlık dalgınlığını kollayarak el ele tutuşup atlamaya karar vermişler Büyükbabam atlamış atlamasına ama büyükannemi son anda asker kolundan yakalamış Tren acı sirenlerini çalarken…
-Haceeeer! çığlığı büyükannemin "gün ışığı"ndan duyduğu son söz olmuş Bitkin bedenine ardı ardına inen tekmeler, yumruklar geride bıraktığı ve belki de bir daha hiç göremeyeceği "gün ışığı"nın yüreğindeki acısından daha mı çok acıtıyormuş, hiç anlamamış Kan revan içinde yere yığılıp kalmış Kaçmaya yeltenenlerin, bu halden ibret almaları için iki asker girmiş kollarına ve sürükleyerek onu başka tanıyan olup olmadığını araştırmaya karar vermişler İşte az önce anlattığım kompartımandaki olayın evveliyatı bu

Zafer öğretmenin sözlerine vapur düdükleri ve kırlangıç çığlıkları eşlik ediyor, gölgeler habire uzuyordu "Sonra?" dedim merakla Belli ki o anı yeniden yaşamaya hazırlanıyordu:
Sonra dayaktan yarı baygın vaziyetteki kadını bir Rus subayı saçlarından tutup ayağa kaldırmış ve trenin duvarına dayayıp tabancasını çekmiş Tam parmağını tetiğe götürürken bir anda yüzündeki nefret ifadesi değişmiş, ateş etmekten vazgeçip silahını indirmiş Yanındaki askere dönüp "Sorun bakalım, elini neden karnına götürdü?" demiş Tek umudu olan bebeğini koruma içgüdüsüyle dudaklarından dökülen "Hamileyim" sözü hayatını kurtarmış büyükannenin

Soyadları tutanlar ayrı kalsın
Günler süren yolculuktan sonra insanları, ıssız yerlerde indirmeye başlarlar Soyadları tutanları, birbirlerini bulamasınlar diye aynı istasyonda indirmezler Yine istasyonun birinde bir grup inerken, vagon tahtalarının aralığından, annesinin burada indirildiğini görür büyükanne ve kalabalığın arasından ona seslenir: Koşar sesin geldiği vagona doğru ama bir asker dipçiği durdurur onu Bir diğer istasyonda da babasını fark eder Yine sesleri yankılanır…
Tren tam 17 gündür durmaksızın yol almaktadır Taşıdığı bedenlerin ağırlığı bir bir azalırken aslında bir başka yük belini bükmüştür trenin Asrın acıları ve ayrılıkları, rayları da, vagonları da yormuştur Nihayet bozkırın tam ortasında durmuş tren Son kalanlarla beraber büyükanne de indirilmiş Bırakılmışlar kendi kaderlerine O da birkaç arkadaşıyla beraber bir Kazak köyüne yerleşmiş
"Annesini, ölümün sıcak kollarından kurtaran babam işte bu Kazak köyünde doğmuş Birbirini sevgiyle tutan o iki el koparılalı tam yarım asır olmuş öğretmenim", cümlesi Aydos'un tükendiği an olmuş, hıçkırıklarını zapt edememiş Sakinleştikten sonra şöyle devam etmiş sözlerine:
"Biliyor musunuz, babaannem, büyükbabamın hala geleceğine inanır Evde ona ait boş duran bir sedir vardır Sofraya boş bir kaşık hep onun için konulur Kapımızın zili her çaldığında 'O geldi' diye koşar ümitle Birileri kendisine "gün ışığı"nın Türkiye'de olduğunu söylemiş Bu yüzden Kazakistan'da bir Türk okulunun açıldığını duyunca babama, "Torunumu bu okula kaydettirmezsen sütümü helal etmem" diye tembihlemiş Ortaokulu Kazakistan'daki Türk okulunda okudum Büyükannem bana, Türkiye'ye gitmemi, hem okuluma orada devam etmemi, hem de eğer hayatta ise Ferhat'ından bir haber getirmemi vasiyet etmişti
O dakikaya kadar sınıfta Aydos'un anlattıklarını nefes almadan dinleyen Mehmet adlı öğrenci heyecanla ayağa fırlar Şaşkındır: "Aydos'un anlattığı Ferhat Bey benim dedemdir öğretmenim O yaşıyor, bizim evde"
Aydos derin bir şaşkınlık geçirir Bir taraftan yanaklarına süzülen yaşları siler, diğer taraftan da Mehmet'e koşar, sarılırlar Sonu gelmez bir kış günü açan dallar meyveye durmuş, Asya'nın bu taze baharının ilk günlerinde buluşmuştur meyveler Zafer öğretmenin yüzü, yaz yağmurlarından çıkmış toprak gibidir Mehmet'le Aydos'un saçlarında gezdirir ellerini ve kararını bildirir: "Artık silin gözyaşlarınızı Biz sizin acılarınızı dindirmek için buradayız Vakit kaybetmeden Ferhat amcaya gidiyoruz"

