Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
İslam Alimleri Bölümü
> İslam Alimleri Alt başlıklar > Diğer İslam Alimleri
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 03-15-2007   #1
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 10,052
İtibar
Tecrübe Puanı: 104
Rep Puanı : 3504
Rep Derecesi :
İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.
İnşirah RSS Feed
Standart Hak âşığı bir hanım: Rabia-i Adeviyye



Rabia-i Adeviyye (ks) velî hanımlardan biridir Basra’da büyüyüp, Kudüs’te 135 tarihinde (Miladi 752) vefat etmiştir Rabia-i Adeviyye, Basra’da dindar bir babanın fakir çocuğu olarak doğmuş, baliğ olmadan vefat eden anne-babasından sonra da, fakirlik ve öksüzlük mihneti altında yalnız bir hayata mecbur kalmıştır Allah âdildir Bir yandan alırsa, diğer yandan verir Bu yokluk ve mahrumiyet, kendini Allah’a veren Rabia’da mânevi duyguların inkişafına sebep olmuş; iç âlemine dönen Rabia, kısa zamanda günün, büyük velîlerinden Süfyân-ı Sevrî, Hasan-ı Basrî gibi zâtların da gıbta ve takdirlerine lâyık hâle gelmiştir
Kulübeciğinin içinde serili bir hasır, köşesinde ise içi hurma yaprağı ile dolu bir minderciğinden ibaret ev döşemesi, onu hiçbir zaman üzmemiş, bilâkis huzur verip vecd almasına sebep olmuştur
Nitekim kendisini ziyarete gelen Süfyân-i Sevrî, “Yâ Rabia, arzu ederseniz yakınlarınız size yardım ederler Bulunduğunuz bu mütevazı döşemeyi değiştirir, hâlinize bir çekidüzen verebilirsiniz” yollu bir teklifte bulunmak istemiş, ancak Rabia’nın cevabı kesin olmuştur: “Ben hâlimden müşteki değilim ki, onlara müracâat ihtiyacını duyayım Hattâ içinde bulunduğum hâlden, Bütün Dünya Elinde Olan’a dahi müracaat etmedim Nerede kaldı ki, o dünyanın zerresine sahip olan âciz insanlara rica edeyim!”
Tarihlerin kaydettiklerine göre, Rabia’da bir tek ölçü vardı O da şu fanî ömrün, İslâm’a en uygun şekilde yaşanıp yaşanmaması idi Şayet, dinî emirlere tıpatıp uyan bir hayat yaşanıyorsa, onun nazarında işte bu hayat gayesini bulmuş, hedefine ermişti İsterse o hayat, hasır üstünde geçsin, isterse hasır dahi bulamasın da toprak üstünde devam etsin
