Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
İslam Alimleri Bölümü
> İslam Alimleri Alt başlıklar > Diğer İslam Alimleri
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 03-22-2007   #1
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 2,091
İtibar
Tecrübe Puanı: 21
Rep Puanı : 969
Rep Derecesi :
seyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkem
seyit RSS Feed
Standart islam alimleri serisi



Kıymetli Ehl-i Sünnet Alimi: Ömer Nasuhi Bilmen (1883-1971)

Ünlü tefsir ve fıkıh alimi Ömer Nasuhi Bilmen, gerek ilmi ve ahlaki otoritesi, gerekse samimi dindarlığı ve tevazusu ile dinî konularda Türkiye'de Müslüman halkın başlıca güven kaynağı olmuştur İnançta, ibadet ve ahlâkta Ehl-i Sünnet akidesini, şahsında tam bir başarı ve samimiyetle temsil ettiği için herkesin saygı ve sevgisini kazanmıştır

Türkiye'nin beşinci Diyanet İşleri Başkanı olan ünlü tefsir ve fıkıh alimi Ömer Nasuhi Bilmen, 1883 yılında Erzurum'un Salasar köyünde doğdu Küçük yaşta babasının vefat etmesi üzerine Erzurum Ahmediyye Medresesi hocası ve Nakıbüleşraf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmi Efendi'nin himayesinde eğitim görmeye başladı Amcasından ve Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi'den ders aldı İki hocası da yakın aralıklarla ölünce İstanbul'a gitti (1908) ve Fatih dersiamlarından (Osmanlı döneminde camilerde ders vermeye yetkili kişi olan profesör) Tokatlı Şakir Efendi'nin derslerine devam edip diplomasını aldı (1909) Bunun yanında Ders Vekaleti'nce açılan imtihanı kazanarak camilerde ders vermeye yetkili kişi olarak dersiamlığa başladı (1912)

Ayrıca, o sıralarda okumakta olduğu Hukuk Fakültesini de bitirdi (1913) Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilen, Türkçe ile birlikte üç dilde yazabilen Ömer Nasuhi Bilmen, Temmuz 1913'te Fetva dairesinde katipliğe başladı Bir yıl sonra başmemurluğa terfi edip Ağustos 1915'te Telif Eserleri Başkanlığı'na üye kabul edildi 30 Haziran 1960 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı'na tayin edilinceye kadar çok çeşitli görevlerde bulundu Henüz bir yılını doldurmadan 6 Nisan 1961'de Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan emekliye ayrıldı Uzun memuriyet hayatı boyunca öğretmenlik hizmetinde de bulunan Ömer Nasuhi Bilmen, Dârüşşafaka Lisesi'nde yirmi yıla yakın bir süre Ahlak ve Yurttaşlık dersleri okuttu İstanbul İmam Hatip Okulu'nda ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nde usûl-i fıkıh ve kelâm dersleri verdi Hayatının sonuna kadar ilmi çalışmalarını sürdüren Bilmen, inananlara ışık olan sekiz ciltlik ünlü tefsirini emekli olduktan sonra yazdı 12 Ekim 1971'de İstanbul'da Hakk'ın rahmetine kavuşan Ömer Nasuhi Bilmen, Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği'ne defnedildi

Ömer Nasuhi Bilmen İstanbul Müftülüğü'ne tayin edildiği tarihten itibaren, vefat edinceye kadar gerek ilmi ve ahlaki otoritesi, gerekse samimi dindarlığı ve tevazusu ile dinî konularda Türkiye'de Müslüman halkın başlıca güven kaynağı olmuştur İnançta, ibadet ve ahlâkta Ehl-i Sünnet akidesini, şahsında tam bir başarı ve samimiyetle temsil ettiği için herkesin saygı ve sevgisini kazanmıştır Din ahlakının söz konusu olduğu durumlarda kararlı ve net tavrı ile inananların gönlünde taht kurmuştur 1960'lı yıllarda yükselen bazı seslere karşı, yüksek iman gücü ile kendinden beklenen kararlılıkla, başarıyla ve cesaretle din ahlakını savunmuştur

Eserleri

Eserlerinde kullandığı dil ve konuları ifade tarzı oldukça net ve sağlamdır

Hayatının büyük bir kısmını telifle geçiren ve temel İslâmî ilimler alanında çok sayıda eser veren Ömer Nasuhi Bilmen, zamanına kadar yazılmış olan ilmihallerden Müslümanların daha anlaşılır ve kolay şekilde istifade etmesini sağlamak için, 1947-1948 yılları arasında yayınladığı Büyük İslam İlmihali adını verdiği ve Akaid hakkında özet bilgilerle başlayan kitapta, ibadetlerle ilgili konulara geniş yer vermiş ve fıkıh kitaplarında dinî hükümleri detaylı ve doyurucu olarak açıklamıştır Şimdiye kadar 3 milyonun üstünde basılarak erişilmesi güç bir sayıya ulaşmış olan bu değerli eser, Türkiye'de uzun yıllar ele alınmayan pek çok konuyu açıklayarak, halkın dini bilgilerle ilgili ihtiyacının giderilmesinde önemli bir boşluğu doldurmuştur

Diğer eserleri şunlardır;

