![]() |
| | Konu Araçları |
| | #1 |
| | ![]() En çelimsiz canlıların, elsiz ve ayaksız varlıkların çok rahatlıkla beslendiğini görüyoruz İradesini kötüye kullanarak işe müdahale eden insanların yanlış müdahaleleri bir tarafa bırakılacak olursa, en zayıf, çelimsiz, aciz ve nahif varlıklara en güzel şekilde bakıldığını müşahede ediyoruz İşte, bir hücrenin hayatiyetini devam ettirmesi; ana rahmindeki ceninin en mükemmel usulle beslenmesi ve dünyaya gelen yavruya annenin musahhar edilerek en küçük ihtiyacının dahi, büyük bir ihtimamla deruhte ettirilmesi; denizin dibindeki balıklar ve meyvenin içindeki kurtların gayet mükemmel beslenmesi; yerinden kımıldama imkânı olmayan ağaçların ve yatalak hastaların rızıklarının kendilerine kadar getirilmesi ve bunlar gibi binlerce müşahhas misaller yukarıda mücerret fikir halinde söylediğimiz hususu te’kid etmektedir Bütün bunlarla anlıyoruz ki, kâinatta hükmeden Kerîm ve Rahîm bir Zât vardır Cenâb-ı Hakk umum kâinatta bu kadar ihsan ve kerem sahibi olursa, O daima ikrâm ve ihsan etmek ister İkram ve ihsan etmek istemesinin yanında ikram ve ihsan edeceklerinin de vücutlarını iktiza eder Madem ki bu dünyada âciz, zaif ve aynı zamanda fanî insanlara bu kadar ikrâm ve ihsanda bulunuyor; rahmet ve keremi bu ikramlarının devamını istilzam eder Halbuki burada insan yediği bir üzüm tanesine mukabil bin tokat yiyor Tadıyor, fakat doymuyor Ağzında tat, kalbinde feryat ve figan meydana geliyor Ona zevk veren şeyler, veda dahi etmeden ve hiç sormadan çekip gidiyorlar Gençlik, güç, kuvvet ve daha nice zâil olan nimetler gibi![]() ![]() Öyleyse burada insana bu kadar ihsanda bulunan Cenâb-ı Hakk ihsan ve nimetlerini kesivermekle, nimeti nikmete, lezzeti azaba ve muhabbeti düşmanlığa çevirmeyecektir Halbuki bütün bunlar ebedî olmazsa, nimet nikmet olur Lezzet azab olur Ve sevgi düşmanlığa dönüşür Öyleyse, bu nimet ve ihsanların devam edeceği bir ebedî âlem vardır ve mutlaka olacaktır![]()
|
| |
| İstediğini Bulamadıysanız Üye Olmadan
BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz. |
| | #2 |
| | ![]() ŞEFKAT DE ÂHİRETİ İKTİZA EDER Yeryüzünde çok açık olarak bir şefkatin hükümferma olduğunu müşahede ediyoruz Şefkat acıma hissidir Şefkat bir mazlûma merhamet etme hissidir Şefkat, ağlayanın ağlamasına kulak verme hissidir Şefkat, yaralı, arızalı, bereli bir kimsenin arızasını tedavi etme hissidir En küçük daireden en büyük dairelere kadar bu şefkat hissinin geçerli olduğunu görüyoruz Eliniz yaralansa, siz de elinizi tedaviye koyulsanız, Allah’ın merhamet ve şefkati olmasa, inanın kanınızın, yaralanan o kısmı nescetme, onarma faaliyeti görülemeyecek ve siz o yarayı kapatamayacaksınız Kapanmayan yaralar görüyoruz, bunlar size bir şey anlatmıyor mu? Çok ciddi ameliyat iktiza eden bir hastalık karşısında, bir insanı ameliyat masasına yatırmadan evvel hekimler baş başa verip düşünüyorlar Ya bir şeker hastalığı veya daha başka bir sebep yüzünden: “Biz bu hastayı ameliyat edersek, bu yaranın kapanması zor olacak” diyebiliyorlar Yine sizler, öyle ameliyat geçirmiş kimseleri görürsünüz