Mumsema islam Arsivi
Anasayfa Forum Kuralları İletişim Bugünkü Mesajlar
Geri git   Mumsema islam Arsivi >
İslam Alimleri Bölümü
> İslam Alimleri Alt başlıklar > Diğer İslam Alimleri
Google
 
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 05-30-2007   #1
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 10,052
İtibar
Tecrübe Puanı: 104
Rep Puanı : 3504
Rep Derecesi :
İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.
İnşirah RSS Feed
Standart BehlÜlİ Dana



Çok tanınmış evliyâdan biri Asıl ismi Vüheyb bin Ömer Sayrâfî'dir Behlûl-i Dânâ adıyla şöhret buldu Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir Kûfeli olduğu hâlde ömrünün çoğunu Bağdât'ta geçirdi Hârûn Reşîd'in kardeşi olduğuna dâir rivâyetler varsa da aslı yoktur Hârûn Reşîd'e nasîhat verirdi Herkese ders olacak hikmetli sözleri çok meşhûrdur 805 (H190) senesi Bağdât'ta vefât etti Dicle kenarında Şunûziyye kabristanlığına defnedildi

Behlül-i Dânâ, zamânın büyüklerinin sohbetlerinde bulundu Eymen bin Nâbil, Amr bin Dînâr ve Âsım bin Ebi'n-Necîd'den hadîs-i şerîf öğrendi İbretli mânâlı sözler söyledi Menkıbeleri dilden dile aktarıldı

Behlül-i Dânâ bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, oynayan çocuklar gördü Çocuklardan biri ise bir köşeye çekilmiş onlara bakıyor ve ağlıyordu Behlül-i Dânâ o çocuğun yanına gitti ve; "Ey çocuk niçin ağlıyorsun? Gel sana bir şeyler alayım da sen de arkadaşlarınla oyna" dedi ve çocuğun başını okşadı Çocuk bakışlarını Behlül'e çevirdi ve; "Ey aklı az adam! Biz oyun için yaratılmadık" dedi Behlül bu söze şaştı ve çocuğa; "Ey oğlum! Peki niçin yaratıldık" diye sordu Çocuk; "Allahü teâlâyı bilmek ve O'na ibâdet etmek için" dedi Behlül hazretleri; "Peki bunun öyle olduğunu nereden biliyorsun?" diye sordu Çocuk, Mü'minûn sûresinin 115 âyet-i kerîmesini okuyuverdi Meâlen; "Sizi ancak boşuna yarattığımı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?" Hazret-i Behlül tekrar; "Ey çocuk Sen hakîmâne konuştun Bana biraz daha nasîhat et" dedi ve ağlamaya başladı Kendinden geçmişti Kendine geldiğinde çocuğa; "Ey oğlum! Senin günâhın yok Sen bir çocuksun Nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun?" diye sordu Çocuk da; "Ey Behlül! Babamı ateş yakarken gördüm İri odunları küçük çırpılarla tutuşturuyordu Ben de Cehennem'in yanan küçük odunlarından olacağımdan korkuyorum" dedi Bu sözler üzerine Behlül-i Dânâ hazretleri tekrar ağladı Kendinden geçti Kendine geldiğinde çocuğu yanında göremedi Oradakilere bu çocuğun kim olduğunu sordu Onlar; "Tanımadın mı?" dediler Behlül; "Hayır" deyince, onlar; "Bu, hazret-i Hüseyin evlâdından seyyid bir çocuktur" dediler Behlül de; "Ancak böyle bir ağacın meyvesi bu kadar olgun olabilirdi" deyip oradan ayrıldı

Bir gün Behlül-i Dânâ'ya; "Basra'daki Hak âşıklarını sayar mısın?" dediler O; "Bunlar sayıya sığmaz İsterseniz öyle olmayanları söyleyeyim Zîrâ bunlar birkaç tânedir" diye cevap verdi Soranlar özür dileyip oradan ayrıldılar

Bir gün Behlül'ü kabristanda gördüler Ayaklarını kabir taşları arasına sokmuş toprakla oynuyordu Kendisine; "Ey Behlül ne yapıyorsun?" diye sordular Onlara gâyet sâkin olarak; "Bana eziyet etmeyen, gıybetimi yapmayan insanlarla oturup sohbet ediyorum Bunlar sağ olanlardan daha emin" diye cevap verdi