Hukuk-i İslâmiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu: Beş yıl süreyle bulunduğu Hey'et-i Te'lîfıyye üyeliği Ömer Nasuhi Bilmen'e hukuk alanında tam bir yetişme ve fikirlerinde şekillenme sağlamıştır Mezhepler arası mukayeseli sistematik bir İslâm hukuku kitabı olup Latin harflerinin kabulünden sonra Türkiye'de İslâm hukuku sahasında kaleme alınmış ilk ve en kapsamlı eserdir
Kur'ân-ı Kerîm'in Türkçe Meâl-i Âlisi ve Tefsiri
Büyük Tefsir Tarihi (1955-1961)
Kur'ân-ı Kerîmden Dersler ve Öğütler (İstanbul 1947)
Süre-i Fethin Türkçe Tefsiri î'ülâ-yı İslâm ile İstanbul Tarihçesi (1953, 1972)
Hikmet Goncaları: 500 hadisin tercüme ve izahını ihtiva etmektedir (1963)
Muvazzah İlm-i Kelâm' (1955)
Mülehhas İlm-i Tevhid Akaid-i İslâmiye (1962 - 1973)
Yüksek İslâm Ahlâkı (1949 - 1964)
Dinî Bilgiler (Ankara 1959) Diyanet İşleri Başkanlığı'nda çeşitli görevler için yapılan imtihanlara girecek kimseler için sorulu cevaplı olarak hazırlanmış bir eser olup tefsir, hadis, kelâm, usûl-i fıkıh, vakıf, ferâiz ve siyer konularını ele almaktadır

Beyânülhak, Sırât-ı Müstakim ve Se-bîlürreşâd mecmualarında çeşitli makaleleri yayımlanan Ömer Nasuhi Bilmen'in ayrıca gençlik yıllarında Farsça olarak yazıp Türkçe'ye çevirdiği Nüzhetü'l-er-vâh (1968) adlı bir divançesiyle de 1904'te yazdığı İki Şükûfe-i Ta-aşşuk (bk Ahmet Selim Bilmen, s 99-168) adlı bir romanı da vardır

 

seyit isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-22-2007   #2
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 2,091
İtibar
Tecrübe Puanı: 21
Rep Puanı : 969
Rep Derecesi :
seyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkem
seyit RSS Feed
Standart --->: islam alimleri serisi



Değerli Ehl-i Sünnet Alimi
Elmalılı MHamdi Yazır


Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Müslüman Türk halkının İslam dinini daha iyi anlayabilmesi için büyük çabalar sarf etmiş bir İslam alimidir 1877 yılında Antalya'nın Elmalı ilçesinde doğmuştur Babası, Elmalı Mahkemesi'nde başkatiplik yapan Numan Efendi'dir Annesi ise Elmalı alimlerinden Mehmet Efendi'nin kızı Fatma Hanım'dır
Memleketinden ötürü "Elmalılı" olarak anılmış, soyadı kanunu çıktıktan sonra da "Yazır" soyadını almıştır İlk öğrenimini Elmalı'da tamamladıktan sonra 1892 yılında İstanbul'a gelmiş ve o dönemin alimlerinden Kayserili Mahmut Hamdi Efendi'den dersler almıştır İstanbul'daki diğer tanınmış hocaların da derslerine devam ettikten sonra, 1906 yılında "Bayezit dersiamı" (Osmanlı döneminde camilerde ders vermeye yetkili kişi olan profesör) olarak diplomasını almıştır Aynı yıl yapılan seçimlerde Antalya Milletvekili olmuş ve II Meşrutiyet'in bu ilk meclisinde, özellikle 1876 "Kanun-i Esasi"sinin (anayasanın) değiştirilmesinde önemli rol oynamıştır
1909 yılında, günümüzde Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak bilinen Mülkiye Mektebi'nde ve yine aynı yıllarda Hukuk konusunda dersler vermiştir Daha sonra Bediüzzaman Said Nursi, Mehmed Akif gibi meşhur simaların üyesi olduğu Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti üyeliğine ve bir müddet sonra da başkanlığına tayin edilmiştir I Dünya Savaşı'ndan sonra Vakıflar Bakanlığı görevini yapmıştır
Cumhuriyet'in ilanı ile çalışmalarına yirmi yıl kadar evinde devam etmiştir Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün isteği üzerine, Türk Milletinin dini kaynağından öğrenebilmesi amacıyla “Hak Dini Kur'an Dili” tefsirini hazırlamıştır Türk İslam tarihinde çok önemli bir yeri olan bu eser, Elmalılı Hamdi Efendi tarafından yirmi yılda tamamlanmıştır
Önemli bir birikim ve kültüre sahip olan Elmalılı Hamdi Efendi, Türkçe'nin yanında Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahipti Ancak yazılarında sade bir Türkçe kullanmaya gayret göstermiştir
Uzun bir süre felsefe ile de ilgilenen Elmalılı Hamdi Yazır, Batılı yazarların bazı eserlerini tercüme etmiştir Bu eserlerde ileri sürülen konulara eleştirel yaklaşım sergileyen Elmalılı Hamdi Efendi, felsefe ve din arasında cereyan eden tartışmalara çözüm bulmaya çalışmıştır Filozofların gerçeği kavrayamadıklarını belirtmiş, akıl ile iman bütünleştiği zaman gerçeğin kavranıp doğrulanabileceği fikrini savunmuştur Bu yolla Yüce Allah'ın yaratış delillerinin anlaşılacağını belirtmiş; evrende mevcut olan ve insanları hayrete düşüren sanat eserlerinin yanında, canlı ve cansız varlıkların da Allah'ın varlığına delil teşkil ettiğini vurgulamıştır
Uzun zaman devam eden kalp yetmezliği rahatsızlığından ötürü 27 Mayıs 1942 tarihinde Erenköy'de vefat eden Elmalılı Hamdi Yazır'ın naaşı Sahrayıcedid Mezarlığı'na defnedilmiştir