Ölme ay ışığım geliyorum
Mehmet'in annesi Canan Hanım açar kapıyı "Ferhat Bey'e bir torun daha getirdim", diye takılır Zafer öğretmen Dallar kökleriyle buluşmuştur artık
Öpüşüp koklaştıktan sonra Ferhat Bey en ziyade merak ettiği soruyu sorar torununa: "Hacerim sağ mı?"
Torun cevap verir: "Evet ama ben gelirken çok hastaydı"
Hemen ertesi güne uçaktan yer ayırtırlar
Ferhat Bey sabaha kadar oturur pencerenin önünde 'Ya yetişemezsem, ya Hacerimi göremezsem' diye söylenir durur: 'Ölme Hacerim! Ölme ay ışığım! Geliyorum'
Sabah ilk uçakla uçarlar Kazakistan'a Aydos'un babası karşılar kendilerini "Bu konaklar kim Aydos oğlum?" diye sorar merakla Aydos konakların kim olduğunu telefonda söylememiştir Babasına;
-Ben sana her baba deyişimde için burkulur ve zaman zaman, "Oğlum, biliyor musun ben hiç baba diyemedim" derdin, ben de boynumu bükerdim ya, işte sana babanı getirdim, der Ferhat Bey'le oğlu Sadık sarılırlar birbirlerine Tam yarım asır sonra bu kez sımsıcak gözyaşları ıslatır elbiselerini Ferhat Bey, yol boyunca anlatır oğluna cümle hikayesini
-Ölüm treninden bozkıra savrulduğumda sen annenin karnındaydın Kurtulamadı Hacerim askerlerin ellerinden Seni düşündüğünden atlamadı Sen ayırdın oğlum bizi, şimdi sen buluşturuyorsun
Derin bir 'oh' çeker ve devam eder:
-Binbir zorlukla Kars sınırından Türkiye'ye girdim Oradan İstanbul'a geçtim Gazetelerde ölüm trenindeki bütün yolcuların öldüğü yazıldı Bizimkine yaşamak denmez oğul, ben hiç yaşamadım ki
Evin önüne gelmişlerdir Kapıyı Sadık Bey'in hanımı açar Sadık Bey kapıdan bağırır: "Babam, babam geldi!" İçerden mecalsiz bir ses inler:
-"Bir ömür boyu beni hep babam geliyor diye aldattın oğul, ben yalan olduğunu bildiğim halde hep koştum, doğrulabilsem yine koşarım Ferhat'ıma ama kalkamıyorum, derken karşısında görür Ferhat Bey'i

Bu mendilde kokun var
-Hacerim, ay ışığım
-Cemalim, gün ışığım, geldin demek
El ele tutuşurlar, tıpkı trenden atlayacakları anda tutuştukları gibi Ferhat Bey yüreğini yakan ukdeyi sorar ilk olarak:
-Hacerim, neden atlamadın? Neden bıraktın elimi? Neden bitmez tükenmez acılara savurdun beni? Koynundan ismi yazılı işlemeli mendilini çıkarır:
-Senin kokun var diye bir ömür boyu kokladım onu Sensiz gecelerin gözyaşlarını biriktirdim onda
-Atlayamadım Ferhat'ım, bebeğimiz geldi aklıma, atlayamadım O bir saniye yarım asırlık hicran ateşimizin kıvılcımı oldu Olsun, seni bir kere daha gördüm ya, ölsem de gözlerim açık gitmez gayrı
Ferhat Bey, "Karadeniz kıyısındaki o kayanın üzerine oturduğumuzda da böyle bakmıştın Hacerim" dedi Hacer Hanım'ın güzel çakır gözleri parladı bir anda Solgun yüzü, hafifçe gülümsedi Dudakları son kez ebedi vuslatın en tatlı nağmeleriyle kımıldadı imana şehadet eden kelimelerle Derken bir çığlık koptu evde Önce hâlâ açık duran çakır gözlerini kapattılar Sonra sıkı sıkıya yumduğu avucunu açtılar ve "Gün ışığı"nın yadigârı olan altın kolyenin elinden düştüğünü gördüler
Akşam ezanı okunuyordu Üsküdar'da Zafer öğretmen bir günde bütün mevsimleri yaşamış gibiydi "Olsun" dedi "Biz dallarla köklerin buluşmasını seviyoruz Ak Asya'yı da, Kara Kıta'yı da seviyoruz Kıtaların buluşmasını seviyoruz Kaderin bize biçtiği rolü seviyoruz Derdimizi seviyoruz"
Ülkelerini bir Leyla gibi gören bu yiğitler, Leyla ile Mecnunları buluşturmaya devam ediyor Vatan hasretiyle yansalar da, söndürmeye devam ediyorlar asırlık yangınları Çünkü bu gözü pek talihlileri, hem yer, hem asuman bekledi yıllardır Her an debisi yükselen coşkun nehirler gibi vuslat okyanuslarına koşuyorlar Geçtikleri çölleri yeşerten bu adanmış ruhlar, dünyayı yeni bir bahara hazırlıyorlar
Zafer, sinelerinin steplerinde sabır çiçekleri açan sevgi süvarilerinin değil midir?

 

oslem isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 14-01-2008   #2
 
Standart --->: Ölüm Treninden Bozkıra Savrulanların Aşkı Biter mi?


ölüm beni korkutmuyor ona kavuşmak için dua ediyorum

 

neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
beş vakte beş yazı | böyle dost düşman başına

Konu Araçları


Ölüm Treninden Bozkıra Savrulanların Aşkı Biter mi? ile ilgili Benzer Konular
222 Kez Görüntülendi

O zaman oyun biter
Mum biter gece söner
Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter.
* Oyun Biter
Sevgi de biter mi?

Powered by vBulletin® Version 3.6.11 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forumacil | Forumalev | Dantel | Rüyatadı | Mumine | Örgü | Netalemi | Google | Şiirler | Örgüler | Kalite | indir | validator.w3 |

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385