Bundandır ki, Basralı zenginlerden olan Süleyman Haşimî kendisine bir mektup yazıp, kazancını ve ileride daha da çoğalacak servetini izah ettikten sonra: “Bütün bunlar senin emrine âmâdedir Yeter ki, beni kabul eyle, nikâhım altına girmeye razı ol” deyince, Rabia’nın cevabı sert olmuştur: “Kazancınla mağrur olup, ona güvenme Bunlar köpük gibidirler Ne ölüme mani olurlar, ne de başına gelecek bir takdire Sen yarın varacağın İlâhî huzurda sana lâzım olana bak, onunla teselli ol Bir de sakın ben ölürken vasiyet ederim de bu servetimle arkamdan hayır işlerler, diye bir vesveseye de aldanma Sen kendin kendine vâsi ol, servetini kendi elinde İslâmî hizmete harca, ölmeden vasiyetini kendin yerine getir Şunu da unutma ki, emrime âmâde edeceğini yazdığın şey, gönlüme ağırlık, kalbime karanlık verir Benim için cazip birşey olmaktan çoktan uzaklaşmıştır onlar
Rabia, vefatından önceki günlerde babasına sık sık şöyle hatırlatma yapardı:
“Babacığım, bizi haramla beslemekten kork Ben dünyada aç kalmaya sabredebilirim Ama cehennem ateşinde yanmaya dayanamam!”
Hanımlar, ziyaretine gelirler, nasihat isterlerdi Söylediklerinden biri de şöyledir: “İyiliklerinizi de gizleyin Tıpkı kötülüklerinizi gizlediğiniz gibi İyiliklerini ilân etmek, rüzgârın karşısında un savurmak gibidir Alıp götürür Eliniz boşta kalır
Rabia, bütün varlığını imana, İslâm’a bağlamış, dinî hayatın İslâmî hizmetin dışında hiçbir şeyi düşünemez, kalbine getiremez olmuştu Bu yüzden evlenmeyi bile düşünmemişti
Bir gün kendisine, niçin evlenmediğini sordular Cevabı şöyle oldu: “Üç şey vardır ki benim bütün dünyamı dolduruyor Evlenmeyi düşünmeye vakit bırakmıyor” Sordular: “Nedir o üç şey?” Cevap verdi: “Son nefesimi verirken imanla gidecek miyim? Mahşerde kitabım sağımdan mı, solumdan mı verilecek? Halk, cennetle cehennem yolunda ikiye bölününce, ben hangisinde yer alacağım
Bir gün namazda iken evine hırsız giren Rabia, namazını bitirinceye kadar hırsızın birşey bulamayıp eli boş döndüğünü anlayınca seslendi: “Ey muhtaç adam, bari ibrikteki sudan abdest alıp iki rek’at namaz kıl da emeğin büsbütün boşuna gitmesin
Hırsız şaşırmış, korkuyla karışık bir ruh hâline kapılmıştı Hemen abdest alıp orada namaza durdu Rabia bundan sonra ellerini kaldırıp dua etti: “Yâ Rab, bu muhtaç, benim evimde alacak birşey bulamadı, onu Senin kapına gönderdim Sen elbette benim gibi değilsin Onu boş çevirmezsin
Namazı bitiren hırsızın, tevbe, istiğfar etmeye başladığını duyunca, bu defa da şöyle yalvardı: “Yâ Rab, bu adam kapında birkaç dakika bekledi, hemen kabul ettin; ama bu âciz, bütün ömür boyu kapındayım, hâlâ böyle kabul edilemedim!” Kalbine doğan ses şöyleydi: “Üzülme, onu senin hürmetine kabul ettik!”