Cumhuriyet dönemine yetişmiş son dönem Osmanlı ulemasından olan Elmalılı Hamdi Yazır, hazırladığı Kuran-ı Kerim tefsiri ile herkes tarafından tanınmıştır

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından oluşturulan bir kurul, Yüce Kuran'ın tercüme edilerek Türk halkına sunulmasına karar verdi Kuran-ı Kerim'in tefsiri konusu Elmalılı Hamdi Yazır'a teklif edildi Elmalılı Hamdi Yazır, Kuran-ı Kerim tefsirini uzun yıllar boyunca evinden çıkmadan, büyük bir titizlikle hazırlamış, meali ve tefsiri birlikte oluşturmuştur

Elmalılı Hamdi Efendi'nin “Hak Dini Kuran Dili” adlı eseri, bu alanda ilmi bir değere sahip olan ilk eser olması sebebiyle çok önemli bir eserdir Bu eser birçok İslami ilimler, modern bilim ve fikirler açısından da zengin bir bilgi birikiminin ürünüdür

 

seyit isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-22-2007   #3
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 2,091
İtibar
Tecrübe Puanı: 21
Rep Puanı : 969
Rep Derecesi :
seyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkem
seyit RSS Feed
Standart --->: islam alimleri serisi



Ömrünü Kuran Eğitimine Adamış Bir İslam Alimi:

Süleyman Hilmi Tunahan


Son devir din alimlerinden olan Süleyman Hilmi Tunahan’ın babası zamanın müderrislerinden Hafız Osman Efendi’dir Soyu Fatih Sultan Mehmet’in "Tuna Hanı" olarak tayin ettiği ve kendi kız kardeşi ile evlendirdiği İdris Bey’e dayanmaktadır Babası Osman Efendi tahsîlini İstanbul'da tamamladıktan sonra Silistre'ye giderek meşhur Satırlı Medresesi’nde yıllarca müderrislik yaptı Süleyman Hilmi Tunahan, 1888 (H1306) yılında Silistre'nin Ferhatlar köyünde doğdu 1959 (H1379) senesinde İstanbul'da vefat etti Bu büyük İslam aliminin kabri Karacaahmet Kabristanı’nda bulunmaktadır

İlim ehli ve fazilet sahibi bir aileden dünyaya gelen Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, ilk tahsilini Silistre Rüştiyesi’nde ve Silistre Satırlı Medresesi’nde yaptı Daha sonraki yıllarda tahsilini tamamlamak için İstanbul'a gelerek Sahn-ı Seman (Fâtih) Medresesi’ne kaydoldu O devrin meşhur alimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’nin derslerine devâm etti Uzun yıllar süren bir eğitimden sonra 1916 senesinde Ahmed Hamdi Efendi’den birincilikle icazet aldı Daha sonra o zamanki tabiri ile dersiam olarak yetişmek üzere Süleymaniye Camii medreselerinden Medresetü'l-Mütehassısi’nin tefsir ve hadis kısmına devam etti

Son derece parlak bir zekaya sahip olan Süleyman Hilmi Tunahan, 1919 senesinde Medresetü'l-Mütehassısinden birincilikle mezun oldu Aynı yıllarda Medresetü'l-Kuzatı (Hukuk Fakültesini) da üstün bir derece ile bitirdi Böylece bir taraftan dersiam diğer taraftan da kadılık rütbelerine ulaştı Mezuniyetinin ardından İstanbul'da dersiam olarak vazifeye başlayan Süleyman Hilmi Tunahan bir süre vaizliğe devam etti Uzun müddet İstanbul'un Sultanahmet, Süleymaniye, Yeni Cami, Şehzadebaşı ve Piyale Paşa gibi büyük camilerinde halka vaaz vererek insanlara İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlattı
Tasavvuf yolunda Selâhüddin İbni Mevlana Siracüddin Efendi’nin sohbetlerine devam ederek yetişti Süleyman Hilmi Tunahan'ın tasavvufi yönüyle ilgili olarak, damadı ve talebesi Kemal Kaçar tarafından Necip Fazıl Kısakürek'e verilen notlardan bir bölümü şöyledir:

"Süleyman Efendi’nin batın ilmine yani tasavvuftaki manevi cephesine gelince, şüphesiz bu husus ehline malumdur Zahiri akıl ve zeka ile idraki mümkün olamaz Öyle ki, bir insan Müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir Hatta iç hayatı münkir olamaz da yine tasavvuf ve irşada ehil bir zat ile karşılaştığı halde, o zat İlahi iradeyle kendisini ona bildirmezse, dünyalar biraraya gelse onun feyzlerinden haberdar olamazlar Bizim ise kendisinin manevi cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur Biz bu noktayı ilmelyakin biliyoruz Kendisinin bu cephesini anlamayanların, hiç olmazsa aksini iddia etmemelerini ve kendisinde bir mürşid hali görmediklerini söylemekten çekinmelerini, dünya ve ahiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiye ederiz"

