Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
İslam Alimleri Bölümü
> İslam Alimleri Alt başlıklar > Diğer İslam Alimleri
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 03-06-2008   #1
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: güzelliğin olduğu diyardan
Mesaj: 1,363
İtibar
Tecrübe Puanı: 14
Rep Puanı : 160
Rep Derecesi :
Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.
Abdussamet RSS Feed
Standart alfabetik sıralamaya göre alimler



ABBÂDÎ

Meşhûr tasavvuf âlimlerinden İsmi Muzaffer bin Erdeşir bin Ebî Mensur el-Mervezî'dir Merv şehrinin bir köyüne nisbetle Abbâdî diye meşhur olmuştur Künyesi Ebû Mansur, lakabı Kutbüddîn'dir 1098 (H491)'de Merv şehrinde doğdu 1152 (H 547) senesinde Huzistan'da, Asker Mükrem denilen yerde vefât ettiSonradan Bağdâd'a nakledildi Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin kabrinin bulunduğu Şunîziyye kabristanına defn edildi

İlim öğrenmeye Merv'de başladı Nasrullah ibni Ahmed bin Erdeşir, Nasrullah ibni Ahmed el-Huşamî, İsmâil bin Abdulgafûr el-Fârisî, Abdulgaffâr eş-Şirevî, Zâhir bin Tâhir, Abdülmünîm bin el-Kuşeyrî gibi zamânının meşhûr âlimlerinden ilim öğrendi, hadîs-i şerîf dinleyip rivâyet etti Kendisinden ise Ebû Muhammed el-Akdân hadîs-i şerîf işitti

Güvenilir bir hadîs râvisidir Vâz ve nasîhatlarıyla şöhret bulmuştur Hitâbeti çok düzgün, tesirli ve anlatım gücü kuvvetli idi Halk onun vâzlarından çok istifâde edip, şevkle dinlerdi Ona, "Sultan-ı Suhan", "Hâce-i Mânâ" ve zamânının allâmesi, en büyük âlimi mânâsında "Allâme-i Rüzgâr" gibi medhedici ünvânlar verilmiştir Bu derece tanınıp sevildikten sonra Selçuklu hükümdârı Sultan Sencer onu Abbâsî halîfesi Muktefî Liemrillâh'a elçi olarak gönderdi

Abbâdî'nin tasavvuf ilminde, tasavvufun pekçok konularını açıklayan Sûfînâme adlı eseri vardır Bundan başka Menâkıb-us-Sûfiyye, hazret-i Ali ve Ehl-i beytin fazîleti hakkında Merâsîmü'd-Dîn fî Mevâsim-ül-Yakîn adlı eseri bulunmaktadır Mî'râcnâme ve Vesîle ilâ Fazîlet-il-Fazîle diğer eserleridir İbâhat-ül-Hamr adlı bir eserinden bahsedilmiş ise de Semnânî ve İbn-i Hacer gibi âlimler böyle bir eserinin bulunmadığını bildirmişlerdir

Buyurdu ki: "Kabre yılanlar dışardan gelir sanmayınız Sizin kötü amelleriniz kabirde sizin için engerek yılanıdır Dünyâda iken yediğiniz haramlar da kabre yılan olarak gelir"


1) Vefeyât-ül-A'yân; c5, s212
2) Tabakât-üş-Şâfiiyye; c7, s299
3) El-Bidâye ven-Nihâye; c12, s230
4) Mu'cem-ül-Müellifîn; c12, s297
5) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c7, s144

 

Abdussamet isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-06-2008   #2
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: güzelliğin olduğu diyardan
Mesaj: 1,363
İtibar
Tecrübe Puanı: 14
Rep Puanı : 160
Rep Derecesi :
Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.
Abdussamet RSS Feed
Standart --->: alfabetik sıralamaya göre alimler



ABBÂS BİN HAMZA EN-NİŞÂBÛRÎ

Hadîs âlimi, hatîb ve velî Künyesi Ebü'l-Fadl'dır Evliyâdan Ebû Bekr Hafîd'in torunudur 900 (H 288) senesinde vefât etti Zünnûn-i Mısrî ve Bâyezîd-i Bistâmî ile sohbet etmiştir Hadîs-i şerîf öğrenmek için memleketleri gezerdi Evliyânın meşhûrlarından ve Şam'ın güzel kokulu çiçeği diye meşhur Ahmed bin Ebi'l-Havârî hazretlerinden hadîs-i şerîf okudu Gündüzleri oruç tutar, geceleri namaz kılardı İnsanlara doğru yolu gösterir, İslâmiyetin emirlerine sıkı sarılmaları için çok gayret sarfederdi Vâz ve nasîhatlar ederdi Bu sebeple "El-Vâiz" lakabıyla meşhûr oldu

