Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
İtikadi Mezhepler
> Diğerleri Mezhepler
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et SiteMap

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 05-23-2007   #1
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 69
İtibar
Tecrübe Puanı: 4
Rep Puanı : 3463
Rep Derecesi :
İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.
İnşirah RSS Feed
Standart Mürcie



Bu fırka, büyük günah işleyenin mümin sayılıp sayılmayacağı hakkındaki tartışmaların çoğaldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır
Hâriciler, büyük günah işleyenin kâfir olduğunu, Mutezililer ise bunların mümin olmadığını, fakat kendilerine «müslüman» denebileceğini ileri sürmüşler, Hasan el-Basrî ve tabiînden bir gurup da, büyük günah işleyenin münafık olduğunu, çünkü yapılan amellerin, kalbin delili sayılacağını, dille, söylenen sözün imana delil olmayacağını söylemişlerdir
Müslümanların çoğunluğu ise, büyük, günah işleyenin günahkâr, fakat mümin olduğunu, durumunun Allah'a kaldığını, Allah dilerse, ona, günahı kadar azap edeceğini, dilerse onu affedeceğini beyan etmişlerdir
İşte bu ihtilaflı ortam içerisinde «Mürcie» fırkası ortaya çıkmış, kafirlikle birlikte yapılan itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, günah işlemenin de imana herhangi bir zararı olmayacağını açıkça ileri sürmüşlerdir
Bu fırkaya mensup olanlardan bazıları da, büyük günah işleyen kışının durumunun, kıyamet gününde Allah'a bırakıldığını beyan etmişler ve bunlar, ehl-i sünnet vel cemaat âlimlerinin, birçoğu ile pek çok noktalarda birleşmişlerdir Hatta, görüşler, incelikleriyle tetkik edildiği zaman, bunların görüşlerinin, aynen ehl-i sünnetin görüşleri olduğu ortaya çıkar
Bu fırkanın asıl çekirdeği, Hz Osman döneminin sonlarına doğru, Hz Osman'ın idaresi, valileri hakkında ortaya atılarak bütün İslam âlemine yayılan dedikodulardır Bu dedikodular neticesinde ortaya çıkan fitne, Hz Osman (RA)'ı öldürmeye kadar varmıştır
îşte bu dönemde, Sahabe-i Kiram'dan bir kısmı susmayı tercih etmiş ve müslümanların birbirlerine girmelerine sebep olan bu fitneye katılmamayı daha uygun bulmuşlar ve Ebubekir (RA)'ın, Peygamber Efendimiz (SAV)'den rivayet ettiği şu hadis-i şerife sıkıca sarılmışlardır
Peygamber Efendimiz (SAV) bu hadiste şöyle buyurmuştur: -Yakında ortaya fitneler çıkacaktır O fitneler ortaya çıktığı zaman, oturan kişi bu fitneye yürüyenden, yürüyen ise, buna koşandan daha iyidir Dikkat edin, bu fitne meydana geldiğinde, devesi olan devesinin peşine, koyunu olan koyununun peşine, arazisi olan, onunla meşgul olmaya gitsin» Orada bulunan bir kişi: «Ey Allah'ın Resulü, ya kişinin devesi, koyunu ve arazisi yoksa?» diye sordu Peygamber Efendimiz ona şu cevabı verdi: «Kılıcını alsın ve onun ağzını taşa vursun Sonra kurtulma imkânı varsa kendini kurtarsın»[55]
Evet, bu cemaat, Hz Osman (RA) döneminde ortaya çıkan ve onu öldürmeye kadar giden fitneden uzak kalmıştır
Hz Ali (RA) dönemine kadar uzayan bu fitneye karışmamışlar ve Hz Ali (RA) ile Hz Muaviye arasında meydana gelen savaşlar hakkında hiçbir görüş ileri sürmemişlerdir
Sa'd b Ebi Vakkas, yukardaki hadisin ravisi Ebubekr, Abdullah b Ömer ve İmran b Husayn bu cemaattendir Bu Sahabîler, çarpışan iki guruptan hangisinin haklı olduğu hükmünü peşinen vermiyerek geri bırakmışlar ve bunların durumlarını Allah Tealâ'ya havale etmişlerdir