Zâhiri ve batini yönden yüksek derece sahibi olan Süleyman Hilmi Tunahan, itikatta Ehl-i sünnete, amelde Hanefî mezhebine, tasavvufta Nakşibendi yoluna bağlıydı Ehl-i sünnet vel-cemaate son derece bağlıydı Kendisinden feyz alan talebeleri ile sohbetlerine devâm eden kimselere en büyük tavsiyesi; "Ehl-i sünnet vel-cemâat" akîdesine ihlâs ve samîmiyetle bağlı olmalarıydı Yetmiş iki senelik ömrü boyunca İslâmiyet’in emir ve yasaklarını öğrenerek, öğreterek ve insanlara anlatarak onların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmalarına vesîle olan Süleymân Hilmi Tunahan, 16 Eylül 1959 senesinde İstanbul'da Kısıklı'daki evinde vefât etti Ardından da Karacaahmet Kabristanı’na defnedildi

 

seyit isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-22-2007   #4
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 2,091
İtibar
Tecrübe Puanı: 21
Rep Puanı : 969
Rep Derecesi :
seyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkem
seyit RSS Feed
Standart --->: islam alimleri serisi



Abdülkadir Geylani

Asıl adı, Muhyiddin Ebu Muhammed bin Cengi Dost’tur 1078 yılında Geylan’da dünyaya geldi Din eğitimine burada başladı Daha sonra Geylan’dan Bağdat’a geçerek eğitimine burada devam etti Hanbeli mezhebini seçerek fıkıhta bu mezhep üzerinde yoğunlaştı Ebu Said medresesinde dersler verdiği sıralarda tasavvufla tanıştı Uzun bir tasavvuf eğitiminden sonra Kadiri tarikatını kurdu

Çoğunluğu vaaz ve nasihatlerinden oluşan El-Gunye, El-Fethü’r Rabbani, El Fütühul Gayb bize kadar ulaşan kitapları arasındadır Abdulkadir Geylani Hazretleri 1166 yılında Bağdat’ta vefat etti Her yıl milyonlarca kişi tarafından ziyaret edilen kabri, şu anda Bağdat’ta geniş bir külliye içerisindedir Abdülkadir Geylani Hazretleri şöyle demiştir:

Kuran ile amel etmek seni Kuran’ın mevkiine yükseltir, oraya oturtur Sünnet ile amel etmek seni Allah’ın Resulü Peygamber Efendimize (sav) yükseltir Resulullah, kalbi ile ve manevi himmetiyle, Allah dostlarının kalbi çevresinden bir an bile ayrılmaz Allah dostlarının kalplerini güzelleştiren, kokulayıp buharlayan odur Onların özlerini tasviye eden, menfi duygulardan temizleyen ve tezyin eden odur

Sen Allah’ı zikret ki, O’da seni zikretsin Allah’ı zikret ki o zikir günahlarını döksün Günahsız olarak kalasın Günahsız itaatkar bir mümin olasın İşte o zaman O seni zikreder O zikir seni öyle sarar ve meşgul eder ki, birşey isteyecek vakit bulamazsın Bütün gayen ve maksudun O olur

Ey ahali! İslam ağlıyor Elini başına koymuş; şu facirlerden, şu fasıklardan, şu bid’at ehlinden, şu zalimlerden, şu yalancı şahidlik libası giymişlerden, sahip bulunmadıkları faziletleri kendilerinde var gösteren şu kuru iddiacılardan, yaka silkiyor Onlara karşı ihlas sahibi Müslümanlardan yardım talep ediyor

Yiyip içmen, veda yiyip içmesi olsun Aile arasında bulunuşun veda bulunuşu olsun Mümin kardeşinle buluşman veda buluşması olsun Kalbine hep emanet olduğunu, daima veda etme halinde bulunduğunu nakşet Kaderi başkasının elinde bulunan kimse nasıl emanet ve veda etme halinde olmaz ki? Zira yarın ne olacağını, işlerin nereye varacağını, kaderinin kendisine neler getireceğini bilmemektedir

Öyleyse hemen tövbe et, bir daha işlememeye azmeyle Onlardan sıyrıl, seri adımlarla Mevlana koş Tevbe ettiğin zaman hem zahirin hem batının tövbe etmiş olsun Tevbe, Allah katında makbul kul olmanın temelidir Halis bir tevbe ile ve Allah’tan hakikattan haya etmek suretiyle üzerindeki günah elbiseni çıkar, at

Ey Allah’ın yolunu arkasına atıp dünya işlerine itina gösteren kişi! Seni insanları memnun eden, fakat Allah’ı kendisine öfkelendiren kişi olarak görüyorum Hiç şüphe yok ki yakında sen o dünyadan alınacaksın Ölüm seni oradan ayıracak Seni yakalaması pek elemli, pek şiddetli ve pek çeşitli olan zat yakalar ve oradan alır Bir anda herşeyini kaybeder ve herşeyinden ayrılırsın (Fethü’r-Rabbani)

 

seyit isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-22-2007   #5
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 2,091
İtibar
Tecrübe Puanı: 21
Rep Puanı : 969
Rep Derecesi :
seyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkem
seyit RSS Feed
Standart --->: islam alimleri serisi