Hasan bin Muhammed Nişâbûrî annesinden şöyle nakletti:
Annem vefât etmeden önce bana;
"Sana hâmile iken babandan izin alıp Abbâs bin Hamza'nın sohbet ettiği yere gittim Münâsib bir yere durup, onu dinledim Sohbetini bitirince;
"Ayağa kalkınız" dedi Herkes kalktı ve hep birlikte ellerini açıp duâ etmeye başladılar Ben de el açıp;
"Yâ Rabbî! Bana ilim sâhibi sâlih oğul ihsân et" diye duâ ettim Sonra eve döndüm Gece bir rüyâ gördüm, bir zât bana;
"Müjde Allahü teâlâ senin duânı kabul buyurdu Sana bir erkek evlâd verecek O âlim ve uzun ömürlü olacak" dedi


Hasan bin Muhammed bunu anlattıktan dört gün sonra vefât etti Annesinin rüyâsında müjdelendiği gibi âlim ve uzun ömürlü bir zât idi

Abbâs bin Hamza hazretleri, hocası Zünnûn-i Mısrî'nin şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"İnsanlar neyi istediklerini bilselerdi, arzu ettikleri şey için verdikleri onlara zor gelmezdi"

"Ey Allahım! Ben nasıl senin rızân için çalışmayayım, çünkü sen beni yoktan vâr ettin ve İslâmiyetle şereflenmemi nasîb ettin"

Abbâs bin Hamza (raleyh) buyurdu ki: "Hocam Ahmed bin Ebi'l-Havârî, hocası Ebû Süleymân Dârânî'den nakletti:
"Bir vaktin insanlarının bozulduğuna alâmet, o insanların korkudan çok ümid içinde olmalarıdır"


"Ârif olana, devamlı olarak Rabbinin emirlerine itâattan başka bir hâl yakışmaz"

Yine hocası Ahmed bin Ebi'l-Havârî'den nakleder:
"Dünyâyı tanıyan ondan vazgeçer, âhireti tanıyan ona sarılır, Allahü teâlâyı tanıyan da O'nun rızâsına kavuşmak için çalışır"



1) Tabakât-üs-Sûfiyye; s 25,26,139
2) Tabakât-üş-Şâfiiyye; c3, s 26
3) Nefehât-ül-Üns Tercümesi; s 121
4) Tabakât-üs-Sûfiyye (Ensârî); s 119
5) Hazînet-ül-Meârif; c2, s165
6) Nesâyim-ül-Mehabbe; s43
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c3, s54

 

Abdussamet isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-06-2008   #3
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: güzelliğin olduğu diyardan
Mesaj: 1,363
İtibar
Tecrübe Puanı: 14
Rep Puanı : 160
Rep Derecesi :
Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.
Abdussamet RSS Feed
Standart --->: alfabetik sıralamaya göre alimler



ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ

Dokuzuncu yüzyıldaki hadîs âlimlerinin meşhûrlarından Ömerî ismiyle de tanınmıştır 800 (H184) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti Babasından ve diğer âlimlerden hadîs-i şerîf rivâyet etti Kendisinden ise Süleymân bin Muhammed bin Yahyâ bin Urve bin Zübeyr, İbn-i Uyeyne, İbn-i Mübârek, Mûsâ bin İbrâhim gibi âlimler hadîs-i şerîf bildirmişlerdir

İbn-i Hibbân; "O, zamânının en zâhidi idi Dünyâya düşkün olmıyan, âbid, hadîs ilminde sika, güvenilir bir âlim idi" demiştir

Fudayl bin İyâd buyurdu ki: "Abdullah bin Abdülazîz ile İbn-i Mübârek'in huzûruna gidip, yanında bulunmayı çok seviyorum"

Ebû Ca'fer el-Hızâ, Abdullah Ömerî'nin bir gün büyüklerden birisinin şu sözünü naklettiğini bildirdi:
"Kur'ân-ı kerîmi çok okumalı Çünkü, Kur'ân-ı kerîm, okunup emirlerine uyulduğu zaman Cennet'e götürür"


Abdullah Ömerî hazretleri dâimâ kitaplarıyla beraberdi Onları yanından hiç ayırmazdı Mutlakâ yanında bakacağı bir kitap bulunurdu Ona;
"Niçin kitapları bu kadar seviyorsun?" dediler O, bunlara şu sözlerle cevap verdi:
"İnsana kabirden daha ibret verici ve daha çok nasîhat eden bir şey yoktur Yalnızlıktan daha emin bir şey yoktur Kitap ise, insana yakın ve samîmî bir arkadaştır"


Bir gün şöyle duâ etti:
"Yâ Rabbî! Sana, büyüğümüz, küçüğümüz tövbe ederiz Tövbelerimizi, doğru kıl Bizi tövbesine uymayanlardan eyleme, Allahım!"