Bir gün devrin halîfesi Hârûn Reşîd ile karşılaştı Halîfe; "Seni gördüğüme çok sevindim Çünkü uzun zamandır seninle konuşmayı arzu ediyordum" dedi Hazret-i Behlül güldü ve; "Benim böyle bir arzum yoktu" cevâbını verdi Buna rağmen Hârûn Reşîd kendisinden nasîhat istedi "Ne nasîhatı istiyorsun? Şu sarayına bak, bir de kabirlere bak! Bunlardan ibret almayan, nasîhat almayan nelerden alır! Hâlin ne olacak, ey müminlerin emîri! Yarın Cenâb-ı Hakk'ın huzûruna çıkacaksın Büyük küçük yaptığın her şeyden suâl olunacaksın Bunlara nasıl cevap vereceksin iyi düşün! Bu hesap zamânında aç ve susuz olacaksın, çıplak bulunacaksın Orada bulunanlar sana bakıp gülecekler Perişan hâlin orada meydana çıkacak, başka nasîhatı ne yapacaksın?" dedi Adâleti ile meşhûr olan Hârûn Reşîd onun nasîhatlarından çok istifâde ettiğini bildirdi

Bir zaman Bağdât'ta fiyatlar çok yükselmişti Hayat pahalılığı çekilmez bir hâl aldı Muhammed bin İsmâil bin Ebî Fudayl gelerek; "Ey Behlül! Müslümanların ve bütün insanların hattâ hayvanların rahatlaması için Allahü teâlâya duâ etmez misin?" dedi O şöyle cevap verdi: "Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben bu işe karışmam Eğer bir buğday tânesi bir dinar olsa, bize emrettiği gibi Allahü teâlâya ibâdet etsek, O bize vâdettiği gibi rızkımızı verir" Sonra ellerini birbirine vurarak; "Ey dünyâyı ve süslerini toplayan, gözleri uykudan lezzet almayan kimse, nefsinle uğraşıp âhirete bir tedârik yapmadın, kıyâmet gününde Allahü teâlâya ne cevap vereceksin?" dedi

Abdullah bin Mihran anlatıyor: Hârûn Reşîd hacca gitti Dönüşünde bir müddet Kûfe'de istirahat etti Sonra yola çıkacağı zaman herkes kendisini yolcu etmek için sokağa döküldü Behlül de çıkmıştı Çocuklar onunla oynayıp eğleniyorlardı Tam o sırada Hârûn'un develer üzerinde muhteşem kâfilesi gözüktü Çocuklar da Behlül'ü bırakıp onun seyrine koyuldular Tam Hârûn'un geldiği sırada Behlül yüksek sesle:

"Ey Hârûn!" diye seslendi Hârûn, perdeyi kaldırarak: "Buyur Behlül, ne istiyorsun?" dedi Behlül:

"Ey Müminlerin Emîri! Eymen bin Nâil, Kudame bin Abdülâmir'den bize şöyle haber verdi ve dedi ki: "Ben Resûl-i ekremi Arafat'tan dönüşte görmüştüm Kızıl bir deveye binmişti Yanında kimse dövülmediği gibi, kimse de kovulmazdı "Yol verin, yol verin!" diyen münâdileri de yoktu Sen de bu usûle riâyet eyle Bilmiş ol ki; tevâzu ile yolculuk etmen, kibir ile seyâhatinden hayırlıdır"

Behlül Dânâ yine; "Bağdât ve etrafını nûrlandırıp aydınlatacak hediyeler götürüyor musun?" dedi Halîfe; "Bu hediyeler nasıl olur?" deyince, Behlül hazretleri; "İnsanlara Allahü teâlânın sevgisini, O'ndan korkmayı, onlara örnek olacak şekilde hâl ve hareketler, onlar hakkında temiz ve güzel düşüncelere sâhib olmak en güzel hediyedir" dedi Bunu dinleyen Hârûn Reşîd ağlayarak; Ey Behlül, biraz daha anlat!" dedi Behlül:

"Memleketinin bir köşesinde bir mazlum zulme uğrasa, sen memleketin diğer köşesinde bile olsan, Allahü teâlâ bunun hesâbını senden soracak Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen; "Şüphesiz ki iyiler Naîm Cenneti'ndedir Kötüler ise Cehennem'dedir" buyurdu (İnfitar sûresi: 13-14) Âhirette, Cennet veya Cehennem dışında gidilecek üçüncü bir yer yoktur O hâlde hazırlığını buna göre yap" dedi Halîfe; "Amellerimiz hakkında ne dersiniz?" diye sordu Behlül hazretleri; "Allahü teâlâdan korkarak ve emrettiğine uygun olarak yapılan amel makbuldür" buyurdu Halîfe; "Peygamber efendimizle, akrabâlık olarak yakınlığımız hakkında ne dersiniz?" diye sordu Behlül; "Peygamber efendimize akrabâlıktan ziyâde, bildirdiği hükümlere bağlılıkta yakın olmak daha mühimdir" dedi Halîfe; "Peygamber efendimizin şefâatine kavuşabilecek miyiz?" deyince de, Behlül; "Onu Allahü teâlâ bilir" buyurdu Halîfe; Nasıl yaşayalım?" diye sordu Behlül; "Allah'tan kork Her hâlinde Muhammed aleyhisselâmın sünnetine tâbi ol Bu durumda en kârlı yolu seçmiş olursun" dedi Halîfe; "Çok güzel söylüyorsun, şu hediyemi kabûl et" dedi Behlül hazretleri de; "Onu kimden aldınsa ona ver Dünyâdaki sâhipleri yakana yapışmadan önce, verenin yoluna harca Bunu burada yap Âhirete kalırsa onlara bir şey bulup veremezsin, râzı edemezsin" diye cevap verdi Parayı almayınca, Hârûn Reşîd; "Para borcun varsa onu ödeyelim" dedi Behlül:

"Kûfe'de birçok ilim sâhipleri vardır Borç ile borcun ödenmeyeceğinde ittifak etmişlerdir" dedi Hârûn Reşîd:

"Bâri ihtiyâcını temin edelim" deyince, Behlül hazretleri; "Allahü teâlâ senin Rabbin olduğu gibi, benim de Rabbim'dir Seni hatırlayıp beni unutması muhâldir" buyurdu Hârûn Reşîd, bu sözleri işitince ağladı

Bir gün halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Hârûn Reşîd'e gidip; "Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi hâlimize bıraksın Sonra her koyun kendi bacağından asılır" gibi sözlerle şikâyet ettiler Bunun üzerine Hârûn Reşîd, Behlül Dânâ'yı çağırtıp, halkın isteğini bildirdi Behlül Dânâ hiç sesini çıkarmadan sarayı terk etti Birkaç koyun alıp kesti, bacaklarından mahallenin köşe başlarına astı Bunu gören halk gülerek; "Deliden başka ne beklenir, yaptığı işler hep böyle zâten" diyorlardı Aradan günler geçtikçe, asılan hayvanlar kokuyor, bundan da bütün mahalle zarar görüyordu Kokudan durulmaz hâle gelince, aynı kişiler Hârûn Reşîd'e gidip, durumu anlattılar Behlül Dânâ'yı çağırtıp, sorduğunda: "Bir kötünün herkese zararı olduğunu herhalde anladılar Ben bir şey yapmadım, her koyunun kendi bacağından asıldığını onlara gösterdim" diye cevap verdi

Hasan bin Sehl anlatır: Bir gün çocuklar, hazret-i Behlül'e taş atmağa başladılar Taşın birisi vücûdunu kanatınca, "Ey çocuklar! Ben, Allahü teâlâya tevekkül ettim O elbette bana kâfidir O ne güzel vekildir Ancak Allahü teâlâya yaklaşmak insana rahatlık verir İnsanlara ezâ ve cefâ yapanlar hiç merhametli olur mu?" dedi Ben dayanamadım "Ey Behlül, çocuklar sana taşla vuruyorlar, sen onlara merhamet ediyorsun Bu nasıl iştir?" dedim O da, "Sus! Allahü teâlâ, benim üzüntü ve acımı, onların da sevincinin çokluğunu elbet biliyor Bâzımızı, bâzımıza bağışlaması umulur" buyurdu

