Forum Alev


Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 27-10-2007   #1
 
Standart Oku!


Oku! Mumsema İslam Arşivi Oku!
İnsanlığın değişmez değerlerini temsil eden İslâm Vahyi’nin zirvesi Kur’an’dır Kur’an vahyi, insanlığın kararan ufkunu aydınlatmaya “Oku!” emriyle başlamıştır Bu emir, “anla, kavra ve anlat” anlamlarını da içerir

Okuma aracı sadece yazı değildir Zaten Hıra’da İslâm Peygamberi’ne “Oku!” emri verilirken “yazılı belgeyi oku” anlamında verilmemiştir Ama o, meşhur rivayete göre “Ma ene bi-gari’; Benim okumam yok!” derken, eğer rivayet sahihse, bu emri ‘yazılı belge okumak’ şeklinde anlamış olsa gerektir

Elbet bu emri veren makam, onun okur-yazar olup olmadığını da bilen bir makamdır Rasul’e güç yetiremeyeceği bir emir verilmemiştir O halde, öncelikle bu emir, insanın tüm varlığa “varoluşsal bir metin” olarak bakıp onu bir kitap gibi okuması anl----- gelmektedir Kur’an ise bu okumanın nasıl yapılacağına ilişkin ideal bir koordinat, sağlam bir altyapı, doğru bir bakış açısı, meşru araçlar, örnek okuma parçaları ve okur hayatları sunmaktadır İlk inen İkra’ Sûresi’nin ilk beş ayeti, işte bu eksen etrafında anlaşılmalıdır

Kur’an’ın insana sunduğu farklı okuma ‘nesnelerini’ tasnife yeltenirsek dört başlık altında özetleyebiliriz: 1 Kitab, 2 Tabiat (ayât-ı kâinat), 3 İnsan, 4 Zaman (ayât-ı hadisat) Bunların hepsi de “ayet”tirler Okuma ‘nesnelerini’ okumadan onları anlamak ve kavramak mümkün değildir Bu dört farklı kitabı doğru okumanın en garantili yöntemi de İlahi Kitab’ı hakem kılarak diğerlerini okumaktır Yoksa insan yanlış okur Yanlış okuyan yanlış anlar Yanlış anlayan, hiç anlamayandan daha beterdir, çünkü anlamadığı halde anladığını sanır

Bu anlamda okumak her insana farzdır Bu farz İslâmi olmaktan da öte ‘insanidir’ ve insanın yeryüzündeki varoluşunu anlamlandırmasıyla ilgilidir

Ancak, her insan “canlı” olarak doğar, “insan” olmak için yaratılıştan getirdiği mevcut potansiyeli açığa çıkarması, onu bir suyun akış gücünü enerjiye dönüştüren baraj gibi enerjiye dönüştürmesi gereklidir Yani “beşer”in “insan” olabilmesi hayli emek isteyen uzun bir yolculuktur Kitaplar, bu yolculuğun sadece en sadık arkadaşları değil, aynı zamanda işaret taşlarıdır da

Okumak bir meleke kazanma işidir İnsan durduk yerde okuyamaz İşte bu nedenle okumayışlarına “zaman darlığını” mazeret gösterenler, çoğunlukla “binamaz özürlüler” grubuna girerler Çünkü onlar, en olmadık, en lüzumsuz işlere dahi bol bol zaman bulduklarını herkesten daha iyi bilirler

O halde asıl sıkıntı fiziki ve fiili şartlar ve ortamlarla ilgili değil, manevi şartlar ve ortamlarla ilgilidir Yani problemin kaynağında “zaman yetmezliği” değil, “akıl ve yürek yetmezliği” yatmaktadır Sorun “dış şartlarla” ilgili değil, “iç şartlarla” ilgilidir Bir başka ifadeyle insanın “dış imkânıyla” değil, “iç imkânıyla” ilgilidir
Ciddi misiniz? Her insanın öncelikleri farklı olabilir Kimisinin önceliği beşeri tarafıdır, kimisinin önceliği insani tarafıdır Amiyane tabirle kimisi yangında ilk kurtarılacak olarak “donuna” kırmızı işaret geçirirken, kimisi de “dinine” kırmızı işaret geçirir İnsanların neyi daha ciddiye aldıkları, onların öncelik sıralamalarına bakılarak daha kolay kestirilebilir

Bu ülkede “Ben Müslümanım” demenin bedeli, çoğu kimse için “Ben berberim” demenin bedeli kadar bile değildir O nedenle, bendeniz “Ben de Müslümanım” diyen birine ilk ve tek sorulacak soru şudur, demişimdir:

“Ciddi misiniz?”