Ebû Münzir İsmâil bin Ömer anlattı Abdullah Ömerî şöyle diyordu:
"İnsanoğlu gaflete dalar ise, Allahü teâlânın emirlerini yapmaz ve yasakladığı şeyleri yapmaya başlar İnsanlardan korkarak, emr-i ma'rûf ve nehy-i an-il-münker; iyiliği emredip, kötülüklerden alıkoyma farzını terkeder"


Birisi Abdullah bin Abdülazîz'e; "Bana nasîhat et" dedi Bunun üzerine, o zâta dönerek; "Verâ, şüphelilerden sakınmak çok kıymetli bir haslettir İnsanın kalbinde verânın bulunması, bütün dünyâya bedeldir Onun için, bir şey şüpheli ise ondan sakın Yoksa haram işlersin" dedi

Talebelerinden biri; "Şükredici ve sabredici kimlerdir?" diye sorduğunda, Enes bin Mâlik'den rivâyet ettiği şu hadîs-i şerîfi okudu Resûlullah efendimiz buyurdu ki: "Dünyâ husûsunda, kendisinden yukarı olanlara, din husûsunda kendisinden aşağıda olanlara bakan kimseyi, Allahü teâlâ şükredici ve sabredici olarak yazmaz Dünyâ husûsunda kendisinden aşağıda olanlara bakıp, din husûsunda kendisinden yukarıda olana bakan kimseyi Allahü teâlâ, şükreden ve sabırlı bir kul olarak yazar"

Eshâb-ı kirâma karşı çok muhabbeti vardı Onlar Peygamber efendimizin en yakınları, dostları, arkadaşları olduğu için bütün müslümanların onları sevmesini emrederdi

İbrâhim bin Sa'd'dan rivâyet ettiği şu hadîs-i şerîfi sık sık okurdu: "Eshâbım hakkında, Allahü teâlâdan korkun Sakın benden sonra onlara düşmanlık yapmayınız Onları seven beni sevdiği için sever Onlara buğzeden, kin tutan, bana düşmanlığından dolayı böyle yapmış olur Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş olur Bana eziyet eden, Allahü teâlâya eziyet etmiş olur Kim Allahü teâlâya eziyet ederse, Allahü teâlânın onu cezalandırması çok yaklaşmış demektir"

Duâların kabûl olması ile ilgili olarak sorduklarında Peygamber efendimizin şu hadîs-i şerîflerini nakletti: "Allahü teâlâya yalvarıp duâ etmeden önce ma'rufu (iyiliği) emredip, münkerden nehyediniz Günahınıza pişman olup, Allahü teâlâdan af ve mağfiret dilemeden önce, elbette Allahü teâlâ sizin duâlarınızı kabul etmeyecek O zaman af ve mağfiret de olunmayacaksınız Yahûdî âlimler ve hıristiyan din adamları emr-i ma'ruf ve nehy-i an-il-münkeri terkettikleri için, Allahü teâlâ onları, kendi peygamberlerinin lisânı üzere lânetleyip, umumî bir belâ vermiştir"

KABİR AZABINI HATIRLAYIN

Muhammed bin Harb el-Mekkî şöyle anlatır:

Abdullah bin Abdülazîz Ömerî hazretleri yanımıza gelmişti Onun etrafına toplandık Mekke-i mükerremenin ileri gelenleri de oradaydı Bu sırada Abdülazîz Ömerî hazretleri başını kaldırınca, Kâbe-i muâzzamanın etrafında yükselen sarayları gördü Şiddetli bir şekilde bağırarak;
"Ey bu köşkleri bu mukaddes mekanın yanına dikenler! Ölünce, yapayalnız kalacağınız mezarların zifiri karanlıklarını hatırlayınız Ey zevk ve sefâ sahipleri, ey dünyâ nîmetleri içerisinde yüzenler! Kabirde, kurtların, böceklerin, yiyecekleri ve gıdâları olacağınızı, şu güzel vücutlarınızın, toprak altında çürüyeceğini, o gören gözlerinizin akacağını, konuşan dillerinizin susacağını hiç düşündünüz mü?" Abdülazîz hazretleri bunları söyleyince gözleri doldu


1) Hilyet-ül Evliyâ; c8, s 283

2) Tehzîb-üt-Tehzîb; c5, s 302
3) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c5, s 435
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c2, s90
5) Tabakât-ül-Kübrâ (İmâm-ı Şa'rânî); c1, s65

 

Abdussamet isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-06-2008   #4
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: güzelliğin olduğu diyardan
Mesaj: 1,363
İtibar
Tecrübe Puanı: 14
Rep Puanı : 160
Rep Derecesi :
Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.
Abdussamet RSS Feed
Standart --->: alfabetik sıralamaya göre alimler



ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ

Evliyânın büyüklerinden İsmi Abdullah bin Abdülazîz bin Ca'fer el-Yuneynî'dir Künyesi Ebû Osman'dır Doğum târihi bilinmemekle berâber 1136 (H530) senesinden sonra Sûriye'de Ba'lbek beldesine bağlı Yuneyn köyünde doğduğu kaydedilmiştir 1220 (H617) senesinde vefât etti Ömrü seksen sene civârında idi Defnedildiği yere türbe yapıldı Türbesi Ba'lbek'de olup, istifâde edilen bir ziyâretgâhtır Şam'da zamânının âlim ve velîlerinden ilim ve feyz alarak yetişti Zühd sâhibi, dünyâya düşkün olmayan, heybetli, uzun boylu, cesur, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, gece-gündüz dîn-i İslâmı yaymak için uğraşan, Allahü teâlâyı bir an unutmayan, şânı yüksek, kerâmet sâhibi bir zât idi Ba'lbek vâlisi kendisini ziyâret ettiğinde, ona adâletle davranmasını tenbîh eder ve nasîhatta bulunurdu