 

İnşirah isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-17-2007   #2
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 10,052
İtibar
Tecrübe Puanı: 104
Rep Puanı : 3504
Rep Derecesi :
İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.
İnşirah RSS Feed
Standart --->: Hak âşığı bir hanım: Rabia-i Adeviyye



Râbia-tül Adeviyye biraz büyümüştü Annesi ve babası vefât etti Üstelik, Basra'da kıtlık ve fevkalâde pahalılık vardı Bu hengâmede Râbia'nın ablaları dağıldılar Kimsesiz kalan Râbia'yı zâlim bir kimse yakaladı ve hizmetçi olarak iş gördürdü Sonra da köle olarak altı gümüş karşılığı bir ihtiyara sattı O ihtiyarın hizmetçisi olarak, gösterilen zor işleri sabırla yapmaya çalışıyordu Çok sıkıntılı günler geçirdi Çok zahmetler çekti, fakat isyân etmedi Allahü teâlânın takdirine râzı oldu Edebi fevkalâde idi Bir gün karşısına bir nâmahrem, yabancı çıktı Ondan sakınayım diye hızla giderken düşüp kolu kırıldı Acz ve kırıklık içinde, mahzûn olmuş bir kalb ile Allahü teâlâya yalvardı

"Yâ Rabbî! Garib ve kimsesizim Yetim ve öksüzüm Köle edildim Bir de kolum kırıldı Lâkin ben bunların hiç birine üzülmüyor, yalnız senin rızânı istiyorum Benden râzı olup olmadığını da bilmiyorum" dedi Bu sırada bir ses duydu "Üzülme, sen âhirette meleklerin bile imreneceği bir makamda bulunacaksın" diyordu Râbia tekrar efendisinin evine döndü Günlük hizmetleri yerine getirir, akşama kadar ayakta dururdu Bununla beraber her gün oruçlu olur, geceleri de Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle geçirirdi Bir gece efendisi uyandığındaRâbia'nın odasından sesler geldiğini işitti Pencereden bakınca, Râbia'nın, secde ettiğini, Allahü teâlâya şöyle yalvardığını duydu Diyordu ki: "Ey Rabbim! Benim arzumun senin emrine uymak olduğunu biliyorsun Benim saâdetim senin huzûrunda bulunmaktır Eğer elimden gelse, sana ibâdetten, bir ân geri kalmam Fakat ev sâhibimin hizmetinde bulunduğum için ona hizmet ediyorum ve sana gereği gibi ibâdet edemiyorum" Ev sâhibi, bunları duydu Ayrıca, Râbia'nın başı üstünde bir kandil bulunduğunu, kandilin bir yere asılı olmadan havada durduğunu, odanın o kandilin nûru ile aydınlandığını gördü ve hayretten dona kaldı "Artık Râbia köle olamaz!" diyordu Sabaha kadar uyuyamadı Sabah olunca hemen Râbia'yı çağırdı ve dedi ki: "Artık serbestsin Dilediğini yap Ama burada kalırsan ben sana hizmet ederim" Râbia; "Gideyim" dedi Oradan ayrılıp küçük bir eve yerleşti Bütün vakitlerini ibâdetle geçirir, bir gün ve gecesinde bin rekat namaz kılardı Kefenini dâimâ yanında taşır, namaz kılacağı zaman onu serer, üzerine secde ederdi Kefeni yanında olmadan gezdiğini, kefenini beraberine almadan konuştuğunu kimse görmedi Süfyân-ı Sevrî ve Hasan-ı Basrî, ondan feyz alırlardı

Kimseden bir şey almazdı Bir keresinde Hasan-ı Basrî hazretleri kendisini ziyârete gelmişti Kulübesinin kapısında, zenginlerden birinin ağladığını gördü "Niçin ağlıyorsunuz?" diye sordu O zengin; "Zühd ve kerem sâhibi şu hâtun olmasa, halk mahv olur O, zamânın bereketidir Allahü teâlâ bizi, bir çok belâ ve sıkıntılardan onun hürmetine muhâfaza etmektedir Ona bir mikdar yardımım olsun diye şu keseyi getirdim Fakat kabûl etmez diye ağlıyorum Bunu ona verseniz, belki sizin hatırınız için kabûl eder" dedi Hasan-ı Basrî hazretleri içeri girip olanları bildirince, Râbia-tül Adeviyye buyurdu ki: "Ben bu dünyâlıkları bunların hakîkî sâhibi olan Allahü teâlâdan istemeğe utanır iken başkasından nasıl alırım? Allahü teâlâ bu dünyâda, kendisini inkâr edenlerin bile rızkını verirken, kalbi O'nun muhabbetiyle yanan birinin rızkını vermez mi zannediyorsunuz? O kimseye selâmımızı söyle Kalbi mahzûn olmasın Biz Allahü teâlâdan başkasından bir şey almamaya ahdettik Hiç bir kimseden bir şey beklemiyoruz Geleni kabûl etmiyoruz Bir defâsında devlete âid olan bir kandilin ışığından istifâde ederek gömleğimi yamadım da kalbim dağıldıkça dağıldı ve dikişleri sökünceye kadar kalbimi toparlayamadım"

Mâlik bin Dinâr şöyle anlatır: Birgün Râbia'nın yanına gittim Abdestini almış, kalan sudan bir kaç yudum da içmişti Dikkat ettim, testinin bir tarafı kırıktı ve çok eski bir hasırda oturuyordu Kerpiçten bir de yastığı vardı Bunları görünce çok üzüldüm, içim yandı ve; "Ey Râbia! Zengin arkadaşlarım var Kabûl edersen sana onlardan bir şeyler alayım" dedim Bana dönerek; "Yâ Mâlik! Bana da, onlara da rızkı veren Allahü teâlâdır O, fakirleri fakir olduğu için unutup, zenginleri de zengin olduğu için hatırlıyor ve yardım mı ediyor sanıyorsun?" dedi Ben de "Hayır, hiç öyle olur mu?" dedim Bunun üzerine "Mâdem ki Rabbim benim hâlimi biliyor, benim hatırlatmama ne lüzum var O, öyle istiyor, biz de O'nun istediğini istiyoruz" diye cevap verdi