Adamın birisi namaz kılmaz, diğer ibâdetleri yapmaz ama her gece yatarken; "Yâ Rabbî! Bana Cennet'ini ver!" diye duâ ederdi Bir gece aynı şekilde yattı Geç vakitte, damdan bir tıkırtı geldiğini hissederek uyandı Hemen çıkıp; "Kimsin, orada ne arıyorsun?" dedi Damda bulunan Behlül Dânâ idi ve; "Devem kayboldu da onu arıyorum" dedi Ev sâhibi, "Kaybolan deve damda olması mümkün mü? Bu akılsızlık değil midir?" deyince, Behlül-i Dânâ; "Senin, hiç ibâdet etmemen ve sonra da Allahü teâlâdan Cennet'i istemen daha akılsızlık değil midir?" buyurdu Ev sâhibi O zaman, Behlül-i Dânâ'nın kendisine nasihat vermek için böyle yaptığını anladı Hatâsını anlayıp, tövbe etti ve ibâdetlerini aksatmadan yapmaya başladı

Bir gün Behlül-i Dânâ'nın evine hırsız girmiş, evde ne bulduysa götürmüştü Doğruca kalkıp kabristânlığa gitti ve kapısına oturdu Bunun farkına varanlar başına toplanıp; "Niçin hırsızın peşinden gitmedin de buraya geldin?" dediler Onlara; "Yolunu şaşırmış o adamcağızı burada bekliyorum" diye cevap verdi Bu söze oradakiler kahkaha ile güldüler ve; "Hay Allah iyiliğini versin, o adamın burada işi ne?" dediler Bunun üzerine Behlül hazretleri; "Siz hiç merak etmeyin o mutlakâ bu kapıya gelecek Ecel onu buraya getirecektir" buyurdu Bu sözler üzerine herkes derin düşüncelere daldı

Behlül bir gün Hârûn Reşîd'in taht odasını boş buldu ve çıkıp tahta oturuverdi Bunu gören askerler onu kamçı ile dövmeye başladılar Askerler vurdukça o; "Vah Hârûn Reşîd Vah Hârûn Reşîd!" diyordu O esnâda halîfe geldi ve manzara karşısında donup kaldı Askerleri uzaklaştırdıktan sonra; "Ey Behlül! Bu ne hâl?" diye sordu Behlül; "Senin için ağlıyorum Burada tahtı boş bulup bir an oturdum Bu kadar kırbaç yedim Sen ise senelerdir bu tahtın üzerinde oturuyorsun Hâlin ne olur diye düşündüm" Hârûn Reşîd; "Peki ne yapmam lâzım?" dedi Behlül; "Mâdem ki bu yükün altına girdin Zulme meyletme Adâlet üzere ol Böylece tahtında otur" buyurdu

Behlül Dânâ hazretlerinin halîfe Hârûn Reşîd'e bir nasîhati de şöyle oldu Bir gün halîfeye; "Ey Hârûn Reşîd! Yer içinde, yer üzerinde ve göklerde çok olan nedir?" diye sordu Hârûn Reşîd; "Bunu bilmeyecek ne var? Yer içinde ölüler, yer üzerinde hayvanlar ve bitkiler, gökte ise meleklerdir" dedi Behlül; "Değil" buyurdu Halîfe; "Nedir?" deyince, Behlül-i Dânâ; "Ey Halîfe! Yer içinde çok olan ölülerin pişmanlıkları, yer üzerinde insanların hırs ve tamahı, gökte ise âdil hükümdarların sevaplarıdır" buyurdu Bu sözler üzerine Hârûn Reşîd ağlamaya başladı

 

İnşirah isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 05-30-2007   #2
Bilgiler
Devamlı Üye
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesaj: 10,052
İtibar
Tecrübe Puanı: 104
Rep Puanı : 3504
Rep Derecesi :
İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.İnşirah Çok ünlü.
İnşirah RSS Feed
Standart --->: BehlÜlİ Dana