ki, bunların yaraları aylar, bazen de seneler sonra kapanmaktadır Allah (c c) kapatmazsa kapanmaz Ya şeker nisbetini yükseltiyor ya da pankreasla ilgili bir arıza meydana getiriyor, ensülin dengesi bozuluyor ve yara kapanmayabiliyor İşte, insanın büyük sayılabilecek yaralarının dahi kısa zamanda iyileşmesini temin eden Cenâb-ı Hakk’ın sadece bu noktadaki şefkatini anlayabiliyor musunuz? Cenâb-ı Hakk (c c) bizlere merhamet ediyor Ama ne ile? Ancak mikroskoplarla görebileceğiniz küçücük varlıkları imdadınıza göndererek![]() ![]() Bizler bütün yeryüzündeki şefkat eserlerinden istidlâl ederek şu hükme varıyoruz: Zerrelerden küreye, hücrelerden en kompleks organizmalara kadar her tarafta O’nun şefkat ufuklarını açmış olan Allah (c c) âhireti açacak, insanları yeniden diriltecek, bu dünyada çeşitli nimetleriyle perverde etmiş olduğu insanı, âhirette de o bitmek tükenmek bilmeyen nimetleriyle donatacaktır
|
| |
| | #3 |
| | ![]() CELÂL ve İZZET ÂHİRETİ İKTİZA EDER Tepeden tırnağa bizi bu denli nimetlerle perverde eden Cenâb-ı Hakk’ın bir de izzeti vardır O, nimetlerine başkasının müdahale etmesini kabul etmeyeceği gibi, nimetler mukabilinde yapılacak olan arz-ı teşekkür ve minnetin de başkasına yapılmasına razı olmaz Bunun yanında, aksi hareket edip, nimetlerine nankörlük edenlere karşı da bir gayret ve ceberutu vardır Halbuki, nice insanlar var ki, binlerce nimete gark olmuşlarken nankörlük edip, kulluk ve ubudiyetlerini Allah’tan başkasına yapıyorlar Allah (c c)’ın kendisini tanıtmak için yaptığı bunca ihsanına karşı gözü kapalılıkla mukabelede bulunuyorlar Bu dünyada, kâfir, zalim, cebbâr ve gaddâr ceza görmeden çekip gidiyor![]() Halbuki izzet ve celal, öyle edepsizlerin te’dibini ve cezalandırılmasını ister Bu, dünyada olmuyor Demek ki, başka bir âlemde olacaktır Orada zâlim cezasını, mazlum da mükâfatını görecektir![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #4 |
| | ![]() BUNCA CÖMERTLİK ÂHİRETİ GEREKTİRİR Muhtaç olduğumuz şeyler Cenâb-ı Hakk’ın lütuf seyri içinde gelmese, cihanları versek dahi birini elde edemeyiz Harun Reşid’in karşısına çıkan Allah dostu sorar: - Harun! Şu bir bardak suya muhtaç olduğunda onu elde edebilmek için bütün saltanatını verir miydin? - Evet, - Peki, bu suyu içsen de dışarıya çıkaramasan, onu çıkarmak için bütün saltanatını verir miydin? - Evet Bunun üzerine ârif insan şunları söyler: - İşte ya Hârun! Senin bütün servet ve saltanatın bir bardak sudan ibarettir! ![]() ![]() ![]() Şu bir bardak sudan alalım da her an muhtaç olduğumuz havaya kadar, bütün nimetleri, kapımızda hazır buluyoruz Her mevsim ayrı ayrı binlerce çeşit meyve Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsanıyla geliyor Aksini düşünseydik, değil o meyveleri, bütün cihana bedel bir çekirdeği dahi elde edemezdik İşte, dünyada, Cenâb-ı Hakk’ın bu denli seha ve cömertliğini görüyoruz Zavallı insan, keramet ve mucize arıyor Halbuki etrafımızdaki bu çeşit hadiselerin hepsi hârikulade olarak meydana geliyor Cömertliğe bakın ki, güneş ve ay insana iki mûtî hizmetkâr gibi çalışıyor ve hizmet ediyor Isısıyla