Bu hususta İmam Nevevî şöyle der: «Mesele, Sahabe-i Kiram arasında tereddütlü bir durumdaydı Hatta, sahabe-i kiramdan bir cemaat bu mesele hakkında kararsızlığa düştü Çarpışan her iki topluluktan da uzaklaştı Savaşmadı ve hangi tarafın haklı olduğunu kesin olarak bilemedi
Bazı büyük sahabîlerin, ortaya çıkan fitne hakkında peşin hüküm vermeyip, mesele hakkındaki yargılarını ertelemeleri, birçok gazilerin şüpheye düşmesine sebep olmuştur Bu sebeple İbn-i Asakir, tarihinde bunlara, «Şüpheciler» adını vermiş, yani; meydana gelen ihtilafla hakkın hangi tarafa ait olduğunda şüphe edenler demek istemiş ve şunları söylemiştir «Onlar şekk içinde bulunan şüphecilerdir Onlar Resulullah'ın zamanında gazvelere katılmışlardı Bunlar, Hz Osman'ın ölümünden sonra Medine'ye döndüklerinde, giderken, birlik ve beraberlik içinde bıraktıkları insanları ihtilaf içinde bulmuşlar ve şunları söylemişlerdir: «Biz, sizi birlik ve beraberlik içinde ihtilafsız olarak bıraktık, geri döndüğümüzde ise sizi ihtilaf içinde bulduk Bazınız diyor ki «Osman haksız yere öldürüldü O ve taraftarları insaf edilmeye daha lâyıktılar» Diğer bir kısmınız ise diyorki: «Ali ve taraftarları daha haklıdır»
Bize göre, onların hepsi güvenilir zatlardır, hepsi doğru söyler Biz, kendimizi onlardan ayırmayız Onlara lanet okuyamayız Ve onlar arasında şahitlikte etmeyiz Onların durumlarını Allah'a havale ederiz Onlar arasında Âllah hüküm versin»
Müslümanlar arasındaki ihtilaflar had bir safhaya varıp sadece anlaşmazlıklar hakkında hüküm verme safhasında kalmayıp, büyük günah işleyenin durumu da bunlara eklenince, ortaya meseleler hakkında peşin hüküm vermeyen ve işi Allah'a havale eden bir kısım sahabîlerin yolunu izleyen yepyeni bir gurup çıktı Bu yeni gurup, büyük günah işleyenin durumu hakkında peşin hüküm verilemeyeceğini, bunların durumlarının, gaybları bilen Allah'a bırakıldığını beyan etmişler, siyasi tartışmalardan uzak kalmışlar ve günah işleyen kişi hakkında herhangi bir şey söylemekten kaçınmışlardır Çünkü, günah işleyenler hakkındaki dedikoduların, siyası anlaşmaz lıklardan kaynaklandığı kanaatine varmışlardır
Çünkü bu ihtilafın kaynağı, Hariciye mezhebine mensup olanların kendilerine muhalif olanlar hakkındaki düşünceleridir
Mürcie mezhebine mensup olanlar, birbirleriyle ihtilaf edenler için şunları söylemişlerdir «Onlar, «Lailahe illallah Muhammedun Resulullah» diyerek, Allah'dan başka ilâh olmadığını ve Hz Muhammed (SAV)'in onun peygamberi olduğunu kabul ederler O halde onlar, ne kâfirdir, ne de müşrik Bilakis, onlar müslümandır Onların durumlarını 'Allah'a havale ederiz İnsanların gizliliklerini ancak Yüce Mevla bilir ve onları, ona göre hesaba çeker» Şüphe yok ki, bu, doğru bir metottur İhtilaflara karışmama ve büyük günah işleyenin durumunu Allah'a bırakma metodudur Belki de büyük günah işleyenlerden bazılarının günahları affedilir, kötülükleri iyiliklere çevrilir
Ne var ki daha sonra bazı insanlar zuhur etti, büyük günah işleyen kimse hakkında yukarda geçen olumsuz tavırla yetinmedi, daha ileri giderek, iman bulunduğu sürece günahın hiçbir zararının olmayacağına hükmetti
Bu düşüncede olanlar, şöyle dediler: «îman; ikrar, tasdik, itikad ve bilgiden ibarettir Bunların bulunmasıyla birlikte, günahların hiçbir zararı yoktur İman, amelden tamamen ayrı bir şeydir» Hattâ, bunlardan bir kısmı iyice aşırı giderek, imanın, sadece kalble tasdik etmekten ibaret olduğunu iddia etmişler ve şöyle demişlerdir : «Şayet imanı sadece kalben kabul eden bir kişi, dili ile kâfir olduğunu açıkça söylese veya putlara tapsa yahut İslâm diyarında Yahudi ve Hristiyanlardan ayrılmasa veya haç'a tapsa yahut İslâm ülkesinde, teslis (Allah'ı üçlü kabul etme) inancını açıklasa ve bu hal üzere ölse bile, böyle bir kişi, Allah katında tam imanlı bir mümindir ve cennetliktir»[56]