Es-Sehâvî şöyle anlatır:
"Ebû Osman el-Yuneynî, senede üç dirhem ile geçinirdi Bir dirhemiyle un alır, bir dirhemiyle yağ, bir dirhemiyle de bal alırdı Bunları karıştırıp, yuvarlak yuvarlak üç yüz altmış tâne köfte gibi parçalar yapardı Bayram günleri hariç devamlı oruçlu olduğundan her akşam biri ile iftâr ederdi"


İbn-i Şühbe Târih-i İslâm adlı eserinde onun için;
"Ebû Osman, aslen Ba'lbek köylerinden olan Yuneyn köyündendir Kerâmet sâhibi bir zât olup, nefsiyle çok mücâdele ederdi Kimseden bir şey almazdı Aza kanâat eden iffet sâhibi bir zât idi" demiştir


Şeyh Muhammed bin Ebi'l-Fadl şöyle anlatmıştır:
"Zamânın sultânı Sultan Îsâ, bir gün Abdullah bin Abdülazîz hazretlerinin huzûruna gelip;
"Efendim! Bize duâ ve nasîhat ediniz" deyince;
"Ey Sultan! Zulümden, kötülüklerden, şakî olmaktan sakın Babanda bu haller görülmüştü Sen öyle olma!" dedi"


Bu sultan da, tebeasına âdil davranmıyordu Bu bakımdan, söylenilen sözlere kulak asmadan kalkıp gittiği gibi Abdullah bin Abdülazîz hazretlerine de bir hîle yapmayı düşündü Üç bin altın götürüp, hediyemizdir, ihtiyaçlarınıza harcayınız diye vererek deneyecek, kabul ederse hemen geri alacaktı Ertesi gün hilesini yapmak üzere huzuruna tekrar gitti Yanında götürdüğü üç bin dirhemi önüne bırakıp;
"Efendim, bunlar size hediyemizdir Buyurun, dergâhınızın ihtiyaçlarına harcarsınız!" dedi
Abdullah bin Abdülazîz hazretleri sultana vakar ve heybetle bakıp;
"Ey câhil! Kalk hemen buradan git! Bizi denemeye kalkışıyorsun! Biz Allahü teâlâya duâ edersek yer yarılır seni yutar Bizi parayla ölçmek istiyorsun Biz isteyince Allahü teâlânın izniyle şu oturduğumuz seccâdenin altından, birinden gümüş diğerinden altın akan iki çeşme ortaya çıkar! Su gibi altın ve gümüş akar" dedi


Bu sözleri söyledikten sonra seccâdenin kenarını kaldırdı Huzûrunda bulunanlar iki çeşme gördüler, birincisinden altın diğerinden de gümüş su gibi akıyordu

Abdullah bin Abdülazîz hazretlerinin zamânında Melîk Emced bir imârethâne yaptırıyordu Binânın inşâsında büyük taşlar kullanmak istedi Beldesinde bulunan büyük taşların kırılıp yontulmasını emretti Ancak bu işle uğraşanlar taşları parçalamaya güç yetiremediler Ne kadar uğraştılarsa da âletleri bu iş için kâfi gelmedi ve çaresiz kaldılar Abdullah bin Abdülazîz hazretlerine gidip durumu anlattılar ve yardım istediler O da yardım etmeyi kabûl edip taşların bulunduğu yere geleceğini söyledi Beklemeye başladılar Baktılar ki havada yürüyerek geliyor Sonra, gelip havada tam taşların üstünde durdu Taşlar onun himmetiyle ve Allahü teâlânın izniyle gözleri önünde istenildiği gibi parça parça ayrıldı Bu hâdiseye çok şaşan işçiler, gidip durumu Melik Emced'e anlattılar Melik buna hem çok hayret etti hem de pek memnun oldu Derhal huzuruna gidip hürmetle elini öperek teşekkür etti

İbn-i Şühbe şöyle anlatmıştır:

Hanımımın bir örtüye ihtiyâcı vardı Satın almamı istedi Borcum olduğunu, bu sebeple alamayacağımı söyledim O gece uyudum Rüyâda bana; "İbrâhim Halîlullah'ı görmek istersen, Abdullah bin Abdülazîz el-Yuneynî'ye bak!" dendi

Sabahleyin, Abdullah el-Yuneynî'nin bulunduğu yere gittim Beni görünce, beklememi istediler ve evlerine gidip geldiler Berâberlerinde, bir örtü ve borcum kadar para vardı Onları bana verdi Alıp evime döndüm