başımızı okşarken, ihtiyacımız olan meyve, sebze ve hububatın olgunlaşmasını da deruhte ediyor Eğer bütün bu cömertlikler geçici ve fani şu dünya misafirhanesine mahsus olsa ve devam etmese, düşündüğümüz ve her an bize gelmesi muhtemel ölüm sebebiyle, her nimetin ardından bir bardak zehir içiyor gibi ızdırap çekecektik Zira itlâf ettiğimiz her nimet bize, bir gün bütün nimetlerden mahrum olacağımızı ihtar etmektedir Bundan da korkuncu ebedî yokluğu hatırlatmaktadır Halbuki bu kadar cömert bir Zât, verdiği bunca nimetleri tattırdıktan sonra elimizden almaz Belki o nimeti devam ettirir ve ebedîleştirir İşte bu geçici âlemde bu kadar cömertliği cilvelenen Zât’ın, bir de ebedî ve tükenmeyen bir âlemi vardır ki, burada numunesini gördüğümüz cömertlikler orada bizzat ve ebedî olarak devam edecektir Yoksa onun bunca cömertliği, aksiyle vasıflanır ki, bu da onun Zat-ı ulûhiyetiyle bağdaşamaz ve O, böyle çirkinliklerden münezzeh ve mukaddestir
|
| |
| | #5 |
| | ![]() EBEDÎ CEMAL ÂHİRETİ İSTER Bir bahar mevsiminde, kuşların şakıyışı ve suların çağlayışını dinleyelim Bütün nebatat ve ağaçların yemyeşil zümrüt gibi güzelliğini; güneşin doğuş ve batışını ve bulutsuz bir gecede mehtabı seyredelim Kâinatta cilvelenen bütün güzellikleri hayalimizin nazarına arzedelim İşte bu ve bunun gibi bütün tatlı tablolar Cenâb-ı Hakk’ın cemâlinin bir cilvesidir O peşi peşine birbirini takip eden bu manzaralarla bize, kendi güzelliğini göstermektedir Bizler de O’nun bu cilvelerindeki güzelliği seyretmekle kendimizden geçiyoruz O, kendini tanıttırmak istiyor, biz de tanımaya çalışıyoruz Şayet biz bu güzellikleri seyrederken perdeyi kapayıverse ve bizi yokluk karanlıklarında bıraksa, nimet nikmete, muhabbet musibete, akıl da bize ızdırap veren bir âlete döner Halbuki böyle bir Cemâl, böyle bir çirkinlikten münezzeh ve mukaddestir Aslında nimeti nimet yapan ve aklı her şeyden lezzet alır hale getiren, o nimetlerin devamıdır Binâenaleyh Allah, kendi ebedî ve sermedî olan Cemâlini devamlı bize göstereceği ayrı bir yurt açacak, bizi o diyarda haşr ve neşr edecek, sonsuz nimetlerini Cemâl ve Kemâlini bize orada gösterecektir Hem O’nun güzellikleri ebedîdir Öyleyse güzelliklerin devam edeceği ebedî bir âlem gerekir Tâ ki, buradan geçip giden güzellikler orada ebedî olarak devam etsin Evet, bu dünyada cilvelerinin güzelliğiyle kendimizden geçtiğimiz gibi, bir gün Zâtı’nın Cemâl ve güzelliğini seyrederken de kendimizden geçeceğiz “Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar Rabb’ine bakar ” (Kıyâme, 75/22, 23)
|
| |
| | #6 |
| | ![]() BURADAKİ HIFZ ve MUHAFAZA ÂHİRETİN OLACAĞINA DELİLDİR Bu âlemde mükemmel bir hafîziyet hükümfermadır İnsanın mahiyeti sperm denilen bir hücrede muhafaza edilmektedir Karakterinin en ince teferruatına kadar kromozomlarda onun istikbali saklanmaktadır Sizler insandaki kromozom sayısını değiştirmeye kalksanız onun mahiyetini değiştirmiş olacaksınız Bilindiği gibi insanın ruh yapısı, karakteri, iç dünyası bu kromozomlar vasıtasıyla şekillenmektedir Bunların sayısı 46 değil de 44 ya da 48 olsa, insan