Şeytanın cennete girip, Âdem Aleyhisselâm ve Havva anamızı kandırıp yasak meyveden yemelerini sağlamasının nasıl gerçekleştiği hakkında çok değişik rivayetler vardır Bu rivayetlerin birçoğu asılsız olup, bir kısmı da İsrailiyattan alıntı yapılmıştır Âdem Aleyhisselâm cennete sokulmadan önce, Havva anamız onun sol eğe kemiğinden yaratıldı Sonra her ikisi de cennete sokuldu
Bir başka rivayette de:
İbn Abbas ve İbn Mes'ûd'dan rivayet edilmiştir ki:
"Âdem cennete yerleşince, orada yalnız kalmıştı Kendisiyle sükûnet bulacağı bir ailesi yoktu Bir defa hafif bir uykuya daldı, uyandığında başı ucunda oturan bir kadın gördü Allahu Teâlâ kadını, o uyurken kaburga kemiğinden yaratmıştı Âdem ona:
–Sen kimsin? dedi
–Ben bir kadınım, diye cevap verdi Âdem:
–Sen niçin yaratıldın?
–Sen benimle sükûnet bulasın diye
Bu hâdiseyi seyreden melekler, Âdem'in ilmini denemek için sordular:
–Onun ismi nedir?
–Havva Melekler:
–Havva ismi niçin verilmiştir? Âdem:
–Diriden yaratıldığı için Bundan sonra Allah Teâlâ Hazretleri Âdem'e:
–Ey Âdem! Sen ailenle beraber şu cennette yerleşin buyurdu"(1)
Âdem Aleyhisselâm ile Havva anamızın cennette ne kadar kaldığı hususunda ihtilaf vardır
Bir rivayete göre; ikindi ile akşam arası kadar bir zaman cennette kalmışlardır
Bir başka rivayete göre de; öğlen ile ikindi arası kadar bir zaman kalmışlardır
Bir başka habere göre de bir günün dörtte biri kadar bir zaman kalmışlardır(2)
Âdem Aleyhisselâm'ın cennette ne kadar kaldığında ihtilaf olduğu gibi, cennetten çıkarılmalarına sebep olan meyve hakkında da görüş ayrılıkları vardır Çoğunluğun görüşüne göre; meyvesi yenilen ağaç Buğday ağacıdır Ayrıca hurma ağacı, kâfur ağacı, huld ağacı ve incir ağacı diyenler de olmuştur
Âdem Aleyhisselâm'ın yasak ağacın meyvesinden yemesi bir isyan ve emre kasıtlı itaatsizlik değildi Âdem Aleyhisselâm bu işi, unuttuğu için yaptı Bu konuyu açıklayan bir âyet–i kerime şöyledir:
"Andolsun biz, daha önce de Âdem'e ahit vermiştik Ne var ki o, ahdi unuttu…"(3)
Âdem Aleyhisselâm, cennette kendisine ve eşine yasak edilmiş meyveden yediler Bilerek, kasıtlı olarak yiyip de isyan içinde olmadılar; bilakis unutarak o yasak edilen meyveden yediler Âyet–i kerimede de buyrulduğu üzere, unutması sebebiyle mazur tutulmuş ve ağaca yaklaşması onun masumluğunu ortadan kaldırmamıştır
"Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi aştırdı ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı Bunun üzerine: 'Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır' dedik"(4)
Şeytanın cennete girip Âdem Aleyhisselâm ve Havva anamızı kandırıp yasak meyveden yemelerini sağlamasının nasıl gerçekleştiği üzerine çok değişik rivayetler vardır Bu rivayetlerin birçoğu asılsız olup, bir kimside İsrailiyattan alıntı yapılmıştır O kadar çok rivayet yapılmış ki, doğruluk derecelerinde ciddi tereddütler olduğu için kayda geçmeyeceğiz
Şeytan bir şekilde cennette girdi Her şeyin en doğrusunu Allah Celle Celaluhu bilir Şeytan, Âdem Aleyhisselâm'a yaklaştı, ona değişik söz ve anlatımlarda bulunarak kandırmaya çalıştı, ancak Âdem Aleyhisselâm onu dikkate almadı ve kıymet vermedi
Allah Celle Celaluhu Âdem Aleyhisselâm'ı, şeytan hususunda uyarmış şöyle buyurmuştu:
"…Ey Âdem! dedik, bu hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz"(5)
Bu ikaz ve uyarıda birkaç önemli işaret bulunmaktadır Şöyle ki: Şeytan bir düşmandır Bu düşman sizi cennetten çıkarmak için çalışmaktadır, sakın ha şeytana dikkat edin Eğer şeytana uyarsanız, sizi çok sıkıntılı ve zorlu bir başka hayat beklemektedir
"Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak Yine burada sen susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın"(6)
Bu âyet–i kerimede de cennetin nimetleri hatırlatılarak, "Şeytan'a uyarak bu nimetlerden olmayın" deniliyor Rabbimiz bu uyarıları yaptıktan sonra Şeytan görevini icra etmeye başladı