Abdullah bin Abdülazîz hazretlerinin vefâtı şöyle anlatılır:

Bir cumâ günü yıkanmak üzere hamama gitti Cumâ namazı için gusl abdesti aldı Sonra câmiye gelip, cumâ namazını kıldı Sonra Dâvûd ismindeki müezzine;
"Ey Dâvûd! Sen cenâze yıkar mısın? Yarın sabah bak neler olacak!" dedi


Müezzin bir şey anlamayıp;
"Efendim biz sizin emrinizdeyiz" diyebildi


Oradan ayrılıp dergâhına geldi Talebelerini, her zaman altında oturduğu ağacın yanına çağırdı ve;
"Beni, buraya defnedin!" diye vasiyet etti O gece bütün talebeleriyle sohbet etti ve onlara ayrı ayrı duâ etti
Talebelerinden biri;
"Efendim zât-ı âliniz için, tatlı menbâ suyu getirmişler içer misiniz?" diyerek ikrâm etti


Suyu alıp içti Kalanıyla da abdest aldı Sabah namazını cemâatle kıldıktan sonra, her zaman çıktığı minderin üzerine çıkıp, kıbleye doğru bağdaş kurup oturdu Her zaman olduğu gibi tesbihi elinde idi O hâlde hiç kimse ile konuşmadı Herkes onun uyuduğunu zannedip yavaşça oradan ayrıldı

Bir ara hizmetçisi bir şey sormak için yanına girdi Uyuyor zannederek geri çıktı Bir süre sonra; "Hocamız bu kadar geç kalmazdı!" diye düşünerek, tekrar odaya girdi ve;
"Yâ Seyyidî, ey efendim!" diye seslendi Ebû Osman el-Yuneynî hiç ses vermedi Yanına gidip baktığında, vefât ettiğini gördü Hemen Melik Emced'e haber verdiler Derhal dergâha geldi Ebû Osman Abdullah'ın hiç renginin değişmediğini ve bağdaş kurmuş bir hâlde vefât etmiş olduğunu gördü Cenâze işlerine başladıklarında Müezzin Dâvûd gelip, Ebû Osman Abdullah'ı yıkadı O zaman Müezzin Dâvûd'a;
"Yarın sabah bak neler olacak" demesinin, vefâtına işâret olduğunu anladılar Vasiyeti üzere, talebeleriyle altında sohbet ettiği ağacın dibine defnedildi Daha sonra buraya velilerden pek çok kimse defnedildi


Abdullah bin Abdülazîz el-Yuneynîhazretleri bir şiiri devamlı okuyup, ağlardı Bu şiirin mânâsı şöyledir:

"Ey benim şefâatçım! Bütün arzum, özlem ve iştiyâkım sizedir Bütün kerîmler, cömertler kendilerinden şefâat istenilince kâbûl ederler Benim özrüm, sizin arzunuzda esir olmaktır Aşk ateşiyle yanıp esir olan kişilerin boynu bükük olur Benim size olan bu özrümü kâbûl ederseniz ne iyi ve ne güzeldir Eğer kabûl etmezseniz, seven büyük bir yük yüklenmiştir Size karşı benim sabrım vardır Benim için bu sevgiliye kavuşmak, ulaşmak vardır"

BUNLAR ŞARAPTI

Kâdı Yâkûb şöyle anlatır:

Birgün Şam'da bir mescidin kenarındaydım Orada bir köprü vardı Hava çok sıcaktı Abdullah el-Yuneynî, abdest almak için dereye indi O sırada bir nasrânî, şarap yüklü katırı ile köprüden geçiyordu Katır bir ara ürktü ve yük yere yıkıldı Çevrede başka kimse yoktu Abdullah el-Yuneynî, yukarı çıkıp bana;
"Yükü yüklemeye yardım et!" dedi


Nasrânîye yardım ettim ve yükü katıra yükledik Nasrânî, oradan uzaklaşıp gitti Kendi kendime; "Bu zât böyle yapmamı niye istedi?" diye düşündüm Sonra nasrânîyi tâkib ettim Nasrânî, katırıyla şarap satan bir dükkânın önüne geldi Katırdaki yükü indirip açtı Hepsi sirke olmuştu
Şarap satıcısı;
"Yazıklar olsun sana! Senden şarap getirmeni istedim Bunlar sirke!" dedi


Nasrânî hayretten dona kalmıştı Şaşkınlığından ağlamağa başladı ve;
"Bunlar şaraptı Fakat neden sirke oldu sebebini anladım!" diyerek hemen katırını bir yere bağladı Doğru Abdullah bin Abdülazîz hazretlerinin dergâhına koştu Huzûruna girer girmez: "Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühü" diyerek müslüman oldu ve artık huzûrundan ayrılmayıp talebeleri arasına girdi


1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c2, s 110
2) Şezerât-üz-Zeheb; c5, s73
3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c7, s378

 