Bir gün Hârûn Reşîd, Behlül ile görüşmek, hikmetli sözlerini duymak istedi Bu şekilde adamlarını gönderip Behlül'ü getirmelerini söyledi Gidenler Behlül'ü boş bir mezar içinde uyur buldular Uyandırdıklarında; "Siz ne yaptınız Beni pâdişâhlık makâmından indirdiniz Şimdi ben ne yapacağım" dedi Görevliler gidip bu sözleri halîfeye bildirdiler Hârûn Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi, huzûruna geldiğinde; "Ey Behlül! Bu ne iş Sen hangi pâdişâhlıktan indirildin?" dedi O, bu soru üzerine; "Ey Halîfe! Rüyâmda kendimi hükümdâr olmuş gördüm Tahtımda oturuyordum Hizmetçilerim vardı Saltanat ve ihtişam içinde idim Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum" Bu sözlere Hârûn Reşîd güldü ve; "Ey Behlül! Rüyâdaki pâdişâhlığa îtibâr olur mu?" dedi Bunun üzerine Behlül hazretleri; "Ey müminlerin emîri! Benim hükümdarlığım ile seninki arasında ne fark var Ben gözlerimi açınca hayat buldum Sen gözlerini kapayacak olsan ebediyyen emirlikten düşecek saltanatından olacaksın ve nedâmet, pişmanlık günün başlayacak O halde hangimizin hükümdârlığına îtibâr yoktur siz söyleyin" dedi Bunun üzerine Hârûn Reşîd söyleyecek söz bulamadı

Behlül-i Danâ hazretleri bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, iki kişinin kıyasıya kavga ettiklerini gördü Biri diğerine ağza alınmayacak şeyler söylüyordu Behlül-i Dânâ onun yanına yaklaşıp; "Sen bize gel ne söylersen söyle lâkin bizden bir tek kelime karşılık alamazsın" dedi Öfkeden deliye dönmüş adam birden durdu ve; "Ey Behlül; Beni o mağlûb edemedi Lâkin sen mağlûb ettin" dedi Böylece kavgacılar dövüşü bırakarak hatâlarını anladılar

Bir gün halîfe Hârûn Reşîd Behlül-i Dânâ'ya kıymetli bir hırka hediye etmek istedi: "Ey Behlül! Şu paha biçilmez hırkayı giy Benim sana hediyemdir" dedi Behlül-i Dânâ hazretleri geri çekilip; "Ben ancak pamuklu hırka giyebilirim Pederimin bana nasîhat ve vasiyeti şu idi: "Oğlum! Toprak üstünde yat Lâkin bir döşek kazanmak için kimsenin önünde eğilip, el etek öpme, pamuk hırka ile de yetin"

Birisi Behlül-i Dânâ'ya gidip; "Ey Behlül! Oğlum vefât etti Kabir taşına ne yazayım" dedi Behlül hazretleri buna gülüp; "Dün altımda olan çimenler bugün üstümde yeşerdi Ey yolcu, bil ki şu toprak, günahlardan başka her şeyi örtmektedir, yaz" dedi

Behlül-i Dânâ hazretleri şu beytleri sık sık okurdu:

"Bayram, yeni elbiseler giyenler için değildir

Ancak ilâhî azâptan emin olanlar içindir

Bayram bineklere binenler için de değildir

Ancak hatâ ve isyânı bırakanlar içindir"

Behlül-i Dânâ, duâsı makbul bir zâttı Aşağıdaki şiir onundur:

Hırsı bırak da, yorulma;

Geçimde tamaha kapılma

Niçin malı cem edersin;

Kime topladın bilemezsin!

Rızık vaktiyle ayrıldı;

Sû-i zan faydasız kaldı

Her hırs sâhibi fakirdir;

Her kanaatkârsa zengin

HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN

Behlül Dânâ şehirde, dolaşıp ara sıra,
Nasîhat ediyordu, bir kısım insanlara

Ve eğer görür ise, bâzı yanlış işleri,
Derhal îkâz ederdi, gidip o kişileri

Bu durumdan rahatsız olan bâzı kişi de,
Şikâyet eylediler, onu Hârûn Reşîd'e

Dediler ki: "Behlül'e, söyleyin de ey sultan,
Yaptığımız işlere, karışmasın her zaman

Bizim günahımızla, ne derdi var ki onun,
Hem kendi bacağından, asılmaz mı her koyun?"

Çağırdı Hârûn Reşîd, Behlül'ü sarayına,
Halkın şikâyetini, söyledi aynen ona

O, terk etti sarayı, hiç bir cevap vermeden,
Ve bir kaç koyun alıp, onları kesti hemen

Her sokağın başına, o kesik koyunları,
Kendi bacaklarından, asıverdi onları

İnsanlar bunu görüp, dediler: "Ne olacak,
Delinin yapacağı, nihâyet budur ancak"

Lâkin günler geçtikçe, o etler kokuyordu,
Bundan bütün mahalle, rahatsız oluyordu

Artık durulmaz oldu, bu kokudan nihâyet,
Halk gidip halîfeye, eylediler şikâyet

Dediler: "Ey halîfe, Behlül'e söyleyiniz,
Astığı koyunlardan, bîzar olduk hepimiz"

Hârûn Reşîd, Behlül'ü çağırıp sordu hemen,
O ise şöyle dedi, halîfeye cevâben:

"Kendi bacaklarından, astım ben her koyunu,
Ne için şikâyete, geldiler size bunu?