bambaşka bir canlı şekline dönüşmüş olur Görüldüğü şekilde kromozom gibi minnacık varlıklar insanın ne olacağı hususunda, sebep ve vesile olarak hüküm veriyorlar Demek ki, Cenâb-ı Hak onlara takdir hakkını vermiş ve belli bir nizamı böylece sürdürüyor Biz de burada riyâzî bir keyfiyetin hükümferma olduğunu müşahede ediyoruz İnsan zâyi olmamaktadır Bugün insan olarak doğan yarın hayvana, başka bir gün de bitkiye dönüşmemektedir Evet, mikroskopla ancak görülebilecek kadar küçük bir varlıkta kâinatın hülasası olan insan muhafaza olunuyor O, insan olarak doğacak, yaşayacak, ölecek ve nihayet yine insan olarak haşrolup insan olarak hesaba çekilecektir Koca çam ağacı, küçücük çekirdeğine yerleştirilmiş ve orada semaya ser çekecek istikbaldeki haliyle muhafaza ediliyor Atom fiziğinin kurucularından S James: “Kâinatı yaratan muhakkak en mükemmel bir matematikçidir” derken, kâinatta hüküm süren riyazî ölçülere işaret etmektedir Hiçbir hâdise, yön ve harekette, kâinatta mevcut bulunan riyazî ölçülere terslik göstermez Esasen bütün bunlar bize O’nun Mukaddir ismini anlatıyor Fakat Jean ve onun gibi düşünenler sâir isimleri de, O’nun Mukaddir isminin gölgesine sokuyor Biz Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olarak, bir yönüyle bunu kabul ederiz Bir dairede herhangi bir isim hâkim ise, diğer isimler, mevcudiyetlerini o ismin gölgesinde hissettirirler İşte, takdir, ölçü, kıstas, matematiğin hâkimiyeti ve gözü tırmalayacak bir durumun bulunmaması açısından eşya ve hâdiselere baktığımızda evvelâ bütün ihtişamiyle Allah’ın “Mukaddir” ismini görüyoruz Herşeyin muhafaza edildiğini söylemiştik Bütün bitkileri de aslî hüviyetlerinde muhafaza eden kromozomlarıdır Evet, insan spermde; bir ağaç, çekirdeğinde muhafaza edildiği gibi, bütün sesler de fezada ve çeşitli cisimlerde muhafaza ediliyor Belki bir gün gelecek keşfedilen aletlerle bu sesleri yeniden dinleme imkânı doğacaktır Bir teyp bandına sesler tesbit edildiği gibi, bize ait ses, tavır ve hareketler de yanından geçtiğimiz veya içinde yaşadığımız cisimler tarafından tesbit edilmektedir ki, bir gün leh veya aleyhimizde şehadet edeceklerdir Bir ilim adamının yapmış olduğu denemede şöyle bir husus gözlenmiştir: İlim adamı deneme yapıyor Bir ağaç altında işlenen cinayetle ilgili olarak şüpheli birkaç kişi deneme mahalline getiriliyor Maznunlardan masum olanlar içeriye girdiğinde hiçbir değişiklik göstermeyen ağaçlar, kâtil içeriye girdiğinde sarsılmaya başlıyorlar Ve böylece kâtil tesbit edilmiş oluyor Daha önce katilin çıkardığı şerareler, ağaç tarafından tesbit ve muhafaza edildiğinden dolayı sonra kâtili ihbar ediyor En basit hareket ve hâdiselerin dahi tesbit edildiği ilmen sabit olduktan sonra, meselenin insana ait yönüne bakabiliriz: İnsanı spermde, ağacı çekirdekte ve bir tavuğu yumurtanın hayat düğümünde muhafaza eden böyle bir Hafîz, insan gibi, kâinatın nokta-i mihrâkiyesi ve yeryüzünün halifesi bir sultanı öldükten sonra, başıboş bırakmayacak ve toprağa atılan bir tohum gibi, başka bir âlemde, ona şayeste bir hayat bahşedecektir
|
| |
| | #7 |