Abdussamet isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-06-2008   #5
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: güzelliğin olduğu diyardan
Mesaj: 1,363
İtibar
Tecrübe Puanı: 14
Rep Puanı : 160
Rep Derecesi :
Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.
Abdussamet RSS Feed
Standart --->: alfabetik sıralamaya göre alimler



ABDULLAH BİN ABDÜLGANÎ EL-MAKDİSÎ

Evliyânın büyüklerinden, hadis ve Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi Künyesi Ebû Mûsâ olup, ismi, Abdullah bin Abdülganî bin Abdülvâhid bin Ali el-Makdisî'dir Lakabı Cemâlüddîn'dir 1185 (H581) senesi şevvâl ayında doğdu 1232 (H629) senesi ramazan ayında cumâ günü Şam'da vefât etti

Abdullah el-Makdisî, Kur'ân-ı kerîmi amcası Şeyh el-İmâd'dan öğrendi Fıkıh ilmini Şeyh Muvaffakuddîn'den, Arab dilinin inceliklerini ise Ebi'l-Bekâ el-Akberî'den öğrendi Şam'da; Abdurrahmân bin Ali el-Harkî, İsmâil el-Cinzevî ve Ebû Tâhir el-Huşûî'den, Bağdâd'da; Abdülmün'îm bin Küleyb, El-Mübârek bin Matuş ve Mes'ûd El-Cemâl'dan, İsfehan'da; Halîl er-Râzânî ve Ebü'l-Mekârim el-Lebbân'dan, Mısır'da; Ebû Abdullah el-Ertâhî ve oğlu Sa'd-ül-Hayr'dan, Nişâbûr'da; Mensûr el-Ferâvî, El-Müeyyid et-Tûsî'den ve birçok âlimden hadîs-i şerîf dinledi, yazdı ve rivâyette bulundu Bunun yanında Mûsul, Erbil, Mekke ve Medîne'ye de gidip hadîs-i şerîf dinledi

Kendisinden ise; Hâfız ez-Ziyâ, Şeyh Şemsüddîn, Şeyh-ül-Fahr, Şems ibni Hâzım, Şems İbn-ül-Vâsıtî, Nasrullah bin Iyâş, Nasrullah Sa'd-ül-Hayr ve birçok âlim hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundular Kendisinden icâzet (diploma) almak sûretiyle en son rivâyette bulunan, Kâdı Takıyyüddîn el-Hanbelî'dir

İbn-ül-Hacîb onun hakkında

Hâfız Cemâlüddîn, sağlam, güvenilir, dînine son derece bağlı bir zâttır Emâneti koruma, mârifet, ezberinin kuvvetli olması hususlarında, zamânımızda bir benzeri yoktu Çok mütevâzî, heybetli, vakûr, ağırbaşlı, cömert, müsâmehakâr, aklı selîm sâhibi, özür dileyenin özrünü kabûl edici, çok ibâdet eden, vera' sâhibi, her an nefsi ile mücâdele eden bir zât idi" demektedir

Hâfız ez-Ziyâ ise onun hakkında; "Kur'ân-ı kerîmi kırâatına uygun, doğru ve güzel okurdu Ebû Mûsâ, fıkıh ve hadîs-i şerîf ilimlerinde zamanının büyük âlimi oldu Birçok yere ilim öğrenmek için gitti Çok kere bu yolculukları yürüyerek yaptı Her hâliyle örnek, kendisine uyulan bir zât oldu İnsanlar, onun derslerinden çok istifâde ettiler" demektedir

Ebû Mûsâ, İsfehan veNişâbûr'a ilim öğrenmek için yalınayak giderdi Yolda açlık ve susuzluk sıkıntılarına da göğüs gererdi Melik el-Eşref, onun için Sefh'de kendi ismiyle bir hadîs külliyesi yaptırdı ve Ebû Mûsâ'yı buraya idareci ve müderris tâyin etti

Zekîyyüddîn el-Berzâlî ise; "Hâfız Cemâlüddîn, sağlam, dînine bağlı olup ve doğruyu yanlıştan ayırırdı" demiştir

Muhammed bin Selâm onun için; "Ebû Mûsâ, bir müzâkere, ders meclisi kurdu Pek çok kimse akın akın ona koştu O, ilim ve edeb olarak bütün üstünlükleri kendisinde toplamıştır" demektedir

Ebû Mûsâ hazretleri vefât ettikten sonra, talebelerinden pek çoğu rüyâda gördüler Bir talebesi onu rüyâda gördü ve; "Size nasıl muâmele yapıldı?" diye sordu "Allahü teâlânın ihsânı ve ikrâmı ile nîmetler içindeyim" dedi Bir başkası onu rü'yâsında gördü ve; "Haliniz nasıldır?" diye sordu Ona da; "Hayra kavuştum" diye cevap verdi

Ebû Mûsâ el-Makdisî bir talebesine rü'yâda şöyle dedi:

Yavrum! Benim, dünyâda iken okuduğum ve size yazdırıp öğrettiğim duâya devâm et O duâ, sana yazdırdığım falan kâğıttadır O duâ; "Yâ Rabbî! Sen benim Rabbimsin Senden başka ilâh yoktur Ancak sen varsın Beni yoktan yarattın Ben senin kulunum" duâsı olup, dünyâda çok okunması sebebiyle burada kurtuluşuma sebeb oldu Ona devâm et!