Burada akla şu soru takılabilir: Yer, cennet Şeytanın cennete ne işi var? Ya da şeytan cennete Allahu Teâlâ'nın izni olmadan nasıl girebilir? Bu ve benzeri sorulara verilecek cevap açıktır Rabbimiz âlemleri yaratıp, varlık âleminde, zamanda yaşamaya başladığı andan itibaren, Rabbimizin âlemlere koyduğu nizam, âdetullah, sünnetullah işlemektedir Meydana gelen her olay, her hâdise bu âdetullahın bir gereğidir Şeytan da takdir–i ilâhîde çizilmiş bir kader planı üzerinde, kendi üzerine düşen vazifeyi icra etmektedir
Şeytan uğraştı, didindi ve sonuçta başarılı olmada bir yol buldu Kur'an–ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır:
"Derken şeytan onun aklını karıştırıp, 'Ey Âdem!' dedi, Sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?'"(7)
Şeytan Âdem'e ve eşine ebedîlik ağacı olarak yasak edilmiş ağacı gösterdi "Eğer bu ağacın meyvesinden yerseniz, fanilikten çıkar ebedî hayatı elde eder ve büyük bir saltanat sahibi olursunuz" dedi Bu söylediklerinin doğruluğuna onları inandırmak için daha neler yaptı? Kur'an–ı Kerim'e müracaat edelim
"Ve onlara, 'Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim' diye yemin etti"(8)
Şeytanın bütün ısrar ve telkinlerine rağmen Âdem Aleyhisselâm ikna olmamıştı Fakat Havva validemiz ağaçtan yemeye daha meyilli görünüyordu Şeytan bunun farkına varınca, ısrarlarını sıklaştırdı ve netice itibariyle şeytan amacına ulaştı
Havva validemiz yasak edilmiş meyveden yedi Sonra da Âdem Aleyhisselâm'a dönerek dedi ki:
"Ey Âdem! Sen de ye, ben yedim bana hiçbir zarar vermedi" Eşinin bu telkini Âdem Aleyhisselâm'ı iyice şaşırtmış ve kararsız kılmıştı Bir yanda şeytan, diğer yanda eşi… Sonuç olarak, bu ısrarlara dayanamadı ve yasak edilmiş meyveden o da yedi Âdem Aleyhisselâm da yasak meyveden yiyince, her ikisinin de üzerindeki elbiseler düştü, üzerleri elbisesiz kaldı Rivayet edilir ki, avret yerlerini örtmek için incir yapraklarını kullandılar(9)
Bu durum, Kur'an–ı Kerim'de şöyle bildirilmektedir:
"Nihayet ondan yediler Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar Bu şekilde Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı"(10)
Ebû Hüreyre Radıyallahu Anh'dan gelen bir rivayette Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:
"Benî İsrail olmasaydı, et bozulmayacaktı Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasına hainlik etmeyecekti"(11)
Sonra Âdem Aleyhisselâm cennette utanarak koşmaya başladı Bir ağaç onu alın saçından yakaladı Âdem ağaca dedi ki:
–Bırak beni!
Ağaç:
–Seni bırakamam
Allah Celle Celaluhu buyurdu:
–Ey Âdem! Benden mi kaçıyorsun?
Âdem:
–Ya Rabbi! Ben senden çok utanıyorum
Mevlâ Teâlâ:
–Ey Âdem! Benim civarımdan çık İzzetime yemin ederim ki, bana isyan edeni, mânevî civarımda tutmam Yeryüzü dolusunca senin gibi mahlûkat yaratsam, sonra bana isyan etseler, elbette onları âsilerin yurduna yerleştiririm"
Âdem Aleyhisselâm:
–Ya Rabbi? Senin helâllerin tabi-î ki yeterlidir Lâkin izzetine yemin ederim ki, ben kimsenin, senin ismine yalan yemin edebileceğini zannetmezdim
Mevlâ Teâlâ:
–İzzetime yemin ederim ki, elbette seni yeryüzüne indireceğim Sonra orada çok sıkıntıyla geçimini temin edebileceksin, buyurdu Sonra:
–Ey Cibril! Onu yumuşak bir şekilde çıkart
Cebrail Aleyhisselâm, aldığı emrin gereğini yerine getirdi Cebrail Aleyhisselâm, her ikisini de yeryüzüne indirdi(12)
İbn Sabit Radıyallahu Anh'-dan rivayet edilmiştir ki; Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Yeryüzünün döşenmesi Mekke'den başlamıştır Melekler Beytullah'ı tavaf ettiler Beytullah'ı ilk tavaf eden onlardır Mekke–i Mükerreme, Mevlâ'nın "Muhakkak ben yerde halife yaratacağım" diye bahsettiği yerdir Herhangi bir peygamberin kavmi helâk olup, kendi ve beraberindeki salih kimseler kurtulduğunda, kendisi ve adamları Mekke'ye gelerek ölünceye kadar orada Allah'a ibadet ederlerdi Ve şüphesiz Nuh, Hud, Şuayb ve Salih Aleyhimüssselâm'ın kabirleri, zemzem, Hacerü'l–esved ve Makam–ı İbrahim arasındadır"(13) Dipnotlar: 1– Suyûtî, "Dürrü'l–Mensûr", 1/127
2– Suyûtî, "Dürrü'l–Mensûr", 1/127
3– Taha, 20/115
4– Bakara, 2/36
5– Taha, 20/117
6– Taha, 20/118–119
7– Taha, 20/120
8– A'raf, 7/21
9– "Ruhu'l–Furkan Tefsiri", cilt 1, s 280
10– Taha, 20/121
11– Buhârî; Enbiya 1 (25); Müslim; Rada (63);
Ahmed b Hanbel 2 (304–315)
12– Suyûtî, "Dürrü'l–Mensûr", 1/130
13– Suyûtî, "Dürrü'l–Mensûr", 1/113