Öyle ya! Bu bir iddiadır, hem de iddiaların en büyüğü Bir insan böylesine muazzam bir iddiada bulunur da, onun ciddiyeti nasıl sorgulanmaz Bu iddiada bulunan biri kendisine bir don alırken markasını, kumaşını, dikişini, kalitesini sorup araştırıyor da, kendisine “din” alırken “ne koysan gider”, “idare eder” kabilinden davranıyorsa, bu insanın dinini donundan daha fazla ciddiye aldığına siz olsanız inanır mısınız?

Şu piyasaya bakın bir Allah aşkına! Beyimizin karnı ağrısa onu nalbura giderken göremezsiniz Hatta birinin böyle yaptığını görse, onun aklından dahi kuşku duyar Doğrudur da Karnı ağrıyanın gideceği yer doktordur Hem de, gideceği doktorun pratisyen mi, uzman mı olduğunu dahi dikkate alır Mümkünse tecrübeli ve referanslı olanını tercih eder, haklıdır da

Ama ağrıyan karnı değil de “imanı, yüreği, aklı, ahlakı, irfanı” ise, başlar kendi kendisine reçete yazmaya İlmin de bir rütbe olduğunu, hem de rütbelerin yücesi olduğunu aklına getirmez Eğer kazara getirirse, onu da birilerine “havale” eder, fakat alın teri, zihin teri, yürek teri dökerek bilgiyi ‘iktisap’ etmez Haksız kazanca karşı gösterdiği hassasiyeti ‘beleş’ elde edilmiş bilgi ve duyguya karşı göstermez

Tabii, böylesine ciddiyetsiz bir ortamda din adına devrilen çamlar, bir orman katli----- döner

İşte bütün bunlardan dolayı sağlıklı bilgilenmenin kanallarını sürekli açık tutmak zorundayız Bunun yolu, her şeye rağmen okumaktan, kitapla ülfet kurmaktan geçer, zihin damarlarını sürekli açık ve çalışır tutmaktan geçer Tabii ki okumak, yazının başında tanımlandığı gibi bütüncül ve varoluşsal bir eylemdir, bunu bir an olsun göz ardı etmeden okumak şarttır

Yaz sıcaklarının bizi mayıştırmasına izin vermemeli Tatil, yan galip yatmak değil, Kur’an’ın da ifade ettiği gibi, “bir işle yorulanın başka bir iş yaparak dinlenmesi”dir Unutmayalım ki bu ülkenin geleceğini inşa edecek nesiller, bilgiyi sahici iktidar olarak gören nesiller olacaktır

“Oku, yaratan Rabbin adına!”


mustafa islamoglu

 

rana isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 27-10-2007   #2
 
Standart --->: Oku!


'ın hatrı "Ali"dir diyorum ve kınayıcının kınamasına bakmıyorum!

Kabir Azabı Kabir azabı olduğuna inanmayan arkadaşım var Kendisinin Kur'anı Kerim'i incelediğini ve kabirle ilgili bir bilgi bulamadığından inanmadığını söylüyorKesin delilleri nerede geçmektedir? 03/03/2007

CEVAP: Kabir azabı, İslam ekolleri arasında temel bir tefrika konusu olmuştur Savunanlar da reddedenler de Kur'an'dan bazı ayetleri delil getirmişler, fakat bu deliller doğrudan kabir azabının varlığına ya da yokluğuna delalet etmediği için iki tarafın tezi de temelsiz kalmıştır Kabir azabı ancak hadislerle temellendirilebilir Hadisler ise akaide konu olmazlar Dolayısıyla kabir azabı iman veya inkarın konusu değildir

http://wwwmustafaislamoglucom/haber_detayphp?haber_id=131
buradan bakın!

E Sifil, M İslamoğlu'nun bazı aykırı ve tuhaf sözlerini tahlil etmiş Okuyalım:

SORMAK DA SORUMLULUKTUR
Milli Gazete - 19 Mayıs 2007

Önce birkaç alıntı:
Soru: Adet halindeyken oruç tutabilir miyim, dinen bir sakıncası var mıdır?
Cevap: Bu Hz Aişe'nin kendi yaklaşımını aktardığı bir hadise dayanılarak tüm imamlarımız tarafından bir ruhsat olarak değil sanki bir yasak olarak değerlendirildi 'u alem bizim konuyu Kur'an ekseninde yeniden tarayarak vardığımız sonuç o ki, vahye göre hayız "ezen" yani "rahatsızlıktır" Hasta bir kimsenin orucunu isterse erteleyebileceği ve gününe gün kaza edeceği, istemezse ertelemeyeceği hükmü ise Bakara 184'ün açık hükmüdür Bu sorunuzun cevabını ben değil Kur'an böyle vermiştir Ona sorup cevabını aldınız
Soru: Hocam; HzPeygamber'in gelecekle ilgili hadisleri olabilir mi?
Cevap: Kur'an açıkça Rasulullah da dahil kimsenin geleceği bilemeyeceğini söyler Efendimiz de bunu tekrarlar (Osman b Mazun'un hanımına "vallahi yarın bana ne yapılacağını bile bilmiyorum" sözünü hatırlayalım) Kıyamete, onun alametlerine dair hadisler Rasulullah'ın bir tür tahminleri ve bu konudaki nasları ve olayları "OKUMALARI"dır Ve efendimizin okumaları bizim için çok değerlidir Kehanet ve gelecekten haber olarak değerlendirilmemelidirler
Soru: (…) Bile bile ve şartları müsaitken bırakılan "namazın" kazası olur mu?
Cevap: Evet, İmam İbn Teymiyye, hocası İbnu'l-Cevzi, büyük talebesi ibn Kayyım el-Cevziyye "Bile bile terkedilen namazın kazası olmaz" demişler…
Soru: Sorum Hzİsa ile ilgili olacak Onun tekrar geleceğine inanan yakın dostlarıma nasıl anlatayım da veya nasıl cevap vereyim de, biraz da olsa bilgi sahibi olsunlar () Buhari, Müslim gibi zatların hadislerini gösterdiklerinde bu hadisler uydurma diyemiyorum ve yorum yapamıyorum Çünkü; hadislerin gerçekliğini bilemiyorum Bana bu konuda yardımcı olabilir misiniz? Ben gelmeyeceğine inananlardan olduğumu ifade ettiğimde bana itikatımdan bahsediyorlar
Cevap: Aynen ben de öyle yapıyorum Bu doğru olan Buhari ve Müslim'deki hadisleri izahın binbir yolu var İsa'nın gerçek inancı onu takip edenlere dönecek de diyebiliriz Fakat bu hadisler haber-i vahid Zan içerir Yanlış ve yalana ihtimali vardır Bu tür haberler akideye konu olmazlar Bu yeterlidir[1]

Problem: Benzer örnekler arasından rast gele seçtiğim bu soru ve cevaplar, ciddiye alınması gereken bir "mesele"yle karşı karşıya bulunduğumuzu gösteriyor Bu köşede fetva sorma/verme konusuyla ilgili birçok yazı okudunuz Âdâbu'l-müftî ve'l-müsteftî meselesini gömeli hayli zaman oldu Onu anlıyoruz da, şahsen benim anlamadığım bir şey var: Milyonlarca kişinin kullanımına arz ederek kalıcılaştırdığı bu ve benzeri yanlışların telafisinin olmadığını bu arkadaşımız bilmiyor mu? Ali el-Karî, "Kim ilimsiz fetva verirse günahı fetvayı verenin boynunadır[2] hadisi üzerinde dururken ilginç bir noktaya temas eder Hadis iki şekilde anlaşılmaya müsaittir Birincisi yukarıda verildiği gibidir İkincisi ise şöyledir: "Kim ilimsiz olarak fetva verirse, günahı, ona fetva soranın boynunadır"[3] Çünkü fetvaya ehil olmayana soru soran kişi, onu, bilmediği ya da "yeterince" bilmediği bir konuda fetva vermeye teşvik etmiş olmaktadır Yukarıdaki soruların cevapları mı? Gördüğünüz gibi daha sonraya bırakmak zorundayım…

[1] Bunlar ve daha fazlası için bkz wwwmustafaislamoglucom/sorularphp
[2] Ebû Dâvud, el-Hâkim [3] Mirkâtu'l-Mefâtîh, I, 503

Okuyucu Soruları 8 KABİR AZABI
Milli Gazete - 20 Mayıs 2007

Geçen hafta değindiğim "kabir azabı" konusuyla ilgili birçok e-posta aldım Hepsini burada zikretmeme imkân yok İlgili Kur'an ayetlerinin konuya doğrudan (hatta bir kısmına göre "dolaylı da olsa") delalet etmediğini, ilgili hadislerin ise (kimine göre "uydurma", kimine göre ise "haber-i vahid" oldukları için) bu meselede kaynak olarak kullanılamayacağını söyleyen e-posta sahipleri ve konuya ilgi duyan başkaları ile bir hususu paylaşalım öncelikle:

Snouck Hurgronje, tesbitinde haklı çıkmış ve Müsteşrikler amacına ulaşmıştır[1] Müslümanlar'ı çözmenin, dönüştürmenin, bitirmenin yolu, onların bilinçlerinde Sünnet'i zedelemekten ve aşındırmaktan geçer Zira bu, yeni ve farklı bir "din tasavvuru" demektir Nitekim öyle de olmuştur Bu yeni "din tasavvuru"nun kıblesinin neresi olduğunu kısmet olursa başka yazılarda ele almak üzere
()
Kabir azabı meselesine dönecek olursak, kabir azabı bağlamında zikredilen birkaç ayetin, diyelim ki konuya delaleti tartışmalıdır Peki bu durumda yapılması gereken nedir? Sünnet'ın Kur'an'ın "beyan edicisi" olduğunu söylüyorsak –ki öyledir– nasıl anlaşılması gerektiği noktasında ihtilaf ettiğimiz ayetler konusunda Sünnet'in ne dediğine bakmak dürüstlük gereği değil midir? Hadis sahasıyla iştigal eden ve görüşleri bu Ümmet'in ulemasınca itibar gören alimler arasında, kabir azabının mevcut olmadığını söyleyen birisinin varlığını bilmiyoruz Bu bir yana, konuyla ilgili eser vermiş ulemadan pek çoğu, kabir azabı hakkındaki hadislerin "tevatür" derecesinde olduğunu açıkça ifade etmiştir Buradaki tevatürün, "manevî tevatür" olduğunu belirtelim Meselenin "manen" tevatür bulmuş olması, onun hafife alınabileceğini kesinlikle anlatmaz Son zamanlarda böyle bir anlayışın yaygınlaşma eğiliminde olduğu gözlendiği için bu noktanın özellikle vurgulanması gerekiyor Eğer Efendimiz (sav), bir seferinde kabir azabından 'a sığınmış, bir başka seferinde yanına uğradığı bir kabrin içinde yatanın azap görmekte olduğunu söylemiş, bir başka seferinde ölünün hangi sebepler dolayısıyla kabirde azap göreceğini belirtmiş… ve bütün bunlar bize çok sayıda sahabî kanalıyla nakledilmişse, bütün bu rivayetlerin buluşma noktası olan "kabir azabı"nın tevatüren sabit olduğunu anlatır

İmam el-Eş'arî'nin, Sahabe ve Tabiun'un üzerinde icma ettiğini belirttiği[2] ve mütevatir hadisler konusunda kaleme alınmış eserlerde yer verildiğini gördüğümüz[3] bu ve benzeri meselelerin inkârı, sokaktaki hayatı –hele de bu seçim döneminde!– çok fazla ilgilendirmiyor gibi görünebilir; ancak itikadımızın zedelenmekte olduğunu düşündüğümüzde ne kadar ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuz daha rahat anlaşılacaktır!

[1] Bkz Mehmet Görmez, Klasik Oryantalizmi Hadis Araştırmalarına Sevk Eden Temel Faktörler Üzerine, "İslâmiyât" dergisi, III/I, Ocak/Mart-2000, 11-31 [2] el-İbâne, 14 [3] Kabir azabıyla ilgili hadislerin tevatür seviyesinde olduğunu söyleyen ulemanın isimlerinin zikri bile bu köşeyi dolduracağı için, bu noktanın tafsilatına girmiyorum

NOT: Yukarıdaki cevap E Sifil'e aittir İmam-ı a'zam Ebu Hanife efendimiz diyor ki:

Kabirde Münker ve Nekir'in sualleri haktır Kabirde ruhun cesede iade edilmesi haktır Bütün kâfirler ve asi mü'minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır Deccal'in, Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz İsa'nın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alâmetlerinin hepsi de haktır (Fıkhu'l-ekber)

anlamak isteyene bukadarı yeter selametlealıntıMustafa İslamoğlu ne yapmak istiyor ?

 

ihramlı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 27-10-2007   #3
 
Standart --->: Oku!


Dolayısıyla kabir azabı iman veya inkarın konusu değildir

Bi dk simdi ihramli teyze

kabir azabı iman konusu degil denmis , reddedilmemiş ki , neden konuyu istediginiz tarafa cekmekte bu kadar başarılısınız siz

Kabir azabına inanmayanın imanı mı gidiyor ?

İmanın sahihiyeti icin gerekli şartlar belli kardesim , kabir azabı iman meselesi degil demiş hocam, sonuna kadar da haklı

 

rana isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 28-10-2007   #4
 
Standart --->: Oku!


İmanın sahihiyeti icin gerekli şartlar belli kardesim , kabir azabı iman meselesi degil demiş hocam, sonuna kadar da haklıevet dogru ben bunu bir yerde okudum sizinle baylaşmak için yazdım ne kadar doğru oldugunu anlamak için allah razı olsun bilgin için yazı alıntıdır kendii düşüncem değildir sevgilerimle

 

ihramlı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Tags: oku

Papatya Tarlasi | Mİn Malallah Ya Muhsİnİn!!

Konu Araçları



Powered by vBulletin® Version 3.6.11 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forumacil | Forumalev | Dantel | Rüyatadı | Mumine | Örgü | Netalemi | Google | Şiirler | validator.w3 |

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369