Bir gün ikindi vakti yanına bir misâfir geldi Tencerede bir parça et vardı Eti pişirip misâfire ikrâm edeyim diye düşündü Fakat, yemeği hazırlamak için de misâfirin yanından ayrılamadı Nihâyet akş vakti oldu Namazlarını kıldılar Kendisi de, misâfiri de oruçlu idiler Nihâyet evde bulunan bir kuru ekmek ve bir mikdar suyu misâfire ikrâm için hazırladı Sonra, etin bulunduğu tencerenin Allahü teâlânın izni ile kaynadığını ve yemeğin çok güzel piştiğini gördü Misâfire ikrâm ile iftarı birlikte yaptılar Misâfir; "Hayâtımda bu kadar lezzetli bir yemek yemedim" deyince, Râbia-tül Adeviyye; "Her hâlinde Allahü teâlâyı hatırlıyan ve sâdece O'nun rızâsını istiyenlere işte böyle yemek pişirirler" buyurdu

Râbia-tül Adeviyye'nin hacca gitmek arzusu çoğaldı Bir kâfileye katılarak yola çıktı Yolda merkebi ölünce kâfiledekiler; "Eşyâlarınızı bizim hayvana yükleyelim" dediler Onlara; "Ben Allahü teâlâya tevekkül ederek yola çıktım Siz yolunuza devam ediniz, ben yavaş yavaş gelirim" dedi ve kervan yoluna devam etti "Yâ Rabbî! Çok âciz olduğumu görüp, biliyorsun Beni evine dâvet ettin ama bineğim yarı yolda öldü Koca çölde yalnız kaldım Durumu sana havâle ettim" diyerek eşyâlarını yüklendi Onun bu yalvarışından sonra Allahü teâlâ merkebi diriltti Hazret-i Râbia buna çok sevindi

Bir gün, Râbia-iAdviyye'ye yemek yapmak istediler, fakat soğan yoktuKomşudan alalım dediler O da; "Kırk senedir, Allahü teâlâdan başkasından bir şey istememek üzere söz verdim Zararı yok soğansız olsun" buyurdu Sözünü yeni bitirmişti ki, bir kuş ayaklarındaki soğanları oraya bırakıp gitti Bunu gören hazret-i Râbia; "Bu ilâhî bir imtihandır, Allahü teâlânın azâbından emin değilim, korkuyorum!" deyip, yemek yerine kuru ekmeği yedi

Bir gün, Hasan-ı Basrî hazretlerinin evinin önünden geçiyordu O sırada evin damında bulunan Hasan-ı Basrî, Allahü teâlânın muhabbetinden pek çok ağlamış, göz yaşlarını rüzgâr, aşağıdan geçmekte olan Râbia-tül Adeviyyenin yüzüne düşürmüştü Damlanın nereden geldiğini araştırıp, yukarıda ağlamakta olan Hasan-ı Basrî'yi görünce; "Ey Hasan! Sakın gözyaşların nefsinin arzusuyla akmış olmasın! Bu gözyaşlarını içinde muhafaza et ki, içerde bir derya olsun Allahü teâlânın muhabbeti ile kaynasın" dedi

Bir defâsında kendisini sevenler ziyârete gelmişlerdi Evde, odayı aydınlatacak bir kandil yoktu Gelenlere ise ışık lâzımdı Râbia-tül Adeviyye hazretleri parmaklarına üfledi Bunun üzerine Allahü teâlânın izniyle sabaha kadar parmaklarından ışık yayıldı ve oda aydınlandı

Bir defâsında namaz kılarken gözüne bir kamış saplandı Kalb huzûru ve Allahü teâlânın muhabbetinin her tarafını kaplamış olması hâli o kadar fazla idi ki, namazda bunu hiç farketmedi Namaz bitince oradakilere; "Gözüme bir bakın Gâlibâ gözüme bir şey girmiş" dedi Baktılar kamış parçası gözüne saplanmıştı Güçlükle çıkardılar