| | ![]() YERYÜZÜNDE GÖRÜLEN ÖLDÜRME ve DİRİLTME HÂDİSESİ ÂHİRETİ İSBAT EDİYOR Yeryüzünü tetkik ettiğimiz zaman, bir an olur ki, o anda herşey var olma ve dirilme havası içinde arz-ı didar eder El ele, omuz omuza, diz dize, bütün mahlûkat Cenâb-ı Hakk’ın karşısında resm-i geçit vaziyeti alıyor gibi hazır vaziyet alırlar Ağaçlar, otlar, yeşillikler ve bütün çemenzâr, formalarını takan askerler gibi, Şâhid-i Ezelî’nin karşısında boy boy dizilirler Başka bir an olur ki, yapraklar dökülür, varlıklar enkaz haline gelir ve zemin çöl manzarası arzetmeye başlar İlkbaharda, yeryüzünü alabildiğine cazibedarlık, revnekdarlık içinde görmemize karşılık, hazan mevsiminde, yıkıcı, sökücü ve götürücü rüzgârların ardından, herşeyin yüzüne kül elenmiş gibi bir manzara müşâhede ederiz Sonbaharda çölde yürüyor gibi yürürüz Hele kış basıp da kar düşen yerlerde, hayattan ve canlılıktan eser kalmaz gibi olur Ağaçlar kupkuru kemik haline gelir Otlar çürür, hayatları biter Toprak istihâlelerle tohumları çürütür Fakat ilkbaharda bu enkaz yeniden canlanmaya başlar Bir de bakarsınız, o kül üzerinde yan gelmiş yatan ağaçlar, sündüs ve istebrak gibi bütün süs ve zinetlerini takınır; Şahid-i Ezelî’nin karşısında kıyâma dururlar Ağaçlar altında pörsümüş ve solmuş o otlar, çiçekler ve toprağın altındaki tohumlar yeniden neşv ü nema bulup arz-ı didar etmeğe başlarlar Bütün hevâmm ve haşerât ölüm uykusundan rahat rahat gözlerini açarlar, teneffüs edecekleri tertemiz havanın, yüzlerini okşadığını hissederler Rızıklarını, toprağın sinesinde yeşillikler halinde stok edilmiş olarak bulurlar Her baharda Cenâb-ı Hakk, milyonlarca mahlukat çeşidini bunun gibi haşr ve neşreder İşte bu umumî haşr ve neşr; o kadar canlı ve revnekdar cereyan etmektedir ki, buna bakan herkes şu kanaate varır: Biz de öldükten sonra, aynen bunlar gibi, öbür âlemin baharında haşr ve neşr olacağız ![]() ![]() Kur’ân-ı Kerim: “De ki: “Yeryüzünde gezin, bakın yaratmağa nasıl başladı, sonra Allah, son yaratmayı da yapacaktır Çünkü Allah, herşeye kâdirdir ” (Ankebût, 29/20)“Allah’ın rahmetinin eserlerine bakın ki, nasıl yeri ölümünden sonra diriltiyor?! Şüphe yok ki, O, ölüleri de diriltecektir O, herşeye kâdirdir” (Rûm, 30/50) diyerek bu hakikate işaret etmektedir Bir sahifede, milyonlarca kitabı birbirine karıştırmadan yazıp nazarımıza arz eden bir Zât, formalarını söküp dağıttığı bir kitabı ikinci defa aynı şekilde bir araya getireceğini vaad etse, bu O’nun kudretinden uzak görülebilir mi? Yoktan, bir makinayı icad eden sanatkâr, daha sonra bu makinayı söküp dağıtsa ve ikinci defa aynı makinayı monte edeceğini söylese, inkâr edilebilir mi? Hiçten ve yoktan bir orduyu teşkil edip intizam altına alan bir kumandan, efradı istirahat için dağılmış bir orduyu, bir boru sesiyle tekrar toplayabileceğini söylese, ona karşı “hayır yapamazsın” denilir mi? İşte bu basit misaller dahi âhiretin inkârının mümkün olmadığına kanaat getirtmeğe kafi ve yeterlidir Halbuki bunun misali üç-beş değil, üçyüzbin, belki milyonlarcadır![]()
|
| |
![]() |
| Tags: ahiret, gunu, hakkindaki |
| Konu Araçları | |
| |