İmam Şafi
" Muhammed İbnu İdris"


Hicri 150 (M 767) yılında Gazze’de doğan İmam Şafii’nin soyu, hem anne hem de baba tarafından Peygamber Efendimiz (sav)’in soyu ile birleşmektedir(1) İmam Şafii’nin dördüncü dedesi Şafii, Ashab-ı Kiram'dandı Bu mübarek soyuna duyulan hürmete istinaden gerçek ismi Muhammed ibnu İdris olan bu değerli İslam alimimize de Şafii ismi verilmiştir

Yedi Yaşında Başlayan İlim Hayatı

Babasının vefatının ardından iki yaşındayken annesi ile Mekke’ye gelen İmam Şafii, yedi yaşına geldiğinde Kuran-ı Kerim’i ezberleyerek ilim hayatına başladı Henüz küçük yaşta olmasına rağmen Mekke’de bulunan zamanın meşhur alimlerinin derslerine ve sohbetlerine katıldı Bu şekilde büyük hadis alimlerinden Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerini öğrenip ve bu hadisleri ezberlerken, diğer yandan da Arapçayı düzgün ve mükemmel bir şekilde öğrendi İmam Şafii Mekke’deki bu ilk tahsilinden sonra, Arapçanın inceliklerini ve Arap edebiyatını öğrenebilmek için çölde yaşayan Huzeyl kabilesinin arasında yaşadı(2) Bu kabile içinde geçen on yıllık süre içerisinde ilmini artırdı

Gençliğinin ilk yıllarında kendini tamamen ilme verip, Mekke’deki Süfyan bin Uyeyne, Müslim bin Halid ez-Zenci gibi fakih ve muhaddislerden ilim öğrenen İmam Şafii, hadis, fıkıh, lügat ve edebiyatta yüksek bir ilme sahip oldu İlim öğrenmek konusundaki bu samimi gayreti neticesinde Mekkeli gençler arasında, ilimde yüksek bir dereceye ulaştı İmam Şafii’nin aldığı bu ilk eğitim, o dönemdeki İslam terbiyesinin en mükemmel örneklerinden biriydi

İmam Şafii’nin rivayet ettiği bir hadis:

“Kendisine mülayimlik verilen kimseye, dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir Mülayimlikten mahrum olan kimse, dünya ve ahiret iyiliklerinden mahrum olur


İmam Malik İlimde Derinleşmesine Vesile Olmuştur

İmam Şafii hazretlerinin eğitiminde en önemli safha, İmam Malik’in talebesi olması ile başlamıştır Değerli İslam alimimiz İmam Malik ile tanışmak ve ilminden yararlanabilmek için Mekke’den Medine’ye gitmiştir Bu sırada yirmi yaşlarında olan İmam Şafii, İmam Malik’in himayesinde 9 yıl ilim öğrendi3 Bu büyük imamın vesilesi ile ilimde derinleşen İmam Şafii, Hicri 179 (M 795) yılında İmam Malik’in vefat etmesinin ardından Mekke’ye döndü

Kadılık Görevi ve Üstün Adalet Anlayışı

Tarihi kayıtlara göre; İmam Şafii Mekke’ye dönünce, oraya gelen Yemen valisi, onu Yemen’e götürüp kadılık vazifesi verdi4 İmam Şafii’nin İslam ahlakından kaynaklanan üstün adalet anlayışı ve aklı, özellikle bu görevi yerine getirirken dikkati çekti Yemen’e bağlı Necran’da görevli olan İmam Şafii, burada adaleti hakkıyla yerine getirdi Necran’da yaşatılmak istenen adaletsiz ve çarpık düzene hiçbir şekilde izin vermeyerek, o dönemde uygulanması zor görülen adaleti tam olarak gerçekleştirdi


Değerli Eserleri:

1Ahkam-ül-Kur’an

2İhtilaf-ül-hadis

3Müsned-üş-Şafii

4Er-Risale fi’l-usûl: Usul-i fıkha dairdir Usul-i fıkhın kitap halinde yazıldığı ilk eserdir

5El-Mevaris

6El-Ümm: Fıkıh ilmine dair olup, İmam-ı Şafii’nin içtihad ederek bildirdiği meseleleri içine alan bir eserdir Yedi cild halinde basılmıştır

7Kitab’üs-Sünen ve’l-Müsned: Hadis ilmine dairdir

8El-Emali el-Kübra

9El-İmla’es-Sagir

10Edeb-ül-kadi

11Fedail-i Kureyş

12El-Eşribe

13Es-Sebkû ve’r-remyü

14 İsbat-ün-Nübüvve ve Redd-i ale’l-berahime gibi eserleri ve divanı vardır(10)


İlmini İlerletme Arzusu

İmam Şafii beş yıl kadar kadılık görevi yaptıktan sonra Bağdat’a giderek, ilmini ilerletmek için, İmam-ı A’zamın talebesi olan İmam-ı Muhammed’den ders almaya başladı İmam-ı Muhammed, onu kendi himayesine alıp, yazmış olduğu kitaplarını okutmak suretiyle, Irak’ta derlenen fıkıh ilmini ve Irak’ta meşhur olan rivayetleri öğretti İmam Şafii bu vesile ile hem Irak'ın hem de Hicaz'ın fıkhını birleştirmiş ve çağın en büyük fakihlerinden (fıkıh alimlerinden) ders almış oldu Böylece Allah’ın izniyle, fıkıh ilminin kurallarını tespit edecek kadar yüksek bir mertebeye ulaştı