Hatta bu fırkaya mensup bazı kişiler şu iddiada bulunmuşlardır «Eğer bir kişi, Allah Tealâ'nm, domuz etini yemeyi haram kıldığını biliyorum, fakat, onun haram kıldığı domuz, şu koyun mu yoksa başka birşey mi bilmem» dese bile o kişi yine mümindir
Yine onlara göre bir kişi: «Allah Teaîâ'nnı, Kabe'yi hac etmeyi farz kıldığını bilirim Fakat Kabe'nin nerde olduğunu bilmem Belki de o, Hindistanda'dır» dese böyle bir kişi mümindir» Bu sözleri söyleyenler şunu kastetmektedirler: Bu gibi meseleler, imanın haricinde olan meselelerdir Yoksa gerçekten «Bu meseleler hakkında şüphe edilir» demek istememektedir Çünkü, aklı olan bir kişinin, Kâ'be'nin nerde olduğu hususunda şüphe etmesi imkânsızdır Yine koyunla domuzu birbirine karıştırmak mümkün değildir[57]
Bunlardan da anlaşılıyor ki, Mürcie fırkasına mensup olanlar, amelin imanla ilişkisi olması mevzuunda, ameli küçümsemede son derece ileri gitmişler, amelin, cennete girip girmemede bir fonksiyonu olup olmadığı konusunda da ameli basit görmüşler, hattâ imanın aslını bile hafife almışlar, onu hakikatinden saptırmışlar ve imanın sadece kalben kabulden ibaret olduğunu, bütün dış hareketlerin kişinin kalbine iman girmediğini gösterse bile sadece kalbin kabulünün iman sayılacağını ileri sürmüşlerdir Hatta, daha da aşırı giderek, açıkça görülen ve bilinen şeyler hakkında şüphe etmenin, imanın tek temel şartı olarak kabul ettikleri «kalb ile kabul» e zarar vermiyeceğini, çünkü zahirde görülen bu şeylerin, imanın esasından olmadığını iddia etmişlerdir Meselâ, onlar, «Kâ'be'nin nerede olduğu hakkında şüphe etmek ve domuzun hangi hayvan olduğunda tereddüt etmek, imana zarar vermez, fakat akla zarar verir» demişlerdir
İşte, bu doğru olmayan sözlerin tartışıldığı bir dönemde, bu mezhebe tâbi olanların içinden, imanın esaslarını ve itaatları hafife alan, faziletleri küçümseyen kişiler çıkmış, her müfsit, heva ve hevesine uyan laubali kimse bu mezhebe girmiştir Öyle ki, mezhep içindeki müfsitler gitgide çoğalmış, mezhebi, yaptıkları kötülüklere âlet etmiş, fesatları için bir kaynak edinmiş ve art niyetlerini devam ettirmeye uygun bulmuşlardır Bu mezhep, birçok müfsitlerin isteklerine tam uygun düşmüştür
Bu konuda Ebul Ferec el-Isfahanî «el-Ağani» adlı kitabında şu hadiseyi anlatır: «Bir Şii ile bir Mürcie aralarında anlaşamamışlar ve ilk karşılaşacakları kişiyi, aralarında hüküm vermesi için hakem seçmeyi kararlaştırmışlardır Onlar, herşeyi helal sayma görüşünde olanlardan bir kişiye rastlamışlar ve şunu sormuşlardır: «Şii bir kişi mi daha iyi bir kimsedir, yoksa bir Mürcie mezhebine mensup olan mı?» O kişi şu cevabı vermiştir: «Bakın, benim üst tarafım Şii'dir, alt tarafım ise Mürcieci»
Bütün bu anlatılanlardan şu neticeye varabiliriz: Mürcie, değişik anlayışlarda iki gurup insanın mezhebi idi Birinci gurup, sahabe-i kiram döneminde ve sahabe-i kiramdan sonra Emevîler döneminde ortaya çıkan ihtilaflar hakkındaki hükümlerle yetinmişler, başkaca ihtilaflara düşmemişlerdir
İkinci gurup ise, Allah'ın affının herşeyi kapsadığına inanan ve Allah'ın, inkârdan başka, bütün günahları affedeceğine hüküm veren, inkârla birlikte itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, imanla beraber de herhangi bir günahın zararı olmayacağına inanan kişilerdir