Hasan-ı Basrî hazretleri suâl edip: "Ey Râbia, yokluğu nerede buldun?" dedi Cevâbında; "KendimiHak teâlâya teslim ve işlerimi O'na havâle ettim" buyurdu Yine Hazret-i Hasan suâl edip; "Ey Râbia! Hak teâlâ aşkına sana ihsân olunan ilim ve amelden bana bir harf öğret" dedikte, cevâbında: "Ey Hasan, câriyelikten kurtulalı beri iplik eğirip satarım, geçimimi temin ederim Lâkin hiç bir zaman iki akçeyi bir elime almadım İkisi bir yere gelir de beni Hak teâlânın yolundan ve mârifetullahtan alıkoyar diye korktum" buyurdu

Birinin; "Yâ Rabbî, bana rahmet kapısını aç!" diye duâ ettiğini işitince, Rabia-i Adviyye; "Ey câhil, Allahü teâlânın rahmet kapısı kapalı mı idi de şimdi açmasını istiyorsun Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de giriş kapısı olan kalbler, herkeste açık değildir Bunun açılması için duâ edilmelidir" dedi

Bir zaman hasta olmuştu Ziyâretine gelenler; "Ey Râbia! Sana gelen bu hastalık çok ızdırap vermektedir Duâ et de Allahü teâlâ çektiğin bu ızdırâbı hafifletsin" dediklerinde, buyurdu ki: "Siz biliyor musunuz ki, bu ızdırâbı çekmemi Allahü teâlâ irâde etmiştir""Evet biliyoruz" dediler O da; "Bunu bildiğiniz halde, O'nun irâdesine muhâlefet etmemi, O'ndan tersini dilememi nasıl istiyebiliyorsunuz?" dediği zaman, onlar; "Ey Râbia, peki senin arzun nasıldır?" diye sordular O da; "Allahü teâlâ benim hakkımda ne irâde ve ne takdir etmişse ona râzı olmak" buyurdu

Yaşı sekseni bulmuştu Yolda yaşlılığın tesiriyle yürümekte güçlük çekerdi Öyle ki görenler, ha düştü, ha düşecek zannederlerdi Böyle olmakla beraber kimsenin yardımını kabûl etmezdi Vefâtı yaklaşınca yakınlarından Abede bintiŞevvâl adında bir hâtunu yanına çağırdı Her zaman yanında taşıdığı kefeni göstererek; "Vefât ettiğim zaman beni bu beze sar ve defnet" diye vasiyet etti

Vefât etmeden önce hasta yatağının başucunda bekleyen sevdiklerine; "Kalkınız, burayı boşaltıp, yalnız bırakınız Allahü teâlânın melekleriyle başbaşa kalayım" deyince, oradakiler odayı boşalttılar Kapıyı örttüler İçerden meâlen şu âyet-i kerîmenin okunduğu işitiliyordu: "Ey mutmainne nefs, râzı olmuş ve râzı olunmuş olarak Rabbine dön! Has kullarımın arasına katıl ve Cennetime gir"(Fecr sûresi: 89) Aradan biraz zaman geçti ses kesilmişti İçeri girdiklerinde vefât ettiğini gördüler

Bessâr bin Gâlib en-Necrânî diyor ki: "Râbia-tül Adeviyye için vefâtından sonra hep duâ ederdim Bir defasında onu rüyâmda gördüm Bana; "Hediyelerin nûrdan mendil içinde ve nûrla kaplanmış tabaklarla bize sunulmaktadır" dedi "Bu nasıl oluyor?" dedim "Hayatta olan müminler ölüler için duâ ettiklerinde, ipek mendiller içinde nûrdan tabaklara konup, ölüye ürülür ve (Bu, sana filân dostunun hediyesidir) denilir" buyurdu

 

İnşirah isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Tags: , , , , ,

- | islam alimleri serisi

Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp son Mesaj
Rabia Köle Olamaz *irem* Dini Hikayeler 0 12-01-2008 19:00 PM
Rabia Köle Olamaz Engin Dini Hikayeler 1 11-29-2008 22:00 PM
Rabia-tül Adeviyye elif07 Hanım Sahabeler 2 10-25-2008 13:11 PM
Hanım TalebeleR ihramlı Risale-i Nur 0 01-09-2008 18:28 PM

Frmacil | Yudumla | Dantel | Klup | Orgu | Oya | Derya TOPlist Saat 07:55 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308