İlim Öğrettiği Talebeleri

O dönemde herkes, İmam Malik’in talebesi olan İmam Şafii’nin Allah’ın izni ile edindiği ilimdeki bu üstünlüğünü tanıdı Daha sonra Mekke’ye dönen İmam Şafii, Harem-i Şerif’te ders vermeye başladı5 Hac mevsimi gelince İslam beldelerinden gelen ilim ehli onunla görüşür, ondan ilim öğrenirlerdi

Mekke’deki bu ikameti, dokuz yıl kadar süren İmam Şafii, sonra tekrar Bağdat’a gitti Bu sırada Bağdat, İslam aleminin önemli bir ilim merkezi idi Burada bulunan alimler, güzel ve açık konuşması, ifade ve izah tarzı etki bakımından çok güçlü olan İmam Şafii’ye hürmet göstermiş ve ilim talebeleri onun etrafında toplanmıştır Bağdat alimleri dahi ondan ders almışlardır Daha önce Mekke’de İmam Şafii ile görüşen ve ondan hadis dinleyen Ahmed bin Hanbel kendisinin talebesi olmuş, onun üstünlüğüne hayran kalmıştır Yine İmam Şafii ile emsal olan İshak bin Raheveyh ve benzerleri ondan ilim tahsil etmişlerdir

Hicri 204 yılında (M 820) vefat edene kadar yetiştirdiği öğrencileri ve eserleriyle İslam dünyasının aydınlanmasına vesile olmuş olan İmam Şafii, birtakım bidatlere karşı şiddetle mücadele etmiş ve günümüze dek gelen değerli fikir ve görüşleriyle ömrü boyunca İslam dinine en güzel şekilde hizmet etmiştir

Değerli İslam Alimlerimizin İmam Şafii Hakkındaki Görüşleri

İmam-ı Ahmed bin Hanbel:

"Hadis okunan yerde, Malik, gökteki yıldız gibidir İlmi ezberlemekte, anlamakta ve korumakta, hiç kimse, Malik gibi olamadı Allah ilminde bana Malik kadar kimse emin değildir" (6)

Ebü’l-Kasım bin Selam:

“Hayatımda nice alim ve faziletli kimselerle görüştüm Şafii hazretleri gibi alim bir kimse görmedim” (7)

İmam Şafii’nin Hikmetli Sözleri (9)

* “Dünyada zahit (dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren kimse) ol, dünya malına bağlanma! Ahireti isteyici ol, onun için çalış! Her işinde Allahü Teala’yı hatırla Böyle yaparsan, kurtulmuşlardan olursun

* “İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir Ama ilmi; tevazu için, alimlere ve insanlara hizmet için isteyen, elbette felah bulur, kurtulur

* “Senden daha çok malı ve parası olan kimseyi kıskanma O malına ve parasına hasretle ölür İbadeti ve itaati çok olan kimselere gıpta et Yaşayanlar da sonunda ölecekleri için, onların dünyalıklarına özenmeye değmez




------------------------------------------------
1 İslam Alimleri Ansiklopedisi; 3 Cilt S: 170
2 age
3 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
4 İslam Alimleri Ansiklopedisi; 3 Cilt S: 171
5 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
6 İslam Alimleri Ansiklopedisi; 3 Cilt S: 172
7 age
8 age
9 age s:176-177
10 age s:173

 

seyit isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-22-2007   #6
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 2,091
İtibar
Tecrübe Puanı: 21
Rep Puanı : 969
Rep Derecesi :
seyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkem
seyit RSS Feed
Standart --->: islam alimleri serisi



İslam Dünyasını Nurlandıran
İslam Alimi Ahmed B Hanbel(780 - 855)


Büyük İslam alimlerinden Ahmed b Hanbel, tarihi kayıtlara göre; 780-855 yılları arasında Bağdat’ta yaşamıştır Ebu Hanife'nin öğrencisi ve devrin ünlü baş kadısı Ebu Yûsuf'tan fıkıh dersleri almıştır

Ahmed b Hanbel itikatta, amelde, ahlâkta Hz Peygamberimiz (sav)’in sünnetlerinden başka bir yol izlememiştir Çekişmeden, münakaşadan, sadece bir söz ile hüküm vermekten kaçınmış; Sahabelerin ve Tabii’nin yolunu takip etmiştir Döneminde kendisinden sabırlı, mütevazı, disiplinli, kanaatkâr, takva sahibi ve ihlâslı bir müçtehid olarak hal alınmış, bu ahlaki özellikleri ile günümüzde de çok sayıda Müslümana örnek olmuştur

Adının ilim, zühd (dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek) ve takva ile birlikte anılması, o dönemde pek çok toplumu, onun ilmine yöneltmiştir Yaptığı dersleri izleyenlerin sayısının beş bine kadar ulaştığı nakledilmiştir Derslerinde dikkati çeken üç husus şöyle sıralanabilir:

1) Onun meclisine disiplin, vakar, tevazu ve huzur hakimdi

2) Derslerinde, ancak hadisleri rivayet etmesi istendiğinde anlatırdı Hadis rivayetinde hafızasına güvenmez, söylemediği şeyi Hz Muhammed (sav)'e isnad etmemek için yazılı metne bakarak nakiller yapardı Kendisine sorulmadıkça konuşmazdı

3) Verdiği fetvaların yazılıp nakledilmesini yasaklardı Ona göre, yazılması gereken ilim, ancak Kitap ve Sünnet'ten ibaret idi

Ahmed b Hanbel, 40 yaşına kadar hadis öğrenmek ve ilmini artırmak için çalışmış; bu amaçla Irak, Hicaz ve Yemen arasında seyahatlerde bulunmuştur Fakat bu süre içinde hadis rivayet etmekten veya ders vermekten kaçınmıştır

Ahmed b Hanbel'e göre; iman, kesin olarak inanmaktan ve amelden ibarettir Artar ve eksilir, yani iman, iyi amelle artar, kötü amelle de eksilir

Ahmed b Hanbel, dini meselelerin açıklamasında, sırasıyla şu kaynaklara başvurmuştur:

1 Kitap ve sünnet: Bütün müçtehidler gibi Ahmed bin Hanbel de bir işin nasıl yapılacağını Kur’an-ı Kerim’de açık olarak bulamazsa, hadis-i şeriflere bakar, bunlarda bulabilirse ona göre hüküm verirdi

2 İcma ve sahabe kavli: Hadis-i şeriflerde de açıkça bulamadığı bir iş için, icma var ise, öyle yapılmasını bildirirdi (İcma, Eshab-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir İcmaya “sözbirliği” de denir) Ashab-ı Kiram’dan sonra gelen Tabii’nin de icmasını delil, senet kabul etmiştir Sahabe kavli (sözü, içtihadı) bulunan bir meselede, kendi içtihadına göre hüküm vermezdi Sahabenin sözüne göre hüküm verirdi Hatta, sahabe sözü bulamadığı hususlarda, Tabii’nin büyüklerinden olan müçtehidlerin içtihadını, kendi sözüne tercih ederdi

3 Bir mesele hakkında, Sahabe veya Tabii’ne ait bir içtihad bulamazsa, zayıf ve mürsel hadislerle amel eder, ona göre hüküm verirdi Zayıf hadisin de, sahih hadisin bir çeşidi olduğunu göz önünde tutardı

4 Kıyas: İmam-ı Malik’in “Rivayet yolu”nu ve İmam-ı Azam’ın “Rey ve Kıyas yolu”nu almış ise de, pek çok hadis-i şerif ezberlediğinden, önce hadis-i şeriflerin birbirini kuvvetlendirmesine bakarak içtihad etmiştir İçtihadda bu usûl, sadece Ahmed bin Hanbel’e aittir

Eserleri

Ahmed b Hanbel'in bizzat yazdığı tek eseri "el-Müsned"dir Müsned, Ahmed b Hanbel’in topladığı 700 binin üzerindeki hadisler arasından seçtiklerinden meydana gelen bir eserdir Müsned'de tekrarlarıyla birlikte 40 bin, tekrarlar dışında yaklaşık 30 bin kadar hadis yer alır

Ona atfedilen eserlerden bazıları, Hanbelî alimlerince kaleme alınmıştır

Es-Sünne, Zühd, Salat, Ver'a ve'l-İman; Reddi ale'l Cehmiyye ve'z-Zenadıka; Eşribe; Mesail; Cüz fi Usûlu's-Sünne; Fedailu's-Sahabe; Er-Reddü ala men iddea't-Tenâkuza fi'l-Kur'ân; et-Tefsir; en-Nasih ve'l Mensuh; Tarih; el-Mukaddem ve'l Muahhar fi'l Kur'an; Vücubâtü'l Kur'an; Menâsikü'l Kebir ve's Sağir; el-Cerhu ve't Ta'dil; el-İlel ve Marifetu'r-Rical bunlardandır

 

seyit isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-22-2007   #7
Bilgiler
Özel Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 2,091
İtibar
Tecrübe Puanı: 21
Rep Puanı : 969
Rep Derecesi :
seyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkemseyit Farkına varılacak bir görkem
seyit RSS Feed
Standart --->: islam alimleri serisi



Hüccetü'l İslam* İmam Gazali'den Öğütler



Günümüzden yaklaşık 10 asır önce yaşamış olan büyük İslam alimi İmam Gazali, ahlakı ve yaşantısıyla tüm müminlere örnek olmuş, pek çok insan yetiştirmiş, büyük hizmetler yapmıştır Hicri 5 asrın müceddididir Yani dini bilgileri yenilemiş, dine sonradan dahil edilmiş olan batıl inanış ve uygulamaları kaldırmıştır İmam Gazali'nin yaşadığı dönem, İslam dünyasının fikri ayrılıklar içinde bulunduğu, Endülüs İslam devletinin yıkılmaya yüz tuttuğu, çeşitli zorlukların yaşandığı bir dönemdir Bu dönemde, yayınladığı eserler, verdiği derslerle İslam dünyasının aydınlanmasına vesile olmuş, dönemin Selçuklu padişahları tarafından da desteklenmiş, korunup kollanmıştır