Zeyd b Ali b el-Hüseyin, bu gurubu kastederek, «Fâsıkları, Allah'ın affı ile ümitlendiren Mürcie mezhebinden ben uzağım» demiştir
Bu son fırka, «Mürcie» ismini lekelemiş ve birçok âlimlerin bu isimle ayıplanmalarına sebep olmuştur
Büyük günah işleyenin, «cehennemde ebedi olarak kalacağım” iddia eden Mutezilîler, (bu görüşlerini paylaşmayan) büyük günah işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemde ebedi olarak kalmayacağını, belkide Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine kavuşturacağını beyan eden ve bu husustaki görüşlerine katılmayan her kişiye «Mürcie» adım takarlardı
İşte bu sebeple Mutezilîler, birçok fıkıh ve hadis âlimlerini «Mürcieci» olarak nitelemişler, Ebu Hanife ve talebeleri İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'i vb «Mürcieci» olarak adlandırmışlardır
Bu hususta Şehristanî şöyle söylemiştir «Yemin ederim ki İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarına «Mürcieci» denilirdi Belki de bunun sebebi, Ebu Hanife'nin, imanın, kalb ile ikrardan ibaret olduğunu, artıp eksilemeyeceğini söylemesidir Ebu Hanife'nin bu sözünden, ameller hakkında hüküm vermeyi ertelediği anlaşılmıştır Bu zat, ameller hakkında çok titiz davrandığı halde onların terkedilmesine nasıl fetva vermiş olabilir?
Ebu Hanife'ye «Mürcieci» denilmesinin başka bir yönü daha vardır O da, Ebu Hanife'nin, hicri birinci asırda ortaya çıkan «Kaderiyecilerin» «Mutezilelere muhalefet etmesidir Çünkü Mutezilîler, kader meselesi hakkında kendilerine muhalefet eden herkese «Mürcieci» derlerdi Hariciler de aynı şeyi söylerlerdi Bu ad Ebu Hanife'ye, mutlaka Mutezile ve Harici fırkaları tarafından takılmıştır
Bu şekilde «Mürciecilik» ile suçlanan kişi sadece Ebu Hanife ve arkadaşları olmamış, Hasan b Muhammed b Âli b Ebi Talib, Sa'd b Cübeyr, Âmr b Mürre, Muharib b Dessar, Mukatil b Süleyman, Ebu Hanife'nin hocası Hammad b Ebî Süleyman ve Kadid b Cafer de «Mürcieci» olarak adlandırılmıştır Bu zatlar hadis imamlarıdır, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna ve ebedî olarak cehennemde kalacağına hüküm vermemişlerdir
Bir kısım âlimler, Mürcie mezhebini iki kısma ayırmışlardır,
a) Sünnete tâbi olan Mürcieciler: Bunlar, büyük günah işleyenin, sadece günahı kadar azap göreceğini, cehennemde ebedi olarak kalmayacağım belki de Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine gark ederek ona hiç azap etmeyeceğini ve bunun, Allah tarafından bir lütuf olduğunu, Allah'ın ise dilediğine lütufta bulunacağını ve Allah'ın büyük Lütuf sahibi olduğunu söylemişlerdir Fıkıh ve hadis âlimlerinin çoğu bu guruptandır
b) Bid'atlara uyan Mürcieciler: Bunlar, inkârla beraber itaatin fayda vermediği gibi, imanla birlikte günahın bir zararı olmayacağını iddia edenlerdir Çoğunluğun görüşüne göre, aslında «Mürcie» ismi bunlara mahsustur Herkes tarafından kınanması gerekenler de bunlardır
Buna göre «Mürcie» ismini büyük imamlardan uzaklaştırmak gerekir Böylece, herşeyi mubah gören şu ibahiyeciler bu zatlarla karıştırılmasın Şüphesiz ki doğruyu en iyi bilen Allah'dır[58]

[55] Buharî, Kitab el-Fîten bab; 9/Müslim, Kitab el-Fîten bab, 10; Ebu Davud, Kitab el-Fiten bab; 2/Müsned-i İmam Ahmed b Hanbel, C 2, Sh 283
[56] El-Fisal fil milel ve el-Nihal, Mürcie bahsi
[57] El-Müel ve el-Nihal - Şehristanî
[58] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/148-153

 

İnşirah isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291