Demek ki bu şekilde, asılsa da her koyun,
Kokunca, her insana, zararı varmış onun

Anlatmak istedim ki, onlara ben bu halle,
"Bir kötünün şerrini, çeker bütün mahalle"

BİZ DE VAKTİYLE GÜZEL YİYECEKLERDİK!

Halîfe Hârûn Reşîd bir gün Behlül-i Dânâ ile sohbet ederken; "Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul Yenilerini giy İnsanlar arasına karış" dedi

Bunun üzerine hazret-i Behlül; "Müsâde ederseniz bir danışayım" dedi Halîfe; "Kime danışacaksın, kimsen yok ki?" diye cevap verdi Behlül de; "Ben danışacağım yeri biliyorum" dedi ve oradan ayrıldı Hârûn Reşîd arkasından adamlar salıp danışacağı yeri öğrenmek istedi Behlül gide gide şehir dışında bir mezbeleliğe gitti Başını eğip bir şeyler dinlermiş gibi yaptı Bir şeyler söylendi Daha sonra oradan ayrıldı Saraya yöneldi Sultanın adamları ondan önce saraya dönüp hâdiseyi halîfeye bildirmişlerdi Behlül huzûra girince, halîfe Hârûn Reşîd ona; "Ey Behlül! Söyle bakalım vereceğin cevâbı" dedi

Behlül; "Danıştım efendim Lâkin insanlar arasına karışmam mümkün değil" dedi Halîfe heybetle; "Ey Behlül! Sen gidip çöplere danışmışsın, haberim oldu" dedi Behlül de; "Doğru söylüyorsun ben de onlara danıştım Onlar bana cevap verdiler ve;

Ey Behlül! Biz de vaktiyle en güzel ve nefis yiyecekler idik Bütün güzellikler bizde idi Sevgi ve itibarımız çoktu Ne zaman ki insanlar arasına karıştık İşte bu hâle geldik Çöpe atıldık Sen de sakın insanların arasına karışma" dediler Bu sözlerdeki ince mânâları anlayan Hârûn Reşîd: "Haklısın" deyip düşüncelere daldı

ÖLÜM BİR NASÎHATTİR

Hârun Reşid devrinde, yaşayan velî bir zât,
Aslen Kûfeliyse de, Bağdat'ta sürdü hayat

Hârûn Reşîd bu zâtı, kıymetli tutuyordu,
Nasîhatları ile, ferahlık duyuyordu

Bir gün onu görünce, dedi ki: "Beni dinle,
Görüşmek istiyordum, çok zamandır seninle"

O, oralı olmayıp, etmedi hiç iltifât,
Dedi: "Öyle bir arzu, olmadı bende fakat"

Kızmadı Hârûn Reşîd, cevâbına Behlül'ün,
Dedi: "Biraz nasîhat, etsene bana bu gün"

Buyurdu: "Ey hükümdâr, ne diyeyim ben sana,
Bir şu sarayına bak, bir de şu kabristana

Bundan ibret almayan, başka neden alır ki,
Ölümden daha büyük, nasihatçı var mı ki?

Ey emîrel müminin, nolacak senin hâlin?
Huzûr-u ilâhîye, çıkarsın sen de yârın

İşlediğin her işten, soracaklar sana hep,
Onlara verilecek, cevâbın var mı acep?

O gün çıkar meydana, çok perişan olduğun,
Başka ne nasîhati, istiyorsun ey Hârun?"

1) Fevâtü'l Vefâyât; c1, s228, 230
2) El-A'lâm; c2, s77
3) El-Beyân ve't-Tebyîn; c2, s230
4) Tabakâtü'l Kübrâ li'ş-Şa'rânî; c1, s68
5) Ravd-ur-Reyyâhîn; s60
6) Muhâdarât-ül-Ebrâr; s409
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c2, s137

 

İnşirah isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum Etiketleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308