İhyau Ulumi'd-Din, Kimya-ı Saadet, El-İktisad fi'l İtikad, Bidayetü'l Hidaye başta olmak üzere yaklaşık 75 eser yazmıştır Kelam alanındaki fikirleri İslam düşünce tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir Birer hazine niteliğinde olan bu eserleri okuyan bir kişi, bu mübarek zatın ilminin derinliğini, üslubundaki hikmeti, samimiyetini, ihlasını, ferasetini, basiretini, aklını, ufkunun genişliğini kolaylıkla farkedebilir ve bu derin ilimden en güzel şekilde faydalanabilir

İmam Gazali'nin önemle üzerinde durduğu konulardan biri de Müslümanlar arasındaki dostluk, kardeşlik ve muhabbettir Kıymetli kitabı İhyau Ulumi'd-Din'de, hadis-i şerifler ve ayet-i kerimeler ışığında müminlerin kardeşliğinin önemini şöyle anlatır:

Allah Rasulü (sav) buyuruyor: "Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu perişan etmez Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini horlaması yeter" (Buhari ve Müslim)

Kardeşlik, arkadaşın kusurları karşısında susmayı gerektirdiği gibi iyi yönlerini anlatmayı da gerektirir Hatta kardeşinin hoş taraflarını anlatmak kardeşliğe has bir meziyettir… Kardeşliğin amacı onların birbirlerinden faydalanmalarını sağlamaktır Yoksa cefalarından kurtulmak değil Suskunluğun manası başkalarını incitmemektir Öyle ise diliyle kardeşliğin sevgisini iletmesi, vaziyetini soruşturması, bir sıkıntısının olup olmadığını sorması gerekir

Sevgiyi celbetmekte bunlardan daha da tesirlisi ona karşı kötü bir tertip tasarlandığını veya açık ya da kapalı sözlerle şerefine dokunulduğu vakit gıyabında kendisini himaye etmen, savunmandır Kardeşliğin hakkı böyle durumlarda kendisine görünmen, hasımlarını susturup ağır laflar söyleme noktasında elinden geleni yapmandır Düşmanlarına karşı kendisini korumaman, susman canını sıkar, kalbinde nefret uyandırır Bu, kardeşlik hakkını gereği gibi yerine getirmemektir (Ihyau Ulumi'd-Din, sf409-410)

Hiç şüphesiz bu öğütler tüm Müslümanlar için son derece önemli ve değerlidir Özellikle de, günümüzde Müslümanların içinde bulunduğu zorluklar göz önünde bulundurulduğunda Oysa müminler, Rabbimiz'in buyurduğu, Peygamber Efendimiz (sav)'in öğütlediği gibi birbirlerinin velileri, gerçek dost ve yardımcılarıdır Dolayısıyla birbirlerine karşı tavırları, konuşmaları ve hatta düşünceleri buna uygun olmalıdır Büyük alim İmam Gazali de, müminlerin birbirlerine bakış açılarının nasıl olması gerektiğini aşağıdaki sözlerinde çok hikmetli bir şekilde tarif etmektedir:

Kendilerine daima senden bekledikleri şefkat nazarıyla bakmalısın Güzelliklerini görüp kusurlarını görmezlikten gelmelisin Sana yöneldikleri ve seninle konuştukları vakit gözlerini yüzlerinden çevirmemelisin

Rivayete göre Allah Rasulü (sav) huzurunda oturan herkese mübarek simasından nasibini verir, kendilerine teveccüh buyururmuş Öyle ki meclisinde bulunan kişi kendisinin Rasullullah nazarında insanların en iyisi olduğunu sanırmış Allah Rasulünün (sav) meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisi idi Rasullullah (sav) sahabelerinin yüzlerine karşı çok gülümser ve gülerdi, konuşmalarını dikkatle ve beğenerek dinlerdi Sahabeler de kendisine uyarak ve saygı göstererek onun huzurunda tebessümle yetinirlerdi Kardeşlerinin sözlerini zevkle dinlemek, söylediklerini doğrulamak, verdikleri güzel haberlere sevinmek, itiraz, müdahale ve söylediklerini kabul etmek gibi hareketlerle laflarını kesmemektir Eğer dinlemene engel bir durum ortaya çıkarsa özür dilersin Bir de onların duydukları takdirde hoşlarına gitmeyecek lafları dinlememelisin (İhyau Ulumi'd-Din, sf 431)

*Hüccetü'l İslam, üç yüz bin hadis-i şerifi, ravileriyle birlikte ezbere bilen kimse demektir

 

seyit isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Tags: , ,

Hak âşığı bir hanım: Rabia-i Adeviyye | BİŞr B. El-hars El-hafÎ

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp son Mesaj
Tarihteki Türk ve islam Alimleri ile Buluşları... mum İslam Ülkelerinden haberler 3 3 Hafta önce 21:37 PM
Pırlanta Serisi elif07 Sohbet & Muhabbet 1 07-13-2008 00:51 AM
Sesli Hadisler Serisi Gölge AdaM Ses dosyaları / müzikler (album paylaşımı yasaktır) 9 05-13-2008 15:28 PM
İslam alimleri ve buluşlarından hangilerini biliyorsunuz? mum Anketler 5 05-18-2007 00:32 AM

Frmacil | Yudumla | Dantel | Klup | Orgu | Oya | Derya TOPlist Saat 07:47 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50