Vefâtı sebebiyle, Yûsuf bin Abdülmün'îm, söylediği kasîdede onun hakkında özetle şöyle der: "Ölümüyle berâber sevinç ve neş'enin yok olduğu kimseye üzülmemek elde değildir Şâyet o kişi yaşasaydı, dîni öğretir, insanlara Allahü teâlânın yolunu gösterir ve sünnetleri yayardı"


1) Zeyl-i Tabakât-ı Hanâbile; c2, s 185
2) Şezerât-üz-Zeheb; c5, s 131
3) Mu'cem-ül-Müellifin; c6, s 76
4) Tezkiret-ül-Huffâz; c4, s 1408
5) Tabakât-ül-Huffâz; s 495
6) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c7 s 381

 

Abdussamet isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-06-2008   #6
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: güzelliğin olduğu diyardan
Mesaj: 1,363
İtibar
Tecrübe Puanı: 14
Rep Puanı : 160
Rep Derecesi :
Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.
Abdussamet RSS Feed
Standart --->: alfabetik sıralamaya göre alimler



ABDULLAH EL-ACEMÎ

Evliyânın büyüklerinden İsmi, Şeyh Abdullah el-Acemî'dir Doğum târihi bilinmemektedir Haleb civârında Bire yakınındaki Kefertaşe köyünde ikâmet ederdi Bağ-bahçe ile uğraşır, çiftçilik yapardı Üstün hâller ve kerâmetler sâhibi bir zâttı 1242 (H 640) senesinde doğduğu yer olan Kefertaşe köyünde vefât etti Kabri ziyâret mahallidir

Menkıbelerinden bâzıları şöyle nakledilmiştir:

Zamânın sultânı Melîk Zâhir Mücirüddîn, bir defâsında Abdullah el-Acemî hazretlerinin köyüne gitmişti Abdullah el-Acemî bahçelerde bekçilik yapıyordu Melik onu bir bahçe içinde görüp:

"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir" deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi

Abdullah el-Acemî kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu Melîk'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbî bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melîk'e vereyim"

Onun namaz kılışını ve duâ edişini seyreden Melik hayretinden atın üstünde donakalmıştı Çünkü ağaçlar da onunla secdeye gidiyorlardı Hayatında ilk defa böyle bir halle karşılaşıyordu Hayretle; "Ağaçlar! Evet, ağaçlar! O secdeye kapandıkça ağaçlar da secdeye kapandılar! Demek bu genç erenlerden!" diyerek atından indi Ayakta durarak Abdullah el-Acemî hazretlerine sevgiyle baktı Sonra koşup ayaklarına kapandı

Abdullah el-Acemî hazretleri geri çekilerek böyle yapmasına mânî olmak isteyince Melik Zâhir; "Sen namaz kılarken şu bahçenin bütün ağaçları seninle birlikte secdeye kapandılar Bunun kerametiniz olduğunu anladım Sen mübârek bir kimsesin"dedi Abdullah el-Acemî'nin; "Belki hâyâl gördünüz" buyurması üzerine;

"Hayır! Vallahi gerçek gördüm Melik aslında sizsiniz Biz Melik değil sizlerin hizmetçisiyiz" dedi

Bu konuşmalardan sonra Melik Zâhir ona duyduğu yakınlığı daha da artırmak istedi Ona ısınmış, kalbi kaynamıştı:

"Benim edebli ve sana lâyık bir kızım var Onu size nikahlamak isterim" O; "Efendim ben, malı mülkü olmayan, bir garibim" cevabını verdi

Fakat Melîk niyetinde kararlı ve çok ısrarlı idi Abdullah el-Acemî hazretleri onun bu samîmî ve candan isteği karşısında teklîfini geri çevirmedi Nikâhları yapıldı

Melik Zâhir saraya gidip durumu hanımına anlatınca o da memnun olup, kızının çeyizini düzdü Sonra, kızını sultan kızına lâyık bir şekilde develer yükü çeyizle gönderdi

Düğün alayı Abdullah el-Acemî'nin köyüne yaklaşınca haberciler durumu Abdullah Acemî hazretlerine bildirdiler Bu haber üzerine düğün alayını karşıladı Sultanın kızı bir deve üstünde tahtırevan içinde geliyordu Peşinde de katar hâlindeki develer üzerinde yükler dolusu eşyâ vardı Sultanın kızına yaklaşıp; "Ey Sultân kızı! Benim hanımım olmayı mâdem ki kabul ettin, şimdi senden bazı isteklerim var!" deyince kız; "Evet, buyurun söyleyin" dedi

"O halde şimdi, sen üzerinde bulunduğun deveden in! Üzerindeki o süslü elbiselerin yerine benim vereceğim şu sâde elbiseyi giy Sonra şuradaki bahçıvan evine gir" buyurdu

Kız isteğini memnuniyetle yerine getirdi

Melik Zâhir ile Abdullah el-Acemî hazretlerinin arasında geçen bu hâdise Irak'ta evliyâ bir zât ve talebeleri tarafından duyulmuştu Ziyâret etmek için Abdullah el-Acemî'nin köyüne geldiler

Köye geldiklerinde, Abdullah el-Acemî bahçede çalışıyor, bahçenin otlarını topluyordu Gelen ziyâretçi heyetinin reisi Allahü teâlâya duâ etti ve otlara işaret etti Allahü teâlânın izni ile otlar bir yere toplandı Abdullah el-Acemî hazretleri onları karşıladıktan sonra; "Niçin böyle yaptınız?" diye sordu O zât; "Efendim sizin yorulmamanızı, nasihat etmenizi istedim" deyince de;

"Biz, böyle olmasını isteseydik, Allahü teâlânın izni ile otlar toplanırdı Lâkin biz alın teri ile lokma yeriz" dedi ve alnında toplanan terleri sildi Terleri parmaklarından damla damla toprağa döküldü Sonra; "Ey bahçemin otları eski bulunduğunuz yere dönünüz" dedi Otlar bahçeye yayılıp eski hallerini aldılar

Ziyâretine gelen zât onun yanından ayrılmadı Vefâtına kadar hizmetinde ve sohbetinde bulundu


1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c2 s113
2) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c8 s 12

 

Abdussamet isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-06-2008   #7
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: güzelliğin olduğu diyardan
Mesaj: 1,363
İtibar
Tecrübe Puanı: 14
Rep Puanı : 160
Rep Derecesi :
Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.Abdussamet ... hakkında olaganüstü bir havası var.
Abdussamet RSS Feed
Standart --->: alfabetik sıralamaya göre alimler



ABDULLAH BİN AVN

Peygamber efendimizin arkadaşlarını gören büyük velîlerden İsmi Abdullah bin Avn bin Ertabân el-Müzenî'dir İbn-i Avn diye de bilinir Basra'da doğdu Doğum târihi bilinmemektedir Hadîs-i şerîf mütehassısı olarak Basra'da şöhret buldu 768 (H151) senesinde vefât etti

Abdullah bin Avn, devrinin büyük âlimlerinden okudu Hadîs-i şerîf ilminde zamânın önde gelen âlimleri arasına girdi Semâme bin Abdullah bin Enes, Muhammed ibni Sîrîn, İbrâhim en-Nehaî, Ziyâd bin Cübeyr bin Hayve, Kâsım bin Muhammed, Hasan-ı Basrî, Şa'bî, Mücâhid ve başkalarından hadîs-i şerîf rivâyet etti

Hadîs-i şerîf öğrenmek için Mekke, Medîne, Kûfe, Basra ve daha pek çok yere seyahat etti İmâm-ı A'meş, Dâvûd bin Ebî Hind, Süfyân-ı Sevrî, Şû'be, Ebû Yahyâ el-Kattân, Abdullah ibniMübârek, Vekî bin Cerrâh, Muâz ibni Muâz, Muhammed bin Abdullah el-Ensârî ve başkaları kendisinden hadîs rivayet ettiler

Büyük âlim Kurre (rahmetullahi aleyh) der ki:

"Biz İbn-i Sîrîn'in verâsına, haram ve şüphelilerden sakınmasına hayrân idik Fakat Abdullah ibni Avn, onu bize unutturdu O bu hususta çok ileri mertebelerde idi"

Bikâr bin Abdullah es-Sîrînî anlatır:

"İbn-i Avn'ın kimseyle alay ettiğini görmedim Çünkü o, kendi hâlinde ve nefsiyle meşguldü Günden güne olgunlaşıyor, tasavvufta git-gide yükseliyor ve derecelere kavuşuyordu

Abdullah bin Avn hazretleri her gün sabah namazını talebeleri ile kılar, kimseyle konuşmadan, kıbleye karşı oturur, Allahü teâlâyı zikrederdi Bu hal güneşin doğmasına kadar sürerdi Talebeleri de aynı şekilde yapardı Güneş doğduktan sonra onlara dönüp, derse başlar ve nasîhat ederdi

Bir defâsında; "Akıllı bir kimse bir hatâ işlediğinde ne yapalım?" diye kendisine soruldu Buyurdu ki:

"Akıllı bir kimseyi, işlediği hatâ için azarlamak yakışmaz Şu zamânımızda da durum budur Kim birini incitirse, daha şiddetli azarı bir başkasından kendisi duyar"

Abdullah bin Avn, boş ve faydasız şeyler konuşmaz, insanların hayrına olan şeyleri anlatırdı Bulunduğu yerde kendisinden çok güzel koku yayılırdı Temiz ve güzel giyinirdiBelli zamanlarda evine kapanır, sükût ve tefekkürle vakit geçirirdi